Salem Cadı Mahkemeleri sırasında aslında ne oldu? - Brian A. Pavlac: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
688 kelime 137 kel/dk

Video özeti: Video, Salem cadı mahkemelerini 1692’deki ilk suçlamalardan zorla alınan itiraflara, güvenilmez kanıtlara, hapis ve idamlara, ardından yargılamaların durdurulmasına kadar izliyor. Sonuçta korkunun grup düşüncesini ve günah keçisi yaratmayı besleyerek adalet sisteminde ağır bir çöküşe yol açtığını gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. valued repentance over truth. — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: Bir kişi ya da kurumun X’e Y’den daha fazla öncelik verdiğini anlatan value X over Y karşılaştırma kalıbını anlayın. Bu örnekte kalıp, Salem yetkililerinin gerçeği ortaya çıkarmak yerine itirafı ve pişmanlığı neden önemsediğini kısa ve açık biçimde özetler. 2. compromising their objectivity. — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: compromise fiilinin yalnızca uzlaşmak değil, zarar vermek veya zayıflatmak anlamına da gelebileceğini ayırt edin. Bu resmî ifade, jüri üyeleriyle suçlayanlar arasındaki akrabalık gibi çıkar çatışmalarının tarafsız değerlendirmeyi nasıl zedeleyebileceğini açıklamanızı sağlar. 3. dangers of groupthink and scapegoating — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: Kolektif davranışı çözümlemeye yarayan iki temel kavramı öğrenin: groupthink, grup içinde uzlaşmaya uyma baskısını; scapegoating ise suçu haksız biçimde bir kişiye veya topluluğa yüklemeyi anlatır. Birlikte kullanıldıklarında mahkemelerin günümüze uzanan toplumsal dersini tartışmaya yardımcı olurlar.

Bu derste

You've been accused of a crime you did not commit. Notlar

0:07

İşlemediğiniz bir suçla itham edildiniz.

Kalıp ifadeler

been accused of: suçlamayı anlatan edilgen yapı

Be accused of, birinin bir kişinin yanlış veya yasa dışı bir şey yaptığını iddia etmesi anlamına gelir. Accuse someone of something yapısının edilgen biçimidir; dil bilgisel özne suçlamaya maruz kalır, of ise iddia edilen suçu veya eylemi tanıtır. Buradaki You've been, You have been ifadesinin kısaltmasıdır ve present perfect edilgen yapı oluşturur. Suçlamanın gerçekleştiğini ve kişinin şu anki durumuyla ilgili olduğunu gösterir. Suçlama yalnızca bir iddiadır; suçluluğu kanıtlamaz.

Alıştırma

Cümleyi, iddia edilen eylemi tanıtan accuse fiilinin edilgen ifadesiyle tamamlayın: After the audit, the manager was ____ hiding expenses.

Cevabı göster

accused of

Dilbilgisi

a crime you did not commit: nesne olan ilgi zamirinin düşürülmesi

a crime you did not commit ifadesinde you did not commit, hangi crime sözcüğünün kastedildiğini belirleyen tanımlayıcı bir ilgi cümleciğidir. Tam biçimi a crime that/which you did not commit şeklindedir. İlgi zamiri commit fiilinin nesnesidir, bu yüzden düşürülebilir. Bir isimden sonra özne ve fiil geldiğinde, bu söz grubunun ayrı bir cümle başlatmak yerine ismi açıklayıp açıklamadığını kontrol edin.

Alıştırma

Hangi cümlede nesne görevindeki ilgi zamiri doğru biçimde düşürülmüştür?

  1. The laptop which I ordered it arrived today.
  2. The neighbor called me was friendly.
  3. The laptop I ordered arrived today.
Cevabı göster

The laptop I ordered arrived today.

It's impossible to prove your innocence. Kalıp ifadeler

0:10

Masumiyetinizi kanıtlamanız imkansız.

Kalıp ifadeler

prove your innocence: suçsuz olduğunu kanıtlamak

Prove your innocence, şüphelenilen suçu işlemediğini kanıtlarla ortaya koymak anlamına gelir. Prove fiili, your innocence isim öbeğini nesne olarak alır; innocence kanıtlanmaya çalışılan suçsuzluk durumunu adlandırır. İyelik belirleyicisi kişiye göre değişir: prove my, her, his, or their innocence. Bu kısa yapı özellikle hukuk, soruşturma ve savunma bağlamlarında yaygındır.

Alıştırma

Maya adlı bir kadın hırsızlıkla suçlanıyor. Cümleyi prove + iyelik belirleyicisi + innocence yapısıyla ve Maya'yı gösteren belirleyiciyi kullanarak tamamlayın: The security footage may ____.

Cevabı göster

prove her innocence

If you insist that you're innocent anyway, Dilbilgisi

0:13

Her halükarda masum olduğunuzda ısrar ederseniz,

you'll likely be found guilty and executed. Kelime

0:15

muhtemelen suçlu bulunacak ve idam edileceksiniz.

Dilbilgisi

If you insist that... you'll likely...: bir seçimi olası bir sonuca bağlamak

Bu cümle bir riski koşul ve sonuç biçiminde düzenler. If yan tümcesi, baskıya rağmen masum olduğunu söylemeye devam etme seçeneğini sunar; ana cümle ise bunun ardından büyük olasılıkla ne olacağını öngörür. Bu, önceden gerçekleşmiş bir olayın aktarımı değil, bir uyarı veya risk tahminidir. Gerçekleşmesi mümkün bir geleceği anlatan bu yapıda if yan tümcesi simple present biçimindeki insist fiilini, sonuç cümlesi ise will likely + fiilin yalın hâli yapısını kullanır. Buradaki be found guilty and executed edilgendir: kişiyi başkaları yargılayıp cezalandıracaktır. Anyway, içinde bulunulan duruma rağmen iddiayı sürdürme anlamını ekler.

Alıştırma

Hangi cümle olası bir gelecek koşulunu ve muhtemel sonucunu doğru biçimde sunuyor?

  1. Ignoring the warning always causes data loss.
  2. If you ignored the warning yesterday, you lost your data.
  3. If you ignore the warning, you'll likely lose your data.
Cevabı göster

If you ignore the warning, you'll likely lose your data.

Kelime

be found guilty: resmî suçluluk kararını bildirmek

be found guilty ifadesindeki find, “bulmak” değil, “resmen karar vermek veya hükme varmak” anlamındadır. Bu ifade bir mahkeme, hâkim veya jürinin suçluluk kararı verdiğini bildirir. Etken yapı find someone guilty, edilgen yapı ise someone is found guilty şeklindedir. Guilty, kararın ne olduğunu belirten tamamlayıcıdır. Bu yapı yalnızca bir suçlamayı değil, verilen hükmü anlatır.

Alıştırma

Hukuki haberi resmî suçluluk kararını bildiren iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: After the trial, the defendant was ____.

Cevabı göster

found guilty

But if you confess,

0:18

Ancak itiraf ederseniz,

apologize, and implicate others for good measure, Notlar

0:20

özür diler ve ne olur ne olmaz diye başkalarını da işin içine katarsanız,

Kelime

implicate others: başkalarını bir usulsüzlükle ilişkilendirmek

To implicate others, genellikle kanıt, ifade veya itiraf yoluyla başka kişileri bir suç, plan veya başka bir usulsüzlükle bağlantılı göstermek demektir. Bu, onlardan yalnızca söz etmekten daha güçlü bir anlam taşır. Implicate geçişli bir fiildir; bu nedenle kişi doğrudan nesne olabilir: implicate others. Usulsüzlüğü belirtmek için implicate someone in something yapısı kullanılır. İfade, olası bir katılım veya sorumluluk düşündürür ancak tek başına suçluluğu kanıtlamaz.

Alıştırma

Hangi cümle, bir ifadenin iki yetkiliyi olası bir usulsüzlükle ilişkilendirdiği anlamına gelir?

  1. The testimony blamed two officials for delaying the hearing.
  2. The testimony mentioned two officials during the hearing.
  3. The testimony implicated two officials in the bribery scheme.
Cevabı göster

The testimony implicated two officials in the bribery scheme.

you'll go free. Kalıp ifadeler

0:23

serbest kalırsınız.

Deyimler

for good measure: fazladan bir şey eklemek

For good measure, “bir şeyi daha eksiksiz veya kesin hâle getirmek için fazladan bir şey ekleyerek” anlamına gelen bir deyimdir. Genellikle ana eylemden veya nesneden sonra değil, eklenen eylem ya da nesneden sonra gelir. Burada başkalarını suça bulaştırmak, itiraf edip özür dilemenin ardından eklenen bir şey gibi sunuluyor. Zararlı bir eylem küçük bir ek adım gibi gösterildiği için ifade ironiktir. Buradaki measure, boyut veya miktar ölçmekle ilgili değildir.

Alıştırma

Burada for good measure ne anlama geliyor? We printed the tickets and saved a copy on the phone for good measure.

  1. Biletleri ölçmek için telefonu kullandık.
  2. Basılı biletler geçersiz olduğu için kopyayı kaydettik.
  3. Planı daha güvenli hâle getirmek için kopyayı fazladan bir adım olarak kaydettik.
Cevabı göster

Planı daha güvenli hâle getirmek için kopyayı fazladan bir adım olarak kaydettik.

Kalıp ifadeler

go free: serbest bırakılmak veya cezadan kurtulmak

Go free, “serbest bırakılmak” veya “cezadan ya da tutukluluktan kurtulmak” anlamına gelir. Bu cümlede you'll go free, dinleyiciye vaat edilen sonucu belirtir: kişi gözaltında kalmayacak veya beklenen cezayla karşılaşmayacaktır. Free, go sonrasında ulaşılan durumu anlatan bir sıfattır. Bu ifade, kısıtlama olmadan yürüme biçimini değil, kişinin durumundaki değişikliği anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle kanıt yetersizliğinin şüphelinin serbest bırakılmasına yol açabileceğini söylüyor?

