Et Neden Dünyadaki En İyi ve En Kötü Şey 🍔: İngilizce çalışma notları

Kurzgesagt – In a Nutshell

Öğrenme zorluğu
1.148 kelime 170 kel/dk

Video özeti: Video, et tüketimini toprak, su, yem ve enerji kullanımıyla ilişkilendiriyor; ardından endüstriyel çiftlikleri, organik etiketleri ve tüketimi ya da israfı azaltma yollarını ele alıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “eating up the planet.” ifadesinin kaynakların tükenmesini güçlü bir çevre metaforuna nasıl dönüştürdüğünü anlamak. 2. “in such vast numbers and so close to each other that they can't form the social structures they have in nature,” ifadesiyle such + isim, so + sıfat ve ortak bir sonucu birleştirmek. 3. “grant you moral absolution.” ifadesinin resmî ve dinî tonunu tanımak, daha iyi bir etiketin etik sorumluluğu silmediğini anlamak.

Bu derste

Humans love meat.

0:00

İnsanlar eti çok sever.

Steak, fried chicken, bacon,

0:02

Biftek, kızarmış tavuk, pastırma,

pork belly, and sausages are just the best things.

0:05

domuz göbeği ve sosisler kesinlikle en iyi şeylerdir.

Eating meat has become so trivial

0:09

Et yemek o kadar sıradan hale geldi ki,

that many people don't consider something a proper meal Dilbilgisi

0:10

birçok insan içinde bir hayvan yoksa

if there's no animal involved,

0:13

bunu düzgün bir yemek olarak bile görmüyor,

Dilbilgisi

consider something a proper meal: consider + nesne + nesne tümleci

Kalıp consider + nesne + nesne tümleci şeklindedir. consider something a proper meal ifadesinde something nesnedir; a proper meal ise nesnenin nasıl sınıflandırıldığını belirten bir isim grubudur. Buradaki ifade, “bir şeyi gerçek ve kabul edilebilir bir öğün olarak değerlendirmek veya görmek” anlamına gelir. Aynı yapı bir kişiyi, şeyi ya da durumu sınıflandırmak veya değerlendirmek için kullanılabilir.

Alıştırma

Planın pratik bir çözüm olarak görüldüğünü anlatmak için consider + nesne + isim tümleci yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. We consider the plan a practical solution.
  2. We consider the plan as a practical solution.
  3. We consider as the plan a practical solution.
Cevabı göster

We consider the plan a practical solution.

which is pretty amazing

0:15

bu da oldukça şaşırtıcı;

since only a few decades ago

0:16

çünkü sadece birkaç on yıl öncesine kadar

meat was a luxury product.

0:18

et lüks bir üründü.

Today, you can get a cheeseburger for a dollar.

0:20

Bugün bir dolara çizburger alabilirsiniz.

Paradoxically,

0:24

Çelişkili bir şekilde,

meat is pretty much the most inefficient way of feeding humans.

0:25

et, insanları beslemenin açık ara en verimsiz yoludur.

If we look at it on a global scale, Kalıp ifadeler

0:29

Küresel ölçekte bakarsak,

Kalıp ifadeler

on a global scale: dünya çapındaki kapsamı belirtmek

on a global scale edat grubu, ifadenin kapsamını belirler. Konunun tek bir ülke, topluluk veya olay içinde değil, bütün dünya çapında ele alındığını gösterir. Burada scale, bir şeyin değerlendirildiği düzey veya kapsam anlamına gelir. Bu ifade açıklamalarda, raporlarda ve savlarda geniş bir bakış açısı sunmak için sıkça kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümle sorunun dünya çapında ele alınması gerektiğini açıkça söylüyor?

  1. The survey asks people to rate the problem on a ten-point scale.
  2. The city needs to tackle the problem on a large scale.
  3. Governments need to tackle the problem on a global scale.
Cevabı göster

Governments need to tackle the problem on a global scale.

our meaty diet is literally eating up the planet. Deyimler

0:31

etli diyetimiz kelimenin tam anlamıyla gezegeni yiyip bitiriyor.

Deyimler

Kaynak tüketimi metaforu olarak eating up the planet

Burada eating up the planet canlı ve güçlü bir metafordur. Et ağırlıklı beslenmenin o kadar çok çevresel kaynak kullandığını ve o kadar büyük ekolojik zarar verdiğini söyler ki sanki Dünya'nın kendisini tüketiyormuş gibi görünür. Yakındaki literally sözü, gündelik bir şekilde dramatik vurgu ekler; görüntüyü fiziksel olarak gerçek hâle getirmez. İkna edici dilde eat up, özellikle sınırlı bir şeyi “büyük ölçüde tüketmek” anlamına gelebilir.

Alıştırma

Bu cümlede eating up the planet ne anlama geliyor?

  1. Gezegen eskisinden daha fazla et yiyor.
  2. İnsanlar fiziksel olarak Dünya'yı ısırıp yutuyor.
  3. Et ağırlıklı gıda sistemi çevresel kaynakları hızla tüketiyor.
Cevabı göster

Et ağırlıklı gıda sistemi çevresel kaynakları hızla tüketiyor.

Why is that?

0:35

Neden böyle?

And what can we do about it without giving up steak? Öbek fiiller

0:36

Ve biftekten vazgeçmeden bu konuda ne yapabiliriz?

Öbek fiiller

giving up: bir yiyeceği veya alışkanlığı bırakmak

Giving up steak, biftek yemeyi bırakmaya karar vermek demektir. Give up bir öbek fiildir; burada give sözcüğüyle yön bildiren up sözcüğünün gerçek anlamlarının birleşimi değil, “bir şeye sahip olmayı veya bir şeyi yapmayı bırakmak” anlamındadır. give up + isim yapısını give up steak örneğindeki gibi veya give up + -ing yapısını give up eating steak örneğindeki gibi kullanabilirsiniz. Nesne bir zamirse fiille parçacığın arasına gelir: give it up doğrudur, give up it değildir.

Alıştırma

Cümleyi, derste öğrendiğiniz ve “bir alışkanlığı tamamen bırakmak” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Leo drank soda every day, but his dentist warned him about his teeth. He decided to ____ soda completely.

Cevabı göster

give up

Humans keep a lot of animals for food.

0:49

İnsanlar yiyecek için çok sayıda hayvan besliyor.

Currently, about 23 billion chickens,

0:52

Şu anda yaklaşık 23 milyar tavuk,

1.5 billion cattle,

0:55

1,5 milyar büyükbaş hayvan

and roughly 1 billion pigs and sheep.

0:57

ve kabaca 1 milyar domuz ve koyun var.

That's a lot of mouths to feed, Deyimler

1:00

Doyurulması gereken çok fazla boğaz var,

Deyimler

mouths to feed: yiyecek ve bakıma ihtiyaç duyanlar

Bu cümlede mouths, beslenmesi gereken hayvanları temsil eder. Canlıların tamamı bir vücut parçasıyla anlatılır; dolayısıyla a lot of mouths to feed, birinin gerçek anlamda ağızları saydığını değil, beslenmesi gereken çok sayıda hayvan olduğunu belirtir. Başka durumlarda da kullanılabilen number/a lot of + mouths to feed kalıbı, yiyeceğe veya geçim desteğine ihtiyaç duyan kaç bağımlı kişi ya da hayvan olduğuna odaklanır ve çoğu zaman kaynaklar üzerindeki ağır baskıyı ima eder.

Alıştırma

Beslenmesi gereken insanları veya hayvanları anlatan ifadeyle cümleyi tamamlayın: With three children and two dogs at home, we have five ____.

Cevabı göster

mouths to feed

so we've transformed Earth into a giant feeding ground.

1:02

bu yüzden Dünya'yı devasa bir beslenme alanına dönüştürdük.

83% of its farmland is used for livestock,

1:06

Tarım arazilerinin %83'ü hayvancılık için kullanılıyor,

for example,

1:09

örneğin,

as pasture and to farm fodder crops like corn and soy.

1:10

mera olarak ve mısır ile soya gibi yem bitkileri yetiştirmek için.

That's 26% of Earth's total land area.

