Başarılı insanların 8 özelliği - Richard St. John: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video özeti: Konuşmacı, uçakta bir genç kızla yaptığı tesadüfi sohbetten yola çıkarak on yılı aşkın süren ve 500’den fazla başarılı kişiyi kapsayan araştırmasını anlatıyor. İşini sevmek, odaklanmak, başkalarına hizmet etmek ve sebat etmek dâhil sekiz ortak özelliğin, her alana özgü becerilerin altında yatan temel olduğu sonucuna varıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. to get somewhere in life. — Deyimler ve Mecazi İfadeler: Bu ifadenin fiziksel olarak bir yere varmak değil, hayatta ilerlemek veya başarıya ulaşmak anlamına geldiğini kavrayacaksınız. Hedeflerden, kişisel gelişimden ya da zor koşulları aşma isteğinden söz ederken kullanabilirsiniz. 2. but can you tell me what helped you succeed?" — Konuşma Edimbilimi ve Tutum: Bir röportajda veya profesyonel görüşmede karşı taraftan nazikçe deneyim paylaşmasını istemeyi öğreneceksiniz. Dolaylı soru olan what helped you succeed, doğrudan sorulardaki devrik yapıyı kullanmaz ve düz cümle söz dizimini korur. 3. success isn't just about me, me, me. — Söylem, Hikâye Anlatımı ve Retorik: me sözcüğünün tekrarının düşünceyi güçlendirdiğini ve benmerkezci bir başarı anlayışını eleştirdiğini fark edeceksiniz. Bu teknik, konuşmacının tutumunu anlamanıza ve kişisel çıkarı başkaları için üretilen değerle karşılaştırırken bilinçli tekrardan yararlanmanıza yardımcı olur.
Bu derste
my subject is success: Konuyu açıklama
Burada subject, bir okul dersi değil, konuşmanın konusu anlamına gelir. my subject is + konu yapısı, konuşmacının ne hakkında konuşacağını doğrudan belirtir; bu cümlede konu success kelimesidir. Bir konuşmanın veya sunumun başında kullanıldığında bu cümle, devam edecek içerik için açık bir çerçeve oluşturur ve dinleyicilerin dikkatini tek bir ana fikre yöneltir.
Alıştırma
Bu açılışta my subject is success ifadesinin temel işlevi nedir?
- Konuşmacının başarıya ulaştığını söyler.
- Konuşmacının en sevdiği okul dersini belirtir.
- Ana konuyu açıklar.
Cevabı göster
Ana konuyu açıklar.
so people sometimes call me a a motivational speaker.
0:16bu yüzden insanlar bazen bana motivasyon konuşmacısı diyorlar.
right up front: Bir şeyi en başta belirtmek
Right up front burada zamanı belirten deyimsel bir ifadedir. En başta veya her şeyden önce anlamına gelir; dolayısıyla konuşmacı önemli bilgiyi hemen vereceğini belirtir. I want you to know right up front cümlesinde bu ifade mesajı düzenler: sıradaki önemli noktanın açıklamanın geri kalanından önce netleştirileceğini bildirir. Fiziksel bir konumu anlatmaz.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki en başta anlamına gelen üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: I want to be clear ____: this trip will be expensive.
Cevabı göster
right up front
pass the height requirement: boy şartını karşılamak
Burada pass, “karşılamak” veya “aşmak” anlamına gelir; height requirement ise birinin ulaşması gereken en düşük boydur. Konuşmacı, kuralı karşılayacak kadar uzun olmadığını söylüyor. Pass fiilinin bu kullanımı, bir kuralı veya standardı geçilen ya da geçilemeyen bir kontrol gibi gösterir. Aynı anlam sınavlar, denetimler, kontroller ve şartlarla da kullanılır.
Alıştırma
“I couldn't pass the height requirement” cümlesinde pass ne anlama gelir?
- Bir şeyi başka birine vermek
- Bir yerin yanından geçmek
- Bir standardı karşılamak veya aşmak
Cevabı göster
Bir standardı karşılamak veya aşmak
My employees actually call me a de motivational speaker. Deyimler
0:29Çalışanlarım aslında bana demotivasyon konuşmacısı diyorlar.
de motivational speaker: motivational speaker ifadesinin esprili biçimde tersine çevrilmesi
Motivational speaker, insanları cesaretlendiren biri için kullanılan tanıdık bir tanımdır. Konuşmacı, bu fikri tersine çevirmek için de- ön ekini esprili biçimde ekler ve insanlara motivasyon vermek yerine onların motivasyonunu azaltan biri için yeni bir tanım oluşturur. Mizah, insanların beklediği bir ifadenin aniden değiştirilmesinden ve konuşmacının kendisiyle dalga geçerek tam tersi bir etki yarattığını söylemesinden doğar. Standart yazımda demotivational sıfatı tek kelime olarak yazılır.
Alıştırma
Bu cümlede “de motivational speaker” neden komiktir?
- Resmî bir mesleki yeterliliğin adıdır.
- İnsanları cesaretlendiren bir konuşmacıyı, motivasyonu azaltan birine esprili biçimde dönüştürür.
- Konuşmacının yalnızca D harfi hakkında konuştuğunu söyler.
Cevabı göster
İnsanları cesaretlendiren bir konuşmacıyı, motivasyonu azaltan birine esprili biçimde dönüştürür.
What I try to be is an informational speaker. Dilbilgisi
0:33Benim olmaya çalıştığım şey bir bilgi konuşmacısı.
What I try to be is ...: rolü odağa yerleştirmek
What I try to be, konuşmacının olmaya çalıştığı rolü ortaya koyar; is an informational speaker ise cevabı verir. What yan cümlesi + be yapısı bir what-cleft, yani sözde ayrık cümledir. Ana odağı is fiilinden sonra getirir. I try to be an informational speaker şeklindeki düz anlatıma göre konuşmacının seçtiği rolü daha belirgin kılar ve kendisinin nasıl anlaşılmasını istediğini açıklamaya yardımcı olabilir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki What yan cümlesi yapısıyla tamamlayın: ____ a calm and fair leader.
Cevabı göster
What I try to be is
I went out and found out some information about success Öbek fiiller
0:36Dışarı çıktım ve başarı hakkında bazı bilgiler buldum
found out: kontrol ederek bir gerçeği öğrenmek
Found out, find out fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Soru sorarak, kontrol ederek, araştırarak veya gözlemleyerek bir gerçeği öğrenmek ya da ortaya çıkarmak anlamına gelir. Burada konuşmacının başarı hakkında etkin biçimde bilgi topladığını gösterir. Yalnızca fiziksel bir nesnenin yerini bulmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle birinin kontrol ettikten sonra bir gerçeği öğrendiği anlamına gelir?
- We put the alarm away.
- We found the alarm under the desk.
- We found out why the alarm went off.
Cevabı göster
We found out why the alarm went off.
pass it on: ayrılabilen bir öbek fiilde sözcük dizilişi
Bu cümlede pass it on, “bilgiyi yayılmaya devam etmesi için başka birine vermek” anlamına gelir. it zamiri, aktarılan bilgi veya mesajın yerine kullanılır. Bu anlamıyla pass on ayrılabilen bir öbek fiildir. Zamir nesne, fiil ile parçacığın arasına gelir: pass it on veya pass them on. İsimden oluşan bir nesne iki konumda da kullanılabilir: pass the message on veya pass on the message.
Alıştırma
Cümleyi “mesajı iletmek” anlamındaki öbek fiille tamamlayın: I received the update, and now I need to ____.
Cevabı göster
pass it on
And my story started over 10 years ago on a plane. Anlatım akışı
0:41Ve hikayem 10 yılı aşkın süre önce bir uçakta başladı.
my story started over 10 years ago: kişisel bir anlatıyı başlatmak
my story started over 10 years ago yan cümlesi, kişisel bir anlatıya geçildiğini gösterir. Konuşmacı genel bir düşünceyi anlatmaya devam etmek yerine hikâyeye açık bir başlangıç noktası verir ve dinleyicileri olayları o noktadan itibaren takip etmeye yönlendirir. over 10 years ago zaman ifadesi, bu başlangıç noktasını on yıldan daha eski bir zamana yerleştirir. My story started/began + zaman veya yer kalıbı, hikâyeyi açıkça başlatarak bir konuşmayı ya da yazıyı düzenleyebilir.
Alıştırma
“my story started over 10 years ago” konuşmada hangi işlevi görür?
- Genel bir iddiayı destekleyen kanıtları sıralar.
- Hikâyenin tam olarak on yıl sürdüğünü söyler.
- Kişisel bir anlatıyı başlatır ve dinleyicilere başlangıç zamanını bildirir.
Cevabı göster
Kişisel bir anlatıyı başlatır ve dinleyicilere başlangıç zamanını bildirir.
I was on my way to the TED conference in California Kalıp ifadeler
0:44California'daki TED konferansına gidiyordum
on my way to: bir varış noktasına giderken
On my way to, “bir varış noktasına doğru giderken” anlamına gelir. Yapı on + iyelik sözcüğü + way to + varış noktası şeklindedir; bu nedenle my yerine özneye göre your, his, her, our veya their kullanılabilir. Bu cümlede ifade, sonrasında olacaklar için yolculuk bağlamını kurar: konuşan kişi TED konferansına gidiyordu. Varış noktası bir yer veya etkinlik olabilir.
Alıştırma
Cümleyi “bir varış noktasına doğru yolculuk etmek” anlamındaki tam ifadeyle tamamlayın: I found a lost glove ____ school.
Cevabı göster
on my way to
to get somewhere in life: hayatta anlamlı ilerleme kaydetmek
Burada to get somewhere in life, hayatta anlamlı bir ilerleme kaydetmek veya gelecekte başarılı olmak demektir. Somewhere mecazidir: fiziksel bir yere değil, daha iyi bir konuma veya sonuca işaret eder. to sözcüğü, wanted sonrasında mastar yapısını gösterir: she wanted to get.... Bu ifade eğitim, iş, bağımsızlık veya başka yaşam hedefleriyle ilgili olabilir; mutlaka zengin ya da ünlü olmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi dersteki “daha iyi bir geleceğe doğru anlamlı ilerleme kaydetmek” anlamındaki tam deyimle tamamlayın: Omar works hard because he wants to ____.
