Ahtapot Nasıl Oynanır! 🐙 | En İyi Bluey Oyunları 💙 | Bluey: İngilizce çalışma notları

Bluey - Official Channel

Öğrenme zorluğu
264 kelime 181 kel/dk

Video özeti: Chloe, Bluey ile oynadığı ahtapot oyununu evde yeniden canlandırmasını babasından ister. Ancak babasının deniz canlılarıyla ilgili düzeltmeleri, oyunu eğlenceli kılan esnek kurallar ve hayal gücüyle sürekli çatışır. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. or something, — Konuşma Edimbilimi ve Tutum: Bu ifade, tam ad ya da ayrıntı önemli olmadığında konuşanın tanımı bilerek yaklaşık bıraktığını gösterir. Kesin bir sınıflandırma yapmadan, rahat ve gündelik biçimde genel bir şeyden söz etmek için kullanılabilir. 2. go bloolooloo. — Sözcük Anlamı ve Dil Düzeyi: Burada go hareket etmeyi değil, bir insanın, hayvanın ya da makinenin çıkardığı sesi aktarmayı sağlar. Bu kullanımı bilmek, gündelik veya eğlenceli anlatılardaki ses taklitlerini anlamaya ve doğal biçimde kullanmaya yardımcı olur. 3. Why would a robin be — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: Why would ... be ... yalnızca gerçek bir neden sormaz; hayal edilen bir durumun mantıklı olup olmadığını sorgular. Hikâyelerde, planlarda ya da hayal oyunlarında tutarsız görünen bir ayrıntıya itiraz etmek için kullanılabilir.

Bu derste

Chloe, how do you play it?

0:00

Chloe, bunu nasıl oynuyorsun?

Dad, can you explain it? Ton ve niyet

0:02

Baba, açıklayabilir misin?

Ton ve niyet

Can you explain it? ile ricada bulunmak

Burada Can you explain it? bir ricadır: konuşan kişi babasının açıklama yapmasını ister. Asıl amaç, onun açıklama yeteneği olup olmadığını sormak değildir. Can you + fiilin yalın biçimi...? yapısı günlük ve doğrudan bir rica oluşturur. Explain fiilinin nesnesi olan it, iki kişinin de bildiği konuyu veya kuralları ifade eder.

Alıştırma

Birinden kuralları açıklamasını istiyorsunuz. Hangi cümle doğal bir ricadır?

  1. Do you explain the rules?
  2. You can explain the rules.
  3. Can you explain the rules?
Cevabı göster

Can you explain the rules?

Okay, I'll explain it.

0:05

Tamam, açıklayacağım.

Dad is the octopus.

0:07

Baba ahtapot oluyor.

That's why he talks like that. Dilbilgisi

0:08

Bu yüzden böyle konuşuyor.

Dilbilgisi

That's why + sonuç

That's why daha önce söylenmiş bir nedeni işaret eder ve onun sonucunu anlatır. Bu cümlede önceki durum onun konuşma biçimini açıklar; dolayısıyla ifade “bu nedenle” anlamına gelir. Neden. That's why + sonuç cümleciği kalıbını kullanın. That's why nedenin kendisini tanıtmaz; ardından gelen cümlecik bu neden yüzünden ne olduğunu söyler.

Alıştırma

Sonuç cümlesini bu dersteki iki sözcüklü bağlayıcıyla tamamlayın: The road was icy. ____ the school bus was late.

Cevabı göster

That's why

And we're fish or something, Ton ve niyet

0:11

Biz de balık falan oluyoruz,

Ton ve niyet

or something: tanımı yaklaşık hâle getirmek

or something ifadesi fish sözcüğünden sonra gelir ve tanımı yaklaşık hâle getirir. Burada “balık ya da ona benzer bir şey” anlamındadır; konuşan kişi belirli bir ikinci seçenek belirtmez. Kesin ayrıntı bilinmiyorsa veya önemli değilse bir fikir ya da tanımdan sonra or something kullanabilirsin.

Alıştırma

Hangi cümlede or something, yapılacak etkinliğin henüz kesinleşmediğini gösterir?

