Sevmek ve Sevilmek: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
360 kelime 189 kel/dk

Video özeti: olgun sevgi, yetişkinler eşlerinden ebeveyn bakımı beklemeyi bırakıp başka birine etkin biçimde özen göstermeyi öğrendiğinde başlar. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “being loved and loving.” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: edilgen ve etken ulaçları ayırarak sevgiyi kimin aldığı ve kimin verdiği yönünü izleyin. 2. “bitten their tongue,” — Deyimler ve mecazlı ifadeler: dili gerçekten ısırmayı değil, bir şikâyeti veya sert sözü tutmayı anlattığını geçmiş ortaçta da fark edin. 3. “subordinate their own demands to the needs of another.” — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: resmî “subordinate A to B” kalıbının B'ye öncelik verdiğini anlayın ve uzlaşmayı anlatırken kullanın.

Bu derste

Confusingly,

0:02

Kafa karıştırıcı bir şekilde,

we speak of love as one thing

0:03

aşktan tek bir şeymiş gibi bahsederiz

rather than discerning the two very different varieties Dilbilgisi

0:06

çok farklı iki çeşidini ayırt etmek yerine

Dilbilgisi

rather than discerning: rather than + -ing ile eylemleri karşılaştırma

Bu cümlede rather than discerning, insanların yapmadığı eylemi belirtir. İnsanlar iki farklı türü açıkça ayırt etmek yerine sevgiyi tek bir şey olarak ele alır; discerning burada “ayırt etmek” anlamındadır. Aktarılabilir kalıp ana eylem + rather than + -ing şeklindedir. Gerçekleşen eylemi reddedilen, kaçınılan veya yalnızca seçilmeyen alternatif bir eylemle karşılaştırır.

Alıştırma

Cümleyi rather than ve guess fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: ____, Nina checked the facts before deciding.

Cevabı göster

Rather than guessing

that lie beneath a single word: Deyimler

0:09

tek bir kelimenin altında yatan:

Deyimler

lie beneath a single word: tek bir etiketin gizlediği anlamlar

Burada lie, “bir yerde bulunmak veya var olmak” anlamına gelir; “yalan söylemek” anlamında değildir. Beneath mecazidir: tek bir sözcük bir yüzey veya etiket olarak düşünülürken iki farklı kavram onun altında gizlenir. Bu imge soyut tartışmalarda yaygındır. Fikirler bir sözcüğün veya etiketin altında lie beneath olduğunda, o etiket ayrı anlamları tek bir şeymiş gibi gösterir.

Alıştırma

'Several concerns may lie beneath the word fine,' cümlesinde lie beneath ne anlama gelir?

  1. aynı sözcüğün veya etiketin arkasında gizlenmek
  2. bir şey hakkında yanlış bir ifade kullanmak
  3. fiziksel olarak bir sözcüğün altına basılmak
Cevabı göster

aynı sözcüğün veya etiketin arkasında gizlenmek

being loved and loving. Dilbilgisi

0:11

sevilmek ve sevmek.

Dilbilgisi

Being loved ve loving: edilgen ve etken bakış açıları

İki ifade de bir deneyimi veya eylemi isim gibi adlandıran -ing biçimidir. Paralel biçimde kullanılarak sevginin iki yönünü gösterirler. Being loved edilgendir: başka biri sizi sever. Loving etkendir: siz başka birini seversiniz. Buradaki loving sevme eylemini adlandırır; sıfat olan loving gibi sevecen veya şefkatli anlamına gelmez.

Alıştırma

Being loved ile loving arasındaki karşıtlığı hangi seçenek doğru açıklar?

  1. Sevecen davranmak ve başka birinin sevgisini görmek
  2. Başka birinin sevgisini görmek ve birine sevgi vermek ya da hissetmek
  3. Birinin sizi sevmesini sağlamak ve sevecen görünmek
Cevabı göster

Başka birinin sevgisini görmek ve birine sevgi vermek ya da hissetmek

We can only make a relationship work Kalıp ifadeler

0:13

Bir ilişkiyi ancak

when we're ready to do the latter Kelime

0:15

ikincisini yapmaya hazır olduğumuzda

Kalıp ifadeler

Make a relationship work: bir ilişkiyi yürütmek

Make a relationship work ifadesinde make, make + nesne + fiilin yalın hâli yapısını izler: make [a relationship] [work]. Buradaki work, çalışmak değil, başarılı biçimde yürümek veya sağlıklı şekilde devam etmek anlamına gelir. İfade, bir ilişkinin başarılı veya kalıcı olması için harekete geçmek anlamındadır. Make burada ilişkiyi yaratmak ya da üretmek demek değildir.

