Pavlova Kafe Yemek Yarışması! 🥝 💙 | Bluey Şef Oluyor ⭐️ | 3. Sezon Özel Bölüm | Bluey: İngilizce çalışma notları
Bluey - Official Channel
Video özeti: Fransız kafe yarışması oyununda karakterler pavlova ile edamame fasulyesi arasında tartışır, neyin yenileceğine kimin karar vereceğini konuşur ve sonunda Fransızca gibi sunulan bir sözün aslında hakaret olduğunu öğrenir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. you can't open a cafe — Konuşma Edimbilimi ve Tutum: can't ifadesinin yalnızca bir şeyi yapamama değil, yasaklama veya itiraz anlamı da taşıyabileceğini anlayın. Burada konuşan kişi yanına rakip bir kafe açılmasına karşı çıkar; böylece bir eyleme itiraz edilirken veya bir kurala dayanılırken ortaya çıkan anlamı tanıyabilirsiniz. 2. I don't like it when — Konuşma Edimbilimi ve Tutum: Sizi rahatsız eden bir durumu açıklamak ve doğrudan suçlamayla başlamadan sınır koymak için bu kalıbı kullanın. İstenmeyen davranışı somut biçimde belirtirken kendi tepkinizi sakin ve kişisel bir dille ifade edebilirsiniz. 3. called you a booger. — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: call + kişi + isim yapısını, birine belirli bir ad takmak veya onu bir şey olarak nitelemek anlamıyla tanıyın. Böylece call fiilini yalnızca telefon etmek diye yorumlamaz; lakap, yargı, alay veya hakaretlerin aktarımını doğru anlarsınız.
Bu derste
Hey, you can't open a cafe right next to mine. Notlar
0:08Hey, benimkinin hemen yanına bir kafe açamazsın.
you can't open a cafe: yasaklama bildiren can't
Bu cümlede can't, kişinin bunu yapabilecek durumda olmadığını değil, buna izin verilmediğini anlatır. Konuşan kişi itiraz ediyor ve diğer kişinin kafeyi orada açmasını engellemeye çalışıyor. can't + fiilin yalın hâli yapısı bir kuralı, yasağı veya güçlü bir itirazı ifade edebilir. can't ifadesinin izinle mi yoksa beceriyle mi ilgili olduğunu bağlam gösterir.
Alıştırma
Şu cümleyi oku: Visitors can't enter this room. can't ne anlama geliyor?
- Ziyaretçiler çoktan içeri girdi.
- Ziyaretçilerin içeri girmesine izin verilmiyor.
- Ziyaretçiler odayı bulabilecek durumda değil.
Cevabı göster
Ziyaretçilerin içeri girmesine izin verilmiyor.
right next to mine: hemen yanında, sağ tarafında değil
Right next to, “hemen yanında” anlamına gelir. Buradaki right, next to ifadesini güçlendirir; “doğru” anlamına gelmez ve sağ taraf yönünü göstermez. Mine bir iyelik zamiridir. Hangi isimden söz edildiği belli olduğu için my cafe ifadesinin yerini alır. Bu nedenle right next to mine, “benim kafemin hemen yanında” demektir.
Alıştırma
right next to ve my locker ifadesinin yerini alan iyelik zamiriyle cümleyi tamamla: Your locker is ____.
Cevabı göster
right next to mine
just want to...: amacı sınırlamak ve yumuşatmak
Burada just, “az önce” değil, “yalnızca” anlamına gelir. Konuşanın amacını sınırlar: yapmak istediği tek şey menüyü görmektir. I just want to + fiilin yalın hâli kalıbı, bir açıklamayı veya küçük bir isteği çoğu zaman I want to... ifadesinden daha yumuşak gösterir. Ancak ses tonu yine de savunmacı bir etki yaratabilir.
Alıştırma
Amacı sınırlı ve yumuşak göstermek için cümleyi just want to ile tamamlayın: I ____ check one detail before we continue.
Cevabı göster
just want to
don't be long: birinden çabuk dönmesini istemek
Don’t be long, “fazla vakit geçirme” veya “çabuk dön” anlamına gelen gündelik bir talimattır. Long burada kişinin fiziksel uzunluğunu değil, uzakta veya bir işle meşgul olduğu süreyi anlatır. Kalıp don’t + be + long şeklindedir. Özellikle biri kısa süreliğine ayrılacaksa veya konuşan beklerken küçük bir işi yapacaksa kullanılır.
Alıştırma
Birine çabuk dönmesini söylemek için cümleyi don't be long ile tamamlayın: You can go upstairs for your phone, but ____.
