Aşırı Nüfus ve Afrika: İngilizce çalışma notları

Kurzgesagt – In a Nutshell

Öğrenme zorluğu
1.100 kelime 162 kel/dk

Video özeti: Bangladeş ile Sahra Altı Afrika'nın dönüşümlerini karşılaştırır; kamu hizmetlerini nüfus tahminleriyle ilişkilendirir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. "the big picture conceals the details." - Deyimler ve mecazlı ifadeler: mecaz, küresel bir toplamın bölgesel farkları gizleyebileceğini gösterir. 2. "shift some of their resources from lowering child mortality to boosting the economy." - Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: shift ... from ... to ... ve -ing yapıları kaynak aktarımını anlatır. 3. "far from unsolvable." - Dil bilgisi ve cümle kalıpları: far from + adjective o niteliği güçlü biçimde reddeder; fiziksel uzaklık anlatmaz.

Bu derste

For most of our history, Kalıp ifadeler

0:00

Tarihimizin büyük bir kısmında,

Kalıp ifadeler

For most of our history: istisnalara yer bırakan geniş bir zaman çerçevesi

For most of our history, “tarihimizin büyük bölümünde” anlamına gelir. for bir zaman süresini belirtir, most of ise bu sürenin açıkça büyük çoğunluğunu gösterir. İfade cümlenin başında kullanıldığında, sonraki bilgi için geniş bir zaman çerçevesi kurar. İstisnalara yer bıraktığından, bir durumun her an geçerli olduğunu söylemez.

Alıştırma

Hangi cümle, girişin dönemin büyük çoğunluğunda ücretsiz olduğunu ancak tüm dönem boyunca ücretsiz olmak zorunda olmadığını belirtir?

  1. At the start of the museum's history, admission was free.
  2. For most of the museum's history, admission was free.
  3. Throughout the museum's history, admission was free.
Cevabı göster

For most of the museum's history, admission was free.

the human population grew slowly

0:01

insan nüfusu yavaşça arttı

until new discoveries brought us more food

0:04

ta ki yeni keşifler bize daha fazla yiyecek getirene

and made us live longer. Dilbilgisi

0:06

ve daha uzun yaşamamızı sağlayana kadar.

Dilbilgisi

made us live longer: make + nesne + fiilin yalın hâli

made us live longer ifadesinde made ettirgen anlamdadır ve make + nesne + fiilin yalın hâli yapısını izler. Us etkilenen nesnedir, live ise to almayan yalın fiildir. Burada keşifler olumlu bir sonuca yol açmıştır: insanlar daha uzun yaşamıştır. Etken cümlede nesneden sonra to getirilmez: made us live denir, made us to live denmez. Edilgen yapıda ise to geri gelir: We were made to wait.

Alıştırma

Hangi cümle etken make + nesne + fiilin yalın hâli yapısını doğru kullanır?

  1. The coach made the team practiced indoors.
  2. The coach made the team practice indoors.
  3. The coach made the team to practice indoors.
Cevabı göster

The coach made the team practice indoors.

In just 100 years, Kalıp ifadeler

0:08

Sadece 100 yıl içinde,

the human population quadrupled.

0:10

insan nüfusu dört katına çıktı.

Kalıp ifadeler

In just 100 years: just ile şaşırtıcı derecede kısa bir süreyi vurgulamak

In just 100 years edat grubu, nüfus değişiminin gerçekleştiği zaman aralığını belirtir. Buradaki just yalnızca anlamındadır ve insanlık tarihinin çok daha uzun dönemiyle karşılaştırıldığında 100 yılı beklenmedik ölçüde kısa gösterir. Just sözcüğünün bu kullanımı, istatistiğe konuşanın değerlendirmesini ekler. Hızı ve şaşkınlığı vurgular; It just happened cümlesindeki gibi kısa süre önce anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi In just + süre yapısıyla tamamlayın: ____ two weeks, the volunteers collected enough money to repair the playground.

Cevabı göster

In just

This led to apocalyptic visions Deyimler

0:12

Bu durum kıyamet benzeri vizyonlara yol açtı

of an overcrowded Earth.

0:14

aşırı kalabalık bir Dünya hakkında.

Deyimler

apocalyptic visions of an overcrowded Earth: hayal edilen felaket

Bu isim grubu, Dünya’nın aşırı sayıda insanla dolduğu korkutucu ve hayalî gelecekleri anlatır. Visions burada görme yetisini değil, zihinsel görüntüleri veya öngörüleri ifade eder. Apocalyptic, bu tasavvurlara dünyanın sonu veya uygarlığın yok oluşu ölçüsünde bir boyut kazandırır. Nüfus yoğunluğunun artabileceğine dair tarafsız bir ifadeden ziyade dramatik ve kaygılı bir tutumu gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede apocalyptic visions of an overcrowded Earth ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Normal nüfus artışı hakkında dikkatli ve tarafsız tahminler
  2. Felaket düzeyinde aşırı nüfuslu bir gezegene ilişkin korkutucu hayalî senaryolar
  3. Dünya’nın zaten ne kadar kalabalık olduğunu gösteren net fotoğraflar
Cevabı göster

Felaket düzeyinde aşırı nüfuslu bir gezegene ilişkin korkutucu hayalî senaryolar

But the population growth rate

0:16

Ancak nüfus artış hızı

actually peaked in the 1960s.

0:18

aslında 1960'larda zirveye ulaştı.

Since then, Anlatım akışı

0:21

O zamandan beri,

fertility rates have crashed Deyimler

0:22

doğurganlık oranları çakıldı

as countries industrialize and develop.

0:23

ülkeler sanayileşip geliştikçe.

Anlatım akışı

Since then: geçmişteki bir noktadan bugüne uzanan dönem

Since then, daha önce sözü edilen 1960'lardaki zirveye gönderme yapar ve o noktadan konuşulan sonraki döneme uzanan yeni bir zaman çerçevesi açar. Açıklamayı geçmişteki önemli bir noktadan sonrasında yaşananlara taşır. Present perfect yapısındaki have crashed bu bağlayıcıyla uyumludur; çünkü düşüş o noktadan sonra gerçekleşmiş ve bugün de önemini korumaktadır.

Alıştırma

Cümle için en uygun bağlayıcıyı seçin: The town opened a new clinic in 2022. ___, waiting times have fallen.

  1. Since then
  2. At the time
  3. Then
Cevabı göster

Since then

Deyimler

Fertility rates have crashed: keskin bir düşüş

Burada crash, bir sayı veya oranın çok keskin biçimde düşmesini anlatmak için mecazi anlamda kullanılır. Fertility rates have crashed, doğurganlık oranlarının çarpıcı biçimde düştüğü anlamına gelir; bir kazayı veya bilgisayar arızasını anlatmaz. Fertility rates isim öbeği öznedir; have crashed ise present perfect yapısında geçişsiz bir fiil öbeğidir. Bu yapıda oranları doğrudan düşüren bir kişi yoktur; keskin düşüşü oranların kendisi yaşar.

Alıştırma

Hangi cümlede have crashed ağır bir düşüşü anlatmak için doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. Ticket sales have crashed by 70 percent since January.
  2. The ticket website has crashed by 70 percent since January.
  3. Ticket sales have crashed by 1 percent since January.
Cevabı göster

Ticket sales have crashed by 70 percent since January.

The world population is now expected to balance out Öbek fiiller

0:26

Şimdi dünya nüfusunun dengelenmesi bekleniyor

at around 11 billion by the end of the century.

0:29

yüzyılın sonuna kadar yaklaşık 11 milyar civarında.

Öbek fiiller

expected to balance out (dengelenmesi beklenmek)

Bu tahminde is expected to, bir şeyin gerçekleşmesinin beklendiğini belirtir. Balance out; artışların, düşüşlerin veya diğer karşıt güçlerin birbirini telafi ederek genel bir denge oluşturması anlamına gelir. Burada nüfusun belirli bir düzey civarında istikrar kazanacağı anlatılır; tamamen değişmeden kalacağı veya kelimenin gerçek anlamıyla fiziksel dengesini koruyacağı söylenmez. out parçacığı, sonunda ortaya çıkan genel sonucu vurgular.

Alıştırma

Tahmini, “genel bir dengeye ulaşması bekleniyor” anlamındaki dört sözcüklü yapıyla tamamlayın: The two opposing effects are ____ over time.

Cevabı göster

expected to balance out

But the big picture conceals the details. Deyimler

0:32

Fakat büyük resim detayları gizler.

Deyimler

the big picture conceals the details (büyük resim ayrıntıları gizler)

The big picture, genel görünümü veya ana eğilimi anlatan bir mecazdır. Conceals the details, bu geniş görünümün küçük gerçekleri veya farklılıkları görmeyi zorlaştırdığı anlamına gelir. Cümle bir geçiş işlevi görür: genel bir sonucun yararlı olduğunu kabul eder, ancak daha yakından yapılan bir analizin önemli farklılıklar ortaya çıkarabileceği konusunda uyarır. Buradaki conceals, mutlaka kasıtlı bir gizleme anlamına gelmez.

Alıştırma

Genel bir eğilimin önemli farklılıkları görmeyi zorlaştırabileceği konusunda en iyi uyarıyı hangi cümle yapar?

  1. The big picture conceals the details.
  2. The big picture confirms every detail.
  3. The details are too large to compare.
Cevabı göster

The big picture conceals the details.

Let's look at one region in particular, Kalıp ifadeler

0:36

Gelin özellikle bir bölgeye bakalım,

Sub-Saharan Africa.

0:38

Sahra Altı Afrika.

Kalıp ifadeler

one region in particular: odağı daraltmak

Bu cümlede one region in particular, geniş bir konuyu özel ilgi gösterilecek tek bir bölgeye indirger. In particular, özellikle bu veya tam olarak bu anlamına gelir; bu ifadede particular, seçici ya da zor beğenen anlamında değildir. Kullanılabilir kalıp kişi, yer veya şey + in particular biçimindedir. Dinleyiciye, konuşmacının genel bir gruptan seçilmiş bir örneğe ya da odağa geçtiğini gösterir.

Alıştırma

In particular ifadesini doğal konumuna yerleştirerek cümleyi tamamlayın: Of all the exhibits, the dinosaur hall ____ impressed me.

Cevabı göster

in particular

In 2019,

0:40

2019'da,

it was home to a billion people Kalıp ifadeler

0:41

bir milyar insana ev sahipliği yapıyordu

living in 46 countries.

0:42

46 ülkede yaşayan.

Kalıp ifadeler

was home to: insanların nerede yaşadığını anlatmak

Was home to, bölgenin sözü edilen insanların yaşadığı yer olduğu anlamına gelir. Burada Sahra Altı Afrika’yı bir milyar insanın yaşadığı yer olarak sunar; home, be home to + insanlar veya şeyler kalıbının bir parçasıdır. Özne bir ülke, şehir, yaşam alanı, bina veya kuruluş olabilir. To sonrasındaki tümleç, orada bulunan insanları ya da şeyleri belirtir. Be fiili zamana ve tekil-çoğul durumuna göre is home to, was home to ve are home to biçimlerini alır.

