Savaşın ortadan kalkmasının üç büyük nedeni: İngilizce çalışma notları
Vox
Video özeti: Video, savaşların neden azaldığını açıklıyor ve demokratik barışın, nükleer caydırıcılığın ve ulusal egemenliğin sınırlarını inceliyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. it turns out: Söylem, anlatı ve retorik. Bu ifade ilk izlenimi tersine çevirip kanıta dayalı, beklenmedik bir sonuç sunar; aynı bakış açısı geçişi için kullanabilirsiniz. 2. may have prevented: Dil bilgisi ve cümle kalıpları. Modal perfect geçmişteki bir sonucu kesin değil, olası gösterir; bu yüzden tarihsel akıl yürütmede temkin sağlar. 3. war of conquest: Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi. Toprak ele geçirip denetlemeyi amaçlayan savaşın resmi terimini öğrenerek bunu diğer çatışmalardan ayırabilirsiniz.
Bu derste
it kind of seems like the world is a terrible place Ton ve niyet
0:02dünya biraz korkunç bir yermiş gibi görünüyor;
kind of seems like: geçici bir izlenim için yumuşatıcıları üst üste kullanmak
kind of seems like ifadesinde seems like, ardından gelen açıklamayı doğrulanmış bir gerçek olarak değil, bir izlenim olarak sunar. kind of bir miktar daha tereddüt eklediği için konuşanın yargısı daha az kesin duyulur. İfade bir bütün olarak yaklaşık “bende böyle bir izlenim uyandırıyor ama tamamen emin değilim” anlamına gelir. Buradaki kind of yargıyı yumuşatır; “bir tür” anlamına gelmez.
Alıştırma
Örnekte kind of seems like ne işe yarıyor?
- Fikri kanıtlanmış bir gerçek olarak belirtir.
- Dünyayı belirli bir tür olarak sınıflandırır.
- Fikri kesin olmayan, geçici bir izlenim olarak sunar.
Cevabı göster
Fikri kesin olmayan, geçici bir izlenim olarak sunar.
it turns out: sonradan öğrenilen bir sonucu açıklamak
It turns out, dinleyiciye ardından gelen bilginin daha sonraki kanıtlarla veya daha yakından inceleme sonucunda ortaya çıktığını bildirir. Sonucun önceki bir inanç ya da beklentiden farklı olduğunu sık sık vurgular. it giriş niteliğinde biçimsel öznedir; yeni bilgiyi ardından gelen yan cümle taşır. It turns out that... örneğindeki gibi that kullanılabilir veya buradaki gibi atılabilir. Bu cümlede yapı, tartışmayı karamsar bir ilk izlenimden savaşın azalmakta olduğu iddiasına çevirir.
Alıştırma
Programı kontrol edip beklenmedik bir gerçek öğrendiniz. Bu bilgiyi en iyi hangi cümle tanıtır?
- It seems that the meeting might start at noon.
- It turns out the meeting starts at noon.
- The meeting definitely starts at noon.
Cevabı göster
It turns out the meeting starts at noon.
“There's lots of reasons”: gündelik konuşmada çoğul uyumu
Bu cümlede There's, çoğul ad öbeği lots of reasons ifadesini tanıtır. There's, there is ifadesinin kısaltması olsa da konuşmacılar doğaçlama konuşmada onu çoğul bir ifadeden önce sabit bir giriş gibi sıkça kullanır. Düzeltilmiş veya resmî İngilizcede fiil normalde çoğul ifadeyle uyumlu olur: There are lots of reasons why. Dinlerken There's + çoğul ad yapısını tanıyın, ancak özenli yazıda There are kullanmayı tercih edin.
Alıştırma
Bu kullanımı değerlendirin: Düzeltilmiş resmî bir makalede yazar, “There's several reasons for the change.” yazıyor.
- Resmî yazıda cümleyi olduğu gibi bırakmak.
- Cümleyi “There are several reasons for the change.” olarak düzeltmek.
