Savaş Bitti mi? — Bir Paradoksun Açıklaması: İngilizce çalışma notları

Kurzgesagt – In a Nutshell

Öğrenme zorluğu
802 kelime 157 kel/dk

Video tanıtımı: Video, devletler arası savaşların azalmasını çeşitli miras ve kurumlarla açıklıyor; ancak barışın kalıcı olduğunu öne sürmüyor. Başlıca İngilizce noktaları: 1. "going out of fashion," — Deyimler ve Mecazi İfadeler: gerçek giyim modası değil, bir uygulamanın daha az yaygın veya eski hâle gelmesi anlamını öğrenin ve gerilemeyi anlatın. 2. "just as bad as" — Dil Bilgisi: iki durumun eşit derecede kötü olduğunu “just as + sıfat + as” ile belirtin ve “worse than” ile ayırın. 3. "UN Security Council." — Kültür ve Gerçek Dünya Bağlamı: güç kullanma yetkisi tartışılırken BM Güvenlik Konseyini tanıyın, sıradan bir kurul sanmayın.

Bu derste

Violence and war.

0:00

Şiddet ve savaş.

The insane brutality of ISIS continues.

0:02

IŞİD'in çılgınca vahşeti devam ediyor.

The Russians are invading Ukraine

0:05

Ruslar Ukrayna'yı işgal ediyor

and the Palestinians and Israelis continue to slug it out. Deyimler

0:07

ve Filistinliler ile İsrailliler kozlarını paylaşmaya devam ediyor.

Deyimler

slug it out: iki taraf arasında kıyasıya mücadele

Burada slug it out, genellikle zorlu ve uzun süren bir mücadelede şiddetle savaşmaya veya yarışmaya devam etmek demektir. İfade, karşılıklı ağır yumruklar atma görüntüsünden gelir; ancak bu cümlede gerçek bir yumruk kavgasını değil, devam eden bir çatışmadaki iki tarafı mecazi olarak anlatır. Yaygın kalıplar A and B slug it out ve A slugs it out with B şeklindedir. Deyim iki tarafı da etkin katılımcılar olarak gösterdiği için tek taraflı bir saldırıyı anlatmaz.

Alıştırma

"the two sides continue to slug it out" ne anlama gelir?

  1. Bir taraf tek bir sürpriz saldırı gerçekleştirir.
  2. İki taraf gerçek bir boks maçına katılır.
  3. İki taraf birbirine karşı kıyasıya mücadele etmeye devam eder.
Cevabı göster

İki taraf birbirine karşı kıyasıya mücadele etmeye devam eder.

Does that make you feel gloomy?

0:10

Bu sizi karamsarlığa mı itiyor?

Well, don't, because if you look at the numbers,

0:13

Açıkçası itmesin, çünkü rakamlara bakarsanız,

war actually seems to be going out of fashion, Deyimler

0:15

savaşın aslında modası geçiyor gibi görünüyor,

Deyimler

going out of fashion: gerileyen bir eğilim

Going out of fashion, kelime anlamıyla giysilerin veya tarzların daha az popüler hâle gelmesini anlatır. Burada ise mecazdır: Savaş, insanların geride bıraktığı bir akım gibi daha az yaygın veya daha az kabul edilir hâle geliyor gibi görünür. Süreklilik bildiren going biçimi, bunun zaten ortadan kalkmış bir şey değil, devam eden bir değişim olduğunu gösterir. Başka durumlara uygulanabilen kalıp X is going out of fashion şeklindedir. Popülerliğini veya toplumdaki kabulünü yavaş yavaş kaybeden tarzları, alışkanlıkları, fikirleri ya da uygulamaları anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi go out of fashion ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Sending paper invitations is ____ as more hosts use digital ones.

Cevabı göster

going out of fashion

while the global population is at an all-time high. Kalıp ifadeler

0:18

oysa küresel nüfus tüm zamanların en yüksek seviyesinde.

Kalıp ifadeler

at an all-time high: tüm zamanların en yüksek seviyesinde

Bu cümlede at an all-time high, küresel nüfusun mevcut tarihsel kayıtlardaki en yüksek seviyede olduğu anlamına gelir. Kalıp be + at + an all-time high şeklindedir ve ölçülebilir bir miktarın mevcut seviyesini anlatır. All-time, referans anına kadar kaydedilmiş dönemin tamamını kapsar. Seviyenin gelecekte bir daha yükselemeyeceği anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi all-time içeren dört kelimelik ifadeyle tamamlayın: Demand is ____, higher than at any earlier recorded point.

Cevabı göster

at an all-time high

It seems that we live in the most peaceful period in human history.

0:22

Görünüşe göre insanlık tarihinin en barışçıl döneminde yaşıyoruz.

How is this possible?

0:26

Bu nasıl mümkün olabilir?

As of September 2014, Kalıp ifadeler

0:34

Eylül 2014 itibariyle,

Kalıp ifadeler

As of September 2014: Eylül 2014'ü raporlama kesim noktası yapmak

Burada As of September 2014, ardından gelen istatistikler için kesim tarihini belirler: Veriler, o referans noktasına kadar bilinen veya sayılmış olanları açıklar. Durumun Eylül 2014'ten bugüne kadar devam ettiğini söylemez. Daha genel olarak as of + zaman, bir durumun geçerli olduğu tarih veya saati belirler. Verilerle kullanıldığında çoğunlukla raporlama kesim noktasını; bir kural ya da değişiklikle kullanıldığında ise yeni durumun başladığı zamanı gösterebilir.

Alıştırma

Bir rapor, 30 Haziran tarihindeki en güncel hesap bakiyesini veriyor ve sonrasında ne olduğuna dair bir iddiada bulunmuyor. En uygun başlangıç hangisidir?

  1. As of 30 June, the balance was €2,400.
  2. By 30 June, the balance will be €2,400.
  3. Since 30 June, the balance has been €2,400.
Cevabı göster

As of 30 June, the balance was €2,400.

there were four conflicts going on in the world

0:36

dünyada devam eden dört çatışma vardı

that had caused at least 10,000 people to die since January 2013.

0:38

ve bunlar Ocak 2013'ten bu yana en az 10.000 kişinin ölümüne neden olmuştu.

Nine conflicts that killed more than 1,000 people

0:42

Ocak 2013'ten bu yana 1.000'den fazla insanı öldüren dokuz çatışma

and 13 that killed more than 100 since January 2013.

0:45

ve 100'den fazla insanı öldüren 13 çatışma vardı.

Not really peaceful,

0:49

Pek de barışçıl değil,

but consider this.

0:51

ama şunu bir düşünün.