Alıştırma

Cümleyi be home to yapısının geniş zamandaki biçimiyle tamamlayın: The island ____ several rare turtles.

Cevabı göster

is home to

Although its growth rate has slowed down in the last few decades, Öbek fiiller

0:45

Büyüme hızı son birkaç on yılda yavaşlamış olsa da,

it's still much higher than in the rest of the world.

0:48

hala dünyanın geri kalanından çok daha yüksek.

Öbek fiiller

slowed down: daha düşük bir büyüme hızı

Burada slowed down, büyüme hızının öncekinden daha düşük hâle geldiğini belirtir. Süreç devam eder, ancak daha yavaş ilerler; bu ifade büyümenin durduğunu veya negatif olduğunu söylemez. Oranlar ve eğilimlerle kullanıldığında slow down, toplam miktarın mutlaka düştüğünü değil, hızın değiştiğini anlatır. Büyüme yavaşlarken nüfus artmaya devam edebilir.

Alıştırma

Toplamın hâlâ arttığını ancak artış hızının düştüğünü açıkça belirten cümle hangisidir?

  1. Subscriber growth has slowed down, but the total is still rising.
  2. The total number of subscribers has decreased.
  3. Subscriber growth has stopped completely.
Cevabı göster

Subscriber growth has slowed down, but the total is still rising.

While some projections expect around 2.6 billion people, Dilbilgisi

0:51

Bazı projeksiyonlar yaklaşık 2,6 milyar insan beklerken,

others reckon with up to 5 billion

0:55

diğerleri 5 milyara kadar çıkacağını tahmin ediyor

by 2100.

0:57

2100 yılına kadar.

Dilbilgisi

While some projections expect ... others reckon: farklı tahminleri karşılaştırma

Bu cümlede While zaman değil, karşıtlık bildirir. While some projections expect ... bir tahmin grubunu, others reckon ... ise başka bir grubun farklı tahminini sunar. While some ..., others ... kalıbı iki görüşü paralel biçimde yan yana getirir. Others, other projections ifadesinin yerini aldığı için isim tekrar edilmez. Bu kalıbı farklı tahminleri, bulguları, görüşleri veya planları düzenleyerek karşılaştırmak için kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Dersteki ikili yapıyla karşıtlığı tamamlayın: ____ analysts predict prices will rise, ____ expect them to stay stable.

Cevabı göster

While some · others

Such growth would be a huge challenge for any society,

0:59

Böyle bir büyüme her toplum için büyük bir zorluk olurdu,

but Sub-Saharan Africa is also the poorest region on Earth.

1:03

fakat Sahra Altı Afrika aynı zamanda Dünya'nın en fakir bölgesi.

So is Sub-Saharan Africa doomed?

1:07

Peki Sahra Altı Afrika'nın sonu mu geldi?

And why did the projections vary Kalıp ifadeler

1:10

Ve projeksiyonlar neden farklılık gösterdi

by 2.4 billion people?

1:12

2,4 milyar insan kadar?

Kalıp ifadeler

vary by + miktar: farkın büyüklüğünü belirtmek

vary by + miktar yapısında by, değerler arasındaki farkın büyüklüğünü belirtir. Burada iki tahminin üst sınırları arasında 2,4 milyar kişilik fark vardır. Bu yapı “Aralarında ne kadar fark var?” sorusunu yanıtlar. Bir aralığın iki uç noktasını vermez.

Alıştırma

Cümleyi, derste öğrendiğiniz ve “bu miktar kadar farklı olmak” anlamına gelen iki kelimelik İngilizce ifadeyle tamamlayın: The lowest estimate is 70, and the highest is 82. The estimates ____ 12 units.

Cevabı göster

vary by

As always, Anlatım akışı

1:14

Her zaman olduğu gibi,

it's complicated.

1:15

durum karmaşık.

Anlatım akışı

“As always, it's complicated.” ile analize geçiş yapmak

As always, ardından gelen durumu tanıdık ve tekrarlanan bir örüntü olarak sunar. it's complicated ise konunun tek ve basit bir yanıtla açıklanamayacağını belirtir. Cümlenin bütünü bir geçiş işlevi görür: başlangıçtaki soruyu kapatır, dinleyiciyi birden fazla etkene hazırlar ve analize geçer. Yanıtın karmaşık olacağını önceden bildirir; cümlenin kendisi yanıt değildir.

Alıştırma

Bir konuşmacı zor bir soru sorduktan sonra “As always, it's complicated.” genellikle ne işe yarar?

  1. Eksiksiz bir nihai yanıt verir ve tartışmayı bitirir.
  2. Birden fazla etkenin açıklanması gerektiğini belirtir ve analizi başlatır.
  3. Konuşmacının soruyu anlamadığını söyler.
Cevabı göster

Birden fazla etkenin açıklanması gerektiğini belirtir ve analizi başlatır.

Sub-Saharan Africa is a made-up idea Kelime

1:17

Sahra Altı Afrika uydurma bir fikirdir

and in many ways, unhelpful one.

1:20

ve birçok yönden, pek de yardımcı olmayan bir fikirdir.

Kelime

made-up idea: insanlar tarafından oluşturulmuş bir kategori

made-up idea ifadesindeki made-up, doğal olarak tek bir bütün oluşturan bir şeyden ziyade insanların oluşturduğu bir kategoriyi anlatır. Konuşmacı, birbirinden çok farklı birçok ülkeyi tek bir etiket altında toplamanın yararını sorgular. Bu, ülkelerin veya bölgenin hayal ürünü olduğu anlamına gelmez ve birini otomatik olarak yalan söylemekle suçlamaz. Benzer bağlamlarda made-up, insanların etiketi veya sınırı seçtiği anlamında oluşturulmuş demektir.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: The line between beginner and intermediate is a made-up boundary. Burada made-up ne anlama gelir?

  1. Şeyleri sınıflandırmak için insanlar tarafından oluşturulmuş
  2. Yalnızca hayal dünyasında var olan ve gerçekte hiçbir yerde bulunmayan
  3. Doğal biçimde oluşan fiziksel bir çizgi
  4. Kasıtlı bir yalan olduğu kanıtlanmış
Cevabı göster

Şeyleri sınıflandırmak için insanlar tarafından oluşturulmuş

Botswana is as far away from Sierra Leone Dilbilgisi

1:22

Botsvana'nın Sierra Leone'ye uzaklığı

as Ireland is from Kazakhstan,

1:25

İrlanda'nın Kazakistan'a uzaklığı kadardır,

Dilbilgisi

Eşit mesafe için as far away ... as

as + sıfat veya zarf + as kalıbı, iki şeyin aynı derecede olduğunu karşılaştırır. Burada orta bölümü far away doldurur; bu nedenle cümle Botsvana–Sierra Leone mesafesiyle İrlanda–Kazakistan mesafesini karşılaştırır. İkinci as, Ireland is from Kazakhstan karşılaştırma yan cümlesini başlatır. is sözcüğünden sonra far away ifadesi anlaşılır ve tekrar edilmesi gerekmez. Buradaki as, aynı derecede anlamındadır; çünkü veya ne zaman anlamında değildir.

Alıştırma

Cümleyi as far away ... as kalıbının iki bölümüyle tamamlayın: The campsite is ____ from the lake ____ the village is from the river.

Cevabı göster

as far away · as

and they have about as much in common. Kalıp ifadeler

1:27

ve sahip oldukları ortak noktalar da aşağı yukarı bu kadardır.

Kalıp ifadeler

have about as much in common: yaklaşık aynı derecede ortak noktaya sahip olmak

Have ... in common, ‘özellikleri, ilgi alanlarını veya başka nitelikleri paylaşmak’ anlamına gelir. Buradaki much, sayılabilen nesnelerin sayısını değil, ortak noktaların miktarını ya da derecesini belirtir. About as much içindeki as much, önceki bağlamın sağladığı bir karşılaştırmaya göre ‘aynı miktar veya derecede’ demektir; about ise bu eşitliği yaklaşık hâle getirir. Cümlenin bütünü, bu ikilinin daha önce sözü edilen ikiliyle yaklaşık aynı derecede benzer olduğunu anlatır.

Alıştırma

Örnekteki have about as much in common ifadesine en uygun anlam hangisidir?

  1. Daha önce sözü edilen ikiliden çok daha fazla benzerler.
  2. Daha önce sözü edilen ikiliyle yaklaşık aynı derecede benzerler.
  3. Belirli sayıda fiziksel nesneyi paylaşıyorlar.
Cevabı göster

Daha önce sözü edilen ikiliyle yaklaşık aynı derecede benzerler.

But without generalizing a little bit, Dilbilgisi

1:29

Fakat biraz genelleme yapmazsak,

this video would be an hour long.

1:31

bu video bir saat sürerdi.

Dilbilgisi

without generalizing a little bit: biraz genelleme yapmadan

Without + -ing yapısı, bir eylemin gerçekleşmediği durumu anlatır. Ana cümlede would kullanıldığında, bu eylemin yapılmamasının hayal edilen sonucunu verir: konuşmacı biraz genelleme yapmasa video bir saat sürerdi. A little bit, generalizing eyleminin derecesini sınırlar ve ifadeyi yumuşatır. Konuşmacı küçük ve pratik bir sadeleştirmeyi savunur; geniş genellemelerin her zaman kabul edilebilir olduğunu söylemez. Bu yapı, sınırlı bir ödünün neden gerekli olduğunu açıklamak için kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi check fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: Without ____ the map, we would probably get lost.

Cevabı göster

checking

We've also talked to many different scientists

1:34

Ayrıca birçok farklı bilim insanıyla konuştuk

for this video

1:36

bu video için

and they disagreed on a lot of things. Kalıp ifadeler

1:37

ve birçok konuda anlaşamadılar.

Kalıp ifadeler

disagreed on + bir konu

disagree on + isim veya soru yapısında on, kişilerin farklı görüşlere sahip olduğu konuyu belirtir. Burada a lot of things birçok mesele demektir; yani cümle, pek çok konuda görüşlerinin ayrıldığını söyler. Tartışılan meseleyi adlandırmak istediğinde bu kalıbı kullan: disagree on a plan, a date veya what to do next denebilir.

Alıştırma

Cümleyi vurgulanan geçmiş zaman kalıbıyla tamamla: The two doctors ____ the treatment plan.

Cevabı göster

disagreed on

Mainly on how much fertility matters to poverty.

1:39

Esas olarak doğurganlığın yoksulluk için ne kadar önemli olduğu konusunda.

We've done our best to summarize our research and what they told us, Kalıp ifadeler

1:44

Araştırmamızı ve bize söylediklerini özetlemek için elimizden geleni yaptık,

but take it with a grain of salt Deyimler

1:47

fakat söylenenlere biraz şüpheyle yaklaşın

Kalıp ifadeler

done our best to summarize: özetlemek için elimizden geleni yaptık

Do one's best to + fiilin yalın hâli, makul ölçüde mümkün olan en büyük çabayı göstermek demektir. done our best to summarize ifadesinde our, özne olan we ile uyumludur; to summarize ise en iyi şekilde yapılmaya çalışılan eylemi belirtir. We've done, do fiilinin present perfect biçimidir ve önceki çabayı şu anda sunulan özetle ilişkilendirir. Done our best güçlü bir çabayı vurgular, ancak sonucun kusursuz olduğunu garanti etmez.