  1. Without enough evidence, the suspect may go free.
  2. During the interview, the suspect may speak freely.
  3. After the restraints are removed, the suspect may move freely.
Cevabı göster

Without enough evidence, the suspect may go free.

Do you give a false confession or risk a public hanging? Notlar

0:25

Yalan bir itirafta mı bulunursunuz yoksa halka açık bir şekilde asılmayı mı göze alırsınız?

Kelime

false confession: gerçeğe aykırı bir suç itirafı

false confession, kişinin işlemediği bir suçu işlediğini kabul etmesi anlamına gelen hukuki bir ifadedir. Buradaki false, konuşan kişinin tavrının veya samimiyetinin değil, itirafın içeriğinin gerçek olup olmadığının yanlış olduğunu belirtir. Yaygın kullanımlar give a false confession ve make a false confession biçimindedir. Bu ifade polis sorguları, haksız mahkûmiyetler ve hukuki deliller hakkındaki tartışmalarda kullanılır.

Alıştırma

Hangi durum false confession örneğidir?

  1. Bir sanık bir soruyu yanıtlamayı reddeder.
  2. Bir şüpheli işlemediği bir soygunu itiraf eder.
  3. Bir tanık olay yerinde gördüklerini anlatır.
Cevabı göster

Bir şüpheli işlemediği bir soygunu itiraf eder.

Kültür

risk a public hanging: tarihî bir idamla karşı karşıya kalma riskini göze almak

risk a public hanging, halka açık bir yerde asılarak idam edilme ihtimaliyle karşı karşıya kalmak anlamına gelir. Burada risk, a public hanging adlı isim öbeğini alır; public hanging bir idam olayını ifade eder, asılı duran bir nesneyi değil. Tarihî cezalandırma bağlamında bu ifade soruyu uç bir seçime dönüştürür: gerçeğe aykırı bir itirafta bulunmak ya da itiraf etmeyip herkesin önünde öldürülme ihtimalini göze almak. Günlük bir tehlikeyi değil, ölüm kalım baskısını anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede risk a public hanging ne anlama gelir?

  1. Bir nesnenin halka açık bir yerde asılma ihtimalini göze almak.
  2. Halka açık bir yerde asılarak idam edilme ihtimaliyle karşı karşıya kalmak.
  3. Halka açık bir etkinliğe geç kalma riskini göze almak.
Cevabı göster

Halka açık bir yerde asılarak idam edilme ihtimaliyle karşı karşıya kalmak.

This was the choice facing those accused of witchcraft in the village of Salem, Notlar

0:29

Bu, Salem köyünde cadılıkla suçlananların karşı karşıya kaldığı seçimdi,

Massachusetts between February 1692 and May 1693.

0:34

Massachusetts, Şubat 1692 ile Mayıs 1693 arasında.

Dilbilgisi

the choice facing ...: birinin önündeki seçim

the choice facing those... ifadesinde facing those..., choice sözcüğünden sonra gelen bir present participle yan cümleciğidir. Seçimle yüzleşmesi ya da ilgilenmesi gereken kişileri belirtir; yani seçim o insanların önündeydi. Burada facing, insanların fiziksel olarak hangi yöne baktığını anlatmaz. İsim + facing + kişi veya grup kalıbı; sorun, karar ya da zorluğu onunla ilgilenmesi gereken kişilere bağlar.

Alıştırma

“The biggest problem facing the new mayor is the housing shortage.” cümlesinde “facing the new mayor” ne anlama gelir?

  1. Sorun fiziksel olarak yeni belediye başkanına dönüktür.
  2. Yeni belediye başkanı sorunla ilgilenmek zorundadır.
  3. Yeni belediye başkanı sorunu zaten çözmüştür.
Cevabı göster

Yeni belediye başkanı sorunla ilgilenmek zorundadır.

Kelime

those accused of witchcraft: bir grubu belirten those + geçmiş zaman ortacı

Those burada “o kişiler” anlamına gelir. Accused of witchcraft, those sözcüğünden sonra gelen bir geçmiş zaman ortacı yan cümleciğidir; bu nedenle tüm ifade “büyücülükle suçlanan kişiler” demektir. Kısaltılmış edilgen bir ilgi cümleciğidir. Edilgen yapı yalnızca bu kişiler hakkında ne iddia edildiğini bildirir; suçlamanın doğru olduğunu söylemez.

Alıştırma

Cümleyi “who were accused of” ifadesinin kısaltılmış edilgen biçimiyle tamamlayın: Those ____ fraud denied the allegation.

Cevabı göster

accused of

They were the victims of paranoia about the supernatural, Kalıp ifadeler

0:39

Onlar, doğaüstü olaylarla ilgili paranoyanın,

Kalıp ifadeler

victims of paranoia about the supernatural: doğaüstü olana yönelik paranoyanın kurbanları

Victims of, insanların bir güç, olay veya düşünce tarafından zarar görmüş kişiler olduğunu anlatır. Burada paranoia about the supernatural, zarara yol açan nedendir; doğaüstü güçlere yönelmiş, aşırı ve temelsiz bir kuşku ya da korku anlamına gelir. About the supernatural, paranoyanın neye yönelik olduğunu gösterir. Tüm ifade bu insanları daha geniş bir akıl dışı inancın kurbanları olarak sunar; victims of + isim öbeği yapısı başka soyut nedenlerle de kullanılabilir.

Alıştırma

Yanlış bilgiyi zarara yol açan neden olarak gösteren ifadeyi yazarak cümleyi tamamlayın: After the false report spread, thousands became ____ misinformation.

Cevabı göster

victims of

misdirected religious fervor, Kelime

0:43

yanlış yönlendirilmiş dini bağnazlığın,

Kelime

misdirected religious fervor: yanlış yöne yönlendirilmiş dinî coşku

Fervor, yoğun ve derinden hissedilen coşkuyu anlatan resmî bir isimdir. Religious fervor ifadesinde bu tutku dinî inanç veya faaliyetlerle bağlantılıdır. Misdirected, bu tutkunun yanlış kişiye, hedefe veya eyleme yöneltildiğini belirtir. Bu nedenle ifadenin tamamı eleştirel bir anlam taşır: yalnızca dinî bağlılığın güçlü olduğunu değil, bu güçlü enerjinin yanlış bir yönde kullanıldığını anlatır.

Alıştırma

Bir hareketin güçlü dinî tutkusu masum insanları cezalandırmaya yönelmiş. Bunu en iyi hangi ifade anlatır?

  1. religious enthusiasm
  2. religious fervor
  3. misdirected religious fervor
Cevabı göster

misdirected religious fervor

and a justice system that valued repentance over truth. Kalıp ifadeler

0:45

ve tövbe etmeyi gerçeğe tercih eden bir adalet sisteminin kurbanlarıydılar.

Kalıp ifadeler

value X over Y: X'e Y'den daha fazla öncelik vermek

value X over Y yapısında value, “önemli görmek” anlamındaki bir fiildir; over ise X'in daha yüksek önceliğe sahip olduğunu gösterir. Burada adalet sistemi, tövbeyi gerçeği ortaya çıkarmaktan daha önemli sayıyordu. Bu yapı, birbiriyle yarışan iki değeri, hedefi veya seçeneği karşılaştırır. Over bunların öncelik sırasını anlatır; fiziksel olarak “üstünde” anlamına gelmez.

Alıştırma

Öncelik bildiren yapıyı tamamlayın: The hospital values patient safety ____ convenience.

Cevabı göster

over

Salem was settled in 1626 by Puritans, Kültür

0:50

Salem, 1626 yılında Püritenler tarafından kuruldu,

a group of English Protestants.

0:54

bir grup İngiliz Protestan.

Kültür

Puritans, a group of English Protestants: tarihî ad ve açıklayıcı eş ad öbeği

Püritenler, özellikle 16. ve 17. yüzyıllarda etkin olan ve İngiltere Kilisesi'nde daha ileri reform isteyen bir İngiliz Protestan grubuydu. Puritans tarihî bir dinî grubun adıdır; yer veya meslek adı değildir. Virgülden sonraki a group of English Protestants ifadesi açıklayıcı bir eş ad öbeğidir: Puritans adını daha geniş bir tanımla yeniden açıklar. Bu kısa bilgi, dinî disiplinin, günahın, tövbenin ve doğaüstü tehditlerin Salem'de neden büyük önem taşıdığını anlamaya yardımcı olur.

Alıştırma

Cümlede a group of English Protestants ifadesi ne işe yarar?

  1. Salem'in İngiltere'de olduğunu söyler.
  2. Salem'e yerleşim için başka bir tarih verir.
  3. Puritans'ın kim olduğunu açıklar.
Cevabı göster

Puritans'ın kim olduğunu açıklar.

Life was strict and isolated for the people of Salem.

0:56

Salem halkı için hayat katı ve dışa kapalıydı.

Battles with their Native American neighbors and groups of French settlers were commonplace. Notlar

0:59

Kızılderili komşularıyla ve Fransız yerleşimci gruplarıyla çatışmalar sıradan olaylardı.

Kültür

their Native American neighbors and groups of French settlers: kolonilerin çevresindeki gruplar

Bu ifade, söz konusu sömürge topluluklarının yakınındaki iki tür grubu belirtir: İngilizcede neighbors sözcüğüyle onların komşuları olarak tanımlanan Amerika Yerlisi halklar ve Fransız yerleşimci grupları. Burada neighbors, coğrafi olarak yakındaki gruplar demektir; dostça kişisel ilişkileri göstermez. Cümleyi anlamak için gereken asgari tarihsel arka plan şudur: sömürge dönemi New England'ında Yerli uluslar ile birbiriyle rekabet eden Avrupalı yerleşimler arasında temas ve silahlı çatışmalar vardı. Bu ifade, tehlike ve gerilimin olağan hissedilebildiği bir ortama bağlam sağlar.

