Aşırı Nüfus ve Afrika: İngilizce çalışma notları
Kurzgesagt – In a Nutshell
Video özeti: Bangladeş ile Sahra Altı Afrika'nın dönüşümlerini karşılaştırır; kamu hizmetlerini nüfus tahminleriyle ilişkilendirir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. "the big picture conceals the details." - Deyimler ve mecazlı ifadeler: mecaz, küresel bir toplamın bölgesel farkları gizleyebileceğini gösterir. 2. "shift some of their resources from lowering child mortality to boosting the economy." - Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: shift ... from ... to ... ve -ing yapıları kaynak aktarımını anlatır. 3. "far from unsolvable." - Dil bilgisi ve cümle kalıpları: far from + adjective o niteliği güçlü biçimde reddeder; fiziksel uzaklık anlatmaz.
Bu derste
For most of our history: istisnalara yer bırakan geniş bir zaman çerçevesi
For most of our history, “tarihimizin büyük bölümünde” anlamına gelir. for bir zaman süresini belirtir, most of ise bu sürenin açıkça büyük çoğunluğunu gösterir. İfade cümlenin başında kullanıldığında, sonraki bilgi için geniş bir zaman çerçevesi kurar. İstisnalara yer bıraktığından, bir durumun her an geçerli olduğunu söylemez.
Alıştırma
Hangi cümle, girişin dönemin büyük çoğunluğunda ücretsiz olduğunu ancak tüm dönem boyunca ücretsiz olmak zorunda olmadığını belirtir?
- At the start of the museum's history, admission was free.
- For most of the museum's history, admission was free.
- Throughout the museum's history, admission was free.
Cevabı göster
For most of the museum's history, admission was free.
until new discoveries brought us more food
0:04ta ki yeni keşifler bize daha fazla yiyecek getirene
made us live longer: make + nesne + fiilin yalın hâli
made us live longer ifadesinde made ettirgen anlamdadır ve make + nesne + fiilin yalın hâli yapısını izler. Us etkilenen nesnedir, live ise to almayan yalın fiildir. Burada keşifler olumlu bir sonuca yol açmıştır: insanlar daha uzun yaşamıştır. Etken cümlede nesneden sonra to getirilmez: made us live denir, made us to live denmez. Edilgen yapıda ise to geri gelir: We were made to wait.
Alıştırma
Hangi cümle etken make + nesne + fiilin yalın hâli yapısını doğru kullanır?
- The coach made the team practiced indoors.
- The coach made the team practice indoors.
- The coach made the team to practice indoors.
Cevabı göster
The coach made the team practice indoors.
In just 100 years: just ile şaşırtıcı derecede kısa bir süreyi vurgulamak
In just 100 years edat grubu, nüfus değişiminin gerçekleştiği zaman aralığını belirtir. Buradaki just yalnızca anlamındadır ve insanlık tarihinin çok daha uzun dönemiyle karşılaştırıldığında 100 yılı beklenmedik ölçüde kısa gösterir. Just sözcüğünün bu kullanımı, istatistiğe konuşanın değerlendirmesini ekler. Hızı ve şaşkınlığı vurgular; It just happened cümlesindeki gibi kısa süre önce anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi In just + süre yapısıyla tamamlayın: ____ two weeks, the volunteers collected enough money to repair the playground.
Cevabı göster
In just
apocalyptic visions of an overcrowded Earth: hayal edilen felaket
Bu isim grubu, Dünya’nın aşırı sayıda insanla dolduğu korkutucu ve hayalî gelecekleri anlatır. Visions burada görme yetisini değil, zihinsel görüntüleri veya öngörüleri ifade eder. Apocalyptic, bu tasavvurlara dünyanın sonu veya uygarlığın yok oluşu ölçüsünde bir boyut kazandırır. Nüfus yoğunluğunun artabileceğine dair tarafsız bir ifadeden ziyade dramatik ve kaygılı bir tutumu gösterir.
Alıştırma
Bu cümlede apocalyptic visions of an overcrowded Earth ifadesine en uygun yorum hangisidir?
- Normal nüfus artışı hakkında dikkatli ve tarafsız tahminler
- Felaket düzeyinde aşırı nüfuslu bir gezegene ilişkin korkutucu hayalî senaryolar
- Dünya’nın zaten ne kadar kalabalık olduğunu gösteren net fotoğraflar
Cevabı göster
Felaket düzeyinde aşırı nüfuslu bir gezegene ilişkin korkutucu hayalî senaryolar
Since then: geçmişteki bir noktadan bugüne uzanan dönem
Since then, daha önce sözü edilen 1960'lardaki zirveye gönderme yapar ve o noktadan konuşulan sonraki döneme uzanan yeni bir zaman çerçevesi açar. Açıklamayı geçmişteki önemli bir noktadan sonrasında yaşananlara taşır. Present perfect yapısındaki have crashed bu bağlayıcıyla uyumludur; çünkü düşüş o noktadan sonra gerçekleşmiş ve bugün de önemini korumaktadır.
Alıştırma
Cümle için en uygun bağlayıcıyı seçin: The town opened a new clinic in 2022. ___, waiting times have fallen.
- Since then
- At the time
- Then
Cevabı göster
Since then
Fertility rates have crashed: keskin bir düşüş
Burada crash, bir sayı veya oranın çok keskin biçimde düşmesini anlatmak için mecazi anlamda kullanılır. Fertility rates have crashed, doğurganlık oranlarının çarpıcı biçimde düştüğü anlamına gelir; bir kazayı veya bilgisayar arızasını anlatmaz. Fertility rates isim öbeği öznedir; have crashed ise present perfect yapısında geçişsiz bir fiil öbeğidir. Bu yapıda oranları doğrudan düşüren bir kişi yoktur; keskin düşüşü oranların kendisi yaşar.
Alıştırma
Hangi cümlede have crashed ağır bir düşüşü anlatmak için doğal biçimde kullanılmıştır?
- Ticket sales have crashed by 70 percent since January.
- The ticket website has crashed by 70 percent since January.
- Ticket sales have crashed by 1 percent since January.
Cevabı göster
Ticket sales have crashed by 70 percent since January.
The world population is now expected to balance out Öbek fiiller
0:26Şimdi dünya nüfusunun dengelenmesi bekleniyor
at around 11 billion by the end of the century.
0:29yüzyılın sonuna kadar yaklaşık 11 milyar civarında.
expected to balance out (dengelenmesi beklenmek)
Bu tahminde is expected to, bir şeyin gerçekleşmesinin beklendiğini belirtir. Balance out; artışların, düşüşlerin veya diğer karşıt güçlerin birbirini telafi ederek genel bir denge oluşturması anlamına gelir. Burada nüfusun belirli bir düzey civarında istikrar kazanacağı anlatılır; tamamen değişmeden kalacağı veya kelimenin gerçek anlamıyla fiziksel dengesini koruyacağı söylenmez. out parçacığı, sonunda ortaya çıkan genel sonucu vurgular.
Alıştırma
Tahmini, “genel bir dengeye ulaşması bekleniyor” anlamındaki dört sözcüklü yapıyla tamamlayın: The two opposing effects are ____ over time.
Cevabı göster
expected to balance out
the big picture conceals the details (büyük resim ayrıntıları gizler)
The big picture, genel görünümü veya ana eğilimi anlatan bir mecazdır. Conceals the details, bu geniş görünümün küçük gerçekleri veya farklılıkları görmeyi zorlaştırdığı anlamına gelir. Cümle bir geçiş işlevi görür: genel bir sonucun yararlı olduğunu kabul eder, ancak daha yakından yapılan bir analizin önemli farklılıklar ortaya çıkarabileceği konusunda uyarır. Buradaki conceals, mutlaka kasıtlı bir gizleme anlamına gelmez.
Alıştırma
Genel bir eğilimin önemli farklılıkları görmeyi zorlaştırabileceği konusunda en iyi uyarıyı hangi cümle yapar?
- The big picture conceals the details.
- The big picture confirms every detail.
- The details are too large to compare.
Cevabı göster
The big picture conceals the details.
one region in particular: odağı daraltmak
Bu cümlede one region in particular, geniş bir konuyu özel ilgi gösterilecek tek bir bölgeye indirger. In particular, özellikle bu veya tam olarak bu anlamına gelir; bu ifadede particular, seçici ya da zor beğenen anlamında değildir. Kullanılabilir kalıp kişi, yer veya şey + in particular biçimindedir. Dinleyiciye, konuşmacının genel bir gruptan seçilmiş bir örneğe ya da odağa geçtiğini gösterir.
Alıştırma
In particular ifadesini doğal konumuna yerleştirerek cümleyi tamamlayın: Of all the exhibits, the dinosaur hall ____ impressed me.
Cevabı göster
in particular
was home to: insanların nerede yaşadığını anlatmak
Was home to, bölgenin sözü edilen insanların yaşadığı yer olduğu anlamına gelir. Burada Sahra Altı Afrika’yı bir milyar insanın yaşadığı yer olarak sunar; home, be home to + insanlar veya şeyler kalıbının bir parçasıdır. Özne bir ülke, şehir, yaşam alanı, bina veya kuruluş olabilir. To sonrasındaki tümleç, orada bulunan insanları ya da şeyleri belirtir. Be fiili zamana ve tekil-çoğul durumuna göre is home to, was home to ve are home to biçimlerini alır.