Alıştırma

Cümleyi vurgulanan çaba kalıbı ve explain fiiliyle tamamla: We've ____ the instructions clearly.

Cevabı göster

done our best to explain

Deyimler

“Take it with a grain of salt”: bilgiyi temkinli kabul etmek

Take it with a grain of salt, “bu bilgiyi tamamen kesin kabul etmek yerine biraz temkinli değerlendirmek” anlamına gelen bir deyimdir. Buradaki it, araştırmanın ve uzman yorumlarının özetini ifade eder. Bu ifade, hiç inanmamak değil, sınırlı güven anlamı taşır. Özet yine de yararlı olabilir; ancak belirsizlik, eksik ayrıntılar veya kaynaklar arasındaki farklılıklar dikkate alınmalıdır.

Alıştırma

Dersi öğrendiğiniz deyimle cümleyi tamamlayın: “The estimate comes from a very small sample, so ____.”

Cevabı göster

take it with a grain of salt

and check out our sources Öbek fiiller

1:48

ve kaynaklarımızı kontrol edin

where we discussed in more detail.

1:50

nerede daha detaylı tartıştığımızı görmek için.

Öbek fiiller

“Check out”: bakmak veya incelemek

Bu cümlede check out, bir kaynağa “bakmak, onu ziyaret etmek veya incelemek” anlamına gelir. Konuşmacı, daha fazla ayrıntı için izleyicileri listelenen kaynakları açmaya davet ediyor. Bir eylem çağrısı olarak check out, dinleyiciyi inceleyebileceği içeriğe yönlendirir.

Alıştırma

Dersin iki sözcüklü phrasal verb yapısıyla daveti tamamlayın: “For the full schedule and speaker bios, ____ our website.”

Cevabı göster

check out

Okay,

1:52

Peki,

let's zoom out to the global perspective again. Anlatım akışı

1:53

şimdi tekrar küresel perspektife uzaklaşalım.

Anlatım akışı

Let's zoom out to the global perspective: küresel bakış açısına geçmek

Burada zoom out, tartışmanın ölçeğini değiştirmeyi anlatan bir mecazdır. Konuşmacı bir kamera ya da harita kullanılmasını istemiyor; bu ifade dikkati tek bir bölge veya ayrıntıdan dünya çapındaki görünüme taşıyor. Let's bu geçişi dinleyicilere yapılan ortak bir davet olarak sunar, again ise daha önce kullanılan geniş ölçeğe dönüldüğünü gösterir. Bu tür bir ifade söylemde yol işareti görevi görür ve sonraki bilginin hangi bakış açısıyla düzenleneceğini bildirir.

Alıştırma

Hangi cümle tek bir yerel ayrıntıdan dünya çapındaki bir görünüme geçişi en iyi belirtir?

  1. Let's stay with this single case.
  2. Let's zoom out to the global perspective.
  3. Let's zoom in on one local example.
Cevabı göster

Let's zoom out to the global perspective.

A few decades ago,

1:56

Birkaç on yıl önce,

many countries in Asia were at a similar point Kalıp ifadeler

1:57

Asya'daki birçok ülke benzer bir noktadaydı

to Sub-Saharan Africa today.

2:00

bugünün Sahra Altı Afrikası ile.

Kalıp ifadeler

Were at a similar point to: benzer bir aşamada olmak

at a similar point to ifadesinde point, bir görüşü veya fiziksel konumu değil, bir süreçteki aşamayı ya da içinde bulunulan durumu anlatır. Yapı be + at a similar point to + kişi, yer, proje veya başka bir karşılaştırma hedefidir. Cümle, birçok Asya ülkesinin geçmişteki aşamasını Sahra Altı Afrika'nın bugünkü aşamasıyla karşılaştırır. Similar karşılaştırmayı sınırlar; genel koşulların tamamen aynı olması gerekmez.

Alıştırma

Bir yönetici, iki projenin tamamen aynı değil ama kabaca karşılaştırılabilir aşamalarda olduğunu söylemek istiyor. En iyi cümle hangisidir?

  1. Our project has a similar point with the pilot.
  2. Our project is at the same point as the pilot.
  3. Our project is at a similar point to the pilot.
Cevabı göster

Our project is at a similar point to the pilot.

Large parts of the population were living in extreme poverty Kalıp ifadeler

2:02

Nüfusun büyük bir kısmı aşırı yoksulluk içinde yaşıyordu

and birth rates were very high.

2:05

ve doğum oranları çok yüksekti.

Kalıp ifadeler

living in extreme poverty: aşırı yoksulluk içinde yaşamak

Live in extreme poverty, gelir veya kaynakların temel ihtiyaçları karşılamak için gereken düzeyin çok altında olduğu bir durumda yaşamayı sürdürmek anlamına gelir. Bu cümlede living, insanların ikamet ettiği yeri değil, devam eden bir durumu anlatır. Bu eşdizim kalkınma, ekonomi ve kamu politikası tartışmalarında yaygındır. Extreme çok ciddi bir düzeyi belirtir ve tanımlanmış bir istatistik kategorisine gönderme yapabilir; bu nedenle yalnızca birinin az parası olduğunu söylemekten daha güçlü ve daha kesindir.

Alıştırma

Cümleyi live in ve yoksulluğun en ciddi düzeyini anlatan politika terimiyle tamamlayın: Even after the drought ended, many families continued to ____.

Cevabı göster

live in extreme poverty

Take Bangladesh. Anlatım akışı

2:07

Bangladeş'i ele alalım.

Anlatım akışı

Örnek vermek için Take + isim

Buradaki Take Bangladesh., “Bangladeş'i örnek olarak ele alın” anlamına gelir. Emir biçimi, kimseden ülkeyi kaldırmasını, taşımasını veya ülkeye yönelik bir eylemde bulunmasını istemez. Bu kısa söylem belirteci, dinleyiciyi genel bir iddiadan somut bir vakaya geçirir. Normalde hemen ardından, örneğin iddiayı neden desteklediğini gösteren ayrıntılar gelir.

Alıştırma

Bir sunumda hangi cümle gerçek bir eylemi anlatmak yerine Kenya'yı örnek olarak tanıtmak için Take + isim yapısını kullanır?

  1. Take Kenya.
  2. Take a flight to Kenya.
  3. Take this package to Kenya.
Cevabı göster

Take Kenya.

In the 1960s,

2:09

1960'larda,

the average woman had seven children in her lifetime.

2:10

ortalama bir kadının hayatı boyunca yedi çocuğu oluyordu.

25% of them died before they turned five

2:13

Bunların %25'i beş yaşına gelmeden ölüyordu

and of the ones that survived,

2:16

ve hayatta kalanlardan,

only one in five would learn to read and write. Kelime

2:18

sadece beşte biri okuma yazma öğrenebilecekti.

Kelime

Only one in five: oran ifade etme

One in five, her beş kişi veya nesneden biri anlamına gelir; dolayısıyla %20’yi ifade eder. Buradaki only, bu oranın özellikle düşük olduğunu gösterir: beş yaşından sonrasına kadar hayatta kalan çocukların yalnızca %20’si okuma yazma öğrenecekti. one in + number kalıbı, sayılabilen bir grup içindeki oranı gösterir: one in ten %10, two in five ise %40 demektir. Bu kalıpta in bir yeri değil, oran ilişkisini ifade eder.

Alıştırma

%20’yi düşük bir oran olarak sunmak için cümleyi only + one in + number ile tamamlayın: The survey found that ____ households had solar panels.

Cevabı göster

only one in five

Life expectancy was around 45

2:21

Yaşam beklentisi 45 civarındaydı

and per capita income was among the lowest in the world. Kelime

2:23

ve kişi başına düşen gelir dünyadaki en düşükler arasındaydı.

Kelime

Per capita income: kişi başına ortalama gelir

Per capita income, bir nüfustaki kişi başına ortalama gelir anlamına gelir. Genellikle nüfusun toplam gelirinin kişi sayısına bölünmesiyle hesaplanır. Cümlede genel yaşam koşullarını karşılaştırmak için kullanılan ölçütlerden biridir. Per capita, Latinceden gelen ve “her kişi için” anlamını taşıyan istatistiksel bir ifadedir. Per capita income içinde income sözcüğünden önce gelir ve rakamın kişi başına ortalama olduğunu gösterir. Gelirler eşit dağılmayabileceği için herkesin gerçekten bu miktarı kazandığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir ülke per capita income değerini 30.000 dolar olarak bildiriyor. Bu rakam neyi ifade eder?

  1. Her sakinin kesin yıllık geliri
  2. Ülkenin toplam geliri
  3. Nüfusun kişi başına ortalama geliri
Cevabı göster

Nüfusun kişi başına ortalama geliri

So beginning in the 1960s,

2:27

Böylece 1960'lardan başlayarak,

Bangladesh started a family planning program

2:29

Bangladeş bir aile planlaması programı başlattı

based on three main pillars. Deyimler

2:32

üç ana sütuna dayanan.

Deyimler

based on three main pillars: üç ana sütuna dayanan

Bu cümlede pillars, aile planlaması programını destekleyen üç temel parçayı anlatan bir benzetmedir. Fiziksel sütunların bir binayı ayakta tutması gibi, bu parçalar da programın işlemesini sağlar. be based on + sayı/sıfat + pillars kalıbı, bir planı az sayıdaki temel desteğe dayanıyormuş gibi sunar. Ayrıca dinleyiciyi bu desteklerin tek tek açıklanmasına hazırlar.

Alıştırma

Hangi cümlede pillars, bir planın temel destekleri anlamında doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. The garden gate stands between two brick pillars.
  2. The safety plan is built on three pillars: training, clear rules, and regular checks.
  3. The project will finish in three stages: design, testing, and release.
Cevabı göster

The safety plan is built on three pillars: training, clear rules, and regular checks.

One,

2:34

Bir,

education helped to change women's outlook.

2:35

eğitim kadınların bakış açısını değiştirmeye yardımcı oldu.

Women with a higher education tend to want fewer kids Dilbilgisi

2:38

Daha yüksek eğitimli kadınlar daha az çocuk isteme

and become mothers later in life.

2:41

ve hayatta daha geç anne olma eğilimindedir.

Dilbilgisi

tend to want: genel bir eğilimi ifade etmek

Tend to + fiilin yalın hâli, bir şeyin genellikle veya sık sık gerçekleştiğini ancak her durumda böyle olmadığını belirtir. Buradaki tend to want, daha eğitimli kadınların genellikle ne istediğine dair genel bir gözlemdir; her bireyin aynı seçimi yaptığını ileri sürmez. Bu yapı genellemeyi yumuşatır. Araştırmalardan veya tekrarlanan deneyimlerden çıkan örüntüleri mutlak gerçekler gibi sunmadan anlatmak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi “genellikle, ama her zaman değil” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: During exam season, students ____ sleep less.

