NASA'nın Centaur Roketinin Gizemli Dönüşü: İngilizce çalışma notları

Primal Space

Öğrenme zorluğu
1.357 kelime 173 kel/dk

Video özeti: Gökbilimciler, Dünya'ya benzer yörüngedeki yavaş nesneyi 1966 tarihli bir Centaur roket güçlendiricisiyle ilişkilendirir ve kızılötesi tayflarla doğrular. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. ended up (öbek fiiller): Çoğu zaman beklenmeyen son durumu gösterir; bir yolculuğun veya olay dizisinin sonunda ne olduğunu anlatır. 2. To put this into perspective, (söylem, hikâye anlatımı ve retorik): Teknik ayrıntıdan sonra tanıdık bir karşılaştırma getirerek soyut bir sayıyı anlaşılır kılar. 3. will have advanced (dil bilgisi ve cümle kalıpları): Gelecek bitmiş zaman, ilerlemeyi gelecekte tamamlanmış gösterir; başka bir olay olduğunda nelerin değişmiş olacağını anlatır.

Bu derste

On the 6th of February, 2018,

0:00

6 Şubat 2018'de,

the Falcon Heavy launched Starman

0:01

Falcon Heavy Starman'i

and his Tesla Roadster into space.

0:03

ve onun Tesla Roadster'ını uzaya fırlattı.

After leaving Earth, Starman ended up on an orbit around the Sun. Öbek fiiller

0:06

Dünya'dan ayrıldıktan sonra Starman, Güneş'in etrafında bir yörüngeye girdi.

Öbek fiiller

ended up: nihai ve çoğu zaman plansız sonuç

Ended up, bir dizi olaydan sonra sonunda bir yere veya duruma gelmek anlamına gelir. Burada Starman'in nihai yolunun Güneş çevresindeki bir yörünge olduğunu anlatır; ifade yolculuğun bittiği andan çok nihai sonuca odaklanır. Kalıp end up + yer, durum veya etkinlik biçimindedir: end up in London, end up alone ya da end up working late. Sonuç çoğu zaman plansız veya beklenmediktir, ancak mutlaka kötü olması gerekmez.

Alıştırma

Cümleyi plansız bir nihai sonucu gösteren iki sözcüklü fiille tamamlayın: We took the wrong train and ____ in a small coastal town.

Cevabı göster

ended up

The chances of Starman coming back to Earth are extremely low. Dilbilgisi

0:11

Starman'in Dünya'ya dönme ihtimali son derece düşük.

Dilbilgisi

The chances of ... are extremely low: gerçekleşme ihtimali son derece düşük

The chances of + olay + are low kalıbı, bir olayın gerçekleşme ihtimalinin çok düşük olduğunu anlatır. Bu cümlede Starman coming back to Earth değerlendirilen olayı belirtir ve extremely, low sözcüğünü güçlendirir; olasılık çok küçüktür ancak mutlaka sıfır değildir. of sonrasında bir isim öbeği veya -ing yan cümlesi kullanılır: the chances of rain; the chances of Starman coming back. Buradaki chances, birinin yararlanabileceği fırsatlar değil, olasılık anlamına gelir.

Alıştırma

Hangi cümle yolun bu gece yeniden açılmasının çok düşük bir olasılık olduğunu doğal biçimde anlatır?

  1. The chances of the road reopening tonight are extremely low.
  2. The road finally reopens tonight.
  3. It is a chance to reopen the road tonight.
Cevabı göster

The chances of the road reopening tonight are extremely low.

Its orbit isn't expected to intersect Earth until 2047.

0:14

Yörüngesinin 2047 yılına kadar Dünya ile kesişmesi beklenmiyor.

Even when this happens, Dilbilgisi

0:19

Bu gerçekleştiğinde bile,

it will only pass by briefly at a distance of 2 million miles. Öbek fiiller

0:20

sadece 2 milyon mil uzaklıktan kısa bir süreliğine geçip gidecek.

Dilbilgisi

“Even when”: beklenen olay sonucu değiştirmez

Even when, konuşanın gerçek, beklenen veya kesinlikle gerçekleşecek olarak gördüğü bir durumu tanıtır. even, “buna rağmen” anlamı katar: bu durum gerçekleşse de ana cümlenin sonucu değişmez. Bu cümlede this happens, beklenen yörünge kesişmesini ifade eder. Bu ifade, o an geldiğinde de rahatlatıcı sonucun geçerli kalacağını gösterir.

Alıştırma

Bir duyuru, tren tarifesinin yarın değişeceğini doğruluyor. Hangi cümle bu değişikliği beklenen bir olay olarak sunarken kalkış saatinin aynı kalacağını söylüyor?

  1. Even when the schedule changes tomorrow, our train will still leave at nine.
  2. Even if the schedule changes tomorrow, our train will still leave at nine.
  3. If the schedule changes tomorrow, our train may leave at nine.
Cevabı göster

Even when the schedule changes tomorrow, our train will still leave at nine.

Öbek fiiller

“pass by”: durmadan yanından geçmek

Pass by, genellikle durmadan bir kişinin ya da bir şeyin yanından geçmek demektir. Bu cümlede kısa bir yakın geçişi anlatır: cisim Dünya'nın yanından geçerken hâlâ çok uzaktadır. Briefly zarfı hareketin kısa sürdüğünü, mesafe ifadesi ise bunun Dünya'ya varış değil, yakından geçiş olduğunu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi pass by ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The bus did not stop at our corner; it just ____.

Cevabı göster

passed by

After this close encounter,

0:25

Bu yakın geçişten sonra,

it will continue on its orbit around the Sun,

0:26

Güneş etrafındaki yörüngesine devam edecek

not returning to Earth for at least another few decades.

0:28

ve en az birkaç on yıl daha Dünya'ya dönmeyecek.

Throughout the history of spaceflight,

0:32

Uzay uçuşu tarihi boyunca,

we have launched hundreds of objects beyond Earth's orbit.

0:34

Dünya'nın yörüngesinin ötesine yüzlerce nesne fırlattık.

Some objects like the Voyager space probes

0:37

Voyager uzay sondaları gibi bazı nesneler

have even gone fast enough to leave the solar system.

0:39

güneş sisteminden çıkacak kadar yüksek hızlara bile ulaştılar.

Once something is sent into space,

0:43

Bir şey uzaya gönderildiğinde,

that is usually the last goodbye.

0:44

bu genellikle son veda olur.

And unless something is specifically designed to return,

0:46

Ve eğer bir şey özellikle geri dönmek üzere tasarlanmadıysa,

these objects are destined to spend the rest of their lives in space. Kalıp ifadeler

0:50

bu nesneler hayatlarının geri kalanını uzayda geçirmeye mahkumdurlar.

