Plasebo Etkisinin Kötü Bir İkizi Var: İngilizce çalışma notları

CGP Grey

Öğrenme zorluğu
1.241 kelime 202 kel/dk

Video özeti: Sahte bir ses uyarısı nocebo etkisini tanıtır; tıbbi deneyler, kitlesel psikojenik hastalık ve haberler zararlı kaynak olmadan olumsuz beklentinin gerçek belirtiler yaratabildiğini gösterir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “made up”: Öbeksi Fiiller. Bir çalışmanın birleştirilmiş değil uydurulmuş olduğunu anlatır ve bilimsel açılıştan düzeltmeye geçişi fark ettirir. 2. “it's the belief in harm that matters.”: Dilbilgisi ve Cümle Kalıpları. It-cleft yapısı belirleyici nedeni öne çıkarır ve farklı açıklamaları ayırmaya yardım eder. 3. “a kind of mind virus.”: Deyimler ve Mecazlı İfadeler. Virus, yayılarak belirtileri tetikleyen inanç metaforudur; patojen değildir.

Bu derste

Please, put on your headphones.

0:00

Lütfen kulaklıklarınızı takın.

I promise there won't be any loud sounds,

0:01

Size söz veriyorum yüksek sesler olmayacak,

but this video is going to hurt. Anlatım akışı

0:04

ama bu video canınızı acıtacak.

Anlatım akışı

Gerilim yaratan bir tahmin olarak this video is going to hurt

this video is going to hurt yan cümlesi, acıyı zayıf bir olasılık olarak değil, beklenen bir sonuç olarak sunar. Başta yer alan bu kesin tahmin bir ilgi çekme aracı görevi görür: merak ve gerilim yaratır, açıklama başlamadan önce izleyicide olumsuz bir beklenti oluşturur. Burada bu cümle, daha sonra gelecek gösterimin hazırlığının bir parçasıdır; güvenilir bir tıbbi uyarı değildir. İfadenin kendisi, videonun ileride inceleyeceği beklentiyi oluşturmaya yardım eder.

Alıştırma

Bu açılış cümlesinde this video is going to hurt ifadesinin temel görevi nedir?

  1. Merak ve gerilim yaratan güçlü bir tahminde bulunur ve sonraki gösterimi hazırlar.
  2. Baş ağrısının fiziksel nedenini açıklar.
  3. Video hakkında doğrulanmış bir tıbbi uyarı verir.
Cevabı göster

Merak ve gerilim yaratan güçlü bir tahminde bulunur ve sonraki gösterimi hazırlar.

There's a study about hypersounds and how they cause headaches.

0:06

Hipersonikler ve baş ağrısına nasıl neden oldukları hakkında bir araştırma var.

These sounds are too high-pitched to hear,

0:09

Bu sesler duyulamayacak kadar yüksek perdelidir,

like the one added to this video playing right now,

0:11

tıpkı şu anda oynatılan bu videoya eklenen ses gibi,

but cause headaches they still do. Dilbilgisi

0:14

ama yine de baş ağrısına neden olurlar.

Dilbilgisi

cause headaches they still do: do ile öne alma

cause headaches fiil öbeği cümlenin başına taşınmıştır. Olağan sıra they still do cause headaches biçimindedir. Bu belirgin öne alma, iddia edilen etkiyi odağa yerleştirir ve cümleye resmî, dramatik bir ritim verir. Sondaki do, öne alınan cause headaches eylemine gönderme yapar; ikinci bir eylem anlatmaz. still ile birlikte iddiayı güçlendirir: çevredeki tartışmada bir karşıtlık olsa da baş ağrısına neden olmaya devam ederler.

Alıştırma

Vurgulu do sözcüğünü korurken cause headaches they still do ifadesinin tarafsız kelime sırasındaki en yakın karşılığı hangisidir?

  1. They still cause headaches.
  2. They still do cause headaches.
  3. Headaches still cause them.
Cevabı göster

They still do cause headaches.

The hypersound in your headphones is pressing on your inner ear,

0:16

Kulaklığınızdaki hipersonik iç kulağınıza baskı yapıyor,

stressing the nerves leading to your brain where,

0:19

beyninize giden sinirleri strese sokuyor ve burada,

if the headache hasn't started already,

0:22

baş ağrısı henüz başlamadıysa,

it soon will as the exposure causes headaches after only 10 seconds.

0:23

yakında başlayacaktır çünkü maruz kalma sadece 10 saniye sonra baş ağrısına neden olur.

Oh my.

0:28

Aman Tanrım.

Can you feel it?

0:29

Hissedebiliyor musun?

That pressure in your ears spreading to your now throbbing brain?

0:30

Kulaklarınızdaki o baskı şimdi zonklayan beyninize mi yayılıyor?

Because you shouldn't. Anlatım akışı

0:33

Çünkü hissetmemelisin.

Anlatım akışı

Bilinçli bir cümle parçası olarak Because you shouldn't.

Because you shouldn't. bilinçli olarak kullanılan bir cümle parçasıdır. Because normalde başka bir düşünceye bağlanan bir neden yan cümlesi başlatır; ancak burada neden, kısa bir cevap olarak tek başına verilir. shouldn't ifadesinden sonra anlaşılan sözler, önceki sorudan tamamlanan feel that pressure or headache bölümüdür. Nedeni ayrı söylemek bir duraklama yaratır ve ona daha fazla vurgu kazandırır. Sözlü anlatımda bu yöntem, dinleyicinin önceki varsayımını tersine çevirebilir ve açıklamanın ani gelmesini sağlayabilir.

Alıştırma

Bu diyalogda tek başına kullanılan Because you shouldn't. ne işe yarar?

  1. Bir neden sunmaya başlar ama amaçlanan anlamın çıkarılmasını imkânsız kılar.
  2. Konuşanın, dinleyicinin bir şey hissedip hissetmemesi gerektiğinden emin olmadığını belirtir.
  3. Nedeni ayrı ve vurgulu bir açıklama olarak verir.
Cevabı göster

Nedeni ayrı ve vurgulu bir açıklama olarak verir.

This study is made up and there's no hypersound in the audio, Öbek fiiller

0:34

Bu çalışma uydurmadır ve seste hiçbir hipersonik yoktur,

Öbek fiiller

Uydurulmuş veya gerçek dışı anlamında made up

Burada made up, make up öbek fiilinin geçmiş zaman ortacıdır ve edilgen be made up yapısında kullanılır. “Gerçek değil, uydurulmuş” anlamına gelir: birisi bu çalışmayı yaratmıştır, ancak çalışmanın gerçeklere dayanan bir temeli yoktur. Ardından gelen there's no hypersound in the audio sözleri de iddianın yanlış olduğunu ortaya çıkararak bu anlamı destekler. be made up ifadesi of olmadan kullanılıp bir hikâyeyi, bahaneyi, iddiayı veya çalışmayı tanımladığında genellikle “uydurulmuş” anlamı amaçlanır.

Alıştırma

Cümleyi make up ifadesinin “uydurulmuş ve gerçek dışı” anlamına gelen iki kelimelik biçimiyle tamamlayın: The witness admitted that the whole story was ____.

Cevabı göster

made up

but some of you will still have begun to feel a headache. Dilbilgisi

0:37

ama bazılarınız yine de baş ağrısı hissetmeye başlamış olacak.

Dilbilgisi

will still have begun to feel: gelecekteki bir noktadan görülen başlangıç

will have begun to feel fiil grubu önce gelecekteki bir referans noktasına bakar, sonra o noktadan geriye döner. Gelecekteki o anda, hissin başlaması çoktan gerçekleşmiş olacaktır; ancak hissin kendisi hâlâ gelişiyor olabilir. Yalnızca hissi öngören will feel yapısından daha belirgin bir zaman ilişkisi kurar. still, will ile have arasına gelir ve karşıt bir beklentiye rağmen sonucun geçerli kaldığını gösterir. Burada, nedenin zararsız olduğu açıklandıktan sonra bile bazı kişilerin baş ağrısı hissetmeye çoktan başlamış olabileceği anlatılır.