Cevabı göster

tend to

Two,

2:43

İki,

better healthcare lowered child mortality,

2:44

daha iyi sağlık hizmetleri çocuk ölümlerini azalttı,

leading to parents wanting fewer children Dilbilgisi

2:46

bu da ebeveynlerin daha az çocuk istemesine yol açtı

because they could expect them to survive. Dilbilgisi

2:48

çünkü hayatta kalmalarını bekleyebiliyorlardı.

Dilbilgisi

leading to ile sonucu bağlama

Burada leading to, önceki cümleciğin yol açtığı sonucu ekler: daha iyi sağlık hizmetleri çocuk ölümlerini azalttı ve bu değişiklik ebeveynlerin daha az çocuk istemesine neden oldu. Buradaki lead to, birini bir yere götürmek değil, “neden olmak veya bir sonuç doğurmak” anlamındadır. -ing öbeği, neden-sonuç bağlantısını tek bir cümlede sıkıştırır: tam ana cümlecik + virgül + leading to + isim öbeği veya -ing cümleciği. parents wanting... yapısında parents, wanting eyleminin mantıksal öznesidir.

Alıştırma

Cümleyi lead fiilinden oluşturulan -ing biçimindeki sonuç bağlayıcısıyla tamamlayın: The new bus route reduced travel time, ____ more people using public transport.

Cevabı göster

leading to

Dilbilgisi

could expect them to survive: expect + nesne + to-infinitive

Could expect them to survive, expect + nesne + to-infinitive yapısını kullanır. Them çocukları gösterir; to survive ise ebeveynlerin çocukları için makul biçimde öngörebildiği sonucu belirtir. Could, daha iyi sağlık hizmetlerinin bu beklentiyi mümkün veya makul hâle getirdiğini gösterir. expect fiilinden sonra nesne gelirse bir sonraki fiilden önce to kullanılır: expect them to survive doğrudur; expect them survive değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede expect + nesne + to-infinitive yapısı doğru kullanılmıştır?

  1. We expect the package arrive tomorrow.
  2. We expect to the package arrive tomorrow.
  3. We expect the package to arrive tomorrow.
Cevabı göster

We expect the package to arrive tomorrow.

Three,

2:51

Üç,

field workers brought contraceptives

2:52

saha çalışanları doğum kontrol yöntemlerini getirdi

even to the remotest areas,

2:54

en ücra köşelere bile,

which drove contraceptive use Kalıp ifadeler

2:56

bu da doğum kontrol kullanımını yükseltti

from 8% in 1975

2:57

1975'te %8'den

to 76% in 2019.

3:00

2019'da %76'ya.

Kalıp ifadeler

drive contraceptive use from 8% to 76%: doğum kontrol yöntemi kullanımını %8'den %76'ya çıkarmak

Burada drove, bir şeyi farklı bir seviyeye getirmek anlamındadır; araç kullanmak anlamına gelmez. İlgi zamiri which, doğum kontrol araçlarının uzak bölgelere bile ulaştırılmasını ifade eder. Böylece bu eylem, kullanımdaki artışın nedeni olarak sunulur. drive + ölçüt + from A to B yapısı etkilenen ölçütü, başlangıç seviyesini ve son seviyeyi belirtir. Bir nedeni sayısal değişimle birlikte aktarırken kullanışlıdır; değerin yükselip yükselmediğini ya da düşüp düşmediğini bağlam gösterir.

Alıştırma

Bir nedenin ölçülen bir değeri değiştirdiğini göstermek için drive + ölçüt + from A to B yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. Attendance drove the reminder campaign from 62% to 91%.
  2. The reminder campaign drove from attendance 62% to 91%.
  3. The reminder campaign drove attendance from 62% to 91%.
Cevabı göster

The reminder campaign drove attendance from 62% to 91%.

Together,

3:02

Birlikte,

these measures greatly slowed down population growth.

3:03

bu önlemler nüfus artışını büyük ölçüde yavaşlattı.

In 1960,

3:07

1960'ta,

the average Bangladeshi woman had seven kids.

3:08

ortalama bir Bangladeşli kadının yedi çocuğu vardı.

In 1995,

3:11

1995'te,

four,

3:12

dört,

and in 2019,

3:13

ve 2019'da,

it was down to two. Kalıp ifadeler

3:14

ikiye düştü.

Kalıp ifadeler

be down to + daha düşük bir değer: belirli bir seviyeye düşmüş olmak

Burada it, daha önce belirtilen kadın başına ortalama çocuk sayısını ifade eder. It was down to two, bu sayının azalarak 2019'da ikiye ulaştığı anlamına gelir; to ulaşılan son değeri gösterir. Daha önceki yüksek değer biliniyor veya bağlamdan anlaşılıyorsa daha düşük seviyeyi bildirmek için be down to + sayı yapısını kullanın. Bu ifade ulaşılan seviyeye odaklanır.

Alıştırma

Bir stokta on iki kutu vardı ve şimdi beş kutu var. Yeni seviyeyi doğru bildiren cümle hangisidir?

  1. The inventory is down to seven boxes.
  2. The inventory is down to five boxes.
  3. The inventory is down by five boxes.
Cevabı göster

The inventory is down to five boxes.

This also changed the country's demographics and the economy.

3:16

Bu aynı zamanda ülkenin demografisini ve ekonomisini de değiştirdi.

Before,

3:20

Önceden,

many children were born but died

3:21

birçok çocuk doğuyor ama ölüyordu

before they got to contribute to society. Dilbilgisi

3:22

topluma katkıda bulunma fırsatı bulamadan.

Dilbilgisi

Got to contribute: bir şeyi yapma fırsatına ulaşmak

Burada got to contribute, “katkıda bulunma fırsatı elde edecek kadar uzun yaşadılar” anlamına gelir. Geçmiş zaman biçimi got to + fiilin yalın hâli, bir yere varmayı anlatmaz. Get to + fiil; fırsat, izin veya kişinin bir şeyi yapabildiği bir aşamaya ulaşmasını ifade edebilir. Bu cümlede, küçük yaşta ölen çocuklar bu fırsata hiç ulaşamadı.

Alıştırma

Hangi cümle, ekibin projeyi sunma fırsatı bulduğunu ifade eder?

  1. The team had to present the project.
  2. The team got a consultant to present the project.
  3. The team got to present the project.
Cevabı göster

The team got to present the project.

As far fewer kids die and fewer kids are born, Dilbilgisi

3:25

Çok daha az çocuk öldükçe ve daha az çocuk doğdukça,

things change.

3:28

işler değişir.

Dilbilgisi

Çok daha az çocuk öldükçe ve daha az çocuk doğdukça

Burada As, “bu değişim gerçekleştiği için/gerçekleşirken” anlamına gelir ve iki eğilimi “durum değişir” sonucunun arka plan nedeni olarak sunar. Far, fewer ile birleşerek far fewer yapısını oluşturur. Bu yapı “çok daha az” anlamına gelir ve ilk azalmayı güçlü biçimde vurgular. Ardından cümle, far fewer kids die ve fewer kids are born şeklindeki iki paralel yan cümleyi birleştirir. Burada as far as ifadesi kullanılmamıştır.

Alıştırma

Cümleyi tamamlayın. İlk azalmayı güçlendirmek için far kullanın ve iki boşlukta da few sözcüğünün karşılaştırma biçimini kullanın: As ____ commuters drive and ____ people need parking, the city can create more bike lanes.

Cevabı göster

far fewer · fewer

Kids get an education and turn into productive adults.

3:29

Çocuklar eğitim alır ve üretken yetişkinlere dönüşürler.

The government was able to shift some of their resources Kalıp ifadeler

3:33

Hükümet kaynaklarının bir kısmını kaydırabildi

from lowering child mortality to boosting the economy.

3:35

çocuk ölümlerini azaltmaktan ekonomiyi canlandırmaya.

Kalıp ifadeler

shift some of their resources from A to B: kaynakların bir kısmını A'dan B'ye aktarmak

Burada shift some of their resources from A to B, kaynakların bir kısmını A önceliğinden B önceliğine yeniden tahsis etmek anlamına gelir. some önemlidir: kaynakların yalnızca bir kısmı aktarılır. from sonrasındaki lowering child mortality ile to sonrasındaki boosting the economy, eski ve yeni hedefi belirten paralel -ing ifadeleridir. Bu yapı, önceliğin değiştiğini gösterir; A'nın mutlaka tamamen bırakıldığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Yeniden tahsisi anlatan from ... to yapısıyla cümleyi tamamlayın: The city decided to shift some of its resources ____ road expansion ____ public transport.

Cevabı göster

from · to

By 2024,

3:39

2024'e gelindiğinde,

Bangladesh is expected to graduate Kültür

3:40

Bangladeş'in mezun olması bekleniyor

from the category of least developed countries

3:42

en az gelişmiş ülkeler kategorisinden

to the status of a developing economy.

3:45

gelişmekte olan ekonomi statüsüne.

Kültür

graduate from one development category to another: bir kalkınma kategorisinden diğerine geçmek

Bu politika bağlamında graduate, ilgili ölçütleri karşıladıktan sonra resmî bir sınıflandırmadan çıkıp yeni bir statüye geçmek anlamına gelen mecazi ve kurumsal bir fiildir. Okuldan mezun olmak anlamına gelmez. Least developed country resmî bir kalkınma sınıflandırmasıdır; from ... to ... ifadeleri başlangıç kategorisini ve hedef statüyü gösterir. is expected to, bu söz söylendiğinde değişimin tamamlanmış bir gerçek değil, bir öngörü olduğunu belirtir.

Alıştırma

Bangladeş hakkındaki cümlede graduate ne anlama geliyor?

  1. İlgili ölçütleri karşıladıktan sonra bir resmî kalkınma sınıflandırmasından diğerine geçmek.
  2. Bangladeş'te bulunan bir okulda bir programı tamamlamak.
  3. Herhangi bir sınıflandırma süreci olmadan kendi adını değiştirmek.
Cevabı göster

İlgili ölçütleri karşıladıktan sonra bir resmî kalkınma sınıflandırmasından diğerine geçmek.

Other Asian countries like South Korea,

3:48

Güney Kore gibi diğer Asya ülkeleri,

India,

3:50

Hindistan,

Thailand,

3:50

Tayland,

or the Philippines

3:51

veya Filipinler

have gone through a similar process, Öbek fiiller

3:52

benzer bir süreçten geçtiler,

often even faster.

3:53

genellikle daha da hızlı bir şekilde.

Öbek fiiller

have gone through a similar process ifadesinin anlamı

Burada have gone through a similar process, bu ülkelerin birbirine benzer bir dizi değişim yaşadığı anlamına gelir. Sağlık, eğitim, doğum oranları ve ekonomiyle ilgili benzer aşamalardan geçmişlerdir. Process gibi soyut bir nesneyle kullanıldığında go through, bir şeyin aşamalarını deneyimlemek anlamına gelir; fiziksel olarak bir yerin içinden geçmek anlamına gelmez. Bu bağlamda bir şeyi dikkatle incelemek anlamına da gelmez.