Alıştırma

Bu cümlede neighbors neyi ifade ediyor?

  1. İlişkileri düşmanca olabilse de coğrafi olarak yakında bulunan grupları
  2. Aynı evde yaşayan kişileri
  3. Birbirine düzenli olarak yardım eden yakın arkadaşları
Cevabı göster

İlişkileri düşmanca olabilse de coğrafi olarak yakında bulunan grupları

Kelime

were commonplace: bir şeyin yaygın olduğunu söylemek

were commonplace ifadesinde commonplace, “yaygın” veya “sık karşılaşılan” anlamına gelen yüklem sıfatıdır. Çoğul özne Battles, were gerektirir; dolayısıyla cümle bu savaşların o dönemde sıkça yaşandığını söyler. Burada commonplace tek sözcüktür. Bir olgunun ne kadar olağan olduğunu anlatır; “sıradan bir yer” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi dersteki resmî ifadeyi geçmiş zamanda kullanarak tamamlayın: Before digital maps, printed road atlases ____.

Cevabı göster

were commonplace

People feared starvation and disease,

1:04

İnsanlar açlıktan ve hastalıktan korkuyordu,

and relations between villagers were strained.

1:07

ve köylüler arasındaki ilişkiler gergindi.

To make matters worse, Anlatım akışı

1:10

İşleri daha da kötüleştiren şey,

Anlatım akışı

To make matters worse: daha kötü bir durumu eklemek

To make matters worse, zaten kötü olan bir duruma onu daha da kötüleştiren yeni bir sorun eklendiğini anlatan ve genellikle cümlenin başında kullanılan bir geçiş ifadesidir. Anlatımı mevcut bir zorluktan daha ciddi yeni bir aksaklığa taşır. Buradaki matters tek tek “meseleler” değil, durumun bütünü anlamına gelir. İfade genellikle virgülle ayrılır ve ardından gelecek kötü habere dinleyiciyi hazırlar.

Alıştırma

Proje zaten takvimin gerisinde ve bütçe de az önce kesildi. İkinci sorunu tanıtmak için hangi geçiş ifadesi en uygundur?

  1. To make matters worse,
  2. For example,
  3. In other words,
Cevabı göster

To make matters worse,

1692 brought one of the coldest winters on record. Dilbilgisi

1:11

1692 yılının kaydedilen en soğuk kışlardan birini getirmesiydi.

Dilbilgisi

one of the coldest winters on record: kayıtlara geçen en soğuk kışlardan biri

one of the coldest winters on record, bu kışın kayıtlara geçmiş en düşük sıcaklıklara sahip kışlar grubuna ait olduğunu anlatır; ancak tek başına birinci sırada olduğu anlamına gelmez. one of the + üstünlük derecesi + çoğul isim yapısı, aşırı bir grubun içinden bir üyeyi seçer. on record karşılaştırmayı mevcut belgelenmiş kayıtlarla sınırlar. Birden fazla kış arasından biri seçildiği için isim çoğul olur; buradaki on record tarihî kayıtlar anlamındadır, fiziksel bir plak veya kayıt anlamında değildir.

Alıştırma

Aşağıdaki cümlelerden hangisi one of the + üstünlük derecesi + çoğul isim + on record yapısını doğru kullanır?

  1. This was one of the busiest airports on record.
  2. This was one of the busiest airport on record.
  3. This was the one of busiest airports on record.
Cevabı göster

This was one of the busiest airports on record.

That winter,

1:15

O kış,

two cousins,

1:16

iki kuzen,

9-year-old Betty Parris and 11-year-old Abigail Williams,

1:17

9 yaşındaki Betty Parris ve 11 yaşındaki Abigail Williams,

started behaving very strangely.

1:21

çok tuhaf davranmaya başladılar.

A physician found nothing physically wrong,

1:24

Bir doktor fiziksel olarak yanlış bir şey bulamadı,

but diagnosed the girls as under an evil hand. Notlar

1:27

ancak kızların kötü bir gücün etkisi altında olduğunu teşhis etti.

Kalıp ifadeler

diagnose someone or something as ...: birini veya bir şeyi belirli bir durumda teşhis etmek

diagnose + nesne + as + tümleç kalıbı, bir kişi veya şeyi belirli bir durumda ya da kategoride teşhis etmek anlamına gelir. Nesne, kimin veya neyin incelendiğini; as sonrasındaki tümleç ise teşhis sonucunu gösterir. Burada the girls nesnedir ve under an evil hand teşhis sonucudur. As, doktorun kızların hangi durumda olduğuna inandığını belirtir; onların “kız olarak” bir şey yaptıkları anlamına gelmez.

Alıştırma

diagnose + nesne + as + durum kalıbını tamamlayın: After reviewing the test, the specialist diagnosed the lump ____ benign.

Cevabı göster

as

Deyimler

under an evil hand: kötü bir gücün kontrolü altında

Burada under an evil hand, mecazi ve doğaüstü bir betimlemedir: kızların kötü bir güç tarafından kontrol edildiğine veya etkilendiğine inanılmıştır. Hand gerçek bir eli değil, kontrolü ya da etki gücünü temsil eder. Fiziksel bir sorun bulunamadıktan sonra bu ifade doktorun teşhisi olarak sunulur. Alışılmadık davranışların gözlemlenebilir bedensel bir hastalıktan değil, kötülükten veya büyücülükten kaynaklanabileceğine dair tarihsel bir inancı yansıtır.

Alıştırma

Bu cümlede under an evil hand ne anlama gelir?

  1. Birisi kızların üzerinde elini tutuyordu.
  2. Kızların kötü ve doğaüstü bir güç tarafından kontrol edildiği düşünülüyordu.
  3. Kızlar ellerinden birini yaralamıştı.
Cevabı göster

Kızların kötü ve doğaüstü bir güç tarafından kontrol edildiği düşünülüyordu.

Puritans believed that the devil wreaked havoc in the world through human agents, Notlar

1:32

Püritenler şeytanın dünyada insan ajanları aracılığıyla tahribat yarattığına inanıyorlardı,

Deyimler

wreaked havoc: ciddi hasara veya kargaşaya yol açtı

Wreak havoc, ciddi hasara, düzensizliğe ya da işleyiş bozukluğuna yol açmak anlamına gelen güçlü ve kalıplaşmış bir ifadedir. Wreak fiildir, havoc onun nesnesidir; bu cümlede wreaked geçmiş zamanı gösterir. Cause problems ifadesinden çok daha güçlüdür. Fiziksel hasar söz konusu olsun ya da bir sistem veya faaliyet ciddi biçimde aksasın, etkinin geniş veya ağır olduğunu anlatır.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifadenin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The ransomware attack ____ on the hospital's computer network.

Cevabı göster

wreaked havoc

or witches,

1:37

yani cadılar aracılığıyla;

Kültür

through human agents, or witches: şeytanın aracısı sayılan insanlar

Burada agents, ticari temsilcileri değil, başka bir gücün araçları veya aracıları olarak hareket ettiğine inanılan insanları ifade eder. Through, şeytanın dünyada sözde hangi yolla hareket edebildiğini gösterir. Or witches ifadesi, human agents sözünü yeniden adlandırıp açıklar: Bu Püriten inanç sisteminde, cadılıkla suçlanan kişiler şeytanın zarar vermek için kullandığı insan aracılar olarak görülüyordu. Bu arka plan, sıradan bir insanın neden doğaüstü kötülüğün kanalı olarak değerlendirilebildiğini açıklar.

Alıştırma

Bu cümlede human agents ne anlama gelir?

  1. şeytanla ilgili iddiaları araştıran görevliler
  2. şeytan tarafından ürün satmak için çalıştırılan satış temsilcileri
  3. şeytanın araçları olarak hareket ettiğine inanılan insanlar
Cevabı göster

şeytanın araçları olarak hareket ettiğine inanılan insanlar

who blighted nature,

1:39

doğayı mahveden,

conjured fiendish apparitions, Kelime

1:40

şeytani görüntüler çağıran,

and tormented children.

1:42

ve çocuklara eziyet eden.

Kelime

conjured fiendish apparitions: şeytani hayalet suretleri çağırdı

Bu ifadede conjured, sihir yoluyla doğaüstü bir şeyi ortaya çıkarmak anlamına gelir. Fiendish son derece kötü, şeytansı demektir; apparitions ise aniden beliren hayaletimsi şekilleri veya görüntüleri anlatır. İfade bütünüyle yalnızca hayalet görmekten değil, onları aktif olarak çağırmaktan söz eder. Bu kullanım edebî ve bilerek dramatiktir. Anlatıya doğaüstü, neredeyse efsanevi bir hava verir; bu nedenle sıradan see ghosts ifadesinden çok daha güçlüdür.

Alıştırma

Hangi cümlede conjured fiendish apparitions, birinin kötü hayaletimsi şekilleri sihirle ortaya çıkarması anlamında kullanılmıştır?

  1. Leo conjured up a childhood memory during the interview.
  2. The magician conjured fiendish apparitions above the castle.
  3. She saw a shadow move across the wall.
Cevabı göster

The magician conjured fiendish apparitions above the castle.

As news swept through the village, Anlatım akışı

1:44

Haber köye yayıldıkça,

the symptoms appeared to spread.

1:47

semptomların da yayıldığı görülüyordu.

Anlatım akışı

As news swept through the village: haber köye yayılırken

As, ana cümleyle aynı anda gelişen bir arka plan sürecini başlatır: haber yayılırken belirtiler de yayılıyor gibi görünür. İki gelişmeyi zaman açısından birbirine bağlar, ancak tek başına birinin diğerine neden olduğunu kanıtlamaz. Swept through, hareketten alınmış canlı bir mecazdır. Özne news olduğunda haberin köyün her yerine hızla yayıldığı ve birçok kişiye ulaştığı anlamına gelir; burada fiziksel olarak süpürülen bir şey yoktur.