Alıştırma

Hangi cümle, rahatlatıcı sözlere rağmen baş ağrısının başlangıcının öğle vakti geldiğinde geçmişte kalmış olacağını söylüyor?

  1. Despite the reassurance, Leo will still begin to feel a headache at noon.
  2. Despite the reassurance, Leo will still have begun to feel a headache by noon.
  3. Despite the reassurance, Leo will still be feeling a headache at noon.
Cevabı göster

Despite the reassurance, Leo will still have begun to feel a headache by noon.

Why?

0:40

Neden mi?

The nocebo effect. Kelime

0:41

Nocebo etkisi.

A nocebo is a harmless thing,

0:42

Nocebo zararsız bir şeydir,

like a video with non-existent hypersounds,

0:43

var olmayan hipersonikleri olan bir video gibi,

that causes harm,

0:45

ama zarar verir,

like a headache,

0:47

baş ağrısı gibi,

because you believe it's harmful.

0:47

çünkü onun zararlı olduğuna inanırsın.

Kelime

nocebo effect: olumsuz beklentilerin yol açtığı gerçek belirtiler

Nosebo etkisi, olumsuz beklentilerin gerçek belirtilere neden olması veya onları kötüleştirmesidir. Bir şey ya da tedavi zararsız olabilir; ancak size zarar vereceğine inanmak ağrı, bulantı veya başka gerçek bir soruna yol açabilir. Bu, kişinin numara yaptığı anlamına gelmez. Bu bölümde nocebo zararsız tetikleyiciyi, nocebo effect ise beklentiden belirtiye uzanan sürecin tamamını ifade eder. Terimle başka bir yerde karşılaştığınızda korkulan bir zarar, olumsuz bir inanç ve gerçek bir tepki arayın.

Alıştırma

Hangi durum nosebo etkisinin en açık örneğidir?

  1. Bir kişi işe gitmemek için kendini hasta hissettiğini söyler.
  2. Bir kişi mideyi doğrudan tahriş eden etkin bir ilaç alır.
  3. Bir kişi zararsız bir tabletin bulantıya yol açmasını bekler ve sonra gerçekten bulantı hisseder.
Cevabı göster

Bir kişi zararsız bir tabletin bulantıya yol açmasını bekler ve sonra gerçekten bulantı hisseder.

That sounds like voodoo,

0:49

Bu kulağa vudu gibi geliyor,

but there's a real science behind the nocebo effect,

0:50

ama nocebo etkisinin arkasında gerçek bir bilim var,

which is more than an irritating parlor trick. Deyimler

0:53

ve bu sadece sinir bozucu bir salon numarasından daha fazlası.

Deyimler

Küçümseyici bir metafor olarak parlor trick

Parlor trick, temel amacı insanları eğlendirmek veya etkilemek olan küçük ve becerikli bir gösteri ya da numaradır. Burada mecaz olarak kullanılır: Bu olgu, gerçekten bir odada yapılan gösteri olarak değil, gösterişli fakat önemsiz bir merak konusu olarak küçümsenebilir. More than sözleri bu küçümsemeyi reddeder. Konuşmacı, etkinin yalnızca sinir bozucu veya dikkat çekici olmanın ötesinde gerçek bir önemi olduğunu söylüyor.

Alıştırma

Konuşmacı şu cümleyle ne demek istiyor: The effect is more than an irritating parlor trick?

  1. Etki küçük bir merak konusu gibi görünebilir, ancak gerçek bir önemi vardır.
  2. Etki eğlencelidir ve hiçbir pratik sonucu yoktur.
  3. Etki, birinin oturma odasında yapılan sahtekâr bir gösteridir.
Cevabı göster

Etki küçük bir merak konusu gibi görünebilir, ancak gerçek bir önemi vardır.

It causes real problems,

0:55

Gerçek sorunlara neden olur,

like in medicine.

0:57

tıpkı tıptaki gibi.

When testing a new drug,

0:58

Yeni bir ilacı test ederken,

doctors get a group of sick people,

0:59

doktorlar bir grup hasta insan bulur,

give half of them the new drug,

1:00

yarısına yeni ilacı verir,

and give the other half a fake pill that does nothing,

1:02

ve diğer yarısına hiçbir işe yaramayan sahte bir hap verir,

but which they're told is real.

1:04

ama onlara bunun gerçek olduğu söylenir.

This is how science finds the stuff that works

1:06

Bilim, işe yarayan şeyleri

amongst the junk that doesn't.

1:08

yaramayan çöplerin arasından işte böyle bulur.

But new drugs have side effects,

1:10

Ancak yeni ilaçların yan etkileri vardır,

and sometimes patients drop out of the experiment because of them. Öbek fiiller

1:12

ve bazen hastalar bu yüzden deneyden ayrılır.

Öbek fiiller

drop out of + etkinlik yapısı

Drop out of, bir etkinliğe, kursa, kuruluşa veya araştırmaya katılmayı bitmeden önce bırakmak anlamına gelir. Bu cümlede hastalar deneye katılmayı bırakıyor; fiziksel olarak düşen bir şey yoktur. Yapı drop out of + isim öbeği şeklindedir: drop out of the experiment. Belirli bir etkinlik söylenmediğinde drop out tek başına kullanılabilir: Two patients dropped out.

Alıştırma

Dersimizdeki, bitmeden önce katılmayı bırakmak anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: Because the training schedule conflicted with her work hours, Maya decided to ____ the program.

Cevabı göster

drop out of

No surprise there.

1:15

Bunda şaşılacak bir şey yok.

But some people on the fake also drop out from the side effects.

1:16

Fakat sahte hap kullanan bazı insanlar da yan etkilerden dolayı bırakırlar.

Side effects they've gotten from a drug they aren't taking,

1:20

Almadıkları bir ilaçtan yan etki görürler,

but because they think they're on the real thing, Deyimler

1:23

ama gerçek olanı aldıklarını düşündükleri için,

Deyimler

The real thing: gerçek ve asıl olan

The real thing, sahte, kopya veya alternatif olmayan gerçek ürün ya da asıl sürüm anlamına gelen yaygın ve gündelik bir kalıptır. Burada katılımcıların kullandıklarını sandıkları gerçek ilacı, gerçekte aldıkları etkisiz hap yerine ifade eder. Buradaki thing belirsiz bir nesneyi anlatmaz. Kalıbın tamamı, bağlamdan zaten anlaşılan belirli ve gerçek sürüme işaret eder.

Alıştırma

Kopya değil, gerçek ürün anlamına gelen ifadeyi seçin: This watch is not a copy; it is ___.

  1. a real thing
  2. the real thing
  3. the same thing
Cevabı göster

the real thing

they've also thought themselves into the side effects. Dilbilgisi

1:25

kendilerini de yan etkilere inandırmışlardır.

Dilbilgisi

Think oneself into a state: düşüncelerin bir duruma yol açması

think + dönüşlülük zamiri + into + sonuç yapısında dönüşlülük zamiri özneyle uyumludur ve into, eylemin yol açtığı durumu belirtir. Burada they've thought themselves into the side effects, gerçek ilacı kullanmadıkları hâlde beklentilerinin listelenen belirtileri yaşamalarına katkıda bulunduğu anlamına gelir. Bu ifade, düşünceyi veya beklentiyi durumun nedeni olarak sunar; yalnızca kişinin aklındaki bir konuyu anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi think oneself into yapısıyla tamamlayın: After reading frightening stories online, he ____ a panic.