Alıştırma
Cümleyi be home to yapısının geniş zamandaki biçimiyle tamamlayın: The island ____ several rare turtles.
Cevabı göster
is home to
Although its growth rate has slowed down in the last few decades, Öbek fiiller
0:45Büyüme hızı son birkaç on yılda yavaşlamış olsa da,
it's still much higher than in the rest of the world.
0:48hala dünyanın geri kalanından çok daha yüksek.
slowed down: daha düşük bir büyüme hızı
Burada slowed down, büyüme hızının öncekinden daha düşük hâle geldiğini belirtir. Süreç devam eder, ancak daha yavaş ilerler; bu ifade büyümenin durduğunu veya negatif olduğunu söylemez. Oranlar ve eğilimlerle kullanıldığında slow down, toplam miktarın mutlaka düştüğünü değil, hızın değiştiğini anlatır. Büyüme yavaşlarken nüfus artmaya devam edebilir.
Alıştırma
Toplamın hâlâ arttığını ancak artış hızının düştüğünü açıkça belirten cümle hangisidir?
- Subscriber growth has slowed down, but the total is still rising.
- The total number of subscribers has decreased.
- Subscriber growth has stopped completely.
Cevabı göster
Subscriber growth has slowed down, but the total is still rising.
While some projections expect around 2.6 billion people, Dilbilgisi
0:51Bazı projeksiyonlar yaklaşık 2,6 milyar insan beklerken,
While some projections expect ... others reckon: farklı tahminleri karşılaştırma
Bu cümlede While zaman değil, karşıtlık bildirir. While some projections expect ... bir tahmin grubunu, others reckon ... ise başka bir grubun farklı tahminini sunar. While some ..., others ... kalıbı iki görüşü paralel biçimde yan yana getirir. Others, other projections ifadesinin yerini aldığı için isim tekrar edilmez. Bu kalıbı farklı tahminleri, bulguları, görüşleri veya planları düzenleyerek karşılaştırmak için kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Dersteki ikili yapıyla karşıtlığı tamamlayın: ____ analysts predict prices will rise, ____ expect them to stay stable.
Cevabı göster
While some · others
Such growth would be a huge challenge for any society,
0:59Böyle bir büyüme her toplum için büyük bir zorluk olurdu,
but Sub-Saharan Africa is also the poorest region on Earth.
1:03fakat Sahra Altı Afrika aynı zamanda Dünya'nın en fakir bölgesi.
vary by + miktar: farkın büyüklüğünü belirtmek
vary by + miktar yapısında by, değerler arasındaki farkın büyüklüğünü belirtir. Burada iki tahminin üst sınırları arasında 2,4 milyar kişilik fark vardır. Bu yapı “Aralarında ne kadar fark var?” sorusunu yanıtlar. Bir aralığın iki uç noktasını vermez.
Alıştırma
Cümleyi, derste öğrendiğiniz ve “bu miktar kadar farklı olmak” anlamına gelen iki kelimelik İngilizce ifadeyle tamamlayın: The lowest estimate is 70, and the highest is 82. The estimates ____ 12 units.
Cevabı göster
vary by
“As always, it's complicated.” ile analize geçiş yapmak
As always, ardından gelen durumu tanıdık ve tekrarlanan bir örüntü olarak sunar. it's complicated ise konunun tek ve basit bir yanıtla açıklanamayacağını belirtir. Cümlenin bütünü bir geçiş işlevi görür: başlangıçtaki soruyu kapatır, dinleyiciyi birden fazla etkene hazırlar ve analize geçer. Yanıtın karmaşık olacağını önceden bildirir; cümlenin kendisi yanıt değildir.
Alıştırma
Bir konuşmacı zor bir soru sorduktan sonra “As always, it's complicated.” genellikle ne işe yarar?
- Eksiksiz bir nihai yanıt verir ve tartışmayı bitirir.
- Birden fazla etkenin açıklanması gerektiğini belirtir ve analizi başlatır.
- Konuşmacının soruyu anlamadığını söyler.
Cevabı göster
Birden fazla etkenin açıklanması gerektiğini belirtir ve analizi başlatır.
made-up idea: insanlar tarafından oluşturulmuş bir kategori
made-up idea ifadesindeki made-up, doğal olarak tek bir bütün oluşturan bir şeyden ziyade insanların oluşturduğu bir kategoriyi anlatır. Konuşmacı, birbirinden çok farklı birçok ülkeyi tek bir etiket altında toplamanın yararını sorgular. Bu, ülkelerin veya bölgenin hayal ürünü olduğu anlamına gelmez ve birini otomatik olarak yalan söylemekle suçlamaz. Benzer bağlamlarda made-up, insanların etiketi veya sınırı seçtiği anlamında oluşturulmuş demektir.
Alıştırma
Şu cümleyi okuyun: The line between beginner and intermediate is a made-up boundary. Burada made-up ne anlama gelir?
- Şeyleri sınıflandırmak için insanlar tarafından oluşturulmuş
- Yalnızca hayal dünyasında var olan ve gerçekte hiçbir yerde bulunmayan
- Doğal biçimde oluşan fiziksel bir çizgi
- Kasıtlı bir yalan olduğu kanıtlanmış
Cevabı göster
Şeyleri sınıflandırmak için insanlar tarafından oluşturulmuş
Eşit mesafe için as far away ... as
as + sıfat veya zarf + as kalıbı, iki şeyin aynı derecede olduğunu karşılaştırır. Burada orta bölümü far away doldurur; bu nedenle cümle Botsvana–Sierra Leone mesafesiyle İrlanda–Kazakistan mesafesini karşılaştırır. İkinci as, Ireland is from Kazakhstan karşılaştırma yan cümlesini başlatır. is sözcüğünden sonra far away ifadesi anlaşılır ve tekrar edilmesi gerekmez. Buradaki as, aynı derecede anlamındadır; çünkü veya ne zaman anlamında değildir.
Alıştırma
Cümleyi as far away ... as kalıbının iki bölümüyle tamamlayın: The campsite is ____ from the lake ____ the village is from the river.
Cevabı göster
as far away · as
and they have about as much in common. Kalıp ifadeler
1:27ve sahip oldukları ortak noktalar da aşağı yukarı bu kadardır.
have about as much in common: yaklaşık aynı derecede ortak noktaya sahip olmak
Have ... in common, ‘özellikleri, ilgi alanlarını veya başka nitelikleri paylaşmak’ anlamına gelir. Buradaki much, sayılabilen nesnelerin sayısını değil, ortak noktaların miktarını ya da derecesini belirtir. About as much içindeki as much, önceki bağlamın sağladığı bir karşılaştırmaya göre ‘aynı miktar veya derecede’ demektir; about ise bu eşitliği yaklaşık hâle getirir. Cümlenin bütünü, bu ikilinin daha önce sözü edilen ikiliyle yaklaşık aynı derecede benzer olduğunu anlatır.
Alıştırma
Örnekteki have about as much in common ifadesine en uygun anlam hangisidir?
- Daha önce sözü edilen ikiliden çok daha fazla benzerler.
- Daha önce sözü edilen ikiliyle yaklaşık aynı derecede benzerler.
- Belirli sayıda fiziksel nesneyi paylaşıyorlar.
Cevabı göster
Daha önce sözü edilen ikiliyle yaklaşık aynı derecede benzerler.
without generalizing a little bit: biraz genelleme yapmadan
Without + -ing yapısı, bir eylemin gerçekleşmediği durumu anlatır. Ana cümlede would kullanıldığında, bu eylemin yapılmamasının hayal edilen sonucunu verir: konuşmacı biraz genelleme yapmasa video bir saat sürerdi. A little bit, generalizing eyleminin derecesini sınırlar ve ifadeyi yumuşatır. Konuşmacı küçük ve pratik bir sadeleştirmeyi savunur; geniş genellemelerin her zaman kabul edilebilir olduğunu söylemez. Bu yapı, sınırlı bir ödünün neden gerekli olduğunu açıklamak için kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi check fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: Without ____ the map, we would probably get lost.
Cevabı göster
checking
disagreed on + bir konu
disagree on + isim veya soru yapısında on, kişilerin farklı görüşlere sahip olduğu konuyu belirtir. Burada a lot of things birçok mesele demektir; yani cümle, pek çok konuda görüşlerinin ayrıldığını söyler. Tartışılan meseleyi adlandırmak istediğinde bu kalıbı kullan: disagree on a plan, a date veya what to do next denebilir.
Alıştırma
Cümleyi vurgulanan geçmiş zaman kalıbıyla tamamla: The two doctors ____ the treatment plan.
Cevabı göster
disagreed on
Mainly on how much fertility matters to poverty.
1:39Esas olarak doğurganlığın yoksulluk için ne kadar önemli olduğu konusunda.
We've done our best to summarize our research and what they told us, Kalıp ifadeler
1:44Araştırmamızı ve bize söylediklerini özetlemek için elimizden geleni yaptık,
done our best to summarize: özetlemek için elimizden geleni yaptık
Do one's best to + fiilin yalın hâli, makul ölçüde mümkün olan en büyük çabayı göstermek demektir. done our best to summarize ifadesinde our, özne olan we ile uyumludur; to summarize ise en iyi şekilde yapılmaya çalışılan eylemi belirtir. We've done, do fiilinin present perfect biçimidir ve önceki çabayı şu anda sunulan özetle ilişkilendirir. Done our best güçlü bir çabayı vurgular, ancak sonucun kusursuz olduğunu garanti etmez.