Alıştırma

Hangi cümle As kullanarak yayılan bir arka plan olayını aynı anda gelişen başka bir olayla bağlıyor?

  1. As the rumor swept through the office, people began checking their phones.
  2. Because the rumor spread through the office, people began checking their phones.
  3. After the rumor spread through the office, people began checking their phones.
Cevabı göster

As the rumor swept through the office, people began checking their phones.

Accounts described 12 so-called afflicted girls contorting their bodies, Kelime

1:49

Kayıtlar, bedensel olarak kıvranan, sözde hastalıklı 12 kızı anlatıyordu,

Kelime

so-called afflicted girls: bir etiketten mesafe koymak

“so-called afflicted girls” ifadesinde so-called, kızların başka insanlar veya anlatının kaynağı tarafından “afflicted” olarak adlandırıldığını belirtir. Bu ifade etiketi aktarır, ancak onun doğru olduğunu tamamen kabul etmez. Bu ifade konuşanın etiketten uzak durduğunu gösterir. Anlatıcı etiketten şüphe ediyor olabilir veya sadece dikkatli bir tanımlama yapıyor olabilir; so-called tek başına kızların gerçekten acı çekmediğini kanıtlamaz.

Alıştırma

Hangi cümlede so-called tartışmalı bir etiketten uzak durmayı gösteriyor?

  1. The university officially named her the lead expert.
  2. The so-called expert could not explain the results.
  3. The expert was known as a careful researcher.
Cevabı göster

The so-called expert could not explain the results.

Kelime

contorting their bodies: bedeni anormal bir şekle sokmak

Contorting their bodies, bedenlerini doğal olmayan veya zorlanmış şekillere sokmak anlamına gelir. Contort, move kelimesinden çok daha özeldir: genellikle acı, korku, spazm veya aşırı bir performansla bağlantılı, güçlü ve gözle görülür biçimde anormal bir duruş değişikliğini anlatır. Burada contorting, described 12 ... girls ifadesinden sonra gelen bir şimdiki zaman ortaçtır. Kızların, anlatıların tasvir ettiği şeyin parçası olan bir hareketini ekler ve yalnızca hareket ettiklerini söylemekten daha canlı bir görüntü oluşturur.

Alıştırma

Bedenin doğal olmayan bir şekle girmesini anlatmak için contort hangi cümlede en uygun kullanılmıştır?

  1. The child moved her body while walking to school.
  2. The driver turned the car at the corner.
  3. The dancer contorted her body into a sharp, unnatural pose.
Cevabı göster

The dancer contorted her body into a sharp, unnatural pose.

having fits, Kelime

1:55

nöbetler geçiren,

and complaining of prickling skin.

1:56

ve ciltlerinde karıncalanma olmasından şikayet eden.

Kelime

having fits, ...: tekrarlayan fiziksel nöbetler

Burada having fits, muhtemelen kasılmaların da eşlik edebildiği, ani ve tekrarlayan fiziksel nöbetler ya da fiziksel kontrol kaybı dönemleri yaşamak anlamına gelir. Bu ifade bir belirtiyi anlatır; bir tanı koymaz. Çoğul fits, bu dönemlerin tekrarlandığını veya birden fazla olduğunu gösterir. Buradaki fit, “sağlıklı” ya da “uygun” anlamındaki sıfat değil, isimdir. Başka bir bağlamda a fit duygusal bir patlamayı da anlatabilir; fiziksel yorum bu cümledeki belirtiler sayesinde desteklenir.

Alıştırma

Bu cümlede having fits ifadesi en yakın olarak ne anlama gelir?

  1. bedene tam uyan giysilere sahip olmak
  2. tekrarlayan fiziksel nöbetler veya dönemler geçirmek
  3. sağlıklı ve fiziksel olarak güçlü olmak
Cevabı göster

tekrarlayan fiziksel nöbetler veya dönemler geçirmek

Four of the girls soon accused three local women of tormenting them.

1:58

Kızlardan dördü kısa süre sonra üç yerel kadını kendilerine eziyet etmekle suçladı.

All three of the accused were considered outsiders in some way. Kelime

2:04

Suçlanan üç kadın da bir şekilde dışlanmış olarak görülüyordu.

Kelime

considered outsiders in some way.: nitelendirilmiş bir toplumsal yargı

considered outsiders in some way, diğer insanların veya çevredeki topluluğun, sanıkların üçünü de bir gruba tam olarak ait olmayan kişiler olarak gördüğü anlamına gelir. Considered edilgen yapıdadır; cümle onların kendi benlik algılarına değil, başkalarının yaptığı değerlendirmeye odaklanır. In some way genellemeyi yumuşatır ve sınırlar. Üç kişi, bir bakıma grubun dışında görülme durumunu paylaşıyordu; ancak dışlanma nedenleri veya biçimleri farklı olabilirdi. Bu ifade, üçünün tam olarak aynı şekilde dışarıda kaldığını söylemez.

Alıştırma

Bu cümlede considered outsiders in some way ne anlatıyor?

  1. Üç kişi birbirine yabancıydı ve ortak bir kimlikleri yoktu.
  2. Üç kişi de aynı gruptan aynı nedenle ayrılmayı seçmişti.
  3. Başkaları bu üç kişiyi bir grubun dışında görüyordu, ancak nedenler farklı olabilirdi.
Cevabı göster

Başkaları bu üç kişiyi bir grubun dışında görüyordu, ancak nedenler farklı olabilirdi.

On February 29th,

2:08

29 Şubat'ta,

the authorities arrested Sarah Good,

2:09

yetkililer Sarah Good'u tutukladı,

a poor pregnant mother of a young daughter,

2:12

küçük bir kızı olan fakir, hamile bir anneyi,

Sarah Osbourne,

2:14

Sarah Osbourne'u,

who had long been absent from church and was suing the family of one of her accusers, Notlar

2:15

uzun zamandır kiliseye gitmeyen ve kendisini suçlayanlardan birinin ailesine dava açan kadını,

Kalıp ifadeler

had long been absent from church: uzun süredir kiliseye gitmiyordu

had long been absent yapısında had been, be fiilinin past perfect biçimidir; absent ise bir durumu anlatır. Yapı, geçmişteki daha sonraki bir noktadan geriye bakar: o zamana gelindiğinde katılmama durumu uzun süredir devam etmektedir. Long yokluğun süresini belirtir; church sözcüğünü nitelemez. Burada absent from church, kiliseye ya da ayinlere katılmamak anlamındadır. İfade, tek bir ayini kaçırmayı değil, yerleşmiş ve süregelen bir durumu anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle, Maya'nın başka bir geçmiş olaydan önce uzun süredir antrenmanlara katılmadığını açıkça gösterir?

  1. Before the coach called, Maya will be absent from practice.
  2. Before the coach called, Maya was absent from practice.
  3. Before the coach called, Maya had long been absent from practice.
Cevabı göster

Before the coach called, Maya had long been absent from practice.

Kelime

was suing the family of one of her accusers: kendisini suçlayanlardan birinin ailesine dava açmıştı

Was suing, sue fiilinin past progressive biçimidir. Sue, genellikle hukuk davalarında bir kişi ya da kuruluşa karşı mahkemede hukuki talepte bulunmak anlamına gelir. Progressive yapı, anlatılan geçmiş zamanda davanın devam ettiğini gösterir. Nesne the family of one of her accusers ifadesidir: onu suçlayan grubun içinde bir kişi vardı ve o kişinin ailesine dava açılmıştı. Bu, suçlayan herkesin veya onların bütün ailelerinin davaya karıştığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu yan cümlede was suing the family of one of her accusers ne anlama gelir?

  1. O aileyi mahkemeye verme süreci devam ediyordu.
  2. O aileden kibarca yardım istiyordu.
  3. O ailenin her üyesi onu mahkemede suçluyordu.
Cevabı göster

O aileyi mahkemeye verme süreci devam ediyordu.

and Tituba,

2:21

ve Tituba'yı,

an enslaved woman in Betty Parris's home known by her first name only. Kültür

2:22

Betty Parris'in evinde köleleştirilmiş ve yalnızca ilk adıyla bilinen bir kadını.

Kültür

köleleştirilmiş bir kadın

an enslaved woman, kölelik altında tutulan ve özgürlüğü elinden alınan bir kadını ifade eder. Bu durum başkaları veya bir sistem tarafından zorla dayatılır; doğuştan gelen bir özellik ya da sıradan bir iş değildir. Bu cümlede bu ifade, kadının ev içindeki toplumsal konumunu önce tanımlar. Ciddi bir güç eşitsizliğine işaret eder; employee veya servant sözcükleri zorlamayı ve özgürlük kaybını anlatmaz.

Alıştırma

Bu ifadede an enslaved woman neyi belirtir?

  1. özgürlüğü zorla elinden alınan bir kadın
  2. evi davetli olarak ziyaret eden bir kadın
  3. ücret karşılığında çalışmak üzere işe alınan bir kadın
Cevabı göster

özgürlüğü zorla elinden alınan bir kadın

Kültür

yalnızca ilk adıyla bilinen

known by her first name only, who was known by her first name only ifadesinin kısaltılmış edilgen ilgi cümlesidir. Mevcut anlatıların veya kayıtların onu yalnızca ilk adıyla tanımladığını ve ek ya da tam bir ad kaydetmediğini belirtir. Burada only, onu tanımlamak için kullanılan adı sınırlar: yalnızca ilk adı. Tarihî bir anlatıda bu, kayıtların eksik veya eşitsiz tutulmuş olabileceğine işaret edebilir; ancak ifade tek başına tam adın neden eksik olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

Kayıtların Maria'nın ilk adından başka bir ad vermediğini anlatan tam ifadeyi yazın: The archive says Maria is ____.