Alıştırma

Cümleyi, ilişkiyi başarılı kılmaya yardımcı olmak anlamındaki dört sözcüklük ifadeyle tamamlayın: Both partners must communicate honestly to ____.

Cevabı göster

make the relationship work

and are aware of our unnatural,

0:17

ve birincisine olan doğal olmayan,

immature fixation on the former. Kalıp ifadeler

0:20

olgunlaşmamış saplantımızın farkında olduğumuzda yürütebiliriz.

Kelime

the latter ... the former: ikincisi ve birincisi

The former ve the latter, daha önce açık bir sırayla belirtilen iki şeye geri gönderme yapar. The former birinciyi, the latter ikinciyi ifade eder; böylece adlarını tekrarlamadan ikisini karşılaştırabilirsiniz. Daha önce önce being loved, sonra loving belirtilmiştir. Bu nedenle the latter loving’i, the former ise being loved’u gösterir. Buradaki former, önceki bir unsura gönderme yapar; a former job örneğindeki gibi “eski” anlamına gelen sıfat değildir.

Alıştırma

Verilen sıradaki iki seçeneğe gönderme yapmak için the former/the latter kullanın: önce working from home, sonra working in an office. ____ saves commuting time, while ____ can make face-to-face teamwork easier.

Cevabı göster

The former · the latter

Kalıp ifadeler

immature fixation on: bir şeye yönelik olgunlaşmamış takıntı

A fixation on something, bırakması zor olan olağan dışı derecede güçlü ve sürekli bir odaklanmayı anlatır. Kullanılan edat on’dur: fixation on a result, an idea, or another person. Burada immature, on’dan sonraki nesneyi değil fixation sözcüğünü niteler ve değerlendirir. Bu nedenle ifade, yalnızca normal bir ilgiyi değil, aşırı ve duygusal açıdan olgunlaşmamış bir odaklanmayı anlatır.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için fixation ismini alışılmış edatıyla kullanın: Her ____ tiny mistakes made every draft take hours.

Cevabı göster

fixation on

We start knowing only about being loved.

0:23

İşe sadece sevilmeyi bilerek başlarız.

It comes to seem very wrongly, Dilbilgisi

0:25

Bu, çok yanlış bir şekilde,

like the norm,

0:27

normal olan buymuş gibi görünmeye başlar;

Dilbilgisi

comes to seem: zamanla gelişen bir algı

comes to seem içindeki come to + durum fiili, zamanla ulaşılan bir durumu ya da anlayışı anlatır. Burada seem “görünmek” veya “... gibi gelmek” anlamındadır; come fiziksel hareket bildirmez. Bu ifade, bir şey tekrar tekrar yaşandıktan sonra onun giderek normalmiş gibi algılanmasını anlatır. very wrongly ise bu izlenimin yine de yanlış olabileceğini açıkça belirtir.

Alıştırma

Hangi cümle zamanla gelişen bir izlenimi gösterir?

  1. The strange rule seems ordinary right now.
  2. Over several months, the strange rule came to seem ordinary.
  3. The strange rule came into the room.
Cevabı göster

Over several months, the strange rule came to seem ordinary.

to the child it feels as if Dilbilgisi

0:28

çocuğa sanki

the parent is simply spontaneously on hand Deyimler

0:30

ebeveyn sadece anında, kendiliğinden yanındaymış gibi gelir

Dilbilgisi

as if: gerçek yerine bir izlenim sunmak

As if, bir kişinin bakış açısından doğruymuş gibi görünen bir durumu kesinleşmiş bir gerçek olarak sunmadan anlatır. feels sonrasında, deneyimin nasıl hissettirdiğini belirtir. Burada çocuk, ebeveyni doğal ve zahmetsiz biçimde her zaman yanında hazırmış gibi algılar. As if bu öznel izlenimi işaretler; because anlamına gelmez ve gerçek nedeni bildirmez.

Alıştırma

Kesinleşmiş bir gerçek yerine izlenim sunan bağlacı seçin: Leo talks about the city ___ he has lived there for years, but he has never visited.

  1. because
  2. as if
  3. so that
Cevabı göster

as if

to comfort, guide, entertain, feed, clear up,

0:32

teselli etmek, yol göstermek, eğlendirmek, beslemek, ortalığı toplamak

Deyimler

on hand: hazır ve ulaşılabilir

Burada on hand, gerektiğinde yardım etmek üzere orada, ulaşılabilir ve hazır olmak demektir. Bir şeyin elin üzerinde durduğunu anlatmaz. İnsanlardan söz ederken genellikle be fiilinden sonra, kaynak ve malzemelerden söz ederken have veya keep ile kullanılır. Bu cümlede ebeveyn, farklı bakım ihtiyaçları için hemen hazır olan biri olarak sunulur.