Cevabı göster
get somewhere in life
And as I tapped away on my computer, Kalıp ifadeler
0:53Ve ben bilgisayarımda tıkır tıkır yazarken,
tapped away on my computer: süren bir eylem için fiil + away
Burada tapped away, “bir süre boyunca tuşlara basmaya veya yazmaya devam etti” anlamına gelir. Bir etkinlik fiilinden sonra gelen away, eylemin düzenli ya da tekrarlı biçimde sürdüğü anlamını katabilir; burada uzaklaşma hareketini anlatmaz. Eylem “on my computer” üzerinde gerçekleştiği için tapping, bilgisayarın kendisine vurmayı değil, klavyeyi kullanmayı ifade eder. Aynı yapı typed away ve worked away gibi betimlemelerde de görülür.
Alıştırma
“Leo typed away at his desk,” cümlesinde away hangi anlamı ekler?
- Leo bir süre boyunca yazmaya devam etti.
- Leo yazmayı hemen bıraktı.
- Leo masayı daha uzağa taşıdı.
Cevabı göster
Leo bir süre boyunca yazmaya devam etti.
kept asking me questions: tekrarlanan eylem için keep + -ing
Kept asking ifadesinde kept, keep fiilinin geçmiş zaman biçimidir; asking ise -ing biçimidir. Keep + fiil-ing yapısı, bir eylemin sürdüğünü veya tekrar tekrar gerçekleştiğini anlatır. Burada sorular tek bir sorudan sonra bitmemiştir. Yapının kendisi tarafsızdır. Bağlam ve ses tonu, ifadeyi basit bir betimleme gibi de konuşanın rahatsız olduğunu gösteren bir söz gibi de duyurabilir.
Alıştırma
Soruların tekrarlandığını göstermek için cümleyi keep + -ing yapısının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Even after I answered, Mia ____ the same question.
Cevabı göster
kept asking
out of the blue: aniden ve hiçbir uyarı olmadan
Out of the blue, “aniden ve hiçbir uyarı olmadan” anlamına gelen bir deyimdir. Bu cümlede onun sorusunun beklenmedik olduğunu gösterir; burada blue bir rengi anlatmaz. Bu ifade, anlattığı olaydan önce veya sonra gelebilir. Bir hikâyede beklenmedik bir dönüşü belirtir ve dikkati daha sonra olacaklara çeker.
Alıştırma
Cümleyi “aniden ve hiçbir uyarı olmadan” anlamındaki deyimle tamamlayın: No one had heard from Leo for years, but he called ____.
Cevabı göster
out of the blue
lost a leg to cancer: to kaybın nedenini belirtir
Lost a leg to cancer ifadesinde lose + nesne + to + neden kalıbı, kanseri kayba yol açan güç olarak gösterir. Bu ifade, kanser yüzünden bir bacağın kaybedildiği, çoğu zaman da ampütasyon yapıldığı anlamına gelir; cümle tıbbi sürecin ayrıntısını belirtmez. Lose sözcüğünden sonra gelen isim neyin kaybedildiğini gösterir. Bu ifade adamın öldüğünü söylemez ve buradaki to bir yön ya da alıcı belirtmez.
Alıştırma
“The town lost several homes to the wildfire,” cümlesindeki “to the wildfire” ne anlama gelir?
- Kasaba evleri bilerek orman yangınına verdi.
- Orman yangını evlerin kaybedilmesine neden oldu.
- Evler orman yangınına doğru taşındı.
Cevabı göster
Orman yangını evlerin kaybedilmesine neden oldu.
then ran thousands of miles and raised millions for cancer research. Kalıp ifadeler
1:08sonra binlerce mil koştu ve kanser araştırmaları için milyonlar topladı.
raised millions for cancer research: bir amaç için para toplamak
raised millions for cancer research ifadesinde raised, “yukarı kaldırdı” değil, “para topladı veya sağladı” anlamındadır. Millions, milyonlarca para birimini temsil eder; tam para birimi bağlamdan anlaşılır. raise + para veya miktar + for + amaç yapısı, ne kadar para toplandığını ve bu paranın neyi destekleyeceğini anlatır. Burada para, kanser araştırmalarını desteklemek için toplanmıştır.
Alıştırma
“Bağış toplamak” anlamındaki raise fiilinin geçmiş zaman biçimiyle cümleyi tamamlayın: At the bake sale, the students ____ $800 for new library books.
Cevabı göster
raised
doesn't have to sit next to some kid asking him questions." Dilbilgisi
1:15ona sorular soran bir çocuğun yanına oturmak zorunda değil."
Guy owns his own plane: gayriresmî, artikelsiz Guy
Guy owns his own plane cümlesinde Guy, gayriresmî olarak “the guy” veya “this guy”, yani daha önce konuşulmakta olan adam anlamına gelir. Onun hakkında kısa ve doğrudan bir yorum başlatmak için artikelsiz kullanılan tekil bir isimdir. the sözcüğünü kullanmamak cümleyi hikâye veya şaka anlatımı gibi vurucu ve konuşma diline özgü hâle getirir. Bilinmeyen bir adamı ilk kez tanıtmaz ve Guy burada özel isim olarak kullanılmaz.
Alıştırma
Orijinal cümlede, cümle başındaki Guy ne anlama gelir?
- İlk kez tanıtılan belirsiz bir adam, a guy benzeri bir kullanım
- Hakkında zaten konuşulan adama yönelik, the guy benzeri, vurucu ve gayriresmî bir gönderme
- Adının kesinlikle Guy olduğu bir kişi
Cevabı göster
Hakkında zaten konuşulan adama yönelik, the guy benzeri, vurucu ve gayriresmî bir gönderme
doesn't have to: gereklilik yoktur, yasak değildir
Doesn't have to, bir eylemin gerekli ya da zorunlu olmadığını belirtir. Kişi isterse yine de o eylemi yapabilir. Bu cümlede kendi uçağına sahip olmak, soru soran bir çocuğun yanına oturma gereğini ortadan kaldırıyor. Yeniden kullanılabilecek kalıp özne + don't/doesn't have to + fiilin yalın hâlidir.
Alıştırma
Katılımın gerekli olmadığını göstermek için cümleyi have to yapısının kısaltılmış olumsuz biçimiyle tamamlayın: Nina ____ attend the optional meeting.
Cevabı göster
doesn't have to
But then I told her about some of the stuff I'd done. Kelime
1:19Ama sonra ona yaptığım bazı şeylerden bahsettim.
some of the stuff I'd done: önceki eylemlerin gündelik özeti
Some of the stuff I'd done, konuşanın daha önce yaptığı bazı şeyler ya da etkinlikler anlamına gelir. Stuff, bilerek genel tutulan sayılamayan bir isimdir ve I'd done ifadesinden önceki that ilgi sözcüğü düşürülmüştür. Burada I'd done, I had done anlamındadır. Past perfect, bu eylemleri geçmişte ona anlatma anından önceye yerleştirir; ifadenin tamamı ise önceki deneyimleri tek tek sıralamadan özetler.
Alıştırma
"She told me about some of the stuff she'd done," cümlesinde "some of the stuff she'd done" ne anlatır?
- ona ait birkaç fiziksel eşya
- daha önce yaptığı bazı şeylere gündelik ve genel bir gönderme
- gelecekte yapmayı planladığı başarıların kesin ve resmî bir listesi
Cevabı göster
daha önce yaptığı bazı şeylere gündelik ve genel bir gönderme
old farts over 60: öz eleştirel ama riskli bir argo
Old farts, yaşlı insanlar için kullanılan son derece samimi ve aşağılayıcı bir argo ifadedir. Over 60, ifadeyi 60 yaşından büyük kişilerle sınırlar. Burada konuşmacılar kendi yaş grupları hakkında şaka yaparken bu etiketi kullanıyor; dolayısıyla ifade öz eleştirel bir mizah yaratıyor. Bu etki, sözü kimin kime söylediğine bağlıdır; başkalarına yöneltildiğinde saygısızca gelebilir.
Alıştırma
Yargılayın: Resmî bir tanıtımda, tanımadığınız 60 yaş üstü kişilere old farts demek saygılı bir ifade midir?
- Yanlış
- Doğru
Cevabı göster
Yanlış
I've run over 50 marathons on all seven continents.
1:39Yedi kıtanın hepsinde 50'den fazla maraton koştum.
This was a run my wife and I did up the Inca Trail to Machu Picchu in Peru.
1:42Bu, eşimle birlikte Peru'daki Machu Picchu'ya, İnka Yolu'nda yaptığımız bir koşuydu.
And to qualify for the seven continents, Kalıp ifadeler
1:46Ve yedi kıtaya katılmaya hak kazanmak için,
to qualify for ...: bir hedefin koşullarını karşılamak
qualify for + isim yapısında qualify, bir şeyi almak, bir şeye katılmak veya bir başarı kapsamında sayılmak için gereken koşulları karşılamak anlamına gelir. Buradaki the seven continents, bağlama bağlı bir kısaltmadır ve yedi kıtanın tamamında maraton bitirme hedefini veya buna ilişkin tanınmayı ifade eder; kıtaların kendisi bir ödül değildir. Baştaki to + fiil yapısı amacı belirtir: Antarktika'da maraton koşmanın neden gerekli olduğunu açıklar. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp To qualify for X, ... şeklindedir; cümlenin geri kalanı X için gereken koşulu verir.
Alıştırma
Cümleyi qualify ve doğru edatla tamamlayın: Our team must win tonight to ____ the semifinals.
Cevabı göster
qualify for
The waves were so high we couldn't get to shore. Dilbilgisi
1:55Dalgalar o kadar yüksekti ki kıyıya çıkamadık.
so high (that) we couldn't...: sonuca yol açan derece
Kalıp so + sıfat + (that) + sonuç yan cümlesi şeklindedir. Burada so high dalgaların ne kadar yüksek olduğunu, we couldn't get to shore ise bu derecenin yol açtığı sonucu anlatır. Günlük konuşmada that, bu cümlede olduğu gibi sıkça düşürülür. İki bölümü ayrı bilgiler olarak değil, derecenin sonuca yol açtığı tek bir yapı olarak okuyun: dalgalar kıyıya ulaşamayacağımız kadar yüksekti.
