Gıda kıtlığını nasıl önleyebiliriz? ⏲️ 6 Minute English: İngilizce çalışma notları

BBC Learning English

Öğrenme zorluğu
906 kelime 153 kel/dk

Video özeti: Program; hava koşullarının, enerji maliyetlerinin, enflasyonun ve küresel ticaretten uzaklaşmanın gıda arzı üzerindeki baskısını inceliyor. Ayrıca üretim kapasitesi yüksek ülkelerin artan talebi karşılamaya yardımcı olup olmaması gerektiğini ve dikkatli arazi planlamasıyla gıda üretimi ile biyolojik çeşitliliğin birlikte korunup korunamayacağını ele alıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. where the food on your plate comes from? — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: know fiilinden sonra kullanılan wh yan cümlesinin, doğrudan sorudaki devrik diziliş yerine düz cümle sözcük sırasını koruduğunu anlayın. Bu kalıpla yiyeceklerin, bilgilerin veya ürünlerin kaynağını daha uzun bir soru içinde doğal biçimde sorabilirsiniz. 2. global demand for food outgrows supply, — Sözcük Anlamı ve Kullanım Düzeyi: outgrows fiilinin burada bir insanın bedensel olarak fazla büyümesini değil, talebin arzın sağlayabileceği miktarı aşmasını anlatan soyut kullanımını tanıyın. Ekonomik ya da toplumsal eğilimlerde giderek büyüyen farkları bu fiille ifade edebilirsiniz. 3. stepping up to help meet that demand, — Phrasal Verb’ler: step up ifadesinin daha fazla sorumluluk üstlenmek veya çabayı artırmak, meet demand ifadesinin ise gereken ihtiyacı karşılamak anlamına geldiğini öğrenin. Bu birleşimi hükümetlerin, şirketlerin ya da bireylerin büyüyen bir ihtiyaca nasıl karşılık verdiğini anlatırken kullanabilirsiniz.

Bu derste

Six Minute English from bbclearningenglish.com.

0:02

bbclearningenglish.com'dan Six Minute English.

Hello, this is Six Minute English from BBC Learning English.

0:08

Merhaba, bu BBC Learning English'ten Six Minute English.

I'm Neil.

0:12

Ben Neil.

And I'm Rob.

0:12

Ve ben Rob.

Do you know where the food on your plate comes from? Dilbilgisi

0:13

Tabağınızdaki yemeğin nereden geldiğini biliyor musunuz?

Dilbilgisi

where the food on your plate comes from? ... gömülü wh sorusu

where the food on your plate comes from? know fiilinden sonra gelir ve neyin bilinmek istendiğini gösterir. Bu, wh sözcüğüyle başlayan gömülü bir sorudur: where kaynağı sorar ve the food on your plate öznedir. Soru Do you know... yapısının içinde olduğu için yan cümlede düz cümle sırası korunur: özne + comes. Doğrudan sorudaki does + özne + come devrik sırası kullanılmaz. tell me ve remember gibi fiillerden sonra da aynı yapı kullanılır.

Alıştırma

Doğal olan gömülü wh sorusunu seçin.

  1. Do you know where does this milk come from?
  2. Do you know where from this milk comes?
  3. Do you know where this milk comes from?
Cevabı göster

Do you know where this milk comes from?

Many people just assume that shops will always be ready with a cheap and plentiful supply. Kalıp ifadeler

0:17

Çoğu insan mağazaların her zaman ucuz ve bol bir kaynakla hazır olacağını varsayar.

Kalıp ifadeler

just assume that ... doğrulanmamış varsayım

just assume that, önce kontrol etmeden bir inancı doğru kabul etmeyi ifade eder. Bu cümlede insanlar, dükkânların her zaman ucuz ve bol bir tedarik bulunduracağını sorgulamadan doğru sayıyor. Buradaki just sadece ya da yalnızca anlamındadır; az önce anlamında değildir. assume, nötr think fiiline göre doğrulanmamış bir başlangıç varsayımını daha güçlü biçimde vurgular ve ifade eleştirel duyulabilir.

Alıştırma

Bilgiyi kontrol etmeden kabul ettiğini anlatan cümleyi seçin.

  1. She just discovered that the shop was open.
  2. She just confirmed that the shop was open.
  3. She just assumed that the shop was open.
Cevabı göster

She just assumed that the shop was open.

Kalıp ifadeler

be ready with + bir şey: hazır edip hemen sunabilmek

be ready with + isim yapısında with, önceden hazırlanmış veya hemen kullanılabilecek şeyi tanıtır. Bu cümlede insanların, mağazalarda ihtiyaç duyulduğunda ucuz ve bol miktarda ürünün hazır bulunacağını varsaydığı anlatılır. Bu ifade, kişinin elinin altında ne bulunduğuna odaklanır; bir şeyle birlikte hazır olmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Öğrenilen ifadeyle cümleyi tamamlayın: When the interviewer asked for proof, the spokesperson was ____ the latest figures.

Cevabı göster

ready with

But recently, a lack of certain foods in the UK, Kalıp ifadeler

0:23

Ancak son zamanlarda İngiltere'de belirli gıdaların eksikliği,

a situation known as a food shortage, Dilbilgisi

0:26

gıda kıtlığı olarak bilinen bir durum,

Kalıp ifadeler

a lack of + isim: eksiklik veya yetersiz miktar

A lack of + isim, bir şeyin yeterli miktarda olmadığını veya bulunamadığını belirtir. Bu cümlede bazı gıdaların arzının yetersiz olduğunu ifade eder. Burada lack bir isimdir: önünde a, ardından of gelir. Bu yapı, bir sorun veya neden belirlenirken haberlerde, raporlarda ve açıklamalarda yaygın olarak kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi lack sözcüğünün isim biçimiyle tamamlayın: The review was delayed because of ____ reliable evidence.

Cevabı göster

a lack of

Dilbilgisi

a situation known as a food shortage: önceki düşünceyi adlandırma

a situation known as a food shortage ad öbeği, açıklayıcı bir eşleme görevi görür: önceki a lack of certain foods düşüncesini belirli bir durum türü olarak yeniden adlandırır. Known as a food shortage, which is known as a food shortage anlamına gelen kısaltılmış bir ilgi cümleciğidir. Burada known as adı tanıtır; cümlenin ana fiili değildir. Bu yapı, açıklayıcı bir metnin önce düşünceyi anlatıp hemen ardından kabul gören terimi vermesini sağlar.

Alıştırma

Cümleyi, derste ad tanıtmak için kullanılan iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: They observed a process ____ photosynthesis.

Cevabı göster

known as

has left supermarket shelves empty of everyday items like eggs, Notlar

0:29

süpermarket raflarında yumurta gibi günlük ürünlerin,

Dilbilgisi

has left supermarket shelves empty: leave + nesne + sıfat

has left supermarket shelves empty yapısında supermarket shelves nesne, empty ise sonucu anlatan sıfattır. leave + nesne + sıfat kalıbı, bir şeyin nesnenin belirli bir duruma gelmesine veya o durumda kalmasına yol açtığını anlatır. Burada leave bir yerden ayrılmak anlamına gelmez. Present perfect biçimindeki has left, önceki kıtlığı onun güncel sonucu olarak sunulan boş raflarla ilişkilendirir.

Alıştırma

Sonuç durumunu anlatmak için leave + nesne + sıfat yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The long delay left the passengers frustrating.
  2. The long delay left the passengers frustrated.
  3. The long delay left frustrated the passengers.
Cevabı göster

The long delay left the passengers frustrated.

Kelime

everyday items like eggs, ... everyday ve every day

Bu cümlede everyday items, insanların günlük yaşamda sıkça kullandığı veya satın aldığı sıradan ürünler demektir; eggs buna bir örnektir. everyday, items'tan önce gelen ve ürünlerin ne tür olduğunu belirten bir sıfattır. Bu ifade, ürünlerin her gün gerçekleşen bir şeyle bağlantılı olduğu anlamına gelmez. Süpermarkette bulunması beklenen alışılmış ürünleri anlatır.

Alıştırma

Günlük yaşamda kullanılan sıradan ürünler anlamına gelen İngilizce ifade hangisidir?

  1. every day items
  2. items every day
  3. everyday items
Cevabı göster

everyday items

tomatoes, and cucumbers.

0:33

domateslerin ve salatalıkların tükenmesine neden oldu.

Some see these food supply problems, Kalıp ifadeler

0:35

Bazıları, artan enerji fiyatlarıyla birleşen alışılmadık derecede soğuk havanın neden olduğu

which were caused by unusually cold weather combined with rising energy prices, Notlar

0:37

bu gıda tedarik sorunlarını,

Dilbilgisi

caused by: edilgen yapıda nedeni belirtme

Bu yan cümlede caused, were caused by yapısındaki past participle biçimidir. Önce sonuç belirtilir; ardından by, bu sonuçtan sorumlu etkenleri tanıtır: alışılmadık derecede soğuk hava ile yükselen enerji fiyatları. Yeniden kullanılabilir kalıp sonuç + be + caused by + neden şeklindedir. Sonuç ana konu olduğunda ve yazar nedeni sonradan eklemek istediğinde kullanışlıdır.

Alıştırma

Öğrenilen ifadeyle edilgen neden yapısını tamamlayın: The power cut was ____ a fallen tree.

Cevabı göster

caused by

Kalıp ifadeler

combined with rising energy prices: etkenlerin birlikte işlemesini gösterme

Burada combined with, yükselen enerji fiyatlarını alışılmadık derecede soğuk havaya ek bir etken olarak bağlar. Anlam, iki koşulun birlikte etkili olduğudur; hava durumu tek neden olarak sunulmaz. Yeniden kullanılabilir kalıp A combined with B + sonuç biçimindedir. İki olguyu yalnızca sıralamak yerine ortak etkiyi vurgulayan açıklamalarda özellikle kullanışlıdır.

Alıştırma

Her iki etkenin de katkıda bulunduğunu göstermek için hedef ifadeyi kullanın: Poor visibility, ____ icy roads, made driving dangerous.

Cevabı göster

combined with

as a warning not to take a reliable supply of food for granted. Deyimler

0:42

güvenilir bir gıda kaynağını hafife almamak için bir uyarı olarak görüyor.

Kalıp ifadeler

Some see these food supply problems, ... as a warning

see A as B yapısı, A'yı B olarak yorumlamak veya değerlendirmek anlamına gelir. Burada Some see these food supply problems as a warning, bazı insanların bu sorunları bir uyarı olarak gördüğünü anlatır; fiziksel olarak bir uyarı gördüklerini anlatmaz. as a warning, A'ya verilen yorumu gösterir. Uzun which cümleciği, gıda tedariki sorunlarının nedenini ekler. A ile as B arasına girmiş olsa da ana yapıyı bozmaz: Some see these food supply problems as a warning. Bu cümledeki uyarı, güvenilir gıda tedarikinin her zaman var olacağını garanti saymamamız gerektiğidir.

Alıştırma

Değerlendirme yapısını tamamlayın: Many readers ____ the ending ____ hopeful.

Cevabı göster

see · as

Deyimler

take a reliable supply of food for granted: güvenilir bir gıda arzını garanti saymak

To take something for granted, bir şeyin her zaman mevcut veya güvenilir olacağını varsayarak onun değerini ya da onu kaybetme riskini artık fark etmemek demektir. Buradaki uyarı, güvenilir bir gıda arzını garantiymiş gibi görmemektir. Yapı take + object + for granted şeklindedir ve a reliable supply of food nesnedir.