Alıştırma

Cümleyi “orada bulunan ve yardıma hazır” anlamındaki kalıpla tamamlayın: The first-aid team is ____ during every game.

Cevabı göster

on hand

and remain almost always warm and cheerful.

0:35

ve neredeyse her zaman sıcak ve neşeli kalmak için.

Parents don't reveal

0:38

Ebeveynler belli etmezler

how often they've bitten their tongue, Deyimler

0:39

ne kadar sıklıkla dillerini ısırdıklarını,

Deyimler

bitten their tongue: bite one's tongue deyimi

Bitten their tongue, bite one's tongue deyiminin geçmiş zaman ortacı biçimidir. Deyim, kişinin söylemeyi çok istediği bir şeyi, genellikle bir eleştiriyi, öfkeli bir sözü veya bir sırrı açığa çıkaracak ifadeyi söylemekten kendini alıkoyması demektir; fiziksel olarak dili ısırmak anlamına gelmez. they've bitten yapısında have + bitten, present perfect zamanı oluşturur ve cümle tekrarlanan kendini tutma anlarına bakar. İyelik sözcüğü özneye göre değişir: I bit my tongue, she bit her tongue.

Alıştırma

bite one's tongue ifadesini doğru geçmiş zaman ortacı biçimiyle tamamlayın ve iyelik sözcüğünü she öznesine uydurun: She won't admit how often she's ____ during meetings.

Cevabı göster

bitten her tongue

fought back the tears, Öbek fiiller

0:41

gözyaşlarına hakim olduklarını,

Öbek fiiller

fight back the tears: gözyaşlarını tutmak

Öbek fiil fight back, ortaya çıkmaya başlayan bir şeyi çaba göstererek kontrol etmek anlamına gelir. fight back the tears ifadesinde kişi ağlamak üzeredir, ancak gözyaşlarının akmasını engellemeye çalışır. fight back + tepki yapısı, gözyaşı veya gülme gibi bir duyguyu ya da fiziksel tepkiyi bastırmayı anlatabilir. Burada back fiilin bir parçasıdır; yön bildirmez.

Alıştırma

Cümleyi fight içeren hedef ifadenin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: At the farewell, Nina ____ as she hugged her friend.

Cevabı göster

fought back the tears

and been too tired to take off their clothes Notlar

0:42

ve kıyafetlerini çıkaramayacak kadar yorgun olduklarını

after a day of childcare.

0:44

bir günlük çocuk bakımının ardından.

Dilbilgisi

too tired to...: yapamayacak kadar yorgun

too + sıfat + to + fiil yapısı, bir niteliğin eylemin yapılmasına izin veren sınırı aştığını anlatır. Too tired to take off their clothes, kıyafetlerini çıkaramayacak kadar yorgun oldukları veya uygulamada bunu yapmadıkları anlamına gelir. Too, aşırılık ve bunun sonucunda eylemin engellenmesi anlamını ekler. Burada ayrıca anlamına gelmez.

Alıştırma

Yorgunluğun eylemi engellediğini göstermek için too + tired + to ile cümleyi tamamlayın: After working all night, Leo was ____ drive safely.

Cevabı göster

too tired to

Öbek fiiller

take off clothes: üzerindeki giysileri çıkarmak

Burada take off, “üzerindeki bir giysiyi çıkarmak” anlamına gelir. Nesne olan their clothes bu anlamı açıkça gösterir; burada bir uçağın yerden havalanmasından söz edilmez. Bu anlamda take off ayrılabilir bir öbek fiildir: take off their clothes ve take their clothes off kullanımlarının ikisi de doğaldır. Nesne bir zamirse onu ortaya yerleştirin: take them off denir, take off them denmez.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrenilen ve “bir giysiyi çıkarmak” anlamına gelen öbek fiille tamamlayın: It is warm in here, so please ____ your coat.

Cevabı göster

take off

The relationship is almost always entirely non-reciprocal. Kelime

0:45

İlişki neredeyse her zaman tamamen tek taraflıdır.

Kelime

non-reciprocal relationships: karşılıklı olmayan ilişkiler

Non-reciprocal, “iki yönde eşit biçimde işlemeyen” anlamına gelir. Bu cümlede bir taraf bakım sunar ancak diğer tarafın aynı türü ya da aynı miktarı karşılık olarak vermesini beklemez. non- ön eki reciprocal sözcüğünü olumsuz yapar. Bu sözcük sevginin varlığını ya da yokluğunu değil, verilen şeyin veya yükümlülüğün yönünü anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede non-reciprocal ne anlama gelir: Their caregiving relationship is non-reciprocal.