Alıştırma
Bir derecenin sonuca yol açtığını göstermek için so + sıfat + (that) + sonuç yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?
- The road was such icy that we couldn't drive home.
- The road was icy, so we stayed at home.
- The road was so icy we couldn't drive home.
Cevabı göster
The road was so icy we couldn't drive home.
and ran the entire 26 mile marathon on the boat.
2:01ve teknede 26 millik maratonun tamamını koştuk.
to where the seas were calm: varış noktasını koşuluyla anlatmak
Burada to varış noktasını gösterir; where the seas were calm yan cümlesi ise bu varış noktasını bir yer adıyla değil, oradaki bir koşulla belirler. İfade, “denizin sakin olduğu yere ya da bölgeye” demektir. to where + özne + fiil kalıbı, kesin konum bilinmediğinde veya önemli olmadığında kullanışlıdır. Varış noktasını orada geçerli olan bir durumla anlatır.
Alıştırma
Bir varış noktasını oradaki koşulla anlatmak için to where + yan cümle yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?
- We walked to what the path was safer.
- We walked where to the path was safer.
- We walked to where the path was safer.
Cevabı göster
We walked to where the path was safer.
dünyanın Yedi Zirvesi'nden ikisi
Burada the world's seven summits, Yedi Zirve'yi, yani yedi kıtanın her birindeki en yüksek dağı ifade eder. two of ... yapısı, yedi dağdan oluşan bu grubun iki üyesi anlamına gelir. Bu bilgiyle climbed, sıradan bir doğa yürüyüşünü değil, önemli bir dağcılık başarısını anlatır. Yüksekliğe göre dünyadaki en yüksek yedi dağ anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu cümlede two of the world's seven summits ne anlama gelir?
- Her kıtanın en yüksek dağından oluşan gruptaki iki dağ
- Aynı dağın zirvesine iki kez tırmanmak
- Yüksekliğe göre dünyanın en yüksek yedi dağından ikisi
Cevabı göster
Her kıtanın en yüksek dağından oluşan gruptaki iki dağ
Well, to be honest: söylemesi zor bir şeyi dürüstçe açıklamak
Well, konuşan kişinin devam etmeden önce kısa bir süre durakladığını gösterir. To be honest ise dinleyiciye sırada samimi bir görüşün veya söylemesi biraz zor bir gerçeğin olduğunu bildirir. Bu iki ifade birlikte, utandırıcı, hayal kırıklığı yaratabilecek veya beklenmedik bir bilgiye geçişi daha az ani hâle getirir. Bu ifade, kişinin daha önce yalan söylediği anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir arkadaşınız yaptığı pastayı beğenip beğenmediğinizi soruyor. Hayal kırıklığı yaratabilecek bir görüşü söylemeye başlarken Well, to be honest ifadesini en doğru kullanan cevap hangisidir?
- Well, to be honest, it was a little too sweet for me.
- Well, for example, it was a little too sweet for me.
- Well, by the way, it was a little too sweet for me.
Cevabı göster
Well, to be honest, it was a little too sweet for me.
I puked my way to the top of Kilimanjaro. Deyimler
2:22Kilimanjaro'nun zirvesine kadar kusarak çıktım.
puked my way to the top: fiil + one's way yapısı
“puked my way to the top” ifadesinde fiil + iyelik sözcüğü + way + to/through... yapısı kullanılır. Fiil, kişinin bir hedefe hangi şekilde veya hangi zor koşullar altında ilerlediğini gösterir. Burada puked, kelimenin tam anlamıyla kusarak bir yol oluşturmak demek değildir. Canlı bir görüntü verir: konuşan kişi kusmasına rağmen yukarı doğru ilerlemeyi sürdürmüş ve sonunda zirveye ulaşmıştır. Aynı yapı push, fight veya work gibi fiillerle de kullanılabilir.
Alıştırma
Onun kalabalığın içinden iterek geçtiğini anlatmak için fiil + iyelik sözcüğü + way yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?
- She pushed through her way the crowd.
- She pushed her way through the crowd.
- She pushed my way through the crowd.
Cevabı göster
She pushed her way through the crowd.
altitude sickness: yüksek irtifada görülen rahatsızlık
Altitude sickness, vücut için daha az oksijenin kullanılabilir olduğu yüksek rakımlarda ortaya çıkan bir rahatsızlıktır. Yaygın belirtiler arasında baş ağrısı, mide bulantısı, baş dönmesi veya kusma olabilir. “I got altitude sickness” cümlesindeki got, “rahatsızlığa yakalandım” veya “rahatsızlıktan etkilendim” anlamındadır. Cümle, konuşan kişinin sıradan bir mide sorunu yüzünden değil, yüksek irtifa nedeniyle hastalandığını açıklar.
Alıştırma
Bir dağ yürüyüşçüsü çok yüksek bir yere hızla çıktıktan sonra kendini hasta hissediyor. Bu rahatsızlığı en iyi adlandıran ifade hangisidir?
- altitude sickness
- seasickness
- a cold
Cevabı göster
altitude sickness
got no sympathy: anlayış görmemek
got no sympathy ifadesinde got, “aldı” veya “gördü”; sympathy ise birinin yaşadığı sıkıntıya karşı anlayış ya da ilgi anlamına gelir. get + tepki, yardım veya destek yapısı, bir kişinin başkalarından ne aldığını anlatır. Burada konuşan kişi eşinden hiç anlayış görmemiştir. From my wife, eksik olan anlayışın kimden gelmediğini gösterir; cümle, konuşan kişinin eşine karşı anlayışsız olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi “hiç anlayış görmedi” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: After the mistake, Leo ____ from his teammates.
Cevabı göster
got no sympathy
we're still together and have been for over 35 years. Dilbilgisi
2:34hala birlikteyiz ve 35 yıldan uzun süredir öyleyiz.
In spite of that: karşıt beklenti bildirmek
In spite of that, “az önce sözü edilen duruma rağmen” demektir. That önceki duruma gönderme yaparken in spite of bu durumu bir engel veya farklı bir sonuç beklemek için neden olarak gösterir. we’re still together ifadesinden önce kullanıldığında bir karşıt beklenti ilişkisi kurar: önceki durum ilişkiye zarar verebilirdi, ancak ilişkinin sürmesini engellememiştir. Bu bağlayıcı, bir engel ile ardından gelen beklenmedik sonucu düzenler.
Alıştırma
Cümleyi “az önce sözü edilen duruma rağmen” anlamındaki hedef bağlayıcıyla tamamlayın: The road was icy. ____, the bus arrived on time.
Cevabı göster
In spite of that
have been for over 35 years: şimdiye kadar süren bir durum
Have been for over 35 years, geçmişte başlayan duruma şimdiki zamandan bakmak için present perfect kullanır: durum 35 yıldan daha uzun süre önce başlamıştır ve şimdi de geçerlidir. have been sonrasındaki together tümleci, hemen önceki we're still together bölümünde geçtiği için anlaşılır ve söylenmez. Tam düşünce we have been together for over 35 years şeklindedir; together sözcüğünü atmak tekrarı önler.
Alıştırma
Arkadaşlığın şimdi de sürdüğünü göstermek için cümleyi be fiilinin present perfect biçimiyle tamamlayın: We ____ close friends for ten years.
Cevabı göster
have been
I guess I have had some success: kişinin kendi başarısını ölçülü anlatması
I guess iddiayı yumuşatır, some ise başarı miktarını ölçülü gösterir. Bu iki öğe birlikte, konuşanın övünüyormuş gibi duyulmadan bir başarısını kabul etmesini sağlar. Have had, konuşanın bugüne kadarki deneyimine bakar. Buradaki I guess esas olarak ölçülülük veya nezaket belirtir; konuşanın gerçekleri gerçekten bilmediği anlamına gelmek zorunda değildir.
Alıştırma
Hangi yanıt, övünüyormuş gibi duyulmadan bir başarıyı mütevazı biçimde kabul eder?
- I'm obviously the most successful person here.
- I have had no success at all.
- I guess I've had some success with it.
Cevabı göster
I guess I've had some success with it.
it was bad manners to talk about money: para hakkında konuşmanın görgüsüzlük sayılması
Burada it was bad manners to talk about money, para hakkında konuşmayı kişinin yetiştiği çevrede kaba sayılan bir davranış olarak sunar. Manners, bir şeyi yapma biçimini değil, toplumsal nezaket kurallarını ifade eder. Bu, o çevreye ait bir toplumsal normdur; evrensel bir kural değildir. Kişinin para hakkında konuşurken neden rahatsız olabileceğini açıklar ve davranışları değerlendiren it is/was bad manners to + fiilin yalın hâli kalıbını tanımaya yardımcı olur.
Alıştırma
Örnekte bad manners hangi davranışı tanımlıyor?
- Büyümek.
- Paraya sahip olmak.
- Para hakkında konuşmak.
Cevabı göster
Para hakkında konuşmak.
figured I had better be honest: dürüst olmanın daha akıllıca olduğuna karar vermek
Burada figured, “düşündükten sonra karar verdim veya bir sonuca vardım” anlamına gelir; “hesapladım” demek değildir. Konuşan kişi, dürüst olmanın daha akıllıca bir seçim olduğuna karar vermiştir. Had better + fiilin yalın hâli, güçlü bir tavsiye veya o anda mantıklı olan bir karar için kullanılan sabit bir yapıdır: had better be. İçinde had bulunmasına rağmen normalde daha önce gerçekleşmiş bir geçmiş eylemi anlatmaz; burada o anda gerekli görülen şeyi ifade eder.
Alıştırma
Örnekteki güçlü tavsiye bildiren iki kelimelik sabit ifadeyle cümleyi tamamlayın: You ____ tell the teacher now, before the problem gets worse.
Cevabı göster
had better
never went after the money: go after ile bir hedefin peşinden gitmek
went after the money ifadesinde go after, bir şeyin fiziksel olarak arkasından yürümek değil, “aktif biçimde peşinden gitmek veya onu elde etmeye çalışmak” anlamına gelir. Nesne, peşinden gidilen hedefi belirtir. Never, bu olumsuzluğu konuşanın bütün geçmişine yayar: Para, konuşanın bilinçli olarak peşinden gittiği bir şey hiçbir zaman olmamıştır. Aktarılabilir kalıp go after + hedef, fırsat veya sonuç şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi “aktif olarak peşinden gitmek” anlamındaki iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: Maya decided to ____ the scholarship.