Alıştırma

Bir şeyin sürekli mevcut olacağını kesin saymak anlamına gelen deyimle uyarıyı tamamlayın: Never ____ clean drinking water ____.

Cevabı göster

take · for granted

Like many countries, Anlatım akışı

0:46

Birçok ülke gibi,

the UK imports much of its food from abroad Kalıp ifadeler

0:48

İngiltere de gıdasının büyük bölümünü yurtdışından ithal ediyor

Kalıp ifadeler

import ... from abroad: …ı yurt dışından ithal etmek

import + something + from abroad yapısı, malları yabancı kaynaklardan bir ülkenin içine getirmek, yani bir şeyi yurt dışından ithal etmek anlamına gelir. Bu cümlede alıcı ülke Birleşik Krallık'tır, içeri giren şey food sözcüğüyle belirtilir ve much of its food gıda arzının büyük bir bölümünü ifade eder.

Alıştırma

"from a-" ile başlayan ve genel olarak yabancı ülkeleri kaynak olarak belirten iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The island imports most of its fuel ____.

Cevabı göster

from abroad

and for years has enjoyed a stable and affordable supply. Dilbilgisi

0:51

ve yıllardır istikrarlı ve uygun fiyatlı bir tedarike sahip.

Anlatım akışı

Like many countries: cümle başında karşılaştırma çerçevesi

Like many countries, cümlenin başında kullanılan bir karşılaştırma çerçevesidir. Cümle Birleşik Krallık hakkında bilgi vermeden önce ülkeyi daha geniş bir grubun içine yerleştirir. Bu giriş, durumun yalnızca Birleşik Krallık’a özgü olmadığını, başka ülkelerle paylaşıldığını gösterir. Burada like, ardından many countries isim öbeği gelen bir edattır; ana cümle daha sonra odağı yeniden the UK üzerine getirir.

Alıştırma

Hangi cümle Paris’i daha geniş başkentler grubuna yerleştirmek için cümle başındaki karşılaştırma çerçevesini doğru kullanır?

  1. Like many tourists, Paris attracts millions of visitors.
  2. Like many capital cities, the museums attract visitors to Paris.
  3. Like many capital cities, Paris attracts millions of visitors.
Cevabı göster

Like many capital cities, Paris attracts millions of visitors.

Dilbilgisi

for years has enjoyed: present perfect ile süren zaman

For years, geçmişte başlayıp şimdiki referans noktasına kadar gelen uzun bir dönemi belirtir. has enjoyed ile kullanılan present perfect, istikrarlı tedariki bu dönem boyunca sürmüş ve şu anda hâlâ önem taşıyan bir durum olarak sunar. Süreyi vurgulamak için for years öne alınmıştır. Özne olan the UK önceki bağlı bölümden anlaşılır; bu nedenle tam yapı the UK has enjoyed ... for years şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi enjoy fiilinin present perfect biçimiyle tamamlayın: For years, the town ____ a reliable water supply, and it still does.

Cevabı göster

has enjoyed

But with changes in the world economy, Anlatım akışı

0:55

Ancak dünya ekonomisindeki değişimler,

inflation, and the effects of climate change,

0:57

enflasyon ve iklim değişikliğinin etkileri ile

how much longer will this continue? Dilbilgisi

1:00

bu daha ne kadar devam edecek?

Anlatım akışı

with changes in the world economy, inflation, and the effects of climate change, ...: cümlenin başında arka planı sıkıştırmak

Burada cümlenin başındaki with + isim öbeği yapısı, ana sorudan önce birkaç arka plan etkenini bir araya getirir. Sıralanan unsurlar dünya ekonomisindeki değişiklikler, enflasyon ve iklim değişikliğinin etkileridir. Bu kullanımdaki with, yalnızca birlikte bulunmayı değil, bu koşulları hesaba katınca veya bu şartlar altında anlamını verir. Karmaşık arka plan bilgisini sorudan önce sıkıştırarak dikkati durumun ne kadar daha sürebileceği sorusuna yöneltir.

Alıştırma

Ana cümleden önce arka planı vermek için with + isim öbeklerini doğal biçimde kullanan cümle hangisidir?

  1. Heavy traffic and a late start with, the bus arrived after noon.
  2. With heavy traffic and a late start, arrived the bus after noon.
  3. With heavy traffic and a late start, the bus arrived after noon.
Cevabı göster

With heavy traffic and a late start, the bus arrived after noon.

Dilbilgisi

How much longer will this continue?: daha ne kadar devam edeceğini sormak

How much longer, hâlihazırda devam eden bir durumun bundan sonra ne kadar daha sürmesinin beklendiğini sorar. Much, karşılaştırma bildiren longer sözcüğünü niteler; bu nedenle soru genel süreden çok kalan süreye odaklanır. Bu doğrudan bir sorudur; will özne this’in önüne gelir ve continue yalın hâlde kalır. Buradaki this, daha önce konuşulan eğilime, duruma veya düzene gönderme yapar.

Alıştırma

Devam eden bir toplantının kalan süresini açıkça soran soru hangisidir?

  1. How long has the meeting lasted?
  2. How long did the meeting last?
  3. How much longer will the meeting last?
Cevabı göster

How much longer will the meeting last?

In this programme, we'll be finding out Öbek fiiller

1:02

Bu programda bunu öğreneceğiz

Öbek fiiller

finding out: daha önce bilinmeyen bir bilgiyi öğrenmek

Find out, daha önce bilinmeyen bir bilgiyi genellikle sorarak, kontrol ederek, araştırarak veya öğrenerek edinmek anlamına gelen bir phrasal verb'dür. Bir şeyi bilmemekten bilmeye geçişi vurgular. we'll be finding out ifadesinde sürekli zaman biçimi finding out, programın araştırıp açıklayacağı bilgiyi önceden haber verir.

Alıştırma

Cümleyi yukarıda öğrenilen phrasal verb ile tamamlayın: We need to ____ what caused the power cut.

Cevabı göster

find out

and as usual, learning some useful new vocabulary as well. Kalıp ifadeler

1:04

ve her zamanki gibi yeni ve faydalı kelimeler öğreneceğiz.

Kalıp ifadeler

as usual: alışılmış bir düzeni belirtmek

As usual, bir şeyin normalde olduğu şekilde gerçekleştiğini veya önceden oluşmuş bir düzeni izlediğini belirtir. Burada yeni kelimeler öğrenmenin programın düzenli bir bölümü olduğunu gösterir. Etkinlik hakkında parantez içi bir yorum gibi çalışır ve ardından gelen virgül onu cümlenin geri kalanından ayırır.

Alıştırma

Durumun normal düzene uyduğunu göstermek için cümleyi yukarıda öğrenilen ifadeyle tamamlayın: ____, Leo arrived ten minutes early.

Cevabı göster

As usual

Kalıp ifadeler

Cümle sonunda as well: “de/da, ayrıca”

Cümle sonundaki as well, daha önce söylenenlere bir kişi, şey ya da eylem daha ekler. Bu cümlede, başka bir etkinliğe ek olarak yararlı yeni kelimeler öğrenileceğini belirtir. Olumlu cümlelerde as well genellikle cümlenin sonunda bulunur. Burada “aynı derecede iyi” değil, “de/da” veya “ayrıca” anlamındadır.

Alıştırma

“Fiyatı da kontrol etmemiz gerekiyor” anlamına gelen doğal cümleyi seçin:

  1. As well we need checking the price.
  2. We as well need check the price.
  3. We need to check the price as well.
Cevabı göster

We need to check the price as well.

A reliable food supply is essential.

1:08

Güvenilir bir gıda tedariki şarttır.

In fact, there's an English expression about the dangers of not having enough food for everyone. Notlar

1:11

Aslında, herkes için yeterli gıda olmamasının tehlikeleri hakkında bir İngilizce ifade vardır.

Anlatım akışı

In fact: bir düşünceyi somut bir gerçekle güçlendirmek

In fact, önceki bir düşünceyi güçlendiren, açıklayan veya daha belirli hâle getiren bilgileri tanıtan bir söylem bağlacıdır. Bu cümlede konuşmayı, yeterli yiyecek olmamasının riskleriyle ilgili somut bir İngilizce ifadeye taşır. Önceki düşüncenin mutlaka yanlış olduğu anlamına gelmez. Burada sonraki bilginin önceki düşünceyi desteklediğini veya onu daha belirgin hâle getirdiğini gösterir.

Alıştırma

“The problem is more serious than it looks.” cümlesinden sonra gelip bu düşünceyi somut bir gerçekle güçlendirmeye en uygun cümleyi seçin:

  1. In fact, three local shops have already closed.
  2. For example, the problem is more serious than it looks.
  3. As usual, the problem is more serious than it looks.
Cevabı göster

In fact, three local shops have already closed.

Dilbilgisi

the dangers of + isim veya -ing biçimi

the dangers of + isim veya -ing biçimi, bir durumun ya da eylemin yol açabileceği olası zararları anlatır. Burada not, having sözcüğünden önce gelir; dolayısıyla not having enough food for everyone bütünüyle tehlikeli olarak sunulan durumdur. Bu yapı, bir eylemi veya durumu risk olarak tartışılabilecek bir konuya dönüştürür. Özellikle haberlerde, raporlarda, kamuya yönelik uyarılarda ve tartışmacı metinlerde yaygındır.

Alıştırma

“Güvenlik kontrollerini atlamanın riskleri” anlamını vermek için cümleyi the dangers of + -ing ile tamamlayın: The guide explains ____.

Cevabı göster

the dangers of skipping safety checks

We are only nine meals away,

1:16

Sadece dokuz öğün uzaktayız,

but away from what Neil?

1:19

ama neye dokuz öğün Neil?

Is it A, a revolution?

1:21

A, bir devrime mi?

B, anarchy?

1:24

B, anarşiye mi?

Or C, famine?

1:25

Yoksa C, kıtlığa mı?

I guess the expression goes,

1:26

Sanırım o ifade şöyle:

"We're only nine meals away from revolution."

1:28

"Devrime sadece dokuz öğün uzaktayız."

Okay.

1:31

Tamam.

I'll reveal the answer later on. Kalıp ifadeler

1:32

Cevabı daha sonra açıklayacağım.

Kalıp ifadeler

later on: daha sonraki belirsiz bir zamanda

Later on, “daha sonraki bir zamanda” anlamına gelen bir zaman zarfı öbeğidir; şimdi veya söz edilen zamandan sonraki bir noktayı belirtir. Bu cümlede cevabın açıklanmasını erteler ve cevabın daha sonra geleceğini bildirir. Bu ifade kesin bir zaman belirtmez. On, kalıplaşmış ifadenin bir parçasıdır ve burada “üstünde” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi bu derste geçen ve belirsiz bir sonraki zamanı ifade eden iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: We can discuss the budget ____.

Cevabı göster

later on

Besides difficulties in importing food, Anlatım akışı

1:35

Gıda ithalatındaki zorlukların yanı sıra,

Anlatım akışı

Besides + isim veya -ing yapısı: başka bir etken eklemek

Burada Besides difficulties in importing food, ithalat sorunlarının daha geniş bir listedeki etkenlerden biri olduğunu gösterir. Bu ifade, söz konusu etkenin daha önce belirtilen veya zaten anlaşılan bilgilere ek olarak değerlendirildiğini anlatır. Cümle başında Besides + isim öbeği veya -ing yapısı, sonraki ifadeyi önceki bilgiye bağlar ve onu ilişkili başka bir neden, sorun ya da nokta olarak sunar.

Alıştırma

Hangi cümle besides kullanarak bir nedene başka bir neden daha ekler?