1:14

Bu, Dünya'nın toplam kara alanının %26'sına denk geliyor.

If we include the water we need for these plants,

1:18

Bu bitkiler için ihtiyaç duyduğumuz suyu da dahil edersek,

meat and dairy production accounts for 27% of global fresh water consumption. Kalıp ifadeler

1:20

et ve süt ürünleri üretimi küresel tatlı su tüketiminin %27'sini oluşturur.

Kalıp ifadeler

accounts for + yüzde: bir payı oluşturmak

Burada accounts for, “oluşturur” veya “temsil eder” anlamına gelir. Et ve süt ürünleri üretiminin küresel toplam tatlı su tüketiminin %27'sini oluşturduğu söyleniyor. Verilerde yaygın kalıp X accounts for Y% of Z şeklindedir: X bir parçadır, Y% onun payıdır, Z ise bütünün kendisidir.

Alıştırma

Cümleyi account for ifadesinin doğru geniş zaman biçimiyle tamamlayın: In this survey, online orders ____ 42% of all purchases.

Cevabı göster

account for

Unfortunately,

1:26

Ne yazık ki,

meat production is like a black hole for resources. Deyimler

1:27

et üretimi kaynaklar için bir kara delik gibidir.

Deyimler

Kaynak tüketimi mecazı olarak a black hole for resources

Bu cümlede a black hole for resources, çok büyük miktarda kaynağı içine çekip karşılığında görece az yararlı çıktı veren bir şeyi anlatan mecazdır. Uzaydan veya astronomiden söz edilmez. A black hole for + isim kalıbı; para, zaman ya da enerji gibi bir şeyi görünür bir karşılık olmadan sürekli tüketen bir proje, sistem veya etkinliği anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki mecazla tamamlayın: The outdated project has become ____.

Cevabı göster

a black hole for resources

Since animals are living things,

1:32

Hayvanlar canlı olduklarından,

most of their food is used to keep them alive

1:34

yedikleri yiyeceklerin çoğu lezzetli kısımları büyürken

while they grow their tasty parts.

1:36

onları hayatta tutmak için kullanılır.

Only a fraction of the nutrients

1:39

Yem bitkilerindeki besin maddelerinin

from fodder crops end up in the meat Öbek fiiller

1:41

sadece küçük bir kısmı sonunda satın aldığımız

Öbek fiiller

Nihai hedef veya durum için end up in

End up in, bir süreçten sonra bir yere, kabın içine veya duruma "sonunda girmek, ulaşmak ya da onun bir parçası olmak" anlamına gelir. Burada yem bitkilerindeki besinlerin bir bölümünün sonunda etin içinde bulunduğunu anlatır. Bu ifade aradaki adımlara değil, nihai sonuca odaklanır. Genellikle izlenen yolun dolaylı olduğunu veya sonucun başlangıçta açık olmadığını düşündürür.

Alıştırma

Cümleyi end up ve doğru edatla tamamlayın: After sorting, the plastic bottles ____ a recycling plant.

Cevabı göster

end up in

we buy in the end.

1:43

etin içine girer.

Cows, for example,

1:45

Örneğin inekler,

convert only about 4% of the proteins

1:46

proteinlerin sadece yaklaşık %4'ünü dönüştürür

and 3% of the calories

1:49

ve kalorilerin %3'ünü

of the plants we feed to them

1:51

onlara yedirdiğimiz bitkilerden

into beef.

1:52

sığır etine.

More than 97% of the calories are lost to us.

1:54

Kalorilerin %97'sinden fazlası bizim için kayboluyor.

To create 1 kg of steak,

1:59

1 kg biftek üretmek için

a cow needs to eat up to 25 kilos of grain

2:01

bir ineğin 25 kiloya kadar tahıl yemesi gerekir

and uses up to 15,000 L of water.

2:05

ve 15.000 litreye kadar su kullanır.

Animal products are guzzling up tons of food, Deyimler

2:09

Hayvansal ürünler tonlarca yiyeceği tüketiyor,

but they only make up 18% of the calories humans eat. Öbek fiiller

2:12

ancak insanların yediği kalorinin sadece %18'ini oluşturuyorlar.

Deyimler

Büyük ve savurgan tüketimi anlatan “guzzling up”

Bu cümlede guzzling up, çok büyük miktarda bir şeyi hızlı ve savurganca tüketmek demektir. Guzzle normalde açgözlü biçimde içmeyi anlatır; bu yüzden ifade, kaynakların adeta yutulduğu canlı bir görüntü oluşturur. Animal products, bu ürünlerin arkasındaki hayvanlar ve üretim sistemleri için kullanılan kısa bir anlatımdır; bitmiş ürünler gerçekten yemek yemiyor. Bu seçim eleştirel bir ton katar ve nötr use veya consume fiillerinden çok daha güçlüdür.

Alıştırma

Bu cümlede “guzzling up tons of food” neyi düşündürüyor?

  1. Yiyeceği yavaş ve dikkatli biçimde üretmek
  2. Hayvansal ürünleri insanların tükettiği kaloriye dönüştürmek
  3. Çok büyük miktarda yiyeceği açgözlü veya savurgan biçimde kullanmak
Cevabı göster

Çok büyük miktarda yiyeceği açgözlü veya savurgan biçimde kullanmak

Öbek fiiller

Bir bütünün payını gösteren “make up 18%”

Burada make up 18%, “bir bütünün %18'ini oluşturmak” demektir. Kalıp şöyledir: parça + makes/make up + yüzde + of + bütün. Özne parçayı, of sonrasındaki isim ise bütünü belirtir. Yüzde kalıbı bu anlamı gösterir; burada make up, “uydurmak” veya “barışmak” anlamında değildir.

Alıştırma

Vurgulanan ifadeyi doğru zamanda kullanarak cümleyi tamamlayın: Last year, online sales ____ 18% of the company's revenue.

Cevabı göster

made up

According to projections, Kalıp ifadeler

2:16

Öngörülere göre,

we could nourish an additional 3.5 billion people

2:17

sadece hayvanlara yedirdiğimiz şeyleri yeseydik

if we just ate the stuff we feed to animals.

2:21

fazladan 3,5 milyar insanı besleyebilirdik.

Kalıp ifadeler

According to projections: bir tahmini sunmak

According to projections, ardından gelen ifadenin mevcut verilere, eğilimlere veya bir modele dayanan bir tahmin olduğunu; daha önce gerçekleşmiş bir olgu olmadığını gösterir. Burada could nourish an additional 3.5 billion people ifadesini hesaplanmış bir olasılık olarak çerçeveler. Bu kalıbı, bir sayının geleceğe yönelik bir tahmin olduğunu belirtmek ve sonucu kesinmiş gibi sunmamak için kullanın.

Alıştırma

Hangi cümle sayıyı kesinleşmiş bir sonuç olarak değil, modele dayalı bir tahmin olarak sunar?

  1. According to the final count, the town's population reached 80,000 last year.
  2. According to projections, the town's population could reach 80,000 by 2030.
  3. According to records, the town's population reached 80,000 in 2020.
  4. The town's population is exactly 80,000 today.
Cevabı göster

According to projections, the town's population could reach 80,000 by 2030.

To make our favorite food group even more unsustainable,

2:24

En sevdiğimiz yiyecek grubunu daha da sürdürülemez hale getiren şey,

about 15% of all greenhouse gas emissions caused by humans

2:28

insanların neden olduğu tüm sera gazı emisyonlarının yaklaşık %15'inin

are created by the meat industry,

2:32

et endüstrisi tarafından yaratılmasıdır,

as much as by all ships, Dilbilgisi

2:34

bu tüm gemilerin,

planes, trucks, and cars combined.

2:36

uçakların, kamyonların ve arabaların toplamı kadardır.

Dilbilgisi

as much as ... combined: eşit toplam miktarları karşılaştırmak

as much as kalıbı, sayılamayan bir şeyin eşit miktarlarını karşılaştırır. Bu cümlede et endüstrisinin toplam emisyonlarının, listelenen tüm ulaşım araçlarının toplam emisyonlarına eşit olduğunu belirtir. as kısmından sonra, zaten anlaşıldığı için sera gazı emisyonlarının üretilmesiyle ilgili tekrarlanan düşünce çıkarılmıştır. Combined, karşılaştırma yapılmadan önce gemi, uçak, kamyon ve otomobil emisyonlarının toplanması anlamına gelir.

