Et Neden Dünyadaki En İyi ve En Kötü Şey 🍔: İngilizce çalışma notları
Kurzgesagt – In a Nutshell
Video özeti: Video, et tüketimini toprak, su, yem ve enerji kullanımıyla ilişkilendiriyor; ardından endüstriyel çiftlikleri, organik etiketleri ve tüketimi ya da israfı azaltma yollarını ele alıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “eating up the planet.” ifadesinin kaynakların tükenmesini güçlü bir çevre metaforuna nasıl dönüştürdüğünü anlamak. 2. “in such vast numbers and so close to each other that they can't form the social structures they have in nature,” ifadesiyle such + isim, so + sıfat ve ortak bir sonucu birleştirmek. 3. “grant you moral absolution.” ifadesinin resmî ve dinî tonunu tanımak, daha iyi bir etiketin etik sorumluluğu silmediğini anlamak.
Bu derste
pork belly, and sausages are just the best things.
0:05domuz göbeği ve sosisler kesinlikle en iyi şeylerdir.
that many people don't consider something a proper meal Dilbilgisi
0:10birçok insan içinde bir hayvan yoksa
consider something a proper meal: consider + nesne + nesne tümleci
Kalıp consider + nesne + nesne tümleci şeklindedir. consider something a proper meal ifadesinde something nesnedir; a proper meal ise nesnenin nasıl sınıflandırıldığını belirten bir isim grubudur. Buradaki ifade, “bir şeyi gerçek ve kabul edilebilir bir öğün olarak değerlendirmek veya görmek” anlamına gelir. Aynı yapı bir kişiyi, şeyi ya da durumu sınıflandırmak veya değerlendirmek için kullanılabilir.
Alıştırma
Planın pratik bir çözüm olarak görüldüğünü anlatmak için consider + nesne + isim tümleci yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?
- We consider the plan a practical solution.
- We consider the plan as a practical solution.
- We consider as the plan a practical solution.
Cevabı göster
We consider the plan a practical solution.
meat is pretty much the most inefficient way of feeding humans.
0:25et, insanları beslemenin açık ara en verimsiz yoludur.
on a global scale: dünya çapındaki kapsamı belirtmek
on a global scale edat grubu, ifadenin kapsamını belirler. Konunun tek bir ülke, topluluk veya olay içinde değil, bütün dünya çapında ele alındığını gösterir. Burada scale, bir şeyin değerlendirildiği düzey veya kapsam anlamına gelir. Bu ifade açıklamalarda, raporlarda ve savlarda geniş bir bakış açısı sunmak için sıkça kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümle sorunun dünya çapında ele alınması gerektiğini açıkça söylüyor?
- The survey asks people to rate the problem on a ten-point scale.
- The city needs to tackle the problem on a large scale.
- Governments need to tackle the problem on a global scale.
Cevabı göster
Governments need to tackle the problem on a global scale.
our meaty diet is literally eating up the planet. Deyimler
0:31etli diyetimiz kelimenin tam anlamıyla gezegeni yiyip bitiriyor.
Kaynak tüketimi metaforu olarak eating up the planet
Burada eating up the planet canlı ve güçlü bir metafordur. Et ağırlıklı beslenmenin o kadar çok çevresel kaynak kullandığını ve o kadar büyük ekolojik zarar verdiğini söyler ki sanki Dünya'nın kendisini tüketiyormuş gibi görünür. Yakındaki literally sözü, gündelik bir şekilde dramatik vurgu ekler; görüntüyü fiziksel olarak gerçek hâle getirmez. İkna edici dilde eat up, özellikle sınırlı bir şeyi “büyük ölçüde tüketmek” anlamına gelebilir.
Alıştırma
Bu cümlede eating up the planet ne anlama geliyor?
- Gezegen eskisinden daha fazla et yiyor.
- İnsanlar fiziksel olarak Dünya'yı ısırıp yutuyor.
- Et ağırlıklı gıda sistemi çevresel kaynakları hızla tüketiyor.
Cevabı göster
Et ağırlıklı gıda sistemi çevresel kaynakları hızla tüketiyor.
And what can we do about it without giving up steak? Öbek fiiller
0:36Ve biftekten vazgeçmeden bu konuda ne yapabiliriz?
giving up: bir yiyeceği veya alışkanlığı bırakmak
Giving up steak, biftek yemeyi bırakmaya karar vermek demektir. Give up bir öbek fiildir; burada give sözcüğüyle yön bildiren up sözcüğünün gerçek anlamlarının birleşimi değil, “bir şeye sahip olmayı veya bir şeyi yapmayı bırakmak” anlamındadır. give up + isim yapısını give up steak örneğindeki gibi veya give up + -ing yapısını give up eating steak örneğindeki gibi kullanabilirsiniz. Nesne bir zamirse fiille parçacığın arasına gelir: give it up doğrudur, give up it değildir.
Alıştırma
Cümleyi, derste öğrendiğiniz ve “bir alışkanlığı tamamen bırakmak” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Leo drank soda every day, but his dentist warned him about his teeth. He decided to ____ soda completely.
Cevabı göster
give up
mouths to feed: yiyecek ve bakıma ihtiyaç duyanlar
Bu cümlede mouths, beslenmesi gereken hayvanları temsil eder. Canlıların tamamı bir vücut parçasıyla anlatılır; dolayısıyla a lot of mouths to feed, birinin gerçek anlamda ağızları saydığını değil, beslenmesi gereken çok sayıda hayvan olduğunu belirtir. Başka durumlarda da kullanılabilen number/a lot of + mouths to feed kalıbı, yiyeceğe veya geçim desteğine ihtiyaç duyan kaç bağımlı kişi ya da hayvan olduğuna odaklanır ve çoğu zaman kaynaklar üzerindeki ağır baskıyı ima eder.
Alıştırma
Beslenmesi gereken insanları veya hayvanları anlatan ifadeyle cümleyi tamamlayın: With three children and two dogs at home, we have five ____.
Cevabı göster
mouths to feed
so we've transformed Earth into a giant feeding ground.
1:02bu yüzden Dünya'yı devasa bir beslenme alanına dönüştürdük.
83% of its farmland is used for livestock,
1:06Tarım arazilerinin %83'ü hayvancılık için kullanılıyor,
as pasture and to farm fodder crops like corn and soy.
1:10mera olarak ve mısır ile soya gibi yem bitkileri yetiştirmek için.
That's 26% of Earth's total land area.
1:14Bu, Dünya'nın toplam kara alanının %26'sına denk geliyor.