Kalıp ifadeler

are destined to: görünüşte kaçınılmaz bir gelecek

Are destined to, mevcut koşullar nedeniyle belirli bir gelecek duruma ulaşmanın neredeyse kaçınılmaz göründüğünü anlatır. Burada nesnelerin geri dönmesi için planlanmış bir yol yoktur; bu nedenle uzayda kalmaları uzun vadede gerçekleşmesi çok muhtemel sonuç olarak sunulur. Yapı be destined to + fiilin yalın hâlidir. Will ile kurulan basit bir gelecek anlatımından daha güçlü bir kaçınılmazlık duygusu verir; sonucun kader veya doğaüstü bir güç tarafından planlandığı anlamına gelmek zorunda değildir.

Alıştırma

“Olması neredeyse kesin görünüyor” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: Without repairs, the damaged ship ____ sink.

Cevabı göster

is destined to

Natural objects, however, enter Earth's atmosphere every day.

0:55

Ancak doğal nesneler her gün Dünya atmosferine girmektedir.

Most of these are large fragments of asteroids

0:59

Bunların çoğu, güneş sistemimizde uzun zaman önce parçalanmış olan

that broke apart a long time ago in our solar system. Öbek fiiller

1:01

asteroitlerin büyük parçalarıdır.

Öbek fiiller

broke apart: parçalara ayrılmak

Broke apart, break apart fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Tek parça olan bir nesnenin iki veya daha fazla parçaya ayrıldığını anlatır. Bu ilgi cümleciğinde, asteroit parçalarını oluşturan daha önceki olayı tanımlar. Break apart yalnızca hasara değil, fiziksel bütünlüğün kaybolmasına odaklanır. Nesne almadan kullanılabilir (The shell broke apart) veya nesne fiil ile parçacık arasına getirilebilir (They broke the model apart).

Alıştırma

Dersimizdeki “parçalara ayrıldı” anlamına gelen iki sözcüklü geçmiş zaman fiiliyle cümleyi tamamlayın: When the brittle clay model hit the floor, it ____ into several pieces.

Cevabı göster

broke apart

Some of these are large enough to survive the intense journey through Earth's atmosphere Dilbilgisi

1:04

Bunlardan bazıları Dünya atmosferinden geçen yoğun yolculuktan sağ çıkacak

and reach the surface.

1:08

ve yüzeye ulaşacak kadar büyüktür.

Dilbilgisi

large enough to: gereken düzeye ulaşmak

Large enough to, sıfat + enough + to + fiilin yalın hâli yapısını izler. Bir niteliğin, to ile başlayan bölümdeki eylemi gerçekleştirmek için gereken düzeye ulaştığını belirtir. Bu cümlede parçaların büyüklüğü, atmosferden geçişe dayanıp yüzeye ulaşmalarına yetecek düzeydedir. Enough sıfattan sonra gelir: enough large değil, large enough denir.

Alıştırma

Strong, enough ve to sözcüklerini doğru sırada kullanarak cümleyi tamamlayın: The shelf is ____ hold all these books.

Cevabı göster

strong enough to

Back in September of this year,

1:10

Bu yılın eylül ayına döndüğümüzde,

astronomers were observing some of these asteroids

1:11

gökbilimciler Maui adasındaki NASA araştırma teleskobunu kullanarak

using the NASA survey telescope on the island of Maui.

1:14

bu asteroitlerden bazılarını gözlemliyorlardı.

This specific group of astronomers

1:18

Bu belirli gökbilimci grubu,

were focusing on asteroids headed in the direction of Earth.

1:20

Dünya yönüne doğru giden asteroitlere odaklanmışlardı.

They discovered an object that was heading toward Earth with some unusual characteristics.

1:23

Dünya'ya doğru ilerleyen, bazı alışılmadık özelliklere sahip bir nesne keşfettiler.

Everybody stay calm.

1:29

Herkes sakin olsun.

What's the procedure, everyone?

1:29

Prosedür nedir, millet?

What's the procedure? Stay calm!

1:31

Prosedür nedir? Sakin olun!

This object flew past the Moon at 3,000 km/h,

1:33

Bu nesne Ay'ın yanından 3.000 km/s hızla uçup geçti,

much slower than the typical speed of an asteroid, Dilbilgisi

1:37

bu, bazen saatte on binlerce kilometreye ulaşabilen tipik bir asteroit hızından

which can sometimes reach tens of thousands of kilometers per hour. Kalıp ifadeler

1:40

çok daha yavaştır.

Dilbilgisi

much slower than: büyük bir farkı vurgulamak

Much slower than, much + karşılaştırma biçimi + than yapısını kullanır. Much, slower sözcüğünü güçlendirerek hız farkının büyük olduğunu gösterir; than ise karşılaştırma ölçütünü tanıtır. Bu cümlede hız, bir asteroitin tipik hızıyla karşılaştırılıyor. Aynı yapı much higher than ve much more carefully than gibi başka karşılaştırma biçimleriyle de kullanılabilir.

Alıştırma

Much ve than sözcüklerini doğru yerlere koyarak karşılaştırmayı tamamlayın: This route is ____ longer ____ the old one.

Cevabı göster

much · than

Kalıp ifadeler

tens of thousands of: on binler düzeyinde yaklaşık miktar

Tens of thousands of + çoğul isim, kesin bir toplamı değil, genellikle yaklaşık 20.000 ile 90.000 arasındaki bir büyüklüğü ifade eder. Bu cümlede hızın saatte yaklaşık on binlerce kilometre düzeyinde olduğunu gösterir. Hem tens hem de thousands çoğuldur ve of miktarın katmanlarını birbirine bağlar: tens of thousands of kilometers. İfadeyi tens ve ayrı binlik gruplar şeklinde değil, tek bir yaklaşık miktar kalıbı olarak anlamak gerekir.

Alıştırma

Tahmin yaklaşık 40.000 kişiydi. Cümleyi hedef yaklaşık miktar ifadesiyle tamamlayın: The organisers estimated that ____ people joined the event.

Cevabı göster

tens of thousands of

Most asteroids have a more oval-shaped orbit

1:44

Çoğu asteroit, Dünya'ya kıyasla eğimli bir düzlemde

on a plane that's tilted compared to Earth.

1:46

daha oval şekilli bir yörüngeye sahiptir.

Initial calculations of this object showed

1:49

Bu nesnenin ilk hesaplamaları,

that it had a very circular orbit around the Sun,

1:51

Dünya'nınkine benzer şekilde,

similar to that of Earth.

1:54

Güneş'in etrafında çok dairesel bir yörüngeye sahip olduğunu gösterdi.

On further inspection, Anlatım akışı

1:56

Daha yakından incelendiğinde,

Anlatım akışı

On further inspection, yeniden değerlendirilen bulguya geçiş

On further inspection, cümle başında kullanılan ve kanıtları daha dikkatli inceledikten sonra anlamına gelen bir geçiş ifadesidir. Sonraki açıklamanın ilk izlenimden değil, daha ayrıntılı bir kontrolden kaynaklandığını gösterir. Bilgiyi bir düzeltme, değiştirilen değerlendirme veya yeni fark edilen ayrıntıyı tanıtarak düzenler. Buradaki inspection inceleme ya da analiz anlamındadır; özellikle resmî bir güvenlik kontrolü demek değildir.