Of all the conflicts going on,

0:52

Devam eden tüm bu çatışmaların

none is an active war between countries.

0:54

hiçbiri ülkeler arası aktif bir savaş değil.

They are either civil wars or local conflicts. Dilbilgisi

0:56

Bunlar ya iç savaşlar ya da bölgesel çatışmalardır.

Dilbilgisi

İki seçenekli sınıflandırmada either A or B

Either A or B iki alternatif sunar. Bu cümlede A civil wars, B ise local conflicts olduğundan, çatışmalar bu iki türden biri olarak sınıflandırılır. Alternatiflerin yapısını paralel tutun: burada ikisi de çoğul isim öbeğidir. Either ilk alternatiften önce gelir, or ise ikinci alternatifi başlatır.

Alıştırma

Hangi cümle her talebi olası iki türden biri olarak doğru biçimde sınıflandırır?

  1. Each request is either urgent or routine.
  2. Each request is neither urgent nor routine.
  3. Each request is both urgent and routine.
Cevabı göster

Each request is either urgent or routine.

Although civil wars are terrible and cause huge suffering,

1:00

İç savaşlar korkunç olsa ve büyük acılara yol açsa da,

their impact is usually way smaller than a war between nations or empires. Dilbilgisi

1:03

etkileri genellikle ülkeler veya imparatorluklar arası bir savaştan çok daha küçüktür.

Dilbilgisi

way smaller than: güçlü ve gayriresmî bir karşılaştırma

Burada way, gayriresmî bir derece zarfıdır. Karşılaştırma biçimi smaller'dan önce kullanıldığında much veya «büyük ölçüde» anlamına gelir; dolayısıyla way smaller than, much smaller than demektir. Kalıp way + karşılaştırma sıfatı + than + karşılaştırılan öge şeklindedir. Way boyut farkını güçlendirir; burada «yol» veya «yöntem» anlamında değildir.

Alıştırma

Cümleyi way + light sözcüğünün karşılaştırma biçimiyle tamamlayın: This laptop is ____ than my old one.

Cevabı göster

way lighter

When two nations engage in war, Kalıp ifadeler

1:08

İki ulus savaşa girdiğinde,

Kalıp ifadeler

engage in war: çatışmaya resmî katılım ifadesi

Bu cümlede engage in war, savaşa katılmak ya da savaş yürütmek anlamına gelir. Özne ülkeler olduğunda, silahlı bir çatışmaya örgütlü biçimde katılmayı anlatır; nişanlanmak veya dikkat çekmek anlamına gelmez. Başka durumlara aktarılabilen kalıp engage in + faaliyettir. Bir kişinin, grubun veya kurumun bir faaliyete katıldığını anlatan resmî bir ifadedir.

Alıştırma

Resmî bir raporda iki ülkenin savaşa katıldığını belirten cümle hangisidir?

  1. The two nations engaged to war.
  2. The two nations became engaged during the war.
  3. The two nations engaged in war.
Cevabı göster

The two nations engaged in war.

they can mobilize much bigger forces,

1:10

çok daha büyük kuvvetleri seferber edebilir,

have access to all of the state's resources and logistics, Kalıp ifadeler

1:12

devletin tüm kaynaklarına ve lojistiğine erişebilir

Kalıp ifadeler

have access to: kullanabilmek veya kullanım iznine sahip olmak

Have access to, bir şeye ulaşabilmek, onu kullanabilmek veya elde edebilmek ya da bunları yapma iznine sahip olmak anlamına gelir. Burada ülkeler devletin kaynaklarından ve lojistik imkânlarından yararlanabilir; ifade sahipliği değil, kullanılabilirliği anlatır. Bu yapıda access bir isimdir: have access to + şey. To edatı, kullanılabilir olan kaynağı, hizmeti, yeri veya bilgiyi tanıtır.

Alıştırma

Cümleyi have + access ismi + doğru edat ile tamamlayın: All library members ____ the online archive.

Cevabı göster

have access to

and almost all of the population.

1:16

ve nüfusun neredeyse tamamını kullanabilirler.

So,

1:19

Peki,

why have we transitioned from wars between nation-states Dilbilgisi

1:19

neden ulus-devletler arası savaşlardan

to civil wars?

1:23

iç savaşlara geçiş yaptık?

Dilbilgisi

transition from A to B: A'dan B'ye geçmek

Transition from A to B, bir durumdan, sistemden, aşamadan veya örüntüden (A) başka birine (B) geçmek ya da dönüşmek demektir. Bu soruda A, ulus devletler arasındaki savaşlar; B ise iç savaşlardır. From ... to ... kalıbı değişimin yönünü düzenler: from başlangıç noktasını, to ise varış noktasını gösterir. Have transitioned kullanıldığında konuşmacı, değişimi zaman içinde gelişmiş ve bugün hâlâ geçerli bir süreç olarak sunar.

Alıştırma

Eski ve yeni sistemi gösteren iki yön belirtecini kullanarak cümleyi tamamlayın: The company has transitioned ____ paper records ____ a digital system.

Cevabı göster

from · to

A lot of it is to do with colonialism and the Cold War. Kalıp ifadeler

1:25

Bunun sömürgecilik ve Soğuk Savaş ile büyük bir ilgisi var.

Kalıp ifadeler

is to do with: bağlantı bildiren Britanya İngilizcesi kalıbı

Be to do with, “ilgili olmak” veya “bağlantılı olmak” anlamına gelen bir Britanya İngilizcesi kalıbıdır. Burada A lot of it is to do with ... ifadesi, değişimin büyük bölümünün sömürgecilik ve Soğuk Savaş ile açıklanabileceğini belirtir. Do somut bir eylemi anlatmaz. Özne ile be fiilinin biçimi zamana ve tekil-çoğul durumuna göre değişir: This is to do with... ve These were to do with.... Ardından gelen isim öbeği, bağlantılı olan konuyu veya faktörü belirtir.

Alıştırma

'İlgili olmak' anlamındaki Britanya İngilizcesi kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: Her question ____ the budget, not the schedule.

Cevabı göster

is to do with

When the Cold War ended,

1:29

Soğuk Savaş sona erdiğinde,

a major driver of armed conflict vanished too. Kelime

1:30

silahlı çatışmaların ana itici güçlerinden biri de ortadan kalktı.

Kelime

major driver of armed conflict: etkili bir faktör anlamındaki driver

Bu cümlede “a major driver of armed conflict”, silahlı çatışmanın ortaya çıkmasına veya sürmesine yardım eden önemli bir güç ya da etken anlamına gelir. Driver burada soyut anlamdadır; araç kullanan bir kişi demek değildir. X is a driver of Y kalıbı, X'i Y'yi ileri taşıyan veya Y'nin neden gerçekleştiğini açıklamaya yardımcı olan bir etken olarak sunar. Major bunun çok önemli olduğunu belirtir, ancak mutlaka tek veya en doğrudan neden olduğunu göstermez.