If we include the water we need for these plants,
1:18Bu bitkiler için ihtiyaç duyduğumuz suyu da dahil edersek,
meat and dairy production accounts for 27% of global fresh water consumption. Kalıp ifadeler
1:20et ve süt ürünleri üretimi küresel tatlı su tüketiminin %27'sini oluşturur.
accounts for + yüzde: bir payı oluşturmak
Burada accounts for, “oluşturur” veya “temsil eder” anlamına gelir. Et ve süt ürünleri üretiminin küresel toplam tatlı su tüketiminin %27'sini oluşturduğu söyleniyor. Verilerde yaygın kalıp X accounts for Y% of Z şeklindedir: X bir parçadır, Y% onun payıdır, Z ise bütünün kendisidir.
Alıştırma
Cümleyi account for ifadesinin doğru geniş zaman biçimiyle tamamlayın: In this survey, online orders ____ 42% of all purchases.
Cevabı göster
account for
meat production is like a black hole for resources. Deyimler
1:27et üretimi kaynaklar için bir kara delik gibidir.
Kaynak tüketimi mecazı olarak a black hole for resources
Bu cümlede a black hole for resources, çok büyük miktarda kaynağı içine çekip karşılığında görece az yararlı çıktı veren bir şeyi anlatan mecazdır. Uzaydan veya astronomiden söz edilmez. A black hole for + isim kalıbı; para, zaman ya da enerji gibi bir şeyi görünür bir karşılık olmadan sürekli tüketen bir proje, sistem veya etkinliği anlatabilir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki mecazla tamamlayın: The outdated project has become ____.
Cevabı göster
a black hole for resources
most of their food is used to keep them alive
1:34yedikleri yiyeceklerin çoğu lezzetli kısımları büyürken
from fodder crops end up in the meat Öbek fiiller
1:41sadece küçük bir kısmı sonunda satın aldığımız
Nihai hedef veya durum için end up in
End up in, bir süreçten sonra bir yere, kabın içine veya duruma "sonunda girmek, ulaşmak ya da onun bir parçası olmak" anlamına gelir. Burada yem bitkilerindeki besinlerin bir bölümünün sonunda etin içinde bulunduğunu anlatır. Bu ifade aradaki adımlara değil, nihai sonuca odaklanır. Genellikle izlenen yolun dolaylı olduğunu veya sonucun başlangıçta açık olmadığını düşündürür.
Alıştırma
Cümleyi end up ve doğru edatla tamamlayın: After sorting, the plastic bottles ____ a recycling plant.
Cevabı göster
end up in
More than 97% of the calories are lost to us.
1:54Kalorilerin %97'sinden fazlası bizim için kayboluyor.
but they only make up 18% of the calories humans eat. Öbek fiiller
2:12ancak insanların yediği kalorinin sadece %18'ini oluşturuyorlar.
Büyük ve savurgan tüketimi anlatan “guzzling up”
Bu cümlede guzzling up, çok büyük miktarda bir şeyi hızlı ve savurganca tüketmek demektir. Guzzle normalde açgözlü biçimde içmeyi anlatır; bu yüzden ifade, kaynakların adeta yutulduğu canlı bir görüntü oluşturur. Animal products, bu ürünlerin arkasındaki hayvanlar ve üretim sistemleri için kullanılan kısa bir anlatımdır; bitmiş ürünler gerçekten yemek yemiyor. Bu seçim eleştirel bir ton katar ve nötr use veya consume fiillerinden çok daha güçlüdür.
Alıştırma
Bu cümlede “guzzling up tons of food” neyi düşündürüyor?
- Yiyeceği yavaş ve dikkatli biçimde üretmek
- Hayvansal ürünleri insanların tükettiği kaloriye dönüştürmek
- Çok büyük miktarda yiyeceği açgözlü veya savurgan biçimde kullanmak
Cevabı göster
Çok büyük miktarda yiyeceği açgözlü veya savurgan biçimde kullanmak
Bir bütünün payını gösteren “make up 18%”
Burada make up 18%, “bir bütünün %18'ini oluşturmak” demektir. Kalıp şöyledir: parça + makes/make up + yüzde + of + bütün. Özne parçayı, of sonrasındaki isim ise bütünü belirtir. Yüzde kalıbı bu anlamı gösterir; burada make up, “uydurmak” veya “barışmak” anlamında değildir.
Alıştırma
Vurgulanan ifadeyi doğru zamanda kullanarak cümleyi tamamlayın: Last year, online sales ____ 18% of the company's revenue.
Cevabı göster
made up
we could nourish an additional 3.5 billion people
2:17sadece hayvanlara yedirdiğimiz şeyleri yeseydik
According to projections: bir tahmini sunmak
According to projections, ardından gelen ifadenin mevcut verilere, eğilimlere veya bir modele dayanan bir tahmin olduğunu; daha önce gerçekleşmiş bir olgu olmadığını gösterir. Burada could nourish an additional 3.5 billion people ifadesini hesaplanmış bir olasılık olarak çerçeveler. Bu kalıbı, bir sayının geleceğe yönelik bir tahmin olduğunu belirtmek ve sonucu kesinmiş gibi sunmamak için kullanın.
Alıştırma
Hangi cümle sayıyı kesinleşmiş bir sonuç olarak değil, modele dayalı bir tahmin olarak sunar?
- According to the final count, the town's population reached 80,000 last year.
- According to projections, the town's population could reach 80,000 by 2030.
- According to records, the town's population reached 80,000 in 2020.
- The town's population is exactly 80,000 today.
Cevabı göster
According to projections, the town's population could reach 80,000 by 2030.
To make our favorite food group even more unsustainable,
2:24En sevdiğimiz yiyecek grubunu daha da sürdürülemez hale getiren şey,
about 15% of all greenhouse gas emissions caused by humans
2:28insanların neden olduğu tüm sera gazı emisyonlarının yaklaşık %15'inin
as much as ... combined: eşit toplam miktarları karşılaştırmak
as much as kalıbı, sayılamayan bir şeyin eşit miktarlarını karşılaştırır. Bu cümlede et endüstrisinin toplam emisyonlarının, listelenen tüm ulaşım araçlarının toplam emisyonlarına eşit olduğunu belirtir. as kısmından sonra, zaten anlaşıldığı için sera gazı emisyonlarının üretilmesiyle ilgili tekrarlanan düşünce çıkarılmıştır. Combined, karşılaştırma yapılmadan önce gemi, uçak, kamyon ve otomobil emisyonlarının toplanması anlamına gelir.
Alıştırma
Sayılamayan electricity sözcüğünün eşit miktarını anlatan as ... as karşılaştırmasını tamamlayın: The new data center uses ____ electricity ____ three older facilities combined.
