Esrar beyninize zarar verir mi? - Anees Bahji: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
785 kelime 132 kel/dk

Video özeti: Bu video, esrarın kannabinoid sistemiyle nasıl etkileşime girdiğini, etkilerin neden kişiden kişiye değiştiğini ve yaşın, psikoza yatkınlığın, toleransın ve süren bilimsel belirsizliğin beyin üzerindeki riskleri nasıl şekillendirdiğini açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. doesn't necessarily mean — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: Gözlemlenen bir mekanizmanın otomatik olarak kaçınılmaz bir sonuç gibi sunulmasını önlemeyi öğrenin. Burada sinirsel sinyalleşmenin yavaşlaması, davranışın veya algının da mutlaka yavaşlayacağı anlamına gelmez. Bu temkinli kalıp, bilimsel ya da analitik tartışmalarda nedensellik iddialarını sınırlandırmak ve aşırı basitleştirilmiş yorumları düzeltmek için kullanılabilir. 2. while we don't know exactly how / there are clear risk factors — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Önce kesin mekanizmanın bilinmediğini kabul eden, ardından kullanılabilir mevcut kanıtlara yönelen iki aşamalı bir argümanı tanıyın. Böylece belirsizliğin belirlenmiş risk faktörlerini ortadan kaldırmadığını açıklayabilir ve dengeli, güvenilir bir bilimsel sav oluşturabilirsiniz. 3. a catalyst for a tipping point — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Bu birleşik metaforu, gizli bir durumu tek başına yaratmaktan çok süreci hızlandırıp onu kritik bir eşiğin ötesine iten etken olarak anlayın. Sağlık, psikoloji, toplumsal değişim veya iş dünyasında tetikleyici bir rolü, tek ve doğrudan neden olduğunu öne sürmeden anlatmak için kullanabilirsiniz.

Bu derste

In 1970, marijuana was classified as a Schedule 1 drug in the United States, Kültür

0:06

1970 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde esrar Çizelge 1 uyuşturucu olarak sınıflandırıldı,

Kültür

ABD hukukunda bir kategori olarak Schedule 1 drug

Bu cümlede Schedule 1 drug, ABD federal kontrollü maddeler sistemindeki hukuki bir sınıflandırmadır. Resmî ad genellikle Roma rakamı I ile Schedule I biçiminde yazılır. Bu ifade, bir programdaki ilk maddeyi veya ilaçların genel bir sıralamasını değil, belirli bir hukuki kategoriyi adlandırır. Burada okuyucuyu sonraki bölümde açıklanan katı hukuki sonuçlara hazırlar.

Alıştırma

Bu cümlede Schedule 1 drug en doğru biçimde ne anlama gelir?

  1. Günlük ilaç programındaki ilk ilaç
  2. ABD federal hukukundaki bir kontrollü madde kategorisi
  3. Bir ilaç geliştirme planının ilk aşaması
Cevabı göster

ABD federal hukukundaki bir kontrollü madde kategorisi

the strictest designation possible,

0:13

bu olabilecek en katı sınıflandırmaydı,

meaning it was completely illegal and had no recognized medical uses. Kelime

0:15

ve tamamen yasa dışı olduğu, kabul görmüş hiçbir tıbbi kullanımının olmadığı anlamına geliyordu.

Kelime

no recognized medical uses: resmî tanınma

Burada recognized, ilgili hukuk, düzenleme veya tıp sistemi tarafından resmen kabul edilmiş anlamına gelir. Bu nedenle no recognized medical uses, bir kişinin maddeyi tanıyıp tanıyamadığını değil, maddenin kurumsal statüsünü açıklar. Bu ifade, hiç kimsenin tıbbi bir kullanım önermediğini, araştırmadığını veya denemediğini iddia etmez. Söz konusu sistemde böyle bir kullanımın resmî olarak tanınmadığını belirtir.

Alıştırma

Bir politika raporunda “The substance has no recognized medical uses” en doğru biçimde ne anlama gelir?

  1. İlgili sistem, madde için herhangi bir tıbbi kullanımı resmen kabul etmemiştir.
  2. Sağlık personeli maddeyi tanımlayamamaktadır.
  3. Hiç kimse maddenin tıbbi amaçla kullanılmasını önermemiştir.
Cevabı göster

İlgili sistem, madde için herhangi bir tıbbi kullanımı resmen kabul etmemiştir.

For decades, this view persisted and set back research on the drug's mechanisms and effects. Öbek fiiller

0:21

Onlarca yıl boyunca bu görüş varlığını sürdürdü ve ilacın mekanizmaları ile etkileri üzerindeki araştırmaları sekteye uğrattı.

Öbek fiiller

set back research: araştırmanın ilerlemesini geciktirmek

set back research ifadesinde set back, “araştırmanın ilerlemesini geciktirmek veya engellemek” anlamına gelen geçişli bir öbek fiildir. Buradaki back fiziksel bir hareketi değil, ilerleme kaybını veya takvimin gecikmesini anlatır. Etkilenen faaliyet, set back research örneğindeki gibi fiilden sonra gelebilir. Bir isim iki parçanın arasına da girebilir; zamir ise mutlaka araya gelir: set the research back; set it back.

Alıştırma

Cümleyi set back ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The equipment failure ____ the project by two weeks.

Cevabı göster

set back

Today, marijuana's therapeutic benefits are widely acknowledged, Kelime

0:28

Günümüzde esrarın tedavi edici faydaları geniş çapta kabul görüyor,

Kelime

therapeutic benefits: tedaviyle ilgili yararlar

Therapeutic benefits, bir rahatsızlığın tedavisine, belirtilerin hafifletilmesine veya iyileşmenin desteklenmesine yardımcı olan olumlu etkilerdir. Bu cümlede therapeutic, benefits sözcüğünü sağlık veya tedaviyle ilgili yararlarla sınırlar; genel avantajları ifade etmez.

Alıştırma

Hangi cümlede therapeutic benefits doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. The treatment may offer therapeutic benefits for people with chronic pain.
  2. The faster processor offers therapeutic benefits for gamers.
  3. The lower ticket price offers therapeutic benefits for commuters.
Cevabı göster

The treatment may offer therapeutic benefits for people with chronic pain.

and some nations have legalized medical use or are moving in that direction. Deyimler

0:33

ve bazı ülkeler tıbbi kullanımı yasallaştırdı veya bu yönde adımlar atıyor.

Deyimler

moving in that direction: daha önce belirtilen bir hedefe doğru ilerlemek

Burada moving in that direction mecazi anlamda kullanılmıştır. Bazı ülkelerin yasalarını tıbbi kullanımı yasallaştırma yönünde değiştirdiği anlamına gelir; that direction az önce sözü edilen politikayı ifade eder, fiziksel bir hareketi değil. Daha genel olarak hareket bildiren sözcükler soyut değişimleri de anlatabilir. Bir yasa, plan veya eğilim, fiziksel olarak hareket eden bir şey olmasa bile bir hedefe doğru ilerleyebilir.

Alıştırma

“The school has not eliminated paper forms, but it is moving in that direction.” cümlesinde moving in that direction ne anlama gelir?

  1. Okul, kâğıt formları kaldırma hedefine doğru yavaş yavaş ilerliyor.
  2. Okul, formlarını fiziksel olarak başka bir yere taşıyor.
  3. Okul bütün kâğıt formları çoktan kaldırdı.
Cevabı göster

Okul, kâğıt formları kaldırma hedefine doğru yavaş yavaş ilerliyor.

But a growing recognition for marijuana's medical value doesn't answer the question: Anlatım akışı

0:38

Fakat esrarın tıbbi değerine yönelik artan farkındalık şu soruyu cevaplamıyor:

Is recreational marijuana use bad for your brain? Kelime

0:44

Keyif amaçlı esrar kullanımı beyniniz için kötü müdür?

Anlatım akışı

doesn't answer the question: henüz çözülmemiş bir sorunu ortaya koymak

doesn't answer the question ifadesi, önceki gerçeğin neyi kanıtlayabileceğini sınırlar. Marihuananın tıbbi değerini kabul etmek, keyif amaçlı kullanımın beyne zarar verip vermediği şeklindeki ayrı sorunu çözmez. Ardından iki nokta, henüz çözülmemiş olan asıl soruyu ortaya koyar. Bu kalıp bir noktayı kabul ederek, onun yeterli olmadığını göstererek ve tartışmayı hâlâ yanıtlanması gereken soruna taşıyarak argümanı düzenler.

Alıştırma

“Strong ticket sales don't answer the question: Did the audience enjoy the show?” cümlesinde bu yapı ne yapar?

  1. Çok sayıda bilet satıldığı için izleyicinin gösteriyi beğendiğini kanıtlar.
  2. Kaç bilet satıldığını kimsenin bilmediğini söyler.
  3. Yalnızca bilet satışlarının, izleyicinin gösteriyi beğenip beğenmediği şeklindeki ayrı sorunu çözemeyeceğini gösterir.
Cevabı göster

Yalnızca bilet satışlarının, izleyicinin gösteriyi beğenip beğenmediği şeklindeki ayrı sorunu çözemeyeceğini gösterir.