Cevabı göster

thought himself into

Now, maybe this is just a case of misattribution.

1:28

Şimdi, belki de bu sadece bir yanlış atıf vakasıdır.

People get headaches,

1:30

İnsanların başı ağrır,

and if they've joined a drug trial that lists headaches in the side effects,

1:31

ve eğer yan etkilerinde baş ağrısını listeleyen bir ilaç denemesine katıldılarsa,

it's natural to blame the new drug,

1:34

yeni ilacı suçlamak doğaldır,

and that certainly happens to some extent. Kalıp ifadeler

1:35

ve bu kesinlikle bir dereceye kadar olur.

Kalıp ifadeler

to some extent: bir iddianın kapsamını sınırlamak

Bu cümlede to some extent, "kısmen" veya "sınırlı bir ölçüde" anlamına gelir. Konuşan kişi ifadenin doğru olduğunu kabul eder, ancak tamamen doğru olduğunu söylemez. Bu ifade, iddianın gücünü sınırlar. Bir fikrin bir bölümüne katılırken düzeltme, istisna veya ek bir nokta için yer bırakmanızı sağlar.

Alıştırma

Bu cümlede to some extent ne anlama gelir? "The new schedule helped to some extent, but several problems remain."

  1. Her sorunu çözdü.
  2. Kısmen yardımcı oldu, ancak tamamen değil.
  3. Belirli bir yerde yardımcı oldu.
Cevabı göster

Kısmen yardımcı oldu, ancak tamamen değil.

But the nocebo effect is more than just misattribution.

1:38

Fakat nocebo etkisi sadece yanlış atıftan daha fazlasıdır.

It causes real additional harm

1:40

Gerçek ek zararlara neden olur

that scientists can measure in cruel,

1:42

ve bilim insanları bunu acımasız,

cruel experiments.

1:44

acımasız deneylerle ölçebilirler.

And this is one of the reasons there's not an overabundance of research on nocebos.

1:45

Ve nocebolar üzerinde aşırı miktarda araştırma yapılmamasının nedenlerinden biri de budur.

Approach your friendly neighborhood ethics board with an experiment designed to hurt people,

1:49

Dost canlısı mahalle etik kurulunuza insanlara zarar vermek için tasarlanmış bir deneyle yaklaşırsanız,

and they'll frown on that. Öbek fiiller

1:53

buna kaşlarını çatarlar.

Öbek fiiller

frown on: onaylamadığını belirtmek

Frown on something, bir şeyi onaylamamak veya kabul edilemez görmek anlamına gelir. Bu cümlede they ile belirtilen kişiler o eyleme olumsuz bakacaktır; kimsenin gerçekten kaşlarını çatması gerekmez. frown on + isim, zamir veya -ing biçimi kalıbını kullanın. Bu ifade çoğunlukla toplumsal ya da kurumsal onaylamamayı anlatır; tek başına eylemin resmen yasak olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi frown on ile tamamlayın: "The committee will ____ any attempt to hide the results."

Cevabı göster

frown on

But sometimes nocebo experiments do get approved

1:55

Fakat bazen nocebo deneyleri onaylanır

to the benefit of science and humanity, Anlatım akışı

1:57

bilimin ve insanlığın yararına olması için,

if not the participants.

1:59

katılımcıların olmasa bile.

Anlatım akışı

to the benefit of ... if not the participants: sona bırakılan bir sınırlama

Ana iddia, çalışmanın bilime ve insanlığa yarar sağladığıdır. Sondaki “if not the participants” ifadesi bu iddiayı sınırlar: “ancak belki katılımcıların yararına değil” demektir. “to the benefit of” sözleri, önceki bölümden anlaşılabildiği için atılmıştır. Bu çekinceyi sona koymak, konuşmacının ciddi bir iddiadan keskin bir karşıtlığa geçmesini sağlar. Bedeli katılımcılar ödediği için gecikmiş sınırlama normal bir koşul kurmak yerine kuru bir ironi yaratır.

Alıştırma

Bu cümledeki “if not the participants” ifadesinin anlamına hangi açıklama uyar?

  1. Bilim ve insanlık yerine katılımcılar yarar görebilir.
  2. Bilim ve insanlık yalnızca katılımcı olmadığında yarar görür.
  3. Bilim ve insanlık yarar görebilir, fakat katılımcılar görmeyebilir.
Cevabı göster

Bilim ve insanlık yarar görebilir, fakat katılımcılar görmeyebilir.

For example,

2:00

Örneğin,

under the right conditions,

2:01

doğru koşullar altında,

some people who expect a harmless injection will give them a rash

2:02

zararsız bir iğnenin kendilerinde kızarıklık yapmasını bekleyen bazı kişilerde

will get a rash.

2:05

kızarıklık olur.

But for people who expect nothing to happen,

2:05

Fakat hiçbir şey olmamasını bekleyen insanlar için,

nothing is exactly what happens.

2:08

tam olarak hiçbir şey olmaz.

And fake pills can be addictive.

2:10

Ve sahte haplar bağımlılık yapabilir.

Take test subjects off pills they believe are addictive,

2:11

Test deneklerinin bağımlılık yaptığını düşündükleri hapları keserseniz,

and some will experience nocebic withdrawal symptoms like pain and fatigue

2:14

bazıları ağrı ve yorgunluk gibi nocebik yoksunluk belirtileri yaşayacaktır,

from pills they could never have been addicted to in the first place. Kalıp ifadeler

2:18

asla bağımlı olamayacakları haplardan dolayı.

Kalıp ifadeler

in the first place: ilk varsayıma geri dönmek

Burada “in the first place” düşünceyi başlangıçtaki duruma geri götürür: Hapların en baştan beri bağımlılığa yol açması mümkün değildi. Bağımlılığın mümkün olduğu temel varsayımını reddederek “could never have been addicted” ifadesini güçlendirir. Bu söylem belirteci çoğunlukla olumsuz veya kuşkucu bir ifadenin ardından gelir ve dikkati sonraki bir sonuç yerine ilk nedene, karara veya koşula yöneltir.

Alıştırma

Hareketin en baştan hiç yapılmaması gerektiğini göstererek cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? “You shouldn't have posted your home address online ___.”

  1. first of all
  2. at first
  3. in the first place
Cevabı göster

in the first place

Another experiment gave people harmless injections,

2:22

Başka bir deneyde insanlara zararsız iğneler yapıldı,

told half of them to sit there,

2:24

yarısına orada oturması söylendi,

and told the other half their pain would increase for the next 30 minutes,

2:25

ve diğer yarısına önümüzdeki 30 dakika boyunca ağrılarının artacağı söylendi,

which it did. Dilbilgisi

2:28

ki öyle de oldu.

Dilbilgisi

which it did: did ile yinelenen fiil öbeğinin yerine geçme

Burada did, “bir eylem yaptı” anlamına gelmez. Önceki increased fiil öbeğinin yerine geçer: ağrının artması bekleniyordu ve gerçekten arttı. which it did yan cümlesi, tahmin edilen bu sonuca dönüp onun gerçekten gerçekleştiğini doğrular. Yardımcı fiilin bu şekilde kullanılması, fiil öbeğinin tamamını tekrarlamadan sonucu tahmine sıkıca bağlar.

Alıştırma

Fiil öbeğini tekrarlamadan tahmini doğrulamak için which içeren bir yan cümle kullanın: The doctor said the swelling would go down by morning, ____.

Cevabı göster

which it did

But in this situation,

2:30

Fakat bu durumda,

there's a drug that can block the nocebo effect,

2:31

nocebo etkisini bloke edebilen bir ilaç var,

and those who were told the injection would hurt,

2:33

ve iğnenin acıtacağı söylenen,

but were also secretly given a nocebo-blocking drug,

2:36

ama gizlice nocebo bloke edici bir ilaç da verilenler,

did not report an increase in pain,

2:39

ağrıda bir artış bildirmediler,

showing that the nocebo effect is a real physical process.