Cevabı göster

known by her first name only

Tituba denied harming the girls at first,

2:27

Tituba ilk başta kızlara zarar verdiğini reddetti,

but then she confessed to practicing witchcraft on the devil's orders and charged Good and Osbourne with having forced her. Notlar

2:31

ancak daha sonra şeytanın emriyle cadılık yaptığını itiraf etti ve Good ile Osbourne'u kendisini buna zorlamakla suçladı.

Kalıp ifadeler

confessed to practicing: confess to + -ing

Confess to doing something, bir şeyi yaptığını kabul etmek anlamına gelir ve genellikle yanlış, gizli veya utandırıcı bir eylem için kullanılır. Burada kadın büyücülük yaptığını kabul ediyor. Bu yapıda to, mastar işareti değil bir edattır. Bu nedenle ardından gelen fiil -ing biçimini alır: confessed to practicing doğrudur; confessed to practice değildir.

Alıştırma

Hide fiilinin doğru -ing biçimini kullanın: Mia confessed to ____ the broken phone.

Cevabı göster

hiding

Kalıp ifadeler

on the devil's orders: birinin emriyle

On someone's orders, bir eylemin o kişi veya yetkili makam emrettiği için yapıldığını belirtir. on the devil's orders ifadesinde, büyücülük yapma emrinin kaynağı olarak şeytan gösterilir. Buradaki on, eylemin dayanağını veya arkasındaki yetkiyi belirtir; fiziksel bir konumu anlatmaz. Yeniden kullanılabilen kalıp on + iyelik bildiren isim öbeği + orders şeklindedir.

Alıştırma

Kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: The doors were locked ____ the principal's orders.

Cevabı göster

on

Kelime

charged Good and Osbourne with having forced her: onu zorlamakla resmî olarak suçlamak

Charged Good and Osbourne with having forced her resmî bir hukuk yapısıdır: charge someone with ifadesinden sonra bir isim ya da -ing yapısı gelir. Burada Good ve Osbourne'un onu zorlamakla resmî olarak suçlandığı anlatılır; charged bu cümlede “ücret talep etti” ya da “hücum etti” anlamında değildir. Having forced, perfect gerund adı verilen yapıdır. Zorlama eyleminin suçlama yapılmadan önce gerçekleştiğini gösterir; with ise suçlanan eylemi tanıtır.

Alıştırma

Hangi cümle charge someone with yapısını doğru kullanıyor ve suçlanan eylemin suçlamadan önce gerçekleştiğini açıkça gösteriyor?

  1. The report says prosecutors charged the two men of having forced the witness.
  2. The report says prosecutors accused the two men with having forced the witness.
  3. The report says prosecutors charged the two men with having forced the witness.
Cevabı göster

The report says prosecutors charged the two men with having forced the witness.

Osbourne and Good both maintained their innocence. Kalıp ifadeler

2:39

Osbourne ve Good masumiyetlerini korudular.

Kalıp ifadeler

maintained their innocence: masumiyetlerini savunmaya devam ettiler

Maintained their innocence, Good ve Osbourne'un suçsuz olduklarını söylemeye devam ettikleri anlamına gelir. Buradaki maintain, bir görüşü korumak ve tekrarlamak demektir; bir şeyi bakımdan geçirmek veya onarmak anlamında değildir. Bu ifade davanın gerçeğini değil, onların tutumunu aktarır: Bir suçlamayla karşı karşıyayken ne iddia ettiklerini söyler, ancak suçlu ya da suçsuz olduklarını kanıtlamaz.

Alıştırma

“Suçsuz olduğunu söylemeye devam etmek” anlamındaki sabit ifadeyi tamamlayın: Despite the accusation, both players ____.

Cevabı göster

maintained their innocence

Osbourne died in prison,

2:43

Osbourne hapishanede öldü,

while Good's husband turned against her in court, Öbek fiiller

2:44

Good'un kocası ise mahkemede ona karşı döndü,

Öbek fiiller

turned against her: destekten karşıtlığa geçmek

Turn against someone, bir kişiyi destekleyen, ona dostça yaklaşan ya da tarafsız olan bir tutumdan o kişiye karşı çıkmaya geçmek demektir. turned against her ifadesinde turned değişimi, against ise yeni karşıt veya aleyhte konumu gösterir. Bu cümlede ifade, kocanın mahkemede taraf değiştirmesini anlatır; bedenini fiziksel olarak çevirmesi anlamına gelmez. Genellikle ihaneti veya beklenmedik bir destek kaybını vurgular.

Alıştırma

Hangi durum turned against her ifadesine en uygundur?

  1. Ona her zaman karşı olan biri aynı görüşü tekrarladı.
  2. Biri fiziksel olarak dönüp onun yüzüne baktı.
  3. Onu eskiden destekleyen biri ona karşı çıkmaya başladı.
Cevabı göster

Onu eskiden destekleyen biri ona karşı çıkmaya başladı.

testifying that she was a witch or would be one very quickly.

2:48

onun bir cadı olduğuna veya çok yakında olacağına dair ifade verdi.

Good's 4-year-old daughter was imprisoned and eventually gave testimony against her mother. Kalıp ifadeler

2:52

Good'un 4 yaşındaki kızı hapse atıldı ve sonunda annesi aleyhine ifade verdi.

Kalıp ifadeler

gave testimony against her mother: birinin aleyhine resmî tanıklık yapmak

Give testimony, özellikle mahkemede veya resmî bir soruşturmada tanık olarak resmî bir beyanda bulunmak demektir. Against her mother, tanıklığın anne için olumsuz olduğunu veya anneye karşı yürütülen davayı desteklediğini gösterir. Bu ifade, delilin yönünü veya etkisini anlatır. Tek başına kızın annesinden nefret ettiği, tanıklığın doğru olduğu ya da suçun kanıtlandığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Burada gave testimony against her mother ne anlama gelir?

  1. Annesinin aleyhine olan resmî bir tanık beyanında bulundu.
  2. Konuşurken annesinin yanında durdu.
  3. Annesiyle gündelik bir tartışma yaşadı.
Cevabı göster

Annesinin aleyhine olan resmî bir tanık beyanında bulundu.

Meanwhile,

2:58

Bu arada,

Good gave birth in jail. Kalıp ifadeler

2:59

Good hapishanede doğum yaptı.

Kalıp ifadeler

gave birth: give birth ifadesinin geçmiş zaman biçimi

Give birth, “bebek doğurmak” veya “doğum yapmak” anlamına gelen kalıplaşmış bir fiil öbeğidir. Gave birth içinde give fiili geçmiş zaman biçimi olan gave olur; bu nedenle doğumun geçmişte gerçekleştiğini anlatır. Bu sözcükleri give fiilinin sıradan anlamı ile birth isminin toplamı olarak değil, tek bir ifade olarak anlayın. Doğan bebek ya da bebekler belirtilirse give birth to kullanılır: She gave birth to twins.

Alıştırma

Cümleyi kalıplaşmış ifadenin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After twelve hours of labor, Elena ____ to twins.

Cevabı göster

gave birth

Her baby died,

3:01

Bebeği öldü,

and she was convicted and hanged shortly thereafter. Kelime

3:02

ve kendisi de kısa bir süre sonra hüküm giyerek asıldı.

Kelime

was convicted and hanged shortly thereafter: eşgüdümlü edilgen anlatım

Was, yan yana bağlanan iki past participle ile ortak kullanılır: was convicted and hanged. Eksiksiz biçim was convicted and was hanged olur. Bu kısa edilgen yapı, onun resmen suçlu bulunması ve ardından asılarak idam edilmesi şeklindeki iki eylemi was sözcüğünü tekrarlamadan aktarır. Shortly thereafter, az önce sözü edilen olaydan kısa süre sonra anlamına gelir. Cümleye tarih, hukuk ve haber anlatımlarında yaygın olan resmî ve zaman sıralı bir üslup verir.

Alıştırma

Hangi cümle edilgen yapıyı ve asılarak idam anlamındaki standart past participle biçimini doğru kullanıyor?

  1. She was convicted and hanged shortly thereafter.
  2. She convicted and hanged shortly thereafter.
  3. She was convicted and hung shortly thereafter.
Cevabı göster

She was convicted and hanged shortly thereafter.

Tituba was held in custody until May and then released. Kelime

3:05

Tituba mayıs ayına kadar gözaltında tutuldu ve ardından serbest bırakıldı.

Kelime

held in custody: yetkililer tarafından gözaltında tutulmak

Bu cümlede held in custody, kişinin polis veya başka bir adli makamın kontrolü altında tutulduğu ve özgürce ayrılamadığı anlamına gelir. İfade gözaltında tutulma durumunu anlatır; kişinin suçlu bulunduğunu göstermez. Was held, hold fiilinin geçmiş zaman edilgen biçimidir ve kişinin eylemi yapan değil, eylemden etkilenen taraf olduğunu gösterir. Until May gözaltının ne zamana kadar sürdüğünü, then released ise sona erdiğini belirtir.

Alıştırma

Polisin şüpheliyi gece boyunca gözaltında tuttuğunu doğru biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. The suspect had custody of the child overnight.
  2. The suspect was held in custody overnight.
  3. The suspect was granted child custody overnight.
Cevabı göster

The suspect was held in custody overnight.

These three victims were just the beginning.

3:10

Bu üç kurban sadece bir başlangıçtı.