Alıştırma

“a major driver of armed conflict” ifadesinde driver ne anlama gelir?

  1. Çatışmanın ortaya çıkmasına veya sürmesine yardım eden önemli bir etken
  2. Çatışma sırasında kullanılan bir araç
  3. Askerleri araçla savaşa götüren bir kişi
Cevabı göster

Çatışmanın ortaya çıkmasına veya sürmesine yardım eden önemli bir etken

But the breakup of the communist dictatorships revealed new or old tensions

1:34

Ancak komünist diktatörlüklerin dağılması, yeni veya eski gerilimleri ortaya çıkardı

and brought new conflicts in the now freed states,

1:38

ve şimdi özgürleşen devletlerde yeni çatışmalar getirdi,

which often resulted in civil war.

1:41

ki bu da genellikle iç savaşla sonuçlandı.

Much more importantly,

1:44

Çok daha önemlisi,

in 1945,

1:45

1945'te,

nearly all of Africa, much of Asia,

1:47

Afrika'nın neredeyse tamamı, Asya'nın büyük bir kısmı

and parts of Latin America were under colonial rule.

1:49

ve Latin Amerika'nın bazı bölgeleri sömürge yönetimi altındaydı.

By 1990,

1:53

1990'a gelindiğinde,

all but a few islands were independent. Dilbilgisi

1:54

birkaç ada dışında hepsi bağımsızdı.

Dilbilgisi

all but a few: az sayıdaki kişi veya şey dışında hepsi

Burada “all but a few”, “birkaçı dışında hepsi” anlamına gelir: Yalnızca az sayıda ada bağımsız değildi; geri kalanı bağımsızdı. Buradaki but, karşıt fikirleri birbirine bağlamak için kullanılan yaygın görevinde değil, except anlamında bir edat olarak kullanılır. Tekrar kullanılabilen kalıp all but + az sayıda olduğunu belirten ifade + çoğul isim şeklindedir. Küçük bir grubu toplamın dışında bırakır: all but two seats, all but a handful of cases.

Alıştırma

“All but a few seats were occupied” cümlesinde hangi ifade doğrudur?

  1. Yalnızca birkaç koltuk doluydu.
  2. Neredeyse hiçbir koltuk dolu değildi.
  3. Birkaç koltuk dolu değildi; geri kalanı doluydu.
Cevabı göster

Birkaç koltuk dolu değildi; geri kalanı doluydu.

But wait,

1:57

Ama bir dakika,

couldn't you argue that what today's multinational corporations Ton ve niyet

1:58

bugünün çok uluslu şirketlerinin Üçüncü Dünya'da yaptıklarının

are doing in the Third World is just as bad as colonialism? Dilbilgisi

2:01

sömürgecilik kadar kötü olduğunu iddia edemez misiniz?

Ton ve niyet

Couldn't you argue that...? ile temkinli bir karşı görüş sunmak

Couldn't you argue that ...?, olası bir karşı görüşü ortaya atmak için kullanılan olumsuz bir soru yapısıdır. Burada konuşmacı, dinleyenin tartışma becerisine sahip olup olmadığını sormaz; bu iddianın dikkate alınabilecek kadar makul olduğunu ima eder. couldn't you + fiil ...? kalıbı, itirazı doğrudan bir ifadeye göre daha dolaylı hâle getirirken yine de karşı tarafı cevap vermeye çağırır. Ses tonuna bağlı olarak kibarca olasılık araştıran ya da açıkça meydan okuyan bir ifade gibi duyulabilir.

Alıştırma

Hangi cümle, birinin tartışma becerisini sormak yerine olası bir karşı görüşü en doğal biçimde ortaya koyar?

  1. Can you argue clearly for five minutes?
  2. Couldn't you argue that the new rule creates more problems than it solves?
  3. Why are you unable to defend the new rule?
Cevabı göster

Couldn't you argue that the new rule creates more problems than it solves?

Dilbilgisi

just as bad as ile eşit derece karşılaştırması

just as + sıfat + as kalıbı, iki şeyin bir nitelik bakımından aynı derecede olduğunu belirtir. just as bad as ifadesinde iki şey de eşit derecede kötü kabul edilir; ilk şeyin daha kötü olduğu anlamına gelmez. just eşitliği vurgular. Yapı, X is just as bad as Y örneğindeki gibi be + just as + sıfat + as + karşılaştırma hedefi biçimindedir.

Alıştırma

Cümleyi derste geçen ve “eşit derecede kötü” anlamına gelen dört kelimelik ifadeyle tamamlayın: The remake is ____ the original; both are terrible.

Cevabı göster

just as bad as

Let's look at Congo.

2:05

Kongo'ya bir bakalım.

It was established as a colony in 1885 by the Belgian king,

2:06

1885'te Belçika kralı tarafından bir sömürge olarak kuruldu,

an area 80 times the size of Belgium. Dilbilgisi

2:10

Belçika'nın 80 katı büyüklüğünde bir alandı.

Dilbilgisi

80 times the size of: büyüklüğü ……nın 80 katı

Sayı + times the size of + isim yapısında sayı, iki büyüklük arasındaki oranı gösterir. “80 times the size of Belgium”, Belçika'nın yüz ölçümünün 80 katına eşit bir alan demektir. 80 sayısı, Belçika'nın alanına eklenen fazladan bir miktarı değil, ölçülen alanın tamamını belirtir. Başka bir deyişle oran 80:1'dir, 81:1 değildir.

Alıştırma

“an area 80 times the size of Belgium” ne anlama gelir?

  1. Alan, Belçika'nın alanının seksende biridir.
  2. Alan, Belçika'nın alanından yüzde 80 daha büyüktür.
  3. Alan, Belçika'nın alanının 80 katıdır.
Cevabı göster

Alan, Belçika'nın alanının 80 katıdır.

Violence committed against the indigenous Congolese

2:13

Yerli Kongolulara karşı uygulanan şiddet

and the ruthless system of economic exploitation Kelime

2:16

ve acımasız ekonomik sömürü sistemi

Kelime

economic exploitation: ekonomik sömürü

Economic exploitation, insanları, onların emeğini veya kaynakları adaletsiz biçimde kullanarak servet ya da başka bir ekonomik çıkar elde etmek anlamına gelir. Bu ifadede ruthless olumsuz anlamı güçlendirir: sistem, adil bir alışveriş yerine zorlama ve ağır istismar yoluyla değer elde etmiştir. Bu ifade güçlü biçimde eleştireldir; kaynakların kullanılması veya geliştirilmesi için kullanılan tarafsız bir terim değildir. Sömürgecilik, emek, eşitsizlik ve istismarcı ekonomik sistemlerle ilgili tartışmalarda sık görülür.