Cevabı göster
go after
not that important to me: not that + sıfat
Burada that, important sözcüğünü niteler ve “o derece” ya da “o kadar” anlamına gelir. Bir yan cümle başlatmaz. Bu nedenle not that important, “düşündüğünüz kadar önemli değil” veya “o kadar önemli değil” demektir. Bu ifade, derecenin mutlaka sıfıra indiğini söylemeden onu azaltır. to me eklenmesi, bunun konuşanın kişisel değerlendirmesi olduğunu gösterir.
Alıştırma
“The test wasn't that hard,” cümlesinde not that hard ne anlama gelir?
- Konuşan kişi that ile bir yan cümle başlatıyor.
- Hiçbir şekilde zor değildi.
- Beklenenden daha az zordu, ancak yine de biraz zor olmuş olabilir.
Cevabı göster
Beklenenden daha az zordu, ancak yine de biraz zor olmuş olabilir.
Maybe not to you, but it is to me: eksilti ve karşıt bakış açıları
Bu cümle, konuşmada zaten belli olan bir nitelemeyi ya da yargıyı tekrar etmez. Örneğin konu önemse, tam düşünce Maybe it is not important to you, but it is important to me. şeklindedir. Paralel to you ve to me öbekleri iki kişinin bakış açısını karşılaştırır. Maybe önce karşı tarafın görüşüne biraz yer açar; but ise konuşanın kararlı tutumuna geçer. Sonuç, yumuşatılmış ama açık bir itirazdır; bir şeyin konuşana ait olduğunu söylemez.
Alıştırma
Bir konuşmada Maybe not to you, but it is to me. ne işe yarar?
- İki kişinin de tamamen aynı yargıya sahip olduğunu söyler.
- Karşı tarafın görüşüne yer verirken farklı kişisel yargısını kararlılıkla belirtir.
- Söz konusu şeyin konuşana ait olup olmadığını sorar.
Cevabı göster
Karşı tarafın görüşüne yer verirken farklı kişisel yargısını kararlılıkla belirtir.
It's never going to happen: kategorik bir olumsuz tahmin
Burada it's never going to happen, gelecekteki bir olayı konuşanın bakış açısından imkânsız olarak sunar. Be going to bir tahmin oluşturur; never ise bu tahmini yalnızca düşük olasılıklı değil, kesin ve kategorik hâle getirir. Bu ifade güçlü bir kesinlik aktarır ve çoğu zaman kabullenme, hayal kırıklığı ya da doğrudan reddetme duygusu taşır. Konuşanın tutumunu bildirir; olayın nesnel olarak imkânsız olduğunu kanıtlamaz.
Alıştırma
It's never going to happen. genellikle hangi tutumu ifade eder?
- Konuşan, olayın muhtemel olduğunu ama kesin olmadığını düşünür.
- Konuşan, olayın ne zaman gerçekleşeceğini sorar.
- Konuşan, olayın gerçekleşmeyeceğinden çok emindir.
Cevabı göster
Konuşan, olayın gerçekleşmeyeceğinden çok emindir.
So what?: karşıdakinin sözünü önemsizleştiren tepki
Bu yanıtta So what?, “Bu neden önemli olsun?” anlamına gelir. Konuşan kişi bundan sonra ne olacağını sormaz; karşısındaki kişinin söylediği şeyin önemini reddeder. Az önce belirtilen durumun kendi fikrini veya kararını değiştirmeyeceğini gösterebilir.
Alıştırma
İfadeyi değerlendirin: So what?, bir öğretmene veya yabancıya verilebilecek, genellikle kibar ve güvenli bir yanıttır.
- Yanlış
- Doğru
Cevabı göster
Yanlış
barely passed high school: liseyi kıl payı geçti
Burada barely, “ancak” veya “kıl payı” anlamına gelir. I barely passed high school, konuşan kişinin liseyi bitirdiğini ancak başarısının gereken düzeye zar zor ulaştığını belirtir. Passed gibi olumlu bir sonuçla kullanıldığında barely, sonucu olumlu tutar ama başarısızlığa çok yakın olduğunu gösterir. Aynı yapı barely passed the test ve barely made it ifadelerinde de kullanılır.
Alıştırma
İngilizce cümleyi dinleyin ve duyduğunuz seçeneği belirleyin. Barely sözcüğünün ilk sesine odaklanın.
- Mina barely passed her weekly quizzes.
- Mina rarely passed her weekly quizzes.
Cevabı göster
Mina barely passed her weekly quizzes.
absolutely nothing going for me: hiçbir avantaja sahip olmamak
To have something going for you, başarıya yardımcı olabilecek niteliklere, kaynaklara veya koşullara sahip olmak demektir. Buradaki nothing going for me, konuşmacının hiçbir avantajı veya olumlu koşulu olmadığını düşündüğünü anlatır. Absolutely, nothing sözcüğünü güçlendirerek yargıyı vurgulu hâle getirir: konuşmacı hiçbir avantajının olmadığını düşünüyordu. Going for me ifadenin bir parçasıdır; fiziksel bir hareketi anlatmaz.
Alıştırma
Konuşmacı I had absolutely nothing going for me derken ne anlatıyor?
- Hiçbir yere seyahat etme planım yoktu.
- Çevremde hiçbir şey hareket etmiyordu.
- Hiçbir avantajım veya olumlu koşulum yoktu.
Cevabı göster
Hiçbir avantajım veya olumlu koşulum yoktu.
most likely to succeed ... most likely to fail: okul unvanıyla yapılan öz eleştirel espri
Most likely to + fiilin yalın hâli, bir şeyi yapma ihtimali en yüksek olmak demektir. Kuzey Amerika’daki bazı okul yıllıklarında veya mezuniyet etkinliklerinde öğrenciler şaka amacıyla most popular ya da most likely to succeed gibi unvanlara seçilir. Konuşmacı bu unvan kalıbını kopyalar, ancak succeed yerine fail kullanır ve yeni bir kategori oluşturduğunu söyler. Bu tersine çevirme öz eleştirel bir mizah yaratır: genç hâlini, hayalî bir unvanın bile başarısızlığını öngöreceği kadar başarıdan uzak gösterir.
Alıştırma
Bu parçada most likely to fail ifadesinin temel etkisi nedir?
- Konuşmacının gelecekte kesinlikle başarısız olacağını söyler.
- Şakacı bir okul unvanı kalıbını kullanarak öz eleştirel bir espri yapar.
- Konuşmacının kazandığı resmî bir ödülün adını bildirir.
Cevabı göster
Şakacı bir okul unvanı kalıbını kullanarak öz eleştirel bir espri yapar.
But in the end: süreçten nihai sonuca geçiş
Bu cümlede But in the end, anlatıyı önceki zorluklardan nihai sonuca taşır. But bir karşıtlık bildirir; in the end ise sonunda ne olduğunu söyleyerek anlatıyı tamamlar. Süreç ile nihai sonuç farklı olduğunda veya bir hikâyeyi özetlemeye hazır olduğunuzda bu bağlayıcıyı kullanın.
Alıştırma
“But in the end, I did okay.” cümlesinde in the end ne işe yarar?
- Görevin neden zor olduğuna ilişkin ilk nedeni açıklamaya başlar.
- Önceki zorluklardan sonra nihai sonucu açıklar.
- Belirli bir fiziksel son noktayı gösterir.
Cevabı göster
Önceki zorluklardan sonra nihai sonucu açıklar.
If I can do it, you can do it: kişisel deneyimle teşvik etme
if I can do it, you can do it kalıbında if'li bir koşul yan tümcesini bir sonuç tümcesi izler. Burada if ciddi bir şüphe ifade etmez; konuşan kişi, kendi becerisini veya başarısını dinleyenin de başarabileceğine kanıt olarak sunar. Bu kalıp teşvik amacıyla kullanıldığında, bir zorluk karşısındaki zihinsel engeli azaltır. Verdiği mesaj şudur: bu benim için mümkün olduysa senin için de mümkün olabilir.
Alıştırma
Teşvik cümlesini dersteki sonuç tümcesiyle tamamlayın: If I can do it, ____.
Cevabı göster
you can do it
what really leads to success?: başarıya gerçekten neyin yol açtığını sormak
Lead to ifadesinde lead, ‘birine yol göstermek’ değil, ‘bir sonuca neden olmak veya o sonucun oluşmasına katkıda bulunmak’ anlamına gelir. Burada what nedeni sorar; to sözcüğünden sonra gelen success ise sonuçtur. Really soruyu vurgular: konuşan kişi yüzeysel bir cevap değil, gerçek veya en önemli nedenleri öğrenmek ister. X leads to Y kalıbı, neden ve sonucu açıklamak için kullanışlıdır.
Alıştırma
Hangi cümle düzenli egzersizin daha iyi uyumaya neden olabileceğini doğru biçimde ifade eder?
- Regular exercise may lead to better sleep.
- Better sleep may lead to regular exercise.
- Regular exercise may lead better sleep.
Cevabı göster
Regular exercise may lead to better sleep.
and I'm standing in a room full of extraordinarily successful people in many fields, Kalıp ifadeler
3:49ve birçok alanda olağanüstü başarılı insanlarla dolu bir odada duruyorum,
a room full of extraordinarily successful people: olağanüstü başarılı insanlarla dolu bir oda
İsim + full of + insanlar veya nesneler kalıbı, bir yeri ya da kabı neyin doldurduğunu anlatır. Burada a room yeri, extraordinarily successful people ise içindeki insanları belirtir. Full of, room sözcüğünden sonra bir sıfat grubu gibi görev yapar. Extraordinarily, successful sözcüğünü niteler ve ‘olağanüstü bir derecede’ anlamına gelir. İnsanların ne kadar başarılı olduğunu vurgular; odada kaç kişi bulunduğunu anlatmaz.
Alıştırma
Yer ismi + full of + insanlar kalıbını tamamlayın: We entered a hall ____ cheering fans.