2:41

bu da nocebo etkisinin gerçek bir fiziksel süreç olduğunu gösteriyor.

In all these nocebo experiments,

2:44

Tüm bu nocebo deneylerinde,

it's the belief in harm that matters. Dilbilgisi

2:45

önemli olan zarara olan inançtır.

Dilbilgisi

It's the belief in harm that matters: it-cleft yapısıyla odak oluşturma

Burada it belirli bir şeye gönderme yapmaz. Cümle, It is X that matters vurgu kalıbını kullanır ve X konumuna the belief in harm ifadesini yerleştirir. Böylece bu inanç, belirleyici unsur olarak öne çıkarılır. Birden fazla olası neden veya ayrıntı konuşulurken hangisinin önemli olduğunu belirtmek için bu kalıbı kullanın. Daha basit olan The belief in harm matters düşünceyi bildirir; vurgu yapısı ise What is it that matters? sorusuna daha doğrudan yanıt verir.

Alıştırma

Cümleyi kısaltılmış it vurgu kalıbı It's X that matters ile tamamlayın: Many tools are available, but ____ how you use them ____.

Cevabı göster

it's · that matters

If someone dressed as a voodoo witch doctor popped up and hexed you with a curse of great pain,

2:47

Eğer vudu büyücüsü kılığında biri aniden ortaya çıkıp size büyük bir acı laneti okursa,

no effect.

2:52

hiçbir etki olmaz.

But in a room with a real doctor and his clipboard

2:52

Fakat gerçek bir doktorun ve onun not defterinin

and a big science machine and a needle in your arm,

2:55

ve büyük bir bilim makinesinin ve kolunuzda bir iğnenin olduğu bir odada,

you'll take his words rather more seriously, Kalıp ifadeler

2:57

onun sözlerini çok daha ciddiye alacaksınız,

Kalıp ifadeler

take his words rather more seriously: onun sözlerini çok daha ciddiye almak

To take someone's words seriously, bir kişinin söylediğini önemli, güvenilir veya harekete geçmeye değer görmek demektir. Buradaki take fiziksel olarak bir şeyi taşımak anlamına gelmez; his words, onun söyledikleri anlamındadır. More, seriously sözcüğüne karşılaştırma anlamı katar: Dinleyen kişi bu sözleri öncekinden veya başka bir durumdakinden daha ciddi biçimde ele alır. Rather bu karşılaştırmayı ölçülü biçimde güçlendirir; bu nedenle rather more seriously, “belirgin biçimde daha ciddi” veya “oldukça daha ciddi” demektir.

Alıştırma

Hangi cümle, insanların artık onun söylediklerini eskisine göre belirgin biçimde daha önemli gördüğü anlamına gelir?

  1. They would rather listen to more of his advice.
  2. They take his words rather more seriously.
  3. They interpret every word he says literally.
Cevabı göster

They take his words rather more seriously.

which is why doctors say this won't hurt a bit Notlar

3:00

bu yüzden doktorlar bu hiç acıtmayacak derler

Kalıp ifadeler

“won't hurt a bit” hiç acımayacağı anlamına gelir

Burada won't hurt a bit, “hiç acımayacak” demektir. won't olumsuzluğu hurt a bit ifadesinin tamamını kapsar; bu nedenle a bit, “en küçük bir miktar bile” anlamını ekler. Biraz acı beklendiği anlamına gelmez. Bu ifade, bir eylem veya işlem öncesinde birini rahatlatır. Deneyimin tamamen acısız olacağını söyleyerek endişeyi azaltmayı amaçlar.

Alıştırma

“The nurse smiled and said, ‘This won't hurt a bit,’” cümlesinde hemşire ne söylüyor?

  1. İşlem biraz acıtacak.
  2. İşlem acıtacak ama çok acıtmayacak.
  3. İşlem hiç acıtmayacak.
Cevabı göster

İşlem hiç acıtmayacak.

rather than oh, this?

3:02

ah, bu mu?

It's going to hurt,

3:04

Canını yakacak,

like a lot.

3:05

hem de çok, demek yerine.

Anlatım akışı

which is why ... rather than ile sonuç ve karşıtlık kurmak

Which is why, önceki düşüncenin tamamını bir sonuca bağlar ve “işte bunun nedeni budur” anlamına gelir. Burada otoriteyle ilgili önceki görüşü doktorların kullandığı sözlerin açıklamasına dönüştürür. Rather than, reddedilen veya seçilmeyen alternatifi belirtir. Cümle önce doktorların kullandığı rahatlatıcı ifadeyi verir, ardından bunu kaçındıkları korkutucu ifadeyle karşılaştırır. Bu iki bağlayıcı, bilgiyi neden → sonuç ve seçilen seçenek → reddedilen alternatif biçiminde düzenler.

Alıştırma

İki hedef bağlayıcıyı doldurun. İlki önceki nedenden doğan sonucu tanıtmalı, ikincisi reddedilen alternatifi belirtmelidir: The roads are icy, ____ the school chose to close ____ remain open.

Cevabı göster

which is why · rather than

Which, by the way,

3:06

Bu arada,

was a real experiment done on women undergoing labor during spinal injections.

3:07

bu, spinal enjeksiyonlar sırasında doğum yapan kadınlar üzerinde yapılan gerçek bir deneydi.

Guess how that turned out. Ton ve niyet

3:12

Tahmin edin nasıl sonuçlandı.

Ton ve niyet

Söz sanatı olarak “Guess how that turned out.”

Kelime anlamıyla Guess how..., birinden yanıt vermesini isteyebilir. Ancak burada söz sanatı olarak kullanılan bir sorudur: konuşan kişi gerçek bir tahmin beklemez ve az önce anlattıklarından sonucun açık olduğunu belirtir. Turned out, “sonunda oldu” veya “sonuçlandı” anlamına gelir. Bu alaycı kullanımda dinleyici, sonucun tahmin edilebileceği gibi kötü olduğunu çıkarmaya yönlendirilir.

Alıştırma

Nico beyaz bir gömleği yeni kırmızı bir havluyla birlikte yıkadı. Kız kardeşi “Guess how that turned out.” diyor. Ne ima ediyor?

  1. Bir şey olup olmadığı hakkında hiçbir fikri yok.
  2. Ciddi ve ayrıntılı bir tahmin istiyor.
  3. Kötü sonucu tahmin etmek kolaydır.
Cevabı göster

Kötü sonucu tahmin etmek kolaydır.

But nocebos don't end here.

3:13

Fakat nocebolar burada bitmiyor.

While illnesses like the flu spread from contact with disgusting germ-infected humans

3:15

Grip gibi hastalıklar iğrenç mikrop bulaşmış insanlarla temas yoluyla yayılırken

and the things they touch with their disgusting germy hands,

3:19

ve iğrenç mikroplu elleriyle dokundukları şeylerden,

a nocebo spreads from mind to mind, Deyimler

3:22

bir nocebo zihinden zihne yayılır,

no contact required.

3:24

hiçbir temasa gerek kalmadan.

Deyimler

spreads from mind to mind: zihinden zihne yayılır

Burada spreads mecaz anlamda kullanılır: nosebo, bulaşıcı bir şeymiş gibi sunulur. Yayılan şey fiziksel bir madde değil, belirtilerin ortaya çıkabileceğine dair beklentidir. From mind to mind, bir kişinin düşünce veya korkularının bilgi, gözlem ya da telkin yoluyla başka bir kişiyi etkilemesi demektir. Telepati anlamına gelmez. Bu ifade, psikolojik bir etkiyi fiziksel temas olmadan insanlar arasında geçebilen bir enfeksiyon gibi gösterir.