Alıştırma

Sayılamayan electricity sözcüğünün eşit miktarını anlatan as ... as karşılaştırmasını tamamlayın: The new data center uses ____ electricity ____ three older facilities combined.

Cevabı göster

as much · as

And there's another aspect to meat.

2:39

Ve etin bir başka boyutu daha var.

It comes from actual living beings.

2:42

Gerçek canlılardan elde ediliyor.

Pigs, cattle, and chickens

2:44

Domuzlar, sığırlar ve tavuklar

are not the ones writing the history books, Deyimler

2:45

tarih kitaplarını yazanlar değildir,

but if they were, Dilbilgisi

2:47

ama eğer öyle olsalardı,

Deyimler

Writing the history books: tarihsel anlatıyı kontrol etmek

Burada writing the history books, geçmişe ilişkin kabul gören anlatıyı kontrol etmenin bir mecazıdır: kimin deneyimlerinin kaydedileceğine ve olayların nasıl sunulacağına karar vermek anlamına gelir. Asıl konu fiziksel olarak kitap yazmak değildir. the ones writing the history books yapısı, bu anlatı gücüne sahip grubu belirtir. Konuşmacı bu gücün hayvanlarda olduğunu hayal eder; böylece insanların eylemleri alışılmış insan bakış açısından değil, hayvanların bakış açısından anlatılır.

Alıştırma

“The winners were the ones writing the history books,” cümlesindeki vurgulanan düşünce temel olarak neyi ima eder?

  1. Her kitabı fiziksel olarak kendileri bastılar.
  2. Geçmişin nasıl kaydedilip sunulduğunu onlar kontrol ediyordu.
  3. Okumayı bilen tek insanlar onlardı.
Cevabı göster

Geçmişin nasıl kaydedilip sunulduğunu onlar kontrol ediyordu.

humans would appear as rampant genocidal maniacs

2:48

insanlar, kontrolden çıkmış soykırımcı manyaklar

Dilbilgisi

If they were ... humans would appear: eksiltili gerçek dışı koşul

Buradaki if they were, if pigs, cattle, and chickens were the ones writing the history books ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Önceki yan cümle içeriği zaten açıkça belirttiği için were’den sonraki tümleç atılmıştır. if + geçmiş zaman biçimi ... would + fiilin yalın hâli yapısı, şimdiki zamana ait gerçek dışı veya hayalî bir durumu sunar. Humans would appear as ... ise hayvanların yazdığı varsayılan anlatı içindeki sonucu verir. Bu nedenle koşul cümlesinin tamamı, hayvanların gerçekten tarih yazdığı geçmiş bir olayı değil, varsayımsal bir bakış açısını anlatır.

Alıştırma

Standart ikinci tip koşul cümlesini be ve hold fiillerinin biçimleriyle tamamlayın. Tekrarlanan the club president sözlerini atılmış hâlde bırakın: “Nora is not the club president, but if she ____, she ____ monthly meetings.”

Cevabı göster

were · would hold

that thrive on suffering. Kalıp ifadeler

2:51

ve acıdan beslenen yaratıklar olarak görünürdü.

Kalıp ifadeler

Acıdan beslenip gelişmek

Thrive on + isim veya -ing biçimi, bir şey ya da koşul sayesinde daha güçlü, başarılı veya etkin hâle gelmek demektir. Yalnızca hayatta kalmaktan daha güçlü bir anlam taşır. Bu cümlede thrive on suffering, insanların acı var olduğu için gelişip güçlendiğini iddia eder. Genellikle olumlu duyulan thrive fiilinin zararlı suffering sözcüğüyle birleşmesi, övgü değil güçlü bir ahlaki kınama yaratır.

Alıştırma

Hangi cümle, bir şirketi başarılı yapan koşulun çatışma olduğu anlamına gelir?

  1. The company thrives on conflict.
  2. The company survives the conflict.
  3. The company avoids conflict.
Cevabı göster

The company thrives on conflict.

Globally,

2:54

Küresel olarak,

we kill about 200 million animals every day,

2:55

her gün yaklaşık 200 milyon hayvan öldürüyoruz,

about 74 billion a year.

2:58

yılda yaklaşık 74 milyar.

This means that every 1 and 1/2 years,

3:02

Bu da demek oluyor ki her 1 buçuk yılda,

we kill more animals than people have lived

3:05

yaşamış olan insanlardan daha fazla hayvan öldürüyoruz

in the entire 200,000-year history of humanity.

3:08

insanlığın tüm 200.000 yıllık tarihinde.

One could argue that we're doing them a favor. Kalıp ifadeler

3:12

Birisi onlara iyilik yaptığımızı iddia edebilir.

Kalıp ifadeler

Onlara iyilik yapmak

Do someone a favor, bir kişi için ona yardımcı olacak bir şey yapmak demektir. Sabit çift nesneli yapı do + yardımın alıcısı + a favor biçimindedir; bu yüzden them, a favor ifadesinden önce gelir. Burada doing them a favor, eylemi savunmanın olası bir yolu olarak sunulur. Bu iddia kuşkulu olduğu için ifade ironik anlaşılabilir: Bir şeye favor demek, onun alıcıya gerçekten yardım ettiğini kanıtlamaz.

Alıştırma

Sabit do someone a favor ifadesini ve yardımın alıcısı olarak me sözcüğünü kullanarak cümleyi tamamlayın: Could you ____ and carry this box?

Cevabı göster

do me a favor

After all, Anlatım akışı

3:15

Sonuçta,

they wouldn't exist without us.

3:16

biz olmasaydık onlar da var olmazdı.

Anlatım akışı

Gerekçe sunan bağlayıcı olarak After all

After all, konuşanın önceki fikri destekleyeceğini veya haklı göstereceğini düşündüğü bir gerekçe sunar. Burada they wouldn't exist without us iddiası, insan müdahalesini savunan önceki düşünceye kanıt olarak gösterilir. Bu ifade zamanı değil, savın yapısını düzenler. “Bu destekleyici gerekçeyi hatırla” anlamında anlaşılmalıdır; “her şey olduktan sonra” anlamına gelmez.

Alıştırma

“We can trust Maya's directions. After all, she has walked this trail many times,” cümlesinde After all ne yapar?

  1. Konuyu ilgisiz bir olguya çevirir.
  2. Bir dizideki son olayı belirtir.
  3. Maya'nın yol tarifine güvenme kararını destekleyen bir gerekçe ekler.
Cevabı göster

Maya'nın yol tarifine güvenme kararını destekleyen bir gerekçe ekler.

We might eat them in the end,

3:18

Sonunda onları yiyebiliriz,

but we also provide food and shelter

3:19

ama onlara yiyecek ve barınak da sağlıyoruz

and the gift of existence to them.

3:21

ve varoluş armağanını veriyoruz.

Unfortunately,

3:24

Ne yazık ki,

we're not very nice gods.

3:25

bizler pek de iyi tanrılar değiliz.

A lot of our meat comes from factory farms, Kelime

3:27

Etlerimizin büyük bir kısmı endüstriyel çiftliklerden geliyor,

huge industrial systems that house thousands of animals.

3:30

binlerce hayvanı barındıran devasa endüstriyel sistemler.

Kelime

factory farms: endüstriyel hayvan üretim tesisleri

Factory farms, çok sayıda hayvanı çoğunlukla yüksek yoğunlukta yetiştirmek için yoğun ve endüstriyel yöntemler kullanan hayvancılık tesisleridir. Factory sözcüğü üretim sistemini anlatır; fabrikanın içinde bulunan bir çiftliği değil. Bu cümlede huge industrial systems that house thousands of animals bölümü, factory farms ifadesini açıklayan eş görevli bir yapıdır. Bu nedenle ifade, yalnızca büyük olan her çiftliği değil, belirli bir işletme türünü belirtir.

