Aşırı Dost Canlısı İnsanların Sorunu: İngilizce çalışma notları
The School of Life
Video özeti: Zoraki cana yakınlığın insanları neden uzaklaştırdığı ve sosyal başarısızlığı kabullenmenin gerçek çekiciliği nasıl desteklediği. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “going to the dogs,” - Deyimler ve mecazi ifadeler: toplumun gerilediğini gündelik dille söyleyin ve bunu tekrarlamanın neden yüzeysel dinlemeyi gösterdiğini anlayın. 2. “not so much by people who say cheery things as by people who appear to understand us,” - Dilbilgisi ve kalıplar: X'i geri plana atıp tamamen reddetmeden Y'yi vurgulayın. 3. “make a hash of seducing” - Deyimler ve mecazi ifadeler: bir girişimin berbat olduğunu anlatın ve başarısızlığı kabullenmenin çekiciliği güçlendirdiği paradoksunu kavrayın.
Bu derste
There's a particularly poignant way one can be a social disaster Notlar
0:00Sosyal bir felaket olmanın özellikle dokunaklı bir yolu vardır,
Particularly poignant way: özellikle dokunaklı ve biraz hüzünlü bir biçim
Burada a particularly poignant way, içinde biraz hüzün veya pişmanlık taşıdığı için özellikle dokunaklı olan bir biçim demektir. Particularly, poignant sözcüğünü güçlendirir; poignant yalnızca sad anlamına gelmez, duygulara derinden dokunan bir şeyi anlatır. Bu ifade, bir şeyin nasıl gerçekleştiğini veya sunulduğunu değerlendirir. Bu cümlede söz konusu sosyal başarısızlığı yalnızca acı verici ya da tatsız değil, dokunaklı ve üzücü bir durum olarak çerçeveler.
Alıştırma
Cümleyi “özellikle dokunaklı ve biraz hüzünlü bir biçim” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: She found a ____ to describe the farewell.
Cevabı göster
particularly poignant way
Social disaster: abartılı bir sosyal başarısızlık
Social disaster, sosyal etkileşimde çok kötü sonuç alan bir kişi veya durum için kullanılan abartılı bir benzetmedir. Disaster gerçek bir acil durumu anlatmaz; ciddi beceriksizlik, utanç veya başarısızlığı vurgular. Burada aşırı cana yakınlık genel olarak kötü bir sosyal sonuç yarattığı için biri social disaster olabilir. Bu ifade kişinin ahlaken kötü veya değersiz olduğunu söylemez.
Alıştırma
Bu cümlede social disaster ne anlama gelir? "I kept interrupting everyone, and by the end of dinner I felt like a social disaster."
- Yalnız zaman geçirmeyi tercih eden bir kişi
- Sosyal davranışları çok kötü giden bir kişi
- Doğal afetten sonra yardım eden bir kişi
Cevabı göster
Sosyal davranışları çok kötü giden bir kişi
a pattern of behavior driven by the very best of motives, Kalıp ifadeler
0:07en iyi niyetlerle yönlendirilen bir davranış biçimi,
driven by: bir davranışı harekete geçiren şey
Bu cümlede driven by, “bir şey tarafından motive edilmek” veya “bir şeyin etkisiyle harekete geçmek” anlamına gelir. Davranış biçimini ortaya çıkaran şeyi açıklar: davranış çok iyi niyetlerden doğar; burada gerçek anlamda araç kullanmaktan söz edilmez. Driven, a pattern of behavior ifadesini niteleyen kısaltılmış edilgen yapıda bir geçmiş zaman ortacıdır. Yeniden kullanılabilecek kalıp be driven by + güdü, ihtiyaç, güç veya hedeftir.
Alıştırma
Hangi cümlede driven by gerçek anlamda araç kullanmayı değil, “bir güdü veya güç tarafından harekete geçirilmeyi” ifade eder?
- She drove by the clinic after lunch.
- She was driven by her brother to the clinic.
- Her research was driven by a desire to help patients.
Cevabı göster
Her research was driven by a desire to help patients.
which ends up feeling as irritating as outright rudeness. Notlar
0:11ama sonuçta açık bir kabalık kadar sinir bozucu hissettirir.
ends up feeling: sonunda oluşan izlenimi anlatmak
Ends up feeling, bir süreç sonunda bir şeyin nasıl algılandığını gösterir ve bu sonuç çoğu zaman başlangıçtaki niyetin tersidir. Burada iyi niyetlerle başlayan davranış sonunda rahatsız edici görünür; feeling, davranışın kendisinin bir duygu yaşaması değil, “onu deneyimleyen kişiye öyle görünmesi” anlamındadır. Yapı end up + -ing biçimidir; bu nedenle ends up sonrasında feeling gelir. end up doing kullanılır; end up do veya end up to do kullanılmaz.
Alıştırma
Cümleyi end up + walk yapısının doğru biçimiyle tamamlayın: We missed the last bus and ____ home.
Cevabı göster
ended up walking
açık kabalık kadar rahatsız edici
as + adjective + as kalıbı derece karşılaştırır. Burada as irritating as, sonucun outright rudeness ile aynı derecede rahatsız edici hissedildiğini anlatır. Karşılaştırılan şey rahatsızlık derecesidir; iki davranışın her bakımdan aynı olduğu söylenmez. İkinci as karşılaştırılan unsuru getirir; bu nedenle burada “çünkü” anlamına gelmez. Outright, rudeness sözcüğünü güçlendirir: kabalık açık, doğrudan ve kuşkuya yer bırakmayacak biçimdedir.
Alıştırma
"The delay was as irritating as outright rudeness." cümlesi neyi karşılaştırıyor?
- Gecikmenin nedenini: biri kaba davrandığı için gecikme oldu.
- Rahatsızlık derecesini: gecikme, kabalıktan daha az rahatsız edicidir.
- İki eylemin mümkün olan her yönünü: ikisi tamamen aynıdır.
- Rahatsızlık derecesini: gecikme ile açık kabalık aynı derecede rahatsız edici gelir.
Cevabı göster
Rahatsızlık derecesini: gecikme ile açık kabalık aynı derecede rahatsız edici gelir.
wishing sir or madam a highly enjoyable stay,
0:23beyefendiye veya hanımefendiye son derece keyifli bir konaklama dilerken,
lavishly endorsing their would-be partner's every opinion about recent books and films. Kelime
0:29müstakbel partnerlerinin son kitaplar ve filmler hakkındaki her görüşünü bolca onaylarken.
henüz partner olmamış olası kişinin
Would-be, amaçlanan, umut edilen veya olası ancak henüz gerçek olmayan bir konumu anlatan, tireli bir niteleyicidir. Bu flört bağlamında a would-be partner, partner olabilecek bir kişidir; ifade ilişkinin kesinlikle gerçekleşeceğini söylemez. İyelik bildiren 's, partner sözcüğüne aittir. Would-be partner's every opinion, henüz gerçek anlamda partner olmamış bu kişinin her görüşü demektir. Buradaki would, “geçmişteki gelecek” anlamını taşımaz.
Alıştırma
"Maya introduced Leo as her would-be business partner." cümlesinde would-be bize ne anlatıyor?
- Leo kesinlikle onun iş ortağı olacak.
- Leo yalnızca geçmişte onun iş ortağıydı.
- Leo onun iş ortağı olabilir veya olmayı amaçlıyor olabilir, ancak henüz ortağı değildir.
- Leo, Maya'yı tanımıyormuş gibi davranıyor.
Cevabı göster
Leo onun iş ortağı olabilir veya olmayı amaçlıyor olabilir, ancak henüz ortağı değildir.
The over-friendly are guilty of three large errors.
0:36Aşırı cana yakın olanlar üç büyük hatadan suçludur.
they believe they must agree on everything.
0:41her konuda hemfikir olmaları gerektiğine inanırlar.
going to the dogs: ciddi çöküş
Going to the dogs, bir şeyin ciddi biçimde çöktüğü, düzenini yitirdiği ya da eskisinden çok daha kötü hâle geldiği anlamına gelen bir deyimdir. Köpeklerle veya gerçek bir hareketle ilgili değildir. is going to the dogs biçimi, çöküşü zaten başlamış ve sürmekte olan bir süreç olarak sunar. İfade, yalnızca bir şeyin değiştiğini söylemekten öte güçlü bir karamsarlık ve yakınma taşır.