Kelime

recreational marijuana use: tıbbi olmayan amaçla kullanım

Uyuşturucu maddelerle ilgili tartışmalarda recreational marijuana use, tıbbi bir durumu tedavi etmek yerine keyif, rahatlama veya psikoaktif etkileri deneyimlemek amacıyla esrar kullanmak demektir. Recreational, marijuana use ifadesini bir bütün olarak niteler ve kullanım amacını belirtir. Sağlık ve politika bağlamlarında bu ifade, kullanımın kişinin boş zamanında gerçekleşip gerçekleşmediğine göre değil, amacına göre sınıflandırma yapar.

Alıştırma

Bir yetişkin, bir sağlık sorununu tedavi etmek için değil, psikoaktif etkilerini deneyimlemek için esrar kullanıyor. Bu kullanımı en iyi hangi ifade sınıflandırır?

  1. recreational marijuana use
  2. medical marijuana use
  3. marijuana research
Cevabı göster

recreational marijuana use

Marijuana acts on the body's cannabinoid system, Kalıp ifadeler

0:49

Esrar, vücudun kannabinoid sistemine etki eder,

Kalıp ifadeler

acts on the body's cannabinoid system: bilimsel dilde act on

Burada acts on, “üzerinde etki oluşturur” veya “etkiler” anlamına gelir. Marijuana dil bilgisel öznedir; the body's cannabinoid system ise on ile belirtilen biyolojik hedeftir. Bu bilimsel kullanımda act on ifadesini fiil ve edattan oluşan bir bütün olarak okuyun. Buradaki act, “rol yapmak” anlamına gelmez ve hedefin önünde on bulunması gerekir.

Alıştırma

Cümleyi, act fiilinin “üzerinde etki oluşturmak” anlamındaki iki sözcüklü biçimiyle tamamlayın: This drug ____ specific receptors in the brain.

Cevabı göster

acts on

which has receptors all over the brain and body.

0:53

bu sistemin beyinde ve vücudun her yerinde reseptörleri vardır.

Molecules native to the body called endocannabinoids also act on these receptors. Kelime

0:56

Vücuda özgü endokannabinoid adı verilen moleküller de bu reseptörler üzerinde etkilidir.

Kelime

native to the body: vücutta doğal olarak bulunan

Burada native to the body, bir şeyin vücutta doğal olarak bulunduğu veya vücudun kendisi tarafından üretildiği anlamına gelir. İfade, bu moleküllerin dışarıdan alınan maddeler değil, vücudun içinden kaynaklanan maddeler olduğunu gösterir. native to, bir şeyin doğal olarak ait olduğu veya zaten bulunduğu ortamı, yeri ya da sistemi tanımlayabilir. Anlamı yalnızca bir kişinin doğum yeri veya milliyetiyle sınırlı değildir.

Alıştırma

Şu İngilizce cümleyi okuyun: Researchers are studying a protein native to the human body. Burada native to the human body ne anlama gelir?

  1. Yakın zamanda dışarıdan vücuda verilmiştir.
  2. İnsan vücudunda doğal olarak bulunur veya insan vücudu tarafından üretilir.
  3. Bir kişinin milliyetiyle ilişkilidir.
Cevabı göster

İnsan vücudunda doğal olarak bulunur veya insan vücudu tarafından üretilir.

We don't totally understand the cannabinoid system,

1:03

Kannabinoid sistemini tam olarak anlamıyoruz,

but it has one feature that provides a big clue to its function. Anlatım akışı

1:07

ancak işlevi hakkında büyük bir ipucu veren bir özelliği var.

Anlatım akışı

provides a big clue to its function: işlevi hakkında önemli bir ipucu verir

Bu ifade, bilinen bir özelliğin sistemin ne yaptığını anlamaya yarayan faydalı kanıt sunduğunu belirtir. Bilimsel anlatımda clue, bir açıklamaya yönelten gözlem anlamına gelebilir; yalnızca dedektif hikâyelerinde kullanılmaz ve kesin kanıt değildir. but ile birlikte ifade, anlatımı henüz tam anlaşılmayan noktadan umut verici bir kanıta taşır. Bu yapı önce belirsizliği kabul eder, ardından dikkati işlevi açıklayabilecek özelliğe yöneltir.

Alıştırma

Cümleyi, “ne işe yaradığı hakkında önemli kanıt verir” anlamındaki ders ifadesiyle tamamlayın: We do not fully understand the device, but its unusual shape ____.

Cevabı göster

provides a big clue to its function

Most neurotransmitters travel from one neuron to the next

1:12

Çoğu nörotransmitter, bir mesajı iletmek için

through a synapse to propagate a message. Kelime

1:16

bir sinaps aracılığıyla bir nörondan diğerine hareket eder.

Kelime

propagate a message: bir sinyali iletmek

Burada propagate a message, “bir sinir sinyalinin bir nörondan diğerine iletilmeye devam etmesini sağlamak” demektir. Message, sinir sisteminin taşıdığı bilgidir; metin ya da sohbet mesajı değildir. Propagate, bir şeyin sistem boyunca yayılmasını veya iletilmesini anlatan resmî bir fiildir. to propagate a message mastar yapısı, nörotransmiterlerin hareket amacını belirtir.

Alıştırma

Bu cümlede propagate a message ne anlama gelir?

  1. Kişisel bir görüşü tanıtmak
  2. Bir sinir sinyalinin sistem boyunca devam etmesini sağlamak
  3. Başka birine kısa mesaj göndermek
Cevabı göster

Bir sinir sinyalinin sistem boyunca devam etmesini sağlamak

But endocannabinoids travel in the opposite direction. Kalıp ifadeler

1:19

Fakat endokannabinoidler ters yönde hareket eder.

Kalıp ifadeler

in the opposite direction: ters yönde

in the opposite direction ifadesi, “az önce söylenen veya bağlamdan anlaşılan yönün tersine doğru” demektir. Burada endokannabinoidler, daha önce açıklanan olağan nörondan nörona yolun tersine hareket eder. in the opposite direction edat grubu travel fiilini niteler. Referans alınan yön durumdan açıkça anlaşılmalıdır; ifade fiziksel hareketi veya genişletilmiş anlamıyla soyut bir eğilimi anlatabilir.

Alıştırma

Bir taşıma bandı normalde kutuları doğuya taşır. İkinci bir bant onları in the opposite direction yönünde taşır. İkinci bant hangi yöne hareket eder?

  1. Hareket etmez
  2. Doğuya
  3. Batıya
Cevabı göster

Batıya

When a message passes from the one neuron to the next,

1:23

Bir mesaj bir nörondan diğerine geçtiğinde,

the receiving neuron releases endocannabinoids.

1:27

alıcı nöron endokannabinoidler salgılar.

Those endocannabinoids travel backward to influence the sending neuron,

1:30

Bu endokannabinoidler geriye doğru giderek gönderen nöronu etkiler,

essentially giving it feedback from the receiving neuron. Dilbilgisi

1:36

temelde alıcı nörondan ona bir geri bildirim verir.

Dilbilgisi

giving it feedback from the receiving neuron: alıcı nörondan geri bildirim sağlamak

giving it feedback from the receiving neuron, önceki eylemin etkisini veya açıklamasını ekleyen bir şimdiki zaman ortaç öbeğidir. Anlamı, endokannabinoidlerin aslında alıcı nörondan gelen bilgiyi gönderen nörona geri bildirim olarak iletmesidir; it, the sending neuron ifadesine gönderme yapar. Virgülden sonra gelen -ing öbeği genellikle ana cümlenin öznesine bağlanır. Burada giving, travel ile eş düzeyde ikinci bir ana eylem değildir; geriye doğru hareketin ne işe yaradığını açıklar.

Alıştırma

The sensor sends readings to the control unit, giving it feedback about the motor cümlesinde virgül artı -ing öbeği ne yapar?

  1. İlk cümleyle ilgisi olmayan ikinci bir ana eylem başlatır.
  2. Okumaları gönderenin kontrol ünitesi olduğunu gösterir.
  3. Sensörün eyleminin sonucunu açıklar.
Cevabı göster

Sensörün eyleminin sonucunu açıklar.

This leads scientists to believe that the endocannabinoid system Kalıp ifadeler

1:40

Bu da bilim insanlarının endokannabinoid sisteminin

serves primarily to modulate other kinds of signals, Kelime

1:44

öncelikli olarak diğer türdeki sinyalleri modüle etmeye,

Kalıp ifadeler

leads scientists to believe: bilim insanlarını bir çıkarıma yöneltmek

lead someone to believe that... bir kanıtın, gözlemin veya örüntünün bir kişinin bir sonuca varmasına neden olması demektir. Bu cümlede This, daha önce anlatılan geriye doğru geri bildirim mekanizmasına gönderme yapar; scientists ise çıkarım yapan kişilerdir. Bu ifade sonucu, gerekçelere dayanan bir inanç olarak sunar. Fiziksel olarak birini bir yere götürmek anlamına gelmez ve sonucun otomatik olarak kanıtlandığını da göstermez. Yapı lead + kişi + to believe + that cümleciğidir.