Alıştırma

Hangi durum en iyi factory farm olarak tanımlanır?

  1. Bir aile açık merada altı keçi besliyor.
  2. Büyük bir meyve bahçesinde yalnızca elma yetiştiriliyor.
  3. Endüstriyel bir tesiste binlerce tavuk yüksek yoğunluklu bir üretim sistemiyle yetiştiriliyor.
Cevabı göster

Endüstriyel bir tesiste binlerce tavuk yüksek yoğunluklu bir üretim sistemiyle yetiştiriliyor.

Engineered to be as efficient as possible,

3:34

Mümkün olduğunca verimli olmak üzere tasarlanmışlardır,

they have little regard for things like quality of life. Kalıp ifadeler

3:36

yaşam kalitesi gibi şeylere çok az aldırış ederler.

Kalıp ifadeler

have little regard for: pek dikkate almamak

Have little regard for something, bir şeye neredeyse hiç dikkat etmemek veya çok az önem vermek anlamına gelir. Eleştirel bir ifadedir: konuşan kişi önemli bir ihtiyacın ya da sonucun göz ardı edildiğini söyler. Buradaki they, endüstriyel yoğun hayvancılık sistemini ifade eder. Cümle, bu sistem için verimliliği en üst düzeye çıkarmanın hayvanların yaşam kalitesinden daha önemli olduğunu anlatır.

Alıştırma

Cümleyi have little regard for ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The proposal lowers costs but ____ pedestrian safety.

Cevabı göster

has little regard for

Most pigs are raised in gigantic windowless sheds

3:40

Çoğu domuz, pencereleri olmayan devasa barakalarda yetiştirilir

and never get to see the sun.

3:44

ve güneşi asla göremez.

Sows are kept in pens too small to turn around, Dilbilgisi

3:46

Dişi domuzlar dönmek için bile çok küçük olan ağıllarda tutulur,

Dilbilgisi

too small to turn around: dönemeyecek kadar küçük

too + sıfat + to + fiil yapısı, bir niteliğin aşırı olduğunu ve eylemi imkânsız ya da uygulanamaz hâle getirdiğini anlatır. too small to turn around yalnızca «çok küçük» değil, «dönmenin mümkün olmayacağı kadar küçük» demektir. Burada turn around, bedeni başka bir yöne bakacak şekilde döndürmek anlamına gelir. Bölmeler, dişi domuzların bunu yapabilmesi için yeterli alan sağlamaz.

Alıştırma

Her boşluğa bir kelime yazarak yapıyı tamamlayın: The shelf is ____ narrow ____ hold these boxes safely.

Cevabı göster

too · to

where they give birth to one litter of piglets after another Kalıp ifadeler

3:49

ve orada birbiri ardına yavrular doğururlar,

Kalıp ifadeler

one litter of piglets after another: bir batın domuz yavrusunun ardından bir başkası

one + tekil sayılabilen isim + after another kalıbı, aynı türden şey veya olayların art arda tekrarlandığını anlatır. Burada one litter of piglets after another, her batının ardından yeni bir batının geldiği anlamındadır. A litter of piglets, aynı doğumda dünyaya gelen bir grup domuz yavrusudur. Another, another piglet yerine değil, another litter yerine kullanılır; dolayısıyla tekrarlanan birim tek bir yavru değil, bütün bir batındır.

Alıştırma

Tekrarlanan gecikmeleri gösteren ifadeyle cümleyi tamamlayın: The flight faced one delay ____.

Cevabı göster

after another

until it's their turn to be turned into bacon. Deyimler

3:52

ta ki pastırma olma sıraları gelene kadar.

Deyimler

their turn ... be turned into bacon: sıra onlara gelmesi……domuz pastırmasına dönüştürülmeleri

it's their turn ifadesinde turn, bir sıra içinde kendilerine ayrılan yer veya zamanı anlatan bir isimdir: artık sıradaki olay onların başına gelecektir. be turned into bacon ifadesinde turned, edilgen çatıdaki bir fiildir ve başka bir şeye dönüştürülmek veya işlenmek anlamına gelir. turn ve turned sözcüklerinin bu kadar yakın kullanılması bir kelime oyunu yaratır: aynı sözcük iki farklı dil bilgisel görev ve iki farklı anlamla tekrarlanır. their sonunda yiyeceğe dönüştürülecek domuzları gösterdiği için bu düzenli tekrar cümleye soğuk ve kasvetli bir ton verir.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: After the other actors, it was Mia's turn to be turned into a ghost by the makeup team. turn sözcüğünün iki biçimi ne anlama geliyor?

  1. İlki bir sıradaki yeri belirtir; ikincisi bir şeye dönüştürülmek anlamına gelir.
  2. İkisi de bir şeyi fiziksel olarak döndürmeyi anlatır.
  3. İlki dönüştürmek, ikincisi ise bir fırsat beklemek anlamına gelir.
Cevabı göster

İlki bir sıradaki yeri belirtir; ikincisi bir şeye dönüştürülmek anlamına gelir.

Dairy cows are forced to breed continually

3:55

Süt inekleri, süt üretimini garantilemek için

to ensure their milk supply,

3:57

sürekli üremeye zorlanır,

but are separated from their calves hours after birth.

3:59

ancak doğumdan birkaç saat sonra yavrularından ayrılırlar.

To fatten up beef cattle for slaughter, Öbek fiiller

4:03

Etçi sığırları kesim için şişmanlatmak amacıyla,

Öbek fiiller

Fatten up: bir hayvanı ağırlaştırmak

Fatten up, genellikle besleyerek bir insanı veya hayvanı daha şişman ya da ağır hâle getirmek demektir. Bu cümlede beef cattle, fatten up ifadesinin nesnesidir; yani ifade, kendiliğinden gerçekleşen bir değişimi değil, birinin neden olduğu değişimi anlatır. Up parçacığı sonuç anlamı katar: sığırlar daha ağır bir duruma ulaşıncaya kadar besleme sürer.

Alıştırma

Bir hayvanı ağırlaştırma anlamındaki vurgulanan öbek fiille cümleyi tamamlayın: The farmer plans to ____ the calves before winter.

Cevabı göster

fatten up

they're put in feedlots,

4:05

besi alanlarına konulurlar,

confined pens where they can't roam

4:06

dolaşamadıkları dar alanlarda tutulur

and put on weight more quickly. Öbek fiiller

4:09

ve böylece daha çabuk kilo alırlar.

Öbek fiiller

Put on weight: kilo almak

Put on weight, ağırlaşmak veya vücut ağırlığı kazanmak demektir. Bu cümlede değişimi yaşayan sığırlar öznedir; ifade, onları ağırlaştıran dışarıdan bir etken belirtmez. Burada put on, giysi giymek veya bir şeyi başka bir şeyin üzerine koymak anlamına gelmez. Put on weight, vücut ağırlığıyla ilgili, birlikte kullanılan çok sözcüklü bir ifadedir.

Alıştırma

Ağırlaşma anlamındaki vurgulanan üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: If I stop exercising and eat too many snacks, I may ____.

Cevabı göster

put on weight

To make it possible to keep them so tightly together

4:11

Hastalıklardan ölmeden

without dying of diseases,

4:13

onları bu kadar sıkışık tutmayı mümkün kılmak için,

the majority of antibiotics we use are for livestock,

4:15

kullandığımız antibiyotiklerin çoğunluğu çiftlik hayvanları içindir,

up to 80% in the US,

4:18

ABD'de bu oran %80'e kadar çıkar,

which helps in the short term, Kalıp ifadeler

4:21

bu kısa vadede yardımcı olur,

but also fuels antibiotic resistances.

4:23

ama aynı zamanda antibiyotik direncini de körükler.

Kalıp ifadeler

in the short term: kısa vadede

In the short term, “yakın gelecekte” veya “şimdilik” anlamına gelir. Burada, bunun yardımcı olduğu iddiasını sınırlar: antibiyotikler yoğun hayvancılıkta o anki hastalık sorunlarını azaltabilir, ancak bu yararın kalıcı olduğu söylenmez. Bu ifade, anlık bir sonucu daha sonraki bir sonuçla karşılaştırarak bir düşünceyi düzenlemek için sıkça kullanılır ve genellikle but, while veya in the long term ile birlikte görülür. Buradaki term bir zaman dönemidir; teknik bir terim veya sözleşme koşulu değildir.