Cevabı göster
as much · as
Writing the history books: tarihsel anlatıyı kontrol etmek
Burada writing the history books, geçmişe ilişkin kabul gören anlatıyı kontrol etmenin bir mecazıdır: kimin deneyimlerinin kaydedileceğine ve olayların nasıl sunulacağına karar vermek anlamına gelir. Asıl konu fiziksel olarak kitap yazmak değildir. the ones writing the history books yapısı, bu anlatı gücüne sahip grubu belirtir. Konuşmacı bu gücün hayvanlarda olduğunu hayal eder; böylece insanların eylemleri alışılmış insan bakış açısından değil, hayvanların bakış açısından anlatılır.
Alıştırma
“The winners were the ones writing the history books,” cümlesindeki vurgulanan düşünce temel olarak neyi ima eder?
- Her kitabı fiziksel olarak kendileri bastılar.
- Geçmişin nasıl kaydedilip sunulduğunu onlar kontrol ediyordu.
- Okumayı bilen tek insanlar onlardı.
Cevabı göster
Geçmişin nasıl kaydedilip sunulduğunu onlar kontrol ediyordu.
humans would appear as rampant genocidal maniacs
2:48insanlar, kontrolden çıkmış soykırımcı manyaklar
If they were ... humans would appear: eksiltili gerçek dışı koşul
Buradaki if they were, if pigs, cattle, and chickens were the ones writing the history books ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Önceki yan cümle içeriği zaten açıkça belirttiği için were’den sonraki tümleç atılmıştır. if + geçmiş zaman biçimi ... would + fiilin yalın hâli yapısı, şimdiki zamana ait gerçek dışı veya hayalî bir durumu sunar. Humans would appear as ... ise hayvanların yazdığı varsayılan anlatı içindeki sonucu verir. Bu nedenle koşul cümlesinin tamamı, hayvanların gerçekten tarih yazdığı geçmiş bir olayı değil, varsayımsal bir bakış açısını anlatır.
Alıştırma
Standart ikinci tip koşul cümlesini be ve hold fiillerinin biçimleriyle tamamlayın. Tekrarlanan the club president sözlerini atılmış hâlde bırakın: “Nora is not the club president, but if she ____, she ____ monthly meetings.”
Cevabı göster
were · would hold
Acıdan beslenip gelişmek
Thrive on + isim veya -ing biçimi, bir şey ya da koşul sayesinde daha güçlü, başarılı veya etkin hâle gelmek demektir. Yalnızca hayatta kalmaktan daha güçlü bir anlam taşır. Bu cümlede thrive on suffering, insanların acı var olduğu için gelişip güçlendiğini iddia eder. Genellikle olumlu duyulan thrive fiilinin zararlı suffering sözcüğüyle birleşmesi, övgü değil güçlü bir ahlaki kınama yaratır.
Alıştırma
Hangi cümle, bir şirketi başarılı yapan koşulun çatışma olduğu anlamına gelir?
- The company thrives on conflict.
- The company survives the conflict.
- The company avoids conflict.
Cevabı göster
The company thrives on conflict.
we kill more animals than people have lived
3:05yaşamış olan insanlardan daha fazla hayvan öldürüyoruz
One could argue that we're doing them a favor. Kalıp ifadeler
3:12Birisi onlara iyilik yaptığımızı iddia edebilir.
Onlara iyilik yapmak
Do someone a favor, bir kişi için ona yardımcı olacak bir şey yapmak demektir. Sabit çift nesneli yapı do + yardımın alıcısı + a favor biçimindedir; bu yüzden them, a favor ifadesinden önce gelir. Burada doing them a favor, eylemi savunmanın olası bir yolu olarak sunulur. Bu iddia kuşkulu olduğu için ifade ironik anlaşılabilir: Bir şeye favor demek, onun alıcıya gerçekten yardım ettiğini kanıtlamaz.
Alıştırma
Sabit do someone a favor ifadesini ve yardımın alıcısı olarak me sözcüğünü kullanarak cümleyi tamamlayın: Could you ____ and carry this box?
Cevabı göster
do me a favor
Gerekçe sunan bağlayıcı olarak After all
After all, konuşanın önceki fikri destekleyeceğini veya haklı göstereceğini düşündüğü bir gerekçe sunar. Burada they wouldn't exist without us iddiası, insan müdahalesini savunan önceki düşünceye kanıt olarak gösterilir. Bu ifade zamanı değil, savın yapısını düzenler. “Bu destekleyici gerekçeyi hatırla” anlamında anlaşılmalıdır; “her şey olduktan sonra” anlamına gelmez.
Alıştırma
“We can trust Maya's directions. After all, she has walked this trail many times,” cümlesinde After all ne yapar?
- Konuyu ilgisiz bir olguya çevirir.
- Bir dizideki son olayı belirtir.
- Maya'nın yol tarifine güvenme kararını destekleyen bir gerekçe ekler.
Cevabı göster
Maya'nın yol tarifine güvenme kararını destekleyen bir gerekçe ekler.
huge industrial systems that house thousands of animals.
3:30binlerce hayvanı barındıran devasa endüstriyel sistemler.
factory farms: endüstriyel hayvan üretim tesisleri
Factory farms, çok sayıda hayvanı çoğunlukla yüksek yoğunlukta yetiştirmek için yoğun ve endüstriyel yöntemler kullanan hayvancılık tesisleridir. Factory sözcüğü üretim sistemini anlatır; fabrikanın içinde bulunan bir çiftliği değil. Bu cümlede huge industrial systems that house thousands of animals bölümü, factory farms ifadesini açıklayan eş görevli bir yapıdır. Bu nedenle ifade, yalnızca büyük olan her çiftliği değil, belirli bir işletme türünü belirtir.
Alıştırma
Hangi durum en iyi factory farm olarak tanımlanır?
- Bir aile açık merada altı keçi besliyor.
- Büyük bir meyve bahçesinde yalnızca elma yetiştiriliyor.
- Endüstriyel bir tesiste binlerce tavuk yüksek yoğunluklu bir üretim sistemiyle yetiştiriliyor.
Cevabı göster
Endüstriyel bir tesiste binlerce tavuk yüksek yoğunluklu bir üretim sistemiyle yetiştiriliyor.
Engineered to be as efficient as possible,
3:34Mümkün olduğunca verimli olmak üzere tasarlanmışlardır,
they have little regard for things like quality of life. Kalıp ifadeler
3:36yaşam kalitesi gibi şeylere çok az aldırış ederler.
have little regard for: pek dikkate almamak
Have little regard for something, bir şeye neredeyse hiç dikkat etmemek veya çok az önem vermek anlamına gelir. Eleştirel bir ifadedir: konuşan kişi önemli bir ihtiyacın ya da sonucun göz ardı edildiğini söyler. Buradaki they, endüstriyel yoğun hayvancılık sistemini ifade eder. Cümle, bu sistem için verimliliği en üst düzeye çıkarmanın hayvanların yaşam kalitesinden daha önemli olduğunu anlatır.