Alıştırma

Hangi cümlede lead someone to believe doğrudan iknayı değil, kanıtların bir sonucu desteklemesini anlatır?

  1. The pattern in the data led the researchers to believe that the sample was contaminated.
  2. The manager made the new employee believe that the report was perfect.
  3. The guide led the visitors to the museum before lunch.
Cevabı göster

The pattern in the data led the researchers to believe that the sample was contaminated.

Kelime

serve primarily to + fiil: serves primarily to modulate

Serve to + fiilin yalın hâli, “bir şeyi yapma işlevine veya etkisine sahip olmak” anlamına gelir. Burada serves primarily to modulate, düzenlemenin sistemin temel görevi olduğunu belirtir. Modulate, bir sinyalin ya da sürecin şiddetini, düzenini veya etkisini ayarlamak için kullanılan resmî bir bilim terimidir. Bu ifade sistemin ne yaptığını anlatır; serve burada bir kişiye hizmet etmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Serve primarily to ve modulate ifadelerini doğru biçime getirerek boşluğu doldurun: In this circuit, the feedback loop ____ voltage fluctuations.

Cevabı göster

serves primarily to modulate

amplifying some and diminishing others. Anlatım akışı

1:48

bazılarını güçlendirip bazılarını zayıflatmaya yaradığına inanmasına yol açıyor.

Anlatım akışı

amplifying some and diminishing others: paralel bir açıklama

İki paralel -ing öbeği, sinyalleri düzenlemenin neleri içerdiğini açıklar: bazı sinyaller güçlenirken diğerleri zayıflar. Amplifying ve diminishing, değişimin birbirine zıt iki yönünü gösterir. Some ve others, önceki cümlecikte belirtilen sinyal türlerinin yerini tutar. Bu dengeli yapı, soyut bir ifadeyi iki bölümlü somut bir açıklamaya dönüştürür; kişileri veya yeni özneleri anlatmaz.

Alıştırma

“The editor balanced the image, brightening some areas and darkening others,” cümlesinde iki paralel -ing öbeğinin görevi nedir?

  1. İki zıt etki göstererek genel eylemi açıklarlar.
  2. Birbiriyle ilgisiz iki kişiyi yeni özneler olarak tanıtırlar.
  3. Her alanın tamamen aynı biçimde değiştiğini gösterirler.
Cevabı göster

İki zıt etki göstererek genel eylemi açıklarlar.

Feedback from endocannabinoids slows down rates of neural signaling.

1:51

Endokannabinoidlerden gelen geri bildirim, nöral sinyal iletim hızlarını yavaşlatır.

That doesn't necessarily mean it slows down behavior or perception, though. Kalıp ifadeler

1:57

Ancak bu, mutlaka davranışı veya algıyı yavaşlattığı anlamına gelmez.

Kalıp ifadeler

doesn't necessarily mean: sonucu sınırlamak

Doesn't necessarily mean bir çıkarımı sınırlar. X doesn't necessarily mean Y kalıbında X, Y'yi düşündürebilir, ancak Y'nin doğru olduğunu garanti etmez; Y yine de mümkün olabilir. Burada That, sinirsel sinyal iletiminin yavaşlamasını ifade eder. Konuşmacı, yalnızca bu olgunun davranışın veya algının da yavaşladığını kanıtlamadığını vurgular.

Alıştırma

Sonucun garanti olmadığını belirten, bu dersteki üç kelimelik temkinli ifadeyle cümleyi tamamlayın: A high price ____ better quality.

Cevabı göster

doesn't necessarily mean

For example, slowing down a signal that inhibits smell

2:02

Örneğin, koku almayı baskılayan bir sinyalin yavaşlatılması

could actually make smells more intense. Dilbilgisi

2:06

aslında kokuların daha yoğun algılanmasını sağlayabilir.

Dilbilgisi

could actually make ... more ...: beklenmedik olası bir etki

Could actually make smells more intense, beklenen yönün tersine giden olası bir sonucu ifade eder. Could iddiayı belirsiz tutarken actually şaşırtıcı yönü vurgular; actually sonucun kesin olduğu anlamına gelmez. Tekrar kullanılabilecek kalıp could actually make + nesne + karşılaştırmalı sıfattır. Burada smells nesnedir ve more intense ortaya çıkan durumu tanımlar: baskılayıcı bir sinyali zayıflatmak, kokuların daha güçlü algılanmasına yol açabilir.

Alıştırma

Olası ve beklenmedik bir etkiyi ifade eden üç kelimelik kalıpla cümleyi tamamlayın: A short break ____ you more focused.

Cevabı göster

could actually make

Marijuana contains two main active compounds, Kelime

2:09

Esrar iki ana aktif bileşen içerir,

Kelime

active compounds: etki oluşturan aktif bileşikler

Burada active compounds, esrarda bulunan ve biyolojik etkiler oluşturan kimyasal maddeler anlamına gelir. Active, biyolojik veya kimyasal etkinliği anlatır; bileşiklerin enerjik ya da fiziksel olarak hareketli olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Bilimsel bir açıklamada active compounds ne anlama gelir?

  1. Adı ilk sırada geçen herhangi bir bileşen
  2. Biyolojik etkiler oluşturan kimyasal maddeler
  3. Sürekli hareket eden kimyasal maddeler
Cevabı göster

Biyolojik etkiler oluşturan kimyasal maddeler

tetrahydrocannabinol, or THC, Kültür

2:13

tetrahidrokannabinol (THC),

Kültür

tetrahydrocannabinol, or THC: or ile kısaltma tanıtma

tetrahydrocannabinol, or THC ifadesinde tam teknik ad ile kısaltma aynı maddeyi belirtir. Burada or, diğer adıyla veya başka bir deyişle anlamına gelir; iki seçenek sunmaz. Tam terim, or kısaltma kalıbı, açıklamanın devamında kullanılabilecek daha kısa bir ad tanıtır.

Alıştırma

tetrahydrocannabinol, or THC ifadesinde or sözcüğünün işlevi nedir?

  1. Aralarından seçim yapılacak iki farklı madde sunar.
  2. THC'nin önceki terimle ilgisiz olduğunu gösterir.
  3. Aynı maddenin daha kısa adını tanıtır.
Cevabı göster

Aynı maddenin daha kısa adını tanıtır.

and cannabidiol, or CBD.

2:18

ve kannabidiol (CBD).

THC is thought to be primarily responsible for marijuana's psychoactive effects Notlar

2:22

THC'nin esrarın psikolojik etkilerinden,

on behavior, cognition, and perception.

2:27

davranış, biliş ve algı üzerindeki etkilerinden birinci derecede sorumlu olduğu düşünülmektedir.

Kalıp ifadeler

is thought to be primarily responsible for: esas olarak sorumlu olduğu düşünülmek

Bu yapıda is thought to be, iddiayı tamamen kesin bir gerçek olarak değil, mevcut bir kanı veya kanıta dayalı bir değerlendirme olarak sunar. Edilgen yapı, bu görüşü kimin benimsediğini belirtmez. Primarily responsible for, nedenin en büyük payını THC'ye bağlarken başka etkenlerin de katkıda bulunabileceğini kabul eder. Buradaki responsible for, bir etkiye yol açmak anlamındadır; görev veya ahlaki sorumluluk taşımak anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki hedef ifadeyle eksiksiz tamamlayın: This protein ____ the change.

Cevabı göster

is thought to be primarily responsible for

Kelime

psychoactive effects: psikoaktif etkiler

Psikoaktif etkiler, bir maddenin zihinsel süreçlerde veya durumlarda oluşturduğu değişikliklerdir. Biliş, ruh hâli, davranış ya da algıyla ilgili olabilirler; bu cümlede behavior, cognition, and perception etkilenen alanları belirtir. Psychoactive tarafsız bir teknik terimdir. Psikolojik açıdan yararlı, hoş veya tedavi edici anlamına gelmez ve tek başına etkilerin ne kadar güçlü olduğunu da belirtmez.

Alıştırma

Psychoactive effects ifadesine en uygun anlam hangisidir?

  1. Kas gücü ve hareketle sınırlı etkiler
  2. Yalnızca ruh sağlığını iyileştiren etkiler
  3. Zihinsel süreçleri, davranışı veya algıyı etkileyen etkiler
Cevabı göster

Zihinsel süreçleri, davranışı veya algıyı etkileyen etkiler

While CBD is responsible for the non-psychoactive effects, Dilbilgisi

2:30

CBD ise psikoaktif olmayan etkilerden sorumludur.