Alıştırma

Tasarrufun geçici olduğunu gösteren, dersteki dört kelimelik zaman ifadesiyle cümleyi tamamlayın: Cutting training may save money ____, but it can create bigger problems later.

Cevabı göster

in the short term

But the ones that may have got the worst deal are chickens. Deyimler

4:26

Fakat muhtemelen en kötü duruma düşenler tavuklardır.

Deyimler

got the worst deal: en kötü muameleyi görmek

Got the worst deal, “en adaletsiz veya en elverişsiz muameleyi gördü” anlamına gelir. Bu cümlede tavuklar diğer çiftlik hayvanlarıyla karşılaştırılır ve konuşmacı onların en büyük dezavantajı yaşamış olabileceğini söyler. Kalıp get a good/bad deal veya get the best/worst deal şeklindedir. Burada deal, birinin aldığı muameleyi, koşulları veya sonucu ifade eder; ticari bir anlaşmayı değil. The worst, ilgili gruptaki diğer herkesle karşılaştırma yapılmasını gerektirir.

Alıştırma

Üç departmana yeni çalışma programları veriliyor. Bir departman iki izin gününü kaybederken diğerleri hiçbir gün kaybetmiyor. Bu durumda got the worst deal ne anlama gelir?

  1. En pahalı anlaşmayı müzakere etti
  2. Diğer herkesle aynı muameleyi gördü
  3. En elverişsiz muameleyi gördü
Cevabı göster

En elverişsiz muameleyi gördü

In factory farms,

4:30

Endüstriyel çiftliklerde,

they're kept in such vast numbers and so close to each other Dilbilgisi

4:31

o kadar büyük sayılarda ve birbirlerine o kadar yakın tutulurlar ki

that they can't form the social structures they have in nature,

4:34

doğada sahip oldukları sosyal yapıları kuramazlar,

Dilbilgisi

such vast numbers ... so close ... that: tek bir ortak sonuç

Bu cümlede such, vast numbers isim öbeğini; so ise close to each other sıfat öbeğini niteler. Derece bildiren iki bölüm and ile bağlanır. Ardından gelen tek bir that yan cümlesi, iki koşulun ortak sonucunu verir. Başka cümlelerde de kullanılabilecek yapı such + sıfat + isim and so + sıfat + that + sonuç biçimindedir.

Alıştırma

İki boşluğu such veya so ile tamamlayın: The warehouse stored boxes in ____ large numbers and ____ close together that workers could not reach the back wall.

Cevabı göster

such · so

so they start attacking each other.

4:37

bu yüzden birbirlerine saldırmaya başlarlar.

To stop that,

4:40

Bunu durdurmak için,

we cut their beaks and claws.

4:40

gagalarını ve pençelerini keseriz.

Male chickens are deemed worthless Kelime

4:43

Erkek tavuklar değersiz görülür

since they can't lay eggs and are not suitable for meat production,

4:45

çünkü yumurtlayamazlar ve et üretimi için uygun değillerdir,

Kelime

deemed worthless: resmî bir edilgen yargı

Deemed, yargılamak veya olarak görmek anlamına gelen resmî deem fiilinin edilgen biçimidir. deemed worthless ifadesinde worthless sıfatı, özne hakkında verilen yargıyı tamamlar; bu bir sıfat tümlecidir ve standart yapıda as gerekmez. Buradaki worthless, sektörün ekonomik değerlendirmesini ifade eder: erkek tavuklar yumurta üretmez ve et üretimine uygun görülmez. Bu ifade, hayvanların özündeki değer hakkında nesnel bir iddia değil, söz konusu sistemin yargısını aktarır.

Alıştırma

Resmî cümleyi deem fiilinin edilgen biçimiyle tamamlayın: After the safety inspection, the bridge was ____ unsafe for traffic.

Cevabı göster

deemed

so within minutes after birth,

4:48

bu yüzden doğumdan dakikalar sonra,

they're usually gassed and shredded in grinders.

4:50

genellikle gazla öldürülür ve öğütücülerde parçalanırlar.

Several hundred million baby chickens are killed this way each year.

4:54

Her yıl yüz milyonlarca yavru civciv bu şekilde öldürülür.

Even if you had a personal score to settle with chickens, Deyimler

4:58

Tavuklarla görülecek kişisel bir hesabınız olsa bile,

how we treat them is beyond broken.

5:01

onlara davranış biçimimiz akıl almaz derecede kötüdür.

Deyimler

had a personal score to settle with: biriyle görülecek kişisel bir hesabı olmak

Bu cümlede had a personal score to settle with chickens, “tavuklara karşı eski bir kin beslemek ve ödeşmek istemek” anlamına gelir. Buradaki score, bir oyundaki puan değil, geçmişteki bir haksızlık veya çözülmemiş husumettir. Personal, bu kinin özel ve belirli olduğunu vurgular. have a score to settle with someone kalıbı, çatışmayı henüz kapanmamış bir mesele olarak sunar. Burada kalıbın tavuklar için kullanılması abartılı bir durum yaratır: Bir husumet bile onlara yapılan muameleyi haklı çıkarmaz.

Alıştırma

Cümleyi dersteki deyimle tamamlayın: After being cheated years ago, Maya still ____ her former partner.

Cevabı göster

has a score to settle with

So,

5:04

Öyleyse,

better buy organic meat,

5:05

hayvanlara iyi davranılan organik et almak

where animals are treated nicely, right?

5:06

daha iyi olur, değil mi?

Organic farming regulations are designed to grant animals a minimum of comfort.

5:09

Organik tarım düzenlemeleri, hayvanlara minimum bir rahatlık sağlamak için tasarlanmıştır.

The problem is that organic is an elastic term. Deyimler

5:14

Sorun şu ki, organik esnek bir terimdir.

Deyimler

an elastic term: sınırları esnek bir terim

Organic için an elastic term denmesi, tanımının farklı uygulamaları veya standartları kapsayacak şekilde genişletilebildiği anlamına gelir. Elastic burada mecazdır; fiziksel bir malzemeyi değil, esnek sınırları anlatır. Bu ifade çoğu zaman eleştirel bir anlam taşır. Bir etiket kesin görünse de geniş biçimde yorumlanabilir; bu nedenle etiket tek başına insanların sandığından daha az şey vaat edebilir.

Alıştırma

“Sustainable is an elastic term,” cümlesinde elastic term neyi anlatır?

  1. Esneyebilen bir malzemenin teknik adıdır.
  2. Tanımı, nasıl yorumlandığına bağlı olarak genişleyebilir veya değişebilir.
  3. Sabit sınırları olan kesin bir kategoriyi adlandırır.
Cevabı göster

Tanımı, nasıl yorumlandığına bağlı olarak genişleyebilir veya değişebilir.

According to EU regulations,

5:18

AB yönetmeliklerine göre,

an organic hen still might share 1 square meter of space with five others.

5:20

organik bir tavuk hala 1 metrekarelik bir alanı diğer beş tavukla paylaşıyor olabilir.

That's a long way off from happy farmyard chickens. Kalıp ifadeler

5:24

Bu, mutlu çiftlik tavuklarından çok uzaktır.

Kalıp ifadeler

a long way off from: istenen tablodan çok uzak

Bu cümlede a long way off from, bir şey hakkındaki düşünceden çok farklı veya belirli bir durumdan çok uzak olmak anlamına gelir. Fiziksel bir yolculuğu değil, soyut bir farkı anlatır. Bu ifade, gerçek yetiştirme koşullarını çiftlik avlusunda mutlu yaşayan tavukların hoş görüntüsüyle karşılaştırır. Daha genel olarak a long way off from, gerçeğin, ilerlemenin veya bir sonucun bir standarttan ya da hedeften hâlâ çok uzakta olduğunu göstermek için kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi a long way off from ifadesiyle tamamlayın: The prototype works, but it is still ____ ready for sale.