Alıştırma

Hangi durum en iyi economic exploitation olarak tanımlanır?

  1. Bir kasaba, yerel üreticilerin kendi fiyatlarını belirlediği adil bir pazar açar.
  2. Bir şirket, savunmasız işçileri neredeyse hiç ücret vermeden uzun saatler çalışmaya zorlar ve kârı kendisi alır.
  3. Bir öğrenci iki ülkenin toplam ihracat rakamlarını karşılaştırır.
Cevabı göster

Bir şirket, savunmasız işçileri neredeyse hiç ücret vermeden uzun saatler çalışmaya zorlar ve kârı kendisi alır.

had killed about half of the population by 1908. Dilbilgisi

2:19

1908 yılına kadar nüfusun yaklaşık yarısını öldürmüştü.

Dilbilgisi

had killed past perfect yapısı ile by 1908 son sınırı

Had killed, had + geçmiş ortaç killed yapısıyla kurulan past perfect biçimidir. Ölümlere yol açan süreci, geçmişteki daha sonraki bir noktadan önce tamamlanmış ya da birikmiş bir sonuç olarak sunar. By 1908 geçmişte bir son sınır belirler. Birlikte kullanıldıklarında, ölümlerin en geç 1908'e kadar bu sayıya ulaştığını anlatırlar; bütün ölümlerin 1908 yılı içinde gerçekleştiğini değil.

Alıştırma

İşin geçmişteki bir son sınırdan önce bittiğini göstermek için complete fiilini past perfect biçiminde kullanın: The crew ____ the repairs by noon.

Cevabı göster

had completed

About 10 million Congolese were executed or starved to death. Kalıp ifadeler

2:23

Yaklaşık 10 milyon Kongolu idam edildi veya açlıktan öldü.

Kalıp ifadeler

Sonuç bildiren starved to death ifadesi

Starved to death, uzun süre yiyecek bulunmaması nedeniyle ölmek anlamına gelir. to death ifadesi sonucun ölüm olduğunu açıkça belirtir; bu nedenle starved tek başına her zaman aynı anlamı taşımaz. Bu cümlede were hem executed hem de starved ile kullanılır: were starved to death edilgen yapıdadır ve Kongoluları, dış bir gücün yiyecekten mahrum bırakarak ölümüne neden olduğu kişiler olarak sunar. Daha genel olarak verb + to death, freeze to death veya bleed to death örneklerinde olduğu gibi ölümcül bir sonucu ifade edebilir.

Alıştırma

Hangi cümle, dışarıdaki bir grubun mahkûmları ölene kadar yiyeceksiz bıraktığını açıkça söyler?

  1. The prisoners were starved to death.
  2. The prisoners starved for a day.
  3. The prisoners were hungry.
Cevabı göster

The prisoners were starved to death.

Millions were mutilated and traumatized.

2:28

Milyonlarcası sakat bırakıldı ve travma yaşadı.

The economic exploitation of the Congo remained the top priority

2:31

Kongo'nun ekonomik olarak sömürülmesi en yüksek öncelik olmaya devam etti

and forced labor never really ceased completely

2:35

ve zorla çalıştırma hiçbir zaman tam olarak sona ermedi

until the end of Belgian rule in 1960,

2:38

ta ki 1960'ta Belçika yönetimi sona erene kadar,

which is not really that long ago.

2:41

ki bu da aslında o kadar uzun zaman önce değil.

So, no,

2:44

Yani hayır,

colonialism was much worse than vulture capitalism is today, Deyimler

2:45

sömürgecilik bugünün akbaba kapitalizminden çok daha kötüydü

Deyimler

Eleştirel etiket vulture capitalism

Vulture capitalism, zaten zayıf veya zor durumda olan kişilerden, şirketlerden ya da ekonomilerden para kazanmayı anlatan, son derece eleştirel bir etikettir. Savunmasız bir şeyle beslenen akbaba imgesi kullanıldığı için ifade, sıradan yatırımdan çok yağmacı veya fırsatçı kazancı çağrıştırır. Bu cümlede konuşmacı, bu tür bir sömürüyü sömürgecilikle karşılaştırıyor. İfade belirli bir bakış açısını yansıtır; kapitalizmin tamamı için kullanılan tarafsız bir ad değildir.

Alıştırma

Bir yorumcu, “Fon, başarısız şirketleri ucuza satın alıp varlıklarını ayrı ayrı satıyor,” diyor. Hangi etiket zor durumdan kâr etmeyi en açık biçimde eleştirir?

  1. venture capital
  2. vulture capitalism
  3. private ownership
Cevabı göster

vulture capitalism

and it ended just two generations ago.

2:49

ve sadece iki nesil önce sona erdi.

Most of the conflicts that are going on right now

2:52

Şu anda devam eden çatışmaların çoğu

are in areas that 60 years ago were under foreign control.

2:54

60 yıl önce yabancı kontrolü altında olan bölgelerde yaşanıyor.

But things are getting better.

2:59

Fakat işler iyiye gidiyor.

Until 1989,

3:01

1989'a kadar,

victory for one side in a civil war was common, Dilbilgisi

3:02

bir iç savaşta bir tarafın zafer kazanması yaygındı,

while nowadays, victories are much rarer.

3:05

oysa günümüzde zaferler çok daha nadirdir.

Dilbilgisi

while nowadays ile geçmiş ve bugün karşıtlığı

Was common geçmişteki durumu belirtir. While bu durumu karşıt bir cümleciğe bağlar ve nowadays zaman çerçevesini bugüne taşır; much rarer ise sıklığın azaldığını gösterir. Burada while, “oysa” veya “buna karşılık” anlamındadır; “... sırasında” anlamına gelmez. Yeniden kullanılabilen kalıp şöyledir: geçmiş durum + while nowadays + karşıt şimdiki durum.

Alıştırma

Hangi cümlede while geçmişteki bir durumla şimdiki bir durumu karşılaştırmak için kullanılmıştır?

  1. While I was reading the map, the bus arrived.
  2. Paper maps are useful because they do not need batteries.
  3. Paper maps were common in the past, while nowadays most drivers use navigation apps.
Cevabı göster

Paper maps were common in the past, while nowadays most drivers use navigation apps.

