Salem Cadı Mahkemeleri sırasında aslında ne oldu? - Brian A. Pavlac: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video özeti: Video, Salem cadı mahkemelerini 1692’deki ilk suçlamalardan zorla alınan itiraflara, güvenilmez kanıtlara, hapis ve idamlara, ardından yargılamaların durdurulmasına kadar izliyor. Sonuçta korkunun grup düşüncesini ve günah keçisi yaratmayı besleyerek adalet sisteminde ağır bir çöküşe yol açtığını gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. valued repentance over truth. — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: Bir kişi ya da kurumun X’e Y’den daha fazla öncelik verdiğini anlatan value X over Y karşılaştırma kalıbını anlayın. Bu örnekte kalıp, Salem yetkililerinin gerçeği ortaya çıkarmak yerine itirafı ve pişmanlığı neden önemsediğini kısa ve açık biçimde özetler. 2. compromising their objectivity. — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: compromise fiilinin yalnızca uzlaşmak değil, zarar vermek veya zayıflatmak anlamına da gelebileceğini ayırt edin. Bu resmî ifade, jüri üyeleriyle suçlayanlar arasındaki akrabalık gibi çıkar çatışmalarının tarafsız değerlendirmeyi nasıl zedeleyebileceğini açıklamanızı sağlar. 3. dangers of groupthink and scapegoating — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: Kolektif davranışı çözümlemeye yarayan iki temel kavramı öğrenin: groupthink, grup içinde uzlaşmaya uyma baskısını; scapegoating ise suçu haksız biçimde bir kişiye veya topluluğa yüklemeyi anlatır. Birlikte kullanıldıklarında mahkemelerin günümüze uzanan toplumsal dersini tartışmaya yardımcı olurlar.
Bu derste
You've been accused of a crime you did not commit. Notlar
0:07İşlemediğiniz bir suçla itham edildiniz.
been accused of: suçlamayı anlatan edilgen yapı
Be accused of, birinin bir kişinin yanlış veya yasa dışı bir şey yaptığını iddia etmesi anlamına gelir. Accuse someone of something yapısının edilgen biçimidir; dil bilgisel özne suçlamaya maruz kalır, of ise iddia edilen suçu veya eylemi tanıtır. Buradaki You've been, You have been ifadesinin kısaltmasıdır ve present perfect edilgen yapı oluşturur. Suçlamanın gerçekleştiğini ve kişinin şu anki durumuyla ilgili olduğunu gösterir. Suçlama yalnızca bir iddiadır; suçluluğu kanıtlamaz.
Alıştırma
Cümleyi, iddia edilen eylemi tanıtan accuse fiilinin edilgen ifadesiyle tamamlayın: After the audit, the manager was ____ hiding expenses.
Cevabı göster
accused of
a crime you did not commit: nesne olan ilgi zamirinin düşürülmesi
a crime you did not commit ifadesinde you did not commit, hangi crime sözcüğünün kastedildiğini belirleyen tanımlayıcı bir ilgi cümleciğidir. Tam biçimi a crime that/which you did not commit şeklindedir. İlgi zamiri commit fiilinin nesnesidir, bu yüzden düşürülebilir. Bir isimden sonra özne ve fiil geldiğinde, bu söz grubunun ayrı bir cümle başlatmak yerine ismi açıklayıp açıklamadığını kontrol edin.
Alıştırma
Hangi cümlede nesne görevindeki ilgi zamiri doğru biçimde düşürülmüştür?
- The laptop which I ordered it arrived today.
- The neighbor called me was friendly.
- The laptop I ordered arrived today.
Cevabı göster
The laptop I ordered arrived today.
prove your innocence: suçsuz olduğunu kanıtlamak
Prove your innocence, şüphelenilen suçu işlemediğini kanıtlarla ortaya koymak anlamına gelir. Prove fiili, your innocence isim öbeğini nesne olarak alır; innocence kanıtlanmaya çalışılan suçsuzluk durumunu adlandırır. İyelik belirleyicisi kişiye göre değişir: prove my, her, his, or their innocence. Bu kısa yapı özellikle hukuk, soruşturma ve savunma bağlamlarında yaygındır.
Alıştırma
Maya adlı bir kadın hırsızlıkla suçlanıyor. Cümleyi prove + iyelik belirleyicisi + innocence yapısıyla ve Maya'yı gösteren belirleyiciyi kullanarak tamamlayın: The security footage may ____.
Cevabı göster
prove her innocence
If you insist that you're innocent anyway, Dilbilgisi
0:13Her halükarda masum olduğunuzda ısrar ederseniz,
you'll likely be found guilty and executed. Kelime
0:15muhtemelen suçlu bulunacak ve idam edileceksiniz.
If you insist that... you'll likely...: bir seçimi olası bir sonuca bağlamak
Bu cümle bir riski koşul ve sonuç biçiminde düzenler. If yan tümcesi, baskıya rağmen masum olduğunu söylemeye devam etme seçeneğini sunar; ana cümle ise bunun ardından büyük olasılıkla ne olacağını öngörür. Bu, önceden gerçekleşmiş bir olayın aktarımı değil, bir uyarı veya risk tahminidir. Gerçekleşmesi mümkün bir geleceği anlatan bu yapıda if yan tümcesi simple present biçimindeki insist fiilini, sonuç cümlesi ise will likely + fiilin yalın hâli yapısını kullanır. Buradaki be found guilty and executed edilgendir: kişiyi başkaları yargılayıp cezalandıracaktır. Anyway, içinde bulunulan duruma rağmen iddiayı sürdürme anlamını ekler.
Alıştırma
Hangi cümle olası bir gelecek koşulunu ve muhtemel sonucunu doğru biçimde sunuyor?
- Ignoring the warning always causes data loss.
- If you ignored the warning yesterday, you lost your data.
- If you ignore the warning, you'll likely lose your data.
Cevabı göster
If you ignore the warning, you'll likely lose your data.
be found guilty: resmî suçluluk kararını bildirmek
be found guilty ifadesindeki find, “bulmak” değil, “resmen karar vermek veya hükme varmak” anlamındadır. Bu ifade bir mahkeme, hâkim veya jürinin suçluluk kararı verdiğini bildirir. Etken yapı find someone guilty, edilgen yapı ise someone is found guilty şeklindedir. Guilty, kararın ne olduğunu belirten tamamlayıcıdır. Bu yapı yalnızca bir suçlamayı değil, verilen hükmü anlatır.
Alıştırma
Hukuki haberi resmî suçluluk kararını bildiren iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: After the trial, the defendant was ____.
Cevabı göster
found guilty
apologize, and implicate others for good measure, Notlar
0:20özür diler ve ne olur ne olmaz diye başkalarını da işin içine katarsanız,
implicate others: başkalarını bir usulsüzlükle ilişkilendirmek
To implicate others, genellikle kanıt, ifade veya itiraf yoluyla başka kişileri bir suç, plan veya başka bir usulsüzlükle bağlantılı göstermek demektir. Bu, onlardan yalnızca söz etmekten daha güçlü bir anlam taşır. Implicate geçişli bir fiildir; bu nedenle kişi doğrudan nesne olabilir: implicate others. Usulsüzlüğü belirtmek için implicate someone in something yapısı kullanılır. İfade, olası bir katılım veya sorumluluk düşündürür ancak tek başına suçluluğu kanıtlamaz.
Alıştırma
Hangi cümle, bir ifadenin iki yetkiliyi olası bir usulsüzlükle ilişkilendirdiği anlamına gelir?
- The testimony blamed two officials for delaying the hearing.
- The testimony mentioned two officials during the hearing.
- The testimony implicated two officials in the bribery scheme.
Cevabı göster
The testimony implicated two officials in the bribery scheme.
for good measure: fazladan bir şey eklemek
For good measure, “bir şeyi daha eksiksiz veya kesin hâle getirmek için fazladan bir şey ekleyerek” anlamına gelen bir deyimdir. Genellikle ana eylemden veya nesneden sonra değil, eklenen eylem ya da nesneden sonra gelir. Burada başkalarını suça bulaştırmak, itiraf edip özür dilemenin ardından eklenen bir şey gibi sunuluyor. Zararlı bir eylem küçük bir ek adım gibi gösterildiği için ifade ironiktir. Buradaki measure, boyut veya miktar ölçmekle ilgili değildir.
Alıştırma
Burada for good measure ne anlama geliyor? We printed the tickets and saved a copy on the phone for good measure.
- Biletleri ölçmek için telefonu kullandık.
- Basılı biletler geçersiz olduğu için kopyayı kaydettik.
- Planı daha güvenli hâle getirmek için kopyayı fazladan bir adım olarak kaydettik.