Alıştırma
"The town is going to the dogs" ne anlama gelir?
- Kasaba köpekler için daha uygun hâle geliyor.
- Kasaba başka bir yere taşınıyor.
- Kasaba ciddi biçimde çöküyor.
Cevabı göster
Kasaba ciddi biçimde çöküyor.
nod in consent: başıyla onay vermek
Nod in consent, kabul ettiğinizi göstermek için başınızı yukarı aşağı hareket ettirmek anlamına gelir. in consent edat öbeği, bu hareketin ifade ettiği tutumu adlandırır. Consent çoğu zaman izin anlamına gelir; ancak burada bir görüşe katılma veya onay verme şeklindeki daha geniş ve resmî anlamdadır. Bu nedenle ifade, gündelik nod in agreement kalıbından daha resmî ve edebî duyulur.
Alıştırma
Hangi cümle, komite üyelerinin başlarını hareket ettirerek resmî biçimde onay gösterdikleri anlamına gelir?
- The committee members nodded in consent.
- The committee members shook their heads in disagreement.
- The committee members asked for consent.
Cevabı göster
The committee members nodded in consent.
there's a prediction of a utopian technological future,
0:49ütopik bir teknolojik gelecek tahmini gelirse,
“Aynı ölçüde” anlamındaki ‘no less’
Burada no less, derecenin karşılaştırma noktasından düşük olmadığını belirtir. “Biraz daha az” anlamına gelmez. no, less sözcüğünün belirttiği düşük dereceyi olumsuzladığı için tüm ifade “aynı ölçüde” veya “aynı derecede” anlamına gelir. Karşılaştırmanın tam olarak neyle yapıldığı bağlamdan anlaşılır: Bu tür sözü diğer tür kadar beğenirler. Karşılaştırma zaten açıksa İngilizcede than ile başlayan bölüm söylenmeyebilir.
Alıştırma
Cümleyi bu derste geçen ve “aynı ölçüde” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The second joke was silly, but everyone liked it ____.
Cevabı göster
no less
‘Ritual approval’ ifadesinin mecaz anlamı
Ritual approval ifadesinde ritual mecaz anlamdadır. Dikkatle düşünmeye dayanan yeni bir tepki yerine, beklenen bir alışkanlık olarak tekrarlanan onayı anlatır. Buradaki approval, resmî yetkilendirme değil, onaylayıcı bir tepkidir. Bu yüzden ifade eleştiri taşır: İnsanlar sürekli onay işareti verdikleri için dikkatli görünebilirler, ancak sabit tepkileri gerçekte değerlendirme veya dinleme yapmadıklarını gösterir.
Alıştırma
Söylenenleri düşünmeden her defasında başını sallayıp “yes” diyen birini en iyi hangi ifade anlatır?
- formal approval
- ritual approval
- genuine approval
Cevabı göster
ritual approval
In truth,: görünüşten gerçeğe geçiren bir düzeltme
In truth, önceki bir ifade yanıltıcı ya da eksik bir izlenim oluşturduktan sonra konuşanın gerçek değerlendirmesini sunar. Burada bir davranış dikkatle dinliyormuş gibi görünebilir, ancak bu ifade okuyucuyu karşıt sonuca yöneltir: aslında hiç dinleme yoktur. Bu kalıpla bir karşıtlık kurabilirsiniz: önce bir şeyin nasıl göründüğünü belirtin, ardından gerçekte ne olduğunu söylemek için In truth, kullanın.
Alıştırma
Şu cümleyi okuyun: The plan seems simple. In truth, it will take months. Burada In truth ne yapıyor?
- İlk izlenimi düzeltir ve gerçek durumu sunar.
- Aynı anlama gelen başka bir örnek ekler.
- Planın ne zaman başlayacağını gösterir.
Cevabı göster
İlk izlenimi düzeltir ve gerçek durumu sunar.
Praise is ill-targeted: övgünün yanlış şeye yönelmesi
Ill-targeted, yanlış kişiye, özelliğe, ihtiyaca veya hedefe yöneltilmiş demektir. Bu cümlede övgü olumlu olabilir, ancak karşıdaki kişinin gerçekten değer verdiği şeye odaklanmaz. Buradaki ill- ön eki “hasta” değil, “kötü biçimde” ya da “uygunsuz şekilde” anlamına gelir. X is ill-targeted kalıbı, bir davranışın veya mesajın nereye yöneltildiğini değerlendirir; davranışın nazik ya da samimi olup olmadığını değil.
Alıştırma
Bir öğrenci bilimsel savı hakkında geri bildirim ister, ancak öğretmen yalnızca el yazısını över. Hangi cümle sorunu en iyi açıklar?
- The praise is dishonest.
- The praise is too quiet.
- The praise is ill-targeted.
Cevabı göster
The praise is ill-targeted.
but they're not the ones that we happen to value. Dilbilgisi
1:12ama bunlar bizim tesadüfen değer verdiğimiz şeyler değildir.
happen to value: tercihi zaten var olan bir gerçek olarak sunmak
happen to + fiilin yalın hâli yapısında happen, sonraki fiilin başına bir olay geldiğini anlatmaz. Yapı 'tesadüfen' veya daha yumuşak bir biçimde 'meğer durum böyleymiş' anlamına gelir. Buradaki the ones that we happen to value, yalnızca 'gerçekte değer verdiğimiz şeyler' demektir. Bu ifade, tercihi bilinçli bir karar olarak değil, zaten var olan bir gerçek olarak sunar. Böylece söylenen övgüler ile konuşanların gerçek öncelikleri arasındaki uyumsuzluğu vurgular.
Alıştırma
Tercihin bilinçli bir seçim değil, zaten var olan bir gerçek gibi duyulması için cümleyi happen to ile tamamlayın: I ____ enjoy walking before breakfast.
Cevabı göster
happen to
We apparently have a nice way of holding our fork,
1:20Görünüşe göre çatalımızı tutmanın güzel bir yolu vardır,
but none of this counts for us if it isn't connected up with our own sense of meaning and achievement. Notlar
1:22ama tüm bunların bizim kendi anlam ve başarı duygumuzla bağlantısı yoksa bizim için hiçbir değeri yoktur.
none of this counts for us: count for someone ile 'önemli olmak' anlamı
Count for someone, 'birisi için önemli olmak' veya 'o kişinin değerlendirmesinde değer taşımak' demektir. Sayılarla ilgili değildir. none of this counts for us ifadesinde this, yüzeysel övgülere gönderme yapar ve konuşan kişi bunların grup için gerçek bir önemi olmadığını söyler. For edatı, kimin ölçütlerinin veya önceliklerinin söz konusu olduğunu gösterir. Aynı şey bir kişi için önemliyken başka biri için önemsiz olabilir.
Alıştırma
'Önemli olmak' anlamındaki count for someone yapısını kullanın: Public praise means little to our team; honest feedback is what ____.
Cevabı göster
counts for us
connected up with: anlamlı bir şeyle bağlantılı
Bu cümlede connected up with, ‘bağlantılı veya ilişkili’ anlamına gelir. Övgü ancak kişinin kendi anlam ve başarı duygusuyla örtüşürse önem taşır. Burada soyut bir bağlantıdan söz edilir; kablo veya cihazla kurulan fiziksel bir bağlantı değildir. connect up with ifadesindeki up, bağlantının kurulmuş olduğunu anlatmaya yardımcı olur; ‘yukarı doğru’ anlamına gelmez. Bu yapı bir düşünceyi, duyguyu veya sonucu başka bir şeye bağlayabilir.
Alıştırma
Örnekte connected up with ne anlama geliyor?
- kişinin kendi anlam ve başarı duygusuyla bağlantılı
- bir elektrik sistemine bağlanmış
- kişinin başarılarının fiziksel olarak üzerine kaldırılmış
Cevabı göster
kişinin kendi anlam ve başarı duygusuyla bağlantılı
but to be praised inaccurately is its own kind of insult. Dilbilgisi
1:30ama yanlış şekilde övülmek başlı başına bir tür hakarettir.