  1. Bakım ve sorumluluk iki yönde eşit biçimde akmaz.
  2. İki kişi de hiçbir sevgi hissetmez.
  3. İlişki sona ermiştir.
Cevabı göster

Bakım ve sorumluluk iki yönde eşit biçimde akmaz.

The parent loves,

0:48

Ebeveyn sever,

but they don't expect the favor Dilbilgisi

0:50

ancak yapılan iyiliğin

to be returned in any significant way.

0:51

önemli bir şekilde karşılık bulmasını beklemezler.

Dilbilgisi

expect the favor to be returned: iyiliğe karşılık verilmesini beklemek

expect + nesne + to be + geçmiş zaman ortacı yapısı, bir eylemin nesne üzerinde gerçekleşeceğinin düşünüldüğünü veya beklendiğini anlatır. Burada the favor nesnedir ve to be returned edilgen mastardır; odak, karşılığı kimin vereceğinde değil, iyiliğin karşılık görmesindedir. return the favor ifadesindeki favor, nazik bir davranış veya yardım anlamına gelir. Return the favor, fiziksel bir eşyayı geri vermek değil, karşılığında yardımcı bir şey yapmak demektir.

Alıştırma

Cümleyi approve fiilinin edilgen mastarıyla tamamlayın: The committee expects the plan ____ today.

Cevabı göster

to be approved

The parent doesn't get upset

0:53

Ebeveyn üzülmez

when the child has not noticed the new haircut,

0:55

çocuk yeni saç kesimini fark etmediğinde,

asked carefully calibrated questions Kelime

0:57

özenle tartılmış sorular sormadığında

about how the meeting at work went, Dilbilgisi

0:59

işteki toplantının nasıl geçtiği hakkında,

Kelime

carefully calibrated questions: özenle ölçülüp biçilmiş sorular

Calibrated sözcüğü gerçek anlamıyla, hassas bir standarda göre ayarlanmış bir şeyi anlatır. Carefully calibrated questions ifadesinde ise mecazidir: sorular, kişiye ve duruma uygun olması için sözcük seçimi, zamanlama veya ton bakımından bilinçli biçimde ayarlanmıştır. Carefully, kontrol ve hassasiyet düşüncesini güçlendirir. İfade resmî ve analitik bir tını taşır; soruların kendiliğinden değil, stratejik olarak tasarlandığını düşündürebilir.

Alıştırma

"The mediator asked carefully calibrated questions," cümlesinde carefully calibrated büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Fiziksel bir aletle ölçülmüş
  2. Duruma uyması için bilinçli biçimde ayarlanmış
  3. Planlama olmadan hızla sorulmuş
Cevabı göster

Duruma uyması için bilinçli biçimde ayarlanmış

Dilbilgisi

Dolaylı soru: how the meeting at work went

Burada how the meeting at work went, questions about yapısının içindeki dolaylı sorudur. Toplantının nasıl ilerlediğini veya sonucunu sorar; went burada 'bir yere gitti' değil, 'nasıl geçti' anlamındadır. Dolaylı soru olduğu için düz cümle sırası kullanılır: how + özne + fiil. Geçmiş zaman biçimi went özneden sonra kalır: how the meeting went.

Alıştırma

how, the interview ve go fiilinin basit geçmiş biçimini kullanarak dolaylı soruyu tamamlayın: She asked me ____.

Cevabı göster

how the interview went

or suggested that they go upstairs to take a nap. Notlar

1:01

ya da üst kata çıkıp biraz kestirmesini önermediğinde.

Dilbilgisi

suggested that they go: öneri bildiren yan cümle

Suggested that they go, bir önerinin içeriğini belirtir. Kalıp suggest + that + özne + fiil şeklindedir: they yan cümlenin öznesidir ve go önerilen eylemi bildirir. Burada they, cinsiyeti belirtilmeden tek bir kişiyi gösterebilir. They zamiri normalde goes ile değil go ile kullanıldığı için, yalnızca bu cümleye bakarak go biçiminin öneri bildiren özel bir subjunctive biçimi olup olmadığı söylenemez.

Alıştırma

suggest + that + özne + fiilin yalın biçimi kalıbını, suggested ve they sözcüklerini kullanarak tamamlayın: The road was closing, so I ____ early.