Cevabı göster
Planı daha güvenli hâle getirmek için kopyayı fazladan bir adım olarak kaydettik.
go free: serbest bırakılmak veya cezadan kurtulmak
Go free, “serbest bırakılmak” veya “cezadan ya da tutukluluktan kurtulmak” anlamına gelir. Bu cümlede you'll go free, dinleyiciye vaat edilen sonucu belirtir: kişi gözaltında kalmayacak veya beklenen cezayla karşılaşmayacaktır. Free, go sonrasında ulaşılan durumu anlatan bir sıfattır. Bu ifade, kısıtlama olmadan yürüme biçimini değil, kişinin durumundaki değişikliği anlatır.
Alıştırma
Hangi cümle kanıt yetersizliğinin şüphelinin serbest bırakılmasına yol açabileceğini söylüyor?
- Without enough evidence, the suspect may go free.
- During the interview, the suspect may speak freely.
- After the restraints are removed, the suspect may move freely.
Cevabı göster
Without enough evidence, the suspect may go free.
Do you give a false confession or risk a public hanging? Notlar
0:25Yalan bir itirafta mı bulunursunuz yoksa halka açık bir şekilde asılmayı mı göze alırsınız?
false confession: gerçeğe aykırı bir suç itirafı
false confession, kişinin işlemediği bir suçu işlediğini kabul etmesi anlamına gelen hukuki bir ifadedir. Buradaki false, konuşan kişinin tavrının veya samimiyetinin değil, itirafın içeriğinin gerçek olup olmadığının yanlış olduğunu belirtir. Yaygın kullanımlar give a false confession ve make a false confession biçimindedir. Bu ifade polis sorguları, haksız mahkûmiyetler ve hukuki deliller hakkındaki tartışmalarda kullanılır.
Alıştırma
Hangi durum false confession örneğidir?
- Bir sanık bir soruyu yanıtlamayı reddeder.
- Bir şüpheli işlemediği bir soygunu itiraf eder.
- Bir tanık olay yerinde gördüklerini anlatır.
Cevabı göster
Bir şüpheli işlemediği bir soygunu itiraf eder.
risk a public hanging: tarihî bir idamla karşı karşıya kalma riskini göze almak
risk a public hanging, halka açık bir yerde asılarak idam edilme ihtimaliyle karşı karşıya kalmak anlamına gelir. Burada risk, a public hanging adlı isim öbeğini alır; public hanging bir idam olayını ifade eder, asılı duran bir nesneyi değil. Tarihî cezalandırma bağlamında bu ifade soruyu uç bir seçime dönüştürür: gerçeğe aykırı bir itirafta bulunmak ya da itiraf etmeyip herkesin önünde öldürülme ihtimalini göze almak. Günlük bir tehlikeyi değil, ölüm kalım baskısını anlatır.
Alıştırma
Bu cümlede risk a public hanging ne anlama gelir?
- Bir nesnenin halka açık bir yerde asılma ihtimalini göze almak.
- Halka açık bir yerde asılarak idam edilme ihtimaliyle karşı karşıya kalmak.
- Halka açık bir etkinliğe geç kalma riskini göze almak.
Cevabı göster
Halka açık bir yerde asılarak idam edilme ihtimaliyle karşı karşıya kalmak.
Massachusetts between February 1692 and May 1693.
0:34Massachusetts, Şubat 1692 ile Mayıs 1693 arasında.
the choice facing ...: birinin önündeki seçim
the choice facing those... ifadesinde facing those..., choice sözcüğünden sonra gelen bir present participle yan cümleciğidir. Seçimle yüzleşmesi ya da ilgilenmesi gereken kişileri belirtir; yani seçim o insanların önündeydi. Burada facing, insanların fiziksel olarak hangi yöne baktığını anlatmaz. İsim + facing + kişi veya grup kalıbı; sorun, karar ya da zorluğu onunla ilgilenmesi gereken kişilere bağlar.
Alıştırma
“The biggest problem facing the new mayor is the housing shortage.” cümlesinde “facing the new mayor” ne anlama gelir?
- Sorun fiziksel olarak yeni belediye başkanına dönüktür.
- Yeni belediye başkanı sorunla ilgilenmek zorundadır.
- Yeni belediye başkanı sorunu zaten çözmüştür.
Cevabı göster
Yeni belediye başkanı sorunla ilgilenmek zorundadır.
those accused of witchcraft: bir grubu belirten those + geçmiş zaman ortacı
Those burada “o kişiler” anlamına gelir. Accused of witchcraft, those sözcüğünden sonra gelen bir geçmiş zaman ortacı yan cümleciğidir; bu nedenle tüm ifade “büyücülükle suçlanan kişiler” demektir. Kısaltılmış edilgen bir ilgi cümleciğidir. Edilgen yapı yalnızca bu kişiler hakkında ne iddia edildiğini bildirir; suçlamanın doğru olduğunu söylemez.
Alıştırma
Cümleyi “who were accused of” ifadesinin kısaltılmış edilgen biçimiyle tamamlayın: Those ____ fraud denied the allegation.
Cevabı göster
accused of
They were the victims of paranoia about the supernatural, Kalıp ifadeler
0:39Onlar, doğaüstü olaylarla ilgili paranoyanın,
victims of paranoia about the supernatural: doğaüstü olana yönelik paranoyanın kurbanları
Victims of, insanların bir güç, olay veya düşünce tarafından zarar görmüş kişiler olduğunu anlatır. Burada paranoia about the supernatural, zarara yol açan nedendir; doğaüstü güçlere yönelmiş, aşırı ve temelsiz bir kuşku ya da korku anlamına gelir. About the supernatural, paranoyanın neye yönelik olduğunu gösterir. Tüm ifade bu insanları daha geniş bir akıl dışı inancın kurbanları olarak sunar; victims of + isim öbeği yapısı başka soyut nedenlerle de kullanılabilir.
Alıştırma
Yanlış bilgiyi zarara yol açan neden olarak gösteren ifadeyi yazarak cümleyi tamamlayın: After the false report spread, thousands became ____ misinformation.
Cevabı göster
victims of
misdirected religious fervor: yanlış yöne yönlendirilmiş dinî coşku
Fervor, yoğun ve derinden hissedilen coşkuyu anlatan resmî bir isimdir. Religious fervor ifadesinde bu tutku dinî inanç veya faaliyetlerle bağlantılıdır. Misdirected, bu tutkunun yanlış kişiye, hedefe veya eyleme yöneltildiğini belirtir. Bu nedenle ifadenin tamamı eleştirel bir anlam taşır: yalnızca dinî bağlılığın güçlü olduğunu değil, bu güçlü enerjinin yanlış bir yönde kullanıldığını anlatır.
Alıştırma
Bir hareketin güçlü dinî tutkusu masum insanları cezalandırmaya yönelmiş. Bunu en iyi hangi ifade anlatır?
- religious enthusiasm
- religious fervor
- misdirected religious fervor
Cevabı göster
misdirected religious fervor
and a justice system that valued repentance over truth. Kalıp ifadeler
0:45ve tövbe etmeyi gerçeğe tercih eden bir adalet sisteminin kurbanlarıydılar.
value X over Y: X'e Y'den daha fazla öncelik vermek
value X over Y yapısında value, “önemli görmek” anlamındaki bir fiildir; over ise X'in daha yüksek önceliğe sahip olduğunu gösterir. Burada adalet sistemi, tövbeyi gerçeği ortaya çıkarmaktan daha önemli sayıyordu. Bu yapı, birbiriyle yarışan iki değeri, hedefi veya seçeneği karşılaştırır. Over bunların öncelik sırasını anlatır; fiziksel olarak “üstünde” anlamına gelmez.
Alıştırma
Öncelik bildiren yapıyı tamamlayın: The hospital values patient safety ____ convenience.
Cevabı göster
over
Puritans, a group of English Protestants: tarihî ad ve açıklayıcı eş ad öbeği
Püritenler, özellikle 16. ve 17. yüzyıllarda etkin olan ve İngiltere Kilisesi'nde daha ileri reform isteyen bir İngiliz Protestan grubuydu. Puritans tarihî bir dinî grubun adıdır; yer veya meslek adı değildir. Virgülden sonraki a group of English Protestants ifadesi açıklayıcı bir eş ad öbeğidir: Puritans adını daha geniş bir tanımla yeniden açıklar. Bu kısa bilgi, dinî disiplinin, günahın, tövbenin ve doğaüstü tehditlerin Salem'de neden büyük önem taşıdığını anlamaya yardımcı olur.
Alıştırma
Cümlede a group of English Protestants ifadesi ne işe yarar?
- Salem'in İngiltere'de olduğunu söyler.
- Salem'e yerleşim için başka bir tarih verir.
- Puritans'ın kim olduğunu açıklar.
Cevabı göster
Puritans'ın kim olduğunu açıklar.
Life was strict and isolated for the people of Salem.
0:56Salem halkı için hayat katı ve dışa kapalıydı.