  1. We have no activity at all.
  2. We could make a puzzle or something.
  3. We completed exactly three puzzles.
Cevabı göster

We could make a puzzle or something.

and we have to steal his treasure Dilbilgisi

0:12

ve onun hazinesini çalmamız gerekiyor

Dilbilgisi

have to steal: yapılması gereken bir eylem

have to steal ifadesinde have to + fiilin yalın hâli bir zorunluluk belirtir: hazineyi çalmak oyunun veya görevin gereğidir. Bu yapı, konuşanların bir şeye sahip olduğu anlamına gelmez. have to ifadesinden sonra eylem bildiren fiilin yalın hâli kullanılır: have to steal, have to wait, have to finish.

Alıştırma

Oyun kuralını have to kullanarak tamamla: To enter the castle, players ____ collect two keys.

Cevabı göster

have to

and get back to our fish home. Öbek fiiller

0:14

ve balık evimize dönmemiz gerekiyor.

Öbek fiiller

get back to + yer: oraya geri dönmek

Get back to + yer, daha önce bulunduğun bir yere geri dönmek anlamına gelir. Burada to, varış noktası olan balık evimizi belirtir. Bu cümlede get back to ifadesini konuşma dilindeki tek bir bütün olarak düşün: get, “elde etmek” anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir yere geri dönmek anlamındaki bu dersin üç sözcüklü ifadesini kullan: We need to ____ the hotel before dark.

Cevabı göster

get back to

Uh, is that all the rules, Dad?

0:16

Uh, bütün kurallar bu kadar mı, baba?

This episode of Bluey is called Octopus.

0:20

Bu Bluey bölümünün adı Ahtapot.

Come on, Chloe.

0:23

Hadi, Chloe.

How are we going to get past? Öbek fiiller

0:25

Orayı nasıl geçeceğiz?

Öbek fiiller

get past: bir engeli aşmak

Get past, yolu kapatan bir kişi veya nesnenin ötesine geçmeyi başarmak anlamına gelir. Engel söylenirse get past + engel yapısı kullanılır; get past the gate buna bir örnektir. Burada engel sahnede açıkça görüldüğü için past sözcüğünden sonra ayrıca söylenmez. Past, engelin ötesindeki konumu veya o yöne hareketi anlatır; geçmiş zamanı anlatmaz.

Alıştırma

Bir engelin ötesine geçmek anlamındaki bu dersin iki sözcüklü ifadesini kullan: How can we ____ the fallen tree?

Cevabı göster

get past

Don't worry, octopuses aren't very smart. Ton ve niyet

0:27

Merak etme, ahtapotlar pek zeki değildir.

Ton ve niyet

Don't worry, ...: bir neden söylemeden önce karşındakini rahatlatmak

Don't worry, birini rahatlatmak için kullanılan kalıplaşmış bir giriş ifadesidir. don't + fiilin yalın hâli yapısındadır ve olumsuz emir gibi işlev görür; bu cümlede ardından gelen yan cümle neden endişelenmeye gerek olmadığını açıklar. Burada karşı tarafı endişelendiği için eleştirmek yerine onu rahatlatır.

Alıştırma

Bir arkadaşınız sınıfı bulamadığı için gergin. Hangi cümle onu doğal biçimde rahatlatır ve yardım teklif eder?

  1. Don't worried, I show you the way.
  2. You worry about the way.
  3. Don't worry, I'll show you the way.
Cevabı göster

Don't worry, I'll show you the way.

Watch.

0:29

Bak.

look, a robin.

0:30

bak, bir kızılgerdan.

Come on.

0:31

Hadi.

Chloe, help.

0:35

Chloe, yardım et.

What do I do?

0:36

Ne yapmalıyım?

Do that knee thing you do. Kalıp ifadeler

0:37

O diz hareketini yap.

Kalıp ifadeler

“that knee thing you do”: thing ile tanıdık ve adı söylenmeyen bir hareketi belirtmek

That knee thing you do, do fiilinin nesnesidir. That belirli bir hareketi gösterir, knee bunun dizle ilgili olduğunu açıklar, thing bilerek belirsiz kullanılan bir isimdir ve you do bunun karşı tarafın yaptığı tanıdık bir hareket olduğunu belirtir. Günlük konuşmada thing, kesin adı bilinmediğinde veya adı söylemek gerekmediğinde bir hareketi, beceriyi ya da alışkanlığı ifade edebilir. Açıklama ve ortak bağlam sayesinde iki kişi de hangi şeyden söz edildiğini anlayabildiği için bu ifade doğaldır.