Cevabı göster

suggested that they leave

Kalıp ifadeler

take a nap: kısa bir uyku uyumak

Take a nap, “kısa bir süre uyumak” anlamına gelir. Take fiildir ve a nap onun nesnesidir; İngilizcedeki standart eşdizim budur, sleep a nap değildir. Nap genellikle kısa süreli bir uykuyu, çoğu zaman da gündüz uykusunu anlatır. Bu cümlede bütün gece uyumak değil, bir süre dinlenmek öneriliyor.

Alıştırma

İngilizce cümleyi take a nap ifadesiyle tamamlayın: I'm tired, and dinner isn't ready yet, so I'm going to ____.

Cevabı göster

take a nap

Parent and child may both love,

1:03

Ebeveyn ve çocuk ikisi de sevebilir,

but each party is on a very different end of the axis, Notlar

1:05

ancak her iki taraf da eksenin çok farklı bir ucundadır,

Kelime

each party: ilgili her bir taraf

Each party ifadesindeki party, bir ilişki, görüşme, anlaşmazlık veya anlaşmaya katılan kişi, grup ya da taraf anlamına gelir. Burada iki taraf ebeveyn ve çocuktur; kutlama veya siyasi örgüt anlamına gelmez. Each, bu öbeği tekil yapar; bu yüzden cümlede each party is kullanılır. İki veya daha fazla katılımcı olsa bile ifade her birini ayrı ayrı ele alır.

Alıştırma

Şu İngilizce cümleyi okuyun: The rules require each party to provide contact details. Each party ne anlama gelir?

  1. Kurallarda belirtilen her sosyal etkinlik
  2. Kuralların kapsadığı her siyasi örgüt
  3. Duruma dahil olan her kişi veya taraf
Cevabı göster

Duruma dahil olan her kişi veya taraf

Deyimler

on a very different end of the axis: eksenin çok farklı bir ucunda

Burada on a very different end of the axis, fiziksel bir ölçeği mecaz olarak kullanır. Ebeveyn ve çocuk ikisi de sever, fakat ilişkide birbirinden çok uzak konumlarda bulunur: çocuk ağırlıklı olarak bakım alırken ebeveyn bakım verir ve sorumluluk üstlenir. Eksen gerçek değildir ve ifade her kişinin ne kadar sevdiğini ölçmez. Farklı rolleri hayalî tek bir ölçek üzerinde farklı konumlara yerleştirerek karşıtlığı düzenler.

Alıştırma

İngilizce cümleyi okuyun: Both leaders want the plan to succeed, but they are on very different ends of the decision-making axis. axis mecazı neyi gösteriyor?

  1. Gerçek bir çizginin yanında duruyorlar.
  2. Liderlerden biri planın başarısız olmasını istiyor.
  3. Karar vermedeki rolleri birbirinden çok uzaktır.
Cevabı göster

Karar vermedeki rolleri birbirinden çok uzaktır.

unbeknownst to the child. Kelime

1:08

çocuğun bundan haberi yoktur.

Kelime

unbeknownst to: birinin haberi olmadan

Unbeknownst to the child, “çocuğun haberi olmadan” anlamına gelir. Bilginin farkında olmayan kişiyi belirtir; bu cümlede çocuk, ebeveyn ile çocuğun ilişkide farklı roller üstlendiğini anlamaz. Sabit kalıp unbeknownst to + kişi veya grup şeklindedir. Katılımcılardan birinin bilmediği bilgiyi çerçevelemek için çoğunlukla cümlenin başında veya sonunda yer alır.

Alıştırma

“Komitenin haberi olmadan” anlamındaki resmî ifadeyi tamamlayın: ____ the committee, the schedule had already changed.

Cevabı göster

Unbeknownst to

This is why in adulthood, Anlatım akışı

1:10

İşte bu yüzden yetişkinlikte,

when we first say we long for love, Kelime

1:11

ilk kez sevgiye hasret olduğumuzu söylediğimizde,

Anlatım akışı

Nedenden sonuca geçiş sağlayan This is why

“This” az önce verilen açıklamaya gönderme yaparken “why” ardından gelen sonucu tanıtır. Burada daha önceki çocukluk deneyimi, yetişkinlerin daha sonra arzuladıklarını söyledikleri şeyin nedeni olarak sunulur. Önceki bilgiyi neden hâline getirip dinleyiciyi sonucuna yönlendirmek için This is why + sonuç yapısını kullan. Bu, neden soran bir soru değil, bir bildirimdir.

Alıştırma

Hangi seçenek bir nedenden onun sonucuna doğru biçimde geçiyor?