To be praised inaccurately ... is: edilgen bir deneyimi özne yapmak
To be praised inaccurately, kişiye uymayan bir övgü alma deneyimini ifade eder. Dil bilgisi bakımından bu, edilgen bir mastar yan cümlesidir ve yan cümlenin tamamı is fiilinin öznesidir. Bu kalıp, bir deneyimi değerlendirmeyi veya tanımlamayı sağlar. Its, yanlış şekilde övülme deneyimine gönderme yapar. Its own kind of insult, bu uyumsuz övgünün kendi başına özel bir hakaret türü olduğu anlamına gelir; genel olarak bütün övgülerin hakaret olduğu söylenmez.
Alıştırma
Cümleyi invite kullanarak edilgen bir mastar yan cümlesiyle tamamlayın: ____ to join the team is an honor.
Cevabı göster
To be invited
remorselessly upbeat ifadesinin ironik etkisi
Remorselessly genellikle pişmanlık, merhamet ya da herhangi bir yumuşama olmadan yapılan bir şeyi anlatır. Burada normalde olumlu olan upbeat sözcüğünü niteler ve övgüyü eleştiriye dönüştürür: dostça tavır, durmaksızın neşeli kalırken duygulara karşı duyarsız görünür. Bu beklenmedik birleşim ironi yaratır. İnsanların yalnızca çok neşeli olduğunu değil, üzüntüye veya karmaşık duygulara yer bırakılmadığını düşündürür.
Alıştırma
İngilizce "The camp leaders stayed remorselessly upbeat even when the children were tired and upset," cümlesinde remorselessly upbeat neyi düşündürür?
- Neşeleri durmak bilmez görünüyordu ve olumsuz duygulara yer bırakmıyordu.
- Durumu anlamadıkları için neşeliydiler.
- Çocuklara uyum sağlamak için ruh hâllerini nazikçe değiştirdiler.
Cevabı göster
Neşeleri durmak bilmez görünüyordu ve olumsuz duygulara yer bırakmıyordu.
Paralel how yan cümleleri: how well ... how impressive ... how perfect
Point out fiil ifadesinden sonra üç paralel how yan cümlesi gelir: how well we look, how impressive our job sounds ve how perfect our family life seems. Her yan cümle olumlu bir izlenimin derecesini belirtir; how bu dereceyi tanıtır ve soru sormaz. how + değerlendirme + özne + bağ fiili yapısının tekrarı cümleye düzenli ve birikimli bir ritim kazandırır. Sıralama dış görünüşten işe ve aileye geçerek övgüyü kapsamlı ve aşırı gösterir. Look, sound ve seem kanıtlanmış gerçekleri değil, izlenimleri bildirir.
Alıştırma
Her derece yan cümlesini tanıtan sözcüğü tekrarlayarak cümleyi tamamlayın: The guide shows ____ quiet the rooms are, ____ close the hotel is to the beach, and ____ helpful the staff can be.
Cevabı göster
how · how · how
but they dangerously raise the cost of revealing any of the lonelier, darker, more melancholic aspects of our characters. Deyimler
1:46ancak karakterimizin daha yalnız, daha karanlık, daha melankolik yönlerinden herhangi birini ortaya çıkarmanın bedelini tehlikeli bir şekilde artırırlar.
raise the cost of revealing: soyut bir “bedel”
Bu cümlede raise the cost of revealing ekonomik bir mecazdır. Gerçek paradan söz edilmez: sürekli neşeli davranılması, kişinin yalnız, karanlık veya üzgün yönlerini göstermesini daha riskli ya da rahatsız edici hissettirir. raise the cost of + isim veya -ing biçimi, “bir sonuç ekleyerek bir şeyi daha zor, riskli veya daha az çekici hâle getirmek” demektir. Doğrudan bir yasağı değil, dolaylı baskıyı anlatır.
Alıştırma
“Mocking people raises the cost of asking for help,” cümlesinde raises the cost of ne anlama gelir?
- Yardım istemeyi daha riskli veya zor hissettirir.
- İnsanların yardım istemesini tamamen yasaklar.
- Her yardım talebi için para alır.
Cevabı göster
Yardım istemeyi daha riskli veya zor hissettirir.
and therefore properly pleasing person will keep three things closely in mind.
1:57ve dolayısıyla uygun şekilde hoşnut eden kişi üç şeyi yakından aklında tutacaktır.
Karşılaştırma işareti olarak By contrast
By contrast, dinleyiciye bundan sonra söylenenleri önceki bir durumla karşılaştırmasını ve önemli bir zıt farklılığa dikkat etmesini söyleyen bir söylem işaretidir. Burada aşırı hevesli biçimde dostça davranan kişilerle ilgili anlatımı kapatır ve farklı bir kişi türüne geçer. Cümlenin başında yer alarak yeni ayrıntılar gelmeden önce düşüncenin düzenini kurar. Virgül, bu yönlendirme ifadesini ana cümleden ayırır.
Alıştırma
Cümleyi derste öğrendiğiniz iki sözcüklü karşılaştırma işaretiyle tamamlayın: The north side gets sun all day. ____, the south side stays cool and shaded.
Cevabı göster
By contrast
that disagreement isn't necessarily or always terrible, Dilbilgisi
2:03anlaşmazlığın mutlaka veya her zaman korkunç olmadığı,
that it may be exhilarating to be contradicted when we don't feel that our dignity is at stake, Deyimler
2:07onurumuzun tehlikede olmadığını hissettiğimizde itiraz edilmenin canlandırıcı olabileceği,
isn't necessarily or always terrible: olumsuz bir iddiayı sınırlamak
"isn't necessarily or always terrible" ifadesinde isn't, bir şeyin korkunç olma olasılığını tamamen ortadan kaldırmaz. İddiayı sınırlar: anlaşmazlık kesin olarak korkunç değildir ve her durumda korkunç olmaz. Bu ifade iki olasılığa da yer bırakır. Bazı anlaşmazlıklar korkunç olabilir; ancak kimse saygınlığının tehdit edildiğini hissetmediğinde diğer anlaşmazlıklar yararlı veya heyecan verici olabilir.
Alıştırma
Burada "isn't necessarily or always terrible" ne anlama geliyor?
- Anlaşmazlık hiçbir zaman korkunç değildir.
- Bazı anlaşmazlıklar korkunç olabilir, ancak her durumda otomatik olarak korkunç değildir.
- Anlaşmazlık her durumda korkunçtur.
Cevabı göster
Bazı anlaşmazlıklar korkunç olabilir, ancak her durumda otomatik olarak korkunç değildir.
at stake: kaybedilebilecek veya zarar görebilecek şey
At stake, değerli bir şeyin kaybedilebileceği, zarar görebileceği veya ciddi biçimde etkilenebileceği bir durumu anlatan deyimdir. Burada değerli olan şey saygınlıktır: kişinin saygınlığı tehdit altında görünmediğinde kendisine karşı çıkılması farklı hissettirebilir. Yaygın yapı "X is at stake" şeklindedir. X; güvenlik, iş, güven veya itibar gibi, sonuç nedeniyle zarar görebilecek ya da kaybedilebilecek şeyi belirtir.
Alıştırma
stake ile biten ve “kaybedilebilir ya da zarar görebilir” anlamına gelen iki sözcüklü deyimle cümleyi tamamlayın: Our safety is ____ if the warning system fails.
Cevabı göster
at stake
and that we're learning something valuable at the hands of a combative interlocutor. Deyimler
2:12ve savaşçı bir muhatabın elinden değerli bir şeyler öğrenmekte olduğumuzdur.
at the hands of: sonuca kimin yol açtığını belirtme
At the hands of, eylemleri bir sonuca yol açan kişiyi belirtir. Burada mücadeleci muhatap, değerli öğrenmenin kaynağıdır: o kişinin zorlayıcı savlarıyla uğraşmak bize bir şey öğretir. Bu ifade çoğu zaman zarar veya yenilgiyle birlikte kullanılır, ancak dil bilgisi bakımından sonucun olumsuz olması gerekmez. Olumlu learning something valuable ifadesi, yaygın olumsuz çağrışımlarla bilinçli bir karşıtlık yaratır. Gerçek anlamda ellerden söz etmez.