Battles with their Native American neighbors and groups of French settlers were commonplace. Notlar
0:59Kızılderili komşularıyla ve Fransız yerleşimci gruplarıyla çatışmalar sıradan olaylardı.
their Native American neighbors and groups of French settlers: kolonilerin çevresindeki gruplar
Bu ifade, söz konusu sömürge topluluklarının yakınındaki iki tür grubu belirtir: İngilizcede neighbors sözcüğüyle onların komşuları olarak tanımlanan Amerika Yerlisi halklar ve Fransız yerleşimci grupları. Burada neighbors, coğrafi olarak yakındaki gruplar demektir; dostça kişisel ilişkileri göstermez. Cümleyi anlamak için gereken asgari tarihsel arka plan şudur: sömürge dönemi New England'ında Yerli uluslar ile birbiriyle rekabet eden Avrupalı yerleşimler arasında temas ve silahlı çatışmalar vardı. Bu ifade, tehlike ve gerilimin olağan hissedilebildiği bir ortama bağlam sağlar.
Alıştırma
Bu cümlede neighbors neyi ifade ediyor?
- İlişkileri düşmanca olabilse de coğrafi olarak yakında bulunan grupları
- Aynı evde yaşayan kişileri
- Birbirine düzenli olarak yardım eden yakın arkadaşları
Cevabı göster
İlişkileri düşmanca olabilse de coğrafi olarak yakında bulunan grupları
were commonplace: bir şeyin yaygın olduğunu söylemek
were commonplace ifadesinde commonplace, “yaygın” veya “sık karşılaşılan” anlamına gelen yüklem sıfatıdır. Çoğul özne Battles, were gerektirir; dolayısıyla cümle bu savaşların o dönemde sıkça yaşandığını söyler. Burada commonplace tek sözcüktür. Bir olgunun ne kadar olağan olduğunu anlatır; “sıradan bir yer” anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi dersteki resmî ifadeyi geçmiş zamanda kullanarak tamamlayın: Before digital maps, printed road atlases ____.
Cevabı göster
were commonplace
To make matters worse: daha kötü bir durumu eklemek
To make matters worse, zaten kötü olan bir duruma onu daha da kötüleştiren yeni bir sorun eklendiğini anlatan ve genellikle cümlenin başında kullanılan bir geçiş ifadesidir. Anlatımı mevcut bir zorluktan daha ciddi yeni bir aksaklığa taşır. Buradaki matters tek tek “meseleler” değil, durumun bütünü anlamına gelir. İfade genellikle virgülle ayrılır ve ardından gelecek kötü habere dinleyiciyi hazırlar.
Alıştırma
Proje zaten takvimin gerisinde ve bütçe de az önce kesildi. İkinci sorunu tanıtmak için hangi geçiş ifadesi en uygundur?
- To make matters worse,
- For example,
- In other words,
Cevabı göster
To make matters worse,
1692 brought one of the coldest winters on record. Dilbilgisi
1:111692 yılının kaydedilen en soğuk kışlardan birini getirmesiydi.
one of the coldest winters on record: kayıtlara geçen en soğuk kışlardan biri
one of the coldest winters on record, bu kışın kayıtlara geçmiş en düşük sıcaklıklara sahip kışlar grubuna ait olduğunu anlatır; ancak tek başına birinci sırada olduğu anlamına gelmez. one of the + üstünlük derecesi + çoğul isim yapısı, aşırı bir grubun içinden bir üyeyi seçer. on record karşılaştırmayı mevcut belgelenmiş kayıtlarla sınırlar. Birden fazla kış arasından biri seçildiği için isim çoğul olur; buradaki on record tarihî kayıtlar anlamındadır, fiziksel bir plak veya kayıt anlamında değildir.
Alıştırma
Aşağıdaki cümlelerden hangisi one of the + üstünlük derecesi + çoğul isim + on record yapısını doğru kullanır?
- This was one of the busiest airports on record.
- This was one of the busiest airport on record.
- This was the one of busiest airports on record.
Cevabı göster
This was one of the busiest airports on record.
9-year-old Betty Parris and 11-year-old Abigail Williams,
1:179 yaşındaki Betty Parris ve 11 yaşındaki Abigail Williams,
A physician found nothing physically wrong,
1:24Bir doktor fiziksel olarak yanlış bir şey bulamadı,
but diagnosed the girls as under an evil hand. Notlar
1:27ancak kızların kötü bir gücün etkisi altında olduğunu teşhis etti.
diagnose someone or something as ...: birini veya bir şeyi belirli bir durumda teşhis etmek
diagnose + nesne + as + tümleç kalıbı, bir kişi veya şeyi belirli bir durumda ya da kategoride teşhis etmek anlamına gelir. Nesne, kimin veya neyin incelendiğini; as sonrasındaki tümleç ise teşhis sonucunu gösterir. Burada the girls nesnedir ve under an evil hand teşhis sonucudur. As, doktorun kızların hangi durumda olduğuna inandığını belirtir; onların “kız olarak” bir şey yaptıkları anlamına gelmez.
Alıştırma
diagnose + nesne + as + durum kalıbını tamamlayın: After reviewing the test, the specialist diagnosed the lump ____ benign.
Cevabı göster
as
under an evil hand: kötü bir gücün kontrolü altında
Burada under an evil hand, mecazi ve doğaüstü bir betimlemedir: kızların kötü bir güç tarafından kontrol edildiğine veya etkilendiğine inanılmıştır. Hand gerçek bir eli değil, kontrolü ya da etki gücünü temsil eder. Fiziksel bir sorun bulunamadıktan sonra bu ifade doktorun teşhisi olarak sunulur. Alışılmadık davranışların gözlemlenebilir bedensel bir hastalıktan değil, kötülükten veya büyücülükten kaynaklanabileceğine dair tarihsel bir inancı yansıtır.
Alıştırma
Bu cümlede under an evil hand ne anlama gelir?
- Birisi kızların üzerinde elini tutuyordu.
- Kızların kötü ve doğaüstü bir güç tarafından kontrol edildiği düşünülüyordu.
- Kızlar ellerinden birini yaralamıştı.
Cevabı göster
Kızların kötü ve doğaüstü bir güç tarafından kontrol edildiği düşünülüyordu.
Puritans believed that the devil wreaked havoc in the world through human agents, Notlar
1:32Püritenler şeytanın dünyada insan ajanları aracılığıyla tahribat yarattığına inanıyorlardı,
wreaked havoc: ciddi hasara veya kargaşaya yol açtı
Wreak havoc, ciddi hasara, düzensizliğe ya da işleyiş bozukluğuna yol açmak anlamına gelen güçlü ve kalıplaşmış bir ifadedir. Wreak fiildir, havoc onun nesnesidir; bu cümlede wreaked geçmiş zamanı gösterir. Cause problems ifadesinden çok daha güçlüdür. Fiziksel hasar söz konusu olsun ya da bir sistem veya faaliyet ciddi biçimde aksasın, etkinin geniş veya ağır olduğunu anlatır.
Alıştırma
Cümleyi hedef ifadenin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The ransomware attack ____ on the hospital's computer network.
Cevabı göster
wreaked havoc
through human agents, or witches: şeytanın aracısı sayılan insanlar
Burada agents, ticari temsilcileri değil, başka bir gücün araçları veya aracıları olarak hareket ettiğine inanılan insanları ifade eder. Through, şeytanın dünyada sözde hangi yolla hareket edebildiğini gösterir. Or witches ifadesi, human agents sözünü yeniden adlandırıp açıklar: Bu Püriten inanç sisteminde, cadılıkla suçlanan kişiler şeytanın zarar vermek için kullandığı insan aracılar olarak görülüyordu. Bu arka plan, sıradan bir insanın neden doğaüstü kötülüğün kanalı olarak değerlendirilebildiğini açıklar.
Alıştırma
Bu cümlede human agents ne anlama gelir?
- şeytanla ilgili iddiaları araştıran görevliler
- şeytan tarafından ürün satmak için çalıştırılan satış temsilcileri
- şeytanın araçları olarak hareket ettiğine inanılan insanlar
Cevabı göster
şeytanın araçları olarak hareket ettiğine inanılan insanlar
conjured fiendish apparitions: şeytani hayalet suretleri çağırdı
Bu ifadede conjured, sihir yoluyla doğaüstü bir şeyi ortaya çıkarmak anlamına gelir. Fiendish son derece kötü, şeytansı demektir; apparitions ise aniden beliren hayaletimsi şekilleri veya görüntüleri anlatır. İfade bütünüyle yalnızca hayalet görmekten değil, onları aktif olarak çağırmaktan söz eder. Bu kullanım edebî ve bilerek dramatiktir. Anlatıya doğaüstü, neredeyse efsanevi bir hava verir; bu nedenle sıradan see ghosts ifadesinden çok daha güçlüdür.
Alıştırma
Hangi cümlede conjured fiendish apparitions, birinin kötü hayaletimsi şekilleri sihirle ortaya çıkarması anlamında kullanılmıştır?
- Leo conjured up a childhood memory during the interview.
- The magician conjured fiendish apparitions above the castle.
- She saw a shadow move across the wall.
Cevabı göster
The magician conjured fiendish apparitions above the castle.