Cevabı göster
full of
when it hit me: ani bir fark ediş
when it hit me ifadesinde hit mecaz anlamda kullanılır. Bu ifade, konuşanın aklına aniden bir fikir ya da cevap geldiğini veya bir şeyi birden fark ettiğini anlatır; fiziksel bir darbeyi anlatmaz. when ile başlayan yan cümle, bu ani düşünceyi hikâyenin dönüm noktası olarak gösterir. Ardından gelen bir that yan cümlesi veya iki nokta, konuşanın neyi fark ettiğini açıklayabilir.
Alıştırma
“I was walking home when it hit me: I had forgotten my keys,” cümlesinde “it hit me” ne anlama gelir?
- Bir şeyi unutmayı seçtim.
- Bir şey bana fiziksel olarak çarptı.
- Bir şeyi aniden fark ettim.
Cevabı göster
Bir şeyi aniden fark ettim.
Why don't I ask them what helped them succeed Ton ve niyet
3:59Neden onlara başarılı olmalarına neyin yardımcı olduğunu sormuyorum
Why don't I ask them?: kişinin kendisine yaptığı bir öneri
Bu cümlede Why don't I ask them? konuşanın kendisine sunduğu bir öneridir: Onlara soru sormanın yararlı bir sonraki adım olabileceği az önce aklına gelmiştir. Buradaki temel amaç, konuşanın neden soru sormadığını birinin açıklamasını istemek değildir. Why don't + subject + base verb...? kalıbı çoğu zaman bir eylem önerir. Özne I olduğunda konuşan, eylemi kendisi yapmayı teklif eder veya buna karar verir. Özne değişince eylemi kimin yapmasının beklendiği de değişir.
Alıştırma
Kişinin kendisine öneride bulunması için cümleyi Why don't I + fiilin yalın hâli ile tamamlayın: The directions are unclear. ____ the guide?
Cevabı göster
Why don't I ask
and find out what really leads to success for everyone?
4:01ve herkes için gerçekten başarıya neyin yol açtığını öğrenmiyorum?
So I was all excited to get out there and start talking to these great people
4:04Bu yüzden dışarı çıkıp bu harika insanlarla konuşmaya başlamak için çok heyecanlıydım
the self-doubt set in: bir durum başlar ve etkisini gösterir
Bu cümlede set in, “başlamak ve belirgin, kalıcı bir etki yaratmak” anlamına gelir. Konuşan kişi heyecanlıydı, ancak daha sonra kendinden duyduğu şüphe hislerini etkilemeye başladı. Bu öbek fiilde özne genellikle bir durum, duygu, hava koşulu veya mevsimdir: panic set in, the cold set in. Değişimi kısa bir an olarak değil, başlayıp devam etmesi muhtemel bir durum olarak gösterir.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki “başladı ve etkisini göstermeye koyuldu” anlamına gelen öbek fiille tamamlayın: As the long delay continued, frustration ____.
Cevabı göster
set in
why would people want to talk to me?: kendinden şüpheyi anlatan would
Burada would kesin bir gelecek bildirmez. İnsanların konuşmak istemesi fikrini hayalî bir duruma yerleştirir ve bunun neden gerçekleşeceğini sorgular. Konuşan kişi yalnızca bir neden istemiyor. Soruyu kendisine yöneltiyor ve kendinden şüphe ettiğini gösteriyor; ima edilen düşünce şudur: “I cannot see why anyone would want to talk to me.” Başka bir bağlamda aynı why would...? kalıbı, bir eylemin olası veya mantıklı olup olmadığını sorgulayabilir.
Alıştırma
“Why would people want to talk to me?” cümlesi bu bağlamda hangi tutumu ifade eder?
- Konuşan kişi, insanların sohbet başlatacağından emindir.
- Konuşan kişi, planlanmış bir konuşmanın ne zaman gerçekleşeceğini sorar.
- Konuşan kişi, insanların kendisiyle konuşmak isteyeceğinden şüphe eder.
Cevabı göster
Konuşan kişi, insanların kendisiyle konuşmak isteyeceğinden şüphe eder.
I'm not even a journalist: not even ile güçlü olumsuzluk
I'm not even a journalist cümlesinde even olumsuzluğu güçlendirir. Journalist, örtük bir ölçekte konuyla ilgili temel bir eşik olarak sunulur; konuşan kişi bu eşiği bile karşılamadığını söyler. Cümle yalnızca bir mesleği belirtmez. Konuşan kişinin beklenen yeterliliğe veya yetkiye sahip olmadığını, çoğu zaman kendinden kuşku duyan ya da kendini küçümseyen bir vurguyla anlatır. Aktarılabilir kalıp, olumsuz bir cümlede even sözcüğünü odaklanan unsurun hemen önüne getirmektir.
Alıştırma
I'm not even a journalist cümlesine even nasıl bir anlam katar?
- Konuşan kişinin geçmişte gazeteci olduğunu söyler.
- Konuşan kişinin ilgili temel bir yeterliliğe bile sahip olmadığını vurgular.
- Konuşan kişinin yakında gazeteci olacağını ima eder.
Cevabı göster
Konuşan kişinin ilgili temel bir yeterliliğe bile sahip olmadığını vurgular.
So I was ready to stop the project before it even began, Dilbilgisi
4:16Bu yüzden projeyi daha başlamadan durdurmaya hazırdım,
before it even began: güçlendirilmiş zaman karşıtlığı
Before it even began, projeyi durdurma ihtimalini projenin başlangıcından daha önceye yerleştirir. Even zaman karşıtlığını güçlendirir: beklenen ilk adım olan başlangıç henüz gerçekleşmemiştir, fakat konuşan kişi projeyi durdurmaya çoktan hazırdır. Aktarılabilir before + subject + even + began kalıbı, bir planın, etkinliğin veya ilişkinin olağan dışı derecede erken engellendiğini ya da neredeyse sona erdiğini vurgular.
Alıştırma
Zaman karşıtlığını güçlendiren vurgu sözcüğüyle cümleyi tamamlayın: The race was canceled before it ____ began.
Cevabı göster
even
who ... but Ben Cohen: beklenmedik kişiyi dramatik biçimde açıklamak
Bu hikâye anlatma kalıbında who + fiil ... but + kişi gerçek bir bilgi sorusu değildir. Konuşmacı önce kişinin kim olduğunu sorar gibi yapar, ardından şaşırtıcı cevabı hemen açıklar: Kendisine doğru yürüyen kişi Ben Cohen'dır. Baştaki when, bu anı devam eden hikâyeye bağlar ve “tam o sırada” gibi ani bir etki verir. Buradaki but, iki düşünceyi karşılaştıran normal “ama” değil, “başkası değil, ta kendisi” anlamında çalışır.
Alıştırma
“when who comes walking towards me but Ben Cohen” cümlesindeki but ne işe yarar?
- Ben Cohen dışında herkesin konuşmacıya doğru yürüdüğünü anlatır.
- Beklenmedik kişinin Ben Cohen olduğunu dramatik biçimde açıklar.
- Ben Cohen'ı daha önce sözü edilen başka biriyle karşılaştırır.
Cevabı göster
Beklenmedik kişinin Ben Cohen olduğunu dramatik biçimde açıklar.
famous co-founder of Ben and Jerry's ice cream. Kültür
4:22Ben and Jerry's dondurmasının ünlü kurucu ortağı.
Ben and Jerry's ice cream: marka göndermesi
Ben and Jerry's ice cream, Ben Cohen ve Jerry Greenfield tarafından birlikte kurulan tanınmış ABD dondurma markası Ben & Jerry's'i ifade eder. Markanın yaygın yazımındaki & işareti sesli okunurken and diye okunur. Bu ifade, Ben Cohen'ı söz konusu şirketin ünlü kurucu ortağı olarak tanıtır. Bu bir marka adıdır; yalnızca iki kişiye ait dondurmayı anlatan sıradan bir ifade değildir.
Alıştırma
Bu cümlede Ben and Jerry's ice cream neyi ifade ediyor?
- Dondurma siparişi veren iki müşteri
- Ben Cohen'ın kurucuları arasında olduğu tanınmış bir dondurma markası
- Yalnızca Ben Cohen'ın adını taşıyan özel bir dondurma çeşidi
Cevabı göster
Ben Cohen'ın kurucuları arasında olduğu tanınmış bir dondurma markası
now or never: fırsat kaybolmadan harekete geçmek
Now or never, harekete geçme anının şimdi olduğunu ve beklemenin fırsatı tamamen kaybetmek anlamına gelebileceğini belirten bir deyimdir. it was now or never ifadesinde it, genel olarak durumu veya fırsatı belirtir. Konuşan kişi hemen harekete geçmesi gerektiğine karar vermiştir; “şimdi” ile “asla”yı sıradan iki zaman seçeneği olarak sunmaz.
Alıştırma
“Şimdi harekete geç, yoksa fırsatı kaybedersin” anlamındaki deyimle cümleyi tamamlayın: The registration closes in five minutes. It's ____.
Cevabı göster
now or never
push through self-doubt: kendinden şüphe etsen de devam etmek
Push through something, bir engele rağmen devam etmek anlamına gelir. Buradaki engel self-doubt olduğundan I pushed through the self-doubt, kişinin kendinden emin olmadığı hâlde harekete devam ettiğini anlatır. Bu ifade, şüphenin mutlaka ortadan kalkmasına değil, sebat etmeye odaklanır. Aynı yapı korku, acı, yorgunluk veya zor bir döneme rağmen devam etmeyi de anlatabilir.
Alıştırma
Cümleyi push through ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Leo was scared, but he ____ his fear and stepped onto the stage.
Cevabı göster
pushed through
jumped out in front of him: aniden onun yolunun önüne geçmek
Jumped out in front of him, birinin aniden hareket ederek onun tam önüne geçtiği anlamına gelir. Jumped out hareketin hızlı ve beklenmedik olduğunu vurgular; kişinin gerçekten havaya sıçramış olması gerekmez. Hareketin yönü önemlidir: in front of him, kişinin hareket sonunda nerede bulunduğunu gösterir; bu konum çoğu zaman onun yolunu kesecek veya dikkatini çekecek kadar yakındır. Bu ifade hareketi cesur, muhtemelen riskli veya ürkütücü gösterir.