Alıştırma
Özgün cümlede at the hands of ne anlama geliyor?
- muhatabın ellerini gerçekten tutarken
- mücadeleci bir muhatabın eylemleri veya etkisi yoluyla
- muhatabın hiçbir katılımı olmadan
Cevabı göster
mücadeleci bir muhatabın eylemleri veya etkisi yoluyla
that people only want to be complimented on things that they are actively proud of.
2:18insanların yalnızca aktif olarak gurur duydukları konularda iltifat almak istedikleridir.
The value of the currency of praise depends entirely on it not being spent too freely. Deyimler
2:23Övgü para biriminin değeri tamamen çok cömertçe harcanmamasına bağlıdır.
currency of praise ... not being spent too freely: genişletilmiş para benzetmesi
Currency of praise, övgüyü değeri olan bir para gibi ele alır. Not being spent too freely aynı benzetmeyi sürdürür: bu para birimini harcamak övgü sunmak, onu fazla rahat harcamak ise çok sık veya çok kolay övgüde bulunmak demektir. Ana fikir, övgü bol olduğunda daha az değerli hissedilmesidir. depends on it not being spent yapısında on bir edattır, it benzetmedeki para birimini belirtir ve not being spent edilgen bir -ing yan cümlesidir. Edilgen biçim, dikkati övgü veren kişilerden çok övgü para birimi üzerinde tutar.
Alıştırma
Hangi açıklama örnekteki benzetmeyi doğru biçimde takip ediyor?
- İnsanlar bir ülkenin para birimini güçlendirmek için onu övmelidir.
- Övgünün değerli olabilmesi için önce gerçek parayla satın alınması gerekir.
- Çok sık övgüde bulunmak, bir para birimini fazla rahat harcamaya benzer; bu yüzden övgü değer kaybedebilir.
Cevabı göster
Çok sık övgüde bulunmak, bir para birimini fazla rahat harcamaya benzer; bu yüzden övgü değer kaybedebilir.
the truly pleasing person knows they must pass over many things in discreet silence, Öbek fiiller
2:30gerçekten memnun eden kişi birçok şeyi ihtiyatlı bir sessizlik içinde geçiştirmesi gerektiğini bilir,
Pass over: bir konuyu bilinçli olarak geçmek
Burada pass over, bazı konuları dile getirmek ya da yorumlamak yerine bilinçli olarak geçmek anlamına gelen bir öbek fiildir. Many things, kişinin konuşmamayı seçtiği şeyleri ifade eder. Bu ifade sessizliği bilinçli bir seçim olarak gösterir. Başka bağlamlarda pass someone over for a role or promotion, o kişiyi görev ya da terfi için seçmemek anlamına gelir; ancak bu cümledeki anlam bu değildir.
Alıştırma
Özgün cümlede pass over ne anlama geliyor?
- Her ayrıntıyı dikkatle övmek.
- Bazı şeylerden bilinçli olarak hiç söz etmemek.
- Birkaç nesnenin üzerinden geçmek.
Cevabı göster
Bazı şeylerden bilinçli olarak hiç söz etmemek.
Bestow a blessing: resmî ve yüceltilmiş onay
Bestow, değerli ya da onurlu bir şeyi resmî ve törensel biçimde “vermek veya sunmak” anlamına gelir. Bestow a blessing ifadesinde bu fiil, eylemi sıradan değil, ağır ve önemli gösterir. Burada blessing mecazidir: mutlaka dinî bir eylemi değil, nadir sunulan bir övgü ya da onayı ifade eder. Yüksek üslup, sonunda dile getirilen övgünün özel bir gücü olduğunu düşündürür.
Alıştırma
Cümleyi “törensel biçimde kutsama vermek” anlamındaki resmî ifadeyle tamamlayın: At the ceremony, the elder will ____ on the new couple.
Cevabı göster
bestow a blessing
that we are cheered up not so much by people who say cheery things as by people who appear to understand us, Dilbilgisi
2:42neşeli şeyler söyleyen insanlardan ziyade bizi anlıyormuş gibi görünen insanlardan neşelendiğimizdir,
not so much by X as by Y: X sayesinde olmaktan çok Y sayesinde
not so much by X as by Y yapısında X tamamen reddedilmez. Konuşan kişi X'in önemini azaltır ve Y'yi daha güçlü açıklama olarak sunar. Bu cümlede neşeli sözler yardımcı olabilir, ancak bizi anlıyor gibi görünen insanlar daha büyük bir moral kaynağı olarak sunulur. Tekrarlanan by öbekleri iki olası nedeni belirtir ve odağı ikinci nedene taşır.
Alıştırma
Övgünün yardımcı olduğunu tamamen reddetmeden, rehberliğin övgüden daha önemli olduğunu söyleyen cümle hangisidir?
- The teacher helped me as much by praising me as by showing me what to improve.
- The teacher helped me not so much by praising me as by showing me what to improve.
- The teacher helped me not by praising me but by showing me what to improve.
Cevabı göster
The teacher helped me not so much by praising me as by showing me what to improve.
which usually means sympathize with our sorrows and show a willingness to travel with us to the anxious, hesitant, or confused parts of our psyches. Notlar
2:49bu genellikle acılarımıza sempati duymak ve ruhumuzun endişeli, tereddütlü veya kafası karışık kısımlarına bizimle birlikte seyahat etme isteği göstermek anlamına gelir.
sympathize with our sorrows: üzüntülerimizi anlayıp paylaşmak
Sympathize with, başka birinin acısını anlamak ve onun için üzüntü ya da ilgi duymak demektir. With, bu duygunun yöneldiği kişiyi, hissi veya zorluğu tanıtır. Bu cümlede sympathize with our sorrows, üzüntüyü analiz etmek ya da çözmek değil, onu duygusal olarak tanıyıp paylaşmak anlamına gelir. Yakınlık göstermek, her görüşe otomatik olarak katılmak anlamına da gelmez.
Alıştırma
Cümleyi dersteki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: I truly ____ families who have lost their homes.
Cevabı göster
sympathize with
travel with us to ... parts of our psyches: içsel yolculuk metaforu
Bu, yolculuk imgesini genişleten bir metafordur. Gerçek bir fiziksel yolculuk yoktur: the anxious, hesitant, or confused parts of our psyches zihindeki zor duyguları ve durumları anlatır. Bizimle oraya yolculuk etmek, bunlarla yüzleşirken duygusal olarak yanımızda kalmak demektir. Önemli olan willingness yani istekliliktir. Gerçek anlayış, yalnızca kolay veya mutlu duygulara karşılık vermekle değil, başka bir kişinin rahatsız edici iç deneyimine girmeye hazır olmakla gösterilir.
Alıştırma
Bu cümlede vurgulanan yolculuk imgesi ne anlama geliyor?
- Ne zaman kararsız kalsak ayrılmaya hazırlar.
- Bizi güvensiz hissettiren yerlere seyahate götürmek istiyorlar.
- Zor içsel duygularla yüzleşirken yanımızda kalmaya hazırlar.
Cevabı göster
Zor içsel duygularla yüzleşirken yanımızda kalmaya hazırlar.
What enables the pleasing person to please is their capacity to hold on in social encounters, Öbek fiiller
2:59Hoşnut eden kişinin hoşnut etmesini sağlayan şey, sosyal karşılaşmalarda,
even with rather intimidating and alien-seeming people,
3:05oldukça korkutucu ve yabancı görünen insanlarla bile olsa,
to an intimate knowledge of what satisfies them.
3:08onları neyin tatmin edeceğine dair samimi bir bilgiye tutunma kapasiteleridir.
hold on ... to: araya giren ifadelerle bölünmüş hold on to kalıbını tanımak
Burada hold on ... to tek bir fiil kalıbıdır: hold on to. Bu kalıp bir şeyi korumak veya kaybetmemek anlamına gelir. Nesnesi an intimate knowledge of what satisfies them ifadesidir; kişinin kaybetmediği şey bu derin bilgidir. in social encounters ve even with rather intimidating and alien-seeming people ifadeleri hold on ile to arasına girmiştir. Bunlar durumu ve ilgili kişileri açıklar. Uzun bir cümleyi okurken bu ek bilgiyi geçici olarak atlayıp hold on ifadesini daha sonra gelen to + isim grubuyla birleştirin.