Alıştırma

“The frightening rumour spread from mind to mind even though nobody met in person.” cümlesindeki “spread from mind to mind” ne anlama gelir?

  1. Söylenti yalnızca doğrudan temas yoluyla fiziksel bir hastalığa neden oldu.
  2. Söylenti, hiç kimse bilgi almadan telepati yoluyla ilerledi.
  3. İnsanlar söylentiyi iletişim, gözlem veya telkin yoluyla aktardı.
Cevabı göster

İnsanlar söylentiyi iletişim, gözlem veya telkin yoluyla aktardı.

A notable example happened in a Tennessee high school.

3:26

Önemli bir örnek Tennessee'deki bir lisede yaşandı.

One teacher reported a strange smell in her classroom

3:28

Bir öğretmen sınıfında tuhaf bir koku olduğunu bildirdi

and developed symptoms of headache,

3:31

ve baş ağrısı,

nausea,

3:32

mide bulantısı,

and difficulty breathing.

3:33

ve nefes almada zorluk belirtileri gösterdi.

These symptoms spread to some of her students,

3:34

Bu belirtiler öğrencilerinden bazılarına yayıldı,

and from them to others in the school.

3:36

ve onlardan okuldaki diğerlerine.

Almost 200 people ended up at the local hospital, Öbek fiiller

3:38

Neredeyse 200 kişi yerel hastanelik oldu,

Öbek fiiller

ended up: varılan nihai sonuç

Ended up, bir dizi olayın nihai sonucunu belirtir ve bu sonuç çoğu zaman planlanmamış veya beklenmedik olur. Burada yaklaşık 200 kişinin sonunda kendini yerel hastanede bulduğu anlamına gelir. Temel fikir yalnızca oraya gitme eylemi değil, ortaya çıkan sonuçtur. Bu nedenle ended up, went sözcüğünden daha fazla anlatı bilgisi taşır ve bu sonuca yol açan önceki olaylara işaret eder.

Alıştırma

Cümleyi beklenmedik bir nihai sonucu gösteren öbek fiille tamamlayın: After taking three wrong turns, we ____ at the same café where we started.

Cevabı göster

ended up

but all medical tests came back with nothing, Öbek fiiller

3:41

ama tüm tıbbi testler hiçbir şey çıkmadı,

Öbek fiiller

Testlerde bulgu olmadığını anlatan came back with nothing

Bu cümlede came back fiziksel olarak geri dönmeyi anlatmaz. Tıbbi testlerin bir sonuç ürettiğini veya sonucun bildirildiğini ifade eder. With nothing, testlerde ilgili bir anormallik, zararlı madde ya da açıklama bulunmadığını belirtir. Aktarılabilir kalıp test, kontrol veya araştırma + come back + sonuç şeklindedir. Sonuç clear, negative veya with nothing olabilir; with nothing daha geniş ve belirli bir sonuç sözcüğünden daha az kesindir.

Alıştırma

Bu bağlamda the medical tests came back with nothing ne anlama gelir?

  1. Yanlarında tıbbi ekipman olmadan geri döndüler.
  2. İlgili bir sorun veya neden bulamadılar.
  3. Test sonuçları henüz geri gelmemişti.
Cevabı göster

İlgili bir sorun veya neden bulamadılar.

nor was anything harmful found at the school. Dilbilgisi

3:44

ve okulda zararlı hiçbir şey bulunamadı.

Dilbilgisi

Cümle başında nor was ... devrikliği

Nor, önceki olumsuz ifadeye ikinci bir olumsuz bilgi ekler. Burada okulda da zararlı hiçbir şey bulunmadığı anlamına gelir. Nor yan cümlenin başına geldiğinde resmî İngilizcede özne-yardımcı fiil devrikliği kullanılır: nor + yardımcı fiil/be/modal + özne + cümlenin geri kalanı. Normal sıradaki anything harmful was found, nor sonrasında was anything harmful found olur. Bu bir devrik yapıdır, soru değildir.

Alıştırma

Cümle başında nor kullanarak ikinci olumsuz bilgiyi ekleyin ve ikinci cümleyi tamamlayın: The scan showed no fracture. ____ any internal bleeding detected.

Cevabı göster

Nor was

This was a nocebo.

3:46

Bu bir noceboydu.

The belief that the air was making them sick spread from mind to mind.

3:48

Havanın onları hasta ettiği inancı zihinden zihne yayıldı.

Everyone who got sick heard about the symptoms from someone else.

3:52

Hasta olan herkes belirtileri başka birinden duymuştu.

When this happens,

3:56

Bu gerçekleştiğinde,

it's called mass psychogenic illness. Kelime

3:57

buna kitlesel psikojenik hastalık denir.

Kelime

mass psychogenic illness terimi

Mass psychogenic illness, bir grupta benzer fiziksel belirtilerin görüldüğü ancak araştırmacıların bunlarla eşleşen bulaşıcı, toksik veya başka bir fiziksel kaynak bulamadığı durumlar için kullanılan resmî bir terimdir. Psychogenic, psikolojik ve sosyal süreçlerin belirtilerin ortaya çıkmasına veya yayılmasına katkıda bulunduğunu anlatır. Belirtilerin hayal ürünü olduğu ya da insanların bilerek hasta numarası yaptığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir halk sağlığı raporunda mass psychogenic illness ne anlama gelir?

  1. Aynı anda çok sayıda kişiyi etkileyen herhangi bir bulaşıcı hastalık
  2. Bir grubun bilerek hasta numarası yapması
  3. Bir grupta eşleşen bulaşıcı, toksik veya başka bir fiziksel kaynak olmadan ortaya çıkan gerçek belirtiler
Cevabı göster

Bir grupta eşleşen bulaşıcı, toksik veya başka bir fiziksel kaynak olmadan ortaya çıkan gerçek belirtiler

The treatment in these cases is to separate those with symptoms from the rest

3:59

Bu vakalardaki tedavi, semptomları olanları diğerlerinden ayırmak

and reassure the ill that,

4:03

ve hastaları rahatlatmaktır.

yes, their symptoms are real, Ton ve niyet

4:04

Evet, semptomları gerçektir,

but no, they haven't been exposed to anything toxic,

4:05

ama hayır, toksik hiçbir şeye maruz kalmadılar,

and yes, people are getting better quickly.

4:08

ve evet, insanlar hızla iyileşiyor.

Ton ve niyet

Rahatlatıcı yes ... but no ... and yes yapısı

Tekrarlanan yes ... but no ... and yes yapısı üç mesajı bilinçli bir sıraya koyar: önce kişinin yaşadığı deneyimi kabul eder, sonra korkulan açıklamayı reddeder ve son olarak iyileşme hakkında rahatlatıcı kanıt sunar. Burada real, symptoms sözcüğünü niteler; no ise toxic exposure durumunu reddeder. Bu yapı, kişiyi küçümsemeden yanlış bir inancı düzeltmeyi sağlar: doğru olanı kabul etmek, bunu desteklenmeyen çıkarımdan açıkça ayırmak ve gerçek, olumlu bir noktayla bitirmek.

Alıştırma

Bir sağlık uzmanının, hastanın ağrısının gerçek olduğuna, toksik madde bulunmadığına ve iyileşmenin muhtemel olduğuna dair kanıtı vardır. Hangi yanıt aynı yes ... but no ... and yes yapısını izler?

  1. No, your pain is not real, but yes, something toxic must be causing it.
  2. Yes, your pain is real, but no, the tests show no sign of toxic exposure, and yes, most people recover quickly.
  3. Yes, your pain is real, and yes, that proves a toxin caused it.
Cevabı göster

Yes, your pain is real, but no, the tests show no sign of toxic exposure, and yes, most people recover quickly.