Cevabı göster
Cümleyi “There are several reasons for the change.” olarak düzeltmek.
First, the spread of democracy around the world.
0:16Birincisi, demokrasinin dünya çapında yayılması.
International relations scholars have found consistently
0:19Uluslararası ilişkiler uzmanları sürekli olarak
that democracies don't fight wars with each other.
0:21demokrasilerin birbirleriyle savaşmadığını ortaya koyuyor.
but one big one is that people who live in democracies Anlatım akışı
0:26ama en önemlilerinden biri, demokrasilerde yaşayan insanların
think it's wrong to start wars with other democracies.
0:29başka demokrasilerle savaş başlatmanın yanlış olduğunu düşünmesi.
“one big one is that”: bir nedeni seçip açıklamak
one big one ifadesindeki son one, daha önce reasons ile belirtilen reason adının yerini tutar. İlk one bu nedenler kümesinden tek bir öğe seçer; böylece tüm ifade, adı tekrarlamadan önemli bir neden anlamına gelir. is that, seçilen nedenin içeriğini açıklayan bir yan cümleyi başlatır. İlgili çoğul ad açık olduğunda one + sıfat + one + is that + yan cümle kalıbını kullanın; burada iki one da bir kişiyi belirtmez.
Alıştırma
reasons sözcüğünü tekrarlamadan önemli bir neden seçen beş sözcüklük kalıpla cümleyi tamamlayın: There are several reasons to walk to school, but ____ it gives me time to think.
Cevabı göster
one big one is that
there's a flip side to this: bunun bir de diğer yüzü var
Bir şeyin flip side'ı, aynı durumun karşıtlık oluşturan diğer bir yönüdür. Bu mecazi bir ifadedir; herhangi bir nesnenin fiziksel olarak çevrildiği anlamına gelmez. Burada there's a flip side to this, anlatımın önceki iddiadan bir sınırlamaya veya karşı görüşe geçtiğini gösterir. Diğer yön çoğu zaman daha az olumlu olsa da flip side kendiliğinden kötü bir şey anlamına gelmez.
Alıştırma
Şu cümleyi okuyun: Every option has trade-offs; there is a flip side to each one. a flip side ne anlama gelir?
- Aynı seçeneğin karşıtlık oluşturan başka bir yönü.
- Her zaman gizli olan bir fayda.
- Bir nesnenin fiziksel arka yüzü.
Cevabı göster
Aynı seçeneğin karşıtlık oluşturan başka bir yönü.
Democracies do often fight wars with autocracies. Dilbilgisi
0:37Demokrasiler, otokratik yönetimlerle sık sık savaşıyor.
do often fight: olumlu cümlede vurgulu do
Olumlu bir cümlede, ifadenin doğru olduğunu vurgulamak için yalın fiilden önce do kullanılabilir. Burada do, fight fiilini güçlendirir: daha önce kurulan karşıtlığa rağmen demokrasiler bu tür savaşları gerçekten yapar. often gibi bir zarf bulunduğunda sıra özne + do/does/did + zarf + yalın fiil şeklindedir: Democracies do often fight. Buradaki do soru oluşturmaz ve fight yalın biçimde kalır.
Alıştırma
Vurgulu do ve agree fiilini kullanarak cümleyi tamamlayın: Some readers disagree, but I ____ with her main point.
Cevabı göster
do agree
Luckily, most of the world's countries are democracies now.
0:40Neyse ki bugün dünyadaki ülkelerin çoğu demokratik.