Alıştırma

Daha dikkatli bir kontrolün ilk sonucu değiştirdiğini en iyi gösteren geçiş ifadesini seçin: At first, the spot looked like a crack. ___ it turned out to be a pencil mark.

  1. On further inspection,
  2. In the meantime,
  3. For example,
Cevabı göster

On further inspection,

the orbital plane of this object wasn't tilted,

1:57

bu nesnenin yörünge düzlemi eğimli değildi

and in fact, perfectly matched the orbital plane of Earth.

2:00

ve aslında Dünya'nın yörünge düzlemiyle mükemmel bir şekilde eşleşiyordu.

This low velocity paired with an Earth-like orbit Kalıp ifadeler

2:03

Dünya benzeri bir yörünge ile eşleşen bu düşük hız,

Kalıp ifadeler

paired with: iki etkeni birlikte sunmak

“X paired with Y” yapısında paired with, “Y ile birlikte” veya “Y ile birleşmiş” anlamına gelir. X ve Y'yi aynı sonuç ya da çıkarım üzerinde birlikte etkili olan bir etkenler bütünü olarak sunar. Burada düşük hız, Dünya'nınkine benzer bir yörüngeyle birlikte değerlendirilir. Bu ifade, iki gerçeği yalnızca and ile bağlamaktan daha güçlü biçimde birleşimi vurgular. Paired, ilişkiyi anlatan bir geçmiş zaman ortacıdır; bir kişinin ayrıca yaptığı eşleştirme eylemini anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi “ile birleşmiş” anlamındaki iki sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: Her experience, ____ careful planning, helped the team finish on time.

Cevabı göster

paired with

made the astronomers think that it wasn't an asteroid, Notlar

2:06

gökbilimcilerin bunun bir asteroit değil,

Dilbilgisi

made the astronomers think: make + kişi + fiilin yalın hâli

Make + kişi + fiil yapısında make ettirgen görevindedir: Bir şey, kişinin bir şey yapmasına, hissetmesine veya düşünmesine neden olur. Kişiden sonraki fiil to almadan yalın hâlde kullanılır; bu yüzden made the astronomers think denir, made the astronomers to think denmez. Burada kanıtlar, gök bilimcilerin bir yargıya varmasına yol açtı. Make her zaman birini zorlamak anlamına gelmez; think gibi bir düşünme fiiliyle kullanıldığında çoğu zaman bilginin doğal olarak bir tepki ya da inanç oluşturduğunu anlatır.

Alıştırma

Think fiilinin doğru biçimini girin: The new evidence made the detectives ____ the map was wrong.

Cevabı göster

think

but in fact, an artificial object that originated from Earth.

2:09

aslında Dünya'dan kaynaklanan yapay bir nesne olduğunu düşünmelerine neden oldu.

Anlatım akışı

it wasn't X, but in fact Y düzeltme yapısı

not X, but in fact Y yapısı önce X'i reddeder, ardından düzeltilmiş sonuç olarak Y'yi sunar. In fact düzeltmeyi vurgular: Y yalnızca ek bir ayrıntı değil, daha doğru açıklamadır. Bu cümlede asteroid reddedilen doğal sınıflandırma, artificial object ise onun yerine gelen doğal olmayan sınıflandırmadır. Bu yapı, dinleyiciyi önceki bir düşünceden düzeltilmiş sonuca yönlendirir.

Alıştırma

Bir iz önce çizik olarak tanımlandı, ancak daha yakından incelendiğinde çatlak olduğu görüldü. İlk sınıflandırmayı açıkça düzelten cümle hangisidir?

  1. The mark wasn't only a scratch, but also a crack.
  2. The mark was a scratch, and in fact a crack.
  3. The mark wasn't a scratch, but in fact a crack.
Cevabı göster

The mark wasn't a scratch, but in fact a crack.

They continued to observe this object and gave it the name 2020-SO.

2:14

Bu nesneyi gözlemlemeye devam ettiler ve ona 2020 SO adını verdiler.

After further analysis and tracing back its orbit, Öbek fiiller

2:18

Daha fazla analizden ve yörüngesini geriye doğru izledikten sonra,

Öbek fiiller

tracing back: geçmişteki bir yolu veya kaynağı yeniden oluşturmak

Trace something back, kanıtları, kayıtları veya bir yolu ters yönde takip ederek geçmişteki bir noktaya ya da kaynağa ulaşmak demektir. Bir şeyi fiziksel olarak geriye taşımayı değil, geçmişte olanları yeniden oluşturmayı anlatır. Bu cümlede tracing back its orbit, nesnenin bilinen yörüngesinden hareketle geçmişte izlediği yolu hesaplamak anlamındadır.

Alıştırma

Cümleyi trace back ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The technician ____ the power failure ____ a loose cable.

Cevabı göster

traced · back to

they found that object 2020 made a close approach to Earth back in 1966. Kalıp ifadeler

2:21

2020 nesnesinin 1966 yılında Dünya'ya yakın bir geçiş yaptığını buldular.

Kalıp ifadeler

made a close approach to Earth: Dünya’ya yaklaşmak

Astronomi ve uzay uçuşu haberlerinde made a close approach to Earth, “Dünya’ya nispeten yaklaştı” anlamına gelir. Sabit yapı make a close approach to + gök cismi veya hedef şeklindedir. make ifadenin bir parçasıdır ve “üretmek” anlamına gelmez. A close approach, haberde önemli olan ölçeğe göre yakınlığı anlatır. Tek başına cismin Dünya’ya çarptığı veya tehlikeli derecede yaklaştığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Asteroidin Mars’a nispeten yaklaştığını ancak ona mutlaka çarpmadığını anlatan resmî ifadeyle haberi tamamlayın: The asteroid ____ Mars last year.

Cevabı göster

made a close approach to

Looking through the launch archives from this time period,

2:27

Bu döneme ait fırlatma arşivlerini inceleyerek,

they found a mission that lined up with this almost perfectly, Öbek fiiller

2:29

bununla neredeyse mükemmel bir şekilde uyuşan bir görev buldular,

Öbek fiiller

lined up with: örtüşmek

Burada lined up with, “örtüşüyordu” veya “uyumluydu” anlamına gelir. Görev kaydı, zaman ve yörünge kanıtlarıyla neredeyse kusursuz biçimde uyuşuyordu. İki bilgi, olay, program veya plan birbirine uyduğunda A lines up with B yapısını kullanın. Bu anlamda kimse sıraya girmez ve hiçbir şeyin fiziksel bir çizgi oluşturması gerekmez.

Alıştırma

Hangi cümle tarihlerin kayıtlarla eşleştiğini söylüyor?

  1. The dates line up with the records.
  2. The dates line up the records.
  3. The dates line up for the records.
Cevabı göster

The dates line up with the records.

the Surveyor 2 mission.

2:32

Surveyor 2 görevi.

Lifting off from Cape Canaveral on an Atlas-Centaur rocket,

2:35

Cape Canaveral'dan bir Atlas-Centaur roketiyle havalanan

Surveyor 2 headed for the Moon.