At the same time,

3:08

Aynı zamanda,

negotiated endings have jumped from 10% to almost 40%. Notlar

3:09

müzakereli sonlanmalar %10'dan neredeyse %40'a fırladı.

Kelime

negotiated endings: anlaşmayla çözülen çatışmalar

Bu cümlede negotiated endings, karşıt tarafların şartları görüşüp bir anlaşmaya vararak çatışmayı sona erdirdiği sonuçları ifade eder. Ending burada bir hikâyenin son bölümünü değil, çatışmanın sona erme biçimini belirtir. Bu ifade, taraflardan birinin askerî zaferiyle gerçekleşen bir sondan farklıdır. Aynı fikir savaşlar, grevler, siyasi çıkmazlar ve görüşmeler yoluyla çözülen diğer anlaşmazlıklar için de kullanılabilir.

Alıştırma

Bu cümlede negotiated endings ne anlama geliyor?

  1. Görüşmeler ve bir anlaşma yoluyla sona eren çatışmalar
  2. Sonları yeniden yazılmış hikâyeler
  3. Bir tarafın askerî olarak kazandığı çatışmalar
Cevabı göster

Görüşmeler ve bir anlaşma yoluyla sona eren çatışmalar

Dilbilgisi

jumped from 10% to almost 40%: %10'dan neredeyse %40'a sıçradı

Burada jumped, fiziksel bir sıçramayı değil, keskin biçimde artmayı anlatan mecazlı bir değişim fiilidir. jump from A to B kalıbında from ifadesinden sonra başlangıç değeri, to ifadesinden sonra yeni değer gelir. Almost 40%, %40 veya daha fazlası değil, %40'ın biraz altındaki bir değer demektir. Dolayısıyla cümle, %10'dan %40'ın biraz altına doğru büyük bir artışı bildirir.

Alıştırma

Cümleyi jump fiilinin geçmiş zaman biçimiyle ve dersteki başlangıç-bitiş sözcükleriyle tamamlayın: The rate ____ 10% ____ almost 40%.

Cevabı göster

jumped from · to

What about the rest of the world?

3:14

Peki ya dünyanın geri kalanı?

Why have nation-states stopped attacking each other?

3:16

Neden ulus-devletler birbirlerine saldırmayı bıraktı?

There are four major reasons. Anlatım akışı

3:19

Dört ana nedeni var.

Anlatım akışı

There are four major reasons: dört maddelik bir açıklamayı önceden bildirmek

Burada There are four major reasons yalnızca nedenlerin var olduğunu söylemez. Dinleyiciye bir yol haritası verir: sırada tam olarak dört destekleyici nokta vardır. Numaralı bir açıklamadan önce bu tür bir ön bilgi cümlesi kullanın. Önce toplam sayıyı belirtin, ardından her maddeyi One, Two, Three ve Four gibi bu sayıyla uyumlu bir sırayla sunun.

Alıştırma

Dört nedeni tek tek açıklamak üzeresiniz. Hangi cümle yapıyı en açık biçimde önceden gösterir?

  1. One major reason comes first.
  2. The four reasons were major.
  3. There are four major reasons.
Cevabı göster

There are four major reasons.

One,

3:21

Bir,

democratization.

3:21

demokratikleşme.

The steady development from autocracy to democracy. Dilbilgisi

3:23

Otokrasiden demokrasiye doğru istikrarlı gelişim.

Dilbilgisi

development from A to B: değişimin izlediği yolu göstermek

development from autocracy to democracy ifadesinde from başlangıç durumunu, to ise son durumu belirtir. Burada development kademeli bir değişim süreci anlamına gelir; dolayısıyla ifade tek bir olaydan ziyade zaman içindeki bir yönü gösterir. Örneğin tamamı eksiksiz bir cümle değil, bir isim öbeğidir. Bir eğilimi adlandırabilir veya daha geniş bir açıklamada tek bir madde olarak kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi development from A to B yapısını kullanarak tamamlayın: The program supports steady development ____ basic reading skills ____ advanced analysis.

Cevabı göster

from · to

Democracies hardly ever fight each other. Dilbilgisi

3:27

Demokrasiler neredeyse hiçbir zaman birbirleriyle savaşmazlar.

Dilbilgisi

Son derece düşük sıklık için hardly ever

Hardly ever, “neredeyse hiç” anlamına gelen bir sıklık zarfı grubudur. Bu cümlede demokrasilerin birbirleriyle savaşmasının son derece nadir olduğunu söyler, ancak bunun hiçbir zaman gerçekleşmediğini kesin olarak iddia etmez. İfade not içermese de kendi başına olumsuz bir anlam taşır. Yalnızca çok seyrek gerçekleşen alışkanlıkları veya genel eğilimleri anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve “neredeyse hiç” anlamına gelen iki sözcüklü sıklık ifadesiyle tamamlayın: I have seen snow here only once in ten years, so it ____ snows.

Cevabı göster

hardly ever

Of all the state-against-state wars fought since 1900, Kelime

3:29

1900'den beri yapılan devletten devlete savaşların

Kelime

Bileşik niteleyici olarak state-against-state wars

Burada state, egemen bir ülke anlamındadır. State-against-state wars, esas olarak tek bir ülke içinde gerçekleşen çatışmaların aksine, bir ülkenin başka bir ülkeyle savaştığı savaşlardır. Kısa çizgiler state against state dizisini bir araya getirerek wars sözcüğünden önce tek bir bileşik niteleyici hâline getirir. İfade wars between states şeklinde açılabilir; sıkıştırılmış biçim, istatistiksel veya analitik dilde bir savaş türünü sınıflandırmaya yardımcı olur.

Alıştırma

Bir çatışma raporunda state-against-state wars ne anlama gelir?

  1. Egemen ülkeler arasındaki savaşlar
  2. Tek bir ülke içindeki iç savaşlar
  3. Eyalet yönetimleri arasındaki anlaşmazlıklar
Cevabı göster

Egemen ülkeler arasındaki savaşlar

only a minority were fought between democracies.

3:33

sadece küçük bir azınlığı demokrasiler arasında yapıldı.

Two,

3:36

İki,

globalization.

3:37

küreselleşme.

War is just not as effective at achieving economic goals as it used to be. Dilbilgisi

3:38

Savaş, ekonomik hedeflere ulaşmada eskisi kadar etkili değil.

Dilbilgisi

not as effective at ... as it used to be ile şimdi ve geçmişi karşılaştırmak

not as + adjective + at + -ing + as it used to be kalıbı, şimdiki durumu geçmişteki olağan bir durumla karşılaştırır. Burada savaşın ekonomik hedeflere ulaşmada artık geçmişteki kadar başarılı olmadığını anlatır. Used to be, geçmişte gerçek ya da olağan olan fakat artık aynı ölçüde geçerli olmayan bir durumu belirtir. Sondaki be, daha önce söylenen effective at achieving economic goals açıklamasının yerini alır ve tekrar edilmesini önler.