Cevabı göster

a long way off from

Farms that sincerely do their best do exist, Dilbilgisi

5:28

Elbette, gerçekten elinden gelenin en iyisini yapan

of course.

5:31

çiftlikler de var.

Dilbilgisi

do exist ifadesindeki vurgulu do

Olumlu do exist cümleciğinde do, vurgu yardımcı fiilidir. Başka bir eylem eklemez; exist fiilini güçlendirerek bu tür çiftliklerin gerçekten var olduğunu belirtir. Vurgulu do, bir şüpheyi düzeltmek, birine güven vermek veya başka bir noktaya geçmeden önce bir gerçeği kabul etmek için kullanılır. Yapı do + fiilin yalın hâlidir; bu nedenle exist yalın biçimde kalır.

Alıştırma

Cümleyi do fiilinin şimdiki zamanda vurgu sağlayan biçimiyle tamamlayın: Some people think the species is extinct, but several small populations ____ survive today.

Cevabı göster

do

But meat is still a business.

5:32

Ama et hala bir ticarettir.

An organic label is a way to charge more money,

5:34

Organik etiketi, daha fazla para talep etmenin bir yoludur,

and countless scandals have revealed producers looking for ways to cheat the system. Deyimler

5:37

ve sayısız skandal, üreticilerin sistemi aldatmanın yollarını aradığını ortaya çıkarmıştır.

Deyimler

Cheat the system: sistemi hileyle aşmak

Bu cümlede cheat the system, kuralları ihlal ederek veya kurallardaki açıkları dürüst olmayan bir biçimde kullanarak haksız avantaj elde etmek anlamına gelir. Buradaki system, kelimenin gerçek anlamıyla kandırılan bir insanı veya makineyi değil, düzenli bir kurallar bütününü ifade eder. Bu ifade olumsuz bir yargı taşır: Üreticiler yalnızca verimli çalışmaya değil, herkes için geçerli olması gereken standartları aşmanın bir yolunu bulmaya çalışmaktadır.

Alıştırma

Hangi durum cheating the system ifadesini en iyi örnekler?

  1. Yardım başvurularını işleyen bilgisayarı onarmak
  2. Yardım başvurusundan önce resmî kılavuzu okumak
  3. Hak kazanmadığınız yardımları almak için sahte belgeler kullanmak
Cevabı göster

Hak kazanmadığınız yardımları almak için sahte belgeler kullanmak

And while organic meat might be less cruel,

5:41

Ve organik et daha az acımasız olsa da,

it needs even more resources than conventional meat production.

5:44

geleneksel et üretiminden bile daha fazla kaynağa ihtiyaç duyar.

So,

5:48

Dolayısıyla,

buying organic is still preferable,

5:48

organik satın almak hala daha çok tercih edilebilir,

but does not grant you moral absolution. Kelime

5:51

ancak bu size ahlaki bir aklanma sağlamaz.

Kelime

Grant you moral absolution: sizi ahlaki sorumluluktan kurtarmak

Burada grant you moral absolution, sizi ahlaki suçlama veya suçluluk duygusundan kurtarmak anlamına gelir. Grant fiili absolution kavramını bir kişiye verilen bir şey olarak sunarken moral sözcüğü, konunun hukuki bir ceza değil etik sorumluluk olduğunu açıkça gösterir. Absolution, günahtan arınmayı anlatan resmî dinî dilden gelir. Etik yorumlarda çoğu zaman mecazi anlamda kullanılır ve sert ya da eleştirel duyulabilir: daha iyi olan tek bir seçim yapmak, daha geniş bir zarara ilişkin sorumluluğu ortadan kaldırmaz.

Alıştırma

Bu cümle ne anlama geliyor? Donating once does not grant the company moral absolution for years of pollution.

  1. Bağış, şirketin hiçbir yasayı ihlal etmediğini kanıtlar.
  2. Bağış, şirketin ahlaki sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
  3. Bağış, şirketi hemen kapanmaya zorlar.
Cevabı göster

Bağış, şirketin ahlaki sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

The truth is,

5:54

Gerçek şu ki,

if suffering were a resource, Anlatım akışı

5:55

eğer acı bir kaynak olsaydı,

we would create billions of tons of it per year.

5:56

yılda milyarlarca ton yaratırdık.

Anlatım akışı

If suffering were ..., we would ...: gerçek dışı bir benzetme

Bu, varsayımsal bir koşul cümlesidir: if + geçmiş zaman biçimi (were) gerçek dışı bir benzetme kurar; would + fiilin yalın hâli ise hayal edilen sonucu verir. Gerçek bir kaynaktan ya da gerçek bir istatistikten söz etmez. Sayılamayan suffering sözcüğünü tonla ölçülen bir madde gibi ele alarak acının devasa boyutunu canlı biçimde gösterir. Yeniden kullanılabilen if X were Y, we would ... kalıbı, soyut bir iddiayı çarpıcı bir savunmaya dönüştürebilir.

Alıştırma

Gerçek dışı if/would benzetmesini tamamlayın: If wasted food ____ a country, it ____ be one of the world's biggest countries.

Cevabı göster

were · would

The way we treat animals

6:00

Hayvanlara davranış biçimimiz

will probably be one of the things future generations will look down on in disgust. Öbek fiiller

6:01

muhtemelen gelecek nesillerin iğrenerek bakacağı şeylerden biri olacaktır.

Öbek fiiller

Look down on: küçümseme ifade etmek

Look down on, bir kişiyi, grubu, davranışı veya fikri kendinden aşağı ya da değersiz görmek demektir. Burada gelecek nesillerin insanların hayvanlara davranış biçimini küçümseyeceği öngörülür; ifade fiziksel olarak aşağı bakmakla ilgili değildir. İlgi cümleciğinde nesne örtük durumdadır: tam yapı one of the things that future generations will look down on biçimindedir ve that düşürülmüştür. on, ifadenin bir parçasıdır ve nesnesi daha önce gelen things sözcüğüyle temsil edilse bile kalır.

Alıştırma

Cümleyi bu nottaki ifadeyle tamamlayın: It is wrong to ____ people because of their jobs.

Cevabı göster

look down on

While all these things are true, Anlatım akışı

6:06

Tüm bu şeyler doğru olmakla birlikte,

something else is true, too.

6:08

başka bir şey daha doğru.

Anlatım akışı

X doğru olsa da başka bir şey de doğru

Buradaki while, zaman bildiren “-iken” anlamında değil, “-se de/-sa da” veya “her ne kadar” anlamındadır. İlk yan cümle, önceki noktaları tartışmak yerine onların doğru olduğunu kabul eder. Something else is true, too daha sonra önceki noktalarla birlikte doğru olabilecek başka bir gerçeği ekler. While X is true, Y is true, too kalıbı, X’i geçersiz kılmadan dengeli bir görüş sunmaya ve başka bir yön eklemeye yardım eder.

Alıştırma

İki gerçeğin de doğru kaldığını göstermek için cümleyi While ... too kalıbıyla tamamlayın: ____ the job is tiring, it is rewarding, ____.

Cevabı göster

While · too

Steak is amazing.

6:10

Biftek harikadır.

Burgers are the best food.

6:13

Hamburgerler en iyi yemektir.

Chicken wings taste great.

6:15

Tavuk kanatlarının tadı harikadır.

Meat satisfies something buried deep in our lizard brain. Deyimler

6:17

Et, sürüngen beynimizin derinliklerine gömülü bir şeyi tatmin ediyor.

Deyimler

Temel içgüdülerin mecazı olarak “kertenkele beyni”

“Lizard brain”, insan düşüncesinin dürtüler, güçlü istekler, korku veya hızlı tepkilerle ilişkilendirilen sözde ilkel ve içgüdüsel yönü için kullanılan gündelik bir mecazdır. Burada etin yalnızca dikkatli akıl yürütmeye değil, derin ve temel bir arzuya da hitap ettiğini anlatır. Bu bir imgedir; gerçek bir vücut parçası veya modern sinirbilimde kesin bir kategori değildir. Bunu “temel içgüdülerimiz” demenin canlı bir yolu olarak anlayın.