Alıştırma
Cümleyi hold on to kalıbının iki bölümüyle tamamlayın: Nora managed to ____, even during the hardest week, ____ her belief that things would improve.
Cevabı göster
hold on · to
They instinctively use their own experience as a base for thinking about the needs of others. Kalıp ifadeler
3:12Başkalarının ihtiyaçları hakkında düşünmek için içgüdüsel olarak kendi deneyimlerini bir temel olarak kullanırlar.
Use X as a base for Y: X'i Y için temel olarak kullanmak
Use X as a base for Y, X'i Y'yi yapmak ya da Y hakkında düşünmek için başlangıç noktası ve temel olarak kullanmak demektir. Bu cümlede başkalarının ihtiyaçlarını değerlendirirken kendi deneyimlerinden temel olarak yararlanırlar. for sözcüğünden sonra bir isim ya da -ing biçimi gelir: a base for the plan; a base for thinking. Bu kalıp, hangi kanıtın, deneyimin veya önceki çalışmanın sonraki bir adımı desteklediğini açıklarken kullanışlıdır.
Alıştırma
Geri bildirimin sonraki adımın temeli olduğunu anlatan ifadeyle cümleyi tamamlayın: We used the feedback ____ improving the app.
Cevabı göster
as a base for
the over-friendly person allows themselves to forget their own likes and dislikes under the pressure of an excessive humility, Kalıp ifadeler
3:18aşırı cana yakın kişi, aşırı bir alçakgönüllülüğün baskısı altında kendi hoşlandığı ve hoşlanmadığı şeyleri unutmasına izin verir,
Under the pressure of an excessive humility: aşırı alçakgönüllülüğün baskısı altında
Under the pressure of X, X'in güçlü etkisi veya kısıtlaması altında olmak demektir. İfade dışarıdan gelen bir gücü anlatabilir, ancak X içsel bir tutum veya duygu da olabilir. Buradaki baskı excessive humility, yani kişinin kendi sevdiği ve sevmediği şeyleri bir yana bırakmasına yol açacak kadar alçakgönüllü olmasıdır. Humility genellikle olumlu bir özelliktir, ancak excessive bunun aşırıya kaçtığını ve artık sorun yarattığını gösterir.
Alıştırma
Örnekte under the pressure of an excessive humility ne anlama geliyor?
- Kişi güçlü tercihleri olduğu için gurur duyar.
- Başka biri onu fiziksel güç kullanarak alçakgönüllü olmaya zorlar.
- Kişinin aşırı güçlü alçakgönüllülüğü, kendi tercihlerini görmezden gelmesine yol açar.
Cevabı göster
Kişinin aşırı güçlü alçakgönüllülüğü, kendi tercihlerini görmezden gelmesine yol açar.
which suggests to them that anyone impressive could not possibly share in the principles that drive their own psychology. Dilbilgisi
3:25bu onlara, etkileyici olan hiç kimsenin kendi psikolojilerini yönlendiren ilkeleri paylaşamayacağını düşündürür.
could not possibly share: bir olasılığı güçlü biçimde dışlamak
could not possibly share ifadesindeki could, geçmişteki bir yeteneği değil, varsayımsal bir olasılığı anlatan kiplik fiilidir. could not possibly + fiilin yalın hâli olumsuz kalıbı, paylaşmayı onların bakış açısından düşünülemez veya ihtimal dışı gösterir. Burada başkalarını memnun etmeye çalışan kişilerin yanlış yargısı aktarılır: Etkileyici bir kişinin kendileriyle aynı yönlendirici ilkelere sahip olamayacağını varsayarlar. Bu, anlatıcının gerçek olarak onayladığı bir ifade değildir.
Alıştırma
Olasılığı güçlü biçimde dışlayan üç sözcüklü hedef kalıpla cümleyi tamamlayın: With this much snow, the buses ____ arrive on time.
Cevabı göster
could not possibly
At the core of the pleasing person's charm is a metaphysical insight, Kalıp ifadeler
3:32Hoşnut eden kişinin cazibesinin özünde metafiziksel bir içgörü vardır,
At the core of: temel dayanağı belirtmek
At the core of, “bir şeyin en temel veya en önemli kısmında” anlamına gelir. Buradaki konum mecazidir: Metafizik bir kavrayış, başkalarını memnun etmeye çalışan kişinin çekiciliğinin temeli olarak sunulur. Öne alınmış kalıp At the core of X is Y biçimindedir. X, of'tan sonra gelir; Y ise is'ten sonra yer alır ve gerçek dil bilgisel öznedir. Daha doğrudan sıra Y is at the core of X olur. İfadeyi öne almak önce X konusunu vurgular.
Alıştırma
Hangi cümle tek bir basit hedefin planın temel dayanağı olduğu anlamına gelir?
- The plan is at the core of one simple goal.
- At the core of the plan is one simple goal.
- One simple goal is separate from the plan.
- At the edge of the plan is one simple goal.
Cevabı göster
At the core of the plan is one simple goal.
ever be very other içinde sıfat olarak other
be very other ifadesinde other, be fiilinden sonra yüklem tamamlayıcısı olarak kullanılan bir sıfattır. Başka bir kişi ya da şeyin yerini tutmaz; insanları kişinin kendisinden temelde farklı veya yabancı olarak niteler. Bu nedenle eksik bir isim yoktur. very bu farklılığın derecesini güçlendirir. cannot ... ever be yapısında ever olumsuzluğun kapsamını genişletir: diğer insanlar özlerinde bize bütünüyle yabancı olamaz.
Alıştırma
Bu cümlede cannot ... ever be very other ne anlama gelir?
- Diğer insanlar hiçbir zaman farklı bir nesne seçemez.
- Diğer insanlar hiçbir zaman sözü edilen ikinci grup olamaz.
- Diğer insanlar bize hiçbir zaman bütünüyle yabancı veya temelden farklı olamaz.
Cevabı göster
Diğer insanlar bize hiçbir zaman bütünüyle yabancı veya temelden farklı olamaz.
what one knows about oneself will be the master key to understanding and getting along with strangers. Notlar
3:43insanın kendisi hakkında bildiklerinin, yabancıları anlamanın ve onlarla iyi geçinmenin anahtarı olacağıdır.
master key to mecazı ve kalıbı
Master key, gerçek anlamda birçok farklı kilidi açan bir anahtardır. Burada bir mecazdır: insanlar temel insani ihtiyaçları paylaştığı için kişinin kendisi hakkında öğrendikleri, birçok yabancıyı anlamanın kapısını açabilir. Kalıp a/the master key to + isim veya -ing biçimidir. To, the master key to understanding örneğinde olduğu gibi açılabilecek alanı veya çözülebilecek sorunu tanıtan bir edattır; mastar işareti değildir.
Alıştırma
Birbiriyle bağlantılı birçok sorun için güçlü bir çözüm anlamına gelen üç sözcüklü ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: Patience can be the ____ understanding a frightened animal.
Cevabı göster
master key to
getting along with: biriyle iyi geçinmek
Bu cümlede getting along with strangers, yabancılarla dostça ve uyumlu bir ilişki kurmak anlamına gelir. With, ilişkinin kurulduğu kişi veya grubu gösterir; ifade bir yol boyunca hareket etmekten söz etmez. -ing biçimindeki getting, daha geniş olan the master key to understanding and getting along with strangers ifadesinde to edatından sonra understanding ile paraleldir. Genel kalıp get along with + kişi veya grup şeklindedir.
Alıştırma
Lena ile laboratuvar arkadaşları birbirlerine karşı dostçadır ve fazla sorun yaşamadan birlikte çalışırlar. Duruma en uygun cümle hangisidir?
- Lena stays away from her lab partners.
- Lena gets along with her lab partners.
- Lena goes along with every plan her lab partners suggest.
Cevabı göster
Lena gets along with her lab partners.