Alıştırma

Several cities have gone through a similar process İngilizce cümlesinde have gone through ne anlama gelir?

  1. Süreci dikkatle incelediler.
  2. Fiziksel olarak bir yerin içinden geçtiler.
  3. Benzer bir değişimin aşamalarını deneyimlediler.
Cevabı göster

Benzer bir değişimin aşamalarını deneyimlediler.

Investment in health and education led to lower birth rates,

3:55

Sağlık ve eğitime yapılan yatırımlar düşük doğum oranlarına yol açtı,

which changed the composition of the population

3:59

bu da nüfusun yapısını değiştirdi

and enabled governments to boost the economy. Dilbilgisi

4:01

ve hükümetlerin ekonomiyi canlandırmasını sağladı.

Dilbilgisi

enabled governments to boost: enable + nesne + to-infinitive

Enabled governments to boost the economy, enable + nesne + to-infinitive kalıbını kullanır. Nüfustaki değişimin, hükümetlerin ekonomiyi güçlendirecek adımlar atabilmesi için gerekli koşulları veya kapasiteyi oluşturduğu anlamına gelir. Enable bir eylemi mümkün kılmayı anlatır; eylemi zorla yaptırmayı değil. Bu kalıpta governments nesnesi to boost ifadesinden önce gelir ve nesneden sonra to korunur.

Alıştırma

Cümleyi enable fiilinin doğru geçmiş zaman biçimi ve gerekli mastar işaretleyicisiyle tamamlayın: Last year, better internet access ____ small businesses ____ reach more customers.

Cevabı göster

enabled · to

Why didn't the same thing happen everywhere

4:04

Neden aynı şey her yerde olmadı

in Sub-Saharan Africa?

4:06

Sahra Altı Afrika'da?

Africa as a whole has made considerable progress Kalıp ifadeler

4:08

Afrika bir bütün olarak önemli ilerlemeler kaydetti

with childhood mortality,

4:11

çocukluk çağı ölümleri konusunda,

but especially in Sub-Saharan Africa,

4:13

ancak özellikle Sahra Altı Afrika'da,

education has improved slower than in other parts of the world.

4:15

eğitim, dünyanın diğer bölgelerinden daha yavaş iyileşti.

Kalıp ifadeler

Africa as a whole: bölgesel farklılıkları koruyan genel bakış

Africa as a whole, Afrika’yı tek ve geniş bir bütün olarak ele alır; bu nedenle cümle, kıtanın çocuk ölümlerini azaltma konusundaki genel ilerlemesini özetler. Bu ifade, her ülkenin veya bölgenin aynı şekilde ilerlediğini söylemez. Bu kalıp, devamındaki karşıtlığı da düzenler: Önce Afrika hakkında genel bir ifade gelir, ardından eğitimdeki ilerlemenin daha yavaş olduğu Sahra Altı Afrika’ya odaklanılır. Genel ifade ile bölgesel fark aynı anda doğru olabilir.

Alıştırma

Afrika’yı tek bir bütün olarak sunan ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: ____ has made progress, even though some regions still face serious challenges.

Cevabı göster

Africa as a whole

And while in total contraceptive use has doubled

4:18

Ve toplam doğum kontrol kullanımı iki katına çıkmış olsa da

in the region since 1990,

4:21

1990'dan bu yana bölgede,

the unmet need for modern contraception among adolescents Kelime

4:22

ergenler arasında modern doğum kontrolüne olan karşılanmamış ihtiyaç

is still at about 60%.

4:25

hala yaklaşık %60 seviyesinde.

Kelime

the unmet need for modern contraception among adolescents: kamu sağlığındaki hizmet açığı

Kamu sağlığı dilinde the unmet need for modern contraception among adolescents ölçülebilir bir açığı ifade eder: hamileliği önlemek veya ertelemek isteyen ya da buna ihtiyaç duyan ergenler modern bir doğum kontrol yöntemi kullanmıyordur ve bu nedenle ihtiyaçları karşılanmıyordur. Unmet, ihtiyacı niteler; ihtiyaç bulunmadığı anlamına gelmez. Bu uzun bir isim öbeğidir. For modern contraception ihtiyacın neyle ilgili olduğunu belirtir, among adolescents ise ölçülen grubu tanımlar. Yaklaşık %60’lık oran, bu karşılanmamış ihtiyaca sahip olanların oranıdır; doğum kontrolü kullananların oranı değildir.

Alıştırma

Bu cümlede the unmet need for modern contraception among adolescents ifadesi neyi ölçüyor?

  1. Şu anda modern bir doğum kontrolü yöntemi kullanan ergenlerin oranı
  2. Hayatında bir kez bile doğum kontrolü kullanmak istemiş tüm yetişkinlerin oranı
  3. Hamileliği önlemek veya ertelemek isteyen ya da buna ihtiyaç duyan, ancak modern bir doğum kontrolü yöntemi kullanmayan ergenlerin oranı
  4. Bölgede bulunan modern doğum kontrolü yöntemlerinin toplam sayısı
Cevabı göster

Hamileliği önlemek veya ertelemek isteyen ya da buna ihtiyaç duyan, ancak modern bir doğum kontrolü yöntemi kullanmayan ergenlerin oranı

The reasons for this are complicated

4:28

Bunun nedenleri karmaşıktır

and it's impossible to give a single answer here. Dilbilgisi

4:30

ve burada tek bir cevap vermek imkansızdır.

Dilbilgisi

Tek bir yanıt vermek imkânsız

it + be + adjective + to-infinitive kalıbı bir eylemi veya durumu değerlendirir. Buradaki it biçimsel öznedir; asıl içerik to give a single answer bölümüdür ve impossible, bu bağlamda bunun yeterli şekilde yapılamayacağını belirtir. A single answer, yalnızca bir kez cevap verme fırsatı değil, karmaşık konunun tamamını açıklayan tek ve bütüncül bir yanıt demektir. Bu ifade, konuşmacının basitleştirilmiş bir açıklama yapmadan önce nesnel bir sınır koymasına yardımcı olur.

Alıştırma

Cümleyi vurgulanan ifadeyle tamamlayın: Because the reports conflict, ____ one clear answer.

Cevabı göster

it's impossible to give

Africa is a big place with diverse cultures and people,

4:33

Afrika, çeşitli kültürlere ve insanlara sahip büyük bir yerdir,

but there are a few main factors.

4:36

ancak birkaç temel faktör vardır.

Many Sub-Saharan nations have suffered under colonization

4:38

Sahra altı ulusların birçoğu sömürgecilik altında acı çekti

until only a few decades ago

4:41

sadece birkaç on yıl öncesine kadar

and had rough transition periods towards independence. Kelime

4:43

ve bağımsızlığa doğru zorlu geçiş dönemleri yaşadılar.

Kelime

Bağımsızlığa doğru zorlu geçiş dönemleri yaşadı

had fiili, birçok ülkenin yaşadığı rough transition periods deneyimini belirtir. Burada rough mecaz anlamdadır; fiziksel olarak pürüzlü değil, zor, istikrarsız veya çalkantılı demektir. Transition period, eski bir siyasi düzen ile yeni bir düzen arasındaki dönemdir. Burada sömürge yönetiminden öz yönetime geçiş aşamasını anlatır. Towards independence değişimin yönünü belirtir; tek başına sürecin sorunsuz olduğunu veya bağımsızlığın her aşamada zaten tamamlandığını söylemez.

Alıştırma

rough, transition, period ve towards sözcüklerini doğal sıraya koyarak cümleyi tamamlayın: After the merger, the company had a ____ local control.

Cevabı göster

rough transition period towards

The young nations were often ethnically heterogeneous Kelime

4:47

Genç uluslar genellikle etnik olarak heterojendi

and lacked unity.

4:50

ve birlikten yoksundu.

Kelime

ethnically heterogeneous: etnik yapıda çeşitlilik

Ethnically heterogeneous, “farklı etnik gruplardan insanlardan oluşan” anlamına gelir. Ethnically, heterogeneous sözcüğünü niteler; dolayısıyla anlatılan farklılık her tür farklılık değil, etnik yapıyla ilgilidir. Bu ifade tek başına betimleyicidir. Nüfusun bölünmüş, birbirine düşman veya birlikte hareket edemeyecek durumda olduğu anlamına gelmez; bu ayrı düşünce cümlede lacked unity ile ifade edilir.

Alıştırma

Bir ülkenin ethnically heterogeneous olduğunu en iyi açıklayan ifade hangisidir?

  1. Nüfusunda farklı etnik gruplardan insanlar vardır.
  2. Bölgelerinin ayrı yönetimleri vardır.
  3. Tüm vatandaşları aynı siyasi hedefi destekler.
Cevabı göster

Nüfusunda farklı etnik gruplardan insanlar vardır.

Some areas have been repeatedly wracked by civil wars, Kelime

4:52

Bazı bölgeler defalarca iç savaşlarla sarsıldı,

military conflicts,

4:54

askeri çatışmalar,

or suffered under unstable governments,

4:55

veya istikrarsız hükümetler altında acı çektiler,

which made it really hard Dilbilgisi

4:58

bu da işleri gerçekten zorlaştırdı

to expand infrastructure and healthcare.

4:59

altyapı ve sağlık hizmetlerini genişletmeyi.

Kelime

have been repeatedly wracked by: ağır ve tekrarlanan zarar

Have been repeatedly wracked by civil wars, iç savaşların söz konusu bölgelerde tekrar tekrar ciddi acılara, hasara ve bozulmaya yol açtığı anlamına gelir. Be wracked by, tarafsız be affected by ifadesinden çok daha güçlüdür. Have been wracked, present perfect edilgen yapıdır: bölgeleri, günümüzle bağlantılı bir dönem boyunca zararı gören taraf olarak sunar. Repeatedly zararın birden fazla kez meydana geldiğini açıkça belirtir, by ise zararın nedenini gösterir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için be wracked by ifadesini repeatedly ile birlikte present perfect edilgen yapıda kullanın: Over the past decade, the region ____ civil wars.

Cevabı göster

has been repeatedly wracked by

Dilbilgisi

made it really hard to expand: make it + sıfat + to ile mastar

made it really hard to expand ifadesinde made, “bu sonucu doğurdu” anlamına gelir; hard ise expand eyleminin zorluğunu değerlendirir. Bu zorluğu yaratan, daha önce sözü edilen koşullardır. Buradaki it, belirli bir isme gönderme yapmayan biçimsel bir nesnedir. Asıl değerlendirilen eylem, to ile kurulan mastar yapısında verilir. Yeniden kullanılabilecek kalıp make + it + sıfat + to + fiil şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi make it really hard to yapısının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The storm damage ____ repair the bridge before winter.