Alıştırma

Sen ve bir arkadaşın hareketi biliyorsunuz ama kesin adını kullanmıyorsunuz. Hangi cümle thing ile hareketin adını bilerek belirsiz bırakır?

  1. Do that knee thing you do.
  2. Do the exact knee maneuver you do.
  3. Do that knee move you do.
Cevabı göster

Do that knee thing you do.

Okay.

0:38

Tamam.

I'm free.

0:44

Kurtuldum.

Hooray.

0:45

Yaşasın.

Now we have to get back.

0:48

Şimdi geri dönmemiz lazım.

Let me try. Ton ve niyet

0:50

Dur ben deneyeyim.

Ton ve niyet

Let me try.: Sırayı alıp denemeyi teklif etmek

Let me try. ifadesi, kişinin bir şeyi kendisinin denemeyi teklif ettiğini göstermek için Let me + fiilin yalın hâli yapısını kullanır. Bu cümlede konuşan kişi sırası kendisine gelsin veya işi devralsın istiyor; karşısındakine resmî ya da baskıcı bir emir vermiyor. Yapılacak şey durumdan anlaşılıyorsa bu kısa ifade tek başına doğaldır. Eylem eklenerek Let me try opening the door. da denebilir.

Alıştırma

Bir takım arkadaşınız tabletin kilidini açamıyor. Devralıp hemen denemek istiyorsunuz. Sırayı almayı en doğrudan teklif eden cümle hangisidir?

  1. Let me try.
  2. Can I try?
  3. I'll try.
Cevabı göster

Let me try.

Look, a cockatoo.

0:51

Bak, bir kakadu.

I told you they're not very smart. Ton ve niyet

0:56

Sana pek zeki olmadıklarını söylemiştim.

Ton ve niyet

I told you ... ben demiştim anlamını vermek

I told you genellikle konuşan kişinin daha önce karşısındaki kişiye bir bilgi verdiğini belirtir. Burada ifade, ahtapotların pek zeki olmadığı yönündeki önceki yargıya gönderme yapıyor. Plan işe yaradığı için I told you, ben haklıydım veya ben demiştim anlamında bir tavır taşır. Şu anki sonucu önceki iddianın doğrulanması olarak sunar; bu nedenle bu cümlede tamamen tarafsız bir geçmiş anlatımı değildir.

Alıştırma

Doğru mu yanlış mı: I told you they're not very smart. cümlesinde konuşan kişi hiçbir tavır göstermeden yalnızca geçmişteki bir konuşmayı aktarıyor.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

My dad's here.

0:59

Babam geldi.

See you, Bluey.

1:00

Görüşürüz, Bluey.

Bye, Chloe.

1:01

Hoşça kal, Chloe.

Dad, can you play octopuses with me when we get home? Notlar

1:07

Baba, eve gidince benimle ahtapot oynar mısın?

Kalıp ifadeler

play octopuses with me: uydurulmuş bir rol oyununa katılmak

Bu cümlede play octopuses with me, “ahtapotmuşuz gibi yaptığımız hayalî oyuna benimle katıl” anlamına gelir. Çocuk octopuses sözcüğünü kendi uydurduğu oyunun adı olarak kullanır; with me ise karşısındaki kişiyi oyuna davet ettiğini gösterir. Başka durumlara aktarılabilen kalıp play + oyun veya rol oyunu adı + with + kişi biçimindedir. Buradaki play, oyuna katılmak demektir; müzik çalmak veya gerçek hayvanlarla uğraşmak değildir.

Alıştırma

İki tarafın da bunun hayalî bir oyun olduğunu bildiği bağlamda “Can you play octopuses with me?” ne anlama gelir?

  1. Birkaç gerçek ahtapotu oradan oraya taşır mısın?
  2. Benimle birlikte ahtapot taklidi yapar mısın?
  3. Birkaç ahtapot için müzik çalar mısın?
Cevabı göster

Benimle birlikte ahtapot taklidi yapar mısın?