As accusations multiplied, Anlatım akışı

3:13

Suçlamalar çoğaldıkça,

Anlatım akışı

As accusations multiplied, ...: gelişen bir arka planı anlatmak

As accusations multiplied, bir arka plan yan cümlesidir: ana olay gelişirken suçlamaların sayısının arttığını anlatır. Buradaki as, “-dıkça” veya “bu değişim sürerken” anlamındadır; matematiksel çarpma anlamında değildir. Virgül, bundan sonra bir ana cümle gelmesi gerektiğini gösterir. Multiplied burada mecaz anlamdadır ve suçlamaların sayıca hızla arttığını anlatır. Bu giriş, anlatımı tek bir suçlamadan giderek büyüyen bir duruma taşır.

Alıştırma

Ana eylemle aynı anda gelişen bir arka plan eğilimini göstermek için as kullanan cümle hangisidir?

  1. As repair requests multiplied, the workshop hired another technician.
  2. When repair requests multiplied, the workshop hired another technician.
  3. Because repair requests multiplied, the workshop hired another technician.
Cevabı göster

As repair requests multiplied, the workshop hired another technician.

others,

3:15

diğerleri de,

like Tituba,

3:16

Tituba gibi,

made false confession to save themselves.

3:17

kendilerini kurtarmak için sahte itiraflarda bulundular.

The authorities even reportedly told one accused witch that she would be hanged if she did not confess Dilbilgisi

3:20

Hatta yetkililerin, suçlanan bir cadıya itiraf etmezse asılacağını,

and freed if she did.

3:26

itiraf ederse serbest bırakılacağını söylediği bile bildirildi.

Dilbilgisi

would be hanged if ... and freed if she did yapısında paralel koşullar ve eksiltme

Cümle iki paralel koşul-sonuç çifti kurar: İtiraf etmezse asılacak, itiraf ederse serbest bırakılacaktır. Tek bir would be, hanged ve freed geçmiş zaman ortaçlarının ikisi için de geçerlidir; bu nedenle ikinci sonuçta tekrarlanmaz. if she did ifadesindeki did, confessed'ın yerini tutar. İlk koşuldan eksik eylem açıkça anlaşılabiliyorsa İngilizcede fiil öbeğini tekrarlamamak için bu tür yardımcı fiil kullanımı yaygındır.

Alıştırma

sign the form ifadesini tekrar etmemek için bir yardımcı fiil kullanın: Maya's application would be rejected if she did not sign the form and accepted if she ____.

Cevabı göster

did

They were not particularly interested in thoroughly investigating the charges. Kalıp ifadeler

3:28

Suçlamaları kapsamlı bir şekilde araştırmakla pek ilgilenmiyorlardı.

Kalıp ifadeler

not particularly interested in thoroughly investigating ifadesindeki interested in + -ing yapısı

Be interested in yapısından sonra bir isim veya -ing biçimi gelir, çünkü in bir edattır. Burada investigating -ing biçimidir ve thoroughly onu niteler; konu, suçlamaları tamamen soruşturmak isteyip istemedikleridir. Not particularly interested, ilgi veya isteğin az olduğunu ölçülü bir şekilde ifade eder. Bu hukuki bağlamda charges, fiyat veya ücret değil, resmî suçlamalar anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi investigate fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The board is interested in ____ the complaint.

Cevabı göster

investigating

In keeping with their church's teachings, Kalıp ifadeler

3:33

Kiliselerinin öğretilerine uygun olarak,

Kalıp ifadeler

In keeping with: bir kural veya ilkeyle uyumlu olma

In keeping with, “... ile uyumlu olarak” ya da “... doğrultusunda” demektir. Burada kilisenin öğretilerini, ardından anlatılan eylemin uyduğu ölçüt olarak sunar. Bu kalıplaşmış edat öbeğinde keeping, bir şeyi saklamak veya muhafaza etmek anlamına gelmez. İfadenin tamamı bir kurala, geleneğe, ilkeye veya tarza uyan bir eylemi tanıtabilir.

Alıştırma

“... ile uyumlu olarak” anlamındaki tam ve resmî ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____ school policy, every visitor must sign in.

Cevabı göster

In keeping with

they preferred that the accused confessed,

3:35

suçlananların itiraf etmesini tercih ediyorlardı,

asked for forgiveness,

3:38

bağışlanma dilemelerini,

and promised not to engage in more witchcraft. Kalıp ifadeler

3:39

ve bir daha cadılığa bulaşmamaya söz vermelerini.

Kalıp ifadeler

Promised not to engage in: katılmamaya söz verme

Promise not to do something, bir eylemden kaçınacağına söz vermek anlamına gelir; not, to + fiil yapısından önce gelir. Engage in, “katılmak” veya “yapmak” anlamındadır ve ardından etkinliği adlandıran bir isim öbeği ya da -ing biçimi gelir. Burada bütün ifade, başka hiçbir büyücülük faaliyetine katılmama taahhüdünü anlatır. Olumsuz yapı içinde more, miktarın daha fazla olduğunu söylemez; “başka” veya “bundan sonra” anlamını taşır.

Alıştırma

“Katılmak” anlamındaki iki sözcüklük tam ifadeyle cümleyi tamamlayın: The company promised not to ____ deceptive advertising.

Cevabı göster

engage in

The court accepted all kinds of dubious evidence, Kelime

3:42

Mahkeme, her türlü şüpheli kanıtı kabul etti,

Kelime

all kinds of dubious evidence: güvenilirliği şüpheli her türlü kanıt

All kinds of, bir şeyin birçok farklı türü anlamına gelir. Burada değerlendirmeyi tek bir şüpheli unsurun ötesine taşır: mahkeme birkaç farklı türde kanıtı kabul etmiştir. Dubious evidence, doğruluğu, kaynağı veya güvenilirliği hakkında ciddi kuşku bulunan kanıttır. Dubious yalnızca garip anlamına gelmez ve kanıtın yanlış olduğunun ispatlandığını da göstermez; daha dikkatli incelenmeden kanıta güvenilmemesi gerektiğini bildirir.

Alıştırma

Bir kaynak güvenilmez görünüyor, ancak kanıtlarının uydurulduğu ispatlanmış değil. En uygun değerlendirme hangi ifadedir?

  1. false evidence
  2. dubious evidence
  3. unconfirmed evidence
Cevabı göster

dubious evidence

including so-called spectral evidence, Kültür

3:46

sözde hayaletimsi kanıtlar da dahil,

Kültür

so-called spectral evidence: sözde hayalet kanıtı

Spectral evidence, özellikle Salem'dekiler gibi cadı yargılamalarıyla ilişkilendirilen tarihî bir terimdir. Sanığın ruhunun veya hayaletinin bir tanığa göründüğünü, çoğu zaman onu tehdit ettiğini ya da ona zarar verdiğini ileri süren ifadeleri anlatırdı. Burada spectral, hayaletimsi veya ruhlarla ilgili anlamındadır; bir spektrumun bilimsel ölçümleriyle ilgili değildir. So-called, bu adla bilinen veya bu şekilde tanımlanan anlamına gelir; ancak etikete karşı mesafe de gösterebilir. Bu cümlede dubious evidence ifadesinin ardından gelmesi, anlatıcının spectral evidence kavramını sağlam ve güvenilir bir kanıt olarak görmediğini göstermeye yardımcı olur.

Alıştırma

Salem cadı yargılamaları bağlamında spectral evidence neyi ifade ediyordu?

  1. Araştırmacıların toplayıp incelediği fiziksel nesneler
  2. Bilimsel bir aletle yapılan ışık ölçümleri
  3. Sanığın ruhunun görünüp birine zarar verdiği yönündeki iddialar
Cevabı göster

Sanığın ruhunun görünüp birine zarar verdiği yönündeki iddialar

in which the girls began raving when supposedly touched by invisible ghosts. Kelime

3:49

kızların sözde görünmez hayaletler tarafından dokunulduğunda sayıklamaya başladığı anlar gibi.

Kelime

supposedly touched: doğrulanmamış bir iddiayı belirtmek

Burada supposedly, “iddia edilene göre” anlamına gelir; “kesinlikle” anlamına gelmez. Anlatıcı ile görünmez hayaletlerin kızlara dokunduğu iddiası arasında mesafe oluşturur. Bu yüzden anlatıcı olayın gerçekten gerçekleştiğini doğrulamaz. When supposedly touched, edilgen bir zaman yan tümcesinin kısaltılmış biçimidir. Tam biçimi when the girls were supposedly touched şeklindedir: anlaşılan özne the girls, atılan sözcük were, touched ise geçmiş zaman ortacıdır.

Alıştırma

Hangi cümle, doğru olduğunu onaylamadan bir iddiayı aktarır?

  1. I tested the medicine myself and confirmed that it works within an hour.
  2. The medicine certainly works within an hour, and several studies prove it.
  3. The medicine supposedly works within an hour, but no study has confirmed it.
Cevabı göster

The medicine supposedly works within an hour, but no study has confirmed it.

Complicating matters further, Anlatım akışı

3:55

Durumu daha da karmaşık hale getiren şey,

Anlatım akışı

Complicating matters further: yeni bir karmaşıklık eklemek

Complicating matters further, zaten zor olan bir durumu daha karmaşık hâle getirecek başka bir etkenin geleceğini bildiren cümle başı geçiş ifadesidir. Sonraki bilgiyi ilgisiz bir gerçek olarak değil, ek bir karmaşıklık olarak düzenler. Burada matters genel durumu, further ise “bir derece daha” anlamını taşır. Virgülden sonraki ana cümle normalde yeni karmaşıklaştırıcı etkeni belirtir.

Alıştırma

Cümleyi ek bir karmaşıklığa işaret eden dersteki tam geçiş ifadesiyle tamamlayın: ____, the backup server also failed.

Cevabı göster

Complicating matters further

many of the jurors in the trials were relatives of the accusers,

3:57

davalardaki jüri üyelerinin çoğunun suçlayanların akrabası olmasıydı,

compromising their objectivity. Kelime

4:01

bu da onların tarafsızlığını tehlikeye atıyordu.