Alıştırma

Bu cümle ne anlama geliyor?

  1. İnsanlar artık ekonomik hedeflere ulaşmak için savaş kullanmaya alışkındır.
  2. Savaş artık ekonomik hedeflere ulaşmada geçmiştekinden daha az etkilidir.
  3. Savaş ekonomik hedeflere ulaşmada her zaman aynı ölçüde etkisiz olmuştur.
Cevabı göster

Savaş artık ekonomik hedeflere ulaşmada geçmiştekinden daha az etkilidir.

Today,

3:43

Bugün,

it's almost always cheaper to buy resources on the global market Dilbilgisi

3:44

küresel pazardan kaynak satın almak

than to seize them by force.

3:48

onları zorla ele geçirmekten neredeyse her zaman daha ucuzdur.

Dilbilgisi

cheaper to buy ... than to seize ile iki eylemin maliyetini karşılaştırmak

cheaper to do A than to do B kalıbı iki eylemin maliyetini karşılaştırır. Burada A eylemi küresel pazardan kaynak satın almak, B eylemi ise kaynakları zor kullanarak ele geçirmektir; öne sürülen düşünce, A eyleminin neredeyse her zaman daha az maliyetli olduğudur. İki to-mastar yapısı seçenekleri paralel hâle getirir. Than ikinci eylemi getirir; bu nedenle cheaper yalnızca kaynakların fiyatını değil, iki yöntemin göreli maliyetini anlatır.

Alıştırma

Cümleyi cheaper, than ve paralel iki to take ifadesiyle tamamlayın: For this short trip, it is ____ the bus ____ a taxi.

Cevabı göster

cheaper to take · than to take

People from other nations are more valuable to us alive than dead,

3:50

Diğer ulusların insanları bizim için ölülerinden ziyade canlıyken daha değerlidir,

which overall is a pretty new concept. Kelime

3:54

ki bu genel olarak oldukça yeni bir kavramdır.

Kelime

pretty new: derece zarfı olarak pretty

Burada pretty, new sözcüğünü niteleyen bir derece zarfıdır. “Oldukça” veya “epey” anlamına gelir; dolayısıyla a pretty new concept, oldukça yeni bir kavram demektir. Kavramın güzel göründüğünü anlatmaz. Günlük İngilizcede pretty + sıfat kullanımı yaygındır. Pretty, new sözcüğünün derecesini artırır; ancak tona ve bağlama göre çoğu zaman very kadar güçlü duyulmaz.

Alıştırma

“The software is pretty new” cümlesinde pretty ne anlama gelir?

  1. oldukça veya epey
  2. tamamen ve kesinlikle
  3. görünüşü güzel
Cevabı göster

oldukça veya epey

Three,

3:58

Üç,

war is so 20th century. Deyimler

3:58

savaş çok 20. yüzyılda kaldı.

Deyimler

so 20th century: modası geçmiş bir şey için ironik etiket

X is so + dönem veya çağ yapısında zaman etiketi bir sıfat gibi işlev görür. Burada so, 20th century ifadesini güçlendirir ve war is so 20th century, konuşanın savaşı modası geçmiş ve önceki bir döneme ait bir şey olarak sunduğu anlamına gelir. Bu cümle, savaşın yalnızca 20. yüzyılda var olduğuna dair gerçek anlamlı bir iddia değil, mizahi ve ironik bir yargıdır. Bu kalıp bir görüşü kısa bir kültürel etikete dönüştürür.

Alıştırma

Şakacı yorumu bu dersteki ifadeyle tamamlayın: Fax machines are ____.

Cevabı göster

so 20th century

Until World War I,

4:01

Birinci Dünya Savaşı'na kadar,

warfare was seen as an inevitable part of the human experience

4:03

savaş insan deneyiminin kaçınılmaz bir parçası

and as a valuable tool,

4:07

ve diplomasi duvara tosladığında hedeflere ulaşmak için kullanabileceğiniz

which you could use to achieve goals when diplomacy hit a brick wall. Deyimler

4:08

değerli bir araç olarak görülüyordu.

Deyimler

hit a brick wall: ilerlemenin durması

Hit a brick wall, ilerlemeyi durduran bir engelle karşılaşmak anlamına gelen bir deyimdir. Bu cümlede diplomasi artık ilerleyemeyen bir süreç olarak ele alınır; ortada gerçek bir duvar yoktur. Bir çözüm, yanıt veya anlaşma bulunamadığı için çabalar devam edemediğinde kişi veya süreç + hit a brick wall yapısını kullanın.

Alıştırma

Hangi cümlede hit a brick wall, ilerlemenin tamamen durduğu anlamında kullanılmıştır?

  1. After three failed rounds of talks, the negotiators hit a brick wall.
  2. After one short delay, the negotiators made steady progress.
  3. The builders placed bricks along the garden wall.
Cevabı göster

After three failed rounds of talks, the negotiators hit a brick wall.

Today,

4:12

Bugün,

we have rules that declare acts of aggression illegal Kelime

4:13

saldırganlık eylemlerini yasadışı ilan eden

Kelime

Uluslararası ilişkilerde acts of aggression

Acts of aggression, resmî ve çoğul bir isim öbeğidir. Bu bağlamda aggression, bir devletin başka bir devlete karşı düşmanca silahlı güç kullanmasını ifade eder; acts ise bu davranışı kuralların sınıflandırabileceği veya yasaklayabileceği belirli eylemler olarak sunar. Haberlerde, diplomaside ve uluslararası hukukta öbeğin tamamını bir kişinin kaba veya öfkeli tavrı olarak değil, devletlerin düşmanca eylemleri olarak anlayın.

Alıştırma

Bir devletin başka bir devlete karşı silahlı güç kullanmasını konu alan resmî bir rapora en uygun ifade hangisidir?

  1. acts of aggression
  2. aggressive attitudes
  3. angry behavior
Cevabı göster

acts of aggression

and stipulate that armed force is only justified in self-defense Kelime

4:16

ve silahlı gücün sadece meşru müdafaa için

Kelime

stipulate that: bağlayıcı bir koşulu açıkça hükme bağlamak

Stipulate that, resmî bir gerekliliğin veya koşulun içeriğini aktarır. Bu cümlede ilgili kuralların açık bir sınır koyduğunu belirtir: silahlı kuvvet kullanımı yalnızca meşru müdafaa durumunda haklıdır. Bu yapı; bir yasa, antlaşma, sözleşme, kural veya anlaşmanın bir tarafı, neyin yerine getirilmesi ya da yapılması gerektiğini kesin biçimde belirttiğinde yaygın olarak kullanılır. Gündelik bir yorum veya öneriyi değil, resmî bir hükmü gösterir.