Alıştırma
Cümleyi vurgulanan çaba kalıbı ve explain fiiliyle tamamla: We've ____ the instructions clearly.
Cevabı göster
done our best to explain
“Take it with a grain of salt”: bilgiyi temkinli kabul etmek
Take it with a grain of salt, “bu bilgiyi tamamen kesin kabul etmek yerine biraz temkinli değerlendirmek” anlamına gelen bir deyimdir. Buradaki it, araştırmanın ve uzman yorumlarının özetini ifade eder. Bu ifade, hiç inanmamak değil, sınırlı güven anlamı taşır. Özet yine de yararlı olabilir; ancak belirsizlik, eksik ayrıntılar veya kaynaklar arasındaki farklılıklar dikkate alınmalıdır.
Alıştırma
Dersi öğrendiğiniz deyimle cümleyi tamamlayın: “The estimate comes from a very small sample, so ____.”
Cevabı göster
take it with a grain of salt
“Check out”: bakmak veya incelemek
Bu cümlede check out, bir kaynağa “bakmak, onu ziyaret etmek veya incelemek” anlamına gelir. Konuşmacı, daha fazla ayrıntı için izleyicileri listelenen kaynakları açmaya davet ediyor. Bir eylem çağrısı olarak check out, dinleyiciyi inceleyebileceği içeriğe yönlendirir.
Alıştırma
Dersin iki sözcüklü phrasal verb yapısıyla daveti tamamlayın: “For the full schedule and speaker bios, ____ our website.”
Cevabı göster
check out
let's zoom out to the global perspective again. Anlatım akışı
1:53şimdi tekrar küresel perspektife uzaklaşalım.
Let's zoom out to the global perspective: küresel bakış açısına geçmek
Burada zoom out, tartışmanın ölçeğini değiştirmeyi anlatan bir mecazdır. Konuşmacı bir kamera ya da harita kullanılmasını istemiyor; bu ifade dikkati tek bir bölge veya ayrıntıdan dünya çapındaki görünüme taşıyor. Let's bu geçişi dinleyicilere yapılan ortak bir davet olarak sunar, again ise daha önce kullanılan geniş ölçeğe dönüldüğünü gösterir. Bu tür bir ifade söylemde yol işareti görevi görür ve sonraki bilginin hangi bakış açısıyla düzenleneceğini bildirir.
Alıştırma
Hangi cümle tek bir yerel ayrıntıdan dünya çapındaki bir görünüme geçişi en iyi belirtir?
- Let's stay with this single case.
- Let's zoom out to the global perspective.
- Let's zoom in on one local example.
Cevabı göster
Let's zoom out to the global perspective.
many countries in Asia were at a similar point Kalıp ifadeler
1:57Asya'daki birçok ülke benzer bir noktadaydı
Were at a similar point to: benzer bir aşamada olmak
at a similar point to ifadesinde point, bir görüşü veya fiziksel konumu değil, bir süreçteki aşamayı ya da içinde bulunulan durumu anlatır. Yapı be + at a similar point to + kişi, yer, proje veya başka bir karşılaştırma hedefidir. Cümle, birçok Asya ülkesinin geçmişteki aşamasını Sahra Altı Afrika'nın bugünkü aşamasıyla karşılaştırır. Similar karşılaştırmayı sınırlar; genel koşulların tamamen aynı olması gerekmez.
Alıştırma
Bir yönetici, iki projenin tamamen aynı değil ama kabaca karşılaştırılabilir aşamalarda olduğunu söylemek istiyor. En iyi cümle hangisidir?
- Our project has a similar point with the pilot.
- Our project is at the same point as the pilot.
- Our project is at a similar point to the pilot.
Cevabı göster
Our project is at a similar point to the pilot.
Large parts of the population were living in extreme poverty Kalıp ifadeler
2:02Nüfusun büyük bir kısmı aşırı yoksulluk içinde yaşıyordu
living in extreme poverty: aşırı yoksulluk içinde yaşamak
Live in extreme poverty, gelir veya kaynakların temel ihtiyaçları karşılamak için gereken düzeyin çok altında olduğu bir durumda yaşamayı sürdürmek anlamına gelir. Bu cümlede living, insanların ikamet ettiği yeri değil, devam eden bir durumu anlatır. Bu eşdizim kalkınma, ekonomi ve kamu politikası tartışmalarında yaygındır. Extreme çok ciddi bir düzeyi belirtir ve tanımlanmış bir istatistik kategorisine gönderme yapabilir; bu nedenle yalnızca birinin az parası olduğunu söylemekten daha güçlü ve daha kesindir.
Alıştırma
Cümleyi live in ve yoksulluğun en ciddi düzeyini anlatan politika terimiyle tamamlayın: Even after the drought ended, many families continued to ____.
Cevabı göster
live in extreme poverty
Örnek vermek için Take + isim
Buradaki Take Bangladesh., “Bangladeş'i örnek olarak ele alın” anlamına gelir. Emir biçimi, kimseden ülkeyi kaldırmasını, taşımasını veya ülkeye yönelik bir eylemde bulunmasını istemez. Bu kısa söylem belirteci, dinleyiciyi genel bir iddiadan somut bir vakaya geçirir. Normalde hemen ardından, örneğin iddiayı neden desteklediğini gösteren ayrıntılar gelir.
Alıştırma
Bir sunumda hangi cümle gerçek bir eylemi anlatmak yerine Kenya'yı örnek olarak tanıtmak için Take + isim yapısını kullanır?
- Take Kenya.
- Take a flight to Kenya.
- Take this package to Kenya.
Cevabı göster
Take Kenya.
the average woman had seven children in her lifetime.
2:10ortalama bir kadının hayatı boyunca yedi çocuğu oluyordu.
only one in five would learn to read and write. Kelime
2:18sadece beşte biri okuma yazma öğrenebilecekti.
Only one in five: oran ifade etme
One in five, her beş kişi veya nesneden biri anlamına gelir; dolayısıyla %20’yi ifade eder. Buradaki only, bu oranın özellikle düşük olduğunu gösterir: beş yaşından sonrasına kadar hayatta kalan çocukların yalnızca %20’si okuma yazma öğrenecekti. one in + number kalıbı, sayılabilen bir grup içindeki oranı gösterir: one in ten %10, two in five ise %40 demektir. Bu kalıpta in bir yeri değil, oran ilişkisini ifade eder.
Alıştırma
%20’yi düşük bir oran olarak sunmak için cümleyi only + one in + number ile tamamlayın: The survey found that ____ households had solar panels.
Cevabı göster
only one in five
and per capita income was among the lowest in the world. Kelime
2:23ve kişi başına düşen gelir dünyadaki en düşükler arasındaydı.
Per capita income: kişi başına ortalama gelir
Per capita income, bir nüfustaki kişi başına ortalama gelir anlamına gelir. Genellikle nüfusun toplam gelirinin kişi sayısına bölünmesiyle hesaplanır. Cümlede genel yaşam koşullarını karşılaştırmak için kullanılan ölçütlerden biridir. Per capita, Latinceden gelen ve “her kişi için” anlamını taşıyan istatistiksel bir ifadedir. Per capita income içinde income sözcüğünden önce gelir ve rakamın kişi başına ortalama olduğunu gösterir. Gelirler eşit dağılmayabileceği için herkesin gerçekten bu miktarı kazandığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir ülke per capita income değerini 30.000 dolar olarak bildiriyor. Bu rakam neyi ifade eder?
- Her sakinin kesin yıllık geliri
- Ülkenin toplam geliri
- Nüfusun kişi başına ortalama geliri
Cevabı göster
Nüfusun kişi başına ortalama geliri
based on three main pillars: üç ana sütuna dayanan
Bu cümlede pillars, aile planlaması programını destekleyen üç temel parçayı anlatan bir benzetmedir. Fiziksel sütunların bir binayı ayakta tutması gibi, bu parçalar da programın işlemesini sağlar. be based on + sayı/sıfat + pillars kalıbı, bir planı az sayıdaki temel desteğe dayanıyormuş gibi sunar. Ayrıca dinleyiciyi bu desteklerin tek tek açıklanmasına hazırlar.
Alıştırma
Hangi cümlede pillars, bir planın temel destekleri anlamında doğal biçimde kullanılmıştır?
- The garden gate stands between two brick pillars.
- The safety plan is built on three pillars: training, clear rules, and regular checks.
- The project will finish in three stages: design, testing, and release.
Cevabı göster
The safety plan is built on three pillars: training, clear rules, and regular checks.
education helped to change women's outlook.
2:35eğitim kadınların bakış açısını değiştirmeye yardımcı oldu.
Women with a higher education tend to want fewer kids Dilbilgisi
2:38Daha yüksek eğitimli kadınlar daha az çocuk isteme
tend to want: genel bir eğilimi ifade etmek
Tend to + fiilin yalın hâli, bir şeyin genellikle veya sık sık gerçekleştiğini ancak her durumda böyle olmadığını belirtir. Buradaki tend to want, daha eğitimli kadınların genellikle ne istediğine dair genel bir gözlemdir; her bireyin aynı seçimi yaptığını ileri sürmez. Bu yapı genellemeyi yumuşatır. Araştırmalardan veya tekrarlanan deneyimlerden çıkan örüntüleri mutlak gerçekler gibi sunmadan anlatmak için kullanışlıdır.