2:38

Surveyor 2, Ay'a doğru yola çıkmıştı.

It was destined to conduct experiments on the lunar surface

2:41

Ay yüzeyinde deneyler yapmak

and send back detailed images that would help NASA plan for the upcoming Apollo missions.

2:44

ve NASA'nın yaklaşan Apollo görevlerini planlamasına yardımcı olacak ayrıntılı görüntüler göndermek üzere tasarlanmıştı.

After all,

2:48

Ne de olsa,

humans were just 3 years away from walking on the Moon, Dilbilgisi

2:49

insanların Ay'da yürümesine sadece 3 yıl kalmıştı

and yet very little was known about the world they would be entering.

2:52

ancak girecekleri dünya hakkında çok az şey biliniyordu.

Dilbilgisi

3 years away from walking: bir olaya kalan süre

Zaman süresi + away from + fiilin -ing biçimi kalıbı, bir olayın gerçekleşmesine bu kadar zaman kaldığını belirtir. Burada 3 years away from walking, insanların üç yıl sonra Ay’da yürüyeceğini anlatır ve bunu fiziksel bir uzaklık olarak değil, yaklaşan önemli bir dönüm noktası olarak sunar. From bir edattır; bu yüzden ardından gelen fiil -ing biçimini alır: away from walking denir, away from walk denmez. Aynı kalıp two weeks away from opening veya a day away from finishing örneklerindeki gibi son tarihleri ya da değişimleri de anlatabilir.

Alıştırma

ten minutes ve arrive kullanarak hedef kalıpla cümleyi tamamlayın: The train is ____ at the final station.

Cevabı göster

ten minutes away from arriving

After launch,

2:56

Fırlatmadan sonra,

the Centaur upper stage placed the spacecraft on a path toward the Moon.

2:57

Centaur üst kademesi uzay aracını Ay'a doğru bir yörüngeye yerleştirdi.

But as Surveyor tried to refine its path,

3:01

Ancak Surveyor yolunu düzeltmeye çalışırken,

one of its thrusters failed and caused the spacecraft to lose control Dilbilgisi

3:04

itici motorlarından biri arızalandı ve uzay aracının kontrolünü kaybetmesine neden oldu,

Dilbilgisi

Caused the spacecraft to lose control: cause + nesne + to-infinitive

Cause + nesne + to-infinitive yapısı, bir nedeni ardından nesnenin başına gelen sonuçla bağlar. caused the spacecraft to lose control ifadesinde arızalı itici motor neden, the spacecraft etkilenen nesne ve to lose control ortaya çıkan olaydır. Fiilden önceki to korunur: caused the spacecraft to lose denir, caused the spacecraft lose denmez. Bu yapı arızaları, etkileri ve olaylar arasındaki neden-sonuç zincirlerini nesnel biçimde açıklarken sık kullanılır.

Alıştırma

Caused sonrasında stop fiilinin doğru biçimiyle cümleyi tamamlayın: A damaged cable caused the screen ____ working.

Cevabı göster

to stop

until it hit the Moon at almost 10,000 km/h.

3:08

ta ki saatte neredeyse 10.000 km hızla Ay'a çarpana kadar.

The Centaur upper stage continued on,

3:12

Centaur üst kademesi ise yoluna devam etti,

flying past the Moon, and entering into an unknown orbit around the Sun.

3:14

Ay'ın yanından uçup geçti ve Güneş'in etrafında bilinmeyen bir yörüngeye girdi.

For decades,

3:19

Onlarca yıl boyunca,

this rocket booster was out there doing laps around the Sun, Deyimler

3:20

bu roket iticisi Güneş etrafında turlar atıp durdu,

Deyimler

uzakta Güneş'in etrafında tur atmak

Burada doing laps around the Sun, iticinin tekrar tekrar yörüngede dönmesini sanki bir koşu pistinde tur atıyormuş gibi anlatır. A lap, bir parkurun tam bir turudur; bu yüzden ifade, iticinin Güneş'in çevresinde dönmeye devam ettiği anlamına gelir, egzersiz yaptığı anlamına gelmez. Out there büyük bir uzaklık hissini güçlendirir ve bilimsel hareketi daha canlı, konuşma diline yakın hâle getirir.

Alıştırma

Bu cümlede out there doing laps around the Sun büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Güneş'ten düz bir çizgide uzaklaşıyordu.
  2. Güneş'ten çok uzakta hareketsiz duruyordu.
  3. Güneş'in çevresinde tekrar tekrar yörüngede dönüyordu.
Cevabı göster

Güneş'in çevresinde tekrar tekrar yörüngede dönüyordu.

but its orbit was slowly being changed by the continuous pressure from the Sun.

3:23

ancak yörüngesi Güneş'ten gelen sürekli baskıyla yavaş yavaş değişiyordu.

The radiation which blasts out from the Sun

3:27

Güneş'ten fışkıran radyasyon,

exerts a small but constant force on objects in space, Kalıp ifadeler

3:29

uzaydaki nesnelere, çok hafif bir esinti gibi,

Kalıp ifadeler

nesnelere küçük ama sürekli bir kuvvet uygular

Exert a force on, fizik ve mühendislikte kullanılan standart ve resmî bir yapıdır: Bir şey başka bir nesne üzerinde itme ya da çekme etkisi oluşturduğunda something exerts a force on an object denir. Bu cümlede exerts fiildir, a small but constant force onun nesnesidir ve on objects kuvvetin neye etki ettiğini gösterir. Aynı yapı exert pressure on ve exert influence on gibi soyut etkilerle de kullanılır. Ancak exert, bir etki üretmek ya da uygulamak demektir; yalnızca bir şeyi kullanmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi exert ve force kullanan resmî bilimsel kalıpla tamamlayın: The magnet ____ the metal pin.

Cevabı göster

exerts a force on

like a very gentle breeze. Anlatım akışı

3:33

küçük ama sürekli bir kuvvet uygular.

Anlatım akışı

“like a very gentle breeze”: zayıf bir kuvvet için benzetme

Burada like bir benzetme başlatır. Konuşmacı, güneş ışınımının küçük ama sürekli itişini çok hafif bir esintiye benzeterek görünmez bir kuvveti tanıdık ve kolayca hayal edilebilir hâle getirir. Bu karşılaştırma gerçek anlamlı değildir: uzayda havanın oluşturduğu bir esinti yoktur. İtişin fiziksel nedenini değil, ne kadar zayıf ve sürekli hissedildiğini anlatır.

Alıştırma

“The blanket felt like a warm cloud,” cümlesinde like ne işe yarar?

  1. Battaniyeyi üretmek için kullanılan fiziksel süreci açıklar.
  2. Battaniyenin gerçek anlamda buluttan yapıldığını söyler.
  3. Battaniyenin yumuşaklığını ve sıcaklığını hayal etmeyi kolaylaştıran bir benzetme başlatır.
Cevabı göster

Battaniyenin yumuşaklığını ve sıcaklığını hayal etmeyi kolaylaştıran bir benzetme başlatır.