As news swept through the village: haber köye yayılırken
As, ana cümleyle aynı anda gelişen bir arka plan sürecini başlatır: haber yayılırken belirtiler de yayılıyor gibi görünür. İki gelişmeyi zaman açısından birbirine bağlar, ancak tek başına birinin diğerine neden olduğunu kanıtlamaz. Swept through, hareketten alınmış canlı bir mecazdır. Özne news olduğunda haberin köyün her yerine hızla yayıldığı ve birçok kişiye ulaştığı anlamına gelir; burada fiziksel olarak süpürülen bir şey yoktur.
Alıştırma
Hangi cümle As kullanarak yayılan bir arka plan olayını aynı anda gelişen başka bir olayla bağlıyor?
- As the rumor swept through the office, people began checking their phones.
- Because the rumor spread through the office, people began checking their phones.
- After the rumor spread through the office, people began checking their phones.
Cevabı göster
As the rumor swept through the office, people began checking their phones.
Accounts described 12 so-called afflicted girls contorting their bodies, Kelime
1:49Kayıtlar, bedensel olarak kıvranan, sözde hastalıklı 12 kızı anlatıyordu,
so-called afflicted girls: bir etiketten mesafe koymak
“so-called afflicted girls” ifadesinde so-called, kızların başka insanlar veya anlatının kaynağı tarafından “afflicted” olarak adlandırıldığını belirtir. Bu ifade etiketi aktarır, ancak onun doğru olduğunu tamamen kabul etmez. Bu ifade konuşanın etiketten uzak durduğunu gösterir. Anlatıcı etiketten şüphe ediyor olabilir veya sadece dikkatli bir tanımlama yapıyor olabilir; so-called tek başına kızların gerçekten acı çekmediğini kanıtlamaz.
Alıştırma
Hangi cümlede so-called tartışmalı bir etiketten uzak durmayı gösteriyor?
- The university officially named her the lead expert.
- The so-called expert could not explain the results.
- The expert was known as a careful researcher.
Cevabı göster
The so-called expert could not explain the results.
contorting their bodies: bedeni anormal bir şekle sokmak
Contorting their bodies, bedenlerini doğal olmayan veya zorlanmış şekillere sokmak anlamına gelir. Contort, move kelimesinden çok daha özeldir: genellikle acı, korku, spazm veya aşırı bir performansla bağlantılı, güçlü ve gözle görülür biçimde anormal bir duruş değişikliğini anlatır. Burada contorting, described 12 ... girls ifadesinden sonra gelen bir şimdiki zaman ortaçtır. Kızların, anlatıların tasvir ettiği şeyin parçası olan bir hareketini ekler ve yalnızca hareket ettiklerini söylemekten daha canlı bir görüntü oluşturur.
Alıştırma
Bedenin doğal olmayan bir şekle girmesini anlatmak için contort hangi cümlede en uygun kullanılmıştır?
- The child moved her body while walking to school.
- The driver turned the car at the corner.
- The dancer contorted her body into a sharp, unnatural pose.
Cevabı göster
The dancer contorted her body into a sharp, unnatural pose.
having fits, ...: tekrarlayan fiziksel nöbetler
Burada having fits, muhtemelen kasılmaların da eşlik edebildiği, ani ve tekrarlayan fiziksel nöbetler ya da fiziksel kontrol kaybı dönemleri yaşamak anlamına gelir. Bu ifade bir belirtiyi anlatır; bir tanı koymaz. Çoğul fits, bu dönemlerin tekrarlandığını veya birden fazla olduğunu gösterir. Buradaki fit, “sağlıklı” ya da “uygun” anlamındaki sıfat değil, isimdir. Başka bir bağlamda a fit duygusal bir patlamayı da anlatabilir; fiziksel yorum bu cümledeki belirtiler sayesinde desteklenir.
Alıştırma
Bu cümlede having fits ifadesi en yakın olarak ne anlama gelir?
- bedene tam uyan giysilere sahip olmak
- tekrarlayan fiziksel nöbetler veya dönemler geçirmek
- sağlıklı ve fiziksel olarak güçlü olmak
Cevabı göster
tekrarlayan fiziksel nöbetler veya dönemler geçirmek
Four of the girls soon accused three local women of tormenting them.
1:58Kızlardan dördü kısa süre sonra üç yerel kadını kendilerine eziyet etmekle suçladı.
All three of the accused were considered outsiders in some way. Kelime
2:04Suçlanan üç kadın da bir şekilde dışlanmış olarak görülüyordu.
considered outsiders in some way.: nitelendirilmiş bir toplumsal yargı
considered outsiders in some way, diğer insanların veya çevredeki topluluğun, sanıkların üçünü de bir gruba tam olarak ait olmayan kişiler olarak gördüğü anlamına gelir. Considered edilgen yapıdadır; cümle onların kendi benlik algılarına değil, başkalarının yaptığı değerlendirmeye odaklanır. In some way genellemeyi yumuşatır ve sınırlar. Üç kişi, bir bakıma grubun dışında görülme durumunu paylaşıyordu; ancak dışlanma nedenleri veya biçimleri farklı olabilirdi. Bu ifade, üçünün tam olarak aynı şekilde dışarıda kaldığını söylemez.
Alıştırma
Bu cümlede considered outsiders in some way ne anlatıyor?
- Üç kişi birbirine yabancıydı ve ortak bir kimlikleri yoktu.
- Üç kişi de aynı gruptan aynı nedenle ayrılmayı seçmişti.
- Başkaları bu üç kişiyi bir grubun dışında görüyordu, ancak nedenler farklı olabilirdi.
Cevabı göster
Başkaları bu üç kişiyi bir grubun dışında görüyordu, ancak nedenler farklı olabilirdi.
who had long been absent from church and was suing the family of one of her accusers, Notlar
2:15uzun zamandır kiliseye gitmeyen ve kendisini suçlayanlardan birinin ailesine dava açan kadını,
had long been absent from church: uzun süredir kiliseye gitmiyordu
had long been absent yapısında had been, be fiilinin past perfect biçimidir; absent ise bir durumu anlatır. Yapı, geçmişteki daha sonraki bir noktadan geriye bakar: o zamana gelindiğinde katılmama durumu uzun süredir devam etmektedir. Long yokluğun süresini belirtir; church sözcüğünü nitelemez. Burada absent from church, kiliseye ya da ayinlere katılmamak anlamındadır. İfade, tek bir ayini kaçırmayı değil, yerleşmiş ve süregelen bir durumu anlatır.
Alıştırma
Hangi cümle, Maya'nın başka bir geçmiş olaydan önce uzun süredir antrenmanlara katılmadığını açıkça gösterir?
- Before the coach called, Maya will be absent from practice.
- Before the coach called, Maya was absent from practice.
- Before the coach called, Maya had long been absent from practice.
Cevabı göster
Before the coach called, Maya had long been absent from practice.
was suing the family of one of her accusers: kendisini suçlayanlardan birinin ailesine dava açmıştı
Was suing, sue fiilinin past progressive biçimidir. Sue, genellikle hukuk davalarında bir kişi ya da kuruluşa karşı mahkemede hukuki talepte bulunmak anlamına gelir. Progressive yapı, anlatılan geçmiş zamanda davanın devam ettiğini gösterir. Nesne the family of one of her accusers ifadesidir: onu suçlayan grubun içinde bir kişi vardı ve o kişinin ailesine dava açılmıştı. Bu, suçlayan herkesin veya onların bütün ailelerinin davaya karıştığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu yan cümlede was suing the family of one of her accusers ne anlama gelir?
- O aileyi mahkemeye verme süreci devam ediyordu.
- O aileden kibarca yardım istiyordu.
- O ailenin her üyesi onu mahkemede suçluyordu.
Cevabı göster
O aileyi mahkemeye verme süreci devam ediyordu.
an enslaved woman in Betty Parris's home known by her first name only. Kültür
2:22Betty Parris'in evinde köleleştirilmiş ve yalnızca ilk adıyla bilinen bir kadını.
köleleştirilmiş bir kadın
an enslaved woman, kölelik altında tutulan ve özgürlüğü elinden alınan bir kadını ifade eder. Bu durum başkaları veya bir sistem tarafından zorla dayatılır; doğuştan gelen bir özellik ya da sıradan bir iş değildir. Bu cümlede bu ifade, kadının ev içindeki toplumsal konumunu önce tanımlar. Ciddi bir güç eşitsizliğine işaret eder; employee veya servant sözcükleri zorlamayı ve özgürlük kaybını anlatmaz.
Alıştırma
Bu ifadede an enslaved woman neyi belirtir?
- özgürlüğü zorla elinden alınan bir kadın
- evi davetli olarak ziyaret eden bir kadın
- ücret karşılığında çalışmak üzere işe alınan bir kadın
Cevabı göster
özgürlüğü zorla elinden alınan bir kadın
yalnızca ilk adıyla bilinen
known by her first name only, who was known by her first name only ifadesinin kısaltılmış edilgen ilgi cümlesidir. Mevcut anlatıların veya kayıtların onu yalnızca ilk adıyla tanımladığını ve ek ya da tam bir ad kaydetmediğini belirtir. Burada only, onu tanımlamak için kullanılan adı sınırlar: yalnızca ilk adı. Tarihî bir anlatıda bu, kayıtların eksik veya eşitsiz tutulmuş olabileceğine işaret edebilir; ancak ifade tek başına tam adın neden eksik olduğunu kanıtlamaz.