Alıştırma

“Meat satisfies something buried deep in our lizard brain,” cümlesinde lizard brain ne anlama gelir?

  1. dikkatli ve bilinçli akıl yürütme
  2. ilkel ve içgüdüsel dürtülerimiz
  3. insan beyninin içindeki gerçek bir organ
Cevabı göster

ilkel ve içgüdüsel dürtülerimiz

We hardly ever see how our meat is made.

6:21

Etimizin nasıl yapıldığını neredeyse hiç görmeyiz.

We just eat it and love it.

6:23

Sadece yeriz ve severiz.

It creates joy.

6:26

Neşe yaratır.

It brings us together for family meals and barbecue parties. Öbek fiiller

6:27

Aile yemekleri ve barbekü partileri için bizi bir araya getirir.

Öbek fiiller

brings us together: sosyal bağ kurmak

Burada brings us together, “bir grup olarak birbirimize bağlı hissetmemize ve birlikte yer almamıza yardımcı olur” anlamındadır. Özne bağlantıyı yaratan şeydir; us bundan etkilenen kişileri, together ise paylaşılan sosyal sonucu gösterir. bring + kişi veya kişiler + together kalıbı; insanları buluşturan, iş birliğine yönelten veya birbirine daha yakın hissettiren yiyecekleri, etkinlikleri, hedefleri ya da deneyimleri anlatabilir. Yalnızca insanları fiziksel olarak aynı yere götürmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Hedef kalıbı kullanarak cümleyi tamamlayın: Sharing stories ____.

Cevabı göster

brings us together

Eating meat doesn't make you a bad person. Anlatım akışı

6:31

Et yemek sizi kötü bir insan yapmaz.

Not eating meat doesn't make you a good one.

6:33

Et yememek sizi iyi bir insan yapmaz.

Anlatım akışı

X doesn't make you Y: aynalı ve dengeli bir sav

İki cümle de aynı kalıbı kullanır: X doesn't make you Y. İkinci cümlede eating, not eating olarak; bad ise good olarak değiştirilir. Böylece dinleyen kişi tek bir dengeli iddianın iki yönünü duyar. Bu aynalı paralel yapı, savı açık ve akılda kalıcı hâle getirir. Ana fikir, tek bir seçimin kişinin bütün ahlaki karakterini otomatik olarak tanımlamamasıdır. a good one ifadesindeki one, person sözcüğünün yerini alır ve ismin tekrarını önler.

Alıştırma

Hangi seçenek, tek bir cevabın kişinin tamamını tanımlamadığını göstermek için aynalı bir yapı kullanır?

  1. Getting one answer right feels great, while getting one answer wrong feels disappointing.
  2. One answer tells everyone exactly how capable you are.
  3. Getting one answer right doesn't make you brilliant. Getting one answer wrong doesn't make you foolish.
Cevabı göster

Getting one answer right doesn't make you brilliant. Getting one answer wrong doesn't make you foolish.

Life is complicated,

6:36

Hayat karmaşıktır,

and so is the world we've created. Dilbilgisi

6:37

ve yarattığımız dünya da öyle.

Dilbilgisi

and so is the world we've created: so + be + özne

and so is the world we've created ifadesinde so, önceki complicated betimlemesinin yerini tutar. Yan cümle, yarattığımız dünyanın da karmaşık olduğu anlamına gelir; burada so “bu nedenle” demek değildir. and so + be + özne yapısı, yeni bir öznenin önceki olumlu cümledeki aynı özelliği taşıdığını ekler. Be özneden önce gelir ve zaman ile özneye uyum sağlar: Life is..., and so is the world....

Alıştırma

Oturma odasının da dağınık olduğunu hedef devrik yapıyla belirtmek için cümleyi tamamlayın: The kitchen is messy, ____.

Cevabı göster

and so is the living room

So,

6:40

Öyleyse,

how should we deal with the fact that meat is extremely unsustainable Kalıp ifadeler

6:41

etin son derece sürdürülemez

Kalıp ifadeler

deal with the fact that + yan cümle

Deal with the fact that, bir gerçeklikle yüzleşip ona nasıl karşılık verileceğine karar vermek anlamına gelir. Bu cümledeki gerçeklik meat is extremely unsustainable ifadesidir. Kalıp deal with the fact that + özne + fiil şeklindedir. That, fact sözcüğünün içeriğini açıklar ve what ile değiştirilemez. Deal with burada bir şeyi ele almak ya da onunla başa çıkmak demektir, biriyle ticaret yapmak değil.

Alıştırma

“Bir gerçeklikle yüzleşip ona karşılık vermek” anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: The town must ____ its water supply is shrinking.

Cevabı göster

deal with the fact that

and a sort of horrible torture?

6:45

ve bir tür korkunç işkence olduğu gerçeğiyle nasıl başa çıkmalıyız?

For now,

6:48

Şimdilik,

the easiest option is opting out more often. Öbek fiiller

6:48

en kolay seçenek daha sık vazgeçmektir.

Öbek fiiller

Opting out: katılmamayı seçmek

Burada opting out, daha fazla durumda bilinçli olarak et yememeyi seçmek demektir. Eti sonsuza kadar bırakmak anlamına gelmez; more often bu seçimin ne sıklıkta yapıldığını değiştirir. Opt out, mevcut olan bir şeye katılmamayı veya onu kullanmamayı seçmek anlamındaki bir öbek fiildir. Opting out bunun -ing biçimidir ve bütün ifade is sözcüğünden sonra en kolay seçeneğin ne olduğunu belirtir.

Alıştırma

Cümleyi gönüllü olarak katılmamayı seçmek anlamındaki standart öbek fiille tamamlayın: Employees who already have insurance can ____ of the company health plan.

Cevabı göster

opt out

Taking a meat-free day per week already makes a difference.

6:52

Haftada bir gün et yememek bile bir fark yaratır.

If you want to eat meat produced with less suffering,

6:55

Eğer daha az acı çekilerek üretilmiş et yemek istiyorsanız,

try to buy from trusted producers with a good track record, Kalıp ifadeler

6:58

daha pahalı olsa bile,

Kalıp ifadeler

A good track record: iyi bir geçmiş performans

Burada a good track record, geçmişteki olumlu performansın güvenilir bir kaydı anlamına gelir. Tavsiye, üreticileri yalnızca şimdi verdikleri sözlere göre değil, sürekli olarak yaptıkları işlere göre değerlendirmektir. Track record burada mecazidir: koşu pisti değil, zaman içinde kaydedilen sonuçlar anlamına gelir. good sıfatı, bu kanıtların genel olarak olumlu olduğunu belirtir.

Alıştırma

Cümleyi geçmiş sonuçların güvenilir kaydı anlamındaki kalıpla tamamlayın: The safety team has ____ of preventing serious accidents.

Cevabı göster

a good track record

even if it costs more. Dilbilgisi

7:01

iyi bir geçmişi olan güvenilir üreticilerden satın almaya çalışın.

Dilbilgisi

even if it costs more: kararı değiştirmeyen bir ödün koşulu

even if it costs more ifadesinde even if olası bir dezavantajı belirtir: güvenilir seçenek daha pahalı olabilir. Bu olasılık gerçekleşse de gerçekleşmese de temel tavsiye değişmez. Yapı even if + koşul, ana sonuç veya ana sonuç + even if + koşul şeklinde olabilir. Koşulun kararı ya da sonucu değiştirmediğini gösterir.

Alıştırma

Bir ebeveyn fiyatları henüz kontrol etmemiştir ancak güvenin daha önemli olduğunu söyler. Bu düşünceyi en iyi hangi cümle ifade eder?

  1. Buy from the trusted shop only if it costs more.
  2. Buy from the trusted shop, even though it costs more.
  3. Buy from the trusted shop, even if it costs more.
Cevabı göster

Buy from the trusted shop, even if it costs more.