Alıştırma
Cümleyi “genellikle, ama her zaman değil” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: During exam season, students ____ sleep less.
Cevabı göster
tend to
better healthcare lowered child mortality,
2:44daha iyi sağlık hizmetleri çocuk ölümlerini azalttı,
leading to parents wanting fewer children Dilbilgisi
2:46bu da ebeveynlerin daha az çocuk istemesine yol açtı
because they could expect them to survive. Dilbilgisi
2:48çünkü hayatta kalmalarını bekleyebiliyorlardı.
leading to ile sonucu bağlama
Burada leading to, önceki cümleciğin yol açtığı sonucu ekler: daha iyi sağlık hizmetleri çocuk ölümlerini azalttı ve bu değişiklik ebeveynlerin daha az çocuk istemesine neden oldu. Buradaki lead to, birini bir yere götürmek değil, “neden olmak veya bir sonuç doğurmak” anlamındadır. -ing öbeği, neden-sonuç bağlantısını tek bir cümlede sıkıştırır: tam ana cümlecik + virgül + leading to + isim öbeği veya -ing cümleciği. parents wanting... yapısında parents, wanting eyleminin mantıksal öznesidir.
Alıştırma
Cümleyi lead fiilinden oluşturulan -ing biçimindeki sonuç bağlayıcısıyla tamamlayın: The new bus route reduced travel time, ____ more people using public transport.
Cevabı göster
leading to
could expect them to survive: expect + nesne + to-infinitive
Could expect them to survive, expect + nesne + to-infinitive yapısını kullanır. Them çocukları gösterir; to survive ise ebeveynlerin çocukları için makul biçimde öngörebildiği sonucu belirtir. Could, daha iyi sağlık hizmetlerinin bu beklentiyi mümkün veya makul hâle getirdiğini gösterir. expect fiilinden sonra nesne gelirse bir sonraki fiilden önce to kullanılır: expect them to survive doğrudur; expect them survive değildir.
Alıştırma
Hangi cümlede expect + nesne + to-infinitive yapısı doğru kullanılmıştır?
- We expect the package arrive tomorrow.
- We expect to the package arrive tomorrow.
- We expect the package to arrive tomorrow.
Cevabı göster
We expect the package to arrive tomorrow.
drive contraceptive use from 8% to 76%: doğum kontrol yöntemi kullanımını %8'den %76'ya çıkarmak
Burada drove, bir şeyi farklı bir seviyeye getirmek anlamındadır; araç kullanmak anlamına gelmez. İlgi zamiri which, doğum kontrol araçlarının uzak bölgelere bile ulaştırılmasını ifade eder. Böylece bu eylem, kullanımdaki artışın nedeni olarak sunulur. drive + ölçüt + from A to B yapısı etkilenen ölçütü, başlangıç seviyesini ve son seviyeyi belirtir. Bir nedeni sayısal değişimle birlikte aktarırken kullanışlıdır; değerin yükselip yükselmediğini ya da düşüp düşmediğini bağlam gösterir.
Alıştırma
Bir nedenin ölçülen bir değeri değiştirdiğini göstermek için drive + ölçüt + from A to B yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?
- Attendance drove the reminder campaign from 62% to 91%.
- The reminder campaign drove from attendance 62% to 91%.
- The reminder campaign drove attendance from 62% to 91%.
Cevabı göster
The reminder campaign drove attendance from 62% to 91%.
these measures greatly slowed down population growth.
3:03bu önlemler nüfus artışını büyük ölçüde yavaşlattı.
the average Bangladeshi woman had seven kids.
3:08ortalama bir Bangladeşli kadının yedi çocuğu vardı.
be down to + daha düşük bir değer: belirli bir seviyeye düşmüş olmak
Burada it, daha önce belirtilen kadın başına ortalama çocuk sayısını ifade eder. It was down to two, bu sayının azalarak 2019'da ikiye ulaştığı anlamına gelir; to ulaşılan son değeri gösterir. Daha önceki yüksek değer biliniyor veya bağlamdan anlaşılıyorsa daha düşük seviyeyi bildirmek için be down to + sayı yapısını kullanın. Bu ifade ulaşılan seviyeye odaklanır.
Alıştırma
Bir stokta on iki kutu vardı ve şimdi beş kutu var. Yeni seviyeyi doğru bildiren cümle hangisidir?
- The inventory is down to seven boxes.
- The inventory is down to five boxes.
- The inventory is down by five boxes.
Cevabı göster
The inventory is down to five boxes.
This also changed the country's demographics and the economy.
3:16Bu aynı zamanda ülkenin demografisini ve ekonomisini de değiştirdi.
before they got to contribute to society. Dilbilgisi
3:22topluma katkıda bulunma fırsatı bulamadan.
Got to contribute: bir şeyi yapma fırsatına ulaşmak
Burada got to contribute, “katkıda bulunma fırsatı elde edecek kadar uzun yaşadılar” anlamına gelir. Geçmiş zaman biçimi got to + fiilin yalın hâli, bir yere varmayı anlatmaz. Get to + fiil; fırsat, izin veya kişinin bir şeyi yapabildiği bir aşamaya ulaşmasını ifade edebilir. Bu cümlede, küçük yaşta ölen çocuklar bu fırsata hiç ulaşamadı.
Alıştırma
Hangi cümle, ekibin projeyi sunma fırsatı bulduğunu ifade eder?
- The team had to present the project.
- The team got a consultant to present the project.
- The team got to present the project.
Cevabı göster
The team got to present the project.
As far fewer kids die and fewer kids are born, Dilbilgisi
3:25Çok daha az çocuk öldükçe ve daha az çocuk doğdukça,
Çok daha az çocuk öldükçe ve daha az çocuk doğdukça
Burada As, “bu değişim gerçekleştiği için/gerçekleşirken” anlamına gelir ve iki eğilimi “durum değişir” sonucunun arka plan nedeni olarak sunar. Far, fewer ile birleşerek far fewer yapısını oluşturur. Bu yapı “çok daha az” anlamına gelir ve ilk azalmayı güçlü biçimde vurgular. Ardından cümle, far fewer kids die ve fewer kids are born şeklindeki iki paralel yan cümleyi birleştirir. Burada as far as ifadesi kullanılmamıştır.
Alıştırma
Cümleyi tamamlayın. İlk azalmayı güçlendirmek için far kullanın ve iki boşlukta da few sözcüğünün karşılaştırma biçimini kullanın: As ____ commuters drive and ____ people need parking, the city can create more bike lanes.
Cevabı göster
far fewer · fewer
Kids get an education and turn into productive adults.
3:29Çocuklar eğitim alır ve üretken yetişkinlere dönüşürler.
The government was able to shift some of their resources Kalıp ifadeler
3:33Hükümet kaynaklarının bir kısmını kaydırabildi
from lowering child mortality to boosting the economy.
3:35çocuk ölümlerini azaltmaktan ekonomiyi canlandırmaya.
shift some of their resources from A to B: kaynakların bir kısmını A'dan B'ye aktarmak
Burada shift some of their resources from A to B, kaynakların bir kısmını A önceliğinden B önceliğine yeniden tahsis etmek anlamına gelir. some önemlidir: kaynakların yalnızca bir kısmı aktarılır. from sonrasındaki lowering child mortality ile to sonrasındaki boosting the economy, eski ve yeni hedefi belirten paralel -ing ifadeleridir. Bu yapı, önceliğin değiştiğini gösterir; A'nın mutlaka tamamen bırakıldığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Yeniden tahsisi anlatan from ... to yapısıyla cümleyi tamamlayın: The city decided to shift some of its resources ____ road expansion ____ public transport.
Cevabı göster
from · to
graduate from one development category to another: bir kalkınma kategorisinden diğerine geçmek
Bu politika bağlamında graduate, ilgili ölçütleri karşıladıktan sonra resmî bir sınıflandırmadan çıkıp yeni bir statüye geçmek anlamına gelen mecazi ve kurumsal bir fiildir. Okuldan mezun olmak anlamına gelmez. Least developed country resmî bir kalkınma sınıflandırmasıdır; from ... to ... ifadeleri başlangıç kategorisini ve hedef statüyü gösterir. is expected to, bu söz söylendiğinde değişimin tamamlanmış bir gerçek değil, bir öngörü olduğunu belirtir.
Alıştırma
Bangladeş hakkındaki cümlede graduate ne anlama geliyor?
- İlgili ölçütleri karşıladıktan sonra bir resmî kalkınma sınıflandırmasından diğerine geçmek.
- Bangladeş'te bulunan bir okulda bir programı tamamlamak.
- Herhangi bir sınıflandırma süreci olmadan kendi adını değiştirmek.
Cevabı göster
İlgili ölçütleri karşıladıktan sonra bir resmî kalkınma sınıflandırmasından diğerine geçmek.
have gone through a similar process ifadesinin anlamı
Burada have gone through a similar process, bu ülkelerin birbirine benzer bir dizi değişim yaşadığı anlamına gelir. Sağlık, eğitim, doğum oranları ve ekonomiyle ilgili benzer aşamalardan geçmişlerdir. Process gibi soyut bir nesneyle kullanıldığında go through, bir şeyin aşamalarını deneyimlemek anlamına gelir; fiziksel olarak bir yerin içinden geçmek anlamına gelmez. Bu bağlamda bir şeyi dikkatle incelemek anlamına da gelmez.