Dilbilgisi

While CBD is responsible for...: karşılaştırma bildiren while

Buradaki while, “... olduğu sırada” değil, “buna karşılık” anlamına gelir. CBD’nin rolünü karşılaştırmanın bir tarafı olarak sunar; ardından gelen ana cümlenin başka bir maddenin farklı rolünü vermesi beklenir. While A ..., B ... kalıbı, birbiriyle ilişkili iki olguya farklı özellikler veya işlevler vererek bilgiyi düzenler. Olguların birbiriyle çelişmesi gerekmez; amaç aralarındaki farkı açıkça göstermektir.

Alıştırma

“While Maya handles customer questions, Leo fixes technical problems,” cümlesinde while ne işe yarar?

  1. Leo’nun sorunları çözme nedenini verir.
  2. İki eylemin yalnızca aynı anda gerçekleştiğini söyler.
  3. İki kişinin rollerini karşılaştırır.
Cevabı göster

İki kişinin rollerini karşılaştırır.

like endocannabinoids, THC slows down signaling

2:35

Endokannabinoidler gibi, THC de kannabinoid reseptörlerine bağlanarak

by binding to cannabinoid receptors, Kalıp ifadeler

2:40

sinyal iletimini yavaşlatır,

Kalıp ifadeler

binding to cannabinoid receptors: bind to a receptor, reseptöre bağlanmak

Biyomedikal İngilizcede bind to a receptor, bir molekülün reseptöre bağlanıp onunla etkileşime girmesi anlamına gelir. Buradaki binding to cannabinoid receptors, THC’nin yer aldığı moleküler etkileşimi adlandırır. by binding to... ifadesi mekanizmayı belirtir: THC sinyal iletimini bu etkileşim yoluyla yavaşlatır. Bind burada fiziksel bir nesneyi iple bağlamak şeklindeki günlük anlamında kullanılmaz.

Alıştırma

Biyomedikal bind to kalıbının doğru biçimiyle cümleyi tamamlayın: The new drug ____ a receptor in the brain.

Cevabı göster

binds to

but it binds to receptors all over this sprawling, diffuse system at once, Kelime

2:43

ancak bu geniş, yaygın sistemin her yerindeki reseptörlere aynı anda bağlanır,

Kelime

sprawling, diffuse system: geniş ve dağınık bir sistem

Bu ifadede sprawling, geniş ve karmaşık bir alana ya da ağa yayılmayı; diffuse ise tek bir noktada yoğunlaşmak yerine birçok yere dağılmış olmayı anlatır. İki sözcük birlikte, geniş bir alana yayılan ve merkezi olmayan bir sistemi betimler. Sprawling yalnızca kentlerin fiziksel olarak yayılmasını anlatmaz. Parçaları birçok yöne uzanan soyut bir ağı, kuruluşu veya sistemi de niteleyebilir.

Alıştırma

Bu cümlede sprawling, diffuse system neyi vurguluyor?

  1. Sistem yalnızca büyük bir kentte bulunur.
  2. Sistem dar ve açıkça tanımlanmış tek bir yolu izler.
  3. Sistem geniş bir alana uzanır ve birçok yere dağılmıştır.
Cevabı göster

Sistem geniş bir alana uzanır ve birçok yere dağılmıştır.

whereas endocannabinoids are released in a specific place Dilbilgisi

2:48

oysa endokannabinoidler belirli bir uyarana tepki olarak

in response to a specific stimulus.

2:52

belirli bir yerde salınır.

Dilbilgisi

whereas ...: mekanizmalar arasında doğrudan karşıtlık

Whereas iki olgu arasında doğrudan bir karşıtlık kurar. Burada THC geniş bir sistemin her yerindeki reseptörlere aynı anda bağlanırken endokannabinoidler yalnızca belirli bir uyarana yanıt olarak belirli bir yerde salınır. A, whereas B kalıbı, okurun temel farkı görmesi için iki ifadeyi yan yana getirir. Bu kullanımda whereas, “-dığı zaman” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi derste ele alınan resmî karşıtlık bağlacıyla tamamlayın: The first method measures the whole group, ____ the second follows one person at a time.

Cevabı göster

whereas

This widespread activity,

2:55

Bu geniş çaplı aktivite,

coupled with the fact that the cannabinoid system indirectly affects many other systems, Dilbilgisi

2:57

kannabinoid sisteminin dolaylı olarak diğer birçok sistemi etkilediği gerçeğiyle birleştiğinde,

means that each person's particular brain chemistry,

3:02

her insanın kendine özgü beyin kimyasının,

genetics, and previous life experience

3:05

genetiğinin ve geçmiş yaşam deneyimlerinin

largely determine how they experience the drug. Kalıp ifadeler

3:09

ilacı nasıl deneyimleyeceklerini büyük ölçüde belirlediği anlamına gelir.

Dilbilgisi

coupled with the fact that ... means that ...: nedenleri birleştirip sonucu sunmak

Bu cümle A, coupled with the fact that B, means that C kalıbını kullanır. Ana cümle This widespread activity means that ... şeklindedir; coupled with ... A'ya ikinci bir neden ekler, means that ise iki nedenin birlikte desteklediği sonucu getirir. coupled with ... virgüllerle ayrılmış bir ara ifade olduğu için burada bileşik özne oluşturmaz. Bu nedenle fiil, öznenin baş ismi activity ile uyum sağlar: mean değil, means kullanılır. Uzun bir analiz cümlesini okurken önce means that bölümünü bulun, ardından eklenen gerçeği nedenler tarafına bağlayın.

Alıştırma

Neden-sonuç kalıbını tamamlayın: A staff shortage, ____ demand is increasing, ____ customers may have to wait longer.

Cevabı göster

coupled with the fact that · means that

Kalıp ifadeler

largely determine how they experience the drug: güçlü ama mutlak olmayan etki

largely determine how they experience the drug ifadesinde largely, determine fiilini niteler: listelenen etkenler güçlü bir etkiye sahiptir, ancak tek neden olarak sunulmaz. how they experience the drug yan cümlesi neyin belirlendiğini, yani maddenin her kişiye nasıl hissettirdiğini veya onu nasıl etkilediğini açıklar. Burada experience, zamanla edinilen bilgi anlamındaki isim değil, 'yaşamak veya hissetmek' anlamında bir fiildir. Yeniden kullanılabilen X largely determines how Y experiences/responds to Z kalıbı, sonuçların kişiler arasında neden değiştiğini açıklamak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Bu cümle ne anlama geliyor? Personal expectations largely determine how people experience a live performance.

  1. İnsanlar beklentilerini inceleyerek mesleki deneyim kazanır.
  2. Beklentiler, deneyimin tek olası nedenidir.
  3. Beklentiler deneyimi güçlü biçimde şekillendirir, ancak başka etkenler de önemli olabilir.
Cevabı göster

Beklentiler deneyimi güçlü biçimde şekillendirir, ancak başka etkenler de önemli olabilir.

That's true much more so with marijuana than with other drugs Dilbilgisi

3:12

Bu durum, etkilerini bir veya birkaç spesifik yoldan üreten diğer ilaçlara kıyasla,

that produce their effects through one or a few specific pathways.

3:16

esrar için çok daha fazla geçerlidir.

Dilbilgisi

much more so with marijuana than with other drugs: so’nun önceki duruma gönderme yapması

“much more so with marijuana than with other drugs” ifadesindeki so, daha önce belirtilen durumun veya özelliğin tamamına gönderme yapar; burada kişisel etkenlerin deneyimi şekillendirdiği fikrine gönderme yapar. “Bu nedenle” anlamına gelmez. Aynı durumun karşılaştırılan gruba göre marihuanada çok daha belirgin veya geçerli olduğunu anlatır. much more so with A than with B yapısı, önceki fikri baştan tekrarlamadan bu fikrin iki gruba ne ölçüde uygulandığını karşılaştırır. With marijuana ve with other drugs iki karşılaştırma bağlamını gösterir.

Alıştırma

“much more so with marijuana than with other drugs” ifadesinde so ne işe yarar?

  1. Daha önce belirtilen duruma veya özelliğe gönderme yapar.
  2. marijuana adının yerini tutar.
  3. “Bu nedenle” anlamına gelir ve bir sonuç bildirir.
Cevabı göster

Daha önce belirtilen duruma veya özelliğe gönderme yapar.

So the harmful effects, if any, Ton ve niyet

3:20

Bu nedenle, eğer varsa, zararlı etkiler

vary considerably from person to person.

3:23

kişiden kişiye önemli ölçüde değişiklik gösterir.

Ton ve niyet

“The harmful effects, if any, vary considerably” cümlesinde if any kullanımı

if any, “varsa” veya “gerçekten varsa” anlamına gelen araya eklenmiş bir koşuldur. Burada zararlı etkilerin var olduğu varsayılmaz; cümle yalnızca bu etkiler ortaya çıkarsa kişiler arasında nasıl değiştiklerini ele alır. Zararlı etkilerin kesinlikle var olduğunu söylemez. İsim öbeği harmful effects ifadesinden sonra gelen if any, cümleyi bölmeden iddianın kapsamını daraltır. Bu ifade çıkarılırsa cümle zararlı etkilerin varlığının zaten bilindiği izlenimini verir; bu nedenle konuşmacının temkinli tutumu için önemlidir.