Kelime

compromising their objectivity: nesnelliklerini zedelemek

Burada compromising their objectivity, jüri üyelerinin adil karar verme becerisini zayıflatmak anlamına gelir. Compromise burada geçişli bir fiildir ve zarar gören niteliği, yani objectivity sözcüğünü doğrudan nesne olarak alır. ‘Tarafların ödün vererek anlaşmaya varması’ anlamında değildir. Virgül + -ing yapısı, önceki durumun sonucunu verir: jüri üyelerinin suçlayanlarla akraba olması, kararlarını daha az tarafsız hâle getirebilirdi. Objectivity kanıta dayalı, adil değerlendirme demektir; bir kişinin objective sözcüğüyle ifade edilen amacı veya hedefi değildir.

Alıştırma

'Personal ties can compromise a judge's objectivity,' cümlesinde compromise ne anlama gelir?

  1. zayıflatmak veya zarar vermek
  2. müzakere edilmiş bir anlaşmaya varmak
  3. bir hedef belirlemek
Cevabı göster

zayıflatmak veya zarar vermek

Those who dared to speak out, Öbek fiiller

4:04

Sesini çıkarmaya cesaret edenler,

Öbek fiiller

dared to speak out: açıkça konuşmaya cesaret ettiler

Dared to + fiilin yalın hâli, ‘zor veya riskli bir şeyi yapacak cesarete sahipti’ anlamına gelir. Dared, dare fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Speak out, çoğu zaman baskıya rağmen bir itirazı, kaygıyı veya önemli gerçeği kamu önünde dile getirmek anlamına gelir. Bu nedenle dared to speak out, görüşünü açıkça dile getirecek kadar cesur olan kişileri anlatır; yalnızca yüksek sesle konuştukları anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi dare fiilinin geçmiş zamanı + to speak out ile tamamlayın: Although she feared losing her job, Maya ____ about the safety violations.

Cevabı göster

dared to speak out

such as Judge Nathanial Saltonstall,

4:06

Yargıç Nathanial Saltonstall gibi,

came under suspicion. Kalıp ifadeler

4:09

şüphe altına girdiler.

Kalıp ifadeler

came under suspicion: şüphe altında kalmak

came under suspicion, birinin “şüphelenilen kişi hâline gelmesi” veya “şüphe çekmeye başlaması” anlamına gelir. Bu cümlede, açıkça konuşmaları insanların bu kişileri güvenilmez ya da olayla bağlantılı olabilecek kişiler olarak görmeye başlamasına yol açmıştır. come under + soyut isim yapısı, come under pressure veya come under investigation örneklerinde olduğu gibi, kişinin dışarıdan gelen bir gücün ya da ilginin etkisi altındaki bir duruma girmesini anlatır. Buradaki came, bu değişimin geçmişte olduğunu gösterir; suspicion fiziksel bir konum değil, bir durumdur.

Alıştırma

Cümleyi “şüphelenilmeye başlandı” anlamındaki ders ifadesiyle tamamlayın: After the missing files were traced to his computer, the assistant ____.

Cevabı göster

came under suspicion

By the spring of 1693,

4:10

1693 ilkbaharına gelindiğinde,

over 100 people had been imprisoned,

4:13

100'den fazla kişi hapse atılmış,

and 14 women and six men had been executed.

4:15

14 kadın ve altı erkek idam edilmişti.

By this time,

4:19

Bu zamana kadar,

accusations were starting to spread beyond Salem to neighboring communities, Anlatım akışı

4:20

suçlamalar Salem'in ötesine geçerek çevre topluluklara yayılmaya başlamıştı,

and even the most powerful figures were targets.

4:25

ve en güçlü figürler bile hedefti.

Anlatım akışı

were starting to spread beyond X to Y: X'in ötesine geçip Y'ye yayılmaya başlamak

Bu yan cümle değişimi bir genişleme yolu olarak düzenler. accusations yayılan şeydir; were starting to spread sürecin yeni başladığını gösterir; beyond Salem önceki sınırın aşıldığını belirtir; to neighboring communities ise ulaşılan yeni alanı adlandırır. Yeniden kullanılabilen spread beyond X to Y kalıbı ölçek değişimini takip etmeyi kolaylaştırır: konu artık X ile sınırlı değildir ve Y'ye doğru genişlemektedir. Burada beyond, “sınırlarının dışında” anlamına gelir; “arkasında” anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle elektrik kesintilerinin şehrin sınırlarını aşıp yakındaki kasabalara ulaştığını açıkça söyler?

  1. The power outages spread beyond the city to nearby towns.
  2. The power outages remained within the city.
  3. The power outages spread from nearby towns to the city.
Cevabı göster

The power outages spread beyond the city to nearby towns.

When his own wife was accused,

4:28

Kendi karısı suçlandığında,

the governor of Massachusetts colony suspended the trials. Kelime

4:30

Massachusetts kolonisi valisi duruşmaları askıya aldı.

Kelime

suspended the trials: yargılamaların resmî olarak geçici süreyle durdurulması

Burada suspended, bir şeyin belirli bir süre için resmî olarak durdurulduğu anlamına gelir. Fiziksel olarak asılmak anlamına gelmez ve sürecin daha sonra yeniden başlayabilmesi ihtimalini açık bırakır. The trials, girişimleri değil mahkeme yargılamalarını ifade eder. Bu nedenle suspended the trials, yetkili bir makamın hukuki yargılamaları geçici olarak durdurduğu anlamına gelir.

Alıştırma

Belirli bir süre için resmî olarak durdurmak anlamına gelen, dersteki fiille cümleyi tamamlayın: The judge ____ the trial while the new evidence was reviewed.

Cevabı göster

suspended

Sentences were amended, Kelime

4:34

Cezalar değiştirildi,

prisoners released,

4:35

mahkumlar serbest bırakıldı,

and arrests stopped.

4:36

ve tutuklamalar durduruldu.

Kelime

Sentences were amended: hukuki cezaların resmî olarak değiştirilmesi

Bu hukuki bağlamda sentences, sözcük gruplarını değil, mahkemenin verdiği cezaları veya ceza kararlarını ifade eder. Amended, otomatik olarak iptal edildiği değil, resmî biçimde değiştirildiği anlamına gelir. Were amended geçmiş zamanda edilgen bir yapıdır. Cezaları kimin değiştirdiğini belirtmeden, cezalara ne olduğuna odaklanır.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: The prisoner's sentence was amended after the appeal. sentence ne anlama gelir?

  1. mahkemenin verdiği bir ceza
  2. noktalama işaretiyle biten bir sözcük grubu
  3. bir şeyi sınamak için yapılan girişim
Cevabı göster

mahkemenin verdiği bir ceza

Some have speculated that the girls were suffering from hallucinations caused by fungus Notlar

4:38

Bazıları kızların mantarların neden olduğu halüsinasyonlardan muzdarip olduğunu iddia etti,

Kalıp ifadeler

suffering from hallucinations caused by fungus: bir rahatsızlığı ve nedenini anlatmak

were suffering from hallucinations ifadesinde suffer from, zararlı bir durumu veya sorunu adlandıran bir isim öbeğiyle devam eder. Geçmiş zamanın sürmekte olan biçimi were suffering, bu durumun söz edilen zamanda devam ettiğini anlatır. Caused by fungus, hallucinations sözcüğünü niteleyen kısaltılmış bir edilgen yan cümledir ve hallucinations that were caused by fungus anlamına gelir. Böylece öne sürülen neden aynı isim öbeğinin içine eklenir.

Alıştırma

Cümleyi yukarıda öğretilen iki yapıyla sırasıyla tamamlayın: She was ____ severe headaches ____ dehydration.

Cevabı göster

suffering from · caused by

or a condition that caused swelling of the brain.

4:43

veya beyin şişmesine neden olan bir hastalıktan.

Anlatım akışı

Some have speculated that: doğrulanmamış bir açıklamayı sunmak

Some have speculated that, ardından gelen açıklamayı kesinleşmiş bir gerçek olarak değil, kimliği belirtilmeyen kişilerin ortaya attığı bir olasılık olarak sunar. Some kaynağı genel bırakır; speculated ise kanıtların sınırlı veya durumun belirsiz olduğunu gösterir. Have speculated biçimindeki present perfect, daha önce ortaya atılan fikirleri güncel tartışmayla ilişkilendirir. Bu kalıp, anlatıcının hâlâ tartışılan bir teoriden söz ederken o teoriyle arasına belli bir mesafe koymasını sağlar.

Alıştırma

Hangi cümle doğrulanmamış bir açıklamayı uygun şekilde sunar?

  1. Researchers have proved that the stone was part of an ancient calendar.
  2. Some have speculated that the stone was part of an ancient calendar.
  3. The stone was definitely part of an ancient calendar.
Cevabı göster

Some have speculated that the stone was part of an ancient calendar.

But ultimately, Anlatım akışı

4:46

Ancak nihayetinde,

the reason for their behavior is unknown.

4:47

davranışlarının nedeni bilinmiyor.

Anlatım akışı

But ultimately: olasılıklar değerlendirildikten sonra nihai sonuca geçmek

But, ardından gelen ifadenin daha önce ele alınan olasılıklarla karşıtlık oluşturduğunu gösterir. Ultimately “her şey değerlendirildiğinde” veya “son tahlilde” anlamına gelir; dolayısıyla But ultimately geçerliliğini koruyan yargıyı, yani nedenin bilinmediği sonucunu sunar. Burada ultimately zaman sırasını değil, akıl yürütmeyi düzenler. Nedenin bilinmemesinin gerçekleşen son olay olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

"We considered all three plans, but ultimately, we chose the safest one." cümlesinde "but ultimately" ne işe yarar?

  1. Önceki konuyla ilgisiz bir örnek ekler.
  2. Alternatifler değerlendirildikten sonra nihai yargıyı sunar.
  3. Seçimin zaman sırasındaki son olay olduğunu söyler.
Cevabı göster

Alternatifler değerlendirildikten sonra nihai yargıyı sunar.