Cevabı göster

made it really hard to

So Africa had a worse starting point than Asia. Deyimler

5:01

Yani Afrika, Asya'dan daha kötü bir başlangıç noktasına sahipti.

Deyimler

worse starting point: başlangıç koşullarını karşılaştırma

Starting point burada mecazi anlamda kullanılır. Fiziksel bir yeri değil, bir sürecin başında var olan koşulları, kaynakları ve kısıtlamaları ifade eder. Worse bu başlangıç koşullarını karşılaştırır. Cümlede Afrika, sonraki gelişmeler değerlendirilmeden önce daha büyük dezavantajlarla karşılaşmış olarak sunulur. İfade her sonraki sonucu veya her yeri değil, başlangıç aşamasını karşılaştırır.

Alıştırma

Because the smaller school had fewer computers and less funding, it had a worse starting point in the technology program. Burada worse starting point ne anlama gelir?

  1. Daha kötü sonuçlarla bitirdi.
  2. Daha elverişsiz koşullarla başladı.
  3. Programdan daha uzakta bulunuyordu.
Cevabı göster

Daha elverişsiz koşullarla başladı.

Foreign aid and how it was applied,

5:05

Dış yardım ve bunun nasıl uygulandığı,

especially during the Cold War,

5:06

özellikle Soğuk Savaş döneminde,

is also a contentious issue. Kelime

5:08

aynı zamanda tartışmalı bir konudur.

Kelime

a contentious issue: tartışmalı bir konu

a contentious issue ifadesindeki contentious, güçlü ve uzun süren bir anlaşmazlığa yol açan şeyi anlatır. issue sözcüğünü niteler: insanların veya grupların üzerinde geniş bir uzlaşmaya vardığı bir görüş yoktur. Bu, yardımın kendisinin düşmanca olduğu anlamına gelmez. Bu ifade konuyu kamu politikası veya tarih alanındaki bir tartışma olarak sunar. Bu cümlede anlaşmazlık, dış yardımla ve yardımın Soğuk Savaş sırasında nasıl uygulandığıyla ilgilidir; bu nedenle konuyu kısa ve tarafsız bir uzlaşma cümlesiyle özetlemek zordur.

Alıştırma

İnsanların politika konusunda güçlü biçimde anlaşmazlık yaşadığını göstermek için cümleyi hangi ifade en iyi tamamlar? The proposed ban on single-use plastics remains ____ after months of public debate.

  1. a private matter
  2. a contentious issue
  3. a difficult issue
Cevabı göster

a contentious issue

But this topic is too complex to summarize in a few sentences, Dilbilgisi

5:11

Fakat bu konu birkaç cümleyle özetlenemeyecek kadar karmaşıktır,

so we'll make a whole video about it in the future.

5:14

bu yüzden gelecekte bunun hakkında bütün bir video yapacağız.

Dilbilgisi

too complex to summarize: eylemi sınırlayan yüksek derece

too complex to summarize yapısında too + sıfat + to + fiil, yüksek bir dereceyi bir eylemin sınırıyla ilişkilendirir. Burada konu o kadar karmaşıktır ki birkaç cümlelik kısa bir özet onu yeterince anlatamaz. To summarize, complex sözcüğünün mastar tamamlayıcısıdır; in a few sentences ise pratik sınırı belirtir. Bu yapı, bir işin neden daha fazla zamana, alana veya ayrıntıya ihtiyaç duyduğunu açıklamak için de kullanılabilir.

Alıştırma

Kısa bir özetin neden işe yaramayacağını açıklamak için too + sıfat + mastar yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The report is too complex summarizing in two sentences.
  2. The report is too complex to a summary in two sentences.
  3. The report is too complex to summarize in two sentences.
Cevabı göster

The report is too complex to summarize in two sentences.

And lastly,

5:17

Ve son olarak,

there are cultural aspects that make talking about family plan in the context of Africa difficult.

5:18

Afrika bağlamında aile planlaması hakkında konuşmayı zorlaştıran kültürel yönler vardır.

Critics say that trying to bring fertility down Öbek fiiller

5:23

Eleştirmenler, doğurganlığı düşürmeye çalışmanın

is an intrusion into culture and tradition. Kelime

5:26

kültüre ve geleneğe bir müdahale olduğunu söylüyorlar.

Öbek fiiller

bring fertility down: ayrılabilen bring ... down kalıbı

Bu demografik bağlamda bring fertility down, doğurganlık düzeyinin veya oranının azalmasını sağlamak demektir. Buradaki fertility, toprağın bitki yetiştirme kapasitesini değil, bir nüfustaki çocuk sahibi olma düzeyini anlatır. Bring down ayrılabilen bir phrasal verb'dür. İsim nesne, bring fertility down örneğindeki gibi fiil ile down arasına ya da bring down fertility örneğindeki gibi down’dan sonra gelebilir. Nesne zamiri mutlaka ortaya gelir: bring it down; bring down it denmez.

Alıştırma

Nesneyi iki parçanın arasına yerleştirerek cümleyi bring ... down ile tamamlayın: A simpler form could ____ processing time ____.

Cevabı göster

bring · down

Kelime

an intrusion into culture and tradition: istenmeyen müdahale

An intrusion into culture and tradition, bu girişimi toplumsal yaşamın korunan bir alanına istenmeyen biçimde girme olarak sunar. Intrusion, involvement sözcüğünden daha güçlüdür; bir sınırın aşılmasını veya kabul görmeden müdahale edilmesini anlatır. İfadenin tamamı Critics say yapısına bağlıdır ve bu nedenle eleştirenlerin yargısını aktarır. Cümle tek başına anlatıcının bu yargıyı gerçek olarak kabul ettiğini göstermez.

Alıştırma

an intrusion into local traditions en açık biçimde ne anlatır?

  1. Yerel geleneklerin sınırlarının istenmeyen biçimde aşılması
  2. Yerel geleneklere tarafsız katılım
  3. Yerel gelenekleri koruma çabası
Cevabı göster

Yerel geleneklerin sınırlarının istenmeyen biçimde aşılması

But not speaking about an issue will not help solve it. Anlatım akışı

5:29

Fakat bir sorun hakkında konuşmamak, çözülmesine yardımcı olmayacaktır.

Anlatım akışı

Bir sorun hakkında konuşmamak ... onu çözmeye yardımcı olmaz

“not speaking about an issue” olumsuz -ing yan cümleciği cümlenin öznesidir. Sessiz kalmayı değerlendirilen eylem olarak sunar; “will not help solve it” ise bu eylemin çözüme hiçbir katkı sağlamadığını söyler. Tartışmada bu, hassas bir konuyu hiç açmamanın daha iyi olduğu düşüncesine karşı çıkar. İki olumsuzluk, konuşmanın sorunu kesin olarak çözeceğini vaat etmez; yalnızca daha dar bir iddiada bulunur: sessizlik çözmeye yardımcı olmaz.

Alıştırma

Hangi yorum cümleyle en iyi eşleşir?

  1. Sessiz kalmak sorunun çözülmesine hiçbir katkı sağlamaz.
  2. Sorunu konuşmak, onun kesinlikle çözülmesini sağlar.
  3. Sorundan kaçınmak onu zaten çözmüştür.
Cevabı göster

Sessiz kalmak sorunun çözülmesine hiçbir katkı sağlamaz.

Not all of these things apply to every country in the region. Dilbilgisi

5:32

Bütün bu şeyler bölgedeki her ülke için geçerli değildir.

Dilbilgisi

Not all ... every country: kısmi olumsuzluk

Not all, tam değil kısmi olumsuzluk belirtir. Cümle, bütün faktörlerin eksiksiz biçimde her ülke için geçerli olduğu yönündeki geniş iddiayı reddeder; farklı yerlerde farklı faktörlerin geçerli olmasına alan bırakır. Bu, faktörlerin hiçbirinin hiçbir ülke için geçerli olmadığı anlamına gelmez. Söylemde önceki genellemeyi sınırlar ve bölgenin tamamen tek tipmiş gibi ele alınmasını önler.

Alıştırma

Cümleyi dersteki üç sözcüklü kısmi olumsuzluk ifadesiyle tamamlayın: ____ the suggestions were useful.

Cevabı göster

Not all of

We're talking about 46 countries,

5:35

46 ülkeden bahsediyoruz,

after all, Anlatım akışı

5:37

sonuçta,

Anlatım akışı

Destekleyici bir gerekçe sunan after all

Burada after all, “46 ülkeden söz ediyoruz” bilgisini dinleyicinin hesaba katması gereken bir gerekçe olarak sunar. Bu gerçek, bütün ülkelere aynı şekilde yaklaşmama yönündeki önceki uyarıyı destekler. Bu kullanımda after all bir söylem belirleyicisidir, zaman ifadesi değildir. Yaklaşık olarak “bu önemli gerekçeyi unutma” anlamını taşır.

Alıştırma

Örnekte after all neyi belirtir?

  1. Dinleyicinin aklında tutması gereken bir gerekçe ekler.
  2. 46 ülkenin hepsinin aynı olduğunu gösterir.
  3. Tartışmanın en sonda gerçekleştiğini söyler.
Cevabı göster

Dinleyicinin aklında tutması gereken bir gerekçe ekler.

some of them deeply troubled, Dilbilgisi

5:38

bazıları derin sorunlar yaşıyor,

others already flourishing,

5:39

diğerleri şimdiden gelişiyor,

all different and facing unique problems.

5:41

hepsi farklı ve benzersiz sorunlarla karşı karşıya.

Dilbilgisi

some ..., others ... yapısında paralel eksilti

Cümle, daha büyük grubu birbiriyle karşıt alt gruplara ayırır: bazıları ciddi sıkıntılar içindeyken diğerleri şimdiden gelişip serpilmiştir. Paralel yapı kolayca tamamlanabildiği için her iki bölümde de are kullanılmamıştır: some of them are deeply troubled; others are already flourishing. Bu eksilti tekrarı önler. Others, belirtilmemiş başka bir alt grubu anlatır; geriye kalan bütün ülkeleri belirtmesi gerekmez.

Alıştırma

Hangi cümle, odaların belirtilmemiş bir kısmının sessiz, belirtilmemiş başka bir kısmının hareketli olduğunu ancak bunların bütün odalar olduğunu ileri sürmeden anlatır?

  1. Some rooms are quiet; the others are busy.
  2. Some rooms are quiet; others are busy.
  3. Some rooms are quiet; all the others are busy.
Cevabı göster

Some rooms are quiet; others are busy.

If population growth continues at its present rate, Dilbilgisi

5:44

Nüfus artışı mevcut hızıyla devam ederse,

then Sub-Saharan Africa could grow

5:47

o zaman Sahra Altı Afrika büyüyebilir

to more than 4 billion people by 2100.

5:48

2100 yılına kadar 4 milyardan fazla insana.