Alıştırma

Bu nottaki hedef ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: The agreement will ____ all disputes must be settled peacefully.

Cevabı göster

stipulate that

or with the authority of the UN Security Council. Kültür

4:20

ya da BM Güvenlik Konseyi'nin yetkisiyle haklı görülebileceğini şart koşan kurallarımız var.

Kültür

UN Security Council: barış ve güvenlikten sorumlu BM organı

UN, United Nations yani Birleşmiş Milletler anlamına gelir. UN Security Council, uluslararası barış ve güvenliğin korunmasından sorumlu başlıca BM organı olan BM Güvenlik Konseyidir; çalışmaları yaptırımlar ve barış operasyonlarıyla ilgili kararların yanı sıra bazı durumlarda güç kullanımına ilişkin yetkilendirmeleri de kapsar. Burada with the authority of the UN Security Council, güç kullanımının bu belirli BM organı tarafından yetkilendirildiği anlamına gelir. Bu ad belirli bir kurumu ifade eder; her güç kullanımının onun onayını otomatik olarak aldığı anlamına gelmez.

Alıştırma

The UN Security Council may authorize a peacekeeping mission cümlesinde UN Security Council neyi ifade eder?

  1. Bina güvenliğini yöneten herhangi bir yerel komite
  2. BM Genel Kurulunda birlikte oy kullanan tüm üye ülkeler
  3. Uluslararası barış ve güvenlikten sorumlu başlıca BM organı
Cevabı göster

Uluslararası barış ve güvenlikten sorumlu başlıca BM organı

These rules are still broken,

4:23

Bu kurallar hala çiğneniyor,

but today,

4:25

ancak bugün,

it's harder to do so without sparking opposition and disapproval. Kalıp ifadeler

4:26

muhalefet ve kınama yaratmadan bunu yapmak daha zor.

Kalıp ifadeler

sparking opposition: muhalefeti tetiklemek

Sparking opposition kalıbında spark, “bir tepkinin başlamasına neden olmak” anlamında bir fiildir. Benzetme, bir kıvılcımın ateş başlatması fikrinden gelir; ancak buradaki sonuç toplumsaldır: bir eylem, insanların ona direnmeye başlamasını tetikleyebilir. -ing biçimi without sözcüğünden sonra gelir. Without sparking opposition, “muhalefeti tetiklemeden” demektir. Muhalefeti önceden devam eden bir durum olarak değil, eylemin olası bir sonucu olarak gösterir.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “direnişin başlamasına neden olmak” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The new parking rule may ____ among local residents.

Cevabı göster

spark opposition

Also,

4:30

Ayrıca,

we have an international court for war crimes in the Hague, Kültür

4:30

Lahey'de savaş suçları için uluslararası bir mahkememiz var

Kültür

Lahey’deki uluslararası savaş suçları mahkemesi

Bu cümlede in the Hague, mahkemenin bulunduğu yeri belirtir. Lahey, Hollanda’da çeşitli uluslararası mahkemelerin ve hukuk kurumlarının bulunduğu bir şehirdir. Bu nedenle adı, haberlerde çoğu zaman uluslararası adaleti çağrıştırır. International court for war crimes ifadesi burada genel bir tanımdır. Cümleyi anlamak için yeterli arka planı verir; ancak tek başına belirli bir mahkemeyi göstermez veya o mahkemenin bütün yetkilerini tanımlamaz.

Alıştırma

Örnekteki in the Hague ifadesinden güvenle ne çıkarılabilir?

  1. Lahey, bir savaş suçu kategorisinin adıdır.
  2. İfade, belirli bir mahkemeyi ve onun bütün yetkilerini kesin olarak belirtir.
  3. Mahkeme, çeşitli uluslararası hukuk kurumlarına ev sahipliği yapan bir Hollanda şehrindedir.
Cevabı göster

Mahkeme, çeşitli uluslararası hukuk kurumlarına ev sahipliği yapan bir Hollanda şehrindedir.

and that's a very recent innovation.

4:34

ve bu çok yeni bir yeniliktir.

Four,

4:37

Dört,

borders are mostly fixed now.

4:38

sınırlar artık çoğunlukla sabit.

After World War II,

4:40

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra,

territorial wars generally stopped

4:42

çoğu ülke uluslararası sınırları kabul etme

when most countries pledged to accept international borders

4:44

ve diğer ulusların özerkliğine saygı gösterme sözü verdiğinde

and respect other nations' autonomy. Kalıp ifadeler

4:47

bölgesel savaşlar genel olarak durdu.

Kalıp ifadeler

diğer ulusların özerkliğine saygı göstermek

Başka bir ulusun özerkliğine saygı göstermek, o ulusun kendi işleri hakkında karar verme hakkını ve gerçek hareket alanını tanımak, bu kararları kontrol etmemek demektir. Burada respect, yalnızca ‘hayran olmak’ değil, ‘saygı göstermek ve ihlal etmemek’ anlamına gelen bir fiildir. other nations' iyelik yapısı, özerkliğin kime ait olduğunu gösterir. respect + iyelik + autonomy kalıbı bölgeler, kurumlar, gruplar veya bireyler için de kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümle, bir hükûmetin diğer ülkelerin kendi işleri hakkında karar verme hakkını tanıması gerektiğini anlatır?

  1. It should recognize other nations as provinces.
  2. It should direct other nations' internal policies.
  3. It should respect other nations' autonomy.
Cevabı göster

It should respect other nations' autonomy.

But is all of this just an anomaly,

4:50

Fakat tüm bunlar sadece bir anormallik mi,

or are we on the road to lasting peace? Deyimler

4:52

yoksa kalıcı barışa giden yolda mıyız?

Deyimler

kalıcı barışa giden yolda

On the road to, ‘bir sonuca götürebilecek bir süreçte olmak’ anlamına gelen bir yolculuk benzetmesidir. Lasting peace, ulaşılması umulan varış noktasıdır; dolayısıyla soru, mevcut gelişmelerin kalıcı barışa doğru ilerleyip ilerlemediğini sorar. İfade ilerleme veya yön belirtir, garanti vermez. Bir kişi ya da şey bir sonuca doğru on the road to durumunda olsa bile aksiliklerle karşılaşabilir veya o sonuca ulaşamayabilir.