This last is one of the indicators

4:11

Bu sonuncusu,

that separates a real poison gas leak or biological weapon

4:12

gerçek bir zehirli gaz sızıntısını veya biyolojik silahı

from mass psychogenic illness.

4:15

kitlesel psikojenik hastalıktan ayıran göstergelerden biridir.

But the final factor,

4:17

Fakat son faktör,

number of cases increasing with greater media coverage,

4:18

daha fazla medya kapsamıyla artan vaka sayısı,

can lead to this kind of thing spreading far and wide. Deyimler

4:20

bu tür şeylerin çok geniş bir alana yayılmasına yol açabilir.

Deyimler

geniş bir alanı anlatan zarf deyimi far and wide

Far and wide, “çok geniş bir alanda” veya “birçok farklı yere” anlamına gelen kalıplaşmış bir zarf deyimidir. Bu cümlede, bu tür bir şeyin ne kadar geniş bir alana yayılabileceğini anlatır; far and wide iki ayrı yön değil, tek bir anlam birimidir. Bu deyim spread, travel, search ve be known gibi fiillerle kullanıldığında geniş kapsamı daha canlı biçimde hissettirir.

Alıştırma

Cümleyi bu nottaki “birçok farklı yere” anlamına gelen deyimle tamamlayın: The news travelled ____ within a day.

Cevabı göster

far and wide

Take electrosensitives,

4:24

Elektrosensitifleri ele alalım,

people who get nausea,

4:25

mide bulantısı çeken insanlar,

among other things,

4:26

diğer şeylerin yanı sıra,

from exposure to parts of the electromagnetic spectrum,

4:27

elektromanyetik spektrumun bazı kısımlarına maruz kalmaktan,

notably Wi-Fi,

4:30

özellikle Wi-Fi,

the density of which is increasing over time, Dilbilgisi

4:31

ki bunun yoğunluğu zamanla artıyor,

Dilbilgisi

resmî ilgi cümleciği yapısında the density of which

The density of which resmî bir ilgi cümleciği yapısıdır. Which daha önce söz edilen Wi-Fi maruziyetine gönderme yapar; of which ise density özelliğinin bu gönderme yapılan şeye ait olduğunu gösterir. The density of which öbeğinin tamamı is increasing ifadesinin öznesidir. Yeniden kullanılabilen kalıp the + noun + of which şeklindedir. Yazarın daha önce adı geçen bir şey hakkında bilgi eklemesini sağlar; yaklaşık olarak whose + noun veya and its + noun yapılarına benzer ve fikirleri tek cümlede tutar.

Alıştırma

Resmî ilgi cümleciği yapısını bu nottaki sözcüklerle tamamlayın: The company opened five new offices, the locations ____ were chosen carefully.

Cevabı göster

of which

forcing particularly bad sufferers to retreat to places

4:33

özellikle kötü durumdaki hastaları yerlere çekilmeye zorluyor

like the creepy-sounding radio silence zone in,

4:36

kulağa ürpertici gelen radyo sessiz bölgesi gibi yerlere,

where else,

4:39

başka neresi olabilir,

West Virginia.

4:40

Batı Virginia.

But put electrosensitives in a room with a Wi-Fi router,

4:41

Fakat elektrosensitifleri Wi-Fi yönlendiricisi olan bir odaya koyun,

and they can't actually tell via their symptoms if it's on or off.

4:43

açık mı kapalı mı olduğunu semptomları aracılığıyla aslında anlayamazlar.

Instead,

4:48

Bunun yerine,

their symptoms track with being told if it's on or off. Kelime

4:48

semptomları, açık veya kapalı olup olmadığının söylenmesiyle paralellik gösterir.

Kelime

track with: başka bir örüntüyle paralel değişmek

Bu cümlede track with, “birlikte değişmek” veya “paralellik göstermek” anlamına gelir. Belirtiler, insanlara cihazın açık mı kapalı mı olduğu konusunda söylenenlerle örtüşmektedir. Bu ifade, iki şey arasında gözlemlenen bir ilişkiyi anlatır. Tek başına birinin diğerine doğrudan neden olduğunu söylemez; böyle bir sonuca varmak için deneyin tamamından kanıt gerekir.

Alıştırma

Customer complaints track with longer delivery times cümlesi neyi ifade eder?

  1. İki örüntü arasında bir ilişki vardır, ancak bu cümle tek başına nedenselliği kanıtlamaz.
  2. Şikâyetler teslimat güzergâhı boyunca fiziksel olarak hareket eder.
  3. Daha uzun teslimat sürelerinin her müşteri şikâyetine neden olduğu kanıtlanmıştır.
Cevabı göster

İki örüntü arasında bir ilişki vardır, ancak bu cümle tek başına nedenselliği kanıtlamaz.

And if you make a group of people without electrosensitivity

4:52

Ve eğer elektrosensitif olmayan bir grup insana

watch a news report on how Wi-Fi makes you ill,

4:54

Wi-Fi'nin sizi nasıl hasta ettiğine dair bir haber izletirseniz,

while another group watches something uninformative,

4:57

diğer bir grup bilgilendirici olmayan bir şey izlerken,

and afterward expose both groups to a fake Wi-Fi signal,

4:59

ve daha sonra her iki grubu da sahte bir Wi-Fi sinyaline maruz bırakırsanız,

only those who watched the news report feel sick.

5:02

sadece haber raporunu izleyenler kendini hasta hisseder.

There's a similar phenomenon called wind farm disease,

5:05

Rüzgar çiftliği hastalığı adı verilen benzer bir fenomen vardır,

with similar side effects,

5:07

benzer yan etkileri olan,

which turns up where it's been talked about on the local news, Öbek fiiller

5:09

bu, yerel haberlerde konuşulduğu yerlerde ortaya çıkar,

Öbek fiiller

turns up: ortaya çıkar veya bulunur

Burada turns up, “ortaya çıkar” veya “bulunur” anlamına gelir. Bu olgu, yerel haberlerde konuşulduğu yerlerde görülür; gerçek anlamda dönen bir şey yoktur. Bu geçişsiz öbek fiil, birinin gelmesini veya bir nesnenin, ipucunun, sorunun ya da olgunun çoğu zaman beklenmedik şekilde ya da bir süre ortada yokken ortaya çıkmasını anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi “bulundu” anlamındaki turn up fiilinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After a long search, the missing library book ____ behind a shelf.

Cevabı göster

turned up

but not in other places in the same country

5:11

ama aynı ülkenin diğer yerlerinde

with the same wind farms where it isn't. Dilbilgisi

5:14

hiç konuşulmadığı yerlerdeki aynı rüzgar çiftliklerinde ortaya çıkmaz.

Dilbilgisi

where it isn't: eksik bırakılan edilgen ifadeyi tamamlama

where it isn't ifadesinde, isn't sonrasında talked about on the local news bölümü söylenmez; tam anlam where it isn't talked about on the local news şeklindedir. Isn't, olumsuz edilgen yapı için gereken be + not işlevini taşır ve dinleyici önceki yan cümleden eksik bölümü tamamlar. Bu, konunun yerel haberlerde konuşulduğu yerlerle konuşulmadığı yerleri kısa biçimde karşılaştırır. Rüzgâr santrallerinin o yerlerde bulunmadığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede where it isn't en doğal olarak ne anlama gelir?

  1. Rüzgâr santrali o yerde bulunmuyor.
  2. Yerel haberler o yerde konuyu ele almıyor.
  3. Olgu o yerde ortaya çıkmıyor.
Cevabı göster

Yerel haberler o yerde konuyu ele almıyor.