Dilbilgisi

Koşullu tahminlerde If ..., then ... could ...

if yan cümlesi tahminin koşulunu belirtir. Geniş zaman biçimindeki continues, mevcut hızın sürmesini bir varsayım olarak ortaya koyar. then sonucu bu koşula açıkça bağlar; could ise sonucun kesin değil, mümkün olduğunu gösterir. Bu yapı senaryoya dayalı tahminler için kullanışlıdır: sonuç yalnızca belirtilen eğilim devam ederse gerçekleşebilir. Varsayım değişirse sonuç gerçekleşmeyebilir. then çıkarılabilir, ancak kullanılması koşul ile sonuç arasındaki bağlantıyı daha açık hâle getirir.

Alıştırma

Hangi cümle sonucu hem koşullu hem de belirsiz olarak açıkça sunar?

  1. Because the trend continued, the city reached two million residents in 2040.
  2. The city will definitely reach two million residents by 2040.
  3. The city has two million residents, so the trend may continue.
  4. If the trend continues, then the city could reach two million residents by 2040.
Cevabı göster

If the trend continues, then the city could reach two million residents by 2040.

Okay,

5:52

Peki,

so what can be done? Dilbilgisi

5:53

öyleyse ne yapılabilir?

Dilbilgisi

Eylemi yapacak kişiyi belirtmeyen edilgen yapı What can be done?

What can be done? sorusunda can + be + geçmiş zaman ortacı done, kiplik bildiren edilgen bir yapı oluşturur. Soru, eylemi gerçekleştirecek kişi veya grubu belirtmeden hangi eylemlerin mümkün olduğunu sorar. Bu ifade dikkati sorundan olası çözümlere yöneltir ve eylemin kendisine odaklanır. Done bu yapıda geçmiş zaman ortacıdır; tek başına bir eylemin önceden tamamlandığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir toplantıda ciddi bir programlama sorunu var. Kimin harekete geçmesi gerektiğini belirtmeden olası çözümleri sormak istiyorsunuz. Hangi soru en uygundur?

  1. What can be done to solve it?
  2. What has been done to solve it?
  3. Who can solve it?
  4. What can we do to solve it?
Cevabı göster

What can be done to solve it?

Actually,

5:55

Aslında,

a lot,

5:55

birçok şey,

especially investment and aid

5:56

özellikle yatırım ve yardımlar

that helped to build systems

5:58

sistemlerin kurulmasına yardımcı olan

for education,

6:00

eğitim için,

family planning,

6:01

aile planlaması,

and healthcare.

6:02

ve sağlık hizmetleri için.

Surprisingly small changes

6:03

Şaşırtıcı derecede küçük değişiklikler

could have an extreme impact.

6:05

aşırı bir etkiye sahip olabilir.

For example,

6:07

Örneğin,

if women get a better education

6:08

eğer kadınlar daha iyi bir eğitim alır

and have their first child just two years later in life.

6:10

ve ilk çocuklarını hayatta sadece iki yıl sonra yaparlarsa.

This tiny gap between this generation and the next one

6:13

Bu nesil ile bir sonraki arasındaki bu minik boşluk

would lead to 400 million fewer people Dilbilgisi

6:16

400 milyon daha az insana yol açacaktır

in 2100

6:19

2100 yılında

with 3.6 billion in total.

6:20

toplamda 3,6 milyar ile.

Dilbilgisi

400 million fewer people: miktar + fewer + çoğul sayılabilen isim

Miktar + fewer + çoğul sayılabilen isim kalıbı, sayının bir karşılaştırma durumuna göre ne kadar düşük olduğunu belirtir. People sayılabilen bireyleri ifade ettiği için standart seçim fewer sözcüğüdür. Burada 400 million fewer people, 2100 için öngörülen nüfusun temel alınan tahminden 400 milyon daha düşük olduğu anlamına gelir. Yalnızca 400 milyon kişinin kalacağı anlamına gelmez; cümle toplam nüfusun 3,6 milyar olduğunu ayrıca belirtir.

Alıştırma

Çoğul sayılabilen bir isimden önce daha düşük bir sayıyı belirtmek için kullanılan standart sözcükle cümleyi tamamlayın: The revised forecast predicts 200,000 ____ residents by 2035 than the original forecast.

Cevabı göster

fewer

If education and family planning

6:23

Eğer eğitim ve aile planlaması

are made available to every African woman, Kalıp ifadeler

6:25

her Afrikalı kadına sunulursa,

Kalıp ifadeler

made available to: bir alıcının erişimini sağlamak

Make something available to someone, bir kişinin veya grubun bir şeye erişebilmesini ya da onu kullanabilmesini sağlamak anlamına gelir. Edilgen something + be made available to + alıcı kalıbında önce kaynak, to sözcüğünden sonra da kaynağa erişecek kişi veya grup gelir. Bu yan cümlede education and family planning kaynaklardır; every African woman ise hedeflenen alıcıları belirtir. İfade erişimi anlatır; herkesin bu hizmetleri kullanmak zorunda olduğunu söylemez.

Alıştırma

Dersteki, bir şeye birilerinin erişebileceğini belirten iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The city made free legal advice ____ all residents.

Cevabı göster

available to

universal access to contraception Kelime

6:28

doğum kontrolüne evrensel erişim

makes having kids a decision. Dilbilgisi

6:30

çocuk sahibi olmayı bir karar haline getirir.

Kelime

universal access to contraception: erişim, kullanım değil

Politika dilindeki bu ifadede universal access to contraception, hedef nüfustaki herkesin doğum kontrolü yöntemlerine ve ilgili hizmetlere gerçekten ulaşabilmesi anlamına gelir. universal access to + isim kalıbı, bir hizmetin veya kaynağın erişim kapsamını anlatır. Access bir fırsatı ifade eder, gerçek davranışı değil. İfade, hedef nüfusun tamamını kapsama amacını belirtir; herkesin doğum kontrolü kullanacağını iddia etmez.

Alıştırma

Politika metinlerinde universal access to contraception en doğrudan ne anlama gelir?

  1. Doğum kontrolü herkes için otomatik olarak ücretsizdir.
  2. Hedef nüfustaki herkes doğum kontrolü kullanmak zorundadır.
  3. Hedef nüfustaki herkes isterse doğum kontrolü hizmetlerine ulaşabilir ve bunları kullanabilir.
Cevabı göster

Hedef nüfustaki herkes isterse doğum kontrolü hizmetlerine ulaşabilir ve bunları kullanabilir.

Dilbilgisi

makes having kids a decision: make + nesne + tamamlayıcı

Burada makes, make + nesne + nesne tamamlayıcısı kalıbını izler. having kids ulaç öbeği nesnedir; a decision isim öbeği ise bu etkinliğe yeni bir statü veren nesne tamamlayıcısıdır. Anlamı, bir koşulun çocuk sahibi olmayı bir seçim meselesi hâline getirmesidir. Make burada yaratmak anlamına gelmez ve karar vermek anlamındaki ayrı make a decision eşdizimi değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede make, nesne olarak bir ulaç öbeği ve nesne tamamlayıcısı olarak bir isim öbeğiyle kullanılmıştır?

  1. Flexible hours make parents change their schedules.
  2. Flexible hours make caring for a child a workable choice.
  3. Parents make a choice about flexible hours.
Cevabı göster

Flexible hours make caring for a child a workable choice.

If families get to choose how many kids they want, Dilbilgisi

6:32

Eğer aileler kaç çocuk istediklerini seçebilirlerse,

birth projections fall by 30% Kalıp ifadeler

6:35

doğum projeksiyonları %30 düşer

to 2.8 billion people.

6:37

2,8 milyar insana.

Dilbilgisi

get to choose: seçme fırsatına veya hakkına sahip olmak

get to choose ifadesindeki get to + fiilin yalın hâli, bir şeyi yapma fırsatına, iznine veya gerçek olanağına sahip olmak demektir. Bu cümlede ailelerin kaç çocuk istediklerine karar verebilecek gerçek koşullara sahip olduğu anlatılır. İfade, seçimin belirtilen koşullarda mümkün olduğunu vurgular. Burada get fiziksel hareket veya varış anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle çocuklara etkinliği seçme fırsatı verildiği anlamına gelir?

  1. The children have to choose the activity.
  2. The children choose the activity.
  3. The children get to choose the activity.
Cevabı göster

The children get to choose the activity.

Kalıp ifadeler

fall by 30%: değişim miktarı ile son seviye arasındaki fark

fall by 30% ifadesinde by, düşüş miktarını belirtir: tahmin, önceki tahminden %30 daha düşük olur. Ardından gelen to 2.8 billion people, düşüşten sonraki son değeri verir. fall by X to Y kalıbı hem değişim miktarını hem de yeni seviyeyi belirtebilir.

Alıştırma

Bir değer 200’den 140’a düşüyor. Hangi cümle değişimi doğru anlatır?

  1. It falls by 70% to 140.
  2. It falls by 30% to 140.
  3. It falls to 30% of its original value.
Cevabı göster

It falls by 30% to 140.

This isn't just theory. Anlatım akışı

6:40

Bu sadece teori değildir.

Anlatım akışı

This isn't just theory: gerçek kanıtlara geçiş

Buradaki This, eğitim ve aile planlamasının nüfus tahminlerini önemli ölçüde değiştirebileceği iddiasına gönderme yapar. Just, yalnızca demektir: konuşmacı, bu iddianın soyut bir model veya fikirle sınırlı olmadığını söyler. Cümle, argümanın tamamen teorik olabileceği itirazını önceden karşılar. Ardından gerçek dünyadan kanıtlara geçiş sağlar ve dinleyiciyi somut bir örneğe hazırlar. Bu kalıp, bir iddia veya modelden onu destekleyen kanıtlara geçerken kullanışlıdır.

Alıştırma

“This isn't just theory” geçişi, dinleyiciye sırada ne olduğunu bildirir?

  1. Theory kelimesinin tanımı.
  2. İddianın pratik bir desteği olmadığının kabulü.
  3. İddiayı destekleyen gerçek bir örnek veya kanıt.
Cevabı göster

İddiayı destekleyen gerçek bir örnek veya kanıt.

There are already examples that are reason for optimism.

6:42

İyimserlik için neden olan örnekler halihazırda var.

Ethiopia, Dilbilgisi

6:45

Etiyopya,

the African country with the second biggest population,

6:46

en büyük ikinci nüfusa sahip Afrika ülkesi,

has made a lot of progress in a relatively short amount of time. Kalıp ifadeler

6:48

nispeten kısa bir süre içinde çok ilerleme kaydetti.

Dilbilgisi

Ethiopia, the African country with the second biggest population: açıklayıcı appozisyon

the African country with the second biggest population ad öbeği, Ethiopia'yı başka bir ad öbeğiyle açıklayan ve onun hakkında arka plan bilgisi ekleyen açıklayıcı bir appozisyondur. Virgüller, bu bilginin ek bilgi olduğunu ve hangi ülkeden söz edildiğini belirlemek için gerekli olmadığını gösterir. Appozisyon çıkarıldığında ana cümle aynı şekilde kalır: Ethiopia has made a lot of progress in a relatively short amount of time. Appozisyonun içinde with the second biggest population, country sözcüğünü niteler; Ethiopia'nın nasıl ilerleme kaydettiğini açıklamaz.