Alıştırma
Kayıtların Maria'nın ilk adından başka bir ad vermediğini anlatan tam ifadeyi yazın: The archive says Maria is ____.
Cevabı göster
known by her first name only
but then she confessed to practicing witchcraft on the devil's orders and charged Good and Osbourne with having forced her. Notlar
2:31ancak daha sonra şeytanın emriyle cadılık yaptığını itiraf etti ve Good ile Osbourne'u kendisini buna zorlamakla suçladı.
confessed to practicing: confess to + -ing
Confess to doing something, bir şeyi yaptığını kabul etmek anlamına gelir ve genellikle yanlış, gizli veya utandırıcı bir eylem için kullanılır. Burada kadın büyücülük yaptığını kabul ediyor. Bu yapıda to, mastar işareti değil bir edattır. Bu nedenle ardından gelen fiil -ing biçimini alır: confessed to practicing doğrudur; confessed to practice değildir.
Alıştırma
Hide fiilinin doğru -ing biçimini kullanın: Mia confessed to ____ the broken phone.
Cevabı göster
hiding
on the devil's orders: birinin emriyle
On someone's orders, bir eylemin o kişi veya yetkili makam emrettiği için yapıldığını belirtir. on the devil's orders ifadesinde, büyücülük yapma emrinin kaynağı olarak şeytan gösterilir. Buradaki on, eylemin dayanağını veya arkasındaki yetkiyi belirtir; fiziksel bir konumu anlatmaz. Yeniden kullanılabilen kalıp on + iyelik bildiren isim öbeği + orders şeklindedir.
Alıştırma
Kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: The doors were locked ____ the principal's orders.
Cevabı göster
on
charged Good and Osbourne with having forced her: onu zorlamakla resmî olarak suçlamak
Charged Good and Osbourne with having forced her resmî bir hukuk yapısıdır: charge someone with ifadesinden sonra bir isim ya da -ing yapısı gelir. Burada Good ve Osbourne'un onu zorlamakla resmî olarak suçlandığı anlatılır; charged bu cümlede “ücret talep etti” ya da “hücum etti” anlamında değildir. Having forced, perfect gerund adı verilen yapıdır. Zorlama eyleminin suçlama yapılmadan önce gerçekleştiğini gösterir; with ise suçlanan eylemi tanıtır.
Alıştırma
Hangi cümle charge someone with yapısını doğru kullanıyor ve suçlanan eylemin suçlamadan önce gerçekleştiğini açıkça gösteriyor?
- The report says prosecutors charged the two men of having forced the witness.
- The report says prosecutors accused the two men with having forced the witness.
- The report says prosecutors charged the two men with having forced the witness.
Cevabı göster
The report says prosecutors charged the two men with having forced the witness.
Osbourne and Good both maintained their innocence. Kalıp ifadeler
2:39Osbourne ve Good masumiyetlerini korudular.
maintained their innocence: masumiyetlerini savunmaya devam ettiler
Maintained their innocence, Good ve Osbourne'un suçsuz olduklarını söylemeye devam ettikleri anlamına gelir. Buradaki maintain, bir görüşü korumak ve tekrarlamak demektir; bir şeyi bakımdan geçirmek veya onarmak anlamında değildir. Bu ifade davanın gerçeğini değil, onların tutumunu aktarır: Bir suçlamayla karşı karşıyayken ne iddia ettiklerini söyler, ancak suçlu ya da suçsuz olduklarını kanıtlamaz.
Alıştırma
“Suçsuz olduğunu söylemeye devam etmek” anlamındaki sabit ifadeyi tamamlayın: Despite the accusation, both players ____.
Cevabı göster
maintained their innocence
while Good's husband turned against her in court, Öbek fiiller
2:44Good'un kocası ise mahkemede ona karşı döndü,
turned against her: destekten karşıtlığa geçmek
Turn against someone, bir kişiyi destekleyen, ona dostça yaklaşan ya da tarafsız olan bir tutumdan o kişiye karşı çıkmaya geçmek demektir. turned against her ifadesinde turned değişimi, against ise yeni karşıt veya aleyhte konumu gösterir. Bu cümlede ifade, kocanın mahkemede taraf değiştirmesini anlatır; bedenini fiziksel olarak çevirmesi anlamına gelmez. Genellikle ihaneti veya beklenmedik bir destek kaybını vurgular.
Alıştırma
Hangi durum turned against her ifadesine en uygundur?
- Ona her zaman karşı olan biri aynı görüşü tekrarladı.
- Biri fiziksel olarak dönüp onun yüzüne baktı.
- Onu eskiden destekleyen biri ona karşı çıkmaya başladı.
Cevabı göster
Onu eskiden destekleyen biri ona karşı çıkmaya başladı.
testifying that she was a witch or would be one very quickly.
2:48onun bir cadı olduğuna veya çok yakında olacağına dair ifade verdi.
Good's 4-year-old daughter was imprisoned and eventually gave testimony against her mother. Kalıp ifadeler
2:52Good'un 4 yaşındaki kızı hapse atıldı ve sonunda annesi aleyhine ifade verdi.
gave testimony against her mother: birinin aleyhine resmî tanıklık yapmak
Give testimony, özellikle mahkemede veya resmî bir soruşturmada tanık olarak resmî bir beyanda bulunmak demektir. Against her mother, tanıklığın anne için olumsuz olduğunu veya anneye karşı yürütülen davayı desteklediğini gösterir. Bu ifade, delilin yönünü veya etkisini anlatır. Tek başına kızın annesinden nefret ettiği, tanıklığın doğru olduğu ya da suçun kanıtlandığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Burada gave testimony against her mother ne anlama gelir?
- Annesinin aleyhine olan resmî bir tanık beyanında bulundu.
- Konuşurken annesinin yanında durdu.
- Annesiyle gündelik bir tartışma yaşadı.
Cevabı göster
Annesinin aleyhine olan resmî bir tanık beyanında bulundu.
gave birth: give birth ifadesinin geçmiş zaman biçimi
Give birth, “bebek doğurmak” veya “doğum yapmak” anlamına gelen kalıplaşmış bir fiil öbeğidir. Gave birth içinde give fiili geçmiş zaman biçimi olan gave olur; bu nedenle doğumun geçmişte gerçekleştiğini anlatır. Bu sözcükleri give fiilinin sıradan anlamı ile birth isminin toplamı olarak değil, tek bir ifade olarak anlayın. Doğan bebek ya da bebekler belirtilirse give birth to kullanılır: She gave birth to twins.
Alıştırma
Cümleyi kalıplaşmış ifadenin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After twelve hours of labor, Elena ____ to twins.
Cevabı göster
gave birth
and she was convicted and hanged shortly thereafter. Kelime
3:02ve kendisi de kısa bir süre sonra hüküm giyerek asıldı.
was convicted and hanged shortly thereafter: eşgüdümlü edilgen anlatım
Was, yan yana bağlanan iki past participle ile ortak kullanılır: was convicted and hanged. Eksiksiz biçim was convicted and was hanged olur. Bu kısa edilgen yapı, onun resmen suçlu bulunması ve ardından asılarak idam edilmesi şeklindeki iki eylemi was sözcüğünü tekrarlamadan aktarır. Shortly thereafter, az önce sözü edilen olaydan kısa süre sonra anlamına gelir. Cümleye tarih, hukuk ve haber anlatımlarında yaygın olan resmî ve zaman sıralı bir üslup verir.
Alıştırma
Hangi cümle edilgen yapıyı ve asılarak idam anlamındaki standart past participle biçimini doğru kullanıyor?
- She was convicted and hanged shortly thereafter.
- She convicted and hanged shortly thereafter.
- She was convicted and hung shortly thereafter.
Cevabı göster
She was convicted and hanged shortly thereafter.
Tituba was held in custody until May and then released. Kelime
3:05Tituba mayıs ayına kadar gözaltında tutuldu ve ardından serbest bırakıldı.
held in custody: yetkililer tarafından gözaltında tutulmak
Bu cümlede held in custody, kişinin polis veya başka bir adli makamın kontrolü altında tutulduğu ve özgürce ayrılamadığı anlamına gelir. İfade gözaltında tutulma durumunu anlatır; kişinin suçlu bulunduğunu göstermez. Was held, hold fiilinin geçmiş zaman edilgen biçimidir ve kişinin eylemi yapan değil, eylemden etkilenen taraf olduğunu gösterir. Until May gözaltının ne zamana kadar sürdüğünü, then released ise sona erdiğini belirtir.
Alıştırma
Polisin şüpheliyi gece boyunca gözaltında tuttuğunu doğru biçimde anlatan cümle hangisidir?