Cevabı göster
don't be long
Your pavlova is coming: is coming. ile beklenen yakın varış
Bir restoran veya hizmet ortamında Your pavlova is coming. sipariş edilen tatlının hazırlanıp müşteriye kısa süre içinde getirileceği anlamına gelir. Come müşterinin bakış açısından kullanılır: tatlı buraya doğru geliyor demektir; tatlı kendi başına hareket etmiyordur. Şimdiki zamanlı yapı is coming, gelişi beklenen ve artık yaklaşmış olan bir olayı anlatır. Bu yüzden genel bir gelecek ifadesinden daha yakın ve acil bir anlam verir.
Alıştırma
Bir garson "Your pavlova is coming." diyor. Ne demek istiyor?
- Tatlı yarın ulaşacak.
- Tatlı zaten yenmiş.
- Garson tatlınızı yakında getirecek.
Cevabı göster
Garson tatlınızı yakında getirecek.
Can I see a menu, please?: menüyü kibarca istemek
Can I see a menu, please? bir restoranda görevlinin bir menü getirmesini veya göstermesini isteyen kibar bir istektir; böylece konuşan kişi menüyü inceleyebilir. Buradaki see yalnızca gözleriyle bir menüyü fark etmek değildir; menüyü görmeyi veya inceleme imkânı elde etmeyi anlatır. Can I ve fiilin yalın hâli, biçim olarak izin sorusudur; ancak bu durumda bir hizmet talebi olarak kullanılır. Cümlenin sonundaki please isteği daha sıcak ve kibar yapar.
Alıştırma
Bir restoranda konuşan kişi "Can I see a menu, please?" diyerek kibarca ne istiyor?
- Hesap
- Bakmak için bir menü
- Bugünün özel yemekleri hakkında açıklama
Cevabı göster
Bakmak için bir menü
What's it got on it?: yüzeyde ne olduğunu sormak
What's it got on it? cümlesinde What's, What has ifadesinin kısaltılmış hâlidir. Tam biçimi What has it got on it? şeklindedir. Burada has got, “sahip olmak” veya “içermek” anlamına gelir; got bir şeyi edinme eylemini anlatmaz. On it, sorulan şeyin nesnenin yüzeyinde olduğunu belirtir. Yemekten söz ederken genellikle üstündeki malzemeleri ifade eder; yani soru, üzerinde hangi malzemelerin bulunduğunu sorar.
Alıştırma
Bir pizzanın üzerindeki malzemeleri göremiyorsunuz. Hangi soru yüzeyinde ne olduğunu sorar?
- Where did it come from?
- What's it got in it?
- What's it got on it?
Cevabı göster
What's it got on it?
only got: bundan daha fazlası olmadığını belirtmek
It's only got... ifadesinde It's, It has ifadesinin kısaltılmış hâlidir ve has got “sahip olmak” veya “içermek” anlamına gelir. Only, ardından gelen içeriği sınırlar: nesnede yalnızca söylenen şey vardır, daha fazlası yoktur ya da miktar beklenenden azdır. Bu biçim, seçenek veya miktarın yetersiz olduğuna dair bir hayal kırıklığı hissettirebilir. Burada got “aldı” anlamına gelmez. endabolly beans adı şakacı veya standart dışı olabilir, ancak bu durum yapıyı değiştirmez.
Alıştırma
Sayının sınırlı olduğunu göstermek için cümleyi only got ile tamamlayın: The small car has ____ two seats.
Cevabı göster
only got
I think he's saying: birinin ne demek istediğini temkinli biçimde yorumlamak
I think he's saying, başka bir kişinin ne demek istediğine dair yorumunuzu sunar. I think, açıklamanın kesin bir aktarım değil, en iyi tahmininiz olduğunu gösterir. He's saying, he is saying ifadesinin kısaltmasıdır. İngilizcedeki present continuous, kişinin o anda ilettiği mesaja odaklanır ve ifadenin ardından genellikle bu mesaj gelir: I think he's saying we should leave.
Alıştırma
Bir adamı net duyamıyorsunuz ancak kütüphanenin kapalı olduğunu kastettiğini düşünüyorsunuz. Hangi cümle temkinli bir yorumu en iyi şekilde ifade eder?
- He said the library was closed yesterday.
- I think he's saying the library is closed.
- He says the library closes every day.
Cevabı göster
I think he's saying the library is closed.
he puts some lovely things on them to make them taste nice. Dilbilgisi
0:39lezzetli olması için üstüne güzel şeyler koyuyormuş.
make them taste nice: make + nesne + fiilin yalın hâli
make them taste nice ifadesinde make, 'üretmek' değil, 'bir sonuca yol açmak' anlamındadır. Yapı make + nesne + fiilin yalın hâli şeklindedir: them nesnedir ve taste sonucu anlatan yalın fiildir. Taste burada bağlayıcı fiil olarak çalışır; nice ise tadı betimleyen bir sıfattır. İfadenin tamamı, bir şeyin yiyeceğe hoş bir tat kazandırdığı anlamına gelir.