Not in every case ... enough of the time: iddiadan vazgeçmeden onu sınırlamak
Baştaki Not in every case, önceki düşüncenin istisnaları olduğunu kabul eder. Böylece iddianın mutlakmış gibi duyulmasını önler. But enough of the time ise ana noktaya geri döner: düşünce her zaman doğru olmasa bile yararlı bir etki oluşturacak kadar sık doğrudur. To make the difference, pratik sonucu önemli bir şekilde değiştirmek anlamına gelir. Cümle iddiayı sınırlar; iddiadan vazgeçmez.
Alıştırma
Konuşan, “Not in every case, but enough of the time to make the difference” ifadesiyle ne yapıyor?
- Örüntünün her durumda işe yaradığını söyler.
- İstisnalar olduğu için önceki iddiayı reddeder.
- İstisnaları kabul eder ama örüntünün önemli olacak kadar yaygın olduğunu söyler.
Cevabı göster
İstisnaları kabul eder ama örüntünün önemli olacak kadar yaygın olduğunu söyler.
Over-friendliness isn't just a feature of one-to-one encounters, Dilbilgisi
3:53Aşırı cana yakınlık sadece birebir karşılaşmaların bir özelliği değildir,
it's an entrenched flaw within modern consumer society more generally. Kalıp ifadeler
3:57daha genel olarak modern tüketim toplumu içinde yerleşmiş bir kusurdur.
isn't just X, it's Y: kapsamı genişletmek
isn't just X, it's Y kalıbında X reddedilmez. Konuşan kişi X'in doğru ancak fazla dar olduğunu söyler ve ardından Y ile düşünceyi daha geniş veya daha güçlü bir iddia olarak yeniden çerçeveler. Bu cümlede one-to-one encounters dar olan bağlamdır. İkinci cümlecik sorunu modern consumer society more generally kapsamına genişletir. Burada just “yalnızca” anlamındadır; more generally ise kapsamın genişlediğini gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle dar bir noktadan daha geniş bir iddiaya geçmek için isn't just X; it's Y kalıbını kullanıyor?
- The broken window was just repaired, and the building is no longer neglected.
- The broken window isn't one small repair, so the building was neglected yesterday.
- The broken window isn't just one small repair; it's a sign that the building has been neglected.
Cevabı göster
The broken window isn't just one small repair; it's a sign that the building has been neglected.
entrenched flaw: kökleşmiş ve değiştirilmesi zor bir kusur
Entrenched flaw, zaman içinde iyice yerleşmiş ve ortadan kaldırılması zorlaşmış bir zayıflıktır. Burada entrenched mecazi anlamdadır: kusur bir sisteme, alışkanlığa veya işleyiş biçimine derinden yerleşmiştir. Bu cümlede ifade, aşırı samimiyeti tek bir kişinin ara sıra yaptığı bir hata olarak değil, modern tüketim toplumunun kendi parçası olarak sunar.
Alıştırma
Hangi durum en iyi entrenched flaw olarak tanımlanır?
- Bir işe alım sistemi onlarca yıldır aynı küçük grubu kayırıyor ve tekrarlanan reformlar bunu değiştiremiyor.
- Bir yazıcı bir kez kâğıt sıkıştırıyor ve kâğıt çıkarılınca normal çalışıyor.
- Yeni bir kulüp kuralı ilk gününde kafa karışıklığına yol açıyor.
Cevabı göster
Bir işe alım sistemi onlarca yıldır aynı küçük grubu kayırıyor ve tekrarlanan reformlar bunu değiştiremiyor.
This explains why the airline exuberantly wishes us a perfect day upon landing in a new city,
4:01Bu, havayolunun yeni bir şehre inerken neden bize mükemmel bir gün dilediğini,
or why the waiter hopes we'll have a truly wonderful time around the first course,
4:07ya da garsonun neden ilk yemekte gerçekten harika bir zaman geçirmemizi umduğunu,
and why the attendant in a clothes shop pulls such a large smile along with their suggestion that we try on a new pair of trousers. Öbek fiiller
4:12ve bir giyim mağazasındaki görevlinin yeni bir pantolon denememiz önerisiyle birlikte neden o kadar büyük bir gülümseme takındığını açıklar.
try on: Bir giysiyi giyip uyup uymadığını kontrol etmek
“Try on”, bir giysiyi kısa süreliğine giyip bedene uyup uymadığına veya nasıl göründüğüne bakmak demektir. Bu cümlede görevli, karar vermeden önce pantolonu giymemizi öneriyor. Burada “on”, öbek fiilin anlamını tamamlayan bir parçacıktır. Yer bildirmez ve yalnızca bir eylemi yapmaya çalışmak anlamına gelmez. İfadenin tamamı, giysiyi giyerek kontrol etme eylemini anlatır.
Alıştırma
Bir çift ayakkabının ayağa uyup uymadığını kontrol etmeyi doğal biçimde anlatan cümleyi seçin.
- I want to try them out before I buy them.
- I want to try them on before I buy them.
- I want to try on them before I buy them.
Cevabı göster
I want to try them on before I buy them.
the cause of an asphyxiating friendliness is a sudden modesty and loss of confidence around using oneself as a guide to the temperament and needs of a stranger. Notlar
4:20boğucu bir cana yakınlığın nedeni, yabancının mizacına ve ihtiyaçlarına bir rehber olarak kendini kullanma konusunda ani bir tevazu ve güven kaybıdır.
Here too: Aynı noktayı yeni bir duruma bağlamak
“Here too,” bir bağlantı ifadesidir. “Here”, şu anda ele alınan durumu, yani ticari hizmet örneklerini gösterir; “too” ise “ayrıca” anlamına gelir. Birlikte, daha önce açıklanan aynı nedenin bu durumda da geçerli olduğunu okuyucuya bildirirler. Cümlenin başında kullanılıp ardından virgül getirildiğinde okuyucuyu bir durumdan benzer bir duruma yönlendirir. Görevi savı düzenlemektir: “here” mutlaka fiziksel bir yer anlamına gelmez ve “too” aşırı miktar bildirmez.
Alıştırma
Bir yazar, anlaşılır etiketlerin hastanelerde hataları önlediğini açıkladı. Sonraki paragrafta aynı düşüncenin okul laboratuvarları için de geçerli olduğu söyleniyor. Bu bağlantıyı en iyi hangi başlangıç belirtir?
- For example, clear labels can prevent mistakes.
- Here too, clear labels can prevent mistakes.
- Instead, clear labels can prevent mistakes.
Cevabı göster
Here too, clear labels can prevent mistakes.
“Asphyxiating friendliness” mecazı
“Asphyxiating” sözcüğü gerçek anlamıyla nefes alamamayı anlatır. Burada ise bir mecazdır: Cana yakınlık o kadar sürekli ve yoğundur ki insanı hoş karşılanmış hissettirmek yerine duygusal olarak boğar. Bu ifade, fiziksel bir hissi sosyal ortam hakkında güçlü ve olumsuz bir yargıya dönüştürür. Yabancının daha sessiz olmasına veya daha az neşeli bir ruh hâli göstermesine çok az alan bırakıldığını ima eder.
Alıştırma
Cümlede “asphyxiating friendliness” neyi anlatıyor?
- Bir yabancıya bolca alan bırakan sakin bir karşılama
- Cana yakın bir kişinin yol açtığı tıbbi acil durum
- Duygusal açıdan baskıcı gelecek kadar yoğun bir cana yakınlık
Cevabı göster
Duygusal açıdan baskıcı gelecek kadar yoğun bir cana yakınlık
“Using oneself as a guide to” kalıbı
Using oneself as a guide to something, kişinin kendi duygularını, deneyimlerini veya tepkilerini bir şeyi anlamak için referans noktası olarak kullanması demektir. Burada kişi, bir yabancının mizacını ve ihtiyaçlarını tahmin ederken ortak insan deneyiminden yola çıkabilir. Oneself, genel anlam taşıyan resmî bir dönüşlülük zamiridir. Kalıp use + dönüşlülük zamiri + as a guide to + isim veya -ing biçimidir. Bir rehber yararlı bir ipucu sunar; herkesin aynı olduğunu kanıtlamaz.