  1. Besides it is expensive, the repair will take several weeks.
  2. Beside being expensive, the repair will take several weeks.
  3. Besides being expensive, the repair will take several weeks.
Cevabı göster

Besides being expensive, the repair will take several weeks.

some countries are also producing less food than they used to. Dilbilgisi

1:38

bazı ülkeler eskisinden daha az gıda üretiyor.

Dilbilgisi

less food than they used to: bugünü geçmişle karşılaştırmak

Less food than they used to, şimdiki miktarı geçmişteki olağan miktarla karşılaştırır: ülkeler artık daha az miktarda yiyecek üretiyor. than they used to içinde produce fiili zaten açık olduğu için çıkarılmıştır. Tam biçim than they used to produce olurdu. Bu yapı, şimdiki bir miktarı veya sıklığı geçmişteki bir alışkanlık ya da durumla karşılaştırırken tekrarı önler.

Alıştırma

Karşılaştırmayı, artık değişmiş olan geçmişteki bir rutini anlatan iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: We eat out less than we ____.

Cevabı göster

used to

In the UK, many farmers are selling their apple orchards to housing developers, Kültür

1:42

İngiltere'de pek çok çiftçi, artan üretim maliyetleriyle mücadele etmek yerine

Kültür

elma bahçelerini konut geliştiricilerine satmak

Bu cümledeki selling their apple orchards to housing developers, ifadesi, çiftçilerin elma bahçelerini konut geliştiren kişi veya şirketlere devrettiği anlamına gelir. Housing developers sıradan alıcılar değildir; bu terim satışı arazinin planlanan farklı kullanımıyla ilişkilendirir. Bu nedenle ifade, arazinin elma yetiştirmekten konut inşasına yönelmesini ima eder. Ana fikir yalnızca bahçenin el değiştirmesi değil, kullanımının tarımdan konuta dönüşebilmesidir.

Alıştırma

Bahçelerin konut geliştiricilerine satılması arazi hakkında neyi ima eder?

  1. Arazi yalnızca elma üretimi için kullanılmaya devam edecek.
  2. Arazi, elma yetiştirmek yerine konut yapımında kullanılabilir.
  3. Çiftçiler elmaları doğrudan yeni sakinlere satıyor.
Cevabı göster

Arazi, elma yetiştirmek yerine konut yapımında kullanılabilir.

rather than struggle with increasing production costs. Notlar

1:46

elma bahçelerini konut müteahhitlerine satıyor.

Dilbilgisi

artan üretim maliyetleriyle boğuşmak yerine

Bu cümlede Rather than başka bir seçeneği ortaya koyar ve “... yerine” anlamına gelir. İfade, selling the orchards ile seçilmeyen seçenek olan struggle with increasing production costs'u birbirine bağlar. Buradaki struggle with, zor bir şeyle zaman içinde güçlükle başa çıkmak demektir; fiziksel olarak kavga etmek anlamına gelmez. Rather than genellikle birbirine paralel eylemleri bağlar. Önceki cümle özneyi ve zamanı verdiği için ikinci eylem struggle yalın fiiliyle kullanılır: çiftçiler bahçeleri satıyor, artan maliyetlerle boğuşmayı tercih etmiyor.

Alıştırma

“Sorunla uğraşmak yerine” anlamındaki ifadeyi ekleyerek cümleyi tamamlayın: She chose to ask for help ____ the problem alone.

Cevabı göster

rather than struggle with

Kalıp ifadeler

increasing production costs: artan üretim maliyetleri

Production costs, malzeme, enerji, işçilik ve nakliye gibi ürün üretirken veya yetiştirirken ortaya çıkan giderleri anlatan yerleşik bir iş dünyası ifadesidir. Increasing production costs ifadesinde increasing, costs sözcüğünü niteler; yani giderler yükselmektedir. Bu ifade “üretimi artırmanın maliyeti” anlamına gelmez.

Alıştırma

Mal üretme giderlerinin yükseldiğini anlatan vurgulanmış iş dünyası ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The factory raised prices because of ____.

Cevabı göster

increasing production costs

Here's Adam Leyland, editor of The Grocer magazine,

1:50

İşte The Grocer dergisinin editörü Adam Leyland,

speaking with BBC Radio 4's The Food Programme.

1:53

BBC Radio 4'un The Food Programme yayınında konuşuyor.

The forecast is for the lowest levels of production since records began. Notlar

1:57

Tahminlere göre üretim, kayıtların tutulmaya başlanmasından bu yana en düşük seviyede.

Kalıp ifadeler

The forecast is for + isim öbeği

The forecast is for + isim öbeği yapısı, beklenen sonucu veya durumu ifade eder. Burada for sözcüğünden sonra kendi fiili olan tam bir cümlecik değil, the lowest levels of production isim öbeği gelir. Bu yapı tahmine tarafsız ve rapor tarzı bir ton verir. Hava durumu, ekonomi, satış ve üretim tahminlerinde yaygındır.

Alıştırma

Vurgulanan tahmin kalıbındaki iki sözcükle cümleyi tamamlayın: The forecast ____ heavy rain tonight.

Cevabı göster

is for

Kalıp ifadeler

üretimin en düşük seviyeleri

The lowest levels of production, üretilen miktarın karşılaştırma aralığının en alt noktasında olduğu anlamına gelir. Lowest bir üstünlük derecesidir; levels of production ise üretimi ölçülebilir bir gösterge olarak ele alır. Bu ifade, üretim ve ölçülebilir diğer eğilimlerle ilgili raporlarda yaygındır. Belirli bir partideki ürün sayısını değil, bir düzeyi veya eğilimi anlatır.

Alıştırma

Karşılaştırma aralığının en alt noktasındaki üretimi doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. The factory reported the lowest levels of production in twenty years.
  2. The factory reported in the lowest levels of production in twenty years.
  3. The factory reported the lowest production of levels in twenty years.
Cevabı göster

The factory reported the lowest levels of production in twenty years.

Kelime

kayıtlar tutulmaya başladığından beri

Since records began, mevcut en eski kayıtlardan bugüne veya konuşulan zamana kadar anlamına gelir. Bu cümlede karşılaştırma aralığını belirler: üretimin, bu kayıtların kapsadığı daha önceki herhangi bir zamandan daha düşük olacağı tahmin edilmektedir. Bu ifade otomatik olarak insanlık tarihinin tamamı anlamına gelmez. Aralık, bu konudaki güvenilir kayıtların ne zaman başladığına bağlıdır.

Alıştırma

Bu cümlede since records began ne anlama geliyor?

  1. Yalnızca kayıt tutmanın ilk başladığı anda.
  2. İlgili kayıt döneminin başlangıcından bugüne kadar.
  3. Tüm insanlık tarihinin başlangıcından bugüne kadar.
Cevabı göster

İlgili kayıt döneminin başlangıcından bugüne kadar.

And when you think about how much investment there has been in glasshouses and polytunnels since 1985, Notlar

2:01

Ve 1985'ten bu yana cam seralara ve plastik seralara ne kadar çok yatırım yapıldığını düşündüğünüzde,

Anlatım akışı

when you think about ile arka planı sunma

Burada when you think about, dinleyicinin ne zaman düşündüğünü sormaz. Dinleyiciyi bir konuyu göz önünde bulundurmaya çağırır ve yatırım miktarını arka plan bilgisi olarak sunar. Bu ifade, bir gerçeği sonraki değerlendirme veya sonuçtan önce vererek düşüncenin akışını düzenler. You genel anlamdadır; konuşmacı dinleyen herkesi aynı noktayı değerlendirmeye davet eder.

Alıştırma

Bu cümlede when you think about ne işe yarıyor?

  1. Konuşmacının belirli bir zamanı hatırlayamadığını gösteriyor.
  2. Dinleyicinin genellikle ne zaman düşündüğünü soruyor.
  3. Bir değerlendirme veya sonuç için arka plan bilgisi sunuyor.
Cevabı göster

Bir değerlendirme veya sonuç için arka plan bilgisi sunuyor.

Dilbilgisi

how much investment there has been: iç içe yan cümle söz dizimi

how much investment there has been yapısında investment, yatırılan para veya emeğin toplam miktarını belirten sayılamayan bir isimdir; bu nedenle how much kullanılır. There has been, varlık bildiren there be yapısının present perfect biçimidir. since 1985 ile birlikte yatırımın geçmişten bugüne kadar biriktiğini gösterir. how ile başlayan yan cümlenin tamamı think about ifadesinden sonra daha büyük bir cümlenin içine yerleştirildiği için düz cümle söz dizimi olan there has been kullanılır. Doğrudan soruda yardımcı fiil öne gelir: How much investment has there been?

Alıştırma

Hangi cümle We need to understand sonrasında iç cümleyi doğru kullanıyor?

  1. We need to understand how much progress there has been.
  2. We need to understand how much progress has there been.
  3. We need to understand how many progress there has been.
Cevabı göster

We need to understand how much progress there has been.

Kültür

glasshouses ve polytunnels: iki korumalı yetiştirme yapısı

Glasshouses ve polytunnels, ışığın içeri girmesini sağlarken ürünleri koruyan yetiştirme yapılarıdır. Glasshouse, çoğunlukla camla çevrili bir seradır; polytunnel ise genellikle polietilen örtüyle kaplanmış kavisli bir iskelettir. Bu cümlede, bu tesislere yapılan uzun vadeli yatırım, korumalı koşullarda ürün yetiştirme kapasitesinin arttığını gösterir. Bu terimler, Birleşik Krallık'taki tedarik değişiklikleriyle ilgili sonraki iddia için tarımsal bağlam sağlar.

Alıştırma

Hangi ifade glasshouse ile polytunnel arasındaki farkı doğru açıklar?

  1. Bir glasshouse çoğunlukla camla çevrilidir; bir polytunnel ise genellikle plastik örtüyle kaplıdır.
  2. Bir polytunnel yer altındadır; bir glasshouse ise yer üstündedir.
  3. Glasshouses meyve içindir; polytunnels ise yalnızca sebzeler içindir.
Cevabı göster

Bir glasshouse çoğunlukla camla çevrilidir; bir polytunnel ise genellikle plastik örtüyle kaplıdır.

in a way that's transformed UK supply quite frankly, Notlar

2:07

açıkçası Birleşik Krallık tedarikini dönüştüren bir şekilde,

Anlatım akışı

in a way that's transformed ...: bir eylemi etkisine bağlamak

in a way that + yan cümle yapısı, önceki bir eylemin nasıl işlediğini veya ne tür bir etki yarattığını açıklar. Burada that has transformed UK supply ilgi cümleciği way sözcüğünü niteler; that's, that has anlamına gelir ve İngilizce present perfect, değişikliği şimdiyle bağlantılı gösterir. İfadeyi yatırımla ilgili ayrıntıdan sonra kullanmak, bu kanıtı bir etki iddiasına dönüştürür: yatırım yalnızca gerçekleşmemiş, tedarik durumunu da değiştirmiştir. Bu yapı, bir olgudan onun daha geniş sonucuna geçmeye yardımcı olur.

Alıştırma

That has kısaltmasını kullanarak cümleyi hedef bağlantı yapısıyla tamamlayın: The new rail line connects rural towns ____ the regional economy.

Cevabı göster

in a way that's transformed

Ton ve niyet

quite frankly: doğrudan ve güçlü bir görüş belirtmek

Quite frankly, “çok doğrudan ve dürüst konuşmak gerekirse” anlamına gelen bir tutum belirtecidir. Quite, frankly sözcüğünü güçlendirir; böylece ifade, konuşmacının görüşünü yumuşatmadığını gösterir. Bu ifade, konuşmacının yakındaki iddiaya karşı tutumunu belirtir; Birleşik Krallık’taki tedariğin nasıl dönüştüğünü anlatmaz. Bir görüşten önce gelebilir veya buradaki gibi bir yan cümleden sonra kullanılarak konuşmacının doğrudan değerlendirmesini güçlendirebilir.