Alıştırma

Boşluğa hedef ifade on the road to yazın: After several honest meetings, the two teams are ____ a lasting partnership.

Cevabı göster

on the road to

Truth is, Anlatım akışı

4:54

Gerçek şu ki,

we don't know yet.

4:55

henüz bilmiyoruz.

Anlatım akışı

Açık sözlü bir düzeltme veya kabul için Truth is,

Truth is, konuşanın durumun açık sözlü gerçeği olarak gördüğü şeyi sunar. Burada söylemi kalıcı barışla ilgili bir soru ya da tahminden, cevabın henüz bilinmediğini kabul etmeye geçirir. Truth is, The truth is ifadesinin konuşma dilindeki kısaltılmış biçimidir. Bir düzeltme, sınırlama veya açık sözlü kabul geleceğini bildirerek mesajı düzenler; ardından gelen ifadenin kesin olarak kanıtlandığı anlamına gelmez.

Alıştırma

“Truth is, we don't know yet.” cümlesini okuyun. “Truth is,” burada hangi işlevi görür?

  1. Sonraki sözlerin bilimsel olarak kanıtlandığını ileri sürer.
  2. Hiçbir tutum göstermeden konuyu değiştirir.
  3. Önceki beklentiyi sınırlayan, açık sözlü bir gerçeği sunar.
Cevabı göster

Önceki beklentiyi sınırlayan, açık sözlü bir gerçeği sunar.

We need a big enough sample to rule out the historical average, Notlar

4:56

Yüzyılda yaklaşık bir veya iki büyük savaş olan

Dilbilgisi

a big enough sample ifadesinde sıfat + enough + isim

a big enough sample ifadesinde enough, big sıfatından sonra gelir. big enough öbeğinin tamamı sample ismini niteler ve örneklemin gereken büyüklüğe ulaştığını anlatır. Tanımlık + sıfat + enough + isim kalıbını kullanın: a clear enough answer, a quiet enough room. enough doğrudan bir ismi nitelediğinde önünde sıfat bulunmaz: enough data.

Alıştırma

Sıfat + enough + isim kalıbını ve verilen dört sözcüğün tümünü kullanarak cümleyi tamamlayın. Sözcükler: a / big / enough / sample. We need ____ to make a reliable estimate.

Cevabı göster

a big enough sample

Öbek fiiller

rule out: kanıta dayanarak bir olasılığı elemek

Burada rule out, yeterince büyük bir örneklem kullanarak tarihsel ortalamayı gözlenen örüntünün makul bir açıklaması olmaktan çıkarmak demektir. Bu, kanıta dayalı bir elemedir; kural koymak değildir. Yapı, rule out + neden, olasılık, tanı veya seçenek şeklindedir. Genellikle o unsuru olası görmeyi bırakmak için yeterli kanıt bulunduğunu ifade eder; unsurun kesinlikle imkânsız olduğunu her zaman kanıtlamaz.

Alıştırma

Örnekte rule out the historical average ne anlama geliyor?

  1. Tarihsel ortalamanın bir daha asla ortaya çıkamayacağını kanıtlamak.
  2. Tarihsel ortalamayı gelecekteki kararlar için bir kurala dönüştürmek.
  3. Örneklem yeterli kanıt sağladığı için tarihsel ortalamayı makul bir açıklama olarak reddetmek.
Cevabı göster

Örneklem yeterli kanıt sağladığı için tarihsel ortalamayı makul bir açıklama olarak reddetmek.

which is about one or two big wars per century.

4:59

tarihsel ortalamayı elemek için yeterince büyük bir örneğe ihtiyacımız var.

We just haven't had enough time since World War II

5:02

İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana

to rule out the possibility that war is not going away.

5:04

savaşın ortadan kalkmayacağı ihtimalini elemek için yeterli zamanımız olmadı.

If we don't have one major war in the next 75 years, Dilbilgisi

5:07

Eğer önümüzdeki 75 yıl içinde büyük bir savaş yaşamazsak,

we can be really confident that humanity is changing.

5:11

insanlığın değiştiğinden gerçekten emin olabiliriz.

Dilbilgisi

If + simple present, ... can ...: açık bir gelecek koşulu

Bu, gerçekleşme ihtimali açık olan bir gelecek koşuludur. If yan tümcesi olası bir gelecek durumu belirler: önümüzdeki 75 yıl boyunca büyük bir savaşın olmaması. Ana cümle ise bu koşul gerçekleşirse hangi sonucun çıkarılabileceğini söyler. İngilizce, in the next 75 years gibi geleceğe ait bir zaman ifadesi bulunsa bile bu tür gelecek koşullarında if sonrasında normalde simple present kullanır. Ana cümledeki can, kanıtın güven duymayı mümkün kılacağını ifade eder; cümle koşulun gerçekleşeceğini öngörmez.

Alıştırma

Açık gelecek koşulunu find ve can sözcüklerinin doğru biçimleriyle tamamlayın: If the next survey ____ the same pattern, we ____ be more confident that the change is real.

Cevabı göster

finds · can

So,

5:14

Yani,

you see,

5:14

görüyorsunuz ki,

war might be over.

5:15

savaş bitmiş olabilir.

Yes,

5:17

Evet,

there are nasty conflicts going on in many places,

5:17

birçok yerde korkunç çatışmalar devam ediyor,

but overall, things are getting better,

5:20

ancak genel olarak işler iyiye gidiyor

and we can make them even better by speaking up for peace and democracy. Öbek fiiller

5:22

ve barış ile demokrasiyi savunarak onları daha da iyi hale getirebiliriz.

Öbek fiiller

speaking up for peace: bir davayı açıkça desteklemek

Bu cümlede speaking up for peace, barışı desteklediğini açıkça ifade etmek anlamına gelir. speak up for + kişi, dava veya ilke kalıbı, yalnızca daha yüksek sesle konuşmaya değil, açık bir destek tutumu göstermeye odaklanır. Speaking sözcüğü by'dan sonra geldiği için -ing biçimindedir: by speaking up for peace, bir şeyleri daha iyi hâle getirmek için kullanılan yöntemi açıklar. Başka durumlara aktarılabilen by + -ing kalıbı bir işin nasıl yapıldığını, speak up for ise açıkça destekleme eylemini gösterir.

Alıştırma

Bir toplantıda çalışanlar daha güvenli çalışma saatleriyle ilgili bir öneriyi açıkça destekliyor. Bu anlamı hangi cümle ifade eder?

  1. Several employees spoke up for the safer-hours proposal.
  2. Several employees spoke for the company.
  3. Several employees spoke up so everyone could hear.
Cevabı göster

Several employees spoke up for the safer-hours proposal.