Alıştırma
Several cities have gone through a similar process İngilizce cümlesinde have gone through ne anlama gelir?
- Süreci dikkatle incelediler.
- Fiziksel olarak bir yerin içinden geçtiler.
- Benzer bir değişimin aşamalarını deneyimlediler.
Cevabı göster
Benzer bir değişimin aşamalarını deneyimlediler.
Investment in health and education led to lower birth rates,
3:55Sağlık ve eğitime yapılan yatırımlar düşük doğum oranlarına yol açtı,
and enabled governments to boost the economy. Dilbilgisi
4:01ve hükümetlerin ekonomiyi canlandırmasını sağladı.
enabled governments to boost: enable + nesne + to-infinitive
Enabled governments to boost the economy, enable + nesne + to-infinitive kalıbını kullanır. Nüfustaki değişimin, hükümetlerin ekonomiyi güçlendirecek adımlar atabilmesi için gerekli koşulları veya kapasiteyi oluşturduğu anlamına gelir. Enable bir eylemi mümkün kılmayı anlatır; eylemi zorla yaptırmayı değil. Bu kalıpta governments nesnesi to boost ifadesinden önce gelir ve nesneden sonra to korunur.
Alıştırma
Cümleyi enable fiilinin doğru geçmiş zaman biçimi ve gerekli mastar işaretleyicisiyle tamamlayın: Last year, better internet access ____ small businesses ____ reach more customers.
Cevabı göster
enabled · to
Africa as a whole has made considerable progress Kalıp ifadeler
4:08Afrika bir bütün olarak önemli ilerlemeler kaydetti
education has improved slower than in other parts of the world.
4:15eğitim, dünyanın diğer bölgelerinden daha yavaş iyileşti.
Africa as a whole: bölgesel farklılıkları koruyan genel bakış
Africa as a whole, Afrika’yı tek ve geniş bir bütün olarak ele alır; bu nedenle cümle, kıtanın çocuk ölümlerini azaltma konusundaki genel ilerlemesini özetler. Bu ifade, her ülkenin veya bölgenin aynı şekilde ilerlediğini söylemez. Bu kalıp, devamındaki karşıtlığı da düzenler: Önce Afrika hakkında genel bir ifade gelir, ardından eğitimdeki ilerlemenin daha yavaş olduğu Sahra Altı Afrika’ya odaklanılır. Genel ifade ile bölgesel fark aynı anda doğru olabilir.
Alıştırma
Afrika’yı tek bir bütün olarak sunan ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: ____ has made progress, even though some regions still face serious challenges.
Cevabı göster
Africa as a whole
And while in total contraceptive use has doubled
4:18Ve toplam doğum kontrol kullanımı iki katına çıkmış olsa da
the unmet need for modern contraception among adolescents: kamu sağlığındaki hizmet açığı
Kamu sağlığı dilinde the unmet need for modern contraception among adolescents ölçülebilir bir açığı ifade eder: hamileliği önlemek veya ertelemek isteyen ya da buna ihtiyaç duyan ergenler modern bir doğum kontrol yöntemi kullanmıyordur ve bu nedenle ihtiyaçları karşılanmıyordur. Unmet, ihtiyacı niteler; ihtiyaç bulunmadığı anlamına gelmez. Bu uzun bir isim öbeğidir. For modern contraception ihtiyacın neyle ilgili olduğunu belirtir, among adolescents ise ölçülen grubu tanımlar. Yaklaşık %60’lık oran, bu karşılanmamış ihtiyaca sahip olanların oranıdır; doğum kontrolü kullananların oranı değildir.
Alıştırma
Bu cümlede the unmet need for modern contraception among adolescents ifadesi neyi ölçüyor?
- Şu anda modern bir doğum kontrolü yöntemi kullanan ergenlerin oranı
- Hayatında bir kez bile doğum kontrolü kullanmak istemiş tüm yetişkinlerin oranı
- Hamileliği önlemek veya ertelemek isteyen ya da buna ihtiyaç duyan, ancak modern bir doğum kontrolü yöntemi kullanmayan ergenlerin oranı
- Bölgede bulunan modern doğum kontrolü yöntemlerinin toplam sayısı
Cevabı göster
Hamileliği önlemek veya ertelemek isteyen ya da buna ihtiyaç duyan, ancak modern bir doğum kontrolü yöntemi kullanmayan ergenlerin oranı
and it's impossible to give a single answer here. Dilbilgisi
4:30ve burada tek bir cevap vermek imkansızdır.
Tek bir yanıt vermek imkânsız
it + be + adjective + to-infinitive kalıbı bir eylemi veya durumu değerlendirir. Buradaki it biçimsel öznedir; asıl içerik to give a single answer bölümüdür ve impossible, bu bağlamda bunun yeterli şekilde yapılamayacağını belirtir. A single answer, yalnızca bir kez cevap verme fırsatı değil, karmaşık konunun tamamını açıklayan tek ve bütüncül bir yanıt demektir. Bu ifade, konuşmacının basitleştirilmiş bir açıklama yapmadan önce nesnel bir sınır koymasına yardımcı olur.
Alıştırma
Cümleyi vurgulanan ifadeyle tamamlayın: Because the reports conflict, ____ one clear answer.
Cevabı göster
it's impossible to give
Africa is a big place with diverse cultures and people,
4:33Afrika, çeşitli kültürlere ve insanlara sahip büyük bir yerdir,
Many Sub-Saharan nations have suffered under colonization
4:38Sahra altı ulusların birçoğu sömürgecilik altında acı çekti
and had rough transition periods towards independence. Kelime
4:43ve bağımsızlığa doğru zorlu geçiş dönemleri yaşadılar.
Bağımsızlığa doğru zorlu geçiş dönemleri yaşadı
had fiili, birçok ülkenin yaşadığı rough transition periods deneyimini belirtir. Burada rough mecaz anlamdadır; fiziksel olarak pürüzlü değil, zor, istikrarsız veya çalkantılı demektir. Transition period, eski bir siyasi düzen ile yeni bir düzen arasındaki dönemdir. Burada sömürge yönetiminden öz yönetime geçiş aşamasını anlatır. Towards independence değişimin yönünü belirtir; tek başına sürecin sorunsuz olduğunu veya bağımsızlığın her aşamada zaten tamamlandığını söylemez.
Alıştırma
rough, transition, period ve towards sözcüklerini doğal sıraya koyarak cümleyi tamamlayın: After the merger, the company had a ____ local control.
Cevabı göster
rough transition period towards
ethnically heterogeneous: etnik yapıda çeşitlilik
Ethnically heterogeneous, “farklı etnik gruplardan insanlardan oluşan” anlamına gelir. Ethnically, heterogeneous sözcüğünü niteler; dolayısıyla anlatılan farklılık her tür farklılık değil, etnik yapıyla ilgilidir. Bu ifade tek başına betimleyicidir. Nüfusun bölünmüş, birbirine düşman veya birlikte hareket edemeyecek durumda olduğu anlamına gelmez; bu ayrı düşünce cümlede lacked unity ile ifade edilir.
Alıştırma
Bir ülkenin ethnically heterogeneous olduğunu en iyi açıklayan ifade hangisidir?
- Nüfusunda farklı etnik gruplardan insanlar vardır.
- Bölgelerinin ayrı yönetimleri vardır.
- Tüm vatandaşları aynı siyasi hedefi destekler.
Cevabı göster
Nüfusunda farklı etnik gruplardan insanlar vardır.
have been repeatedly wracked by: ağır ve tekrarlanan zarar
Have been repeatedly wracked by civil wars, iç savaşların söz konusu bölgelerde tekrar tekrar ciddi acılara, hasara ve bozulmaya yol açtığı anlamına gelir. Be wracked by, tarafsız be affected by ifadesinden çok daha güçlüdür. Have been wracked, present perfect edilgen yapıdır: bölgeleri, günümüzle bağlantılı bir dönem boyunca zararı gören taraf olarak sunar. Repeatedly zararın birden fazla kez meydana geldiğini açıkça belirtir, by ise zararın nedenini gösterir.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için be wracked by ifadesini repeatedly ile birlikte present perfect edilgen yapıda kullanın: Over the past decade, the region ____ civil wars.
Cevabı göster
has been repeatedly wracked by
made it really hard to expand: make it + sıfat + to ile mastar
made it really hard to expand ifadesinde made, “bu sonucu doğurdu” anlamına gelir; hard ise expand eyleminin zorluğunu değerlendirir. Bu zorluğu yaratan, daha önce sözü edilen koşullardır. Buradaki it, belirli bir isme gönderme yapmayan biçimsel bir nesnedir. Asıl değerlendirilen eylem, to ile kurulan mastar yapısında verilir. Yeniden kullanılabilecek kalıp make + it + sıfat + to + fiil şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi make it really hard to yapısının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The storm damage ____ repair the bridge before winter.
Cevabı göster
made it really hard to
So Africa had a worse starting point than Asia. Deyimler
5:01Yani Afrika, Asya'dan daha kötü bir başlangıç noktasına sahipti.
worse starting point: başlangıç koşullarını karşılaştırma
Starting point burada mecazi anlamda kullanılır. Fiziksel bir yeri değil, bir sürecin başında var olan koşulları, kaynakları ve kısıtlamaları ifade eder. Worse bu başlangıç koşullarını karşılaştırır. Cümlede Afrika, sonraki gelişmeler değerlendirilmeden önce daha büyük dezavantajlarla karşılaşmış olarak sunulur. İfade her sonraki sonucu veya her yeri değil, başlangıç aşamasını karşılaştırır.