All this makes it too easy to mock people Dilbilgisi

5:16

Tüm bunlar insanlarla alay etmeyi çok kolaylaştırıyor

Dilbilgisi

make it too easy to mock: it ve to'lu mastarın görevi

makes it too easy to mock yapısında it biçimsel nesnedir. Asıl değerlendirilen eylem, ardından gelen to'lu mastar to mock people'dır. Kalıp make + it + adjective + to-infinitive şeklindedir. Too eleştirel bir değerlendirme ekler: koşullar, insanlarla alay etmenin önündeki engeli makul ya da istenir düzeyden daha fazla azaltır. Yalnızca alay etmenin kolay olduğunu söylemez.

Alıştırma

Cümleyi make it too easy to ve spread fiilini kullanarak tamamlayın: One-click sharing can ____ false stories.

Cevabı göster

make it too easy to spread

for thinking they're getting sick from Wi-Fi or wind farms

5:18

Wi-Fi'den veya rüzgar çiftliklerinden hasta olduklarını düşündükleri için

or wind farms with Wi-Fi,

5:21

veya Wi-Fi'li rüzgar çiftliklerinden,

but it's important to realize they're not crazy.

5:22

ama onların deli olmadıklarını fark etmek önemlidir.

The side effects are real,

5:25

Yan etkiler gerçektir,

they're just wrong about the source.

5:26

sadece kaynak konusunda yanılıyorlar.

All evidence points to the belief in electrosensitivity Kalıp ifadeler

5:28

Tüm kanıtlar elektrosensitiviteye olan inancı gösteriyor

as the cause of electrosensitivity,

5:31

elektrosensitivitenin nedeni olarak,

Kalıp ifadeler

points to ... as the cause: kanıtların nedeni göstermesi

Bu cümlede points to, “lehine kanıt sunar” veya “gösterir” anlamındadır; parmakla bir şeyi göstermeyi anlatmaz. Kalıp evidence points to X as the cause of Y şeklindedir: kanıtlar, X’i Y’nin muhtemel açıklaması olarak gösterir. Burada X, elektrohassasiyet inancıdır. İddia, elektrohassasiyet olarak tanımlanan belirtilere bu inancın yol açtığıdır. Bu ifade, kanıtların hangi sonuca yöneldiğini bildirir. all evidence denmiş olsa bile points to, kanıta dayalı bir sonuç ifade eder; X’in hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanıtlandığını söylemekle aynı değildir.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrenilen kanıt aktarma kalıbının aynısıyla tamamlayın: “The evidence ____ a wiring fault ____ of the outage.”

Cevabı göster

points to · as the cause

which means the news reports talking about these illnesses

5:34

bu da bu hastalıklar hakkında konuşan haberlerin

are spreading a kind of mind virus. Deyimler

5:36

bir tür zihin virüsü yaydığı anlamına gelir.

Deyimler

a kind of mind virus: bir tür zihin virüsü

Mind virus, kişiden kişiye yayılan ve insanların düşünme biçimini etkileyen bir fikir, korku veya inanç için kullanılan mecazdır. Gerçek bir hastalık etkeninin veya tıbbi enfeksiyonun adı değildir. Bu cümlede haberlerin, belirli teknolojilerin hastalığa yol açtığı inancını yaydığı söyleniyor. A kind of, bu nitelemeyi yumuşatır ve bunun bir benzetme olduğunu gösterir: inanç, virüse benzer şekilde yayılmaktadır.

Alıştırma

“That rumor spread like a mind virus through the school,” cümlesinde mind virus ne anlama gelir?

  1. İnsanlar arasında yayılan zararlı bir fikir
  2. Beyne saldıran gerçek bir enfeksiyon
  3. Tıbbi dosyalara zarar veren bir bilgisayar programı
Cevabı göster

İnsanlar arasında yayılan zararlı bir fikir

And while these are exotic examples, Dilbilgisi

5:38

Ve bunlar egzotik örnekler olsa da,

there's also evidence that some allergies and asthma cases are nocebic,

5:40

bazı alerji ve astım vakalarının nocebik olduğuna dair kanıtlar da var,

and thus able to be spread in the same way.

5:44

ve dolayısıyla aynı şekilde yayılabileceğine dair.

Dilbilgisi

While these are exotic examples: ödünleme bildiren while

Burada while, “... sırasında” değil, “... olsa da” anlamına gelir. Baştaki yan cümle, önceki örneklerin sıra dışı olduğunu kabul eder. Bu ödünleme, daha geniş ana düşünceye zemin hazırlar: kanıtlar bazı alerji ve astım vakaları için de geçerli olabilir. Virgül while yan cümlesinin bittiğini gösterir; ana cümle “there's also evidence” ile başlar.

Alıştırma

“While the plan is expensive, it could save us money later,” cümlesinde while ne yapar?

  1. İki olayın aynı anda gerçekleştiğini söyler.
  2. Planın pahalı olduğunu kabul edip ardından ana düşünceyi verir.
  3. Planın ne kadar süreceğini sorar.
Cevabı göster

Planın pahalı olduğunu kabul edip ardından ana düşünceyi verir.

To be clear, Anlatım akışı

5:46

Açık olmak gerekirse,

if someone's having an asthma attack,

5:47

eğer birisi astım krizi geçiriyorsa,

that's not the time to tell Ton ve niyet

5:49

o zaman onlara

them you know they're being a drama llama Kelime

5:50

onlara sadece drama kraliçesi olduklarını söylemenin sırası değildir

because you watched an internet video about the nocebo effect.

5:52

sırf nocebo etkisi hakkında internette bir video izlediğiniz için.

Anlatım akışı

Sınır belirleyen bir söylem işareti olarak To be clear

To be clear, konuşanın bir iddianın veya tutumun kesin sınırını belirtmek üzere olduğunu gösterir. Dinleyiciye, önceki sözleri gereğinden geniş yorumlamamak için ardından gelen sözleri dikkate almasını söyler. Burada önceki tartışmanın kapsamını daraltır: nosebo etkisi bazı astım vakalarını etkileyebilse bile astım krizi dikkat çekme çabası olarak geçiştirilmemelidir. Bu ifade basit bir tekrar değil, önemli bir güvenlik sınırı getirir.

Alıştırma

Biri “To be clear, I support the trip, but not during exam week.” diyor. To be clear neyi gösterir?

  1. Konuşan, gezinin anlaşılmasının kolay olduğunu söylüyor.
  2. Konuşan, ilgisiz bir konuya geçiyor.
  3. Konuşan, desteğinin kesin sınırını belirliyor.
Cevabı göster

Konuşan, desteğinin kesin sınırını belirliyor.

Ton ve niyet

that's not the time to tell: zamanlama konusunda sınır koymak

“That's not the time to tell ...”, belirli bir yorumu o anda söylemenin uygun olmadığını belirtir. Konuşan kişi yorumun içeriğine katılabilir veya katılmayabilir; asıl itirazı yorumun zamanlamasına ve dinleyen kişi üzerindeki etkisine yöneliktir. Daha acil bir ihtiyacın önce gelmesi gerektiğinde that's not the time to + fiilin yalın hâli yapısını kullanın. Burada astım krizi geçiren birine yardım etmek, davranışını yargılamaktan veya bir teori anlatmaktan daha önemlidir.

Alıştırma

Konuşan kişi “That's not the time to tell him he is overreacting” dediğinde esas olarak ne anlatır?

  1. Yorum her durumda kesinlikle yanlıştır.
  2. Yorumun zamanlaması kötüdür ve şu anda söylenmemelidir.
  3. Konuşan kişi yorumun daha yüksek sesle söylenmesini istiyordur.
Cevabı göster

Yorumun zamanlaması kötüdür ve şu anda söylenmemelidir.