Alıştırma

Yargı: Yeni bir müşteriyle ilk kez görüşüyorsunuz. “Quite frankly, your proposal makes no sense” cümlesi, karşı çıkmanın güvenli ve nazik bir yoludur.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

the fact that this is what's being forecast is extraordinary. Dilbilgisi

2:11

bunun öngörülen durum olması olağanüstü.

Dilbilgisi

The fact that ... is extraordinary: bir gerçeğin tamamını değerlendirmek

The fact that + yan cümle, eksiksiz bir ifadeyi özne görevi gören bir isim öbeği hâline getirir. Burada öznenin tamamı the fact that this is what's being forecast bölümüdür ve tekil fiil is, bu özneyi extraordinary değerlendirmesine bağlar. what's being forecast içinde what's, what is ifadesinin kısaltmasıdır; what is being forecast ise “şu anda tahmin edilen durum” anlamına gelir. Bu yapı, önce karmaşık bir gerçeği belirtmenizi, ardından ana yüklemde bu gerçeğin tamamını değerlendirmenizi sağlar.

Alıştırma

Hangi cümle, durumun tamamını değerlendirmek için The fact that ... yapısını doğal biçimde tekil özne olarak kullanır?

  1. The fact that no one was injured are remarkable.
  2. The fact that no one was injured is remarkable.
  3. The fact of no one was injured is remarkable.
Cevabı göster

The fact that no one was injured is remarkable.

Adam says that British food production is at its lowest since records began,

2:15

Adam, İngiliz gıda üretiminin kayıtlar başladığından bu yana en düşük seviyesinde olduğunu söylüyor,

a phrase used to mark the point in the past

2:20

geçmişte insanların sadece hatırlamak yerine

when people started writing down an account of something Kalıp ifadeler

2:23

bir şeyin kaydını yazmaya başladığı

Kalıp ifadeler

writing down an account of: yazılı bir kayıt oluşturmak

writing down an account of something ifadesinde write down bir şeyi yazılı olarak kaydetmek, an account of something ise o şeyin betimlemesi veya anlatımı demektir. İfade bir bütün olarak bir olayın, deneyimin ya da durumun yazılı kaydını oluşturmayı anlatır. Buradaki account, banka hesabı veya çevrim içi hesap anlamına gelmez. an account of + olay ya da konu yapısında of sonrasındaki bölüm, neyin anlatıldığını belirtir.

Alıştırma

Leo wrote down an account of the rescue cümlesindeki an account of the rescue ne anlama gelir?

  1. Kurtarmayla ilgisi olmayan bir isim listesi
  2. Kurtarma için açılmış bir banka hesabı
  3. Kurtarma olayının yazılı bir anlatımı
Cevabı göster

Kurtarma olayının yazılı bir anlatımı

rather than just remembering it.

2:26

zamanı işaret etmek için kullanılan bir ifade.

So that the information could be used in the future. Dilbilgisi

2:29

Böylece bu bilgiler gelecekte kullanılabilecekti.

Dilbilgisi

So that ... could be used: amaç eklemek

So that bir amaç bildirir: in order that ile aynı işlevde olup ulaşılmak istenen sonucu gösterir. Bu cümlede bilginin gelecekte kullanılabilmesi, onu daha önce yazıya geçirme eyleminin amacıdır. Altyazı, önceki yan cümleden sonra amacı ekleyen bir konuşma parçasıdır. Tam bir yazılı cümlede ana cümleye bağlanır: People wrote the information down so that it could be used in the future. Could önceki eylemin geçmiş zaman bakış açısına uyar; information eylemden etkilendiği için be used edilgen yapıdadır.

Alıştırma

Kutunun neden etiketlendiğini belirtmek için so that yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. We labeled the box so that finding it easily.
  2. We labeled the box so that could be found it easily.
  3. We labeled the box so that it could be found easily.
Cevabı göster

We labeled the box so that it could be found easily.

Production is decreasing despite improvements in how food is grown, Dilbilgisi

2:32

Özellikle cam seraların ve naylon tünellerin kullanımı başta olmak üzere,

Dilbilgisi

despite improvements in how food is grown: despite + isim öbeği

Despite, “-e rağmen” anlamına gelen bir edattır. Normalde üretimin artmasını bekletecek bir olumlu gelişmeyi, improvements in how food is grown isim öbeğiyle tanıtır. Ancak ana cümle üretimin azaldığını söyler; böylece beklenen sonuçla gerçek sonuç arasındaki zıtlık vurgulanır. Bu ifadede improvements ana isimdir; in how food is grown ise iyileşmenin hangi alanda olduğunu açıklar. Despite’tan sonra özne ve fiil içeren tam bir cümle vermek istiyorsanız despite the fact that... veya although... kullanın; despite’tan sonra doğrudan tam cümle kullanmayın.

Alıştırma

Hangi cümlede despite bir isim öbeğinden önce doğru kullanılmıştır?

  1. Despite the heavy rain, the match continued.
  2. Although the heavy rain, the match continued.
  3. Despite the rain was heavy, the match continued.
Cevabı göster

Despite the heavy rain, the match continued.

especially the use of glasshouses and polytunnels.

2:36

gıdaların yetiştirilme şeklindeki gelişmelere rağmen üretim azalıyor.

A glasshouse is a large greenhouse, Kelime

2:40

Cam sera (glasshouse) büyük bir seradır,

a building with glass sides used for the commercial growing of fruit and vegetables. Kalıp ifadeler

2:42

meyve ve sebzelerin ticari olarak yetiştirilmesi için kullanılan, yanları camdan yapılmış bir yapıdır.

Kelime

glasshouse: Britanya İngilizcesinde büyük sera

Glasshouse, Britanya İngilizcesinde sera anlamına gelen bir isimdir ve özellikle ticari olarak ürün yetiştirmek için kullanılan, yanları camla kaplı büyük bir yapıyı anlatabilir. Bu cümlede insanlara yönelik bir binayı değil, yetiştirme tesisini ifade eder. a large greenhouse doğrudan tanımı verir; a building with glass sides used for the commercial growing of fruit and vegetables ise yapısını ve amacını açıklar. Birleşik kelime cam kaplamayı öne çıkarır, tarım bağlamı da özel anlamını belirler.

Alıştırma

Hangi cümlede glasshouse bitki yetiştirilen bir tesis anlamında kullanılmıştır?

  1. An accountant checks invoices in a glasshouse.
  2. The nursery stores office furniture in a glasshouse.
  3. The nursery grows orchids in a glasshouse.
Cevabı göster

The nursery grows orchids in a glasshouse.

Kalıp ifadeler

used for ...: meyve ve sebzelerin ticari olarak yetiştirilmesi için kullanılan

used for ... binanın amacını belirtir: bina özel kullanım için değil, satılacak meyve ve sebzelerin ticari olarak yetiştirilmesi için tasarlanmıştır. Bu ifade binanın şu anda ne yaptığını değil, ne amaçla kullanıldığını açıklar. a building ifadesinden sonra gelen used for ..., kısaltılmış edilgen bir ilgi cümleciğidir. a building used for growing fruit, a building that is used for growing fruit ile aynı anlama gelir. used geçmiş zaman ortacıdır ve burada for sözcüğünü the commercial growing of fruit and vegetables isim öbeği izler.

Alıştırma

Odanın amacını anlatmak için cümleyi hangi ifade doğru tamamlar? The room is ___ packing vegetables.

  1. used for packing
  2. used for pack
  3. used to packing
Cevabı göster

used for packing

A polytunnel is a similar structure, Kelime

2:47

Plastik sera/naylon tünel (polytunnel) de benzer bir yapıdır,

but made using plastic instead of glass. Dilbilgisi

2:50

ancak cam yerine plastik kullanılarak yapılır.

Kelime

polytunnel (plastik kaplı tarım tüneli)

Polytunnel, plastik filmle kaplanmış, uzun ve tünel biçiminde bir yapıdır ve genellikle ürün yetiştirmek için kullanılır. Daha korunaklı bir yetiştirme alanı oluşturur ve çiftçilerin yetiştirme koşullarını kontrol etmesine yardımcı olabilir. Bu cümlede polytunnel, amacı glasshouse yapısına benzeyen bir tarımsal yapı türünü adlandırır. Cümlenin vurguladığı önemli fark kaplama malzemesidir: cam yerine plastik.

Alıştırma

Hangi açıklama polytunnel sözcüğüne en uygun karşılıktır?

  1. Sebze taşımak için kullanılan bir yer altı tüneli
  2. Ürün yetiştirmek için kullanılan, plastik kaplı ve tünel biçiminde bir yapı
  3. Çoğunlukla ofis olarak kullanılan cam kaplı bir bina
Cevabı göster

Ürün yetiştirmek için kullanılan, plastik kaplı ve tünel biçiminde bir yapı

Dilbilgisi

made using ... instead of ...: bir malzemeyi diğerinin yerine kullanmak

Made using + malzeme veya yöntem, bir şeyin nasıl üretildiğini anlatır. Bu cümlede gerçekten kullanılan malzeme plastic'tir; instead of glass ise glass'ın yerine başka bir malzeme kullanıldığını gösterir. Bu parça but sözcüğünden sonra önceki yan cümleyi sürdürür; bu nedenle özne ve be fiilinin bir biçimi bağlamdan anlaşılır. Tam bir cümle olarak kalıp şöyle olabilir: It is made using plastic instead of glass.

Alıştırma

Cümleyi, derste öğrenilen ve «yerine» anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The outdoor table is made using recycled plastic ____ wood.

Cevabı göster

instead of

However, it's not only Brits who are worrying about the production and supply of their food. Notlar

2:52

Ancak gıdalarının üretimi ve tedariki konusunda endişelenenler sadece İngilizler değil.

Dilbilgisi

However, it's not only ... who ...: durumun yalnızca bir grupla sınırlı olmadığını vurgulamak

It's not only + kişi veya grup + who + yan cümle kalıbı, o kişi ya da grubu odağa alır. Eylemin, duygunun veya durumun başka kişiler için de geçerli olduğunu anlatır; yani endişelenenler yalnızca Brits değildir. However, daha önce Britanya'ya odaklanan anlatımın daha geniş bir noktaya geçtiğini gösterir. Aynı yan cümlede but also kullanmak zorunlu değildir; diğer kişiler veya yerler sonraki metinde tanıtılabilir.

Alıştırma

İşe gidip gelenlerin grevden etkilenen tek grup olmadığını göstermek için cümleyi not only + group + who kalıbıyla tamamlayın: It's ____ are affected by the strike.

Cevabı göster

not only commuters who

Kelime

Brits: Britanyalıları belirten gayriresmî çoğul isim

Brits, British people yani Britanyalılar anlamına gelen gayriresmî bir çoğul isimdir. Bu cümlede who are worrying yapısının çoğul öznesidir; Britanyalıların da gıda üretimi ve tedariki konusunda endişelendiğini belirtir. Bir kişi için a Brit veya a British person, birden fazla kişi için Brits denebilir. British genellikle sıfattır; Britain ise yer adıdır.

Alıştırma

Hangi kelime "British people" anlamına gelen gayriresmî çoğul isimdir?

  1. British
  2. Brits
  3. Britain
Cevabı göster

Brits

Changes are happening all around the world. Kalıp ifadeler

2:59

Değişimler tüm dünyada yaşanıyor.