Alıştırma
Cümleyi have little regard for ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The proposal lowers costs but ____ pedestrian safety.
Cevabı göster
has little regard for
Most pigs are raised in gigantic windowless sheds
3:40Çoğu domuz, pencereleri olmayan devasa barakalarda yetiştirilir
Sows are kept in pens too small to turn around, Dilbilgisi
3:46Dişi domuzlar dönmek için bile çok küçük olan ağıllarda tutulur,
too small to turn around: dönemeyecek kadar küçük
too + sıfat + to + fiil yapısı, bir niteliğin aşırı olduğunu ve eylemi imkânsız ya da uygulanamaz hâle getirdiğini anlatır. too small to turn around yalnızca «çok küçük» değil, «dönmenin mümkün olmayacağı kadar küçük» demektir. Burada turn around, bedeni başka bir yöne bakacak şekilde döndürmek anlamına gelir. Bölmeler, dişi domuzların bunu yapabilmesi için yeterli alan sağlamaz.
Alıştırma
Her boşluğa bir kelime yazarak yapıyı tamamlayın: The shelf is ____ narrow ____ hold these boxes safely.
Cevabı göster
too · to
where they give birth to one litter of piglets after another Kalıp ifadeler
3:49ve orada birbiri ardına yavrular doğururlar,
one litter of piglets after another: bir batın domuz yavrusunun ardından bir başkası
one + tekil sayılabilen isim + after another kalıbı, aynı türden şey veya olayların art arda tekrarlandığını anlatır. Burada one litter of piglets after another, her batının ardından yeni bir batının geldiği anlamındadır. A litter of piglets, aynı doğumda dünyaya gelen bir grup domuz yavrusudur. Another, another piglet yerine değil, another litter yerine kullanılır; dolayısıyla tekrarlanan birim tek bir yavru değil, bütün bir batındır.
Alıştırma
Tekrarlanan gecikmeleri gösteren ifadeyle cümleyi tamamlayın: The flight faced one delay ____.
Cevabı göster
after another
until it's their turn to be turned into bacon. Deyimler
3:52ta ki pastırma olma sıraları gelene kadar.
their turn ... be turned into bacon: sıra onlara gelmesi……domuz pastırmasına dönüştürülmeleri
it's their turn ifadesinde turn, bir sıra içinde kendilerine ayrılan yer veya zamanı anlatan bir isimdir: artık sıradaki olay onların başına gelecektir. be turned into bacon ifadesinde turned, edilgen çatıdaki bir fiildir ve başka bir şeye dönüştürülmek veya işlenmek anlamına gelir. turn ve turned sözcüklerinin bu kadar yakın kullanılması bir kelime oyunu yaratır: aynı sözcük iki farklı dil bilgisel görev ve iki farklı anlamla tekrarlanır. their sonunda yiyeceğe dönüştürülecek domuzları gösterdiği için bu düzenli tekrar cümleye soğuk ve kasvetli bir ton verir.
Alıştırma
Şu cümleyi okuyun: After the other actors, it was Mia's turn to be turned into a ghost by the makeup team. turn sözcüğünün iki biçimi ne anlama geliyor?
- İlki bir sıradaki yeri belirtir; ikincisi bir şeye dönüştürülmek anlamına gelir.
- İkisi de bir şeyi fiziksel olarak döndürmeyi anlatır.
- İlki dönüştürmek, ikincisi ise bir fırsat beklemek anlamına gelir.
Cevabı göster
İlki bir sıradaki yeri belirtir; ikincisi bir şeye dönüştürülmek anlamına gelir.
but are separated from their calves hours after birth.
3:59ancak doğumdan birkaç saat sonra yavrularından ayrılırlar.
To fatten up beef cattle for slaughter, Öbek fiiller
4:03Etçi sığırları kesim için şişmanlatmak amacıyla,
Fatten up: bir hayvanı ağırlaştırmak
Fatten up, genellikle besleyerek bir insanı veya hayvanı daha şişman ya da ağır hâle getirmek demektir. Bu cümlede beef cattle, fatten up ifadesinin nesnesidir; yani ifade, kendiliğinden gerçekleşen bir değişimi değil, birinin neden olduğu değişimi anlatır. Up parçacığı sonuç anlamı katar: sığırlar daha ağır bir duruma ulaşıncaya kadar besleme sürer.
Alıştırma
Bir hayvanı ağırlaştırma anlamındaki vurgulanan öbek fiille cümleyi tamamlayın: The farmer plans to ____ the calves before winter.
Cevabı göster
fatten up
Put on weight: kilo almak
Put on weight, ağırlaşmak veya vücut ağırlığı kazanmak demektir. Bu cümlede değişimi yaşayan sığırlar öznedir; ifade, onları ağırlaştıran dışarıdan bir etken belirtmez. Burada put on, giysi giymek veya bir şeyi başka bir şeyin üzerine koymak anlamına gelmez. Put on weight, vücut ağırlığıyla ilgili, birlikte kullanılan çok sözcüklü bir ifadedir.
Alıştırma
Ağırlaşma anlamındaki vurgulanan üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: If I stop exercising and eat too many snacks, I may ____.
Cevabı göster
put on weight
the majority of antibiotics we use are for livestock,
4:15kullandığımız antibiyotiklerin çoğunluğu çiftlik hayvanları içindir,
in the short term: kısa vadede
In the short term, “yakın gelecekte” veya “şimdilik” anlamına gelir. Burada, bunun yardımcı olduğu iddiasını sınırlar: antibiyotikler yoğun hayvancılıkta o anki hastalık sorunlarını azaltabilir, ancak bu yararın kalıcı olduğu söylenmez. Bu ifade, anlık bir sonucu daha sonraki bir sonuçla karşılaştırarak bir düşünceyi düzenlemek için sıkça kullanılır ve genellikle but, while veya in the long term ile birlikte görülür. Buradaki term bir zaman dönemidir; teknik bir terim veya sözleşme koşulu değildir.
Alıştırma
Tasarrufun geçici olduğunu gösteren, dersteki dört kelimelik zaman ifadesiyle cümleyi tamamlayın: Cutting training may save money ____, but it can create bigger problems later.
Cevabı göster
in the short term
But the ones that may have got the worst deal are chickens. Deyimler
4:26Fakat muhtemelen en kötü duruma düşenler tavuklardır.
got the worst deal: en kötü muameleyi görmek
Got the worst deal, “en adaletsiz veya en elverişsiz muameleyi gördü” anlamına gelir. Bu cümlede tavuklar diğer çiftlik hayvanlarıyla karşılaştırılır ve konuşmacı onların en büyük dezavantajı yaşamış olabileceğini söyler. Kalıp get a good/bad deal veya get the best/worst deal şeklindedir. Burada deal, birinin aldığı muameleyi, koşulları veya sonucu ifade eder; ticari bir anlaşmayı değil. The worst, ilgili gruptaki diğer herkesle karşılaştırma yapılmasını gerektirir.