Kelime

a drama llama: şakacı ama küçümseyici bir etiket

“A drama llama”, konuşanın aşırı dramatik davrandığını, olay çıkardığını veya ilgi aradığını düşündüğü biri için kullanılan şakacı ve kafiyeli bir etikettir. Gerçek anlamıyla bir hayvandan söz etmez. Kafiye ifadeyi komik veya çocuksu gösterebilir, ancak yargı yine de küçümseyicidir. Bu cümlede gerçek bir astım krizi geçiren birine söylenmemesi gereken bir söz olarak verilir; dolayısıyla video bu hakareti onaylamaz.

Alıştırma

Bir arkadaşınız gerçek bir solunum acil durumu yaşıyor. Abarttığını düşündüğünüzü göstermek için ona “a drama llama” diyorsunuz. Bu kullanım uygun mu?

  1. Uygun
  2. Uygun değil
Cevabı göster

Uygun değil

They're really having an asthma attack,

5:55

Gerçekten astım krizi geçiriyorlar,

and they really need something to make it stop,

5:57

ve gerçekten onu durduracak bir şeye ihtiyaçları var,

and that's really not you showing off your knowledge. Öbek fiiller

5:59

ve bu gerçekten de bilginizi gösteriş yapacağınız zaman değil.

Öbek fiiller

showing off: etkilemek için bilgisini sergilemek

Show off, başkalarının sizi fark etmesi veya size hayran olması için bir beceriyi, sahip olunan bir şeyi ya da bilgiyi bilerek sergilemek anlamına gelen bir öbek fiildir. Burada showing off your knowledge, yalnızca yararlı bilgi paylaşmak değil, bildiklerinizi kullanarak dikkati kendinize çekmek anlamına gelir. Bu ifade çoğu zaman eleştirel bir anlam taşır. Bu olumsuz cümlede konuşan kişi, durumun kendini öne çıkarma fırsatı olmadığını vurgular.

Alıştırma

Hangi cümlede show off, başkalarını bilerek etkilemeye çalışmak anlamında kullanılmıştır?

  1. Leo showed his notes to the teacher.
  2. Leo switched off the screen.
  3. Leo kept naming difficult facts to show off his knowledge.
Cevabı göster

Leo kept naming difficult facts to show off his knowledge.

Harmful things aren't just harmful because we believe they are.

6:02

Zararlı şeyler sırf biz öyle olduğuna inanıyoruz diye zararlı değildir.

The right dose of arsenic will kill you just as surely as an anvil to the head, Dilbilgisi

6:06

Doğru dozda arsenik sizi tıpkı kafanıza düşen bir örs gibi kesinlikle öldürür,

Dilbilgisi

just as surely as: eşit kesinliği karşılaştırmak

Just as surely as, iki sonucun ne kadar kesin olduğunu karşılaştırır. Kalıp A happens just as surely as B happens şeklindedir. Surely, eylemin veya sonucun kesinliğini anlatan bir zarftır; just ise eşitliği güçlendirir: A sonucu, B sonucundan daha az kesin değildir. Buradaki karşılaştırma, yeterli dozda arsenikten ölmenin örs darbesinden ölmek kadar kesin olduğunu söyler. Karşılaştırılan şey arsenik ile örsün benzerliği değil, sonuçların kesinliğidir.

Alıştırma

Eşit kesinlik karşılaştırmasını öğrendiğiniz tam ifadeyle tamamlayın: Without shelter, the seedlings will die ____ they would without water.

Cevabı göster

just as surely as

no matter your insistence otherwise. Dilbilgisi

6:09

aksini ne kadar iddia ederseniz edin.

Dilbilgisi

no matter your insistence otherwise ifadesinde no matter + isim öbeği

no matter your insistence otherwise ifadesinde no matter bir ödünleme ilişkisi kurar: diğer kişinin aksi yöndeki kesin iddiası, daha önce belirtilen gerçeği değiştirmez. Insistence, bir şeyin doğru olduğunu tekrar tekrar veya kesin bir şekilde savunmak; otherwise ise burada “aksinin doğru olduğunu” demektir. Burada no matter ifadesinden sonra what, how ya da başka bir soru sözcüklü yan cümle değil, doğrudan your insistence otherwise isim öbeği gelir. no matter + isim öbeği yapısı, no matter the cost örneğinde olduğu gibi regardless of + isim öbeği anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi no matter + isim öbeği kullanarak tamamlayın: The deadline will not move, ____ your objections.

Cevabı göster

no matter

But the nocebo effect does show that our beliefs about otherwise harmless things can make them harmful, Notlar

6:11

Ancak nocebo etkisi, normalde zararsız olan şeyler hakkındaki inançlarımızın onları zararlı hale getirebileceğini gerçekten gösteriyor,

Dilbilgisi

does show yapısındaki vurgulu does

Olumlu does show yapısında does, vurgu yardımcı fiilidir. İddiayı “gerçekten gösteriyor” veya “kesinlikle gösteriyor” anlamıyla güçlendirir; ayrı bir eylem belirtmez ve cümleyi soruya dönüştürmez. Does, tekil özne the nocebo effect için geniş zaman ve özne uyumunu taşıdığı için show yalın fiil biçiminde kalır. Bu vurgu, bir iddiayı düzelttikten veya sınırladıktan sonra yararlıdır: konuşan kişi daha geniş bir sonucu reddeder, ardından geçerli kalan daha sınırlı sonucu onaylar.

Alıştırma

İngilizce cümleyi dinleyin ve show kelimesinden önce ayrı olarak vurgulanan does bulunan seçeneği seçin.

  1. The new report does show that the plan can work.
  2. The new report did show that the plan can work.
  3. The new report shows that the plan can work.
Cevabı göster

The new report does show that the plan can work.

Kelime

otherwise harmless: tek bir etken dışında zararsız

Burada otherwise, harmless sıfatını niteler. “Söz konusu etken dışında zararsız” veya “diğer yönlerden zararsız” anlamına gelir. Bu şeyler normalde zararsızdır; onları zararlı hâle getirebilecek etken inançtır. Kalıp otherwise + sıfat şeklindedir. otherwise healthy veya otherwise ordinary örneklerinde olduğu gibi, tek bir ayrıntı dışında geçerli olan durumu anlatır.

Alıştırma

“The medicine caused a rash in an otherwise healthy child,” cümlesinde “otherwise healthy” ne anlama gelir?

  1. Çocuk diğer her yönden sağlıklıydı.
  2. Çocuk yalnızca ilacı aldıktan sonra sağlıklıydı.
  3. Çocuk sağlıklı değilse ilaç döküntüye neden oldu.
Cevabı göster

Çocuk diğer her yönden sağlıklıydı.

which means that our voodoo doctor's hex from before really could work,

6:17

bu da demek oluyor ki, az önceki vudu doktorumuzun laneti gerçekten işe yarayabilir,

but only if you were foolish enough to believe him. Dilbilgisi

6:20

ama sadece ona inanacak kadar aptalsanız.

Dilbilgisi

but only if: bir iddiayı gerekli koşulla sınırlandırmak

A, but only if B yapısında but önceki iddiayı sınırlar, only if ise B’yi A için gerekli bir koşul hâline getirir. Burada büyü, yalnızca kişi doktora inandığında işe yarıyor gibi görünebilir. Gerekli bir koşul bulunmalıdır, ancak tek başına yeterli olmayabilir. Cümle, inanmanın her zaman etkiyi garanti ettiğini söylemez; inanç olmadan iddia edilen etkinin gerçekleşemeyeceğini söyler.

Alıştırma

Hangi cümle, giriş için geçiş kartının gerekli olduğunu ancak tek şart olmayabileceğini ifade eder?

  1. You may enter, but only if you have a pass.
  2. If only you had a pass, you could enter.
  3. You may enter if you have a pass.
Cevabı göster

You may enter, but only if you have a pass.