Alıştırma
Cümleyi “aniden yoluma çıktı” anlamındaki beş kelimelik ifadeyle tamamlayın: The dog ____ me, so I stopped.
Cevabı göster
jumped out in front of
I don't even know what to ask you: isteği yumuşatmak için belirsizliği kabul etmek
Konuşan kişi hangi soruyu soracağına karar veremediğini kabul eder. Even olumsuzluğu güçlendirir: belirsizlik o kadar temeldir ki kişi ne soracağını hiç bilmez. What to ask you, “sana ne sormam gerektiği” anlamına gelir ve soru sözcüğü + to-infinitive yapısını kullanır. Yardım istemeden veya samimi bir röportaja başlamadan önce söylendiğinde bu itiraf etkileşimi yumuşatabilir. Konuşanı talepkâr değil, gergin veya hazırlıksız gösterir ve diğer kişinin konuşmaya yön vermesine alan açar.
Alıştırma
Konuşan kişi yardım istemeden önce “I don't even know what to ask you” diyerek ne anlatır?
- Diğer kişinin bir soru hazırlayıp hazırlamadığını kontrol ediyor.
- Büyük bir belirsizliği kabul ediyor ve karşı tarafı yönlendirmeye davet ediyor.
- Hiç soru sormamaya karar vermiş.
Cevabı göster
Büyük bir belirsizliği kabul ediyor ve karşı tarafı yönlendirmeye davet ediyor.
but can you tell me what helped you succeed?" Ton ve niyet
4:33ama başarılı olmana neyin yardımcı olduğunu söyleyebilir misin?"
Can you tell me what helped you succeed?: gömülü soruyla nazik bir rica
Can you tell me ...? soruyu, bilgi istemek için kullanılan nazik bir rica hâline getirir. Buradaki what helped you succeed, cümleye gömülü sorudur ve karşıdaki kişinin başarısına hangi etkenin ya da eylemin katkı sağladığını sorar. Soru sözcüğü içeren gömülü bir soru normalde doğrudan soru devriği yerine düz cümle sırasını kullanır: Can you tell me why the plan changed? denir; Can you tell me why did the plan change? denmez. Özgün cümlede what, helped fiilinin öznesidir. Bu nedenle What helped you succeed? tek başına da gömülü olarak da görünüşte aynı sözcük sırasına sahiptir.
Alıştırma
Hangi cümle nazikçe açıklama ister ve gömülü soruda doğru sözcük sırasını kullanır?
- Can you tell me why the schedule changed?
- Can you tell me why did the schedule change?
- Can you tell me why changed the schedule?
Cevabı göster
Can you tell me why the schedule changed?
Come on. ile arkadaşça teşvik etme
Come on. anlamı bağlama çok bağlı olan bir konuşma ifadesidir. Burada karşıdaki kişiyi suçlamak yerine onu birlikte gelmeye veya harekete geçmeye nazikçe teşvik eder; Let's go ya da Come with me ifadelerine yakın bir anlam taşır. Daha sert bir tonla söylendiğinde aynı sözler sabırsızlık, inanmama veya itiraz ifade edebilir. Come on, we're late! ve Oh, come on! buna örnektir. Amaçlanan anlamı durum ve ses tonu belirler.
Alıştırma
Come on. hangi durumda en açık biçimde arkadaşça bir davet olarak kullanılır?
- Birinin çok yavaş hareket etmesinden şikâyet ediyorsun.
- Gülümseyip bir arkadaşına el sallayarak yanına çağırıyor ve birlikte ayrılmak istiyorsun.
- Saçma bulduğun bir iddiayı sertçe reddediyorsun.
Cevabı göster
Gülümseyip bir arkadaşına el sallayarak yanına çağırıyor ve birlikte ayrılmak istiyorsun.
Let's go for a coffee: samimi bir davet
Let's, konuşanı ve dinleyeni birlikte kapsayan bir öneri yapar: etkinliği beraber gerçekleştireceklerdir. Burada Let's go for a coffee, “birlikte gidip kahve içmeyi öneriyorum” anlamına gelir ve samimi bir davet işlevi görür. go for + öğün, içecek veya etkinlik yapısında for, dışarı çıkıp yenilecek, içilecek veya yapılacak şeyi tanıtır. Bu yapı go for lunch, go for a drink ve go for a walk ifadelerine de aktarılabilir.
Alıştırma
Daveti go for + yiyecek veya içecek kalıbındaki edatla tamamlayın: Let's go ____ a coffee.
Cevabı göster
for
Now here we are over 10 years later Anlatım akışı
4:41İşte 10 yıldan fazla bir süre sonra buradayız
Now here we are over 10 years later: anlatıda zaman sıçraması
Now, dinleyiciyi hikâyenin şimdiki noktasına taşırken over 10 years later önceki olaydan itibaren yapılan zaman sıçramasını ölçer. Bu parçalar birlikte, anlatının aradaki yılları tek tek açıklamak yerine atladığını gösterir. Here we are, “bu noktaya veya aşamaya ulaştık” anlamına gelir. Bu cümlede here esas olarak fiziksel bir konumu değil, hikâyenin şimdiki aşamasını anlatır. Yapının tamamı, konuşanın önceki dönemi kapatıp şu anda geçerli olan durumdan söz etmeye başlamasına yardımcı olur.
Alıştırma
Now here we are over 10 years later hikâyede hangi işlevi görür?
- Aradaki on yılı yıl yıl anlatmaya başlar.
- Konuşanların fiziksel bir yere henüz ulaştığını gösterir.
- Anlatıyı önceki bir olaydan şimdiki aşamaya taşır.
Cevabı göster
Anlatıyı önceki bir olaydan şimdiki aşamaya taşır.
and I've interviewed over 500 successful people face-to-face Kelime
4:43ve yüz yüze 500'den fazla başarılı insanla röportaj yaptım
face-to-face: doğrudan, yüz yüze etkileşim
Bu cümlede face-to-face, interviewed fiilini niteleyen bir zarftır. Görüşmeci ile görüşülen her kişinin fiziksel olarak aynı yerde bulunduğunu ve uzaktan iletişim kurmak ya da yalnızca yazılı bilgilere dayanmak yerine doğrudan konuştuğunu belirtir. Aynı kısa çizgili ifade, a face-to-face interview örneğinde olduğu gibi bir isimden önce sıfat olarak da kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi, derste öğrendiğiniz ve “aynı fiziksel yerde doğrudan konuşarak” anlamına gelen kısa çizgili ifadeyle tamamlayın: The doctor prefers to explain major decisions to patients ____.
Cevabı göster
face-to-face
I wanted to find the common factors for success in all fields. Kalıp ifadeler
4:49Tüm alanlardaki başarı için ortak faktörleri bulmak istiyordum.
find the common factors for success in all fields: araştırma amacını ifade eden yapı
Bu yan cümle bir araştırma amacını ifade eder. Find, the common factors isim öbeğini nesne olarak alır: konuşan kişi farklı örneklerde tekrar tekrar görülen etkileri veya koşulları belirlemek ister. for success bu etkenleri incelenen sonuçla ilişkilendirir, in all fields ise iş veya etkinlik alanları arasında çok geniş bir kapsam belirler. Örnekleri karşılaştırırken sonucu sunmak için find the common factors for yapısını yeniden kullanabilir, ardından kapsamı belirtmek için across veya in ekleyebilirsiniz.
Alıştırma
Cümleyi, karşılaştırılan örneklerde tekrar eden etki veya koşulları anlatan iki sözcüklü ders ifadesiyle tamamlayın: The study compares high-performing schools to find the ____ for success.
Cevabı göster
common factors
careers ranging from A to Z: çok geniş bir meslek yelpazesi
careers ranging from A to Z ifadesinde ranging from bir aralığı belirtir; A to Z ise bütün aralığı çağrıştırmak için alfabenin ilk ve son harflerini kullanır. İfade, yalnızca A veya Z ile başlayan kariyerleri değil, çok farklı türde kariyerleri anlatır. A to Z genellikle “baştan sona” veya “çok kapsamlı biçimde” demenin söz sanatı içeren bir yoludur. Alfabe benzetmesi, aralığı daha canlı ve geniş gösterir.
Alıştırma
careers ranging from A to Z ifadesinde from A to Z neyi vurgular?
- Birbiriyle ilgisiz iki kariyer seçeneği
- Geniş ve neredeyse eksiksiz bir aralık
- Yalnızca A veya Z ile başlayan şeyler
- Ters sıraya dizilmiş bir liste
Cevabı göster
Geniş ve neredeyse eksiksiz bir aralık
These are just the careers I interviewed beginning with the letter A
4:57Bunlar röportaj yaptığım kariyerlerin sadece A harfiyle başlayanları
I interviewed six successful accountants,
5:03Altı başarılı muhasebeci (accountants) ile röportaj yaptım,
who had been into space: başka bir geçmiş andan önceki deneyim
Who had been into space, five astronauts ifadesini niteleyen bir ilgi cümleciğidir. İlgi zamiri who astronotları belirtir; had been ise past perfect zamanındadır. Past perfect, onların uzay deneyimini hikâyedeki başka bir geçmiş noktadan, yani röportajlardan önceye yerleştirir. Buradaki been into space, uzaya seyahat etme deneyimi yaşadıklarını anlatır; o geçmiş anda hâlâ uzayda olduklarını anlatmaz.
Alıştırma
Zirveye ulaşmanın önce gerçekleştiğini göstermek için cümleyi reach fiilinin past perfect biçimiyle tamamlayın: The crew interviewed two climbers who ____ the summit.
Cevabı göster
had reached
four actors who had won the Academy Award for Best Actor, Kültür
5:08En İyi Erkek Oyuncu Akademi Ödülü'nü kazanmış dört aktör (actors),
the Academy Award for Best Actor: En İyi Erkek Oyuncu Akademi Ödülü
the Academy Award for Best Actor, bir filmdeki erkek başrol performansına verilen Oscar’ın resmî adıdır. Burada belirli bir ödül kategorisini belirtir; birini genel olarak "en iyi oyuncu" diye nitelendirmez. Konuşmacı, dört oyuncunun bu ödülü kazandığını söyleyerek onların sinema sektörünün en büyük onurlarından birini aldığını vurgular.