Kalıp ifadeler

all around the world: dünya çapında bir kapsam belirtmek

all around the world, dünyanın birçok yerinde veya dünyanın her yerinde anlamına gelir. Changes are happening all around the world cümlesinde bu ifade yer bildiren bir zarf öbeği olarak kullanılır ve değişikliklerin tek bir ülke ya da bölgeyle sınırlı olmadığını gösterir. all, ifadeye geniş ve farklı yerlere yayılmış bir kapsam duygusu katar. Genellikle dünya çapında bir alanı belirtir; dünyanın her bir yerinin tek tek kastedildiği anlamına gelmez.

Alıştırma

“Dünyanın birçok yerinde” anlamındaki dört kelimelik tam ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: The festival is celebrated ____.

Cevabı göster

all around the world

When global demand for food outgrows supply, Kelime

3:02

Gıdaya yönelik küresel talep arzı aştığında,

Kelime

Küresel gıda talebi arzı aşar

Outgrows, bir miktarın büyüyerek başka bir miktarı aşması anlamına gelir. Burada küresel gıda talebi mevcut arzdan daha büyük hâle gelir; fiziksel olarak bir şey için fazla büyümek anlamında kullanılmaz. Outgrow geçişli bir fiildir, bu nedenle karşılaştırılan unsur supply doğrudan fiilden sonra gelir. Bu ifade, talebin artarak sonunda arz ile talep arasında dengesizlik oluşturmasına odaklanır.

Alıştırma

Cümleyi outgrow fiilinin geniş zaman biçimiyle tamamlayın: Demand for electric cars ____ supply in many cities.

Cevabı göster

outgrows

countries start competing with each other. Kalıp ifadeler

3:05

ülkeler birbirleriyle rekabet etmeye başlar.

Kalıp ifadeler

competing with each other: birbirleriyle rekabet etmek

Compete with someone veya something, aynı etkinlikte ya da aynı amaç için rakibinden daha iyi olmaya çalışmak anlamına gelir. Cümledeki countries start competing with each other ifadesi, ülkelerin yalnızca kendi çıkarlarının peşinden gitmek yerine birbirlerini rakip olarak görmeye başlaması demektir. each other ilişkinin karşılıklı olduğunu gösterir: ülkeler birbirleriyle rekabet eder ve her biri bu rekabetin bir parçasıdır. Bu yapı kişiler, takımlar, şirketler veya ülkeler için kullanılabilir.

Alıştırma

İki takımın birbirini yenmeye çalıştığını doğru olarak anlatan ifade hangisidir?

  1. competing with each other
  2. competing for each other
  3. cooperating with each other
Cevabı göster

competing with each other

According to Oxford University's Professor Charles Godfray, Anlatım akışı

3:08

Oxford Üniversitesi'nden küresel gıda sistemi uzmanı

Anlatım akışı

According to ...: bilgi kaynağını belirtmek

According to, ardından gelen bilginin kaynağını tanıtır. Bu cümlede, sonraki iddianın Profesör Charles Godfray'e ait olduğunu ve zorunlu olarak konuşanın kendi görüşü olmadığını gösterir. Bir söylem belirteci olarak kaynağı ana ifadeden önce verir: According to + kişi, kurum, rapor veya çalışma + bilgi. Böylece dinleyici sunulan kanıtın ya da görüşün kime ait olduğunu anlar.

Alıştırma

Hangi cümle bilginin kaynağının bir anket olduğunu açıkça belirtir?

  1. According the survey, most families cook at home.
  2. According to me, most families cook at home.
  3. According to the survey, most families cook at home.
Cevabı göster

According to the survey, most families cook at home.

an expert on the global food system, Kalıp ifadeler

3:11

Profesör Charles Godfray'e göre,

Kalıp ifadeler

expert on the global food system: uzmanlık konusunu belirtmek

an expert on the global food system, bu konu hakkında uzmanlaşmış bilgiye sahip bir kişi demektir. Burada bu ifade bir apposition, yani açıklayıcı isim öbeği olarak kullanılır: Charles Godfray Profesör hakkında ek bilgi verir ve cümle virgülden sonra devam eder. expert on + konu yapısında on, uzmanın araştırdığı, açıkladığı veya yorum yaptığı konuyu belirtir. Expert tekil ve sayılabilir bir isim olduğu için burada an gereklidir.

Alıştırma

Food safety ifadesini bir kişinin uzmanlığının belirli konusu olarak sunmak için on kullanan ifade hangisidir?

  1. an expert at food safety
  2. an expert for food safety
  3. an expert on food safety
Cevabı göster

an expert on food safety

we're now living in a less connected, Anlatım akışı

3:14

artık daha az bağlantılı,

less collaborative world,

3:16

daha az işbirlikçi bir dünyada yaşıyoruz,

a world which he says is deglobalizing. Kelime

3:18

onun ifadesiyle küreselleşmeden uzaklaşan (deglobalizing) bir dünyada.

Anlatım akışı

less connected, less collaborative world: paralel less + sıfat öbekleri

less connected ve less collaborative, aynı less + sıfat kalıbını kullanan paralel sıfat öbekleridir. İkisi de world sözcüğünü niteler; böylece cümle iki değişime eşit ağırlık verir. less sözcüğünün tekrarı net bir ritim oluşturur ve azalmayı takip etmeyi kolaylaştırır: bağlantılar zayıflar, iş birliği de azalır. Bu kalıp, karşılaştırılabilir birkaç değişikliği sunarken kullanışlıdır.

Alıştırma

Hangi cümle, iki değişime eşit ağırlık vermek için paralel less + sıfat öbekleri kullanıyor?

  1. The city is becoming less crowded and less polluted.
  2. The city is becoming less crowded and less pollution.
  3. The city is becoming less crowded and fewer polluted.
Cevabı göster

The city is becoming less crowded and less polluted.

Kelime

deglobalizing: küresel bütünleşmenin devam eden azalması

Deglobalizing, deglobalize fiilinin -ing biçimidir. Ticaret, üretim, tedarik zincirleri veya iş birliği yerel ya da bölgesel düzenlemelere yönelirken küresel bütünleşmenin azalması anlamına gelir. is deglobalizing yapısında şimdiki zamanın sürekli biçimi, bunu devam eden bir süreç olarak sunar. Bütün uluslararası bağlantıların çoktan kaybolduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Ekonomik bir tartışmada deglobalizing sözcüğüne en uygun anlam hangisidir?

  1. Ülkeler birbirine daha çok benziyor ve küresel olarak daha fazla bütünleşiyor.
  2. Tüm uluslararası ticaret çoktan durdu.
  3. Faaliyetler yerel veya bölgesel düzenlemelere yönelirken uluslararası ekonomik bağlar zayıflıyor.
Cevabı göster

Faaliyetler yerel veya bölgesel düzenlemelere yönelirken uluslararası ekonomik bağlar zayıflıyor.

Deglobalization involves sourcing food nearer to home, Notlar

3:21

Küreselleşmeden uzaklaşma, gıdayı eve daha yakın yerlerden,

Kalıp ifadeler

sourcing food nearer to home: gıdayı daha yakından tedarik etmek

Burada source, bir ürünü belirli bir tedarikçiden veya yerden elde etmek anlamına gelen bir fiildir ve çoğu zaman ürünün nereden geleceğini seçme sürecini de içerir. involves fiilinden sonra geldiği için -ing biçimi olan sourcing kullanılmıştır. Nearer to home, öncekine göre yerel veya ülke içi pazara daha yakın demektir. Gıdanın kaynağını anlatır; gıdayı bir kişinin evine yaklaştırmak anlamına gelmez.

Alıştırma

source fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The restaurant ____ its vegetables from nearby farms.

Cevabı göster

sources

domestically, or from neighboring countries.

3:25

yurtiçinden veya komşu ülkelerden temin etmeyi içerir.

Kelime

Deglobalization: küresel bütünleşmeden uzaklaşma

Deglobalization, uzak mesafeli küresel ağlardaki ekonomik bütünleşmenin azaltılması veya kısmen tersine çevrilmesi sürecidir. Bu cümlede, uzak gıda tedarik zincirlerine daha az bağımlı olmak ve ülke içindeki ya da komşu ülkelerdeki tedarikçilerden daha fazla ürün almak anlamına gelir. de- ön eki azalma veya tersine dönüş bildirir. Bu sözcük bütün uluslararası ticaretin mutlaka durması anlamına gelmez; küresel bağımlılığın azalması yönündeki bir hareketi anlatır.

Alıştırma

Buradaki tedarik zinciri anlamıyla deglobalization kavramını en iyi hangi değişiklik örnekler?

  1. Gıdanın daha büyük bir bölümünü ülke içindeki ve komşu ülkelerdeki tedarikçilerden almak
  2. Her kıtadaki tedarikçilere bağımlılığı artırmak
  3. Bütün gıda üretimini uzaktaki tek bir ülkeye taşımak
Cevabı göster

Gıdanın daha büyük bir bölümünü ülke içindeki ve komşu ülkelerdeki tedarikçilerden almak

While this sounds positive, Dilbilgisi

3:28

Bu olumlu kulağa gelse de,

Professor Godfray is worried that deglobalization makes it harder to supply food to parts of the world Dilbilgisi

3:29

Profesör Godfray küreselleşmeden uzaklaşmanın, dünyanın kendi başına yeterli üretim yapamayan

which cannot produce enough for themselves. Dilbilgisi

3:36

bölgelerine gıda tedarik etmeyi zorlaştıracağından endişe ediyor.

Dilbilgisi

While this sounds positive: karşıtlıktan önce ödünleme

Burada while, «... sırasında» değil, «... olsa da» anlamındadır. İlk yan cümle fikrin yararlı göründüğünü kabul eder; ana cümle ise ardından Profesör Godfray'in endişesini sunar. Bu ödünleyici yapı, bir noktayı kabul ettikten sonra bir sınırlama ya da karşıt görüş sunmayı sağlar: While + yan cümle, ana cümle.

Alıştırma

While this sounds positive burada nasıl bir ilişki kuruyor?

  1. Olumlu izlenim ile endişenin aynı anda gerçekleştiğini söyler.
  2. Endişenin başladığı kesin zamanı belirtir.
  3. Görünürdeki bir faydayı kabul edip ardından bir endişe sunar.
Cevabı göster

Görünürdeki bir faydayı kabul edip ardından bir endişe sunar.

Dilbilgisi

deglobalization makes it harder to: make it + sıfat + to mastarı yapısı

makes it harder to supply food yapısında make «neden olmak» anlamındadır, it biçimsel bir nesnedir ve harder zorluğun arttığını belirtir. Değerlendirilen asıl eylem daha sonra to mastarıyla gelir: to supply food. Yeniden kullanılabilen kalıp özne + make + it + sıfat + to + fiildir. Make, özneye ve zamana göre çekimlenir; easier, harder, possible veya difficult gibi sıfatlar kullanılabilir.

Alıştırma

make it harder to kalıbını ve make fiilinin doğru biçimini kullanarak cümleyi tamamlayın: The confusing layout ____ find the settings.

Cevabı göster

makes it harder to

Dilbilgisi

cannot produce enough for themselves: kendi ihtiyaçlarını karşılayacak kadar üretememek

Produce enough, bağlamdan ne olduğu zaten anlaşılan bir şeyi yeterli miktarda üretmek demektir. For themselves eklendiğinde, üretimin öznenin kendi ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik olduğu belirtilir. Cannot produce enough for themselves bir bütün olarak kendi kendine yeterli olamama durumunu anlatır. Themselves, öznenin temsil ettiği çoğul kişilere, bölgelere veya diğer varlıklara gönderme yapar. Burada kimin ihtiyaçlarının karşılanacağını belirtir; bu kişilerin üretimin her aşamasını bizzat yaptığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede for themselves neyi gösterir?