Dilbilgisi

when we get home: gelecek zamanı belirten bir yan cümle

Burada when we get home, isteğe bağlı bir zaman yan cümlesidir. Oyunun ne zaman oynanması gerektiğini, yani aile eve vardıktan sonra oynanacağını belirtir. Eve varış saatini soran ayrı bir soru değildir. When ile başlayan bir yan cümle başka bir eylemin gelecekteki zamanını belirlediğinde İngilizcede bu yan cümlede normalde simple present kullanılır: will get değil, get. Ana cümledeki istek gelecek anlamını zaten verir.

Alıştırma

Hangi cümlede when, yemeğin eve vardıktan sonra olacağını belirten gelecek anlamlı bir zaman yan cümlesi kurar?

  1. We'll eat while we are driving home.
  2. We don't know when we will get home.
  3. We'll eat when we get home.
Cevabı göster

We'll eat when we get home.

It's so much fun. Kalıp ifadeler

1:10

Çok eğlenceli.

Kalıp ifadeler

so much fun: çok eğlenceli

so much fun ifadesinde fun, “eğlence” veya “keyif” anlamına gelen sayılamayan bir isimdir. so much + sayılamayan isim yapısı, miktarın çok olduğunu vurgular. Burada ifadenin tamamı, etkinliğin çok keyifli olduğunu söyler. Etkinliğin insanları mutlaka güldürdüğü anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle okul şenliğinin çok keyifli olduğunu, ancak mutlaka kahkahalar attıracak kadar komik olmadığını söyler?

  1. The school fair was so many fun.
  2. The school fair was so funny.
  3. The school fair was so much fun.
Cevabı göster

The school fair was so much fun.

Um, yes, okay.

1:11

Um, evet, tamam.

That sounds like a good way to learn about sea creatures. Kalıp ifadeler

1:13

Deniz canlıları hakkında bir şeyler öğrenmek için iyi bir yola benziyor.

Kalıp ifadeler

sounds like a good way to: bir yöntemi olumlu değerlendirmek

That sounds like a good way to + fiilin yalın hâli, bir öneriye verilen doğal bir yanıttır. Yeni duyduğunuz bilgiye göre fikrin bir hedefe ulaşmak için yararlı göründüğünü ifade eder. Burada sounds like gerçek bir sesten değil, bir izlenim veya değerlendirmeden söz eder. to sözcüğünden sonra fiilin yalın hâlini kullanın: to learn, to practise veya to save.

Alıştırma

Olumlu yanıtı sounds like a good way to ile tamamlayın: “I make a short plan before I start.” “That ____ stay focused.”

Cevabı göster

sounds like a good way to

There.

1:18

İşte.

Now, you have to be an octopus.

1:19

Şimdi, bir ahtapot olman lazım.

Um, okay.

1:21

Um, tamam.

Hi, I'm an octopus.

1:23

Merhaba, ben bir ahtapotum.

Octopuses don't talk like that. Kalıp ifadeler

1:24

Ahtapotlar böyle konuşmaz.

Kalıp ifadeler

talk like that: bir konuşma biçimine gönderme

talk like that ifadesinde like, “hoşlanmak” değil, “aynı şekilde” anlamına gelir. That, az önce duyulan veya gösterilen ya da durumdan açıkça anlaşılan konuşma biçimine gönderme yapar. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp fiil + like that şeklindedir. Bir eylemin, bağlamda zaten görülen eylem veya biçimle aynı şekilde yapıldığını anlatır.

Alıştırma

Bir arkadaşınız az önce komik bir ses kullandı. Hangi cümle ondan o şekilde konuşmamasını ister?

  1. Please don't talk that like.
  2. Please don't talk like that.
  3. Please don't like that talk.
Cevabı göster

Please don't talk like that.

Well, octopi don't talk at all. Notlar

1:26

Şey, ahtapotlar hiç konuşmaz.

Kelime

octopi: octopus sözcüğünün bir çoğul biçimi

Octopi, octopus sözcüğünün çoğul biçimlerinden biridir ve birden fazla ahtapotu anlatır. Latince tarzı bir çoğul kalıbıyla oluşturulmuştur, ancak tek doğru çoğul biçim değildir. Octopuses, günlük İngilizcede daha yaygın ve tarafsız çoğuldur. Octopi seçimi bilgili, şakacı veya özellikle düzeltici bir tonda duyulabilir; bu da burada konuşanın yaptığı düzeltmeye uyar.