Alıştırma

“Varsa” anlamındaki temkinli ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: The long-term benefits, ____, remain uncertain.

Cevabı göster

if any

And while we don't know exactly how marijuana produces specific harmful effects, Anlatım akışı

3:26

Ve esrarın belirli zararlı etkileri tam olarak nasıl yarattığını bilmesek de,

there are clear risk factors that can increase people's likelihood of experiencing them.

3:31

insanların bunları yaşama olasılığını artırabilecek belirgin risk faktörleri vardır.

Anlatım akışı

while we don't know exactly how ... there are clear risk factors: bilinmeyeni kabul edip ardından bilineni belirtmek

while ile başlayan yan cümle önce bir sınırı kabul eder: zararlı etkilerin arkasındaki kesin mekanizma bilinmemektedir. Ana cümle daha sonra bilinen noktaya geçer: açık risk faktörleri yine de belirlenebilir. Bu yapı, yanıtı henüz bilinmeyen bir soruyu kanıtlarla desteklenen bir sonuçtan ayırır. Bir etkinin tam olarak nasıl gerçekleştiğini bilmemek, onu kimlerin yaşama olasılığının daha yüksek olduğuna dair kanıt bulunmadığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümle, while ile kurulan karşıtlığı nasıl kullanıyor?

  1. Etkileri sıralamadan önce kesin mekanizmayı açıklar.
  2. Mekanizma bilinmediği için risk konusunda hiçbir kanıt bulunmadığını söyler.
  3. Kesin mekanizmanın bilinmediğini kabul eder, ardından hangi risk bilgilerinin hâlâ açık olduğunu belirtir.
Cevabı göster

Kesin mekanizmanın bilinmediğini kabul eder, ardından hangi risk bilgilerinin hâlâ açık olduğunu belirtir.

The clearest risk factor is age. Kelime

3:37

En belirgin risk faktörü yaştır.

Kelime

risk factor: daha yüksek olasılıkla bağlantılı bir faktör

Risk factor, istenmeyen bir sonucun gerçekleşme olasılığının daha yüksek olmasıyla ilişkili bir özellik, davranış veya durum için kullanılan standart bir terimdir. Burada yaş, daha yüksek riskle bağlantılı en belirgin faktör olarak gösterilir. Bir risk faktörü olasılığı değiştirir; mutlaka doğrudan bir neden değildir ve sonucun kesinlikle gerçekleşeceği anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir sonucun gerçekleşme olasılığının daha yüksek olmasıyla ilişkili bir şeyi anlatan iki kelimelik halk sağlığı terimiyle cümleyi tamamlayın: High blood pressure is a ____ for heart disease.

Cevabı göster

risk factor

In people younger than 25,

3:40

25 yaşından küçük kişilerde,

cannabinoid receptors are more concentrated in the white matter Dilbilgisi

3:42

kannabinoid reseptörleri beyaz maddede

than in people over 25.

3:46

25 yaş üstü kişilere kıyasla daha yoğun bulunur.

Dilbilgisi

more concentrated in the white matter than in people over 25: iki gruptaki yoğunluğu karşılaştırma

Karşılaştırma yapısı more + sıfat + than biçimindedir: more concentrated ... than .... Bu yapı, reseptörlerin yoğunluk derecesinin bir grupta karşılaştırılan gruptan daha yüksek olduğunu belirtir. In people younger than 25 ilk grubu, than in people over 25 ise karşılaştırılan ikinci grubu tanıtır. than sonrasında in edatının korunmasının nedeni, white matter ile people sözcüklerini değil, reseptörlerin iki gruptaki yoğunluğunu karşılaştırmaktır. Uzun karşılaştırmalarda, karşılaştırmayı tamamlamak için than sonrasındaki ilgili edatı veya ifadeyi koruyun.

Alıştırma

Karşılaştırmayı tamamlayın: This mineral is ____ seawater than in river water.

Cevabı göster

more concentrated in

The white matter is involved in communication, Kalıp ifadeler

3:48

Beyaz madde iletişim,

learning, memory, and emotions.

3:51

öğrenme, hafıza ve duygularla ilgilidir.

Kalıp ifadeler

is involved in: bir işleve veya sürece katılmak

be involved in bir sürece veya işleve katılmak, katkıda bulunmak ya da onunla bağlantılı olmak anlamına gelir. Bu cümlede is involved in, beyaz maddenin iletişim, öğrenme, hafıza ve duygularda rol oynadığını belirtir; beyaz maddenin bir soruna karıştığı anlamına gelmez. Yapı be involved in + isim veya gerund öbeğidir. Bir beyin bölgesinin, sistemin, kişinin ya da başka bir etkenin rolünü anlatabilir; böylece öznenin tek neden olduğunu söylemeden rolünü belirtir.

Alıştırma

Bir işlevi anlatırken be involved in yapısını doğru kullanan cümleyi seçin.

  1. This brain region involves in language processing.
  2. This brain region is involved to language processing.
  3. This brain region is involved in language processing.
Cevabı göster

This brain region is involved in language processing.

Frequent marijuana use can disrupt the development of white matter tracts Kalıp ifadeler

3:54

Sık esrar kullanımı beyaz madde yollarının gelişimini bozabilir

Kalıp ifadeler

disrupt the development of...: normal gelişimi sekteye uğratmak

Disrupt the development of X, X'in normal büyüme ya da oluşum sürecine müdahale ederek sürecin düzgün ilerlememesine yol açmak demektir. Disrupt tek başına X'in tamamen yok edildiği anlamına gelmez. Burada X, beynin beyaz maddesindeki sinir yolları olan white matter tracts ifadesidir. Aynı kalıp becerilerin, sistemlerin, alışkanlıkların veya ekosistemlerin gelişiminin sekteye uğramasını anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi, bu derste geçen ve “normal oluşum sürecine müdahale etmek” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: Repeated school closures can ____ basic reading skills.

Cevabı göster

disrupt the development of

and also affect the brain's ability to grow new connections. Kalıp ifadeler

3:59

ve ayrıca beynin yeni bağlantılar kurma yeteneğini de etkileyebilir.

Kalıp ifadeler

affect ... ability to ...: bir şeyi yapma yetisini etkilemek

Affect someone's or something's ability to do something kalıbı, bir kişinin ya da şeyin bir eylemi ne kadar iyi yapabildiğini etkilemek anlamına gelir. Örnekte iyelik yapısı the brain's, etkilenen yetinin kime ait olduğunu gösterir. To grow new connections mastar yapısı, yetinin içeriğini, yani beynin yeni bağlantılar kurmasını belirtir. Amaç bildiren bir ifade değildir. Affect tek başına değişimin yararlı mı yoksa zararlı mı olduğunu belirtmez; burada önceki olumsuz bağlam zararlı bir etkiye işaret eder.

Alıştırma

Cümleyi ability ve think fiilini kullanarak tamamlayın: Stress can affect your ____ clearly.

Cevabı göster

ability to think

This may damage long-term learning ability and problem solving.

4:03

Bu durum uzun vadeli öğrenme yeteneğine ve problem çözme becerisine zarar verebilir.

For now, it's unclear how severe this damage can be Dilbilgisi

4:08

Şimdilik bu hasarın ne kadar şiddetli olabileceği

or whether it's reversible.

4:11

veya geri döndürülebilir olup olmadığı belirsizdir.

Dilbilgisi

it's unclear how ... or whether ...: ne kadar... olduğu veya ... olup olmadığı belirsiz

It's unclear henüz bilinmeyen bilgiyi sunar. Burada ardından birbirine bağlanan iki dolaylı soru gelir: how severe this damage can be hasarın ne derece ciddi olabileceğini, whether it's reversible ise geri döndürülebilir olup olmadığına ilişkin evet-hayır sorusunu ifade eder. Bunlar dolaylı soru olduğu için this damage can be ve it is reversible biçimindeki bildirme cümlesi söz dizimini korur. Whether burada “olup olmadığı” anlamındadır; bir koşul başlatmaz.

Alıştırma

It's unclear ifadesinden sonra dolaylı soru söz dizimini doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. It's unclear how the repairs will take long or whether the bridge reopen can.
  2. It's unclear how long will the repairs take or whether can the bridge reopen.
  3. It's unclear how long the repairs will take or whether the bridge can reopen.
Cevabı göster

It's unclear how long the repairs will take or whether the bridge can reopen.

And even among young people,

4:13

Ve gençler arasında bile,

the risk is higher the younger someone is, Dilbilgisi

4:15

biri ne kadar gençse risk o kadar yüksektir,

much higher for a 15-year-old than a 22-year-old, for instance.