  1. Maya practiced every day. This is because she improved so quickly.
  2. Maya practiced every day. This is why she improved so quickly.
Cevabı göster

Maya practiced every day. This is why she improved so quickly.

Kelime

long for: derin ve süren bir arzu

Long burada fiildir; long for, birini ya da bir şeyi çoğu zaman uzun süre boyunca derinden istemek demektir. Cümlede sevgiyi geçici bir istekten ziyade duygusal açıdan önemli bir ihtiyaç olarak sunar. Temel yapı long for + isim veya zamirdir: long for love, long for home. Nesneden önce for kullanılmaya devam eder; long burada “uzun olmak” anlamında değildir.

Alıştırma

Cümleyi long for ifadesinin doğru biçimiyle tamamla: After many years abroad, she still ____ the feeling of home.

Cevabı göster

longs for

what we predominantly mean Dilbilgisi

1:13

asıl kastettiğimiz şey

is that we want to be loved

1:15

sevilmek istediğimizdir

Dilbilgisi

Esas olarak demek istediğimiz şudur...

Bu cümlede what we predominantly mean is that... bir soru değil, bildirme yapısıdır. What ile başlayan what we predominantly mean yan cümlesi özne görevi görür; is that ise kastedilen anlamı açıklayan içeriği başlatır. Predominantly, esas olarak veya büyük ölçüde anlamına gelir. Bu yapı, daha geniş bir ifadenin arkasındaki ana düşünceyi açıklar ancak bunun mümkün olan tek anlam olduğunu söylemez.

Alıştırma

Hangi cümle soru sormak yerine asıl kastedilen anlamı açıklamak için bu yapıyı kullanıyor?

  1. What do we predominantly mean by belonging?
  2. We predominantly want everyone to explain belonging.
  3. What we predominantly mean is that everyone needs a sense of belonging.
Cevabı göster

What we predominantly mean is that everyone needs a sense of belonging.

as we were once loved by a parent.

1:16

bir zamanlar bir ebeveyn tarafından sevildiğimiz gibi.

We want a recreation in adulthood

1:18

Yetişkinlikte yeniden yaratılmasını isteriz

of what it felt like to be ministered to and indulged. Notlar

1:20

hizmet edilmenin ve şımartılmanın nasıl hissettirdiğinin.

Dilbilgisi

what it felt like to... ile öznel deneyimi anlatmak

What it felt like to + fiil, bir şeyi yapmanın veya belirli bir davranış görmenin öznel deneyimini anlatır. Burada yalnızca bu olayların gerçekleştiği gerçeğini değil, ilgiyle bakılmanın ve şımartılmanın kişide yarattığı içsel duyguyu ifade eder. What ile başlayan yan cümlenin tamamı of sözcüğünden sonra isim öbeği görevi görür: o deneyimin yeniden yaşanması. Bir deneyimin kişide nasıl hissettirdiği önemli olduğunda bu yapıyı kullanın.

Alıştırma

Hangi cümle, bir kişinin deneyim sırasındaki öznel hissine en doğrudan biçimde odaklanıyor?

  1. She described what it felt like to cross the finish line.
  2. She described what the finish line looked like.
  3. She explained why she crossed the finish line.
Cevabı göster

She described what it felt like to cross the finish line.

Kelime

be ministered to and indulged: özenle bakılmak ve şımartılmak

Burada iki fiil de edilgen yapıdadır: kişi başkasının kendisine gösterdiği muameleyi alır. To be ministered to, birinin kişiye özenle hizmet etmesi veya ihtiyaçlarıyla dikkatle ilgilenmesi demektir. Buradaki minister bir fiildir ve “hükûmet bakanı” anlamına gelmez. To be indulged, kişinin istediklerini çok kolay ve pek az sınırlamayla elde etmesi demektir. İfadeler and ile bağlanınca özenli bakımın şımartmaya dönüşmesi anlatılır; bu yüzden indulged eleştirel bir ton taşıyabilir.

Alıştırma

minister to ve indulge ifadelerini, iki muameleyi de gören bir kişi için kullanılan edilgen biçime getirerek cümleyi tamamlayın: At the luxury retreat, he expected to ____.

Cevabı göster

be ministered to and indulged

In a secret part of our minds,

1:23

Zihnimizin gizli bir köşesinde,

we picture someone who will understand our needs,

1:24

ihtiyaçlarımızı anlayacak birini hayal ederiz,

bring us what we want,

1:27

bize istediğimizi getirecek,

be immensely patient and sympathetic to us,

1:28

bize karşı son derece sabırlı ve anlayışlı olacak,

act selflessly,

1:30

fedakarca davranacak,

and make it all better. Kalıp ifadeler

1:31

ve her şeyi daha iyi yapacak birini.