Since the Centaur booster is essentially an empty metal tube,

3:35

Centaur güçlendiricisi esasen boş bir metal tüp olduğundan,

it's very lightweight,

3:38

çok hafiftir,

but still has a large surface area.

3:39

ancak yine de geniş bir yüzey alanına sahiptir.

This makes it much more susceptible to the solar winds than a dense and heavy asteroid. Kelime

3:42

Bu da onu güneş rüzgarlarına karşı yoğun ve ağır bir asteroitten çok daha duyarlı hale getirir.

Kelime

“susceptible to”: bir şeyden kolayca etkilenmek

Susceptible to, to sözcüğünden sonra belirtilen etkenden “kolayca etkilenmek veya zarar görmek” anlamına gelir. Burada hafif yapı, güneş rüzgârlarına yoğun asteroitten daha güçlü tepki verir. Kalıp be susceptible to + isim veya -ing biçimidir. Dışarıdan gelen bir etkiye karşı hassaslığı ya da etkilenmeye açıklığı anlatır; öznenin bu etkiyi seçtiği veya istediği anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi susceptible ve onun gerektirdiği edatla tamamlayın: Young plants are ____ frost damage.

Cevabı göster

susceptible to

After observing this gradual change in orbit,

3:47

Yörüngedeki bu kademeli değişikliği gözlemledikten sonra,

astronomers confirmed that this couldn't be an asteroid Dilbilgisi

3:50

gökbilimciler bunun bir asteroit olamayacağını

and it must be something made by humans.

3:52

ve insanlar tarafından yapılmış bir şey olması gerektiğini doğruladılar.

Dilbilgisi

Kanıta dayalı çıkarımda couldn't be ... must be

Burada couldn't be, kanıtlar bir açıklamayı imkânsız ya da son derece düşük olasılıklı hâle getirdiği için o açıklamayı eler. Geçmişte bir şeyi yapabilme veya olabilme yeteneğinin bulunmadığını anlatmaz. Must be, geriye kalan en güçlü sonucu verir: kanıtlar gökbilimcileri cismin insan yapımı olduğu sonucuna götürür. Buradaki must bir emir veya zorunluluk değil, mantıksal kesinlik ifade eder. X couldn't be A; it must be B yapısı, önce bir olasılığı reddedip ardından en iyi açıklamayı belirleyen olumsuzdan olumluya bir çıkarım oluşturur.

Alıştırma

Hangi cümlede couldn't be ve must be kanıta dayalı çıkarım yapmak için kullanılmıştır?

  1. These paw prints are too large for our cat, so they couldn't be hers; they must be from a bigger animal.
  2. The tracks are unclear, so they might be our cat's, or they could be from a bigger animal.
  3. Our cat couldn't open the locked door, so it must stay indoors tonight.
Cevabı göster

These paw prints are too large for our cat, so they couldn't be hers; they must be from a bigger animal.

But the astronomers still weren't sure if this object really was

3:55

Ancak gökbilimciler yine de bu nesnenin

the Centaur rocket from the '60s making a surprise return to Earth.

3:58

Dünya'ya sürpriz bir dönüş yapan 60'lı yılların Centaur roketi olup olmadığından emin değillerdi.

2020 was on a trajectory to enter Earth's orbit in November,

4:03

2020 SO, Kasım ayında Dünya'nın yörüngesine girmek üzere bir yörüngedeydi

and the astronomers calculated that it would make several close approaches during its stay

4:07

ve gökbilimciler, Mart ayında Güneş etrafındaki bir yörüngeye dönmeden önce

before returning to an orbit around the Sun in March.

4:11

kaldığı süre boyunca birkaç yakın geçiş yapacağını hesapladılar.

This would be a great chance to observe the object in more detail

4:15

Bu, nesneyi daha detaylı gözlemlemek

and determine if it really was the Centaur rocket.

4:18

ve onun gerçekten de Centaur roketi olup olmadığını belirlemek için harika bir şans olacaktı.

However, this object was incredibly faint

4:22

Ancak bu nesne inanılmaz derecede soluktu

and required some of the world's most powerful telescopes to even see it.

4:24

ve onu görebilmek için bile dünyanın en güçlü teleskoplarından bazılarına ihtiyaç vardı.

At its closest approach,

4:29

En yakın geçişinde,

it would reach an apparent magnitude of just 14. Kültür

4:30

sadece 14'lük bir görünür büyüklüğe ulaşabilecekti.

Kültür

apparent magnitude: düşük sayılar daha parlak görünen cisimleri belirtir

Apparent magnitude (görünür kadir), bir cismin Dünya'dan ne kadar parlak göründüğünü belirten bir astronomi ölçeğidir. Gözlenen parlaklığı anlatır; cismin kendi ürettiği toplam ışık miktarını değil. Bu ölçek günlük hayattaki birçok sayı ölçeğinin tersine işler: daha düşük bir apparent magnitude, daha parlak görünen bir cisim demektir. Kadri 14 olan bir cisim, kadri 6 olan bir cisimden çok daha sönüktür ve normalde çıplak gözle görülemeyecek kadar zayıftır.

Alıştırma

Bir yıldızın apparent magnitude değeri 8'den 4'e düşüyor. Daha düşük sayı neyi gösterir?

  1. Dünya'dan bakıldığında daha parlak görünür.
  2. Dünya'dan bakıldığında daha sönük görünür.
  3. Artık tam olarak yarısı kadar ışık üretir.
Cevabı göster

Dünya'dan bakıldığında daha parlak görünür.

On the magnitude scale,

4:34

Büyüklük ölçeğinde,

objects only become visible to the human eye once they reach six or below.

4:35

nesneler ancak altı veya daha altına ulaştıklarında insan gözüyle görünür hale gelirler.

To put this into perspective, Anlatım akışı

4:40

Bunu bir perspektife oturtmak gerekirse,

Anlatım akışı

To put this into perspective: açıklayıcı bir karşılaştırmaya giriş yapmak

To put this into perspective, sırada tanıdık bir karşılaştırma olduğunu bildirir. Bu karşılaştırma önceki bilgiye veya sayıya bir ölçek kazandırır; böylece dinleyici onun gerçekte ne kadar büyük, küçük, parlak, nadir ya da önemli olduğunu değerlendirebilir. Burada perspective, anlamayı kolaylaştıran bir çerçeve demektir; kişisel görüş veya sanattaki derinlik anlamında değildir. İfade açıklamayı düzenler: önce soyut bilgi, ardından somut bir referans noktası gelir.

Alıştırma

To put this into perspective dinleyiciye sırada ne olduğunu bildirir?