4:18

örneğin 15 yaşındaki biri için risk, 22 yaşındaki birinden çok daha yüksektir.

Dilbilgisi

the risk is higher the younger someone is: kişi ne kadar gençse risk o kadar yüksek

The risk is higher önce değişen sonucu belirtir. The younger someone is ise ikinci değişkeni gösterir: yaş azaldıkça risk artar. Bu, karşılıklı karşılaştırma yapısının sonucu önce veren bir biçimidir. The younger ifadesindeki the, karşılaştırmalar arasındaki bağlantıyı işaretler; bir ismin önünde kullanılan sıradan tanımlık değildir. Daha tipik sıralama The younger someone is, the higher the risk is şeklindedir, ancak iki sıralama da iki değişkenin birlikte değiştiğini anlatır.

Alıştırma

Sıcaklık düştükçe gölün daha hızlı donduğunu, sonucu önce veren karşılaştırma yapısıyla doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. The lake freezes faster the lower the temperature gets.
  2. The lake freezes faster when the temperature is lower.
  3. The lake freezes faster than the temperature gets lower.
Cevabı göster

The lake freezes faster the lower the temperature gets.

Marijuana can also cause hallucinations or paranoid delusions,

4:22

Esrar ayrıca halüsinasyonlara veya paranoid sanrılara da neden olabilir,

known as marijuana-induced psychosis. Kelime

4:27

bu esrara bağlı psikoz olarak bilinir.

Kelime

marijuana-induced psychosis ve X-induced Y yapısı

Marijuana-induced psychosis, esrar kullanımının yol açtığı psikotik bir durum anlamına gelir. Marijuana-induced, psychosis sözcüğünü niteleyen, kısa çizgili bir birleşik sıfattır; induced burada “ikna edilmiş” veya “ayartılmış” değil, “neden olunmuş ya da tetiklenmiş” demektir. X-induced Y yapısında X tetikleyiciyi, Y ise bunun sonucunda ortaya çıkan durumu veya etkiyi belirtir. Bu cümlede known as, az önce sözü edilen halüsinasyonlar veya paranoid sanrılar için kullanılan tıbbi adı tanıtır.

Alıştırma

sleep-induced changes ifadesinde sleep-induced ne anlama gelir?

  1. uykuyla ilgisi olmayan değişiklikler
  2. uykunun neden olduğu değişiklikler
  3. birini uyutan değişiklikler
Cevabı göster

uykunun neden olduğu değişiklikler

These symptoms usually subside when a person stops using marijuana, Kelime

4:29

Bu belirtiler genellikle kişi esrar kullanmayı bıraktığında azalır,

Kelime

subside: zamanla şiddeti azalmak

Subside, bir şeyin genellikle zaman içinde daha az yoğun, daha az şiddetli veya daha az etkin hâle gelmesi demektir. Bu cümlede, esrar kullanımı bırakıldıktan sonra belirtilerin hafiflemesi beklenmektedir. Bu fiil, yoğunluğun azalması sürecine odaklanır. Tek başına belirtilerin hemen veya kalıcı olarak tamamen ortadan kalkacağını garanti etmez.

Alıştırma

Hangi cümlede subside doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. The nurse subsided the swelling overnight.
  2. The swelling began to subside overnight.
  3. The swelling subsided the nurse overnight.
Cevabı göster

The swelling began to subside overnight.

but in rare cases, psychosis doesn't subside,

4:34

ancak nadir durumlarda psikoz azalmaz,

instead unmasking a persistent psychotic disorder. Kelime

4:37

bunun yerine kalıcı bir psikotik bozukluğu maskesini düşürür.

Kelime

unmasking a persistent psychotic disorder: kalıcı bir psikotik bozukluğu açığa çıkarmak

Burada unmasking, kelimenin gerçek anlamıyla bir maskeyi çıkarmak değil, daha önce gizli kalmış veya fark edilmemiş bir durumu görünür hâle getirmek demektir. Devam eden psikoz, kalıcı bir psikotik bozukluğa ilişkin belirtileri açığa çıkarır. Bu ifade, bozukluğun olay tarafından mutlaka oluşturulduğunu değil, yaşanan epizodun altında zaten bulunuyor olabileceğini anlatır. Unmask neyin görünür hâle geldiğini belirtir; tek başına bozukluğun nedenini kanıtlamaz.

Alıştırma

“The medication change may unmask an underlying condition,” cümlesinde unmask ne anlama gelir?

  1. Daha önce gizli kalmış bir durumu görünür hâle getirmek
  2. Tamamen yeni bir durum oluşturmak
  3. Durumu hemen iyileştirmek
Cevabı göster

Daha önce gizli kalmış bir durumu görünür hâle getirmek

A family history of psychotic disorders, like schizophrenia,

4:41

Şizofreni gibi psikotik bozuklukların aile öyküsü olması,

is the clearest, though not the only risk factor for this effect. Ton ve niyet

4:45

bu etki için en belirgin risk faktörüdür, ancak tek risk faktörü değildir.

Ton ve niyet

though not the only risk factor: tek risk faktörü olmasa da

Though not the only risk factor, the clearest ifadesinin oluşturduğu güçlü iddiayı sınırlayan parantez içi bir ödün ifadesidir. Aile öyküsünün en belirgin risk faktörü olduğunu, ancak başka risk faktörlerinin de bulunduğunu anlatır. Bu kalıp, bir faktörü tek faktör olarak sunmadan en önde gelen faktör olarak belirtmeyi sağlar. Araya giren sınırlayıcı ifade virgüllerle ana cümleden ayrılır: X is the main, though not the only, cause.

Alıştırma

Hangi cümle bir kaygıyı en önemli kaygı olarak belirtirken başka kaygıların da bulunduğunu açıkça ifade eder?

  1. Cost is the only concern.
  2. Cost is the main, though not the only, concern.
  3. Cost is not a concern.
Cevabı göster

Cost is the main, though not the only, concern.

Marijuana-induced psychosis is also more common among young adults,

4:49

Esrara bağlı psikoz genç yetişkinler arasında da daha yaygındır,

though it's worth noting that psychotic disorders usually surface in this age range anyway. Notlar

4:54

ancak psikotik bozuklukların genellikle zaten bu yaş aralığında ortaya çıktığını belirtmekte fayda var.

Kalıp ifadeler

worth noting that: önemli bir sınırlama eklemek

It's worth noting that + cümle, sıradaki bilginin önceki iddianın nasıl değerlendirilmesi gerektiğini etkileyebileceği için dikkate değer olduğunu bildirir. Burada though, bu bilgiyi bir sınırlama olarak sunar: söz konusu etmenden bağımsız olarak bu bozukluklar aynı yaş aralığında sıkça ortaya çıkar. Bu ifade önceki iddiayı otomatik olarak geçersiz kılmaz. Sonuçta hesaba katılması gereken bağlamı, bir sınırlamayı veya istisnayı ekler.

Alıştırma

Cümleyi önemli bir sınırlamayı tanıtan ifadeyle tamamlayın: ____ the two studies used different methods.

Cevabı göster

It's worth noting that

Kelime

surface in this age range anyway: fark edilir hâle gelmek

Burada surface, belirgin hâle gelmek veya fark edilmeye başlamak anlamına gelen geçişsiz bir fiildir. Psikotik bozukluklar fiziksel bir yüzeye çıkmaz; belirtileri görünür ya da tanınabilir hâle gelir. In this age range bunun genellikle ne zaman gerçekleştiğini belirtir. Anyway ise bu eğilimin az önce sözü edilen etmenden bağımsız olarak da var olduğunu ekler; böylece ifade, önceki iddiayı sınırlayan bir arka plan sunar.

Alıştırma

“Several safety concerns surfaced during the final inspection.” cümlesinde surfaced ne anlama gelir?

  1. Fiziksel bir yüzeyin üzerine çıktılar.
  2. Kalıcı olarak çözüldüler.
  3. Fark edilir veya bilinir hâle geldiler.
Cevabı göster

Fark edilir veya bilinir hâle geldiler.

What's unclear in these cases Dilbilgisi

4:59

Bu durumlarda net olmayan şey şudur:

is whether the psychotic disorder would have appeared without marijuana use,

5:01

Psikotik bozukluğun esrar kullanımı olmasa da ortaya çıkıp çıkmayacağı,

Dilbilgisi

What's unclear ... is whether ...: belirsizliği başta vurgulama

“What's unclear in these cases”, özne görevi gören bir what yan cümleciğidir ve “bu vakalarda belirsiz olan şey” anlamına gelir. is sonrasındaki whether yan cümleciği, henüz yanıtlanmamış evet-hayır meselesini belirtir. Cümlenin tamamı belirsizlik bildiren bir düz cümledir; doğrudan soru değildir. Belirsizliği önce vurgulayıp ardından incelenen konuyu belirtmek için “What's unclear ... is whether + özne + fiil” kalıbını kullanın. whether yan cümleciğinde düz cümle söz dizimi korunur.