So the democratic peace is probably making the world a much more peaceful place. Dilbilgisi
0:43Dolayısıyla demokratik barış, muhtemelen dünyayı çok daha barışçıl bir yer hâline getiriyor.
making the world a much more peaceful place: make + nesne + sonuç tümleci
Bu cümlede making fiilinin nesnesi the world, nesne tümleci ise a much more peaceful place ifadesidir. Bütün ifade, demokratik barışın dünyayı çok daha barışçıl hâle getirdiğini anlatır; burada make, bir şeyi üretmek veya yaratmak anlamına gelmez. Aktarılabilir yapı make + nesne + sıfat veya isim öbeğidir. Son bölüm, nesnenin sonuçta ulaştığı durumu ya da kimliği anlatır. a much more peaceful place içinde much, more peaceful karşılaştırmasını güçlendirir.
Alıştırma
Hangi cümlede nesnenin sonuçtaki durumunu anlatmak için make + nesne + sıfat veya isim öbeği yapısı kullanılmıştır?
- The new policy made the process much simpler.
- The coach made the players run.
- The factory made three hundred chairs.
Cevabı göster
The new policy made the process much simpler.
Second big reason why war is declining is nuclear deterrence. Kelime
0:46Savaşların azalmasının ikinci büyük nedeni nükleer caydırıcılık.
nuclear deterrence: misilleme tehdidiyle saldırıyı önlemek
Uluslararası güvenlik alanında nuclear deterrence, yani nükleer caydırıcılık, beklenen nükleer misilleme maliyetini kabul edilemez göstererek olası bir saldırganı saldırıdan vazgeçirmeyi amaçlayan bir stratejidir. Saldırı başladıktan sonra onu fiziksel olarak durdurmak yerine, saldırıdan önce karşı tarafın kararını etkilemeye çalışır. Bu terim nükleer silahsızlanma anlamına gelmez ve savaşın imkânsız olduğunu garanti etmez. Cümlede, savaşların daha seyrek hâle gelmesinin olası bir nedeni olarak sunulur.
Alıştırma
Uluslararası güvenlik tartışmasında nuclear deterrence ne anlama gelir?
- Yıkıcı bir nükleer misillemeyle tehdit ederek saldırıyı önlemek
- Fırlatıldıktan sonra her nükleer silahı fiziksel olarak önlemek
- Silahsızlanma yoluyla bütün nükleer silahları ortadan kaldırmak
Cevabı göster
Yıkıcı bir nükleer misillemeyle tehdit ederek saldırıyı önlemek
However, nuclear deterrence may have prevented a devastating war Dilbilgisi
0:52Ancak nükleer caydırıcılık yıkıcı bir savaşı önlemiş olabilir:
between the United States and the Soviet Union. Kültür
0:56Amerika Birleşik Devletleri ile Sovyetler Birliği arasındaki savaşı.
may have prevented: geçmiş bir sonuç hakkında temkinli bir iddia
May have prevented, may + have + geçmiş zaman ortacı yapısını kullanır. Burada geçmişteki bir önleme sonucunu doğrulanmış bir olay olarak değil, olası bir açıklama olarak sunar. Geçmiş hakkında akıl yürütürken kesinlik iddia etmemek için özne + may have + geçmiş zaman ortacı kalıbını kullanabilirsiniz. May belirsizlik katar; have + prevented ise olasılığı geçmişe yerleştirir.
Alıştırma
Hangi cümle, geçmişteki olası bir sonucu kesinmiş gibi sunmadan temkinli biçimde ifade eder?
- Early warnings may have prevented a larger disaster.
- Early warnings prevented a larger disaster.
- Early warnings may prevent a larger disaster.
Cevabı göster
Early warnings may have prevented a larger disaster.
Soğuk Savaş bağlamında Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği
The United States and the Soviet Union, Soğuk Savaş dönemindeki iki başlıca rakip nükleer gücü, yani Amerika Birleşik Devletleri ile Sovyetler Birliği’ni belirtir. Her ikisinin de devasa nükleer cephanelikleri olduğundan doğrudan bir çatışma yıkıcı olabilirdi. Sovyetler Birliği 1991’e kadar var olan bir devletti. Cümle, gerçekleşmiş olabilecek bir savaşı varsayar; bu iki ülkenin gerçekten böyle bir savaş yaptığını söylemez.