Alıştırma
Üç departmana yeni çalışma programları veriliyor. Bir departman iki izin gününü kaybederken diğerleri hiçbir gün kaybetmiyor. Bu durumda got the worst deal ne anlama gelir?
- En pahalı anlaşmayı müzakere etti
- Diğer herkesle aynı muameleyi gördü
- En elverişsiz muameleyi gördü
Cevabı göster
En elverişsiz muameleyi gördü
they're kept in such vast numbers and so close to each other Dilbilgisi
4:31o kadar büyük sayılarda ve birbirlerine o kadar yakın tutulurlar ki
that they can't form the social structures they have in nature,
4:34doğada sahip oldukları sosyal yapıları kuramazlar,
such vast numbers ... so close ... that: tek bir ortak sonuç
Bu cümlede such, vast numbers isim öbeğini; so ise close to each other sıfat öbeğini niteler. Derece bildiren iki bölüm and ile bağlanır. Ardından gelen tek bir that yan cümlesi, iki koşulun ortak sonucunu verir. Başka cümlelerde de kullanılabilecek yapı such + sıfat + isim and so + sıfat + that + sonuç biçimindedir.
Alıştırma
İki boşluğu such veya so ile tamamlayın: The warehouse stored boxes in ____ large numbers and ____ close together that workers could not reach the back wall.
Cevabı göster
such · so
since they can't lay eggs and are not suitable for meat production,
4:45çünkü yumurtlayamazlar ve et üretimi için uygun değillerdir,
deemed worthless: resmî bir edilgen yargı
Deemed, yargılamak veya olarak görmek anlamına gelen resmî deem fiilinin edilgen biçimidir. deemed worthless ifadesinde worthless sıfatı, özne hakkında verilen yargıyı tamamlar; bu bir sıfat tümlecidir ve standart yapıda as gerekmez. Buradaki worthless, sektörün ekonomik değerlendirmesini ifade eder: erkek tavuklar yumurta üretmez ve et üretimine uygun görülmez. Bu ifade, hayvanların özündeki değer hakkında nesnel bir iddia değil, söz konusu sistemin yargısını aktarır.
Alıştırma
Resmî cümleyi deem fiilinin edilgen biçimiyle tamamlayın: After the safety inspection, the bridge was ____ unsafe for traffic.
Cevabı göster
deemed
they're usually gassed and shredded in grinders.
4:50genellikle gazla öldürülür ve öğütücülerde parçalanırlar.
Several hundred million baby chickens are killed this way each year.
4:54Her yıl yüz milyonlarca yavru civciv bu şekilde öldürülür.
had a personal score to settle with: biriyle görülecek kişisel bir hesabı olmak
Bu cümlede had a personal score to settle with chickens, “tavuklara karşı eski bir kin beslemek ve ödeşmek istemek” anlamına gelir. Buradaki score, bir oyundaki puan değil, geçmişteki bir haksızlık veya çözülmemiş husumettir. Personal, bu kinin özel ve belirli olduğunu vurgular. have a score to settle with someone kalıbı, çatışmayı henüz kapanmamış bir mesele olarak sunar. Burada kalıbın tavuklar için kullanılması abartılı bir durum yaratır: Bir husumet bile onlara yapılan muameleyi haklı çıkarmaz.
Alıştırma
Cümleyi dersteki deyimle tamamlayın: After being cheated years ago, Maya still ____ her former partner.
Cevabı göster
has a score to settle with
Organic farming regulations are designed to grant animals a minimum of comfort.
5:09Organik tarım düzenlemeleri, hayvanlara minimum bir rahatlık sağlamak için tasarlanmıştır.
The problem is that organic is an elastic term. Deyimler
5:14Sorun şu ki, organik esnek bir terimdir.
an elastic term: sınırları esnek bir terim
Organic için an elastic term denmesi, tanımının farklı uygulamaları veya standartları kapsayacak şekilde genişletilebildiği anlamına gelir. Elastic burada mecazdır; fiziksel bir malzemeyi değil, esnek sınırları anlatır. Bu ifade çoğu zaman eleştirel bir anlam taşır. Bir etiket kesin görünse de geniş biçimde yorumlanabilir; bu nedenle etiket tek başına insanların sandığından daha az şey vaat edebilir.
Alıştırma
“Sustainable is an elastic term,” cümlesinde elastic term neyi anlatır?
- Esneyebilen bir malzemenin teknik adıdır.
- Tanımı, nasıl yorumlandığına bağlı olarak genişleyebilir veya değişebilir.
- Sabit sınırları olan kesin bir kategoriyi adlandırır.
Cevabı göster
Tanımı, nasıl yorumlandığına bağlı olarak genişleyebilir veya değişebilir.
an organic hen still might share 1 square meter of space with five others.
5:20organik bir tavuk hala 1 metrekarelik bir alanı diğer beş tavukla paylaşıyor olabilir.
That's a long way off from happy farmyard chickens. Kalıp ifadeler
5:24Bu, mutlu çiftlik tavuklarından çok uzaktır.
a long way off from: istenen tablodan çok uzak
Bu cümlede a long way off from, bir şey hakkındaki düşünceden çok farklı veya belirli bir durumdan çok uzak olmak anlamına gelir. Fiziksel bir yolculuğu değil, soyut bir farkı anlatır. Bu ifade, gerçek yetiştirme koşullarını çiftlik avlusunda mutlu yaşayan tavukların hoş görüntüsüyle karşılaştırır. Daha genel olarak a long way off from, gerçeğin, ilerlemenin veya bir sonucun bir standarttan ya da hedeften hâlâ çok uzakta olduğunu göstermek için kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi a long way off from ifadesiyle tamamlayın: The prototype works, but it is still ____ ready for sale.
Cevabı göster
a long way off from
Farms that sincerely do their best do exist, Dilbilgisi
5:28Elbette, gerçekten elinden gelenin en iyisini yapan
do exist ifadesindeki vurgulu do
Olumlu do exist cümleciğinde do, vurgu yardımcı fiilidir. Başka bir eylem eklemez; exist fiilini güçlendirerek bu tür çiftliklerin gerçekten var olduğunu belirtir. Vurgulu do, bir şüpheyi düzeltmek, birine güven vermek veya başka bir noktaya geçmeden önce bir gerçeği kabul etmek için kullanılır. Yapı do + fiilin yalın hâlidir; bu nedenle exist yalın biçimde kalır.