Kalıp ifadeler

make it all better: her şeyi yoluna koymak

make it all better yapısında make fiilinden sonra bir nesne (it) ve bir sıfat (better) gelir: bir şeyin daha iyi hâle gelmesini sağlamak demektir. Buradaki it tek bir nesneyi göstermez; sorunu, acıyı veya üzücü durumun tamamını geniş anlamlı bir it içinde toplar. All kapsamı genişletir ve ifadeye teselli edici bir hava verir: bütün durumu düzeltmek ya da sıkıntıyı hafifletmek. Bu, yaygın bir güven verme ifadesidir; her sorunun kesinlikle ortadan kalkacağına dair gerçek anlamlı bir garanti değildir.

Alıştırma

“She gave him a hug and promised to make it all better,” cümlesinde make it all better ne anlama gelir?

  1. Onu teselli edip bütün durumu iyileştireceğine söz verdi.
  2. Tek bir nesnenin daha güzel görünmesini sağlayacağına söz verdi.
  3. İki olası çözümü karşılaştıracağına söz verdi.
Cevabı göster

Onu teselli edip bütün durumu iyileştireceğine söz verdi.

This is naturally a disaster.

1:33

Bu doğal olarak bir felakettir.

For any relationship to work, Dilbilgisi

1:35

Herhangi bir ilişkinin yürümesi için,

we need to move firmly out of the child Deyimler

1:37

çocuk rolünden kararlı bir şekilde çıkmamız

and into the parental position.

1:39

ve ebeveyn konumuna geçmemiz gerekir.

Dilbilgisi

For any relationship to work: for + isim + to’lu mastar

for + isim öbeği + to’lu mastar yapısı, mastara kendi mantıksal öznesini verir. Burada any relationship, work fiilinin mantıksal öznesidir; ana cümlenin öznesi ise we’dir. Baştaki yan cümlecik bir koşul bildirir: Bir ilişkinin başarılı olabilmesi için ana cümledeki eylem gereklidir. Bu kullanımda work, “çalışmak” değil “başarılı olmak” veya “iyi işlemek” anlamına gelir; for da yararlanan kişiyi göstermez.

Alıştırma

“the plan must work” koşulunu for + isim + to’lu mastar yapısıyla yeniden yazarak cümleyi tamamlayın: ____, everyone must arrive by nine.

Cevabı göster

For the plan to work

Deyimler

move out of the child and into the parental position: çocuk rolünden ebeveyn rolüne geçmek

Move out of ... and into ... soyut bir rol değişimini yerler arasında hareket gibi anlatır. Konuşan kişi, bakım görmeyi beklediğimiz “çocuk” rolünden çıkıp etkin biçimde bakım verdiğimiz veya sorumluluk aldığımız daha ebeveynsel bir role geçmemiz gerektiğini söylüyor. Firmly, bu geçişin net ve kararlı olduğunu hissettirir. Bu, psikolojik bir rol değişimidir; yaş değişimi, gerçekten ebeveyn olma veya fiziksel olarak bir çocuktan uzaklaşma değildir.

Alıştırma

Cümleyi out of ... and into ... yapısıyla tamamlayın: After the emergency, the team must move ____ crisis mode ____ long-term planning.

Cevabı göster

out of · and into

We need to become someone

1:41

Öyle biri olmalıyız ki

who can sometimes subordinate their own demands Kelime

1:42

bazen kendi taleplerini

to the needs of another.

1:44

bir başkasının ihtiyaçlarının gerisinde bırakabilen.

Kelime

subordinate A to B: B’ye daha yüksek öncelik vermek

Bu cümlede subordinate their own demands to the needs of another, kişinin kendi taleplerini başka birinin ihtiyaçlarından daha az önemli görmesi anlamına gelir. Burada subordinate, daha alt konumdaki bir kişiyi belirten isim değil, fiildir. Kalıp subordinate A to B şeklindedir: öncelik sıralamasında A, B’nin altına yerleştirilir. Belirli bir durumda seçim yapmayı anlatır; kişinin kendi ihtiyaçlarını kalıcı olarak yok sayması anlamına gelmez.

Alıştırma

A = personal convenience ve B = public safety olacak şekilde subordinate A to B kalıbıyla cümleyi tamamlayın: We should ____ when planning the event.