Alıştırma
Bir Soğuk Savaş tarihi metninde Sovyetler Birliği neyi ifade eder?
- Amerika Birleşik Devletleri ile Rusya’nın gerçekten yaptığı bir savaş
- Soğuk Savaş sırasında Amerika Birleşik Devletleri’nin başlıca rakibi olan eski çok uluslu devlet
- Modern Rusya Federasyonu’nun başka bir adı
Cevabı göster
Soğuk Savaş sırasında Amerika Birleşik Devletleri’nin başlıca rakibi olan eski çok uluslu devlet
Statistical evidence suggests that that is true, Anlatım akışı
1:00İstatistiksel kanıtlar bunun doğru olduğuna işaret ediyor;
are too scared of the consequences Dilbilgisi
1:04böyle bir savaşın sonuçlarından çok korktuğu için
Statistical evidence suggests that: temkinli bir sonuca varmak
Statistical evidence, iddiayı destekleyen kaynağı sunar; ardından gelen that yan cümlesi ise bu kaynaktan çıkarılan sonucu belirtir. Bu kalıp, savı verilerden bir yoruma taşır. Buradaki suggests, “tavsiye eder” değil, “işaret eder” veya “destekler” anlamındadır. Bilinçli olarak proves fiilinden daha zayıftır: kanıt, sonucu makul kılar ama tamamen kesinmiş gibi sunmaz.
Alıştırma
Bu cümlede Statistical evidence suggests that ne düzeyde bir kesinlik ifade ediyor?
- İfade, birine bir eylemde bulunmasını tavsiye eder.
- Veriler sonucu her türlü makul şüphenin ötesinde kanıtlar.
- Veriler bu sonucu destekler, ancak onu tam bir kesinlikle ortaya koymaz.
Cevabı göster
Veriler bu sonucu destekler, ancak onu tam bir kesinlikle ortaya koymaz.
that is: önceki bir ifadeyi netleştirmek
Buradaki that is bir yeniden ifade etme işaretidir: konuşmacının önceki düşünceyi daha kesin bir biçimde tekrar söyleyeceğini belirtir. Belirsiz olan that is true iddiasını ardından gelen belirli iddiaya dönüştürür. Yakındaki that sözcüklerinin görevleri farklıdır. that is true içindeki that bir zamirdir; yeniden ifade etme işaretinden sonraki that ise neyin doğru olduğunu açıklayan yan cümleyi başlatır.
Alıştırma
Cümlede vurgulanan that is ne işe yarıyor?
- Olası birkaç örnekten birini sunar.
- Önceki düşünceyi daha kesin bir biçimde yeniden ifade eder.
- Konuyu ilgisiz bir iddiaya çevirir.
Cevabı göster
Önceki düşünceyi daha kesin bir biçimde yeniden ifade eder.
too scared ... to fight one: savaşamayacak kadar korkmuş
Too + sıfat + to + fiil yapısı, bir özellik ya da duygunun bir eylemi engelleyecek, zorlaştıracak veya kişiyi o eylemden vazgeçirecek dereceye ulaştığını gösterir. Burada çoğu ülke sonuçlardan o kadar korkmaktadır ki nükleer savaşa girmeye cesaret edemez. of the consequences of nuclear war sözleri, neden korktuklarını belirtir. Daha sonra gelen to fight one, too ... to yapısını tamamlar; one ise a nuclear war ifadesinin yerini tutar.
Alıştırma
Hangi cümle Leo'nun korkusunun konuşmasını engellediği anlamına gelir?
- Leo was scared, but he spoke in front of the crowd.
- Leo was not scared to speak in front of the crowd.
- Leo was too scared to speak in front of the crowd.