Alıştırma

Octopus sözcüğünün çoğulu hakkında hangi ifade doğrudur?

  1. Hem octopuses hem de octopi çoğul olarak kullanılır.
  2. Yalnızca octopi doğrudur.
  3. Octopi tek bir ahtapotu anlatır.
Cevabı göster

Hem octopuses hem de octopi çoğul olarak kullanılır.

Dilbilgisi

Olumsuzluğu güçlendiren not ... at all

At all, don't, isn't veya can't gibi olumsuz bir ifadeden sonra gelir ve olumsuzluğu güçlendirir. not ... at all, “hiçbir şekilde” veya “biraz bile değil” anlamına gelir. Bu cümlede don't talk at all, don't talk ifadesinden daha vurguludur. Konuşan kişi ahtapotların hiçbir şekilde konuşmadığını söylüyor.

Alıştırma

Olumsuzluğu güçlendirmek için cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: I can't hear the radio ____.

Cevabı göster

at all

Yeah, they do.

1:28

Hayır, konuşurlar.

They go bloolooloo. Kelime

1:29

Blululu derler.

Kelime

go + bir ses: go bloolooloo

Go, söylenen veya taklit edilen bir sesi tanıtabilir. Birisi ya da bir şey + go + ses kalıbında go, “bu sesi çıkarmak” anlamına gelir; “bir yere gitmek” anlamına gelmez. Bloolooloo bu cümlede oyun amaçlı uydurulmuş bir sestir. They go bloolooloo, konuşan kişinin bu sesi taklit ettiği anlamına gelir; bloolooloo ahtapot sesi için kullanılan standart bir İngilizce sözcük değildir.

Alıştırma

Goes ve tick-tock kullanarak cümleyi hedef go + sound kalıbıyla tamamlayın: The clock ____ all day.

Cevabı göster

goes tick-tock

Blah blah

1:31

Bla bla

Yeah, like that, but more. Anlatım akışı

1:32

Evet, onun gibi ama daha fazla.

Anlatım akışı

like that, but more (böyle, ama biraz daha)

Like that önceki bir gösterime gönderme yapar ve temel fikrin doğru olduğunu belirtir. But more ise bir değişiklik ekler: aynı şeyi daha fazla yapmak veya etkiyi güçlendirmek. Konuşan kişiler aynı referansı paylaştığı için more sonrasında tam olarak neyin artırılacağı söylenmez. Bu kısa kalıp, geri bildirimi önce modeli kabul edip sonra onu ayarlayacak şekilde düzenler; bu yüzden yalnızca dinleyen kişi that ve more ile neyin kastedildiğini anlayabiliyorsa işe yarar.

Alıştırma

Bir antrenör temel hareketi beğeniyor ancak daha güçlü bir sürümünü istiyor. Bu geri bildirimde like that, but more ne yapar?

  1. Modeli reddeder ve tamamen farklı bir hareket ister.
  2. Temel modeli kabul eder ve aynı etkinin artırılmasını ister.
  3. Hiçbir değişiklik istemeden geri bildirimi bitirir.
Cevabı göster

Temel modeli kabul eder ve aynı etkinin artırılmasını ister.

Blah blah blah

1:35

Bla bla bla

And you have to wave your arms about. Kalıp ifadeler

1:36

Ve kollarını sallaman lazım.

Kalıp ifadeler

wave your arms about (kollarını sağa sola sallamak)

Wave your arms, kolları tekrar tekrar hareket ettirmek demektir. Burada about, farklı yönlere anlamındaki bir zarftır; dolayısıyla wave your arms about, kolları tek ve sabit bir yöne değil, serbestçe farklı yönlere hareket ettirmek anlamına gelir. Bu yapıda about, hakkında anlamına gelmez. Kolların nasıl sallandığını açıklar.

Alıştırma

Hangi cümle Maya'nın dikkat çekmek için iki kolunu farklı yönlere hareket ettirdiği anlamına gelir?