Alıştırma
Because the smaller school had fewer computers and less funding, it had a worse starting point in the technology program. Burada worse starting point ne anlama gelir?
- Daha kötü sonuçlarla bitirdi.
- Daha elverişsiz koşullarla başladı.
- Programdan daha uzakta bulunuyordu.
Cevabı göster
Daha elverişsiz koşullarla başladı.
a contentious issue: tartışmalı bir konu
a contentious issue ifadesindeki contentious, güçlü ve uzun süren bir anlaşmazlığa yol açan şeyi anlatır. issue sözcüğünü niteler: insanların veya grupların üzerinde geniş bir uzlaşmaya vardığı bir görüş yoktur. Bu, yardımın kendisinin düşmanca olduğu anlamına gelmez. Bu ifade konuyu kamu politikası veya tarih alanındaki bir tartışma olarak sunar. Bu cümlede anlaşmazlık, dış yardımla ve yardımın Soğuk Savaş sırasında nasıl uygulandığıyla ilgilidir; bu nedenle konuyu kısa ve tarafsız bir uzlaşma cümlesiyle özetlemek zordur.
Alıştırma
İnsanların politika konusunda güçlü biçimde anlaşmazlık yaşadığını göstermek için cümleyi hangi ifade en iyi tamamlar? The proposed ban on single-use plastics remains ____ after months of public debate.
- a private matter
- a contentious issue
- a difficult issue
Cevabı göster
a contentious issue
But this topic is too complex to summarize in a few sentences, Dilbilgisi
5:11Fakat bu konu birkaç cümleyle özetlenemeyecek kadar karmaşıktır,
so we'll make a whole video about it in the future.
5:14bu yüzden gelecekte bunun hakkında bütün bir video yapacağız.
too complex to summarize: eylemi sınırlayan yüksek derece
too complex to summarize yapısında too + sıfat + to + fiil, yüksek bir dereceyi bir eylemin sınırıyla ilişkilendirir. Burada konu o kadar karmaşıktır ki birkaç cümlelik kısa bir özet onu yeterince anlatamaz. To summarize, complex sözcüğünün mastar tamamlayıcısıdır; in a few sentences ise pratik sınırı belirtir. Bu yapı, bir işin neden daha fazla zamana, alana veya ayrıntıya ihtiyaç duyduğunu açıklamak için de kullanılabilir.
Alıştırma
Kısa bir özetin neden işe yaramayacağını açıklamak için too + sıfat + mastar yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?
- The report is too complex summarizing in two sentences.
- The report is too complex to a summary in two sentences.
- The report is too complex to summarize in two sentences.
Cevabı göster
The report is too complex to summarize in two sentences.
there are cultural aspects that make talking about family plan in the context of Africa difficult.
5:18Afrika bağlamında aile planlaması hakkında konuşmayı zorlaştıran kültürel yönler vardır.
Critics say that trying to bring fertility down Öbek fiiller
5:23Eleştirmenler, doğurganlığı düşürmeye çalışmanın
is an intrusion into culture and tradition. Kelime
5:26kültüre ve geleneğe bir müdahale olduğunu söylüyorlar.
bring fertility down: ayrılabilen bring ... down kalıbı
Bu demografik bağlamda bring fertility down, doğurganlık düzeyinin veya oranının azalmasını sağlamak demektir. Buradaki fertility, toprağın bitki yetiştirme kapasitesini değil, bir nüfustaki çocuk sahibi olma düzeyini anlatır. Bring down ayrılabilen bir phrasal verb'dür. İsim nesne, bring fertility down örneğindeki gibi fiil ile down arasına ya da bring down fertility örneğindeki gibi down’dan sonra gelebilir. Nesne zamiri mutlaka ortaya gelir: bring it down; bring down it denmez.
Alıştırma
Nesneyi iki parçanın arasına yerleştirerek cümleyi bring ... down ile tamamlayın: A simpler form could ____ processing time ____.
Cevabı göster
bring · down
an intrusion into culture and tradition: istenmeyen müdahale
An intrusion into culture and tradition, bu girişimi toplumsal yaşamın korunan bir alanına istenmeyen biçimde girme olarak sunar. Intrusion, involvement sözcüğünden daha güçlüdür; bir sınırın aşılmasını veya kabul görmeden müdahale edilmesini anlatır. İfadenin tamamı Critics say yapısına bağlıdır ve bu nedenle eleştirenlerin yargısını aktarır. Cümle tek başına anlatıcının bu yargıyı gerçek olarak kabul ettiğini göstermez.
Alıştırma
an intrusion into local traditions en açık biçimde ne anlatır?
- Yerel geleneklerin sınırlarının istenmeyen biçimde aşılması
- Yerel geleneklere tarafsız katılım
- Yerel gelenekleri koruma çabası
Cevabı göster
Yerel geleneklerin sınırlarının istenmeyen biçimde aşılması
But not speaking about an issue will not help solve it. Anlatım akışı
5:29Fakat bir sorun hakkında konuşmamak, çözülmesine yardımcı olmayacaktır.
Bir sorun hakkında konuşmamak ... onu çözmeye yardımcı olmaz
“not speaking about an issue” olumsuz -ing yan cümleciği cümlenin öznesidir. Sessiz kalmayı değerlendirilen eylem olarak sunar; “will not help solve it” ise bu eylemin çözüme hiçbir katkı sağlamadığını söyler. Tartışmada bu, hassas bir konuyu hiç açmamanın daha iyi olduğu düşüncesine karşı çıkar. İki olumsuzluk, konuşmanın sorunu kesin olarak çözeceğini vaat etmez; yalnızca daha dar bir iddiada bulunur: sessizlik çözmeye yardımcı olmaz.
Alıştırma
Hangi yorum cümleyle en iyi eşleşir?
- Sessiz kalmak sorunun çözülmesine hiçbir katkı sağlamaz.
- Sorunu konuşmak, onun kesinlikle çözülmesini sağlar.
- Sorundan kaçınmak onu zaten çözmüştür.
Cevabı göster
Sessiz kalmak sorunun çözülmesine hiçbir katkı sağlamaz.
Not all of these things apply to every country in the region. Dilbilgisi
5:32Bütün bu şeyler bölgedeki her ülke için geçerli değildir.
Not all ... every country: kısmi olumsuzluk
Not all, tam değil kısmi olumsuzluk belirtir. Cümle, bütün faktörlerin eksiksiz biçimde her ülke için geçerli olduğu yönündeki geniş iddiayı reddeder; farklı yerlerde farklı faktörlerin geçerli olmasına alan bırakır. Bu, faktörlerin hiçbirinin hiçbir ülke için geçerli olmadığı anlamına gelmez. Söylemde önceki genellemeyi sınırlar ve bölgenin tamamen tek tipmiş gibi ele alınmasını önler.
Alıştırma
Cümleyi dersteki üç sözcüklü kısmi olumsuzluk ifadesiyle tamamlayın: ____ the suggestions were useful.
Cevabı göster
Not all of
Destekleyici bir gerekçe sunan after all
Burada after all, “46 ülkeden söz ediyoruz” bilgisini dinleyicinin hesaba katması gereken bir gerekçe olarak sunar. Bu gerçek, bütün ülkelere aynı şekilde yaklaşmama yönündeki önceki uyarıyı destekler. Bu kullanımda after all bir söylem belirleyicisidir, zaman ifadesi değildir. Yaklaşık olarak “bu önemli gerekçeyi unutma” anlamını taşır.
Alıştırma
Örnekte after all neyi belirtir?
- Dinleyicinin aklında tutması gereken bir gerekçe ekler.
- 46 ülkenin hepsinin aynı olduğunu gösterir.
- Tartışmanın en sonda gerçekleştiğini söyler.
Cevabı göster
Dinleyicinin aklında tutması gereken bir gerekçe ekler.
some ..., others ... yapısında paralel eksilti
Cümle, daha büyük grubu birbiriyle karşıt alt gruplara ayırır: bazıları ciddi sıkıntılar içindeyken diğerleri şimdiden gelişip serpilmiştir. Paralel yapı kolayca tamamlanabildiği için her iki bölümde de are kullanılmamıştır: some of them are deeply troubled; others are already flourishing. Bu eksilti tekrarı önler. Others, belirtilmemiş başka bir alt grubu anlatır; geriye kalan bütün ülkeleri belirtmesi gerekmez.
Alıştırma
Hangi cümle, odaların belirtilmemiş bir kısmının sessiz, belirtilmemiş başka bir kısmının hareketli olduğunu ancak bunların bütün odalar olduğunu ileri sürmeden anlatır?
- Some rooms are quiet; the others are busy.
- Some rooms are quiet; others are busy.
- Some rooms are quiet; all the others are busy.
Cevabı göster
Some rooms are quiet; others are busy.