Cevabı göster
Leo was too scared to speak in front of the crowd.
dark side: zararlı veya rahatsız edici bir yön
Dark side, bir şeyin zararlı, rahatsız edici veya ahlaki açıdan sorunlu yönünü anlatan bir mecazdır. Bu yön çoğu zaman yararlarından ya da amaçlanan işlevinden daha az görünürdür. Gerçek anlamda karanlıktan söz etmez. Burada ifade, dikkati nükleer caydırıcılığın zararlı sonuçlarına çevirerek tartışmayı düzenler ve sorunun kazara gerçekleşebilecek küresel bir felaket riskinden ibaret olmadığını gösterir.
Alıştırma
“The app is convenient, but its collection of private data reveals a dark side,” cümlesinde a dark side ne anlama gelir?
- az ışıklı bir yer
- iyi ya da kötü olabilecek karşıt taraf
- zararlı veya rahatsız edici bir yön
Cevabı göster
zararlı veya rahatsız edici bir yön
you know, small conflicts or bullying
1:17örneğin küçük çatışmalar çıkarıyor ya da zorbalık yapıyor.
rather safer: karşılaştırma biçiminden önce rather
Burada rather, karşılaştırma biçimindeki safer sıfatını niteler. Bir şeyin belirli ölçüde veya fark edilir biçimde daha güvenli olduğunu anlatır; ancak konuşmacı güçlü bir iddiada bulunmak yerine derecesini temkinli biçimde ifade eder. Safer mutlak değil, göreli bir güvenliği belirtir: ülke sınırlı ölçekte saldırgan davranırken misillemeye daha az açık olduğunu hisseder. Bu ifade ülkenin tamamen güvende olduğunu ileri sürmez.
Alıştırma
Rather sözcüğünü karşılaştırma sıfatının hemen önünde kullanarak cümleyi tamamlayın: After the lighting upgrade, the station feels ____ at night.
Cevabı göster
rather safer
more peaceful at the same time
1:26hem de aynı anda daha barışçıl hâle getirdiği bu tuhaf çelişkiye
more violent and more peaceful at the same time: karşıt sonuçları birlikte sunmak
Tekrarlanan more + sıfat kalıbı, more violent ve more peaceful olmak üzere iki paralel karşılaştırma oluşturur. Bunların and ile bağlanması ve ifadenin at the same time ile bitmesi, dinleyiciye birini seçmek yerine iki sonucu birlikte düşünmesi gerektiğini gösterir. Görünürdeki çelişki kasıtlıdır. Burada more peaceful, büyük ölçekli savaş riskinin azalmasını; more violent ise küçük çatışmaların veya zorbalığın artmasını anlatır. Yapı, farklı düzeylerdeki sonuçları ayırıp tek bir paradoks olarak sunar.
Alıştırma
Hangi cümle, karşıt etkilerin aynı anda gerçekleştiğini göstermek için iki paralel karşılaştırma kullanır?
- Online classes can make learning more flexible or more impersonal, but not both.
- Online classes can make learning more flexible before it becomes more impersonal.
- Online classes can make learning more flexible and more impersonal at the same time.
Cevabı göster
Online classes can make learning more flexible and more impersonal at the same time.
İstikrar-istikrarsızlık paradoksu
İstikrar-istikrarsızlık paradoksu, nükleer caydırıcılığın nükleer silahlı rakipler arasında topyekûn savaş olasılığını azaltırken sınırlı çatışma veya risk alma olasılığını artırabileceği düşüncesidir. İki bölüm farklı düzeyleri anlatır: stratejik nükleer düzeyde istikrar ve daha alt düzeylerde istikrarsızlık. Kısa çizgiyle bağlanan stability-instability, birbirinden ayrı iki paradoksun adı değil, bu gerilimi anlatan tek bir birleşik etikettir.
Alıştırma
İngilizce cümledeki kısa çizgili güvenlik çalışmaları terimini tamamlayın: When nuclear rivals avoid full-scale war but take more risks in smaller conflicts, analysts call this the ____.
Cevabı göster
stability-instability paradox
has been the spread of the idea of national sovereignty. Kelime
1:32ulusal egemenlik fikrinin yayılması oldu.