Alıştırma
Cümleyi “kendi deneyimini referans olarak kullanmak” anlamındaki resmî kalıpla tamamlayın: When deciding whether the room is too cold, one can ____ how others may feel.
Cevabı göster
use oneself as a guide to
Companies become over-impressed by the apparent otherness of their clients and thereby overlook how many aspects of their own selves are being trampled upon in a service context. Notlar
4:30Şirketler müşterilerinin bariz başkalığından aşırı derecede etkilenirler ve bu nedenle bir hizmet bağlamında kendi benliklerinin ne kadar çok yönünün ayaklar altına alındığını gözden kaçırırlar.
apparent otherness of their clients: görünürdeki bir farklılık
Otherness, other sözcüğünden türetilen soyut isimdir. Kişinin kendisinden veya kendi grubundan farklı, grubun dışında görünme niteliğini ifade eder. Burada şirketler müşterilerini kendilerinden farklı kişiler olarak görür. Apparent bu iddiayı sınırlar: fark gerçekmiş gibi görünür, ancak abartılmış veya aslında önemsiz olabilir. Dolayısıyla ifade, yazarın müşterilerin gerçekte ne kadar farklı olduğuna dair kuşkusunu gösterir.
Alıştırma
Bu cümlede 'the apparent otherness of their clients' neyi düşündürüyor?
- Müşteriler önemli olan her bakımdan kesinlikle ve tamamen farklıdır.
- Müşterileri şirketlerin ofislerinden görmek kolaydır.
- Müşteriler çok farklı görünür, ancak bu fark abartılmış veya aslında önemsiz olabilir.
Cevabı göster
Müşteriler çok farklı görünür, ancak bu fark abartılmış veya aslında önemsiz olabilir.
thereby overlook: bir eylemi sonucuna bağlamak
Thereby bir sonuç bağlayıcısıdır. Şirketlerin gereğinden fazla etkilenmesine gönderme yapar ve overlook eylemini bu tepkinin ürettiği sonuç olarak sunar. Yeni bir cümle başlatmadan bilgiyi neden veya eylemden sonuca gidecek şekilde düzenler. Burada overlook, “fark etmemek veya hesaba katmamak” anlamına gelir; “yukarıdan aşağı bakmak” anlamına gelmez. Thereby overlook, “ve bunu yaparak fark etmemek” şeklinde açıklanabilir.
Alıştırma
Hangi cümle, incelemenin aceleye getirilmesinin bir şeyi fark edememeye doğrudan neden olduğunu göstermek için thereby ile overlook kullanıyor?
- The team rushed the review because it had already noticed a serious error.
- The team rushed the review and later corrected a serious error.
- The team rushed the review and thereby overlooked a serious error.
Cevabı göster
The team rushed the review and thereby overlooked a serious error.
Are being trampled upon: sürmekte olan mecazi zarar
Are being trampled upon, are + being + geçmiş zaman ortacıyla kurulan edilgen ve devam eden bir fiil yapısıdır. Zararı gerçekleşmekte veya sürmekte olan bir durum olarak gösterirken, buna neden olan kişiyi ya da sistemi arka planda bırakır. Trample upon sözcük anlamıyla bir şeyin üzerine sertçe basmak demektir. Burada mecazdır: hizmet çalışanlarının duyguları ve ihtiyaçları gibi insani yönleri önemsizmiş gibi ele alınmaktadır. Bu sert görüntü, ihmalin yalnızca kazara olmadığını ve ciddi olduğunu anlatır.
Alıştırma
Sürmekte olan mecazi bir zararı göstermek için cümleyi trample upon fiilinin edilgen ve devam eden biçimiyle tamamlayın: In the rush to finish the project, the team's needs ____.
Cevabı göster
are being trampled upon
we may feel horrified at the thought of our responsibilities in the family, Kalıp ifadeler
4:46ailedeki sorumluluklarımızı düşündüğümüzde dehşete düşebileceğimiz,
Sidestep the knowledge that: bir gerçekten bilerek kaçınmak
Sidestep sözcük anlamıyla bir şeyin etrafından geçmek için yana hareket etmek demektir. Burada mecaz olarak kullanılır: sidestep the knowledge that, that sonrasında belirtilen gerçekle yüzleşmekten veya onu kabul etmekten bilerek kaçınmak anlamına gelir. That sonrasındaki yan cümle, bilginin içeriğini belirtir. Bu nedenle ifade, gerçeğin onların erişiminde olduğunu anlatır; sadece bu gerçeği bilmedikleri anlamına gelmez.
Alıştırma
“They sidestep the knowledge that the plan has failed” ifadesine en uygun yorum hangisidir?
- Plan hakkında hiçbir bilgi almamışlardır.
- Planın başarısız olduğu gerçeğiyle yüzleşmekten bilerek kaçınırlar.
- Planın neden başarısız olduğunu dikkatlice açıklarlar.
Cevabı göster
Planın başarısız olduğu gerçeğiyle yüzleşmekten bilerek kaçınırlar.
at the thought of: düşüncesi bile
At the thought of, “bir şeyi yalnızca hayal eder etmez veya düşünür düşünmez” anlamına gelir. Tepkiyi düşüncenin kendisi tetikler; korkulan olayın gerçekleşmiş olması gerekmez. Burada horrified, eve döndükten sonraki aile sorumluluklarını hayal etmenin yarattığı tepkiyi anlatır. of sonrasında at the thought of the work veya at the thought of going back örneklerindeki gibi bir isim grubu ya da -ing biçimi kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi “yalnızca hayal etmek” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: Mia felt nervous ____ speaking in front of the whole school.
Cevabı göster
at the thought of
or that moods of introversion and sadness can accompany us even inside a clothes boutique. Deyimler
4:50veya içe dönüklük ve üzüntü hallerinin bir giyim butiğinin içinde bile bize eşlik edebileceği bilgisinden kaçınırlar.
moods of introversion and sadness can accompany us: bize eşlik eden ruh hâlleri
Dil bilgisel özne moods of introversion and sadness, accompany fiilinin nesnesi ise us sözcüğüdür. “Eşlik eden” şey bu ruh hâlleridir; ortada başka bir kişi yoktur. Accompany genellikle biriyle gitmek veya onun yanında kalmak anlamına gelir. Bu eylemi soyut ruh hâllerine vermek, onları birer yol arkadaşı gibi kişileştirir ve bu duyguların alışveriş ortamında bile bizimle kalabileceğini anlatır.
Alıştırma
'A feeling of calm accompanied Leo into the exam room' ne anlama gelir?
- Leo sınav odasına girerken sakin hissetmeye devam etti.
- Leo sakinlik duygusunu odanın dışında bıraktı.
- Başka bir sakin kişi Leo’yla birlikte odaya girdi.
Cevabı göster
Leo sınav odasına girerken sakin hissetmeye devam etti.
They behave as if they were cheerful Martians encountering broken, Dilbilgisi
4:56İlk defa kırılmış,
complex humans for the very first time.
5:00karmaşık insanlarla karşılaşan neşeli Marslılarmış gibi davranırlar.
behave as if they were cheerful Martians: gerçek dışı bir karşılaştırma
“As if”, bir gerçeği değil, bir şeyin nasıl göründüğüne ilişkin karşılaştırmayı ifade eder. Burada davranışları, onları karmaşık ve duygusal açıdan kırılgan insanlarla ilk kez karşılaşan neşeli Marslılar gibi gösterir. Marslı imgesi hem mizahi hem de eleştireldir: sıradan insan duygularına tuhaf biçimde yabancı görünürler. “Were”, şimdiki zamana ilişkin karşılaştırmanın gerçek dışı ya da gerçeklikten uzak olduğunu gösterir; sahneyi geçmiş zamana taşımaz. Çoğul “they” ile “were”, normal geçmiş zaman biçimiyle aynıdır. Bu yüzden varsayımsal anlamı “as if” ve bağlam oluşturur.
Alıştırma
Gerçek dışı karşılaştırmayı “as if” ve “be” fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The children give orders ____ they ____ the captains, but they are not.