Cevabı göster

subordinate personal convenience to public safety

To be adults in love,

1:46

Aşkta yetişkinler olmak için,

we have to learn,

1:47

öğrenmeliyiz,

perhaps for the very first time,

1:48

belki de ilk defa,

to do something truly remarkable,

1:50

gerçekten olağanüstü bir şey yapmayı,

for a time at least, Anlatım akışı

1:52

en azından bir süreliğine,

to put someone else ahead of us. Deyimler

1:53

bir başkasını kendimizden ön planda tutmayı.

Anlatım akışı

for a time at least: iddiayı zaman bakımından sınırlamak

For a time at least, cümleye eklenen bir zaman sınırlayıcısıdır. Konuşan kişi önce temel eylemi söyler, ardından kapsamını daraltır: başka birini öne koymak bir süreliğine gereklidir; kalıcı bir kural olarak sunulmaz. Burada at least, bu sınırlı biçimin konuşmacının güvenle savunabildiği iddia olduğunu gösterir. İfade, başka birini öne koyma süresini sınırlar; eylemin ne kadar olağanüstü olduğunu değil. Virgüller, ifadenin parantez içi bir yorum gibi eklendiğini gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede araya eklenen for a time at least ifadesi ne yapıyor? “The two teams managed to work together, for a time at least, despite their rivalry.”

  1. İş birliklerinin en başarısız olanı olduğunu söyler.
  2. İş birlikleri için asgari bir saat sayısı verir.
  3. İş birliklerini geçici bir dönemle sınırlar.
Cevabı göster

İş birliklerini geçici bir dönemle sınırlar.

Deyimler

Başka birini kendimizden öne koymak

Bu cümlede put someone else ahead of us, bir süreliğine başka birinin ihtiyaçlarına veya iyiliğine kendi ihtiyaçlarımızdan daha fazla öncelik vermek demektir. Ahead burada fiziksel konumu değil, önem sırasını anlatır. Kalıp put + kişi veya şey + ahead of + kişi veya şey biçimindedir. İlgi, zaman veya değerlendirmenin önce kime ya da neye verildiğini gösterir; daha düşük öncelikte olan kişinin değersiz olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle Maya'nın ihtiyaçlarına kendi ihtiyaçlarımızdan daha fazla öncelik verdiğimizi doğal biçimde anlatır?

  1. During her recovery, we put Maya ahead of us.
  2. During her recovery, we put Maya in front of us.
  3. During her recovery, we put ourselves ahead of Maya.
Cevabı göster

During her recovery, we put Maya ahead of us.

That's what true mature love actually is. Anlatım akışı

1:55

Gerçek olgun sevgi aslında budur.

Anlatım akışı

Gerçek ve olgun sevginin aslında ne olduğu budur

That's what ... is, daha önce söylenen bir düşünceye geri dönüp onu bir şeyin tanımı veya en açık örneği olarak sunar. Burada That, bir süreliğine başka birini ilk sıraya koymayı anlatır ve cümle bu davranışı gerçek, olgun sevgi olarak tanımlar. That's what + isim öbeği + is kalıbı bir açıklamayı veya savı sonuçlandırmak için kullanışlıdır. Actually düzeltici bir vurgu katar: konuşan kişi, daha zayıf ya da yanlış bir düşüncenin değil, bunun olgun sevginin gerçek anlamı olduğunu söyler.

Alıştırma

Birinin dikkatle dinlediğini ve başka bir kişinin ihtiyaçlarına yer açtığını az önce anlattınız. Hangi kapanış cümlesi bu davranışı mature love olarak tanımlar?

  1. That's why mature love matters.
  2. That's what mature love is.
  3. That's how mature love grows.
Cevabı göster

That's what mature love is.

Much to everyone's initial surprise. Kalıp ifadeler

1:58

Başlangıçta herkesi çok şaşırtacak olsa da.

Kalıp ifadeler

Anlatısal tepki kalıbı olarak Much to everyone's initial surprise

Much to someone's surprise, gerçekleşen şeyin birini çok şaşırttığını anlatan bir anlatı kalıbıdır. Burada everyone's olaya dâhil olan herkesi kapsar; much ise tepkinin şiddetini artırır. Bu kalıp kendi başına tam bir yan cümle oluşturmaz; tüm duruma yorum katar. To yön veya amaç bildirmez, olayın yol açtığı duygusal sonucu tanıtır. Initial bunun ilk tepki olduğunu belirtir ve insanların görüşlerinin daha sonra değişmiş olabileceğini düşündürür.

Alıştırma

Verilen parçaları doğal Much to + everyone's + initial + surprise anlatı kalıbına yerleştirerek yeni cümleyi tamamlayın: ____, the youngest player became the team captain.

Cevabı göster

Much to everyone's initial surprise