Ulusal egemenlik
Ulusal egemenlik, bir devletin kendi toprakları içindeki meselelerde en üstün yetkiye sahip olması ve başka bir devlete bağlı olmaması ilkesidir. Bu cümlede fikrin yayılması, ülkelerin başka toprakları fethetmemesi veya başka bir devletin sınırları içindeki meselelere serbestçe müdahale etmemesi gerektiği düşüncesinin daha geniş kabul görmesi demektir. Terim, hükûmetin demokratik olup olmadığını değil, devlet yetkisini anlatır.
Alıştırma
İngilizce cümlede national ile başlayan iki sözcüklü siyasi terimi tamamlayın: A state's supreme authority within its own borders is called ____.
Cevabı göster
national sovereignty
But people didn't take the idea too seriously Kalıp ifadeler
1:40Ama insanlar bu fikri pek ciddiye almıyordu,
didn't take the idea too seriously: fikri pek ciddiye almamak
Take an idea seriously, bir fikri önemli, inandırıcı veya dikkatle ele alınmaya değer görmek demektir. Buradaki take, bir şeyi fiziksel olarak taşımak ya da alıp götürmek anlamına gelmez. didn't take the idea too seriously ifadesindeki olumsuz yapı, insanların fikre sınırlı önem verdiğini anlatır. Burada too seriously çoğu zaman “çok ciddiye almak” şeklinde anlaşılır; bu nedenle ifade, fikri tamamen reddettiklerini söylemekten daha yumuşaktır.
Alıştırma
İngilizce cümleyi hedef ifadenin son iki sözcüğüyle tamamlayın: The team didn't take the safety warning ____, so it delayed its response.
Cevabı göster
too seriously
used to be: sonradan değişmiş geçmiş bir durum
Used to + fiilin yalın hâli, geçmişte tekrarlanan bir alışkanlığı ya da belli bir süre doğru olan geçmiş bir durumu anlatır. used to be ifadesinde be fiilin yalın hâlidir; bu nedenle ifade eski bir durumu tanıtır. Bu yapı genellikle geçmiş ile bugün arasında karşıtlık kurar: yeni topraklar ele geçirmek bir zamanlar savaşların başlıca nedenlerinden biriydi ve kullanılan ifade, durumun o zamandan beri değiştiğini düşündürür.
Alıştırma
İngilizce cümleyi used to ve doğru yalın fiille tamamlayın: This quiet square ____ the city's busiest market, but the market moved years ago.
Cevabı göster
used to be
Think of American and European colonialism Anlatım akışı
1:45Amerikan ve Avrupa sömürgeciliğini düşünün
Think of: Destekleyici Bir Örnek Sunmak
Buradaki Think of, dinleyicileri tanıdık bir örneği akıllarına getirmeye çağıran bir söylem işaretidir. Ardından gelen örnekler daha genel bir iddiayı destekler. Anlamı “örneğin, ... düşünün” ifadesine yakındır; uzun süre tek başına derinlemesine düşünme isteği değildir. Think of + isim veya isim öbeği, kolayca tanınabilecek bir durumu örnek olarak sunabilir. Think of + how, what ya da when ile başlayan yan cümle ise bütün bir durumu örnek olarak tanıtabilir.
Alıştırma
İkinci cümleyi tanıdık bir örnek sunan iki kelimelik söylem işaretiyle tamamlayın: "Small delays can have big effects. ____ the last time a small delay changed your whole schedule."
Cevabı göster
Think of
pledged to stop: Resmî Taahhüt ve Bağlamdan Anlaşılan Eylem
Pledge to do something, çoğu zaman kamuya açık ya da resmî olan ciddi bir taahhütte bulunmak demektir. Nations pledged to stop, devletlerin daha önce sözü edilen eylemi sona erdirmeyi resmen taahhüt ettiğini belirtir. Yapı pledge + to + fiilin yalın biçimidir: pledged to stop. Burada önceki bağlam eylemi açık hâle getirdiği için stop sonrasında bir tamamlayıcı belirtilmemiştir. Bu bağlam yoksa eylemi söyleyin: They pledged to stop taking territory by force.