  1. Konuşanın konuyla ilgili kişisel görüşü
  2. Önceki bilgiyi değerlendirmeyi kolaylaştıran tanıdık bir karşılaştırma
  3. Önceki bilginin yanlış olduğunu gösteren bir düzeltme
Cevabı göster

Önceki bilgiyi değerlendirmeyi kolaylaştıran tanıdık bir karşılaştırma

most of the planets in our solar system have a magnitude below one,

4:42

güneş sistemimizdeki gezegenlerin çoğu birin altında bir büyüklüğe sahiptir

and even they can be difficult to spot with the naked eye. Kalıp ifadeler

4:46

ve çıplak gözle fark edilmeleri bile zor olabilir.

Kalıp ifadeler

with the naked eye: optik araç olmadan görmek

With the naked eye, teleskop, mikroskop, dürbün veya başka bir gözlem aracı olmadan normal görme duyusunu kullanmak demektir. Naked sözcüğü gözün yardımsız olduğunu anlatır; giyimle ilgisi yoktur. Bu ifade, bir şeyin kolay görüldüğü anlamına gelmez. Bu cümlede gezegenler, kişi herhangi bir araç kullanmadan doğrudan baksa bile zor fark edilebilir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki optik araç olmadan anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The markings are tiny, but I can see them ____ in bright sunlight.

Cevabı göster

with the naked eye

The only way scientists could prove this was the Centaur rocket Dilbilgisi

4:50

Bilim insanlarının bunun Centaur roketi olduğunu kanıtlamalarının tek yolu,

would be to find out if it was made from the same material,

4:53

aynı malzemeden yapılıp yapılmadığını bulmaktı,

301 stainless steel.

4:57

yani 301 paslanmaz çelik.

Dilbilgisi

The only way ... would be to ...: gerekli tek yöntem

The only way X would be to Y kalıbı, Y’nin X’i gerçekleştirmek veya kanıtlamak için gerekli tek yöntem olduğunu belirtir. Bu cümlede gerekli yöntem, nesnenin 301 paslanmaz çelikten yapılıp yapılmadığını kontrol etmektir. İlk bölüm uzun bir hedef veya iddia içerebilir, ancak dil bilgisi açısından The only way ile would be to + fiilin yalın hâli yine birbirine bağlıdır: The only way [to prove it] would be to [find out]. Would kullanımı, önerilen yöntemin doğrudan bir emirden çok koşula dayalı ve düşünülmüş bir çözüm gibi duyulmasını sağlar.

Alıştırma

Yeni cümleyi The only way ... would be to kalıbının tamamını kullanarak tamamlayın: ____ to recover the lost file ____ restore the backup.

Cevabı göster

The only way · would be to

In order to do this,

4:59

Bunu yapmak için,

scientists took over NASA's infrared telescope in Hawaii Öbek fiiller

5:00

bilim insanları NASA'nın Hawaii'deki kızılötesi teleskobunu devraldı

and began doing spectroscopy observations.

5:03

ve spektroskopi gözlemleri yapmaya başladılar.

Öbek fiiller

took over: kontrolü veya sorumluluğu devralmak

Burada took over, teleskobu kullanma kontrolünü veya sorumluluğunu devralmak anlamına gelir; muhtemelen gözlem süresi boyunca kullanım devralınmıştır. Bu ifade tek başına bilim insanlarının teleskoba zorla el koyduğunu veya onu çaldığını söylemez. Take over, isim nesne aldığında ayrılabilir: take over the telescope veya take the telescope over. Zamir kullanıldığında zamir ortaya gelir: take it over. Took, take fiilinin geçmiş zaman biçimidir.

Alıştırma

Hangi cümlede took over, bir nesneyi fiziksel olarak almak yerine “kontrolü veya sorumluluğu üstlenmek” anlamında kullanılmıştır?

  1. Leila looked over the project before lunch.
  2. Leila took the folder over to the director.
  3. After the director resigned, Leila took over the project.
Cevabı göster

After the director resigned, Leila took over the project.

This telescope has a 3-m wide mirror

5:06

Bu teleskop 3 m genişliğinde bir aynaya sahiptir

and is located at an altitude of 4,000 m on top of a mountain.

5:09

ve bir dağın tepesinde 4.000 m yükseklikte bulunmaktadır.

It can measure a wide range of wavelengths in the infrared spectrum,

5:13

Kızılötesi spektrumda geniş bir dalga boyu aralığını ölçebilir,

allowing it to perform spectroscopy observations.

5:17

bu da spektroskopi gözlemleri yapmasına olanak tanır.

This technique is often used to study the atmosphere of distant exoplanets Dilbilgisi

5:21

Bu teknik genellikle, hangi elementlerden oluştuklarını belirlemek için

to determine what elements they are made of.

5:25

uzaktaki ötegezegenlerin atmosferini incelemek amacıyla kullanılır.

Dilbilgisi

is often used to + fiilin yalın hâli

Bu cümlede is often used to, tekniğin olağan amacını belirtir: insanlar bu tekniği uzak atmosferleri incelemek için sık sık kullanır. Yapı edilgendir; yani teknik, bilinçli olarak eylemi yapan değil, kullanılan şeydir. Kalıp be + used + to + fiilin yalın hâlidir. Burada study fiilin yalın hâlidir ve to amacı tanıtır. often zarfı, tekniğin bu amaçla ne kadar sık kullanıldığını gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle tarayıcının düzenli olarak çatlak bulma amacıyla kullanıldığını belirtir?

  1. The technician is used to finding cracks.
  2. The scanner is often used to find cracks.
  3. The technician used to find cracks.
Cevabı göster

The scanner is often used to find cracks.

As a planet passes in front of its star,

5:27

Bir gezegen yıldızının önünden geçerken,

the molecules in the atmosphere absorb light at specific wavelengths.

5:29

atmosferdeki moleküller belirli dalga boylarındaki ışığı emer.

By observing these dips at specific wavelengths, Dilbilgisi

5:34

Belirli dalga boylarındaki bu düşüşleri gözlemleyerek,

we can compare it to the data we have here on Earth

5:37

bunları Dünya'da sahip olduğumuz verilerle karşılaştırabilir

Dilbilgisi

By observing ..., we can compare ...

By observing, ana cümledeki sonuca ulaşmak için kullanılan yöntemi tanıtır. by + -ing kalıbı Nasıl? sorusunu yanıtlar: düşüşleri gözlemlemek karşılaştırmayı mümkün kılar. Ana cümle olan we can compare, bu yöntemden doğan beceriyi veya sonucu belirtir. observing eylemini yapan kişinin ana cümlenin öznesi olan we ile aynı olduğu anlaşılır.

Alıştırma

Yöntem ifadesini tamamlamak için by ile check fiilinin -ing biçimini kullanın: ____ the figures, we can find the error.

Cevabı göster

By checking

and determine which atoms and molecules are present in the atmosphere.

5:39

ve atmosferde hangi atom ve moleküllerin bulunduğunu belirleyebiliriz.

The same technique can be used on a solid object to determine its material.

5:44

Aynı teknik katı bir nesne üzerinde de malzemesini belirlemek için kullanılabilir.