If population growth continues at its present rate, Dilbilgisi
5:44Nüfus artışı mevcut hızıyla devam ederse,
Koşullu tahminlerde If ..., then ... could ...
if yan cümlesi tahminin koşulunu belirtir. Geniş zaman biçimindeki continues, mevcut hızın sürmesini bir varsayım olarak ortaya koyar. then sonucu bu koşula açıkça bağlar; could ise sonucun kesin değil, mümkün olduğunu gösterir. Bu yapı senaryoya dayalı tahminler için kullanışlıdır: sonuç yalnızca belirtilen eğilim devam ederse gerçekleşebilir. Varsayım değişirse sonuç gerçekleşmeyebilir. then çıkarılabilir, ancak kullanılması koşul ile sonuç arasındaki bağlantıyı daha açık hâle getirir.
Alıştırma
Hangi cümle sonucu hem koşullu hem de belirsiz olarak açıkça sunar?
- Because the trend continued, the city reached two million residents in 2040.
- The city will definitely reach two million residents by 2040.
- The city has two million residents, so the trend may continue.
- If the trend continues, then the city could reach two million residents by 2040.
Cevabı göster
If the trend continues, then the city could reach two million residents by 2040.
Eylemi yapacak kişiyi belirtmeyen edilgen yapı What can be done?
What can be done? sorusunda can + be + geçmiş zaman ortacı done, kiplik bildiren edilgen bir yapı oluşturur. Soru, eylemi gerçekleştirecek kişi veya grubu belirtmeden hangi eylemlerin mümkün olduğunu sorar. Bu ifade dikkati sorundan olası çözümlere yöneltir ve eylemin kendisine odaklanır. Done bu yapıda geçmiş zaman ortacıdır; tek başına bir eylemin önceden tamamlandığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir toplantıda ciddi bir programlama sorunu var. Kimin harekete geçmesi gerektiğini belirtmeden olası çözümleri sormak istiyorsunuz. Hangi soru en uygundur?
- What can be done to solve it?
- What has been done to solve it?
- Who can solve it?
- What can we do to solve it?
Cevabı göster
What can be done to solve it?
and have their first child just two years later in life.
6:10ve ilk çocuklarını hayatta sadece iki yıl sonra yaparlarsa.
This tiny gap between this generation and the next one
6:13Bu nesil ile bir sonraki arasındaki bu minik boşluk
400 million fewer people: miktar + fewer + çoğul sayılabilen isim
Miktar + fewer + çoğul sayılabilen isim kalıbı, sayının bir karşılaştırma durumuna göre ne kadar düşük olduğunu belirtir. People sayılabilen bireyleri ifade ettiği için standart seçim fewer sözcüğüdür. Burada 400 million fewer people, 2100 için öngörülen nüfusun temel alınan tahminden 400 milyon daha düşük olduğu anlamına gelir. Yalnızca 400 milyon kişinin kalacağı anlamına gelmez; cümle toplam nüfusun 3,6 milyar olduğunu ayrıca belirtir.
Alıştırma
Çoğul sayılabilen bir isimden önce daha düşük bir sayıyı belirtmek için kullanılan standart sözcükle cümleyi tamamlayın: The revised forecast predicts 200,000 ____ residents by 2035 than the original forecast.
Cevabı göster
fewer
made available to: bir alıcının erişimini sağlamak
Make something available to someone, bir kişinin veya grubun bir şeye erişebilmesini ya da onu kullanabilmesini sağlamak anlamına gelir. Edilgen something + be made available to + alıcı kalıbında önce kaynak, to sözcüğünden sonra da kaynağa erişecek kişi veya grup gelir. Bu yan cümlede education and family planning kaynaklardır; every African woman ise hedeflenen alıcıları belirtir. İfade erişimi anlatır; herkesin bu hizmetleri kullanmak zorunda olduğunu söylemez.
Alıştırma
Dersteki, bir şeye birilerinin erişebileceğini belirten iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The city made free legal advice ____ all residents.
Cevabı göster
available to
universal access to contraception: erişim, kullanım değil
Politika dilindeki bu ifadede universal access to contraception, hedef nüfustaki herkesin doğum kontrolü yöntemlerine ve ilgili hizmetlere gerçekten ulaşabilmesi anlamına gelir. universal access to + isim kalıbı, bir hizmetin veya kaynağın erişim kapsamını anlatır. Access bir fırsatı ifade eder, gerçek davranışı değil. İfade, hedef nüfusun tamamını kapsama amacını belirtir; herkesin doğum kontrolü kullanacağını iddia etmez.
Alıştırma
Politika metinlerinde universal access to contraception en doğrudan ne anlama gelir?
- Doğum kontrolü herkes için otomatik olarak ücretsizdir.
- Hedef nüfustaki herkes doğum kontrolü kullanmak zorundadır.
- Hedef nüfustaki herkes isterse doğum kontrolü hizmetlerine ulaşabilir ve bunları kullanabilir.
Cevabı göster
Hedef nüfustaki herkes isterse doğum kontrolü hizmetlerine ulaşabilir ve bunları kullanabilir.
makes having kids a decision: make + nesne + tamamlayıcı
Burada makes, make + nesne + nesne tamamlayıcısı kalıbını izler. having kids ulaç öbeği nesnedir; a decision isim öbeği ise bu etkinliğe yeni bir statü veren nesne tamamlayıcısıdır. Anlamı, bir koşulun çocuk sahibi olmayı bir seçim meselesi hâline getirmesidir. Make burada yaratmak anlamına gelmez ve karar vermek anlamındaki ayrı make a decision eşdizimi değildir.
Alıştırma
Hangi cümlede make, nesne olarak bir ulaç öbeği ve nesne tamamlayıcısı olarak bir isim öbeğiyle kullanılmıştır?
- Flexible hours make parents change their schedules.
- Flexible hours make caring for a child a workable choice.
- Parents make a choice about flexible hours.
Cevabı göster
Flexible hours make caring for a child a workable choice.
If families get to choose how many kids they want, Dilbilgisi
6:32Eğer aileler kaç çocuk istediklerini seçebilirlerse,
get to choose: seçme fırsatına veya hakkına sahip olmak
get to choose ifadesindeki get to + fiilin yalın hâli, bir şeyi yapma fırsatına, iznine veya gerçek olanağına sahip olmak demektir. Bu cümlede ailelerin kaç çocuk istediklerine karar verebilecek gerçek koşullara sahip olduğu anlatılır. İfade, seçimin belirtilen koşullarda mümkün olduğunu vurgular. Burada get fiziksel hareket veya varış anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle çocuklara etkinliği seçme fırsatı verildiği anlamına gelir?
- The children have to choose the activity.
- The children choose the activity.
- The children get to choose the activity.
Cevabı göster
The children get to choose the activity.
fall by 30%: değişim miktarı ile son seviye arasındaki fark
fall by 30% ifadesinde by, düşüş miktarını belirtir: tahmin, önceki tahminden %30 daha düşük olur. Ardından gelen to 2.8 billion people, düşüşten sonraki son değeri verir. fall by X to Y kalıbı hem değişim miktarını hem de yeni seviyeyi belirtebilir.
Alıştırma
Bir değer 200’den 140’a düşüyor. Hangi cümle değişimi doğru anlatır?
- It falls by 70% to 140.
- It falls by 30% to 140.
- It falls to 30% of its original value.
Cevabı göster
It falls by 30% to 140.
This isn't just theory: gerçek kanıtlara geçiş
Buradaki This, eğitim ve aile planlamasının nüfus tahminlerini önemli ölçüde değiştirebileceği iddiasına gönderme yapar. Just, yalnızca demektir: konuşmacı, bu iddianın soyut bir model veya fikirle sınırlı olmadığını söyler. Cümle, argümanın tamamen teorik olabileceği itirazını önceden karşılar. Ardından gerçek dünyadan kanıtlara geçiş sağlar ve dinleyiciyi somut bir örneğe hazırlar. Bu kalıp, bir iddia veya modelden onu destekleyen kanıtlara geçerken kullanışlıdır.
Alıştırma
“This isn't just theory” geçişi, dinleyiciye sırada ne olduğunu bildirir?
- Theory kelimesinin tanımı.
- İddianın pratik bir desteği olmadığının kabulü.
- İddiayı destekleyen gerçek bir örnek veya kanıt.
Cevabı göster
İddiayı destekleyen gerçek bir örnek veya kanıt.
There are already examples that are reason for optimism.
6:42İyimserlik için neden olan örnekler halihazırda var.
the African country with the second biggest population,
6:46en büyük ikinci nüfusa sahip Afrika ülkesi,
has made a lot of progress in a relatively short amount of time. Kalıp ifadeler
6:48nispeten kısa bir süre içinde çok ilerleme kaydetti.
Ethiopia, the African country with the second biggest population: açıklayıcı appozisyon
the African country with the second biggest population ad öbeği, Ethiopia'yı başka bir ad öbeğiyle açıklayan ve onun hakkında arka plan bilgisi ekleyen açıklayıcı bir appozisyondur. Virgüller, bu bilginin ek bilgi olduğunu ve hangi ülkeden söz edildiğini belirlemek için gerekli olmadığını gösterir. Appozisyon çıkarıldığında ana cümle aynı şekilde kalır: Ethiopia has made a lot of progress in a relatively short amount of time. Appozisyonun içinde with the second biggest population, country sözcüğünü niteler; Ethiopia'nın nasıl ilerleme kaydettiğini açıklamaz.
Alıştırma
Ana cümle “Ethiopia has made...” yapısal olarak eksiksiz kalacak biçimde hangi sözcükler çıkarılabilir?