- The suspect had custody of the child overnight.
- The suspect was held in custody overnight.
- The suspect was granted child custody overnight.
Cevabı göster
The suspect was held in custody overnight.
As accusations multiplied, ...: gelişen bir arka planı anlatmak
As accusations multiplied, bir arka plan yan cümlesidir: ana olay gelişirken suçlamaların sayısının arttığını anlatır. Buradaki as, “-dıkça” veya “bu değişim sürerken” anlamındadır; matematiksel çarpma anlamında değildir. Virgül, bundan sonra bir ana cümle gelmesi gerektiğini gösterir. Multiplied burada mecaz anlamdadır ve suçlamaların sayıca hızla arttığını anlatır. Bu giriş, anlatımı tek bir suçlamadan giderek büyüyen bir duruma taşır.
Alıştırma
Ana eylemle aynı anda gelişen bir arka plan eğilimini göstermek için as kullanan cümle hangisidir?
- As repair requests multiplied, the workshop hired another technician.
- When repair requests multiplied, the workshop hired another technician.
- Because repair requests multiplied, the workshop hired another technician.
Cevabı göster
As repair requests multiplied, the workshop hired another technician.
made false confession to save themselves.
3:17kendilerini kurtarmak için sahte itiraflarda bulundular.
The authorities even reportedly told one accused witch that she would be hanged if she did not confess Dilbilgisi
3:20Hatta yetkililerin, suçlanan bir cadıya itiraf etmezse asılacağını,
would be hanged if ... and freed if she did yapısında paralel koşullar ve eksiltme
Cümle iki paralel koşul-sonuç çifti kurar: İtiraf etmezse asılacak, itiraf ederse serbest bırakılacaktır. Tek bir would be, hanged ve freed geçmiş zaman ortaçlarının ikisi için de geçerlidir; bu nedenle ikinci sonuçta tekrarlanmaz. if she did ifadesindeki did, confessed'ın yerini tutar. İlk koşuldan eksik eylem açıkça anlaşılabiliyorsa İngilizcede fiil öbeğini tekrarlamamak için bu tür yardımcı fiil kullanımı yaygındır.
Alıştırma
sign the form ifadesini tekrar etmemek için bir yardımcı fiil kullanın: Maya's application would be rejected if she did not sign the form and accepted if she ____.
Cevabı göster
did
They were not particularly interested in thoroughly investigating the charges. Kalıp ifadeler
3:28Suçlamaları kapsamlı bir şekilde araştırmakla pek ilgilenmiyorlardı.
not particularly interested in thoroughly investigating ifadesindeki interested in + -ing yapısı
Be interested in yapısından sonra bir isim veya -ing biçimi gelir, çünkü in bir edattır. Burada investigating -ing biçimidir ve thoroughly onu niteler; konu, suçlamaları tamamen soruşturmak isteyip istemedikleridir. Not particularly interested, ilgi veya isteğin az olduğunu ölçülü bir şekilde ifade eder. Bu hukuki bağlamda charges, fiyat veya ücret değil, resmî suçlamalar anlamına gelir.
Alıştırma
Cümleyi investigate fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The board is interested in ____ the complaint.
Cevabı göster
investigating
In keeping with their church's teachings, Kalıp ifadeler
3:33Kiliselerinin öğretilerine uygun olarak,
In keeping with: bir kural veya ilkeyle uyumlu olma
In keeping with, “... ile uyumlu olarak” ya da “... doğrultusunda” demektir. Burada kilisenin öğretilerini, ardından anlatılan eylemin uyduğu ölçüt olarak sunar. Bu kalıplaşmış edat öbeğinde keeping, bir şeyi saklamak veya muhafaza etmek anlamına gelmez. İfadenin tamamı bir kurala, geleneğe, ilkeye veya tarza uyan bir eylemi tanıtabilir.
Alıştırma
“... ile uyumlu olarak” anlamındaki tam ve resmî ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____ school policy, every visitor must sign in.
Cevabı göster
In keeping with
and promised not to engage in more witchcraft. Kalıp ifadeler
3:39ve bir daha cadılığa bulaşmamaya söz vermelerini.
Promised not to engage in: katılmamaya söz verme
Promise not to do something, bir eylemden kaçınacağına söz vermek anlamına gelir; not, to + fiil yapısından önce gelir. Engage in, “katılmak” veya “yapmak” anlamındadır ve ardından etkinliği adlandıran bir isim öbeği ya da -ing biçimi gelir. Burada bütün ifade, başka hiçbir büyücülük faaliyetine katılmama taahhüdünü anlatır. Olumsuz yapı içinde more, miktarın daha fazla olduğunu söylemez; “başka” veya “bundan sonra” anlamını taşır.
Alıştırma
“Katılmak” anlamındaki iki sözcüklük tam ifadeyle cümleyi tamamlayın: The company promised not to ____ deceptive advertising.
Cevabı göster
engage in
The court accepted all kinds of dubious evidence, Kelime
3:42Mahkeme, her türlü şüpheli kanıtı kabul etti,
all kinds of dubious evidence: güvenilirliği şüpheli her türlü kanıt
All kinds of, bir şeyin birçok farklı türü anlamına gelir. Burada değerlendirmeyi tek bir şüpheli unsurun ötesine taşır: mahkeme birkaç farklı türde kanıtı kabul etmiştir. Dubious evidence, doğruluğu, kaynağı veya güvenilirliği hakkında ciddi kuşku bulunan kanıttır. Dubious yalnızca garip anlamına gelmez ve kanıtın yanlış olduğunun ispatlandığını da göstermez; daha dikkatli incelenmeden kanıta güvenilmemesi gerektiğini bildirir.
Alıştırma
Bir kaynak güvenilmez görünüyor, ancak kanıtlarının uydurulduğu ispatlanmış değil. En uygun değerlendirme hangi ifadedir?
- false evidence
- dubious evidence
- unconfirmed evidence
Cevabı göster
dubious evidence
so-called spectral evidence: sözde hayalet kanıtı
Spectral evidence, özellikle Salem'dekiler gibi cadı yargılamalarıyla ilişkilendirilen tarihî bir terimdir. Sanığın ruhunun veya hayaletinin bir tanığa göründüğünü, çoğu zaman onu tehdit ettiğini ya da ona zarar verdiğini ileri süren ifadeleri anlatırdı. Burada spectral, hayaletimsi veya ruhlarla ilgili anlamındadır; bir spektrumun bilimsel ölçümleriyle ilgili değildir. So-called, bu adla bilinen veya bu şekilde tanımlanan anlamına gelir; ancak etikete karşı mesafe de gösterebilir. Bu cümlede dubious evidence ifadesinin ardından gelmesi, anlatıcının spectral evidence kavramını sağlam ve güvenilir bir kanıt olarak görmediğini göstermeye yardımcı olur.
Alıştırma
Salem cadı yargılamaları bağlamında spectral evidence neyi ifade ediyordu?
- Araştırmacıların toplayıp incelediği fiziksel nesneler
- Bilimsel bir aletle yapılan ışık ölçümleri
- Sanığın ruhunun görünüp birine zarar verdiği yönündeki iddialar
Cevabı göster
Sanığın ruhunun görünüp birine zarar verdiği yönündeki iddialar
in which the girls began raving when supposedly touched by invisible ghosts. Kelime
3:49kızların sözde görünmez hayaletler tarafından dokunulduğunda sayıklamaya başladığı anlar gibi.
supposedly touched: doğrulanmamış bir iddiayı belirtmek
Burada supposedly, “iddia edilene göre” anlamına gelir; “kesinlikle” anlamına gelmez. Anlatıcı ile görünmez hayaletlerin kızlara dokunduğu iddiası arasında mesafe oluşturur. Bu yüzden anlatıcı olayın gerçekten gerçekleştiğini doğrulamaz. When supposedly touched, edilgen bir zaman yan tümcesinin kısaltılmış biçimidir. Tam biçimi when the girls were supposedly touched şeklindedir: anlaşılan özne the girls, atılan sözcük were, touched ise geçmiş zaman ortacıdır.
Alıştırma
Hangi cümle, doğru olduğunu onaylamadan bir iddiayı aktarır?
- I tested the medicine myself and confirmed that it works within an hour.
- The medicine certainly works within an hour, and several studies prove it.
- The medicine supposedly works within an hour, but no study has confirmed it.
Cevabı göster
The medicine supposedly works within an hour, but no study has confirmed it.
Complicating matters further: yeni bir karmaşıklık eklemek
Complicating matters further, zaten zor olan bir durumu daha karmaşık hâle getirecek başka bir etkenin geleceğini bildiren cümle başı geçiş ifadesidir. Sonraki bilgiyi ilgisiz bir gerçek olarak değil, ek bir karmaşıklık olarak düzenler. Burada matters genel durumu, further ise “bir derece daha” anlamını taşır. Virgülden sonraki ana cümle normalde yeni karmaşıklaştırıcı etkeni belirtir.