Alıştırma
"He won the Academy Award for Best Actor." cümlesinde ödülün adı neyi belirtir?
- Film yönetmenliği için verilen bir ödül
- Oyunculuk okulunun verdiği bir sertifika
- Yetenekli herhangi bir oyuncuya yönelik genel bir övgü
- Erkek başrol performansına verilen belirli bir Oscar kategorisi
Cevabı göster
Erkek başrol performansına verilen belirli bir Oscar kategorisi
four Nobel Prize winners: dört Nobel Ödülü sahibi
Nobel Prize winner, son derece saygın uluslararası bir ödül olan Nobel Ödülü’nü almış kişidir. four Nobel Prize winners ifadesinde Nobel Prize hangi ödülü kazandıklarını, winners kişileri, four ise kişi sayısını belirtir. Bu tanım, dört kişinin uluslararası düzeyde tanınan olağanüstü başarılara sahip olduğunu gösterir.
Alıştırma
Nobel Ödülü almış kişileri ifade eden tam İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: The panel included two ____.
Cevabı göster
Nobel Prize winners
thanks to all the great people that I've interviewed over the years.
5:25yıllar boyunca röportaj yaptığım tüm o harika insanlara teşekkürler.
I'm just the messenger: başkasının mesajını iletmek
Bu cümlede I'm just the messenger, “Ben yalnızca başkalarından gelen bilgiyi iletiyorum” demektir. Messenger mecazidir: hikâye röportaj yapılan kişilere aittir; konuşmacının rolü ise onu aktarmaktır. Just, konuşmacının fikirleri veya takdiri kendine mal etme iddiasını azaltır. Böylece ifade alçakgönüllü duyulur ve dikkat, mesajı oluşturan deneyimlerin sahiplerine yönelir.
Alıştırma
Bu cümlede “I'm just the messenger” ne anlatıyor?
- Konuşmacı, röportaj yapılan kişilere yazılı mesajlar teslim etti.
- Konuşmacı, röportaj yapılan kişilerin hikâyeyi yanlış anladığını düşünüyor.
- Konuşmacı, röportaj yapılan kişilerin hikâyesini kendisine mal etmek yerine aktarıyor.
Cevabı göster
Konuşmacı, röportaj yapılan kişilerin hikâyesini kendisine mal etmek yerine aktarıyor.
and sorting them into all the factors that people said helped them succeed.
5:39ve insanların başarılı olmalarına yardımcı olduğunu söyledikleri tüm faktörlere göre ayırmaktı.
word by word, line by line: her seferinde bir birim
Word by word ve line by line, “her seferinde bir birim” anlamını vermek için by sözcüğünün iki yanında aynı ismi tekrarlar. Burada iki ifade de röportajların nasıl analiz edildiğini gösterir: her kelime ve her satır sırayla incelenmiştir. Bu iki paralel ifadeyi birlikte kullanmak, çalışmanın özellikle ayrıntılı ve sistemli görünmesini sağlar. Aynı kalıp step by step, page by page ve case by case ifadelerinde de görülür.
Alıştırma
Tekrarlanan isim + by + isim kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın. The editor examined every word and every line. She checked the transcript ____, ____.
Cevabı göster
word by word · line by line
be common to most people's success: birçok başarıdaki ortak özellik
Be common to + bir grup ya da durum kümesi, bir özelliğin o grup tarafından paylaşıldığını veya bu durumlarda tekrar tekrar görüldüğünü anlatır. Burada that are common to most people's success, the big factors ifadesini açıklayan bir ilgi cümleciğidir. Bu etkenlerin birçok insanın başarı yolunda görüldüğünü söyler; herkesin başarısının tamamen aynı olduğunu söylemez.
Alıştırma
Cümleyi be common to yapısının doğru biçimiyle tamamlayın: Clear goals are ____ successful teams.
Cevabı göster
common to
Do you know how much work that is? Ton ve niyet
5:51Bunun ne kadar büyük bir iş olduğunu biliyor musunuz?
Do you know how much work that is? ifadesinin retorik soru işlevi
Cümle soru biçimindedir, ancak burada retorik soru işlevi görür. Konuşan kişi öncelikle bir sayı veya açıklama beklemez; bu soruyla dinleyenin görevin çok büyük miktarda emek gerektirdiğini fark etmesini sağlar. Do you know how much ...? yapısı şaşkınlık, hayal kırıklığı veya güçlü vurgu göstermek için bu şekilde kullanılabilir. Bunun gerçek bir bilgi talebi mi yoksa vurgulu bir tepki mi olduğunu bağlam ve ses tonu belirler.
Alıştırma
Doğru mu yanlış mı: Bu bağlamda Do you know how much work that is? öncelikle dinleyenden tam saat sayısını hesaplamasını ister.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Yanlış
day and night: “sürekli” anlamı
Burada day and night, “sürekli” veya “çok uzun süre boyunca” anlamına gelir. Sınıflandırma ve analiz işinin konuşanın neredeyse bütün zamanını aldığını vurgular; bunun bir günün 24 saatinin tamamında sözcüğü sözcüğüne devam etmesi gerekmez. Bu ifade, kesintisiz bir zaman aralığı hissi vermek için günün karşıt iki bölümünü bir araya getirir. Çalışmak, ders çalışmak, pratik yapmak veya endişelenmek gibi hiç bitmiyormuş gibi gelen etkinlikleri anlatabilir.
Alıştırma
day ve night sözcüklerini birleştirerek “sürekli” anlamını veren üç sözcüklü kalıpla cümleyi tamamlayın: The rescue teams searched ____ for the missing hikers.
Cevabı göster
day and night
if I ever get my hands on that kid on the plane. Deyimler
5:57uçaktaki o çocuğu bir elime geçirirsem.
get my hands on + bir kişi
get my hands on that kid ifadesinde nesne bir kişidir; bu nedenle deyim “o kişiyi bulup yakalamak” anlamına gelir ve çoğu zaman onunla yüzleşme fikrini de taşır. Birine sözcüğü sözcüğüne elini değdirmeyi anlatmaz. if I ever... koşul yapısı, hayal edilen gelecekteki bir karşılaşmayı sunar. Söyleyiş biçimine ve bağlama göre cümle abartılı bir kızgınlık, şaka yollu bir tehdit veya ciddi bir tehdit gibi duyulabilir.
Alıştırma
“If I ever get my hands on the person who scratched my car, I'll demand an explanation,” cümlesinde get my hands on ne anlama gelir?
- o kişiyle tokalaşmak
- ellerimi arabanın üzerine koymak
- o kişiden yardım istemek
- o kişiyi bulup yakalamak
Cevabı göster
o kişiyi bulup yakalamak
If I do: do ile önceki eylemin yerini tutma
if I do ifadesindeki do, daha önce sözü edilen eylemin yerine geçer; burada o kişiyi ele geçirmek ya da bulmak anlamındadır. İngilizcede tüm fiil öbeğini tekrarlamamak için do bu şekilde kullanılır. Koşul, belirsiz bir işi ‘yaparsam’ değil, ‘o eylem gerçekten gerçekleşirse’ demektir. If'li yan cümlede şimdiki biçim olan do, sonuç cümlesinde ise will kullanılır: If I do, I'll thank her.
Alıştırma
find the missing key ifadesini tekrarlamamak için do kullanın: I might find the missing key tonight. If ____, I'll leave it on your desk.
Cevabı göster
I do
I've never had so much fun: şu ana kadarki deneyim
I've never had so much fun, İngilizcedeki present perfect yapısını kullanır: I've, I have anlamına gelir; had ise geçmiş zaman ortacıdır. Never, zaman aralığını konuşanın önceki yaşamından şu ana kadar uzatır. Konuşan kişi deneyimin sıkıcı olduğunu söylemiyor. Tam tersine, şu anki deneyimi güçlü biçimde övüyor: Daha önce hiçbir deneyim bu kadar eğlenceli olmamış. Fun burada sayılamayan bir isimdir; bu yüzden so much fun denir, so many fun denmez.
Alıştırma
Hangi cümle, şu ana kadar önceki hiçbir oyun gecesinin bu gece kadar eğlenceli olmadığını anlatır?
- I didn't have any fun at the game night.
- I've never had so much fun at a game night.
- I'll never have fun at a game night.
- I've never had so many fun at a game night.
Cevabı göster
I've never had so much fun at a game night.
I discovered the eight traits successful people have in common, Kalıp ifadeler
6:08Başarılı insanların ortak olan sekiz özelliğini keşfettim,
successful people have in common: have ... in common yapısı
Have ... in common, “aynı özelliği, niteliği, ilgi alanını veya deneyimi paylaşmak” anlamına gelir. Örnekte, sekiz özellik başarılı insanlar tarafından paylaşılır. successful people have in common sözleri, the eight traits ifadesini niteleyen bir yan cümle oluşturur. İngilizcede burada that sözcüğü çıkarılabilir; genişletilmiş biçim the eight traits that successful people have in common olur. İki veya daha fazla kişi ya da şeyin neyi paylaştığını sormak veya söylemek için have ... in common kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Soruyu, dersteki “bir özelliği paylaşmak” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: What do these two animals ____?
Cevabı göster
have in common
the eight to be great: kafiyeli bir etiket
The eight to be great, hemen önce tanıtılan sekiz özellik için oluşturulmuş bir etikettir. Yaklaşık olarak “birinin mükemmel olmasına yardımcı olabilecek sekiz özellik” anlamına gelir; the sözcüğü, dinleyicinin bildiği o sekiz maddelik gruba geri gönderme yapar. Eight ve great kafiyelidir; bu da fikri kısa ve hatırlaması daha kolay bir slogana dönüştürür. İfade, dokuzuncu bir özellik eklemek yerine konuşmacının listesine akılda kalıcı bir ad verir.
Alıştırma
Bu cümlede the eight to be great ifadesinin temel işlevi nedir?