Alıştırma
Dersteki resmî taahhüt ifadesini kullanın: "The city council ____ cut emissions by 40 percent by 2030."
Cevabı göster
pledged to
except for maybe Russia in Crimea really recently.
1:54yalnızca Rusya'nın yakın zamandaki Kırım ilhakı bunun istisnası olabilir.
Since 1976, there hasn't been: geçmişteki bir başlangıçtan referans alınan şimdiye
Since, 1976'yı konuşanın referans aldığı şimdiki zamana kadar uzanan bir dönemin başlangıç noktası olarak sunar. There hasn't been, varlık bildiren yapının olumsuz present perfect biçimidir; dolayısıyla bu tür bir olayın söz konusu aralığın hiçbir noktasında gerçekleşmediğini belirtir. Buradaki referans şimdiki zaman, videodaki ifadenin söylendiği andır. Cümle, aynı durumun bugün de geçerli olduğunu kendiliğinden iddia etmez.
Alıştırma
2018'den şimdiye kadar devam eden bir durumu göstermek için cümleyi vurgulanan ifadeyle aynı kısaltılmış present perfect kalıbıyla tamamlayın: Since 2018, ____ a serious outage.
Cevabı göster
there hasn't been
war of conquest: toprağı ele geçirmek ve denetlemek için yapılan savaş
War of conquest, başka bir devletin veya halkın toprağını alıp saldıranın denetimi altına sokma amacıyla başlatılan savaştır. Conquest, herhangi bir savaşta yalnızca galip gelmeyi değil, toprak ele geçirmeyi veya bu toprak üzerinde hâkimiyet kurmayı ifade eder. Cümlede successful, savaşı başlatan gücün toprakla ilgili amacına ulaştığı anlamına gelir. Savaşın iyi, haklı veya övgüye değer olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir devlet, komşu ülkenin bölgelerinden birini ele geçirip kalıcı olarak denetlemek amacıyla bu ülkeyi işgal ediyor. Bu amaca göre savaşı en iyi sınıflandıran terim hangisidir?
- war of conquest
- defensive war
- civil war
Cevabı göster
war of conquest
Sometimes governments go to war against their own people, Kalıp ifadeler
1:59Hükümetler bazen kendi halklarına karşı savaş açıyor,
go to war against their own people: kendi halkına karşı savaşa girmek
Go to war against X, “X ile silahlı çatışmaya başlamak veya böyle bir çatışmaya girmek” demektir. Burada go fiziksel hareketi anlatmaz; go to war kalıp bir ifadedir, against ise karşı tarafı belirtir. Bu cümlede their own people, söz konusu hükümetlerin yönettiği kendi ülke halkını ifade eder. Bu ifade, hükümetin sivillere veya ülke içindeki gruplara karşı örgütlü silahlı şiddet kullanmasını kapsayabilir; mutlaka resmî bir savaş ilanı olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
'Biriyle silahlı çatışmaya başlamak' anlamındaki dört kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: After negotiations failed, the regime chose to ____ its former ally.
Cevabı göster
go to war against
and poor weak governments often collapse into civil war. Kalıp ifadeler
2:02yoksul ve zayıf hükümetler de sık sık çöküp iç savaşa sürükleniyor.
collapse into civil war: çökerek iç savaşa sürüklenmek
Collapse into X, bir sistemin işleyemez hâle gelerek ciddi ve genellikle daha kötü bir duruma geçmesini anlatır. Burada collapse fiziksel bir düşüşü değil, mecazi bir çöküşü belirtir; into ise ortaya çıkan durumu tanıtır. Dolayısıyla collapse into civil war, hükümetin ve kamu düzeninin ülke içi silahlı çatışma gelişene kadar bozulup çökmesi demektir. Aktarılabilir kalıp collapse into + olumsuz durum biçimindedir; collapse into chaos ve collapse into violence buna örnektir.