Alıştırma
Cümleyi do fiilinin şimdiki zamanda vurgu sağlayan biçimiyle tamamlayın: Some people think the species is extinct, but several small populations ____ survive today.
Cevabı göster
do
An organic label is a way to charge more money,
5:34Organik etiketi, daha fazla para talep etmenin bir yoludur,
and countless scandals have revealed producers looking for ways to cheat the system. Deyimler
5:37ve sayısız skandal, üreticilerin sistemi aldatmanın yollarını aradığını ortaya çıkarmıştır.
Cheat the system: sistemi hileyle aşmak
Bu cümlede cheat the system, kuralları ihlal ederek veya kurallardaki açıkları dürüst olmayan bir biçimde kullanarak haksız avantaj elde etmek anlamına gelir. Buradaki system, kelimenin gerçek anlamıyla kandırılan bir insanı veya makineyi değil, düzenli bir kurallar bütününü ifade eder. Bu ifade olumsuz bir yargı taşır: Üreticiler yalnızca verimli çalışmaya değil, herkes için geçerli olması gereken standartları aşmanın bir yolunu bulmaya çalışmaktadır.
Alıştırma
Hangi durum cheating the system ifadesini en iyi örnekler?
- Yardım başvurularını işleyen bilgisayarı onarmak
- Yardım başvurusundan önce resmî kılavuzu okumak
- Hak kazanmadığınız yardımları almak için sahte belgeler kullanmak
Cevabı göster
Hak kazanmadığınız yardımları almak için sahte belgeler kullanmak
it needs even more resources than conventional meat production.
5:44geleneksel et üretiminden bile daha fazla kaynağa ihtiyaç duyar.
Grant you moral absolution: sizi ahlaki sorumluluktan kurtarmak
Burada grant you moral absolution, sizi ahlaki suçlama veya suçluluk duygusundan kurtarmak anlamına gelir. Grant fiili absolution kavramını bir kişiye verilen bir şey olarak sunarken moral sözcüğü, konunun hukuki bir ceza değil etik sorumluluk olduğunu açıkça gösterir. Absolution, günahtan arınmayı anlatan resmî dinî dilden gelir. Etik yorumlarda çoğu zaman mecazi anlamda kullanılır ve sert ya da eleştirel duyulabilir: daha iyi olan tek bir seçim yapmak, daha geniş bir zarara ilişkin sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
Alıştırma
Bu cümle ne anlama geliyor? Donating once does not grant the company moral absolution for years of pollution.
- Bağış, şirketin hiçbir yasayı ihlal etmediğini kanıtlar.
- Bağış, şirketin ahlaki sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
- Bağış, şirketi hemen kapanmaya zorlar.
Cevabı göster
Bağış, şirketin ahlaki sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
If suffering were ..., we would ...: gerçek dışı bir benzetme
Bu, varsayımsal bir koşul cümlesidir: if + geçmiş zaman biçimi (were) gerçek dışı bir benzetme kurar; would + fiilin yalın hâli ise hayal edilen sonucu verir. Gerçek bir kaynaktan ya da gerçek bir istatistikten söz etmez. Sayılamayan suffering sözcüğünü tonla ölçülen bir madde gibi ele alarak acının devasa boyutunu canlı biçimde gösterir. Yeniden kullanılabilen if X were Y, we would ... kalıbı, soyut bir iddiayı çarpıcı bir savunmaya dönüştürebilir.
Alıştırma
Gerçek dışı if/would benzetmesini tamamlayın: If wasted food ____ a country, it ____ be one of the world's biggest countries.
Cevabı göster
were · would
will probably be one of the things future generations will look down on in disgust. Öbek fiiller
6:01muhtemelen gelecek nesillerin iğrenerek bakacağı şeylerden biri olacaktır.
Look down on: küçümseme ifade etmek
Look down on, bir kişiyi, grubu, davranışı veya fikri kendinden aşağı ya da değersiz görmek demektir. Burada gelecek nesillerin insanların hayvanlara davranış biçimini küçümseyeceği öngörülür; ifade fiziksel olarak aşağı bakmakla ilgili değildir. İlgi cümleciğinde nesne örtük durumdadır: tam yapı one of the things that future generations will look down on biçimindedir ve that düşürülmüştür. on, ifadenin bir parçasıdır ve nesnesi daha önce gelen things sözcüğüyle temsil edilse bile kalır.
Alıştırma
Cümleyi bu nottaki ifadeyle tamamlayın: It is wrong to ____ people because of their jobs.
Cevabı göster
look down on
X doğru olsa da başka bir şey de doğru
Buradaki while, zaman bildiren “-iken” anlamında değil, “-se de/-sa da” veya “her ne kadar” anlamındadır. İlk yan cümle, önceki noktaları tartışmak yerine onların doğru olduğunu kabul eder. Something else is true, too daha sonra önceki noktalarla birlikte doğru olabilecek başka bir gerçeği ekler. While X is true, Y is true, too kalıbı, X’i geçersiz kılmadan dengeli bir görüş sunmaya ve başka bir yön eklemeye yardım eder.
Alıştırma
İki gerçeğin de doğru kaldığını göstermek için cümleyi While ... too kalıbıyla tamamlayın: ____ the job is tiring, it is rewarding, ____.
Cevabı göster
While · too
Meat satisfies something buried deep in our lizard brain. Deyimler
6:17Et, sürüngen beynimizin derinliklerine gömülü bir şeyi tatmin ediyor.
Temel içgüdülerin mecazı olarak “kertenkele beyni”
“Lizard brain”, insan düşüncesinin dürtüler, güçlü istekler, korku veya hızlı tepkilerle ilişkilendirilen sözde ilkel ve içgüdüsel yönü için kullanılan gündelik bir mecazdır. Burada etin yalnızca dikkatli akıl yürütmeye değil, derin ve temel bir arzuya da hitap ettiğini anlatır. Bu bir imgedir; gerçek bir vücut parçası veya modern sinirbilimde kesin bir kategori değildir. Bunu “temel içgüdülerimiz” demenin canlı bir yolu olarak anlayın.
Alıştırma
“Meat satisfies something buried deep in our lizard brain,” cümlesinde lizard brain ne anlama gelir?
- dikkatli ve bilinçli akıl yürütme
- ilkel ve içgüdüsel dürtülerimiz
- insan beyninin içindeki gerçek bir organ
Cevabı göster
ilkel ve içgüdüsel dürtülerimiz
It brings us together for family meals and barbecue parties. Öbek fiiller
6:27Aile yemekleri ve barbekü partileri için bizi bir araya getirir.
brings us together: sosyal bağ kurmak
Burada brings us together, “bir grup olarak birbirimize bağlı hissetmemize ve birlikte yer almamıza yardımcı olur” anlamındadır. Özne bağlantıyı yaratan şeydir; us bundan etkilenen kişileri, together ise paylaşılan sosyal sonucu gösterir. bring + kişi veya kişiler + together kalıbı; insanları buluşturan, iş birliğine yönelten veya birbirine daha yakın hissettiren yiyecekleri, etkinlikleri, hedefleri ya da deneyimleri anlatabilir. Yalnızca insanları fiziksel olarak aynı yere götürmek anlamına gelmez.