Alıştırma
Cümleyi ek bir karmaşıklığa işaret eden dersteki tam geçiş ifadesiyle tamamlayın: ____, the backup server also failed.
Cevabı göster
Complicating matters further
many of the jurors in the trials were relatives of the accusers,
3:57davalardaki jüri üyelerinin çoğunun suçlayanların akrabası olmasıydı,
compromising their objectivity: nesnelliklerini zedelemek
Burada compromising their objectivity, jüri üyelerinin adil karar verme becerisini zayıflatmak anlamına gelir. Compromise burada geçişli bir fiildir ve zarar gören niteliği, yani objectivity sözcüğünü doğrudan nesne olarak alır. ‘Tarafların ödün vererek anlaşmaya varması’ anlamında değildir. Virgül + -ing yapısı, önceki durumun sonucunu verir: jüri üyelerinin suçlayanlarla akraba olması, kararlarını daha az tarafsız hâle getirebilirdi. Objectivity kanıta dayalı, adil değerlendirme demektir; bir kişinin objective sözcüğüyle ifade edilen amacı veya hedefi değildir.
Alıştırma
'Personal ties can compromise a judge's objectivity,' cümlesinde compromise ne anlama gelir?
- zayıflatmak veya zarar vermek
- müzakere edilmiş bir anlaşmaya varmak
- bir hedef belirlemek
Cevabı göster
zayıflatmak veya zarar vermek
dared to speak out: açıkça konuşmaya cesaret ettiler
Dared to + fiilin yalın hâli, ‘zor veya riskli bir şeyi yapacak cesarete sahipti’ anlamına gelir. Dared, dare fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Speak out, çoğu zaman baskıya rağmen bir itirazı, kaygıyı veya önemli gerçeği kamu önünde dile getirmek anlamına gelir. Bu nedenle dared to speak out, görüşünü açıkça dile getirecek kadar cesur olan kişileri anlatır; yalnızca yüksek sesle konuştukları anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi dare fiilinin geçmiş zamanı + to speak out ile tamamlayın: Although she feared losing her job, Maya ____ about the safety violations.
Cevabı göster
dared to speak out
came under suspicion: şüphe altında kalmak
came under suspicion, birinin “şüphelenilen kişi hâline gelmesi” veya “şüphe çekmeye başlaması” anlamına gelir. Bu cümlede, açıkça konuşmaları insanların bu kişileri güvenilmez ya da olayla bağlantılı olabilecek kişiler olarak görmeye başlamasına yol açmıştır. come under + soyut isim yapısı, come under pressure veya come under investigation örneklerinde olduğu gibi, kişinin dışarıdan gelen bir gücün ya da ilginin etkisi altındaki bir duruma girmesini anlatır. Buradaki came, bu değişimin geçmişte olduğunu gösterir; suspicion fiziksel bir konum değil, bir durumdur.
Alıştırma
Cümleyi “şüphelenilmeye başlandı” anlamındaki ders ifadesiyle tamamlayın: After the missing files were traced to his computer, the assistant ____.
Cevabı göster
came under suspicion
accusations were starting to spread beyond Salem to neighboring communities, Anlatım akışı
4:20suçlamalar Salem'in ötesine geçerek çevre topluluklara yayılmaya başlamıştı,
were starting to spread beyond X to Y: X'in ötesine geçip Y'ye yayılmaya başlamak
Bu yan cümle değişimi bir genişleme yolu olarak düzenler. accusations yayılan şeydir; were starting to spread sürecin yeni başladığını gösterir; beyond Salem önceki sınırın aşıldığını belirtir; to neighboring communities ise ulaşılan yeni alanı adlandırır. Yeniden kullanılabilen spread beyond X to Y kalıbı ölçek değişimini takip etmeyi kolaylaştırır: konu artık X ile sınırlı değildir ve Y'ye doğru genişlemektedir. Burada beyond, “sınırlarının dışında” anlamına gelir; “arkasında” anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle elektrik kesintilerinin şehrin sınırlarını aşıp yakındaki kasabalara ulaştığını açıkça söyler?
- The power outages spread beyond the city to nearby towns.
- The power outages remained within the city.
- The power outages spread from nearby towns to the city.
Cevabı göster
The power outages spread beyond the city to nearby towns.
the governor of Massachusetts colony suspended the trials. Kelime
4:30Massachusetts kolonisi valisi duruşmaları askıya aldı.
suspended the trials: yargılamaların resmî olarak geçici süreyle durdurulması
Burada suspended, bir şeyin belirli bir süre için resmî olarak durdurulduğu anlamına gelir. Fiziksel olarak asılmak anlamına gelmez ve sürecin daha sonra yeniden başlayabilmesi ihtimalini açık bırakır. The trials, girişimleri değil mahkeme yargılamalarını ifade eder. Bu nedenle suspended the trials, yetkili bir makamın hukuki yargılamaları geçici olarak durdurduğu anlamına gelir.
Alıştırma
Belirli bir süre için resmî olarak durdurmak anlamına gelen, dersteki fiille cümleyi tamamlayın: The judge ____ the trial while the new evidence was reviewed.
Cevabı göster
suspended
Sentences were amended: hukuki cezaların resmî olarak değiştirilmesi
Bu hukuki bağlamda sentences, sözcük gruplarını değil, mahkemenin verdiği cezaları veya ceza kararlarını ifade eder. Amended, otomatik olarak iptal edildiği değil, resmî biçimde değiştirildiği anlamına gelir. Were amended geçmiş zamanda edilgen bir yapıdır. Cezaları kimin değiştirdiğini belirtmeden, cezalara ne olduğuna odaklanır.
Alıştırma
Şu cümleyi okuyun: The prisoner's sentence was amended after the appeal. sentence ne anlama gelir?
- mahkemenin verdiği bir ceza
- noktalama işaretiyle biten bir sözcük grubu
- bir şeyi sınamak için yapılan girişim
Cevabı göster
mahkemenin verdiği bir ceza
Some have speculated that the girls were suffering from hallucinations caused by fungus Notlar
4:38Bazıları kızların mantarların neden olduğu halüsinasyonlardan muzdarip olduğunu iddia etti,
suffering from hallucinations caused by fungus: bir rahatsızlığı ve nedenini anlatmak
were suffering from hallucinations ifadesinde suffer from, zararlı bir durumu veya sorunu adlandıran bir isim öbeğiyle devam eder. Geçmiş zamanın sürmekte olan biçimi were suffering, bu durumun söz edilen zamanda devam ettiğini anlatır. Caused by fungus, hallucinations sözcüğünü niteleyen kısaltılmış bir edilgen yan cümledir ve hallucinations that were caused by fungus anlamına gelir. Böylece öne sürülen neden aynı isim öbeğinin içine eklenir.
Alıştırma
Cümleyi yukarıda öğretilen iki yapıyla sırasıyla tamamlayın: She was ____ severe headaches ____ dehydration.
Cevabı göster
suffering from · caused by
or a condition that caused swelling of the brain.
4:43veya beyin şişmesine neden olan bir hastalıktan.
Some have speculated that: doğrulanmamış bir açıklamayı sunmak
Some have speculated that, ardından gelen açıklamayı kesinleşmiş bir gerçek olarak değil, kimliği belirtilmeyen kişilerin ortaya attığı bir olasılık olarak sunar. Some kaynağı genel bırakır; speculated ise kanıtların sınırlı veya durumun belirsiz olduğunu gösterir. Have speculated biçimindeki present perfect, daha önce ortaya atılan fikirleri güncel tartışmayla ilişkilendirir. Bu kalıp, anlatıcının hâlâ tartışılan bir teoriden söz ederken o teoriyle arasına belli bir mesafe koymasını sağlar.
Alıştırma
Hangi cümle doğrulanmamış bir açıklamayı uygun şekilde sunar?
- Researchers have proved that the stone was part of an ancient calendar.
- Some have speculated that the stone was part of an ancient calendar.
- The stone was definitely part of an ancient calendar.
Cevabı göster
Some have speculated that the stone was part of an ancient calendar.
But ultimately: olasılıklar değerlendirildikten sonra nihai sonuca geçmek
But, ardından gelen ifadenin daha önce ele alınan olasılıklarla karşıtlık oluşturduğunu gösterir. Ultimately “her şey değerlendirildiğinde” veya “son tahlilde” anlamına gelir; dolayısıyla But ultimately geçerliliğini koruyan yargıyı, yani nedenin bilinmediği sonucunu sunar. Burada ultimately zaman sırasını değil, akıl yürütmeyi düzenler. Nedenin bilinmemesinin gerçekleşen son olay olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
"We considered all three plans, but ultimately, we chose the safest one." cümlesinde "but ultimately" ne işe yarar?
- Önceki konuyla ilgisiz bir örnek ekler.
- Alternatifler değerlendirildikten sonra nihai yargıyı sunar.
- Seçimin zaman sırasındaki son olay olduğunu söyler.
Cevabı göster
Alternatifler değerlendirildikten sonra nihai yargıyı sunar.