  1. She waved her arms about to get our attention.
  2. She kept both arms still to get our attention.
  3. She pointed one arm straight at the door to get our attention.
Cevabı göster

She waved her arms about to get our attention.

They're actually called tentacles. Ton ve niyet

1:38

Onlara aslında dokunaç denir.

Ton ve niyet

actually called: bir adı nazikçe düzeltmek

Bu cümlede actually bir düzeltme yapıldığını gösterir: doğru ad tentacles sözcüğüdür. be actually called + ad kalıbı, daha önce kullanılan daha az doğru bir adı doğru terimle değiştirmenizi sağlar. Buradaki actually, “şaşırtıcı biçimde” değil, “daha doğrusu” veya “aslında” anlamına gelir. Böylece düzeltme, karşıdakini doğrudan yanlış olmakla suçlamak yerine ek bilgi veriyormuş gibi duyulabilir.

Alıştırma

Nazik düzeltmeyi tamamlamak için actually ve call fiilinin edilgen biçimini kullanın: This tool is ____ a spirit level, not a ruler.

Cevabı göster

actually called

Okay, you have to wave your tentacles about.

1:39

Tamam, dokunaçlarını sallaman lazım.

Uh, blah blah.

1:41

Uh, bla bla.

Look, this all feels a bit silly. Ton ve niyet

1:43

Bak, bu biraz saçma hissettiriyor.

Ton ve niyet

feels a bit silly: olumsuz bir tepkiyi yumuşatmak

Buradaki feels, fiziksel bir duyumu değil, konuşanın bütün duruma karşı kişisel tepkisini anlatır. Silly bu bağlamda garip, utandırıcı veya pek mantıklı olmayan anlamlarına gelebilir. A bit olumsuz sıfatı yumuşatır, feels ise yargıyı kişisel bir izlenim olarak sunar. Bu yüzden This feels a bit silly, This is silly ifadesinden daha az keskindir.

Alıştırma

Hangi cümle keskin bir yargı yerine yumuşatılmış kişisel bir görüş bildirir?

  1. I can feel the hats with my hands.
  2. Wearing matching hats feels a bit silly to me.
  3. Wearing matching hats is completely ridiculous.
Cevabı göster

Wearing matching hats feels a bit silly to me.

I think I'm just going to be a quiet octopus. Dilbilgisi

1:45

Sanırım sadece sessiz bir ahtapot olacağım.

Dilbilgisi

I'm just going to: bir kararı hafif ve abartısız söylemek

Be going to + fiilin temel hâli, sırada ne yapılacağıyla ilgili bir niyeti veya seçimi anlatır. Burada going to ifadesinden sonra be geldiği için bir yere doğru hareket etmeyi anlatmaz. Just, seçimi küçük, gündelik ve abartısız gösterir; “sadece bunu yapacağım” hissi verir. Bu cümlede konuşan kişi daha sessiz davranmayı sakince seçiyor.

Alıştırma

just kullanarak be going to ile verilen kararı daha hafif gösteren üç kelimeyi yazın: I'm ____ take a short break.

Cevabı göster

just going to

Okay.

1:47

Tamam.

This is your treasure.

1:48

Bu senin hazinen.

I don't think an octopus would have treasure. Dilbilgisi

1:50

Bir ahtapotun hazinesi olacağını sanmıyorum.

Dilbilgisi

would have treasure: hayalî bir durumda beklenen sonuç

Would + fiilin temel hâli, hayalî veya varsayımsal bir durumda beklenen ya da olası görülen şeyi anlatır. would have treasure ifadesinde have, would sözcüğünden sonra temel hâlde kalır. I don't think... olumsuz kalıbı, konuşanın yargısını bu hayalî düşünceye uygular: konuşana göre bir ahtapotın normalde hazinesi olmaz. Burada would, geçmişten bakılan bir gelecek değildir.

Alıştırma

Hayalî bir ejderha için neyin mantıklı olacağını değerlendiriyorsunuz. Hangi cümle, bu hayalî durumda beklenen sonucu would ile ifade eder?

  1. A dragon needed a very large cave in the old story.
  2. A dragon would need a very large cave.
  3. A dragon will need a very large cave when it arrives tomorrow.
Cevabı göster

A dragon would need a very large cave.