Cevabı göster
as if · were
The fault of the excessively over-friendly person can, in the end,
5:04Aşırı derecede cana yakın kişinin hatası, sonuçta,
be traced back to a touching modesty. Öbek fiiller
5:08dokunaklı bir alçakgönüllülüğe kadar izlenebilir.
be traced back to: bir kökeni veya nedeni belirlemek
“Be traced back to”, araştırma veya akıl yürütme yoluyla bir şeyin nerede başladığının ya da neyin ona yol açtığının belirlenebileceğini ifade eder. Burada kişinin kusuru, daha derindeki bir nedenden, yani insanda yakınlık veya duygulanma uyandıran bir alçakgönüllülükten kaynaklanmış olarak açıklanır. Cümle, kiplik içeren edilgen “can be traced” yapısını kullanır: sonuç veya özellik önce gelir, “to” ise kaynağı belirtir. Buradaki imge, bir yol boyunca gerçekten geri dönmek değil, kanıtları veya nedenler zincirini geriye doğru izlemektir. “To” atılamaz.
Alıştırma
Hangi cümle yanlış bir yazılım ayarını sorunun olası kaynağı olarak doğru biçimde sunar?
- The problem can be traced back to an incorrect software setting.
- The problem can date back to an incorrect software setting.
- The problem can be traced back an incorrect software setting.
Cevabı göster
The problem can be traced back to an incorrect software setting.
They are guilty of nothing more than a loss of confidence in the validity of their own experiences as a guide to the pleasure of others. Kalıp ifadeler
5:11Onlar, diğerlerinin zevki için bir rehber olarak kendi deneyimlerinin geçerliliğine olan güvenlerini kaybetmekten başka bir şeyden suçlu değillerdir.
guilty of nothing more than: suçu hafifletmek
Bu cümlede guilty of hukuki bir suçluluk kararı değildir. İfadeyi bir suçlama gibi çerçevelerken nothing more than bu “suçlamayı” hemen anlaşılabilir bir zayıflıkla, yani güven kaybıyla sınırlar. be guilty of nothing more than + isim veya -ing yapısı, “birinin suçlanabileceği tek şey ...” anlamına gelir. Genellikle eleştiriyi yumuşatır ve daha ciddi bir yanlış yapılmadığını düşündürür.
Alıştırma
“Leo is guilty of nothing more than asking an awkward question” cümlesi ne anlatır?
- Birkaç soru sorduğu için giderek daha suçlu hâle geliyor.
- Onun tek hatası rahatsız edici bir soru sormaktı.
- Ciddi bir suç işledi ve ayrıca bir soru sordu.
Cevabı göster
Onun tek hatası rahatsız edici bir soru sormaktı.
The failure of the over-friendly types teaches us that in order to succeed at pleasing anyone,
5:20Aşırı cana yakın tiplerin başarısızlığı, herhangi birini memnun etmekte başarılı olmak için,
we must first accept the risk that we might well displease them through a candid expression of our being. Dilbilgisi
5:26öncelikle varlığımızın dürüst bir ifadesi yoluyla onları pekâlâ hoşnut etmeyebileceğimiz riskini kabul etmemiz gerektiğini bize öğretir.
might well displease: önemli bir olasılık
Burada might well displease, “rahatsız etme veya memnun edememe olasılığı oldukça yüksek” anlamına gelir. Well, konuşanın bu olasılığa ilişkin değerlendirmesini güçlendirir; rahatsız etme eyleminin nasıl yapıldığını anlatmaz. might well + fiilin yalın hâli yapısı, bir sonuç belirsiz olsa da ciddiye alınacak kadar gerçekçi olduğunda kullanışlıdır. Cümle, kişinin kendisini dürüstçe ifade etmesinin başkalarını rahatsız etme konusunda gerçek bir risk taşıdığını kabul eder.
Alıştırma
Gecikmenin gerçek bir olasılık olduğunu göstermek için might kullanan iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The roads are icy, so the bus ____ be late.
Cevabı göster
might well
Successful charm relies on an initial secure sense that we could survive social failure. Deyimler
5:32Başarılı cazibe, sosyal başarısızlıktan kurtulabileceğimize dair ilk güvenli hisse dayanır.
survive social failure: sosyal bir başarısızlığı atlatmak
Burada survive mecaz anlamdadır. Tuhaf veya başarısız bir sosyal anı, duygusal olarak yıkılmadan geçirmek demektir. Social failure reddedilmek, utanmak veya iyi bir izlenim bırakamamak anlamına gelebilir; kişinin hayatının tehlikede olduğu anlamına gelmez. Bu ifade, özgüveni dayanıklılık olarak sunar: kötü bir etkileşimin değerinizi yok etmeyeceğine güveniyorsanız sosyal riskleri daha sakin biçimde alabilirsiniz. Bu kalıp survive a bad review veya survive an embarrassing mistake örneklerinde olduğu gibi başka zor deneyimlerle de kullanılabilir.
Alıştırma
"Maya knew she could survive an embarrassing mistake," cümlesinde survive ne anlama gelir?
- Hayati tehlike içeren bir kazadan kaçmak
- Hatadan sonra duygusal olarak iyi kalmak
- Hatayı gerçekleşmeden önce durdurmak
Cevabı göster
Hatadan sonra duygusal olarak iyi kalmak
is perhaps the best way to seduce them properly and confidently.
5:44belki de onları uygun ve kendinden emin bir şekilde baştan çıkarmanın en iyi yoludur.
make a hash of seducing: birini etkileme girişimini berbat etmek
Make a hash of something, bir şeyi çok kötü yapmak veya berbat etmek anlamına gelen gündelik bir deyimdir. Burada seducing, of'tan sonra gelen -ing biçimidir. Bu nedenle make a hash of seducing someone, o kişiyi etkilemeye çalışırken fena hâlde başarısız olmak demektir; hash burada yiyecek veya bilişimle ilgili değildir. Cümlenin bütünü, başarısızlık olasılığını zihinde kabul etmeyi anlatır. İşi kötü yapmak yine de kabul edilebilir olursa kaygı azalabilir. Yeniden kullanılabilen yapı make a hash of + isim veya -ing biçimidir.
Alıştırma
“İşi çok kötü yaptı” anlamındaki gündelik deyimi tamamlayın: "Leo ____ organizing the event, and nothing started on time."
Cevabı göster
made a hash of
We must reconcile ourselves to the risk of not making friends to stand any chance of actually making any. Kalıp ifadeler
5:48Gerçekten arkadaş edinme şansımız olması için arkadaş edinememe riskiyle barışmamız gerekir.
reconcile ourselves to the risk of: bu riski kabullenmek
Bu cümlede reconcile ourselves to the risk of, istenmeyen bir olasılığın — arkadaş edinememenin — tamamen ortadan kaldırılamayacağını kabul etmek anlamına gelir. Dönüşlülük zamiri ourselves, we öznesine gönderme yapar; to ise kabul edilen zor gerçeği tanıtır. Bu kabul, vazgeçmek değildir. Başarıyı garanti etme baskısını azaltır; böylece başarısızlık ihtimali olsa da dürüstçe hareket edilebilir. Başka durumlara aktarılabilecek kalıp reconcile oneself to + isim veya -ing biçimidir.
Alıştırma
Cümleyi reconcile oneself to kalıbıyla tamamlayın: She needed to reconcile ____ ____ the possibility of a smaller budget.
Cevabı göster
herself · to
to stand any chance of: en küçük bir ihtimale bile sahip olmak
Burada to stand any chance of, “en küçük bir ihtimale bile sahip olmak için” anlamına gelir. İlk to, önceki eylemi onun oluşturduğu ihtimale bağlar: riski kabul etmek, arkadaş edinmenin gerekli bir koşulu olarak sunulur. Stand burada deyimsel olarak kullanılmıştır; fiziksel olarak ayakta durmak anlamına gelmez. Kalıp stand a/any chance of + isim veya -ing biçimidir. Any vurgu ekler: bu koşul olmadan gerçekçi hiçbir ihtimal bulunmayabilir.
Alıştırma
Cümleyi “en küçük bir ihtimale bile sahip olmak” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: We need to leave now to ____ arriving on time.
Cevabı göster
stand any chance of