The atoms and molecules that make up stainless steel Öbek fiiller

5:48

Paslanmaz çeliği oluşturan atomlar ve moleküller

Öbek fiiller

make up: bir bütünü oluşturan parçalar

Burada make up, oluşturmak veya meydana getirmek anlamına gelir. Atomlar ve moleküller parçalardır; paslanmaz çelik ise onların oluşturduğu bütündür. Etken yapı parçalar + make up + bütün şeklindedir: A and B make up C. Buna karşılık gelen edilgen yapı bütün + be made up of + parçalar şeklindedir: C is made up of A and B.

Alıştırma

Hangi cümlede make up, bir bütün oluşturmak anlamında doğru kullanılmıştır?

  1. The country makes up of several small islands.
  2. A free meal can make up for the long delay.
  3. Several small islands make up the country.
Cevabı göster

Several small islands make up the country.

will emit and absorb light at very specific wavelengths.

5:51

çok belirli dalga boylarında ışık yayacak ve soğuracaktır.

So the scientists took spectral measurements of object 2020

5:55

Böylece bilim insanları 2020 nesnesinin spektral ölçümlerini aldılar

and compared it to measurements made of stainless steel here on Earth.

5:58

ve bunu Dünya'daki paslanmaz çelik ölçümleriyle karşılaştırdılar.

With this data,

6:02

Bu verilerle,

the scientists could compare the two measurements

6:03

bilim insanları iki ölçümü karşılaştırabilir

and see if they had similar light behavior.

6:05

ve benzer ışık davranışına sahip olup olmadıklarını görebilirlerdi.

The data showed some similarities,

6:08

Veriler bazı benzerlikler gösterdi,

but the match was far from perfect. Deyimler

6:10

ancak eşleşme mükemmel olmaktan çok uzaktı.

Deyimler

far from perfect: idealden çok uzak

Burada far from perfect fiziksel bir mesafeyi anlatmaz. Far from + sıfat yapısı, bir şeyin o sıfatın belirttiği durumda kesinlikle olmadığını ve çoğu zaman o durumdan belirgin ölçüde uzak olduğunu anlatır. But önce benzerlikleri kabul eder, ardından asıl değerlendirmeyi sunar: eşleşmenin hâlâ önemli zayıflıkları vardır. Far from perfect, not perfect ifadesinden daha güçlüdür.

Alıştırma

Hangi durum en iyi far from perfect ifadesiyle anlatılır?

  1. Sonuçta önemsiz, küçük bir kusur var.
  2. Bazı bölümleri iyi olsa da sonuçta ciddi zayıflıklar var.
  3. Sonuç tamamen kusursuz.
Cevabı göster

Bazı bölümleri iyi olsa da sonuçta ciddi zayıflıklar var.

They realized that the differences in results could have been from observing ordinary stainless steel

6:12

Sonuçlardaki farklılıkların, sıradan paslanmaz çeliğin

against stainless steel which had been exposed to the harsh conditions of outer space for 54 years. Kalıp ifadeler

6:18

54 yıl boyunca dış uzayın zorlu koşullarına maruz kalmış paslanmaz çelikle karşılaştırılmasından kaynaklanabileceğini fark ettiler.

Kalıp ifadeler

Be exposed to the harsh conditions: zorlu koşullara maruz kalmak

Be exposed to something, bir şeyle temas etmek ve ondan etkilenmek anlamına gelir. Bu cümlede paslanmaz çelik, uzayın zorlu ortamında uzun süre kalmıştır; bu eylemi kendisi seçmemiş veya etkin biçimde yapmamıştır. Edilgen yapı be + exposed + to + isim öbeği şeklindedir. Temasa kimin ya da neyin neden olduğundan çok dış koşulun etkisi önemli olduğunda kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi “temas etti” anlamındaki edilgen ifadeyle tamamlayın: During the test, the coating was ____ salt water for several weeks.

Cevabı göster

exposed to

In order to get a real match,

6:24

Gerçek bir eşleşme elde etmek için,

they would need to compare it to a piece of stainless steel

6:25

onu uzayın zorluklarını da görmüş

that has also seen the harshness of space.

6:28

bir parça paslanmaz çelikle karşılaştırmaları gerekecekti.

Luckily, there have been 245 Centaur launches since 1962, Dilbilgisi

6:31

Neyse ki, 1962'den beri 245 Centaur fırlatması yapılmıştı

Dilbilgisi

There have been ... since 1962: 1962'den beri ... oldu

There have been, geçmişten bugüne veya raporun referans anına kadar birikmiş çoğul sayıdaki olayları belirtir. Have, çoğul launches ile uyumludur; tekil bir isimle there has been kullanılırdı. Since 1962, bu zaman aralığının başlangıç noktasını belirtir. Since, “ne zamandan beri?” sorusunu yanıtlar; “ne kadar süre?” sorusunu değil.

Alıştırma

Hangi cümle pazartesiden bugüne kadar birikmiş çoğul bir toplamı doğru biçimde bildirir?

  1. There have been three safety checks since Monday.
  2. There has been three safety checks since Monday.
  3. There have been three safety checks for Monday.
  4. There were three safety checks since Monday.
Cevabı göster

There have been three safety checks since Monday.

and many of the old stages still remain in Earth's orbit.

6:36

ve eski kademelerin birçoğu hala Dünya'nın yörüngesinde kalıyordu.

But observing one of these old rocket stages for long enough would be a massive challenge.

6:40

Ancak bu eski roket kademelerinden birini yeterince uzun süre gözlemlemek devasa bir zorluk olurdu.

Objects in Earth's orbit can move across the sky at an incredible speed.

6:45

Dünya'nın yörüngesindeki nesneler gökyüzünde inanılmaz bir hızla hareket edebilirler.

This means NASA's infrared telescope

6:49

Bu, NASA'nın kızılötesi teleskobunun,

would struggle to lock on to the object for long enough to get a good amount of data. Notlar

6:51

iyi miktarda veri elde etmek için yeterince uzun süre nesneye kilitlenmekte zorlanacağı anlamına geliyordu.

Öbek fiiller

lock on to: bir hedefe kilitlenip onu izlemek

Burada lock on to, bir takip sisteminin nesneyi hedef olarak algılayıp ardından onu izlemeyi sürdürmesi anlamına gelir. Cümle, sistemin bu takibi başlatıp sürdürmekte zorlanacağını söylüyor. Bir kamera, radar, sensör veya oyun sistemi takip etmek üzere bir şey seçtiğinde lock on to + hedef yapısını kullanabilirsin. Buradaki anlam, bir nesneyi anahtarla kilitlemek değildir.

Alıştırma

Cümleyi “hedef olarak algılayıp izlemek” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamla: The camera needs to ____ the fast-moving drone before it can follow it.

Cevabı göster

lock on to

Dilbilgisi

for long enough to: bir sonuç için yeterli süre

for long enough to + fiilin yalın hâli, bir eylemin sonraki sonucu mümkün kılacak kadar yeterli süre devam etmesi anlamına gelir. Burada sistemin bol miktarda veri toplayabilmesi için nesneyi yeterince uzun süre takip etmesi gerekir. Yeniden kullanılabilen yapı fiil + for long enough to + fiilin yalın hâli biçimindedir. Enough, long sözcüğünden önce değil sonra gelir.