Alıştırma
Hedef kalıbı kullanarak cümleyi tamamlayın: Sharing stories ____.
Cevabı göster
brings us together
X doesn't make you Y: aynalı ve dengeli bir sav
İki cümle de aynı kalıbı kullanır: X doesn't make you Y. İkinci cümlede eating, not eating olarak; bad ise good olarak değiştirilir. Böylece dinleyen kişi tek bir dengeli iddianın iki yönünü duyar. Bu aynalı paralel yapı, savı açık ve akılda kalıcı hâle getirir. Ana fikir, tek bir seçimin kişinin bütün ahlaki karakterini otomatik olarak tanımlamamasıdır. a good one ifadesindeki one, person sözcüğünün yerini alır ve ismin tekrarını önler.
Alıştırma
Hangi seçenek, tek bir cevabın kişinin tamamını tanımlamadığını göstermek için aynalı bir yapı kullanır?
- Getting one answer right feels great, while getting one answer wrong feels disappointing.
- One answer tells everyone exactly how capable you are.
- Getting one answer right doesn't make you brilliant. Getting one answer wrong doesn't make you foolish.
Cevabı göster
Getting one answer right doesn't make you brilliant. Getting one answer wrong doesn't make you foolish.
and so is the world we've created: so + be + özne
and so is the world we've created ifadesinde so, önceki complicated betimlemesinin yerini tutar. Yan cümle, yarattığımız dünyanın da karmaşık olduğu anlamına gelir; burada so “bu nedenle” demek değildir. and so + be + özne yapısı, yeni bir öznenin önceki olumlu cümledeki aynı özelliği taşıdığını ekler. Be özneden önce gelir ve zaman ile özneye uyum sağlar: Life is..., and so is the world....
Alıştırma
Oturma odasının da dağınık olduğunu hedef devrik yapıyla belirtmek için cümleyi tamamlayın: The kitchen is messy, ____.
Cevabı göster
and so is the living room
how should we deal with the fact that meat is extremely unsustainable Kalıp ifadeler
6:41etin son derece sürdürülemez
deal with the fact that + yan cümle
Deal with the fact that, bir gerçeklikle yüzleşip ona nasıl karşılık verileceğine karar vermek anlamına gelir. Bu cümledeki gerçeklik meat is extremely unsustainable ifadesidir. Kalıp deal with the fact that + özne + fiil şeklindedir. That, fact sözcüğünün içeriğini açıklar ve what ile değiştirilemez. Deal with burada bir şeyi ele almak ya da onunla başa çıkmak demektir, biriyle ticaret yapmak değil.
Alıştırma
“Bir gerçeklikle yüzleşip ona karşılık vermek” anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: The town must ____ its water supply is shrinking.
Cevabı göster
deal with the fact that
and a sort of horrible torture?
6:45ve bir tür korkunç işkence olduğu gerçeğiyle nasıl başa çıkmalıyız?
the easiest option is opting out more often. Öbek fiiller
6:48en kolay seçenek daha sık vazgeçmektir.
Opting out: katılmamayı seçmek
Burada opting out, daha fazla durumda bilinçli olarak et yememeyi seçmek demektir. Eti sonsuza kadar bırakmak anlamına gelmez; more often bu seçimin ne sıklıkta yapıldığını değiştirir. Opt out, mevcut olan bir şeye katılmamayı veya onu kullanmamayı seçmek anlamındaki bir öbek fiildir. Opting out bunun -ing biçimidir ve bütün ifade is sözcüğünden sonra en kolay seçeneğin ne olduğunu belirtir.
Alıştırma
Cümleyi gönüllü olarak katılmamayı seçmek anlamındaki standart öbek fiille tamamlayın: Employees who already have insurance can ____ of the company health plan.
Cevabı göster
opt out
Taking a meat-free day per week already makes a difference.
6:52Haftada bir gün et yememek bile bir fark yaratır.
If you want to eat meat produced with less suffering,
6:55Eğer daha az acı çekilerek üretilmiş et yemek istiyorsanız,
try to buy from trusted producers with a good track record, Kalıp ifadeler
6:58daha pahalı olsa bile,
A good track record: iyi bir geçmiş performans
Burada a good track record, geçmişteki olumlu performansın güvenilir bir kaydı anlamına gelir. Tavsiye, üreticileri yalnızca şimdi verdikleri sözlere göre değil, sürekli olarak yaptıkları işlere göre değerlendirmektir. Track record burada mecazidir: koşu pisti değil, zaman içinde kaydedilen sonuçlar anlamına gelir. good sıfatı, bu kanıtların genel olarak olumlu olduğunu belirtir.
Alıştırma
Cümleyi geçmiş sonuçların güvenilir kaydı anlamındaki kalıpla tamamlayın: The safety team has ____ of preventing serious accidents.
Cevabı göster
a good track record
even if it costs more. Dilbilgisi
7:01iyi bir geçmişi olan güvenilir üreticilerden satın almaya çalışın.
even if it costs more: kararı değiştirmeyen bir ödün koşulu
even if it costs more ifadesinde even if olası bir dezavantajı belirtir: güvenilir seçenek daha pahalı olabilir. Bu olasılık gerçekleşse de gerçekleşmese de temel tavsiye değişmez. Yapı even if + koşul, ana sonuç veya ana sonuç + even if + koşul şeklinde olabilir. Koşulun kararı ya da sonucu değiştirmediğini gösterir.
Alıştırma
Bir ebeveyn fiyatları henüz kontrol etmemiştir ancak güvenin daha önemli olduğunu söyler. Bu düşünceyi en iyi hangi cümle ifade eder?
- Buy from the trusted shop only if it costs more.
- Buy from the trusted shop, even though it costs more.
- Buy from the trusted shop, even if it costs more.
Cevabı göster
Buy from the trusted shop, even if it costs more.
go for chicken and pig rather than lamb and beef, Kalıp ifadeler
7:06kuzu ve sığır eti yerine tavuk ve domuz etini tercih edin,
go for A rather than B: bir seçeneği diğerine tercih etmek
Burada go for, seçmek anlamına gelir. Tavuk ve domuz önerilen seçenektir; kuzu ve sığır ise seçilmeyen seçenektir. Tekrar kullanılabilen kalıp go for A rather than B şeklindedir. Rather than, reddedilen diğer seçeneği belirtir. A ve B'yi isim + isim ya da fiil öbeği + fiil öbeği gibi birbirine uyan yapılarda kullanın.