To make an impact on the environment,

7:03

Çevre üzerinde bir etki yaratmak için,

go for chicken and pig rather than lamb and beef, Kalıp ifadeler

7:06

kuzu ve sığır eti yerine tavuk ve domuz etini tercih edin,

Kalıp ifadeler

go for A rather than B: bir seçeneği diğerine tercih etmek

Burada go for, seçmek anlamına gelir. Tavuk ve domuz önerilen seçenektir; kuzu ve sığır ise seçilmeyen seçenektir. Tekrar kullanılabilen kalıp go for A rather than B şeklindedir. Rather than, reddedilen diğer seçeneği belirtir. A ve B'yi isim + isim ya da fiil öbeği + fiil öbeği gibi birbirine uyan yapılarda kullanın.

Alıştırma

Tavsiyeyi go for A rather than B kalıbının iki parçasıyla tamamlayın: For a school snack, ____ fruit ____ candy.

Cevabı göster

go for · rather than

as they convert their feed more efficiently into meat.

7:08

çünkü yemlerini daha verimli bir şekilde ete dönüştürürler.

And if you're going to have your steak, Deyimler

7:12

Ve eğer bifteğinizi alacaksanız,

you should eat it, too.

7:14

onu da tamamen yemelisiniz.

Deyimler

“if you're going to have your steak, you should eat it, too” ifadesinin esprili yeniden yazımı

Bu ifade, iyi bilinen “you can't have your cake and eat it too” deyimini çağrıştırır. Bu deyim, birbiriyle bağdaşmayan iki avantajın aynı anda korunamayacağını anlatır. Burada cake yerine steak kullanılır ve can't pratik bir öğüde dönüştürülür: bifteği alıyor ya da sipariş ediyorsan israf etmek yerine ye. Cümle iki düzeyde işler: tanıdık deyim kalıbı şakayı oluşturur, ancak asıl mesaj gerçek anlamdadır.

Alıştırma

Bu cümlede konuşanın asıl anlatmak istediği nedir?

  1. Bir bifteğe sahip olmakla herhangi bir yiyeceği yemek arasında seçim yapmalısın.
  2. Aynı gün biftek ve kek yemek imkânsızdır.
  3. Bir biftek alırsan israf etmek yerine ye.
Cevabı göster

Bir biftek alırsan israf etmek yerine ye.

An average American throws out nearly a pound of food per day, Öbek fiiller

7:16

Ortalama bir Amerikalı günde neredeyse yarım kilo yiyecek çöpe atıyor,

Öbek fiiller

“Çöpe atar” anlamındaki “throws out”

Throws out, throw out öbek fiilinin geniş zamanda üçüncü tekil kişi biçimidir. Burada çöpe atmak veya atmak anlamına gelir; yani yiyecek israf edilmektedir, gerçek anlamda dışarı doğru fırlatılmamaktadır. Nesne bir isim olduğunda throw out food ve throw food out biçimlerinin ikisi de doğaldır. Nesne bir zamir olduğunda zamiri ortaya koyun: throw it out denir, throw out it denmez.

Alıştırma

Cümleyi “çöpe atmak” anlamındaki throw out ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Every evening, the café ____ any unsold sandwiches.

Cevabı göster

throws out

a lot of which is meat. Dilbilgisi

7:19

ve bunun büyük bir kısmı et.

Dilbilgisi

a lot of which: bir şeyin büyük bir kısmı hakkında bilgi eklemek

a lot of which ifadesindeki which, az önce sözü edilen yiyecek miktarına gönderme yapar. İfadenin tamamı “bu yiyeceğin büyük bir miktarı” anlamına gelir; dolayısıyla yan cümle, çöpe atılanların büyük bir kısmını etin oluşturduğunu belirtir. Virgül, arkasından gelen kısmın temel anlam için zorunlu olmayan ek bilgi olduğunu gösterir. “Miktar ifadesi + of which + fiil” kalıbı, yeni bir cümle başlatmadan oran veya içerik bilgisi eklemenizi sağlar. Food burada sayılamayan bir isim olduğu için tekil fiil is kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümle ek bilgi vermek için miktar + of which kalıbını doğru kullanıyor?

  1. The shelter received a large food donation, which a lot of was canned.
  2. The shelter received a large food donation, a lot of which was canned.
  3. The shelter received a large food donation. A lot of that was canned.
Cevabı göster

The shelter received a large food donation, a lot of which was canned.

In the future,

7:22

Gelecekte,

science could get us clean meat. Kelime

7:22

bilim bize temiz et sağlayabilir.

Various startups have successfully grown meat in labs

7:25

Çeşitli girişimler laboratuvarlarda et yetiştirmeyi başardı

Kelime

Gıda teknolojisi bağlamında clean meat

Bu gıda teknolojisi bağlamında clean meat, bütün bir hayvanı yetiştirip kesmek yerine kontrollü bir tesiste hayvan hücrelerinin çoğaltılmasıyla üretilen eti ifade eder. Laboratuvarlarda yetiştirilen etten söz eden sonraki cümle bu özel anlamı doğrular. Clean burada gerçek anlamıyla kullanılmaz: Sıradan etin kirli olduğu ya da bu etin yalnızca yıkandığı anlamına gelmez. Terim, ürünü geleneksel et üretimiyle bağlantılı bazı çevre, hayvan refahı veya bulaşma sorunlarını azaltmanın olası bir yolu olarak sunar.

Alıştırma

Bir gıda teknolojisi yazısında hangi açıklama clean meat ifadesine en uygun anlamı verir?

  1. Pişirilmeden önce yıkanmış geleneksel et
  2. Kontrollü bir tesiste hayvan hücrelerinden yetiştirilen et
  3. Et tadı vermesi için yalnızca bitkilerden yapılmış bir ürün
Cevabı göster

Kontrollü bir tesiste hayvan hücrelerinden yetiştirilen et

and are working on doing so on a commercial scale. Kalıp ifadeler

7:28

ve bunu ticari ölçekte yapmak için çalışıyorlar.

Kalıp ifadeler

on a commercial scale: ticari ölçekte üretim

Bu cümlede on a commercial scale, üretim miktarının ve işletme düzeyinin yalnızca başarılı bir laboratuvar deneyiyle sınırlı kalmayıp gerçek bir pazara ürün sağlayabilecek düzeyde olduğunu belirtir. İfade, faaliyetin büyüklüğünü veya düzeyini anlatır. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp on a ... scale biçimindedir. scale sözcüğünden önceki sıfat düzeyi belirtir: on a small scale, on a national scale ve on a commercial scale gibi.

Alıştırma

Hangi cümle bir teknolojinin deney aşamasından pazar düzeyindeki üretime geçtiğini en iyi anlatır?

  1. The material is now being tested on a tiny laboratory scale.
  2. The material is now being produced on a commercial scale.
  3. The material is now being discussed in a commercial.
Cevabı göster

The material is now being produced on a commercial scale.

But solutions like this are still a few years away. Kalıp ifadeler

7:31

Ancak bunun gibi çözümlere daha birkaç yıl var.

Kalıp ifadeler

a few years away: hazır olmasına daha birkaç yıl var

Bu cümlede a few years away, çözümün hazır veya kullanılabilir duruma gelmesinin gelecekte birkaç yıl süreceğinin beklendiğini ifade eder. Away, zamanı şimdiki andan bir uzaklık gibi gösterir; burada fiziksel konumu anlatmaz. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp [zaman miktarı] away biçimindedir: two weeks away, months away veya a few years away. A few özellikle yaklaşık bir miktar belirtir; bu yüzden ifade kesin bir son tarih değil, tahmin verir.

Alıştırma

Hangi cümle tedavinin henüz hazır olmadığını, ancak birkaç yıl sonra hazır olmasının beklendiğini belirtir?

  1. The new treatment was available a few years ago.
  2. The new treatment has been tested for a few years.
  3. The new treatment is still a few years away.
Cevabı göster

The new treatment is still a few years away.

For now,

7:35

Şimdilik,

enjoy your steak,

7:35

bifteğinizin tadını çıkarın,

but also respect it.

7:37

ama ona da saygı duyun.

And if you can,

7:39

Ve eğer yapabiliyorsanız,

make it something special again.

7:40

onu tekrar özel bir şey haline getirin.