Alıştırma

Belirsizliği başa alan dersteki kalıbı eksiksiz biçimde yazın: ____ the backup system will work during an outage.

Cevabı göster

What's unclear is whether

whether marijuana use triggers it early, Kelime

5:05

esrar kullanımının bunu erken tetikleyip tetiklemediği,

Kelime

triggers it early: daha erken tetiklemek

Burada trigger, “bir şeyin başlamasına veya gerçekleşmesine yol açmak” anlamında bir fiildir. it zamiri daha önce sözü edilen psikotik bozukluğu gösterir. Bu nedenle triggers it early, marihuana kullanımının bozukluğun başka türlü ortaya çıkacağı zamandan daha önce görülmesine yol açabileceği anlamına gelir. early zamanlamayı değiştirir: mesele yalnızca bozukluğun ortaya çıkıp çıkmaması değil, bu etkenin başlangıç zamanını öne çekip çekmemesidir. Buradaki trigger mecazidir; silah parçası olan “tetik” anlamındaki isim değildir.

Alıştırma

“A stressful event can trigger symptoms earlier than expected,” cümlesinde “trigger symptoms earlier” ne anlama gelir?

  1. Belirtilerin yalnızca tek bir nedeni olduğunu kanıtlamak
  2. Belirtilerin ortaya çıkmasını engellemek
  3. Belirtilerin daha erken başlamasına yol açmak
Cevabı göster

Belirtilerin daha erken başlamasına yol açmak

is a catalyst for a tipping point that wouldn't have been crossed otherwise, Deyimler

5:08

aksi takdirde aşılmayacak olan bir kırılma noktası için bir katalizör mü olduğu,

Deyimler

bir kritik eşiğin aşılmasını sağlayan katalizör

Bu cümlede catalyst, bir değişimi meydana getirmeye veya hızlandırmaya yardımcı olan etkeni ifade eder; yalnızca kimyasal bir madde anlamına gelmez. Tipping point, giderek biriken baskının büyük bir değişime dönüştüğü eşiği ifade eder. Birlikte, a catalyst for a tipping point ifadesi bir etkenin durumu bu eşiği aşmaya ittiğini anlatır. Bu, değişime katkıda bulunan tetikleyici bir etkendir; mutlaka tek neden olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

The new policy was a catalyst for a tipping point in public opinion cümlesinde bu ifade ne anlama gelir?

  1. Politika, değişmiş kamuoyunun kendisi olan son durumdu.
  2. Politika, kamuoyunun büyük bir değişim eşiğini aşmasına yardımcı oldu.
  3. Politika, kamuoyunun değişmesini engelleyen kimyasal bir maddeydi.
Cevabı göster

Politika, kamuoyunun büyük bir değişim eşiğini aşmasına yardımcı oldu.

or whether the reaction to marijuana is merely an indication of an underlying disorder. Kelime

5:12

yoksa esrara verilen tepkinin sadece altta yatan bir bozukluğun göstergesi mi olduğudur.

Kelime

yalnızca altta yatan bir bozukluğun göstergesi

Bu cümlede an indication of, bir şeyin mevcut olabileceğini düşündüren belirti veya işaret anlamına gelir; tek başına sonucu kanıtlamaz. Underlying disorder, gizli olan, önceden var bulunan veya henüz fark edilmemiş bir bozukluğu ifade eder; underlying fiziksel olarak aşağıda bulunan anlamına gelmez. Merely, iddiayı sınırlar: tepki bozukluğun nedeni olmaktan çok, altta yatan bir bozukluğa işaret eden bir ipucu olabilir. Cümle bir tanı koymaz; yalnızca bir olasılık sunar.

Alıştırma

The reaction may be merely an indication of an underlying disorder cümlesinde konuşan kişi ne söylüyor?

  1. Tepki, önceden var olan bir durumun belirtisi olabilir; tepkinin bu duruma yol açtığının kanıtı değildir.
  2. Tepki, altta yatan herhangi bir durumu ortadan kaldırır.
  3. Tepki bozukluğu kesinlikle oluşturdu.
Cevabı göster

Tepki, önceden var olan bir durumun belirtisi olabilir; tepkinin bu duruma yol açtığının kanıtı değildir.

In all likelihood, marijuana's role varies from person to person. Kalıp ifadeler

5:18

Büyük olasılıkla, esrarın rolü kişiden kişiye değişmektedir.

Kalıp ifadeler

In all likelihood: güçlü ama temkinli bir tahmin

In all likelihood, “büyük olasılıkla” veya “eldeki kanıtlara göre en olası sonuç budur” anlamına gelir. Kesinlik iddiasında bulunmadan yüksek olasılıklı bir değerlendirme sunar. Burada cümle başındaki ifade, ardından gelen yargıyı temkinli bir sonuç olarak çerçeveler. Genellikle cümlenin başında yer alır ve ardından virgül gelir.

Alıştırma

Yüksek olasılıklı ancak kesin olmayan bir tahmin yapmak için likelihood sözcüğünü içeren kalıp ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____, the last train will be delayed.

Cevabı göster

In all likelihood

At any age, as with many other drugs,

5:23

Herhangi bir yaşta, diğer birçok uyuşturucuda olduğu gibi,

the brain and body become less sensitive to marijuana after repeated uses, Kelime

5:26

tekrarlanan kullanımlardan sonra beyin ve vücut esrara karşı daha az duyarlı hale gelir,

Kelime

become less sensitive to: tepkinin zayıflaması

Become less sensitive to something, beynin, vücudun ya da başka bir sistemin zamanla o şeye daha zayıf tepki vermesi demektir. Bu cümlede marihuananın tekrarlanan kullanımı tepkiyi azaltır; duygusal bir değişimi değil, tolerans gelişimini anlatır. Yapı become + less sensitive + to + madde veya uyaran şeklindedir. Less göreli bir azalmayı gösterir: Tepki zayıflar, ancak mutlaka tamamen ortadan kalkmaz.

Alıştırma

Tepkinin zayıfladığını göstermek için eksik iki sözcükle cümleyi tamamlayın: After months near the railway, he became ____ sensitive ____ the noise.

Cevabı göster

less · to

meaning it takes more to achieve the same effects. Dilbilgisi

5:31

bu da aynı etkileri elde etmek için daha fazlasına ihtiyaç duyulduğu anlamına gelir.

Dilbilgisi

it takes more to achieve the same effects: aynı etkileri elde etmek için daha fazlası gerekir

it takes more to achieve the same effects yapısında it biçimsel öznedir; asıl fikir sonraki mastarlı yapıda yer alır ve “aynı etkileri elde etmek için bir şeyden daha fazlası gerekir” anlamını verir. More’ın neyin daha fazlası olduğunu bağlam tamamlar; bu cümlede daha fazla marihuana miktarını veya daha yüksek dozu anlatır. Buradaki takes “alır” değil, “gerektirir” anlamındadır. It takes + kaynak + to + fiil yapısı zaman, para, çaba veya pratik gibi bir hedef için gereken girdiyi anlatmakta da kullanılır.

Alıştırma

Bir hedefe ulaşmak için bir şeyden daha fazlasının gerektiğini anlatan it takes ... to ... yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. It takes away more practice to achieve the same level of accuracy.
  2. It takes more practice to achieve the same level of accuracy.
  3. It makes more practice to achieve the same level of accuracy.
Cevabı göster

It takes more practice to achieve the same level of accuracy.

Fortunately, unlike many other drugs,

5:35

Neyse ki, diğer birçok uyuşturucunun aksine,

there's no risk of fatal overdose from marijuana, Kelime

5:38

esrardan ölümcül aşırı doz riski yoktur,

Kelime

fatal overdose: ölümcül doz aşımı

Fatal overdose, tıp ve uyuşturucu güvenliği alanlarında kullanılan kalıplaşmış bir ifadedir. Overdose, bir uyuşturucu veya maddenin güvenli ya da tolere edilebilir düzeyin üzerinde alınmasını belirtir; fatal ise bu doz aşımının ölüme yol açtığını veya ölümcül olduğunu söyler. Bu cümlede ifade, yalnızca çok kötü hissetme ya da normalden fazla kullanma durumunu değil, özellikle reddedilen “ölümcül doz aşımı” riskini belirtir. Fatal sonucu açıkça belirttiği için fatal overdose, tek başına overdose kelimesinden daha güçlü ve daha kesindir.

Alıştırma

Bu cümlede fatal overdose ne anlama gelir?

  1. güçlü ama ölümcül olmayan yan etki
  2. ölüme yol açmayan doz aşımı
  3. ölüme yol açan doz aşımı
Cevabı göster

ölüme yol açan doz aşımı

and even heavy use doesn't lead to debilitating or life-threatening withdrawal symptoms Kelime

5:41

ve aşırı kullanım bile bırakıldığında

if use stops.

5:46

zayıflatıcı veya yaşamı tehdit edici yoksunluk belirtilerine yol açmaz.