Alıştırma
'İşleyemez hâle gelip daha kötü bir duruma düşmek' anlamındaki iki kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: Without a political settlement, the country could ____ civil war.
Cevabı göster
collapse into
Sovereignty makes it hard for the international community Dilbilgisi
2:05Egemenlik, uluslararası toplumun
to intervene to stop either of those kinds of wars.
2:07bu iki savaş türünü de durdurmak için müdahale etmesini zorlaştırıyor.
make it hard for ... to intervene: bir kişinin eylemini zorlaştırmak
makes it hard for the international community to intervene yapısında make, biçimsel nesne it’i alır; hard ise ardından gelen eylemin zorluğunu değerlendirir. It, sovereignty sözcüğüne gönderme yapmaz. For ile başlayan öbek, eylemi gerçekleştirmesi beklenen kişi veya grubu; to mastarı ise eylemi belirtir. Yeniden kullanılabilen make it + adjective + for someone + to do something kalıbı, bir koşulun belirli bir kişi veya grup için bir eylemi kolay, zor ya da imkânsız hâle getirdiğini anlatır.
Alıştırma
Cümleyi vurgulanan make it hard for kalıbıyla tamamlayın: The new visa rule ____ small businesses to recruit workers overseas.
Cevabı göster
makes it hard for
remember the world's way better off than it ever has been. Kelime
2:12dünyanın hiç olmadığı kadar iyi durumda olduğunu hatırlayın.
on the whole: dengeli bir genel sonuç
On the whole, bir durumun farklı yönleri değerlendirildikten sonra ulaşılan genel bir sonuç olarak cümleyi düzenler. Dinleyiciye, sonucu kabul etmeden önce endişe verici örnekleri daha geniş kanıtlarla karşılaştırıp tartması gerektiğini bildirir. Bu ifade her örneğin olumlu olduğunu iddia etmez. İstisnalara veya olumsuzluklara rağmen genel dengenin ardından gelen yargıyı desteklediğini gösterir.
Alıştırma
Güçlü ve zayıf yönlerin ikisi de değerlendirildikten sonra nihai bir yargıyı en iyi hangi ifade tanıtır? The design has a few flaws, but ___, it works well.
- in the meantime
- on the whole
- for example
Cevabı göster
on the whole
way better off: çok daha iyi durumda olmak
Bu cümlede better off, daha elverişli bir durumda veya koşulda olmak anlamına gelir. Dünyanın genel durumunu değerlendirir; off burada uzaklaşmak veya kapalı olmak anlamında değildir. Way, karşılaştırma biçimi olan better sözcüğünden önce gelen, gündelik bir derece zarfıdır. Way better off, çok daha iyi durumda olmak demektir ve iyileşmenin büyük olduğunu vurgular.
Alıştırma
Cümleyi doğal biçimde tamamlayan ifadeyi seçin: After moving closer to work, Lena is ___ because she saves two hours every day.
- way best off
- way good off
- better way off
- way better off
Cevabı göster
way better off
than almost any other time in human history.
2:17insanlık tarihindeki hemen her dönemdekinden daha düşük.
something worth celebrating: worth + -ing yapısı
Something worth celebrating, kutlanmayı hak eden veya kutlamaya değer bir şey anlamına gelir. Worth celebrating ifadesi, belirsiz zamir olan something sözcüğünden sonra gelir ve onu açıklar. Worth sözcüğünden sonra bir isim veya -ing biçimi kullanılır, mastar kullanılmaz: worth celebrating doğrudur, worth to celebrate değildir. Burada something, kutlanan şeyi ifade eder.
Alıştırma
Cümleyi worth + celebrate fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The team's progress is something ____.
Cevabı göster
worth celebrating