What we do know is that adults accepted wild accusations by children as hard evidence. Notlar
4:50Bildiğimiz şey, yetişkinlerin çocukların vahşi suçlamalarını somut kanıt olarak kabul ettikleridir.
What we do know is that: doğrulanmış bilgiyi vurgulamak
What we do know, isim gibi işlev gören ve cümlenin öznesi olan bir yan cümledir; is that ise belirtilen somut gerçeği sunar. Bu kalıp, güvenilir bilgiyi hâlâ belirsiz olan ayrıntılardan ayırır. Burada do vurgu yardımcı fiilidir ve know sözcüğüne “bunu gerçekten biliyoruz” anlamı katar. “Bir eylemi yapmak” anlamına gelmez. What we know is that ile karşılaştırıldığında do içeren biçim, belirsizlikle karşıtlığı daha açık hâle getirir.
Alıştırma
Doğrulanmış bilgiyi vurgulayan yardımcı fiili yazarak cümleyi tamamlayın: What we ____ know is that the backup worked.
Cevabı göster
do
accept X as Y: suçlamaları kanıt olarak kabul etmek
accept X as Y yapısında X değerlendirilen şeydir; Y ise ona verilen kimlik, kategori veya statüdür. Burada yetişkinler, çocukların akıl almaz suçlamalarını kesin kanıt olarak değerlendirmiştir. Yapı, güvenilmez iddialara güçlü kanıt statüsü verme kararlarını vurgular. Burada wild, suçlamaların aşırı derecede mantıksız veya makul bir dayanaktan yoksun olduğunu anlatır. Hard evidence, bir sonucu destekleyen güçlü ve güvenilir kanıt demektir; hard fiziksel sertliği anlatmaz.
Alıştırma
accept X as Y yapısını bir kelimeyle tamamlayın: The committee accepted the unsigned note ____ reliable evidence.
Cevabı göster
as
and the power of fear to manipulate human perception. Anlatım akışı
5:05ve korkunun insan algısını manipüle etme gücü hakkında.
remain a cautionary tale: hâlâ ibret verici bir uyarı olmak
Remain, bir durumda kalmaya devam etmek demektir. Bu nedenle remain a cautionary tale, geçmişteki bir olayın günümüzde de uyarı işlevi gördüğünü anlatır. A cautionary tale, kötü sonucu insanlara nelerden kaçınmaları gerektiğini öğreten bir olay veya hikâyedir. Burada tale, olayın kurgu olduğu anlamına gelmez. Bu cümlede mahkemeler, sonraki kuşakların ders çıkarması gereken bir olay olarak sunulur.
Alıştırma
Hâlâ uyarı işlevi gördüğü anlamına gelen ifadeyi yazın: The failed expedition ____ about ignoring weather reports.
Cevabı göster
remains a cautionary tale
groupthink ve scapegoating tehlikeleri
dangers of groupthink and scapegoating ifadesi, zararlı iki toplumsal süreci adlandırır. Groupthink, grubun aynı fikirde olması yönündeki baskının sorgulamayı ve bağımsız yargıyı zayıflatmasıdır; scapegoating ise daha büyük bir sorunun suçunu bir kişiye veya gruba haksızca yüklemektir. Burada dangers of, her iki süreci Salem Cadı Mahkemeleri’nin bizi uyardığı riskler olarak sunar. Sıradan ekip çalışmasını ya da her türlü suçlamayı değil, toplumsal tehlike olarak uyumu ve haksız suç aktarmayı anlatır.
Alıştırma
Bir kurul, liderinin planını ciddi sorular sormadan kabul ediyor ve sonra başarısız karardan bir yardımcısını sorumlu tutuyor. Bu iki sorunu en iyi hangi ifade anlatır?
- careful consensus and fair accountability
- independent review and shared responsibility
- groupthink and scapegoating
Cevabı göster
groupthink and scapegoating
the power of fear to manipulate human perception: korkunun insan algısını yönlendirme gücü
the power of fear to manipulate human perception ifadesi, korkuyu insanların gördüklerini ve duyduklarını anlama biçimini çarpıtabilecek veya yönlendirebilecek bir güç olarak sunar. Buradaki power, resmî bir kurumun yetkisi değil, etki veya kapasite anlamındadır. the power of X to do Y yapısında X etkinin kaynağıdır; to do Y ise X’in ortaya çıkarabileceği sonucu veya eylemi belirtir. Tam cümlede human perception manipüle edilen nesnedir; vurgulanan bölüm bu daha büyük isim öbeğine giriş yapar.
Alıştırma
Bu cümledeki yapıyı tamamlayın: The article examines the power of rumors ____ manipulate public opinion.
Cevabı göster
to
Weaponized accusations of witchcraft were around for millennia before reaching the village of Salem. Notlar
5:10Silah haline getirilmiş cadılık suçlamaları, Salem köyüne ulaşmadan binlerce yıl önce de vardı.
Weaponized accusations of witchcraft: cadılık suçlamalarını saldırı aracı olarak kullanmak
weaponized accusations of witchcraft ifadesinde weaponized mecazdır. Suçlamaların insanlara saldırmak, onları kontrol etmek, susturmak veya uzaklaştırmak için kasıtlı olarak bir araç şeklinde kullanıldığını belirtir; suçlamaların içinde fiziksel silahlar bulunduğu anlamına gelmez. accusations sözcüğünden önce gelen weaponized, suçlamaların doğru olup olmadığına değil, nasıl kullanıldığına odaklanır. Başka durumlara aktarılabilen yapı weaponized + isim şeklindedir: normalde silah olmayan bir şey, zarar verme veya baskı kurma aracına dönüştürülür.
Alıştırma
“The manager weaponized a minor complaint to force an employee out” cümlesinde weaponized ne anlama gelir?
- Yönetici, küçük şikâyeti çalışana karşı kasıtlı olarak bir araç şeklinde kullandı.
- Yönetici, önemsiz olduğu için şikâyeti görmezden geldi.
- Yönetici, şikâyetin içinde fiziksel bir silah buldu.
Cevabı göster
Yönetici, küçük şikâyeti çalışana karşı kasıtlı olarak bir araç şeklinde kullandı.
were around for millennia before: sonraki olaydan önceki uzun varoluşu belirtmek
Burada were around, “vardı” veya “mevcuttu” anlamına gelir. Be around for + süre, birinin ya da bir şeyin ne kadar uzun zamandır var olduğunu belirtir; dolayısıyla were around for millennia, suçlamaların binlerce yıl boyunca var olduğu anlamındadır. Before, daha sonra gerçekleşen reaching the village of Salem olayını tanıtır. be around for + süre + before + sonraki olay yapısı zaman çizelgesini düzenler: önce uzun bir varoluş dönemi gelir, ardından başka bir olay gerçekleşir.
Alıştırma
be around for ifadesini tek sözcükle tamamlayın: This custom has been ____ for hundreds of years.
Cevabı göster
around
Travel to the ancient city of Alexandria and follow the tragic story of Hypatia,
5:17Antik İskenderiye şehrine seyahat edin ve Hypatia'nın trajik hikayesini izleyin,
a renowned scholar and political advisor, Kelime
5:22tanınmış bir bilim insanı ve siyasi danışman olan,
renowned scholar and political advisor: iki rolü resmî biçimde tanıtma
Bu isim öbeği tek bir kişiyi iki rolle tanıtır: kişi hem scholar hem de political advisor olarak tanımlanır. Tek bir a tanımlığı, and ile bağlanan iki rol ismi için de kullanılır. Renowned, genellikle başarıları nedeniyle geniş çevrelerce tanınan ve saygı gören anlamına gelir; bu nedenle tanıtıma resmî ve olumlu bir ton katar. Political advisor, siyasi konularda uzman görüşü veren kişidir ve sıradan bir arkadaş ya da destekçiden daha belirli bir rolü ifade eder.
Alıştırma
Tek bir kişiyi hem çok saygı duyulan bir akademisyen hem de profesyonel siyasi tavsiye veren biri olarak resmî biçimde hangi ifade tanımlar?
- a renowned political scholar
- a famous scholar and political supporter
- a renowned scholar and political advisor
Cevabı göster
a renowned scholar and political advisor
brought down by a charge of witchcraft: bir suçlama nedeniyle yıkıma uğrama
Burada brought down, bring down fiilinin edilgen biçimidir ve birinin gücünü, konumunu veya başarısını kaybetmesine yol açmak ya da onu yıkıma uğratmak anlamına gelir. Fiziksel olarak aşağı doğru hareket ettirmek değil, mecaz anlam söz konusudur. By, neden olan a charge of witchcraft ifadesini tanıtır. Bu tarihsel bağlamda charge ciddi ve resmî bir suçlama demektir; dolayısıyla ifade, bu suçlamanın kişinin düşüşüne yol açtığını anlatır.
Alıştırma
Bir suçlamanın güç kaybına neden olduğunu belirten edilgen ifadeyi tamamlayın: The minister was ____ a corruption charge.
Cevabı göster
brought down by