  1. Üretimin başka gruplara ücretsiz verildiğini
  2. Üretimin kendi ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik olduğunu
  3. Her üretim işini bizzat kendilerinin yaptığını
Cevabı göster

Üretimin kendi ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik olduğunu

Here, he shares his concerns with BBC Radio 4's The Food Programme. Kalıp ifadeler

3:38

Burada endişelerini BBC Radio 4'un The Food Programme'ı ile paylaşıyor.

Kalıp ifadeler

share one's concerns with someone: kaygılarını birine anlatmak

Share one's concerns with someone, bir kişiye, gruba veya kuruma insanın ne hakkında kaygı duyduğunu anlatmak demektir. Bu cümlede his concerns onun dile getirdiği kaygılardır; with'ten sonra gelen radyo programı ise bunları alan dinleyici ya da muhataptır. İyelik belirleyicisi kaygıları taşıyan kişiyle eşleşmelidir: share my concerns, share her concerns veya share their concerns. Dinleyiciyi belirtmek için with kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi share one's concerns with ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: During the appointment, Lena ____ the doctor.

Cevabı göster

shared her concerns with

We think that in the next 30 or 40 years, Kalıp ifadeler

3:43

Önümüzdeki 30 veya 40 yıl içinde

Kalıp ifadeler

in the next 30 or 40 years: gelecekteki bir zaman aralığı

In the next 30 or 40 years, şimdi başlayan ve yaklaşık otuz ila kırk yıl süren gelecekteki bir zaman aralığını belirler. Buradaki in, tam olarak bu dönemin sonunda değil, “yaklaşan bu dönem sırasında veya bu dönemin içinde” anlamına gelir. 30 or 40 seçimi, iki ayrı son tarihi değil, yaklaşık bir tahmini gösterir. Bu zaman çerçevesi, zaman içinde gelişmesi beklenen bir değişiklikle ilgili tahminleri sıkça tanıtır.

Alıştırma

Hangi cümle, değişikliğin şimdiden başlayıp gelecek 30 ya da 40 yılı kapsayan dönemde olacağını tahmin ediyor?

  1. We may see the result in 30 or 40 years.
  2. We have seen major changes for 30 or 40 years.
  3. We may see major changes in the next 30 or 40 years.
Cevabı göster

We may see major changes in the next 30 or 40 years.

we will probably see global demand for food rising 30 to 50%. Dilbilgisi

3:46

küresel gıda talebinin muhtemelen %30 ila 50 oranında artacağını düşünüyoruz.

Dilbilgisi

see global demand for food rising: see + nesne + -ing

Buradaki see, yalnızca gözle bakmak değil, “bir şeyin gerçekleştiğini deneyimlemek veya gözlemlemek” anlamına gelir. Kalıp see + nesne + -ing biçimindedir: global demand for food nesnedir ve rising devam eden değişimi anlatır. Will probably ile birlikte konuşmacı, gelecekte görünür hâle gelmesi muhtemel bir eğilimi tahmin eder. 30 to 50% tahmini artış miktarını verir ve rising food sözcüğünü değil, demand sözcüğünü açıklar.

Alıştırma

Verilen parçaları see + nesne + -ing kalıbına göre sıralayın: see / electric car sales / rising. Over the next decade, we will probably ____.

Cevabı göster

see electric car sales rising

And I think the question is, Anlatım akışı

3:51

Ve bence asıl soru şu:

should the UK be stepping up to help meet that demand, Öbek fiiller

3:52

İngiltere, çok gelişmiş bir yerel tarıma sahip olduğumuz göz önüne alındığında,

Anlatım akışı

the question is, should...? ile temel tartışmayı ortaya koymak

the question is kalıbı, konuşmacının herkesin odaklanmasını istediği konuyu bildirir. Ardından gelen should sorusu bu konuyu doğrudan ortaya koyar: Birleşik Krallık daha fazlasını yapmalı mı? Bu yapı yalnızca bir bilgi istemez. Geniş bir tartışmayı, üzerinde görüş ayrılığı olabilecek bir evet-hayır sorusuna indirger. Röportajlarda, konuşmalarda ve tartışmalarda yaygın bir düzenleme yöntemidir.

Alıştırma

Temel tartışmayı belirlemek için doğrudan soru kalıbını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The question is, cities should invest more in public transport?
  2. The question is whether should cities invest more in public transport.
  3. The question is, should cities invest more in public transport?
Cevabı göster

The question is, should cities invest more in public transport?

Öbek fiiller

stepping up to help meet that demand: talebin karşılanmasına yardımcı olmak için daha fazlasını yapmak

Burada stepping up, harekete geçmek gerektiğinde daha fazla sorumluluk almak veya daha çok çaba göstermek demektir; fiziksel olarak yukarı çıkmayı anlatmaz. be stepping up ilerleyen yapısı, bu olası çaba artışını Birleşik Krallık'ın şimdi yapması gereken şey olarak sunar. to help meet that demand bunun amacını belirtir. Meet demand, bir ihtiyacı karşılayacak kadar hizmet, tedarik veya kapasite sağlamak demektir. Bu yüzden tüm ifade, o ihtiyacın karşılanmasına yardımcı olmak için daha fazlasını yapmayı anlatır.

Alıştırma

Cümleyi “ihtiyacın karşılanmasına yardımcı olmak için daha fazla sorumluluk aldı” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: During the heatwave, local shops ____ the demand for bottled water.

Cevabı göster

stepped up to help meet

given that we have a very sophisticated home agriculture? Dilbilgisi

3:55

bu talebi karşılamaya yardımcı olmak için öne çıkmalı mı?

Dilbilgisi

given that + yan cümle: bir yargının dayanağını belirtme

Given that + yan cümle, konuşmacının bilinen veya kabul edilmiş saydığı bir olguyu sunar ve bunu sonraki soru, sonuç ya da önerinin dayanağı yapar. Burada gelişmiş yerli tarımla ilgili yan cümle, çevresindeki tartışmaya bir öncül sağlar. Anlamı “... olduğu göz önüne alındığında” ifadesine yakındır. because ile karşılaştırıldığında, yalnızca doğrudan bir neden belirtmek yerine genellikle arka plan kanıtı veya bir öncül sunar.

Alıştırma

Hangi cümle, kabul edilmiş bir olguyu önerinin dayanağı yapmak için given that ifadesini doğru kullanır?

  1. Given that the museum is closed on Mondays, let's visit on Tuesday.
  2. Giving that the museum is closed on Mondays, let's visit on Tuesday.
  3. Given the museum that is closed on Mondays, let's visit on Tuesday.
Cevabı göster

Given that the museum is closed on Mondays, let's visit on Tuesday.

Or you could argue completely the opposite, Anlatım akışı

4:00

Ya da tamamen aksini savunabilirsiniz,

Anlatım akışı

Or you could argue completely the opposite: karşı tarafın görüşünü sunma

Or, alternatif bir akıl yürütme çizgisini gösterir. You could argue olası bir görüşü ölçülü biçimde sunar; completely the opposite ise bu görüşün az önce belirtilen görüşü tamamen tersine çevirdiğini anlatır. Burada could esas olarak yetenek ifade etmez. Geçişi yumuşatır ve konuşmacının, o görüşe katıldığını söylemeden diğer tarafı sunmasını sağlar.

Alıştırma

Hangi cümle, önceki görüşü tamamen tersine çeviren bir tutumu açıkça sunar?

  1. Or you could add another reason for the same view.
  2. Or you could ask for more details about the view.
  3. Or you could argue completely the opposite.
Cevabı göster

Or you could argue completely the opposite.

that we live in a country where we are very depauperate for biodiversity. Kelime

4:02

biyolojik çeşitlilik açısından oldukça yoksul bir ülkede yaşadığımızı.

Kelime

very depauperate for biodiversity: biyolojik çeşitlilik açısından çok yoksul

Depauperate, sayı veya çeşit bakımından olağan dışı derecede yetersiz olmayı anlatan, nadir ve resmî bir sıfattır. Burada ülkenin biyolojik çeşitliliğinin görece az, bitki, hayvan ve diğer canlı çeşitliliğinin sınırlı olduğunu belirtir. Ekoloji metinlerinde bu fikir daha çok depauperate in species, species-poor veya low in biodiversity biçiminde ifade edilir. Konuşmacının depauperate for biodiversity kullanımı anlaşılır, ancak for aktif kullanımda örnek alınabilecek en güvenli eşdizim değildir.

Alıştırma

Resmî bir ekoloji metninde depauperate sözcüğünü en doğal kullanan cümle hangisidir?

  1. The island is depauperate at native species.
  2. The island is depauperate in native species.
  3. I am depauperate because I left my wallet at home.
Cevabı göster

The island is depauperate in native species.

Perhaps we should produce less food here and use our land more for biodiversity. Kalıp ifadeler

4:06

Belki de burada daha az gıda üretmeli ve arazimizi biyoçeşitlilik için daha fazla kullanmalıyız.

Kalıp ifadeler

use our land more for biodiversity: toprağı biyolojik çeşitlilik için daha fazla kullanmak

use + kaynak + for + amaç kalıbı, bir kaynağı belirli bir kullanıma ayırmak anlamına gelir. Bu cümlede our land kaynak, for biodiversity ise biyolojik çeşitliliği desteklemeyi veya iyileştirmeyi amaç olarak gösterir. More, amaçlar arasındaki dağılımı değiştirir: öneri, bütün toprağı yalnızca tek bir amaca ayırmak değil, toprak kullanımının daha büyük bir bölümünü biyolojik çeşitliliğe ayırmaktır. Bu kısa politika ifadesinde for biodiversity, for biodiversity protection or recovery anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi use + kaynak + more for + amaç kalıbıyla tamamlayın: The council wants to ____ community gardens instead of parking.

Cevabı göster

use the land more for

My view is that if we plan our land use in a canny way, Notlar

4:12

Benim görüşüm şu ki, arazi kullanımımızı akıllıca planlarsak,

Anlatım akışı

My view is that...: kişisel görüş belirtmek

My view is that, that'li cümleden önce konuşanın kişisel görüşünü belirtir. Benim görüşüm şu ki anlamına gelir; bu nedenle sonraki iddia kanıtlanmış bir gerçek olarak değil, bir görüş olarak sunulur. Bir tartışmada, röportajda, sunumda veya tartışmacı bir metinde görüş belirtmek için My view is that + tam bir cümle yapısını kullanın.

Alıştırma

Aşağıdaki iddiayı konuşanın kendi görüşü olarak açıkça sunan cümle hangisidir?

  1. I know that the proposal needs more time.
  2. The proposal needs more time.
  3. My view is that the proposal needs more time.
Cevabı göster

My view is that the proposal needs more time.

Kalıp ifadeler

plan our land use: arazi kullanımını düzenlemek

plan our land use ifadesinde plan fiildir ve our land use onun nesnesidir. land use, toprağın nasıl tahsis edildiğini ve yönetildiğini anlatan birleşik bir isimdir; konut, tarım, ulaşım veya koruma gibi amaçları kapsar. Burada ifade, bu amaçları bir bütün olarak dikkatlice düzenlemek anlamına gelir. Yalnızca bir arazi parçasını kullanma niyetini değil, arazi dağılımını bir planlama konusu olarak anlatır.

Alıştırma

Hangi cümlede land use, araziyi kullanma niyetinden ziyade arazinin düzenli biçimde amaçlara dağıtılmasını anlatıyor?