What we do know is that adults accepted wild accusations by children as hard evidence. Notlar

4:50

Bildiğimiz şey, yetişkinlerin çocukların vahşi suçlamalarını somut kanıt olarak kabul ettikleridir.

Anlatım akışı

What we do know is that: doğrulanmış bilgiyi vurgulamak

What we do know, isim gibi işlev gören ve cümlenin öznesi olan bir yan cümledir; is that ise belirtilen somut gerçeği sunar. Bu kalıp, güvenilir bilgiyi hâlâ belirsiz olan ayrıntılardan ayırır. Burada do vurgu yardımcı fiilidir ve know sözcüğüne “bunu gerçekten biliyoruz” anlamı katar. “Bir eylemi yapmak” anlamına gelmez. What we know is that ile karşılaştırıldığında do içeren biçim, belirsizlikle karşıtlığı daha açık hâle getirir.

Alıştırma

Doğrulanmış bilgiyi vurgulayan yardımcı fiili yazarak cümleyi tamamlayın: What we ____ know is that the backup worked.

Cevabı göster

do

Kalıp ifadeler

accept X as Y: suçlamaları kanıt olarak kabul etmek

accept X as Y yapısında X değerlendirilen şeydir; Y ise ona verilen kimlik, kategori veya statüdür. Burada yetişkinler, çocukların akıl almaz suçlamalarını kesin kanıt olarak değerlendirmiştir. Yapı, güvenilmez iddialara güçlü kanıt statüsü verme kararlarını vurgular. Burada wild, suçlamaların aşırı derecede mantıksız veya makul bir dayanaktan yoksun olduğunu anlatır. Hard evidence, bir sonucu destekleyen güçlü ve güvenilir kanıt demektir; hard fiziksel sertliği anlatmaz.

Alıştırma

accept X as Y yapısını bir kelimeyle tamamlayın: The committee accepted the unsigned note ____ reliable evidence.

Cevabı göster

as

Today,

4:58

Bugün,

the Salem Witch Trials remain a cautionary tale of the dangers of groupthink and scapegoating Notlar

4:59

Salem Cadı Mahkemeleri, grup düşüncesinin ve günah keçisi ilan etmenin tehlikeleri hakkında uyarıcı bir hikaye olmaya devam ediyor,

and the power of fear to manipulate human perception. Anlatım akışı

5:05

ve korkunun insan algısını manipüle etme gücü hakkında.

Deyimler

remain a cautionary tale: hâlâ ibret verici bir uyarı olmak

Remain, bir durumda kalmaya devam etmek demektir. Bu nedenle remain a cautionary tale, geçmişteki bir olayın günümüzde de uyarı işlevi gördüğünü anlatır. A cautionary tale, kötü sonucu insanlara nelerden kaçınmaları gerektiğini öğreten bir olay veya hikâyedir. Burada tale, olayın kurgu olduğu anlamına gelmez. Bu cümlede mahkemeler, sonraki kuşakların ders çıkarması gereken bir olay olarak sunulur.

Alıştırma

Hâlâ uyarı işlevi gördüğü anlamına gelen ifadeyi yazın: The failed expedition ____ about ignoring weather reports.

Cevabı göster

remains a cautionary tale

Kelime

groupthink ve scapegoating tehlikeleri

dangers of groupthink and scapegoating ifadesi, zararlı iki toplumsal süreci adlandırır. Groupthink, grubun aynı fikirde olması yönündeki baskının sorgulamayı ve bağımsız yargıyı zayıflatmasıdır; scapegoating ise daha büyük bir sorunun suçunu bir kişiye veya gruba haksızca yüklemektir. Burada dangers of, her iki süreci Salem Cadı Mahkemeleri’nin bizi uyardığı riskler olarak sunar. Sıradan ekip çalışmasını ya da her türlü suçlamayı değil, toplumsal tehlike olarak uyumu ve haksız suç aktarmayı anlatır.

Alıştırma

Bir kurul, liderinin planını ciddi sorular sormadan kabul ediyor ve sonra başarısız karardan bir yardımcısını sorumlu tutuyor. Bu iki sorunu en iyi hangi ifade anlatır?

  1. careful consensus and fair accountability
  2. independent review and shared responsibility
  3. groupthink and scapegoating
Cevabı göster

groupthink and scapegoating

Anlatım akışı

the power of fear to manipulate human perception: korkunun insan algısını yönlendirme gücü

the power of fear to manipulate human perception ifadesi, korkuyu insanların gördüklerini ve duyduklarını anlama biçimini çarpıtabilecek veya yönlendirebilecek bir güç olarak sunar. Buradaki power, resmî bir kurumun yetkisi değil, etki veya kapasite anlamındadır. the power of X to do Y yapısında X etkinin kaynağıdır; to do Y ise X’in ortaya çıkarabileceği sonucu veya eylemi belirtir. Tam cümlede human perception manipüle edilen nesnedir; vurgulanan bölüm bu daha büyük isim öbeğine giriş yapar.

Alıştırma

Bu cümledeki yapıyı tamamlayın: The article examines the power of rumors ____ manipulate public opinion.

Cevabı göster

to

Weaponized accusations of witchcraft were around for millennia before reaching the village of Salem. Notlar

5:10

Silah haline getirilmiş cadılık suçlamaları, Salem köyüne ulaşmadan binlerce yıl önce de vardı.

Kelime

Weaponized accusations of witchcraft: cadılık suçlamalarını saldırı aracı olarak kullanmak

weaponized accusations of witchcraft ifadesinde weaponized mecazdır. Suçlamaların insanlara saldırmak, onları kontrol etmek, susturmak veya uzaklaştırmak için kasıtlı olarak bir araç şeklinde kullanıldığını belirtir; suçlamaların içinde fiziksel silahlar bulunduğu anlamına gelmez. accusations sözcüğünden önce gelen weaponized, suçlamaların doğru olup olmadığına değil, nasıl kullanıldığına odaklanır. Başka durumlara aktarılabilen yapı weaponized + isim şeklindedir: normalde silah olmayan bir şey, zarar verme veya baskı kurma aracına dönüştürülür.

Alıştırma

“The manager weaponized a minor complaint to force an employee out” cümlesinde weaponized ne anlama gelir?

  1. Yönetici, küçük şikâyeti çalışana karşı kasıtlı olarak bir araç şeklinde kullandı.
  2. Yönetici, önemsiz olduğu için şikâyeti görmezden geldi.
  3. Yönetici, şikâyetin içinde fiziksel bir silah buldu.
Cevabı göster

Yönetici, küçük şikâyeti çalışana karşı kasıtlı olarak bir araç şeklinde kullandı.

Kalıp ifadeler

were around for millennia before: sonraki olaydan önceki uzun varoluşu belirtmek

Burada were around, “vardı” veya “mevcuttu” anlamına gelir. Be around for + süre, birinin ya da bir şeyin ne kadar uzun zamandır var olduğunu belirtir; dolayısıyla were around for millennia, suçlamaların binlerce yıl boyunca var olduğu anlamındadır. Before, daha sonra gerçekleşen reaching the village of Salem olayını tanıtır. be around for + süre + before + sonraki olay yapısı zaman çizelgesini düzenler: önce uzun bir varoluş dönemi gelir, ardından başka bir olay gerçekleşir.

Alıştırma

be around for ifadesini tek sözcükle tamamlayın: This custom has been ____ for hundreds of years.

Cevabı göster

around

Travel to the ancient city of Alexandria and follow the tragic story of Hypatia,

5:17

Antik İskenderiye şehrine seyahat edin ve Hypatia'nın trajik hikayesini izleyin,

a renowned scholar and political advisor, Kelime

5:22

tanınmış bir bilim insanı ve siyasi danışman olan,

Kelime

renowned scholar and political advisor: iki rolü resmî biçimde tanıtma

Bu isim öbeği tek bir kişiyi iki rolle tanıtır: kişi hem scholar hem de political advisor olarak tanımlanır. Tek bir a tanımlığı, and ile bağlanan iki rol ismi için de kullanılır. Renowned, genellikle başarıları nedeniyle geniş çevrelerce tanınan ve saygı gören anlamına gelir; bu nedenle tanıtıma resmî ve olumlu bir ton katar. Political advisor, siyasi konularda uzman görüşü veren kişidir ve sıradan bir arkadaş ya da destekçiden daha belirli bir rolü ifade eder.

Alıştırma

Tek bir kişiyi hem çok saygı duyulan bir akademisyen hem de profesyonel siyasi tavsiye veren biri olarak resmî biçimde hangi ifade tanımlar?

  1. a renowned political scholar
  2. a famous scholar and political supporter
  3. a renowned scholar and political advisor
Cevabı göster

a renowned scholar and political advisor

brought down by a charge of witchcraft. Öbek fiiller

5:24

bir cadılık suçlamasıyla alt edilen.

Öbek fiiller

brought down by a charge of witchcraft: bir suçlama nedeniyle yıkıma uğrama

Burada brought down, bring down fiilinin edilgen biçimidir ve birinin gücünü, konumunu veya başarısını kaybetmesine yol açmak ya da onu yıkıma uğratmak anlamına gelir. Fiziksel olarak aşağı doğru hareket ettirmek değil, mecaz anlam söz konusudur. By, neden olan a charge of witchcraft ifadesini tanıtır. Bu tarihsel bağlamda charge ciddi ve resmî bir suçlama demektir; dolayısıyla ifade, bu suçlamanın kişinin düşüşüne yol açtığını anlatır.

Alıştırma

Bir suçlamanın güç kaybına neden olduğunu belirten edilgen ifadeyi tamamlayın: The minister was ____ a corruption charge.

Cevabı göster

brought down by