- Ethiopia
- has made a lot of progress
- the African country with the second biggest population
Cevabı göster
the African country with the second biggest population
made a lot of progress ... in a relatively short amount of time: nispeten kısa sürede çok ilerlemek
made a lot of progress ifadesinde make progress, gelişmek veya bir hedefe yaklaşmak anlamına gelir. Buradaki progress sayılamayan bir isimdir; bu nedenle a lot of ilerlemenin miktarını belirtir. Progress sözcüğünü ayrı ayrı sayılabilen başarılar gibi kullanmayın. in a relatively short amount of time, değişimin gerçekleştiği zaman aralığını belirtir. Relatively, bu sürenin benzer bir değişim için normalde beklenen süreye kıyasla kısa olduğunu anlatır; mutlak anlamda kısa olması gerekmez.
Alıştırma
Bir ekibin normalde beklenenden daha kısa sürede büyük ölçüde geliştiğini doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?
- The team did a lot of progresses in a relatively short amount of time.
- The team made a progress at a relatively short amount of time.
- The team made a lot of progress in a relatively short amount of time.
Cevabı göster
The team made a lot of progress in a relatively short amount of time.
Improving health services led to a drop in child mortality Kalıp ifadeler
6:52Sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesi çocuk ölümlerinde düşüşe yol açtı
led to a drop in child mortality: çocuk ölüm oranında düşüşe yol açtı
Led to, bir nedeni sonucuna bağlar: sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesi sonraki değişime neden olmuş veya bu değişime katkıda bulunmuştur. Led geçmiş zamanda olduğu için cümle bu neden-sonuç ilişkisini geçmişte yaşanan bir gelişme olarak sunar. A drop in child mortality, çocuk ölüm oranında azalma anlamına gelen bir isim öbeğidir. Buradaki drop tekil ve sayılabilir bir olaydır, bu nedenle önünde a bulunur; in ise düşen göstergeyi tanıtır. Ardından gelen from 20% to 7% başlangıç ve bitiş değerlerini verir.
Alıştırma
Nedeni daha düşük bir göstergeye bağlayan beş sözcüklü kalıpla cümleyi tamamlayın: Better packaging ____ damaged deliveries.
Cevabı göster
led to a drop in
Yıllık bütçenin yüzde 30'una kadarı eğitime yatırıldı
Bu ifade, yıllık bütçenin en fazla yüzde 30'unun eğitime yönlendirildiğini belirtir. Up to bir üst sınır gösterir; bu nedenle gerçek oran daha düşük olabilir ve miktarın tam olarak yüzde 30 olduğu anlamına gelmez. Was invested in education edilgen yapıdadır: eylem bütçenin bir kısmı üzerinde gerçekleşir, education ise paranın yöneldiği alandır. Politika veya maliye bağlamında invest in, para ya da kaynakları bir amaca yönlendirmek anlamına gelir ve çoğu zaman yararlı veya uzun vadeli bir kullanım fikri taşır.
Alıştırma
Bu cümlede vurgulanan ifade ne anlama geliyor?
- Yıllık bütçenin en fazla yüzde 30'u eğitime ayrıldı; gerçek miktar daha düşük olabilir.
- Yıllık bütçenin en az yüzde 30'u eğitime ayrıldı.
- Eğitim sektörü yıllık bütçenin yüzde 30'unu yatırdı.
- Yıllık bütçenin tam olarak yüzde 30'u eğitime ayrıldı.
Cevabı göster
Yıllık bütçenin en fazla yüzde 30'u eğitime ayrıldı; gerçek miktar daha düşük olabilir.
increased 25-fold: başlangıç değerinin 25 katına çıktı
Bu ifade, son okul sayısının başlangıçtaki okul sayısının 25 katı olduğunu belirtir. Okul sayısı öznedir; 25-fold, değişimin çarpanını göstermek için increased fiilinden sonra gelir. Over two decades ise değişimin yirmi yıl sürdüğünü belirtir ve 25 katlık sonucu değiştirmez. Fold, son değer ile başlangıç değeri arasındaki kat ilişkisini ifade eder. Bu nedenle increased 25-fold, 25 okul eklendiği veya sayının yüzde 25 arttığı anlamına gelmez. Başlangıçta 1 okul varsa, sonunda 25 okul vardır.
Alıştırma
Bu cümlede increased 25-fold ne anlama geliyor?
- Sayı 25 okul arttı.
- Sayı yüzde 25 arttı.
- Son sayı başlangıçtaki sayının yirmi beşte biri oldu.
- Son sayı başlangıçtaki sayının 25 katı oldu.
Cevabı göster
Son sayı başlangıçtaki sayının 25 katı oldu.
önümüzdeki ciddi zorluklar
Bu cümlede serious challenges ahead, gelecekte ele alınması gereken önemli zorluklar anlamına gelir. Ahead, birinin fiziksel olarak önündeki bir yeri değil, zaman bakımından ileriyi gösterir. Serious, zorlukların önemini veya derecesini vurgular. Bunların umutsuz ya da çözülemez olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi gelecekteki önemli zorlukları anlatan tam ifadeyle tamamlayın: Our team has ____, but we are ready to face them.
Cevabı göster
serious challenges ahead
çözülemez olmaktan çok uzak
Far from + sıfat, bir şeyin o sıfatın anlattığı durumda kesinlikle olmadığını belirtir. Burada far from, unsolvable nitelemesini reddeder; bir çözüme fiziksel uzaklığı anlatmaz. Unsolvable zaten “çözülmesi imkânsız” anlamına geldiği için far from unsolvable iyimser bir değerlendirme ifade eder: zorluklar çözülebilir. Ancak onları çözmenin kolay olduğunu veya çoktan çözüldüklerini söylemez.
Alıştırma
Hedefin imkânsız olduğu fikrini güçlü biçimde reddeden tam ifadeyle cümleyi tamamlayın: The goal is difficult, but it is ____.
Cevabı göster
far from impossible
Sub-Saharan Africa does not need pity or gifts, Anlatım akışı
7:14Sahra Altı Afrika'nın acımaya veya hediyelere ihtiyacı yok,
does not need X, but Y: vurgulu düzeltme
“does not need X, but Y” yapısında ilk bölüm, X'in doğru karşılık olduğu düşüncesini reddeder. Burada acıma ve hediyeler reddedilir; but ise bunların yerine ilgi ve adil yatırımı getirir. Bir istisna belirtmez. Bu kalıp, konuşmacının tartışmanın çerçevesini vurgulu biçimde düzeltmesini sağlar: yaygın olarak varsayılan cevap değil, konuşmacının dinleyiciye kabul ettirmek istediği cevap.
Alıştırma
Düzeltmeyi does not need X, but Y kullanarak tamamlayın: The project does ____ more promises, ____ a clear deadline.
Cevabı göster
not need · but
be rich in + isim
“Be rich in + isim”, bir şeyi büyük miktarda veya çok çeşitli biçimde içermek ya da bulundurmak demektir. Bu cümlede bölgenin kaynakları, kültürü ve potansiyeli boldur; bu nedenle rich yalnızca maddi zenginlikle sınırlı değildir. Yapı, özne + be + rich in + isim veya isim öbeği şeklindedir. in sonrasındaki sözcükler, bol bulunan maddeleri, besinleri, özellikleri veya varlıkları belirtir.
Alıştırma
Cümleyi kalıptaki edatla tamamlayın: This soil is rich ____ minerals.
Cevabı göster
in
we'll see a turnaround similar to the one we've seen Kalıp ifadeler
7:24gördüğümüze benzer bir geri dönüş göreceğiz
If things go right: temkinli iyimserlik için genel bir koşul
Burada If things go right, “genel durum olumlu yönde gelişirse” anlamına gelir. Things, ilgili birkaç koşulu tek bir geniş kapsamlı sözcükte toplar; böylece konuşan kişi her koşulu ayrı ayrı sıralamaz. If yan cümlesi, tahmini kesin olmaktan çıkarıp bir koşula bağlar. Bu, temkinli iyimserliği kısa biçimde ifade eder: iyi bir sonuç mümkündür, ancak önemli etkenler yolunda giderse.
Alıştırma
“If things go right, we should finish the repairs by Friday,” cümlesinin başındaki ifade ne anlama gelir?
- Genel durum olumlu yönde gelişirse
- Başarı zaten garanti edildiği için
- Her şey sağa doğru hareket ederse
Cevabı göster
Genel durum olumlu yönde gelişirse
a turnaround similar to the one we've seen: iyileşme ve adın yerine kullanılan one
Burada a turnaround, zor ya da giderek kötüleşen bir durumdan daha iyi bir duruma doğru büyük bir değişimi anlatır. Bir aracın dönmesini değil, yön veya sonuçlardaki iyileşmeyi ifade eder. similar to the one we've seen yapısında similar to bir karşılaştırma başlatır; bu nedenle iki değişim birbirine benzer, ancak tamamen aynı olmak zorunda değildir. The one, tekil sayılabilen turnaround adının yerini alır; we've seen ise adı tekrarlamadan Asya'nın büyük bölümünde gözlemlenen önceki örneği belirler.
Alıştırma
Turnaround sözcüğünü tekrarlamadan karşılaştırmayı tamamlayan tekil ifadeyi yazın: The new coach hopes for a turnaround similar to ____ the team achieved five years ago.
Cevabı göster
the one