  1. The council must use land near the new station for public housing.
  2. The council must plan land use near the new station.
  3. The council plans to use its land near the new station.
Cevabı göster

The council must plan land use near the new station.

Kelime

canny: pratik, ihtiyatlı ve stratejik muhakeme

Canny, bir kişinin veya şeyin akıllı, dikkatli ve pratik bir muhakeme sergilediğini anlatır. in a canny way ifadesinde way sözcüğünü niteler ve neyin işe yarayacağına ve kaynakların nasıl iyi kullanılacağına dikkat ederek arazi kullanımını stratejik biçimde planlamak anlamına gelir. Smart gibi genel bir sözcükten daha dar kapsamlıdır: vurgu yalnızca zekâda değil, durumu dikkatle değerlendirdikten sonra etkili bir seçim yapmaktadır.

Alıştırma

Hangi cümlede canny dikkatli, pratik ve stratejik bir seçim anlamında kullanılmıştır?

  1. She was canny because she could repeat the entire poem after hearing it once.
  2. After comparing price and quality, she made a canny decision and bought a reliable used laptop.
  3. Without checking the cost or quality, he made a canny decision and bought the first laptop he saw.
Cevabı göster

After comparing price and quality, she made a canny decision and bought a reliable used laptop.

one can produce more food and one can increase the biodiversity in the country. Dilbilgisi

4:17

hem daha fazla gıda üretilebilir hem de ülkedeki biyolojik çeşitlilik artırılabilir.

Dilbilgisi

resmî genel ifadelerde one can... and one can...

Buradaki one, 1 sayısı değil, genel anlamlı bir zamirdir. İlgili herhangi bir kişi veya karar verici anlamına gelir; dolayısıyla one can her sonucu adı belirtilen bir kişinin eylemi olarak değil, genel olarak mümkün bir durum olarak sunar. One can ifadesinin tekrarı iki paralel yan cümle oluşturur: produce more food ve increase the biodiversity in the country. Tekrar, iki sonuca eşit ağırlık ve açıklık kazandırır; daha kısa bir sürüm tek bir özne kullanarak one can produce more food and increase biodiversity şeklinde kurulabilir.

Alıştırma

Resmî genel ifadeyi tekrarlanan one can... and one can... yapısıyla tamamlayın: With careful planning, ____ reduce costs and ____ protect natural resources.

Cevabı göster

one can · one can

Professor Godfray thinks only a globalized food system can successfully feed the world population. Dilbilgisi

4:22

Profesör Godfray sadece küreselleşmiş bir gıda sisteminin dünya nüfusunu başarılı bir şekilde besleyebileceğini düşünüyor.

Dilbilgisi

only + özne + can: eylemi yapabilen tek özneyi belirtmek

Only, özne ad öbeği a globalized food system ifadesinin hemen önünde yer alır ve bu özneyi eylemi yapabilecek tek seçenek olarak sunar. Bu iddia, başka tür gıda sistemlerinin dünya nüfusunu başarıyla besleyebilmesi olasılığını dışlar. Aktarılabilir kalıp only + özne + can + fiilin yalın hâlidir. Only burada özneyi nitelediği için cümle normal sözcük dizilişini korur: Only X can do Y.

Alıştırma

Güvenli dolabı açabilecek tek kişinin baş kütüphaneci olduğunu ifade edin: ____ open the secure cabinet.

Cevabı göster

Only the head librarian can

Countries that can produce food should be stepping up to meet demand. Öbek fiiller

4:29

Gıda üretebilen ülkeler talebi karşılamak için öne çıkmalı (step up).

Öbek fiiller

step up to meet demand: ihtiyaca karşılık vermek için çabayı artırmak

Step up, bir ihtiyaca çabayı veya faaliyeti artırarak ya da daha fazla sorumluluk üstlenerek karşılık vermek demektir. Amaç bildiren to meet demand ifadesi bunun nedenini açıklar: meet demand, insanların ihtiyacı olan mal, hizmet veya kapasiteyi yeterli ölçüde sağlamak demektir. Should be stepping up, should ile devam eden zaman yapısını birlikte kullanır. Daha güçlü tepkinin şu anda gerçekleşiyor olması gerektiğini gösterir ve mevcut tepkinin yetersiz olduğunu ima edebilir.

Alıştırma

İhtiyaç için yeterli hizmet sağlamak amacıyla daha fazla çaba göstermek anlamındaki ders ifadesini kullanın: During the heat wave, local clinics need to ____ for emergency care.

Cevabı göster

step up to meet demand

If you step up to a situation,

4:34

Bir durum için öne çıkarsanız (step up),

you start taking responsibility for doing something to improve things. Kalıp ifadeler

4:36

bir şeyleri iyileştirmek için harekete geçme sorumluluğunu almaya başlarsınız.

Kalıp ifadeler

Durumu iyileştirmek için bir şeyler yapma sorumluluğunu üstlenmek

Taking responsibility for doing something, bir eylemin kendi görevin olduğunu kabul etmek ve onu gerçekleştirmeyi üstlenmek anlamına gelir. Bu cümlede start taking responsibility, yalnızca sorunun önemli olduğunu söylemeyi değil, etkin biçimde dahil olmaya yönelik yeni bir adımı anlatır. Buradaki for bir edattır; bu nedenle ardından gelen eylem -ing biçiminde olur: responsibility for doing. To improve things ise eylemin amacını gösterir.

Alıştırma

check fiilinin -ing biçimini yazın: The class took responsibility for ____ the recycling station each morning.

Cevabı göster

checking

We need a balance between growing food and maintaining the Earth's biodiversity, Notlar

4:40

Gıda yetiştirmekle Dünya'nın biyolojik çeşitliliğini, yani

Kalıp ifadeler

Yiyecek yetiştirmek ile Dünya'nın biyolojik çeşitliliğini korumak arasında denge

A balance between A and B, bir tarafı diğerinin pahasına ilerletmek yerine iki tarafa da yeterli önem vermek anlamına gelir. Buradaki iki taraf growing food ve maintaining the Earth's biodiversity'dir; konuşmacı bu nedenle her iki hedefi de destekleyen bir çözüm istemektedir. Between iki tarafı tanıtır, and ise onları birbirine bağlar. Growing ve maintaining paralel -ing yapılarıdır; böylece iki etkinlik hem dilbilgisel hem de kavramsal olarak eşit konumda sunulur.

Alıştırma

Eşleşen yapıyı tamamlayın: We need ____ saving money ____ enjoying life.

Cevabı göster

a balance between · and

the number and variety of plants and animals living on Earth.

4:44

Dünya'da yaşayan bitki ve hayvanların sayısını ve çeşitliliğini korumak arasında bir dengeye ihtiyacımız var.

Kelime

Earth's biodiversity: Dünya'nın biyolojik çeşitliliği

Earth's biodiversity, tüm gezegendeki canlıların sayısı ve çeşitliliği anlamına gelir. Bu cümlede virgülden sonraki sözler, terimi daha basit bir dille yeniden açıklar. Bu kavram yalnızca canlıların toplam sayısını ifade etmez; biodiversity, kaç farklı bitki ve hayvan türü bulunduğunu da kapsar.

Alıştırma

Örnekte biodiversity için en uygun anlam hangisidir?

  1. bir bölgedeki canlıların sayısı ve çeşitliliği
  2. bir bölgede yetiştirilen toplam gıda miktarı
  3. tek bir hayvan türünün ortalama büyüklüğü
Cevabı göster

bir bölgedeki canlıların sayısı ve çeşitliliği

Depending on their circumstances, Kalıp ifadeler

4:48

Koşullarına bağlı olarak,

Kalıp ifadeler

Depending on their circumstances: içinde bulundukları koşullara bağlı olarak

Depending on + isim öbeği, ardından gelen içeriğin belirtilen etkene göre değiştiğini anlatır. Their circumstances, daha önce sözü edilen kişileri veya grupları etkileyen gerçek koşulları ifade eder. Bu ifade cümlenin başına getirildiğinde, ardından gelen bütün yargının kapsamını sınırlar. Tavsiyenin veya sonucun her durumda aynı olmadığını gösterir.

Alıştırma

Cümleyi, her başvuru sahibinin durumuna göre anlamındaki dört kelimelik ders ifadesiyle tamamlayın: ____, applicants may receive extra support.

Cevabı göster

Depending on their circumstances

countries could use their land either to grow food Dilbilgisi

4:50

ülkeler arazilerini gıda yetiştirmek

or to promote biodiversity.

4:53

veya biyolojik çeşitliliği desteklemek için kullanabilirler.

Dilbilgisi

either to grow food or to promote biodiversity: iki alternatif amaç

Either...or... iki alternatif sunar. Burada her alternatif amaç bildiren bir mastardır: to grow food ve to promote biodiversity. Either sözcüğünü ilk to'nun önüne koymak kapsamı netleştirir: seçim, arazinin iki olası kullanım biçimi arasındadır. To'nun tekrarlanması iki seçeneğin yapısal olarak paralel olduğunu açıkça gösterir.

Alıştırma

Either ile eşleşen bağlacı yazın: The library can use the space either to add more desks ____ to create a quiet study area.

Cevabı göster

or

But Professor Godfray thinks both are possible if we are canny, Dilbilgisi

4:55

Ancak Profesör Godfray, kurnaz/akıllıysak (canny) her ikisinin de mümkün olduğunu düşünüyor,

Dilbilgisi

both are possible if we are canny: bir koşul altında iki hedef de mümkün

Both, biraz önce sözü edilen iki hedefe gönderme yapar; are possible ise bu hedeflerin birlikte gerçekleştirilebileceğini belirtir. If yan cümlesi koşulu verir: insanlar canny, yani akıllıca ve sağduyulu davranırsa bu mümkün olabilir. Both are possible if... kalıbı, iki seçenekten yalnızca birinin seçilebileceği iddiasına karşı çıkar ve belirli bir koşul altında ikisinin de mümkün olduğunu söyler. Başarıyı garanti etmez; belirtilen koşul sağlanırsa iki hedefin bir arada bulunabileceğini ifade eder.

Alıştırma

Bir yönetici, hız ve doğruluk arasında kesin bir seçim yapılması gerektiği düşüncesini reddetmek istiyor. Hangi cümle, ikisinin belirli bir koşul altında bir arada mümkün olduğunu söyler?

  1. Either is possible because we improved the process.
  2. Both were possible before we changed the process.
  3. Both are possible if we improve the process.
Cevabı göster

Both are possible if we improve the process.

an adjective meaning clever and quick-thinking.

4:59

akıllı ve hızlı düşünen anlamına gelen bir sıfat.

Feeding the world is an urgent global challenge with serious consequences, Notlar

5:02

Dünyayı beslemek, İngilizce ifadede bahsedildiği gibi,

Dilbilgisi

Feeding the world: özne olarak kullanılan bir -ing öbeği

Feeding the world, isim işlevi gören bir -ing öbeğidir. feed eylemini bir konuya dönüştürür ve öbeğin tamamını cümlenin öznesi yapar. Bir -ing öbeği bu şekilde tek bir etkinliği veya görevi adlandırdığında genellikle tekil kabul edilir; bu nedenle cümlede is kullanılır. Bu yapı, eylemleri fikir, sorun veya hedef olarak ele almak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Hangi cümle, bir eylemi konu olarak sunmak için -ing öbeğini tekil özne olarak kullanır?

  1. To protect local forests, the region created a new law.
  2. Local forests protect the region from flooding.
  3. Protecting local forests is vital for the region.
Cevabı göster

Protecting local forests is vital for the region.