Alıştırma
Tavsiyeyi go for A rather than B kalıbının iki parçasıyla tamamlayın: For a school snack, ____ fruit ____ candy.
Cevabı göster
go for · rather than
as they convert their feed more efficiently into meat.
7:08çünkü yemlerini daha verimli bir şekilde ete dönüştürürler.
“if you're going to have your steak, you should eat it, too” ifadesinin esprili yeniden yazımı
Bu ifade, iyi bilinen “you can't have your cake and eat it too” deyimini çağrıştırır. Bu deyim, birbiriyle bağdaşmayan iki avantajın aynı anda korunamayacağını anlatır. Burada cake yerine steak kullanılır ve can't pratik bir öğüde dönüştürülür: bifteği alıyor ya da sipariş ediyorsan israf etmek yerine ye. Cümle iki düzeyde işler: tanıdık deyim kalıbı şakayı oluşturur, ancak asıl mesaj gerçek anlamdadır.
Alıştırma
Bu cümlede konuşanın asıl anlatmak istediği nedir?
- Bir bifteğe sahip olmakla herhangi bir yiyeceği yemek arasında seçim yapmalısın.
- Aynı gün biftek ve kek yemek imkânsızdır.
- Bir biftek alırsan israf etmek yerine ye.
Cevabı göster
Bir biftek alırsan israf etmek yerine ye.
An average American throws out nearly a pound of food per day, Öbek fiiller
7:16Ortalama bir Amerikalı günde neredeyse yarım kilo yiyecek çöpe atıyor,
“Çöpe atar” anlamındaki “throws out”
Throws out, throw out öbek fiilinin geniş zamanda üçüncü tekil kişi biçimidir. Burada çöpe atmak veya atmak anlamına gelir; yani yiyecek israf edilmektedir, gerçek anlamda dışarı doğru fırlatılmamaktadır. Nesne bir isim olduğunda throw out food ve throw food out biçimlerinin ikisi de doğaldır. Nesne bir zamir olduğunda zamiri ortaya koyun: throw it out denir, throw out it denmez.
Alıştırma
Cümleyi “çöpe atmak” anlamındaki throw out ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Every evening, the café ____ any unsold sandwiches.
Cevabı göster
throws out
a lot of which: bir şeyin büyük bir kısmı hakkında bilgi eklemek
a lot of which ifadesindeki which, az önce sözü edilen yiyecek miktarına gönderme yapar. İfadenin tamamı “bu yiyeceğin büyük bir miktarı” anlamına gelir; dolayısıyla yan cümle, çöpe atılanların büyük bir kısmını etin oluşturduğunu belirtir. Virgül, arkasından gelen kısmın temel anlam için zorunlu olmayan ek bilgi olduğunu gösterir. “Miktar ifadesi + of which + fiil” kalıbı, yeni bir cümle başlatmadan oran veya içerik bilgisi eklemenizi sağlar. Food burada sayılamayan bir isim olduğu için tekil fiil is kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümle ek bilgi vermek için miktar + of which kalıbını doğru kullanıyor?
- The shelter received a large food donation, which a lot of was canned.
- The shelter received a large food donation, a lot of which was canned.
- The shelter received a large food donation. A lot of that was canned.
Cevabı göster
The shelter received a large food donation, a lot of which was canned.
Various startups have successfully grown meat in labs
7:25Çeşitli girişimler laboratuvarlarda et yetiştirmeyi başardı
Gıda teknolojisi bağlamında clean meat
Bu gıda teknolojisi bağlamında clean meat, bütün bir hayvanı yetiştirip kesmek yerine kontrollü bir tesiste hayvan hücrelerinin çoğaltılmasıyla üretilen eti ifade eder. Laboratuvarlarda yetiştirilen etten söz eden sonraki cümle bu özel anlamı doğrular. Clean burada gerçek anlamıyla kullanılmaz: Sıradan etin kirli olduğu ya da bu etin yalnızca yıkandığı anlamına gelmez. Terim, ürünü geleneksel et üretimiyle bağlantılı bazı çevre, hayvan refahı veya bulaşma sorunlarını azaltmanın olası bir yolu olarak sunar.
Alıştırma
Bir gıda teknolojisi yazısında hangi açıklama clean meat ifadesine en uygun anlamı verir?
- Pişirilmeden önce yıkanmış geleneksel et
- Kontrollü bir tesiste hayvan hücrelerinden yetiştirilen et
- Et tadı vermesi için yalnızca bitkilerden yapılmış bir ürün
Cevabı göster
Kontrollü bir tesiste hayvan hücrelerinden yetiştirilen et
and are working on doing so on a commercial scale. Kalıp ifadeler
7:28ve bunu ticari ölçekte yapmak için çalışıyorlar.
on a commercial scale: ticari ölçekte üretim
Bu cümlede on a commercial scale, üretim miktarının ve işletme düzeyinin yalnızca başarılı bir laboratuvar deneyiyle sınırlı kalmayıp gerçek bir pazara ürün sağlayabilecek düzeyde olduğunu belirtir. İfade, faaliyetin büyüklüğünü veya düzeyini anlatır. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp on a ... scale biçimindedir. scale sözcüğünden önceki sıfat düzeyi belirtir: on a small scale, on a national scale ve on a commercial scale gibi.
Alıştırma
Hangi cümle bir teknolojinin deney aşamasından pazar düzeyindeki üretime geçtiğini en iyi anlatır?
- The material is now being tested on a tiny laboratory scale.
- The material is now being produced on a commercial scale.
- The material is now being discussed in a commercial.
Cevabı göster
The material is now being produced on a commercial scale.
But solutions like this are still a few years away. Kalıp ifadeler
7:31Ancak bunun gibi çözümlere daha birkaç yıl var.
a few years away: hazır olmasına daha birkaç yıl var
Bu cümlede a few years away, çözümün hazır veya kullanılabilir duruma gelmesinin gelecekte birkaç yıl süreceğinin beklendiğini ifade eder. Away, zamanı şimdiki andan bir uzaklık gibi gösterir; burada fiziksel konumu anlatmaz. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp [zaman miktarı] away biçimindedir: two weeks away, months away veya a few years away. A few özellikle yaklaşık bir miktar belirtir; bu yüzden ifade kesin bir son tarih değil, tahmin verir.
Alıştırma
Hangi cümle tedavinin henüz hazır olmadığını, ancak birkaç yıl sonra hazır olmasının beklendiğini belirtir?
- The new treatment was available a few years ago.
- The new treatment has been tested for a few years.
- The new treatment is still a few years away.
Cevabı göster
The new treatment is still a few years away.