Alıştırma

Cümleyi for + long enough + to yapısıyla tamamla: We kept the camera still ____ take a clear photo.

Cevabı göster

for long enough to

They chose to observe a Centaur rocket stage which launched in 1971,

6:55

1971'de fırlatılan ve yörüngeye bir iletişim uydusu taşıyan

taking a communication satellite into orbit.

7:00

bir Centaur roket kademesini gözlemlemeyi seçtiler.

Despite the challenge,

7:03

Zorluklara rağmen,

the scientists managed to lock on to the 49-year-old rocket

7:04

bilim insanları 49 yıllık rokete kilitlenmeyi

and gather all the data they needed.

7:08

ve ihtiyaç duydukları tüm verileri toplamayı başardılar.

This happened on the same day that object 2020 made its closest approach to Earth.

7:10

Bu, 2020 nesnesinin Dünya'ya en yakın geçişini yaptığı gün gerçekleşti.

The data came back

7:15

Veriler geri geldi

and the spectrum graph of this old rocket stage perfectly matched that of object 2020. Dilbilgisi

7:16

ve bu eski roket kademesinin spektrum grafiği 2020 nesnesininkiyle mükemmel bir şekilde eşleşti.

Dilbilgisi

matched that of: tekrarlanan tekil bir ismin yerine that kullanmak

matched that of ifadesinde that, daha önce geçen tekil spectrum graph isim öbeğinin yerini tutar. Karşılaştırma, eski roket kademesinin tayf grafiğinin 2020 nesnesinin tayf grafiğiyle eşleştiğini anlatır ve spectrum graph ifadesinin tekrarını önler. Bu kullanım, karşılaştırmanın iki tarafını aynı kategoride tutar: graph ile graph karşılaştırılır; graph doğrudan object 2020 ile karşılaştırılmaz. Karşılaştırmada atlanan isim tekilse that of kullanılır.

Alıştırma

battery life ifadesini tekrarlamamak için that kullanan karşılaştırma ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The battery life of this tablet closely ____ the newer model.

Cevabı göster

matched that of

This proved that object 2020 was made of 301 stainless steel

7:22

Bu, 2020 nesnesinin 301 paslanmaz çelikten yapıldığını

and was undoubtedly the lost Centaur booster from 1966.

7:27

ve şüphesiz 1966'daki kayıp Centaur iticisi olduğunu kanıtladı.

So as we continue to launch more and more objects into space,

7:32

Bu nedenle, uzaya giderek daha fazla nesne fırlatmaya devam ettikçe,

our ability to detect which objects are heading toward Earth will become increasingly important.

7:35

hangi nesnelerin Dünya'ya doğru yöneldiğini tespit etme yeteneğimiz giderek daha önemli hale gelecektir.

As our presence in space increases and our technology becomes more advanced,

7:41

Uzaydaki varlığımız arttıkça ve teknolojimiz daha da geliştikçe,

observing objects like this will become much more routine.

7:45

bunun gibi nesneleri gözlemlemek çok daha rutin hale gelecektir.

For object 2020,

7:49

2020 nesnesi için,

it will leave Earth's orbit in March and continue orbiting the Sun

7:50

Mart ayında Dünya'nın yörüngesinden ayrılacak ve uzak bir gelecekte

until it eventually returns to Earth again in the distant future.

7:54

nihayetinde Dünya'ya tekrar dönene kadar Güneş'in yörüngesinde dönmeye devam edecek.

Like Starman,

7:58

Starman gibi,

these objects are on a journey that us humans could never imagine. Dilbilgisi

7:59

bu nesneler de biz insanların asla hayal edemeyeceği bir yolculuğa çıkmış durumdalar.

Dilbilgisi

Özne olarak us humans: Standart İngilizcede we humans kullanmak

a journey that us humans could never imagine ilgi cümleciğinde that yolculuğu ifade eder ve imagine fiilinin nesnesidir: hayal etme eylemini gerçekleştirenler humans grubudur. Bu nedenle us humans, could never imagine bölümünün öznesidir. Standart İngilizcede özne için we biçimi gerekir; bu yüzden özenli ifade a journey that we humans could never imagine olur. us humans, The news surprised us humans. örneğinde olduğu gibi nesne olduğunda standarttır.

Alıştırma

Özne görevindeki zamir + humans ifadesinde standart zamir durumunu kullanan cümle hangisidir?

  1. We humans can solve this problem together.
  2. The new rule affects we humans.
  3. Us humans can solve this problem together.
Cevabı göster

We humans can solve this problem together.

But due to the laws of physics,

8:03

Ancak fizik kuralları gereği,

they always end up coming home at some point. Deyimler

8:05

sonunda her zaman bir noktada eve dönerler.

Deyimler

Dünya'ya dönüşü mecazi olarak anlatan coming home

Burada coming home bir kişileştirme imgesidir: nesneler, ait oldukları yere dönen yolcular gibi anlatılır. Home gerçek bir evi değil, onların tanıdık kökeni veya referans noktası olarak Dünya'yı belirtir. Bu ifade bilimsel açıklamaya sıcak ve insani bir kapanış verir. Bu bağlamda, yörünge hareketi nedeniyle yeniden Dünya'ya doğru gelmek veya Dünya'nın yakınına dönmek anlamındadır; tek başına nesnelerin yere ineceğini söylemez.

Alıştırma

Bu cümlede coming home ne anlama geliyor?

  1. Nesnelerin Dünya'ya güvenli biçimde ineceğini garanti eder.
  2. Nesnelerin uzayda evleri olduğu anlamına gelir.
  3. Nesneleri Dünya'ya doğru veya Dünya'nın yakınına dönüyormuş gibi sunar.
Cevabı göster

Nesneleri Dünya'ya doğru veya Dünya'nın yakınına dönüyormuş gibi sunar.

When 2020 eventually returns to Earth again,

8:08

2020 en nihayetinde Dünya'ya geri döndüğünde,

who knows how far our technology will have advanced and what kind of things we will be doing in space? Dilbilgisi

8:11

teknolojimizin ne kadar ilerlemiş olacağını ve uzayda ne tür şeyler yapıyor olacağımızı kim bilebilir?

Dilbilgisi

“Will have advanced” yapısındaki future perfect

Will have advanced, will + have + geçmiş zaman ortacı advanced yapısından oluşan future perfect biçimidir. Teknolojik ilerlemenin miktarını, daha sonraki bir gelecek zamanından bakıldığında o zamana kadar elde edilmiş olarak sunar. Buradaki gelecek referans noktası When 2020 eventually returns to Earth again ile belirlenir. Soru, o zamana kadar ne kadar ilerleme kaydedilmiş olabileceğini sorar; belirli bir ilerleme düzeyinin kesin olduğunu söylemez.

Alıştırma

Cümleyi advance fiilinin future perfect biçimiyle tamamlayın: By 2040, battery technology ____ much further.

Cevabı göster

will have advanced