Alıştırma

Ana cümle “Ethiopia has made...” yapısal olarak eksiksiz kalacak biçimde hangi sözcükler çıkarılabilir?

  1. Ethiopia
  2. has made a lot of progress
  3. the African country with the second biggest population
Cevabı göster

the African country with the second biggest population

Kalıp ifadeler

made a lot of progress ... in a relatively short amount of time: nispeten kısa sürede çok ilerlemek

made a lot of progress ifadesinde make progress, gelişmek veya bir hedefe yaklaşmak anlamına gelir. Buradaki progress sayılamayan bir isimdir; bu nedenle a lot of ilerlemenin miktarını belirtir. Progress sözcüğünü ayrı ayrı sayılabilen başarılar gibi kullanmayın. in a relatively short amount of time, değişimin gerçekleştiği zaman aralığını belirtir. Relatively, bu sürenin benzer bir değişim için normalde beklenen süreye kıyasla kısa olduğunu anlatır; mutlak anlamda kısa olması gerekmez.

Alıştırma

Bir ekibin normalde beklenenden daha kısa sürede büyük ölçüde geliştiğini doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. The team did a lot of progresses in a relatively short amount of time.
  2. The team made a progress at a relatively short amount of time.
  3. The team made a lot of progress in a relatively short amount of time.
Cevabı göster

The team made a lot of progress in a relatively short amount of time.

Improving health services led to a drop in child mortality Kalıp ifadeler

6:52

Sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesi çocuk ölümlerinde düşüşe yol açtı

from 20% to 7% since 1990.

6:55

1990'dan bu yana %20'den %7'ye.

Kalıp ifadeler

led to a drop in child mortality: çocuk ölüm oranında düşüşe yol açtı

Led to, bir nedeni sonucuna bağlar: sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesi sonraki değişime neden olmuş veya bu değişime katkıda bulunmuştur. Led geçmiş zamanda olduğu için cümle bu neden-sonuç ilişkisini geçmişte yaşanan bir gelişme olarak sunar. A drop in child mortality, çocuk ölüm oranında azalma anlamına gelen bir isim öbeğidir. Buradaki drop tekil ve sayılabilir bir olaydır, bu nedenle önünde a bulunur; in ise düşen göstergeyi tanıtır. Ardından gelen from 20% to 7% başlangıç ve bitiş değerlerini verir.

Alıştırma

Nedeni daha düşük bir göstergeye bağlayan beş sözcüklü kalıpla cümleyi tamamlayın: Better packaging ____ damaged deliveries.

Cevabı göster

led to a drop in

And up to 30% of the annual budget Kalıp ifadeler

6:59

Ve yıllık bütçenin %30'a kadarı

was invested in education

7:01

eğitime yatırıldı

Kalıp ifadeler

Yıllık bütçenin yüzde 30'una kadarı eğitime yatırıldı

Bu ifade, yıllık bütçenin en fazla yüzde 30'unun eğitime yönlendirildiğini belirtir. Up to bir üst sınır gösterir; bu nedenle gerçek oran daha düşük olabilir ve miktarın tam olarak yüzde 30 olduğu anlamına gelmez. Was invested in education edilgen yapıdadır: eylem bütçenin bir kısmı üzerinde gerçekleşir, education ise paranın yöneldiği alandır. Politika veya maliye bağlamında invest in, para ya da kaynakları bir amaca yönlendirmek anlamına gelir ve çoğu zaman yararlı veya uzun vadeli bir kullanım fikri taşır.

Alıştırma

Bu cümlede vurgulanan ifade ne anlama geliyor?

  1. Yıllık bütçenin en fazla yüzde 30'u eğitime ayrıldı; gerçek miktar daha düşük olabilir.
  2. Yıllık bütçenin en az yüzde 30'u eğitime ayrıldı.
  3. Eğitim sektörü yıllık bütçenin yüzde 30'unu yatırdı.
  4. Yıllık bütçenin tam olarak yüzde 30'u eğitime ayrıldı.
Cevabı göster

Yıllık bütçenin en fazla yüzde 30'u eğitime ayrıldı; gerçek miktar daha düşük olabilir.

and the number of schools increased 25-fold Kelime

7:03

ve okul sayısı 25 kat arttı

over two decades.

7:06

yirmi yıl içinde.

Kelime

increased 25-fold: başlangıç değerinin 25 katına çıktı

Bu ifade, son okul sayısının başlangıçtaki okul sayısının 25 katı olduğunu belirtir. Okul sayısı öznedir; 25-fold, değişimin çarpanını göstermek için increased fiilinden sonra gelir. Over two decades ise değişimin yirmi yıl sürdüğünü belirtir ve 25 katlık sonucu değiştirmez. Fold, son değer ile başlangıç değeri arasındaki kat ilişkisini ifade eder. Bu nedenle increased 25-fold, 25 okul eklendiği veya sayının yüzde 25 arttığı anlamına gelmez. Başlangıçta 1 okul varsa, sonunda 25 okul vardır.

Alıştırma

Bu cümlede increased 25-fold ne anlama geliyor?

  1. Sayı 25 okul arttı.
  2. Sayı yüzde 25 arttı.
  3. Son sayı başlangıçtaki sayının yirmi beşte biri oldu.
  4. Son sayı başlangıçtaki sayının 25 katı oldu.
Cevabı göster

Son sayı başlangıçtaki sayının 25 katı oldu.

So summarizing,

7:08

Özetlemek gerekirse,

there are serious challenges ahead, Kalıp ifadeler

7:09

önümüzde ciddi zorluklar var,

but they are far from unsolvable. Dilbilgisi

7:11

ama bunlar çözülemez olmaktan çok uzak.

Kalıp ifadeler

önümüzdeki ciddi zorluklar

Bu cümlede serious challenges ahead, gelecekte ele alınması gereken önemli zorluklar anlamına gelir. Ahead, birinin fiziksel olarak önündeki bir yeri değil, zaman bakımından ileriyi gösterir. Serious, zorlukların önemini veya derecesini vurgular. Bunların umutsuz ya da çözülemez olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi gelecekteki önemli zorlukları anlatan tam ifadeyle tamamlayın: Our team has ____, but we are ready to face them.

Cevabı göster

serious challenges ahead

Dilbilgisi

çözülemez olmaktan çok uzak

Far from + sıfat, bir şeyin o sıfatın anlattığı durumda kesinlikle olmadığını belirtir. Burada far from, unsolvable nitelemesini reddeder; bir çözüme fiziksel uzaklığı anlatmaz. Unsolvable zaten “çözülmesi imkânsız” anlamına geldiği için far from unsolvable iyimser bir değerlendirme ifade eder: zorluklar çözülebilir. Ancak onları çözmenin kolay olduğunu veya çoktan çözüldüklerini söylemez.

Alıştırma

Hedefin imkânsız olduğu fikrini güçlü biçimde reddeden tam ifadeyle cümleyi tamamlayın: The goal is difficult, but it is ____.

Cevabı göster

far from impossible

Sub-Saharan Africa does not need pity or gifts, Anlatım akışı

7:14

Sahra Altı Afrika'nın acımaya veya hediyelere ihtiyacı yok,

but attention and fair investment.

7:16

ilgiye ve adil bir yatırıma ihtiyacı var.

Anlatım akışı

does not need X, but Y: vurgulu düzeltme

“does not need X, but Y” yapısında ilk bölüm, X'in doğru karşılık olduğu düşüncesini reddeder. Burada acıma ve hediyeler reddedilir; but ise bunların yerine ilgi ve adil yatırımı getirir. Bir istisna belirtmez. Bu kalıp, konuşmacının tartışmanın çerçevesini vurgulu biçimde düzeltmesini sağlar: yaygın olarak varsayılan cevap değil, konuşmacının dinleyiciye kabul ettirmek istediği cevap.

Alıştırma

Düzeltmeyi does not need X, but Y kullanarak tamamlayın: The project does ____ more promises, ____ a clear deadline.

Cevabı göster

not need · but

It's a region rich in resources, Kalıp ifadeler

7:19

Burası kaynaklar açısından zengin bir bölge,

culture,

7:21

kültür,

and potential.

7:21

ve potansiyel açısından.

Kalıp ifadeler

be rich in + isim

“Be rich in + isim”, bir şeyi büyük miktarda veya çok çeşitli biçimde içermek ya da bulundurmak demektir. Bu cümlede bölgenin kaynakları, kültürü ve potansiyeli boldur; bu nedenle rich yalnızca maddi zenginlikle sınırlı değildir. Yapı, özne + be + rich in + isim veya isim öbeği şeklindedir. in sonrasındaki sözcükler, bol bulunan maddeleri, besinleri, özellikleri veya varlıkları belirtir.

Alıştırma

Cümleyi kalıptaki edatla tamamlayın: This soil is rich ____ minerals.

Cevabı göster

in

If things go right, Kalıp ifadeler

7:23

Eğer işler yolunda giderse,

we'll see a turnaround similar to the one we've seen Kalıp ifadeler

7:24

gördüğümüze benzer bir geri dönüş göreceğiz

across most of Asia in the last 30 years.

7:27

son 30 yılda Asya'nın büyük bölümünde olan bitene.

Kalıp ifadeler

If things go right: temkinli iyimserlik için genel bir koşul

Burada If things go right, “genel durum olumlu yönde gelişirse” anlamına gelir. Things, ilgili birkaç koşulu tek bir geniş kapsamlı sözcükte toplar; böylece konuşan kişi her koşulu ayrı ayrı sıralamaz. If yan cümlesi, tahmini kesin olmaktan çıkarıp bir koşula bağlar. Bu, temkinli iyimserliği kısa biçimde ifade eder: iyi bir sonuç mümkündür, ancak önemli etkenler yolunda giderse.

Alıştırma

“If things go right, we should finish the repairs by Friday,” cümlesinin başındaki ifade ne anlama gelir?

  1. Genel durum olumlu yönde gelişirse
  2. Başarı zaten garanti edildiği için
  3. Her şey sağa doğru hareket ederse
Cevabı göster

Genel durum olumlu yönde gelişirse

Kalıp ifadeler

a turnaround similar to the one we've seen: iyileşme ve adın yerine kullanılan one

Burada a turnaround, zor ya da giderek kötüleşen bir durumdan daha iyi bir duruma doğru büyük bir değişimi anlatır. Bir aracın dönmesini değil, yön veya sonuçlardaki iyileşmeyi ifade eder. similar to the one we've seen yapısında similar to bir karşılaştırma başlatır; bu nedenle iki değişim birbirine benzer, ancak tamamen aynı olmak zorunda değildir. The one, tekil sayılabilen turnaround adının yerini alır; we've seen ise adı tekrarlamadan Asya'nın büyük bölümünde gözlemlenen önceki örneği belirler.

Alıştırma

Turnaround sözcüğünü tekrarlamadan karşılaştırmayı tamamlayan tekil ifadeyi yazın: The new coach hopes for a turnaround similar to ____ the team achieved five years ago.

Cevabı göster

the one