- Sekiz özelliğe akılda kalıcı ve kafiyeli bir ad vermek
- Sekiz başarılı kişiyi karşılaştırmak
- great sözcüğünün sekizinci özellik olduğunu söylemek
- Özelliklerin sayısını düzeltmek
Cevabı göster
Sekiz özelliğe akılda kalıcı ve kafiyeli bir ad vermek
Focus on one thing, not everything: X, not Y kalıbı
İlk bölüm önerilen seçimi belirtir: focus on one thing. Virgülden sonraki not everything ise daha geniş olan diğer seçeneği reddeder. everything sözcüğünden önce focus on ifadesinin yeniden kullanıldığı ancak yazılmadığı anlaşılır. Bu X, not Y kalıbı önceliği önce, reddedilen seçeneği sonra verir. Bir ilkeyi, başlığı veya sunum maddesini açık ve akılda kalıcı hâle getirmek için kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi cümle açık bir seçim yapmak için aynı X, not Y kalıbını kullanıyor?
- Choose one clear goal, not five vague ones.
- Choose a goal because it may help.
- Five goals can all be useful.
Cevabı göster
Choose one clear goal, not five vague ones.
Keep pushing yourself: keep + -ing ve dönüşlülük zamiri
Keep + fiilin -ing biçimi, bir eylemin devam ettiğini belirtir. Burada pushing sözcüğünü yourself izler; yani baskıyı uygulayan ve alan aynı kişidir. Push yourself mecazidir: kendini daha çok çalışmaya veya kolay gelen düzeyin ötesine geçmeye yöneltmek demektir. Cümlenin tamamı, kişinin kendisine meydan okumayı sürdürmesi için doğrudan bir teşviktir; bedeni ellerle itme talimatı değildir.
Alıştırma
Teşvik cümlesini keep, push ve yourself kullanarak tamamla: ____, but rest if you feel pain.
Cevabı göster
Keep pushing yourself
Come up with good ideas: come up with öbek fiili
Come up with, bir fikir, plan, cevap veya çözüm düşünüp üretmek anlamına gelen bir öbek fiildir. Örnekte birinden iyi fikirler üretmesi isteniyor. Come up with ifadesini tek bir bütün olarak öğrenin: with sözcüğünden sonra zihinde üretilen şey gelir. Anlam, come ve up sözcüklerinin yaygın hareket anlamlarını birleştirerek çıkarılamaz.
Alıştırma
Örnekteki düşünüp üretmek anlamına gelen öbek fiili kullanın: We need to ____ a new plan before Friday.
Cevabı göster
come up with
Serve others something of value: serve + alıcı + şey
Burada serve, serve + alıcı + şey şeklindeki çift nesneli yapıda kullanılır. Others alıcıdır; something of value ise alıcının aldığı şeydir. Something of value yalnızca fiziksel bir nesneyi değil, yararlı veya faydalı bir şeyi ifade eder. Bu nedenle cümle, işiniz veya davranışlarınız yoluyla başkalarına değerli bir şey sunmak anlamına gelir.
Alıştırma
Çift nesneli serve + alıcı + şey sırasını ve parantez içindeki sözcükleri kullanın: At noon, they ____. (serve / the children / lunch)
Cevabı göster
serve the children lunch
because success isn't just about me, Anlatım akışı
6:26çünkü başarı sadece benimle ilgili değildir,
me, me, me: benmerkezciliği eleştiren tekrar
Isn't just about me odağı sınırlar: başarı yalnızca tek bir kişi için değildir ve sadece onunla ilgili değildir. Bu yapıda just, “yalnızca” anlamına gelir; “adil” veya “az önce” anlamına gelmez. Me, me, me şeklindeki üçlü tekrar üç kişiden söz etmez. Benmerkezci bir düşünme biçimini taklit ederek konuşanın eleştirisini güçlendirir. Bir konuşmada anahtar kelimeyi tekrarlamak dikkati o kelimeye yöneltebilir ve tutumu gösterebilir.
Alıştırma
Bu cümlede me, me, me ne işe yarıyor?
- Tekrar, ifadeyi kararsız ve daha dolaylı hâle getirir.
- Tekrar, üç farklı kişiden söz eder.
- Tekrar, başarıya yönelik benmerkezci bir bakışı eleştirir.
- Tekrar, başarının yalnızca konuşana ait olduğunu söyler.
Cevabı göster
Tekrar, başarıya yönelik benmerkezci bir bakışı eleştirir.
because there's no overnight success. Deyimler
6:31çünkü bir gecede gelen başarı diye bir şey yoktur.
no overnight success: başarı anında gelmez
An overnight success, çok kısa sürede ünlenen veya başarılı olan ya da öyle görünen bir kişi, ürün, eser veya projedir. Burada overnight mecazidir; başarının gerçekten tek bir gece içinde gerçekleştiği anlamına gelmez. There's no overnight success, anında ve çaba göstermeden başarıya ulaşma düşüncesini reddeder. Görünür sonuçlardan önce genellikle harcanan zamana ve verilen emeğe dikkat çeker.
Alıştırma
Çok ani biçimde başarılı olmuş gibi görünen bir kişiyi anlatan ifadeyle cümleyi tamamlayın: The novelist had worked quietly for fifteen years, so she was no ____.
Cevabı göster
overnight success
Because when I added up all the comments in my interviews, Öbek fiiller
6:35Çünkü röportajlarımdaki tüm yorumları topladığımda,
add up all the comments: tüm yorumları sayıp toplamak
Burada added up, yorumların sayılıp toplamının çıkarıldığı anlamına gelir. Konuşmacı, her bir fikri kaç kişinin desteklediğini görmek için görüşmelerdeki yorumları gruplandırmış veya saymıştır; sözcükleri gerçekten matematiksel olarak toplamamıştır. Bu, geçişli add up + nesne kalıbıdır: I added up all the comments. Nesne, toplamı çıkarılan öğeleri veya miktarları belirtir.
Alıştırma
Hangi cümlede add up toplamı hesaplamak anlamında kullanılmıştır?
- We added up the points at the end of the game.
- The bright pillows add to the room's color.
- His excuse does not add up.
Cevabı göster
We added up the points at the end of the game.
more people said those eight things helped them than anything else. Dilbilgisi
6:38daha çok insan bu sekiz şeyin onlara diğer her şeyden daha fazla yardımcı olduğunu söyledi.
more people ... than anything else: kişi sayılarını karşılaştırmak
Bu cümle, kişi sayılarını karşılaştırmak için more ... than ... yapısını kullanır. More, people sözcüğünü niteler: görüşülen kişilerden daha büyük bir grup, bu sekiz şeyin kendilerine yardımcı olduğunu söylemiştir. Those eight things helped them, said sonrasında aktarılan sözün içeriğidir. Than anything else, daha tam olan More people said those eight things helped them than said any other thing helped them karşılaştırmasındaki tekrarları kısaltır. Sonuç olarak bu sekiz şey, diğer bütün etkenlerden daha fazla kişi tarafından yararlı bulunmuştur.
Alıştırma
Asıl cümle temel olarak neyi karşılaştırıyor?
- Sekiz sayısıyla görüşme yorumlarının sayısı
- Her kişinin sekiz şeyden gördüğü yardımın derecesiyle diğer faktörlerden gördüğü yardımın derecesi
- Sekiz şeyi belirten kişilerin sayısıyla başka herhangi bir faktörü belirtenlerin sayısı
Cevabı göster
Sekiz şeyi belirten kişilerin sayısıyla başka herhangi bir faktörü belirtenlerin sayısı
the heart of success, the foundation: merkezî ve temel olma
Bu cümlede the heart of success bir metafordur: heart, bir vücut organını değil, başarının merkezindeki en önemli kısmı ifade eder. The foundation ise yapı metaforuna geçer. Sekiz niteliği, daha özel becerilerin geliştirilebileceği bir dayanak olarak sunar. İki ifade birlikte, bu niteliklerin hem merkezî hem de temel olduğunu vurgular.
Alıştırma
Bu cümlede heart ve foundation, sekiz nitelik hakkında birlikte ne anlatıyor?
- Başarının merkezindedirler ve sonraki gelişimi desteklerler.
- Yalnızca tek bir meslekte kullanılan isteğe bağlı becerilerdir.
- Fiziksel sağlık ve inşaat işiyle ilgilidirler.
Cevabı göster
Başarının merkezindedirler ve sonraki gelişimi desteklerler.
we build the specific skills that we need for our particular field or career.
6:46kendi özel alanımız veya kariyerimiz için ihtiyacımız olan spesifik becerileri inşa ederiz.
then on top, we build the specific skills: bir temel üzerine inşa etmek
Then bir sonraki aşamayı gösterir. On top daha önceki temel fikrine gönderme yapar ve gerçek bir fiziksel konumu değil, o temelin üzerinde olmayı ifade eder. We build the specific skills yapı metaforunu sürdürür: uzmanlık becerileri, altta yer alan genel niteliklerin üzerine geliştirilir. Bu mekânsal sıralama fikirleri katmanlara ayırır: önce temel gelir, alana özgü beceriler de onun üzerinde yer alır.
Alıştırma
then on top, we build the specific skills hangi ilişkiyi ifade ediyor?
- Beceriler fiziksel olarak bir binanın üzerine yerleştirilir.
- Genel nitelikler bir temel oluşturur ve uzmanlık becerileri bu temelin üzerinde geliştirilir.
- Uzmanlık becerileri bütün genel niteliklerden önce öğrenilmelidir.
Cevabı göster
Genel nitelikler bir temel oluşturur ve uzmanlık becerileri bu temelin üzerinde geliştirilir.
lots of other skills we can add on top depending on our field.
6:56alanımıza bağlı olarak üstüne ekleyebileceğimiz diğer birçok beceri.
no matter what field we're in: her alanda geçerli bir sonuç
No matter what field we're in bir ödünleme yan cümlesidir. no matter what + isim + özne + fiil yapısı, ismin gösterdiği belirli seçenek değişse bile ana sonucun değişmediğini belirtir. Burada sonraki sonuç her alan için geçerlidir. But, bu genel ifadeyi daha önce söylenenlerle bir karşıtlığa bağlar. Yan cümle virgülle bittiği için, sonucu veren bir ana cümlenin devam edeceğini gösterir.
Alıştırma
Cümleyi “hangisi olursa olsun” anlamındaki üç sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: ____ field you're in, clear communication is useful.
Cevabı göster
No matter what
these eight traits will be at the heart of our success.
7:02bu sekiz özellik başarımızın merkezinde olacaktır.