That's more of a pirate thing. Kelime

1:52

O daha çok korsanların işi.

Kelime

more of a pirate thing: gündelik sınıflandırma

more of a pirate thing ifadesinde more of a, “... olarak tanımlanması daha uygun” veya “... ile daha güçlü biçimde ilişkili” anlamına gelir. Konuşan kişi bu fikri korsan kategorisine daha yakın görür, ancak bunun kesin bir kural olduğunu söylemez. Buradaki thing ayrı bir fiziksel nesne anlamına gelmez. Tipik bir fikir, özellik, alışkanlık, tarz veya etkinliği genel biçimde belirtir; yeniden kullanılabilecek kalıp X is more of a Y thing şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi more of a ... thing kalıbıyla tamamlayın: For me, fireworks are ____ New Year's Eve thing.

Cevabı göster

more of a

But he has to, Dilbilgisi

1:53

Ama olmak zorunda,

and I have to steal it.

1:54

ve benim de onu çalmam gerekiyor.

Dilbilgisi

he has to ... I have to steal it: zorunluluk ve eksilti

Have to + fiilin yalın hâli gereklilik veya zorunluluk bildirir. Özne üçüncü tekil kişi olduğunda has to biçimine dönüşür; dolayısıyla he has to ve I have to aynı yapının farklı biçimleridir. he has to ifadesinde, eylem önceki konuşmadan zaten anlaşıldığı için eksiltilmiştir; tam anlamı he has to have treasure şeklindedir. Buna karşılık I have to steal it eylemi açıkça belirtir. Kısaltılmış cümlecikte to korunmalıdır: he has tek başına genellikle sahiplik bildirir veya perfect yapısında görev alır; zorunluluk bildirmez.

Alıştırma

Mia, “Does Leo have to bring a ticket?” diye soruyor. Hangi yanıt Leo'nun bilet getirmesinin zorunlu olduğunu doğal biçimde belirtirken tekrarlanan eylemi eksiltir?

  1. Yes, he has to.
  2. Yes, he have to.
  3. Yes, he has.
Cevabı göster

Yes, he has to.

Ready?

1:56

Hazır mısın?

Uh, I guess. Ton ve niyet

1:56

Uh, sanırım.

Ton ve niyet

I guess: tereddütlü kabul

Bu yanıtta I guess, konuşanın tam emin ya da hevesli olmasa da fikri kabul ettiği anlamına gelir. Gerçekten bir cevabı tahmin etmekten söz etmez. I guess kısa bir yanıt olarak kullanıldığında kabulü yumuşatır ve biraz tereddüt ya da isteksizlik bırakır. Baştaki Uh bu belirsizliği daha da belirginleştirir.

Alıştırma

Bir arkadaşınız pek tercih etmediğiniz bir restorana geçmeyi öneriyor. Hangi yanıt planı kabul ederken tereddütlü duyulur?

  1. Absolutely! That's perfect!
  2. Okay, I guess.
  3. No, I definitely won't go.
Cevabı göster

Okay, I guess.

Look, a robin.

1:57

Bak, bir kızılgerdan.

Why would a robin be under the sea? Dilbilgisi

1:59

Denizin altında neden bir kızılgerdan olsun ki?

Dilbilgisi

Why would a robin be ...?: olasılık dışı bir durumu sorgulama

Why would a robin be ...?, hayal edilen durumun mantıklı olup olmadığını sorgular. Konuşan kişi yalnızca bir kızılgerdanın denizin altında olmasının gerçek nedenini sormaz; durumun olasılık dışı veya mantıksız göründüğünü ima eder. Kalıp Why would + özne + fiilin yalın hâli şeklindedir. Burada would varsayımsal veya şaşırtıcı bir durumu belirtir ve be yalın hâlde kalır; would geçmiş zaman anlamında kullanılmaz.

Alıştırma

Şu hayalî durumun mantığını doğal biçimde sorgulayan soru hangisidir: Dikkatli bir sürücü açık bir uyarıyı görmezden geliyor?

  1. Why would a careful driver ignore that warning?
  2. Why did a careful driver ignore that warning?
  3. Why is a careful driver ignoring that warning?
Cevabı göster

Why would a careful driver ignore that warning?

Dad.

2:01

Baba.