Kelime

güçten düşürücü veya hayati tehlike oluşturan yoksunluk belirtileri

Debilitating, bir kişinin normal şekilde işlev görme yeteneğini büyük ölçüde kısıtlayacak kadar ağır belirtileri anlatır. Life-threatening, ölüme yol açabilecek anlamına gelir. İki sıfat da withdrawal symptoms ifadesini niteler, ancak farklı ciddi sonuçları belirtir: işlev kaybı ve yaşam tehlikesi. doesn't lead to şeklindeki olumsuzluk, bu ağır belirtiler grubunun tamamını kapsar. Kullanım bırakıldığında hiçbir yoksunluk etkisinin oluşmayacağını söylemez.

Alıştırma

Cümledeki debilitating ile life-threatening arasındaki farkı en iyi hangi ifade açıklar?

  1. Debilitating her zaman ölümcül, life-threatening ise yalnızca yorucu olmak anlamına gelir.
  2. Debilitating hafif rahatsızlık, life-threatening ise fark edilmesi zor olmak anlamına gelir.
  3. Debilitating normal işlevleri ciddi biçimde bozmak, life-threatening ise ölüm riski taşımak anlamına gelir.
Cevabı göster

Debilitating normal işlevleri ciddi biçimde bozmak, life-threatening ise ölüm riski taşımak anlamına gelir.

There are more subtle forms of marijuana withdrawal, though, Kelime

5:48

Bununla birlikte, esrar yoksunluğunun daha hafif biçimleri de vardır,

Kelime

esrar yoksunluğunun daha az belirgin biçimleri

More subtle forms of marijuana withdrawal, daha az belirgin veya fark edilmesi daha zor yoksunluk etkilerini ifade eder. Subtle, var olmayan demek değildir ve tek başına mild, yani hafif anlamına da gelmez; bir şeyin fark edilmesi zor olsa da önemli olabilir. Cümle sonundaki though, daha önce ağır belirtilerin reddedilmesiyle karşıtlık kurar: bu ağır etkiler ortaya çıkmayabilir, ancak daha az belirgin biçimler yine de var olabilir. Bu, önceki bir ifadeye sınırlama veya ek açıklama getirmenin yaygın bir yoludur.

Alıştırma

More subtle forms of marijuana withdrawal burada ne anlama geliyor?

  1. Daha az belirgin veya fark edilmesi daha zor olan, ancak yine de var olabilen yoksunluk etkileri.
  2. Her zaman hayati tehlike oluşturan yoksunluk etkileri.
  3. Kesinlikle var olmayan yoksunluk etkileri.
Cevabı göster

Daha az belirgin veya fark edilmesi daha zor olan, ancak yine de var olabilen yoksunluk etkileri.

including sleep disturbances,

5:52

uyku bozuklukları,

irritability, and depressed mood,

5:54

sinirlilik ve depresif ruh hali de bunlara dahildir,

which pass within a few weeks of stopping use. Kalıp ifadeler

5:57

bunlar kullanımı bıraktıktan sonraki birkaç hafta içinde geçer.

Kalıp ifadeler

pass within a few weeks of stopping use: kullanmayı bıraktıktan sonra birkaç hafta içinde geçmek

Bu cümlede pass, “azalıp geçmek” anlamına gelir. İlgi zamiri which; uyku bozukluklarını, sinirliliği ve çökkün ruh hâlini belirtir. Dolayısıyla geçen şey bu geçici etkilerdir. within a few weeks of stopping use zaman aralığını belirtir: Bu etkilerin, kullanım bırakıldıktan sonra en geç birkaç hafta içinde geçmesi beklenir. Özne bir belirti, duygu veya zor bir olay olduğunda geçişsiz pass fiili genellikle “sona ermek, geçmek” anlamına gelir.

Alıştırma

Hangi cümlede pass örnektekiyle aynı anlamda kullanılmıştır?

  1. We passed the library on our way home.
  2. She hopes to pass the driving test tomorrow.
  3. The dizziness should pass within a few hours.
Cevabı göster

The dizziness should pass within a few hours.

So, is marijuana bad for your brain?

6:00

Öyleyse esrar beyniniz için kötü müdür?

It depends who you are. Anlatım akışı

6:03

Bu kim olduğunuza bağlıdır.

Anlatım akışı

It depends who you are: sonuç kişisel koşullara bağlıdır

It depends ... evet ya da hayır biçiminde bir soruyu koşullu bir yanıta dönüştürür: Herkes için geçerli tek bir sonuç yoktur. Burada who you are; yalnızca adınızı veya toplumsal kimliğinizi değil, yaş, genetik özellikler ve tıbbi geçmiş gibi etkenleri içeren genel bireysel durumunuzu ifade eder. Bilgiyi düzenleyen bir yapı olarak It depends önce yanıtın değişebileceğini belirtir, ardından gelen yan cümle ise koşulu gösterir. Bu cümlede who you are, birkaç kişisel risk etkenini tek bir kısa ifadede özetler.

Alıştırma

Bir arkadaşınız “Is this training plan safe for everyone?” diye soruyor. Hangi yanıt sonucun bireysel koşullara bağlı olduğunu en iyi biçimde ifade eder?

  1. It is safe for absolutely everyone.
  2. It depends who you are.
  3. No one can use it safely.
Cevabı göster

It depends who you are.

But while some risk factors are easy to identify, Anlatım akışı

6:05

Ancak bazı risk faktörlerini tanımlamak kolayken,

others aren't well understood,

6:08

diğerleri henüz tam olarak anlaşılamamıştır,

Anlatım akışı

while some ..., others ... ile grup karşıtlığı

while some ..., others ... kalıbı aynı genel grubun iki alt kümesini karşılaştırır. Burada bir grup risk faktörünü belirlemek kolayken başka bir grup yeterince anlaşılmamıştır. Bu cümlede while, 'oysa/iken' anlamında karşıtlık kurar; 'bir şey olurken' şeklinde zaman bildirmez. Paralel some/others yapısı, daha iyi anlaşılan ve daha az anlaşılan durumlar arasındaki farkı netleştirerek karmaşık bilgiyi düzenler.

Alıştırma

Hangi cümlede while zamanı göstermek yerine iki grubu karşılaştırmak için kullanılmıştır?

  1. The lights came on while we were eating dinner.
  2. I listened to music while I waited for the train.
  3. While some routes are direct, others require a transfer.
Cevabı göster

While some routes are direct, others require a transfer.

which means there's still some possibility of experiencing negative effects, Dilbilgisi

6:11

bu da bilinen risk faktörlerinden hiçbirine sahip olmasanız bile,

even if you don't have any of the known risk factors. Dilbilgisi

6:16

olumsuz etkiler yaşama ihtimalinizin hala olduğu anlamına gelir.

Dilbilgisi

there's still some possibility of ...: hâlâ mümkün olan bir risk

There's still some possibility of ... kalıbı, aksini beklemek için nedenler olsa bile bir sonucun hâlâ mümkün olduğunu belirtir. still, olasılığın ortadan kalkmadığını gösterir; some possibility ise sonucun göz ardı edilemeyeceği anlamına gelir, muhtemel olduğu anlamına gelmez. possibility of ifadesinden sonra olası sonucu adlandırmak için bir isim veya -ing biçimi kullanılır. Burada experiencing negative effects, hâlâ mümkün olan sonuçtur.

Alıştırma

Seyahat uyarısını some possibility of ve experience fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: There is still ____ delays at the airport tonight.

Cevabı göster

some possibility of experiencing

Dilbilgisi

even if you don't have ...: sonuç yine de geçerlidir

Even if, karşıtlık bildiren bir koşul kurar: koşul gerçekleşsin ya da gerçekleşmesin, ana cümledeki durum geçerli veya mümkün kalır. Burada bilinen risk faktörlerinden hiçbirine sahip olmamak güven verici görünebilir, ancak olumsuz etkilerin ortaya çıkma olasılığını ortadan kaldırmaz. Even, bu koşulun sonucu değiştirmeye yetmediği yönündeki temel anlamı ekler. Yan cümle, kişinin gerçekten hiçbir risk faktörüne sahip olmadığını kesin olarak söylemez; bu olasılığı kabul edip riskin yine de sürdüğünü gösterir.

Alıştırma

Doğru olabilecek veya olmayabilecek, fakat sonucu değiştirmeyen bir koşulu gösteren iki sözcüklü bağlaçla cümleyi tamamlayın: ____ you follow every precaution, accidents can still happen.

Cevabı göster

Even if

The world's most widely used drug is caffeine.

6:22

Dünyada en yaygın kullanılan uyuşturucu kafeindir.

Over 100,000 metric tons are consumed every year.

6:26

Her yıl 100.000 metrik tondan fazla tüketilmektedir.

How exactly does it keep us awake?

6:30

Peki tam olarak bizi nasıl uyanık tutuyor?

Find out with this video.

6:32

Bu video ile öğrenin.