Kalıp ifadeler

an urgent global challenge with serious consequences: ciddi sonuçları olan acil bir küresel sorun

An urgent global challenge, dünya genelindeki ülkeleri veya insanları etkileyen ve hızla ele alınması gereken bir sorunu anlatır. urgent yalnızca önemli demek değildir; zaman bakımından acil olduğunu da belirtir. With serious consequences, konunun ciddiyetini ekleyerek sorunun ağır sonuçlara yol açabileceğini gösterir. İfade bir bütün olarak sorunun aciliyetini, küresel kapsamını ve olası etkisini kısa ve resmî biçimde özetler.

Alıştırma

Vurgulanan resmî ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: Antimicrobial resistance is ____.

Cevabı göster

an urgent global challenge with serious consequences

as mentioned in that English expression. Anlatım akışı

5:07

ciddi sonuçları olan acil bir küresel zorluktur.

Anlatım akışı

Önceki bilgiye dönmek için As mentioned in ...

as mentioned in that English expression ifadesinde as “... gibi” anlamına gelir; mentioned ise kısaltılmış edilgen as (was) mentioned in ... yan cümlesindeki geçmiş zaman ortacıdır. Bu ifade, bir düşüncenin daha önce nerede belirtildiğini gösterir. Burada önceki bilgiye işaret eden bir bağlantı görevi görür. Şimdiki yorumu daha önce sunulan İngilizce ifadeye bağlayarak son kısmın önceki tartışmaya dönmesini ve onu düzenlemesini sağlar.

Alıştırma

Hangi cümle bir raporda daha önce verilen bilgiye doğru biçimde gönderme yapar?

  1. As the report will mention, costs have increased.
  2. As mentioned in the report, costs have increased.
  3. Before mentioning the report, costs have increased.
Cevabı göster

As mentioned in the report, costs have increased.

So, maybe it's time you revealed the answer to the question, Rob. Dilbilgisi

5:10

Belki de sorunun cevabını açıklamanın zamanı gelmiştir, Rob.

Dilbilgisi

Maybe it's time you revealed: şimdi yapılması gereken eylem için geçmiş biçim

Maybe it's time you revealed, it's time + özne + simple past kalıbını izler. Bu kalıp, öznenin bir şeyi şimdi veya çok yakında yapması gerektiğini belirtir; revealed eylemi geçmiş zamana yerleştirmez. It's time, eylemin artık yapılması gerektiğini, hatta gecikmiş olabileceğini düşündürebilir. Maybe baskıyı azaltır; böylece konuşmacı Rob’u cevabı vermeye nazikçe teşvik eder.

Alıştırma

Cümleyi, it's time + özne sonrasında gereken go fiilinin geçmiş biçimiyle tamamlayın: It's time we ____ home.

Cevabı göster

went

Uh yes, I asked you to finish the saying,

5:14

Evet, senden şu sözü tamamlamanı istemiştim,

"We're only nine meals away from"

5:17

"Şundan sadece dokuz öğün uzaktayız"

and I guessed it was nine meals away from revolution.

5:20

ve ben de devrime dokuz öğün uzaklıkta olduğumuzu tahmin ettim.

Uh which was the wrong answer, I'm afraid. Ton ve niyet

5:24

Korkarım ki bu yanlış cevaptı.

Ton ve niyet

Kibar bir yumuşatıcı olarak I'm afraid

Bu cümlede I'm afraid, konuşanın korktuğu anlamına gelmez. Hoş olmayan bir bilgi verirken veya birini düzeltirken mesajı kibarca yumuşatan bir ifadedir. Burada that was the wrong answer sözünün daha az keskin duyulmasını sağlar. İfade, I'm afraid that was the wrong answer örneğindeki gibi kötü haberden önce gelebilir veya asıl örnekteki gibi cümlenin sonuna eklenebilir. İşlevi mesajı yumuşatmaktır; mesajın doğru olup olmadığını değiştirmez.

Alıştırma

Hangi cümlede I'm afraid gerçek korkuyu anlatmak yerine kötü haberi kibarca yumuşatır?

  1. The thunder made me afraid.
  2. I'm afraid the last train has already left.
  3. I'm afraid of traveling alone at night.
Cevabı göster

I'm afraid the last train has already left.

Actually, the saying goes,

5:27

Aslında söz şöyledir,

"We're only nine meals away from anarchy." Deyimler

5:28

"Anarşiye sadece dokuz öğün uzaktayız."

Deyimler

only nine meals away from anarchy: krize olan mecazi mesafe

be + ölçü + away from + sonuç yapısı, bir olaya veya duruma ulaşmadan önce ne kadar az zaman, çaba ya da ilerleme kaldığını anlatır. Burada nine meals fiziksel bir mesafeyi değil, insanların ihtiyaç duyduğu öğünler üzerinden zamanı ölçer. Only, aradaki farkın endişe verici derecede küçük olduğunu vurgular. Anarchy, yönetim otoritesinin ve kamu düzeninin çökmesi anlamına gelir. Cümle, ciddi bir gıda kıtlığının toplumsal düzeni hızla tehdit edebileceğine dair çarpıcı bir uyarıdır; kesin bir geri sayım değil, retorik bir anlatımdır.

Alıştırma

We are only one step away from success. ne anlama gelir?

  1. Başarı adlı bir yerden uzaklaşıyoruz.
  2. Başarmaya çok yakınız.
  3. Zaten başarısız olduk.
Cevabı göster

Başarmaya çok yakınız.

Hmm, I really hope not, Ton ve niyet

5:32

Hmm, gerçekten öyle olmamasını umuyorum,

Ton ve niyet

I really hope not: İstenmeyen bir ihtimali reddetmek

I really hope not, az önce söylenen olumsuz ihtimalin gerçekleşmemesini güçlü biçimde dile getiren kısa bir cevaptır. Buradaki not, önceki durumu temsil eder; bu nedenle bütün cümleyi tekrarlamak gerekmez. Bu ifade kesinlik değil, dilek bildirir. Konuşan kişi istenmeyen olayın gerçekleşmesinden endişe eder ve bu sonucu açıkça istemediğini belirtir.

Alıştırma

Bir arkadaşınız "Will the shop be closed when we arrive?" diye soruyor. Mağazanın kapalı olmamasını güçlü bir şekilde umduğunuzu söylemek istiyorsunuz. En doğal cevap hangisidir?

  1. I hope no.
  2. I really hope not.
  3. I don't hope so.
Cevabı göster

I really hope not.

but just in case, let's recap the vocabulary we've learned, Notlar

5:33

ama her ihtimale karşı öğrendiğimiz kelimeleri tekrarlayalım,

Kalıp ifadeler

just in case: Önlem almak

Just in case, “önlem olarak” veya “ne olur ne olmaz” anlamına gelir. Gerçekleşip gerçekleşmeyeceği belli olmayan, istenmeyen ya da rahatsızlık verebilecek bir duruma karşı önceden hazırlık yapıldığını anlatır. Bu cümlede kelimeleri tekrar etmek, belirsiz bir ihtiyaca karşı hazırlık olarak sunuluyor. Olası risk bağlamdan anlaşılabildiği için bu ifade tek başına kullanılabilir. Just, ifadeye “güvende olmak için fazladan bir adım” gibi rahat ve konuşma diline özgü bir ton verir.

Alıştırma

Önlem bildiren ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: Bring a charger, ____.

Cevabı göster

just in case

Anlatım akışı

let's recap the vocabulary we've learned: kısa bir özete geçiş

Let's recap the vocabulary we've learned kısa bir gözden geçirme bölümüne geçiş ifadesidir. Konuşan kişi, dinleyicileri yeni bilgi akışına ara verip daha önce ele alınan önemli kelimelere dönmeye davet eder. Recap, her şeyi baştan öğretmek değil, temel noktaları kısaca özetlemek veya gözden geçirmek demektir. Let's, konuşan kişiyi ve dinleyicileri eyleme birlikte dahil eder. We've learned, gözden geçirilecek söz varlığının daha önce öğrenilen kelimeler olduğunu belirtir. İfadenin tamamı bir dersi, toplantıyı veya sunumu özet bölümüne taşıyabilir.

Alıştırma

Kısa bir gözden geçirmeye davet eden ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: Before we finish, ____ the main decisions.

Cevabı göster

let's recap

starting with food shortage, Anlatım akışı

5:36

gıda kıtlığı (food shortage) ile başlayalım,

Anlatım akışı

starting with: ilk öğeyi tanıtma

Starting with bir sıralamanın, gözden geçirmenin veya açıklamanın ilk öğesini belirtir. Burada food shortage gözden geçirilecek ilk kelime grubudur ve ifade, dinleyiciyi ardından gelecek diğer öğelere hazırlar. Starting with, önceki cümlede veya aynı cümlede bulunabilecek daha geniş bir eyleme bağlanan -ing öbeğidir. Ardından başlangıç olarak seçilen öğe veya etkinlik gelir: We'll review each issue, starting with cost.

Alıştırma

Bir listedeki ilk öğeyi tanıtan ifadeyi tamamlayın: We'll discuss three topics, starting ____ safety.

Cevabı göster

with

a situation where not enough food is produced.

5:38

yeterince gıda üretilmemesi durumu.

The phrase "since records began" shows the point in the past

5:42

"Kayıtlar başladığından beri (since records began)" ifadesi, insanların geçmişte olayları

when people started keeping written accounts of events

5:46

sadece hatırlamak yerine

rather than just remembering them.

5:49

yazılı olarak kaydetmeye başladıkları noktayı gösterir.

A glasshouse is a large greenhouse,

5:51

Cam sera (glasshouse) büyük bir seradır,

that's a building with glass sides used for growing food.

5:54

yani gıda yetiştirmek için kullanılan yanları camlı bir yapıdır.

If you step up to a situation,

5:57

Bir durum için öne çıkarsanız (step up),

you start taking responsibility to act to improve things.

5:59

işleri düzeltmek için harekete geçme sorumluluğunu almaya başlarsınız.

Earth's biodiversity is the variety of plants and animals living in the natural environment.

6:03

Dünyanın biyolojik çeşitliliği, doğal ortamda yaşayan bitki ve hayvan çeşitliliğidir.

And finally, the adjective canny means clever and quick-thinking.

6:09

Ve son olarak, kurnaz/akıllı (canny) sıfatı, zeki ve hızlı düşünen anlamına gelir.

Once again, our six minutes are up. Kalıp ifadeler

6:14

Altı dakikamız yine doldu.

Kalıp ifadeler

Bir kez daha, altı dakikamız doldu

Bu cümlede our six minutes, konuşmacıya veya gruba ayrılan altı dakikalık süreyi ifade eder. are up, ayrılan sürenin sona erdiğini veya tükendiğini anlatan kalıplaşmış bir ifadedir; 'yukarıda' anlamına gelmez. Once again, aynı zaman sınırının bir kez daha sona erdiğini gösterir. Bu nedenle cümle, tekrarlanan altı dakikalık bölümün bittiğini bildirir.

Alıştırma

Süreli bir konuşma etkinliğinde biri "Our two minutes are up." diyor. Bu cümle ne anlama gelir?

  1. İki dakikalık süre sona erdi.
  2. Konuşmacıların iki dakikası daha var.
  3. Konuşmacıların bir şeyi yukarı taşıması gerekiyor.
Cevabı göster

İki dakikalık süre sona erdi.

Goodbye for now.

6:16

Şimdilik hoşça kalın.

Bye-bye.

6:17

Hoşça kal.

Six Minute English from the BBC.

6:18

BBC'den Six Minute English.