Alıştırma
Sosun pirincin lezzetini artırdığını anlatan yalın fiille cümleyi tamamlayın: This sauce makes the rice ____ better.
Cevabı göster
taste
Um it's just that I really think I want pavlova. Ton ve niyet
0:43Hımm sanırım ben gerçekten pavlova yemek istiyorum.
it's just that: asıl nedeni nazikçe açıklamaya giriş
It's just that + cümlecik yapısı bir açıklamayı, kaygıyı veya farklı tercihi yumuşak biçimde dile getirir. Bu cümlede konuşan kişi gerçekten ne istediğini söylemeye devam ederken birine sertçe karşı çıkıyormuş gibi görünmekten kaçınır. Buradaki just mesajı yumuşatır; “az önce” anlamına gelmez. That sözcüğünden sonra asıl nedeni veya durumu belirten tam bir cümlecik gelir.
Alıştırma
Cümleyi hedef yumuşatma ifadesiyle tamamlayın: I'd like to help; it's ____ I have an appointment.
Cevabı göster
just that
you can make me some edamame beans if you want. Ton ve niyet
0:52istersen bana biraz edamame fasulyesi yapabilirsin.
if you want: seçimi dinleyene bırakmak
Cümlenin sonunda if you want, “bunu yapmak istersen” anlamına gelir. Daha önce sözü edilen eylem tekrar edilmeden anlaşılır; dolayısıyla tam anlamı “bana biraz edamame hazırlamak istersen”dir. Want fiilinin öznesi you olduğu için seçim konuşana değil, dinleyene aittir. Bu ifade önceki izni, öneriyi veya teklifi emir gibi değil, isteğe bağlı bir seçenek gibi gösterir.
Alıştırma
Cümleyi seçimi dinleyene bırakan ifadeyle tamamlayın: You can come with us ____.
Cevabı göster
if you want
get to choose: seçme fırsatına veya hakkına sahip olmak
Bu cümlede get to choose, konuşanın hangi yiyeceği yiyeceğine karar verme fırsatına veya hakkına sahip olduğu anlamına gelir. Vurgu, get kelimesinin bir şeyi almak ya da bir yere varmak anlamında olmasında değil, seçimi kimin kontrol ettiğindedir. Yapı get to + fiilin yalın hâlidir: get to choose. Bir şeyi yapma fırsatına sahip olmayı veya yapmasına izin verilmesini anlatabilir; bu pazarlık bağlamında en uygun anlam “seçme hakkına sahip olmak”tır.
Alıştırma
Bu cümlede get to choose ne anlama geliyor? “I get to choose the movie for family night.”
- Karar verme fırsatına veya hakkına sahip olmak
- Bir karara ulaşmak
- Karar vermeye zorlanmak
Cevabı göster
Karar verme fırsatına veya hakkına sahip olmak
I don't like it when: rahatsız eden belirli bir durumu adlandırmak
I don't like it when, konuşanı rahatsız eden belirli bir durumu tanıtır. Bu cümlede sorun, karşı tarafın konuşana bir şey yedirmesidir; it adlı belirli bir yiyecek değildir. Yapı I don't like it when + özne + fiildir. Buradaki it, nesne konumunu dolduran biçimsel bir nesnedir; asıl içerik when yan cümlesinde verilir. Bu yapı, bütün kişiyi etiketlemeden konuşanın duygusuna odaklanır ve bir sınır koyabilir.
Alıştırma
Bu cümlede I don't like it when yapısının işlevi nedir? “I don't like it when people interrupt me.”
- Belirli bir durumun konuşanı rahatsız ettiğini belirtir.
- it kelimesinin belirli bir nesneye gönderme yaptığını belirtir.
- Bir duygu ifade etmeden karşı tarafa emir verir.
Cevabı göster
Belirli bir durumun konuşanı rahatsız ettiğini belirtir.
make me eat something. ... make + kişi + fiilin yalın hâli
Burada make + kişi + fiilin yalın hâli ettirgen bir yapıdır: make me eat, bir şeyi yememi sağlamak ya da beni yemeye zorlamak anlamına gelir. Me eylemi yapan kişiyi, eat ise fiilin yalın hâlini gösterir. Bu cümlede bağlam, make sözcüğüne baskı ve isteksizlik anlamı katıyor. Etken ettirgen yapıda make'ten sonra to kullanılmaz: make me eat denir, make me to eat denmez.
Alıştırma
Cümleyi ettirgen yapıyla tamamlayın: The teacher made us ____ the first paragraph.
Cevabı göster
rewrite
Mon petit chou à la crème. ... kafe rol oyununda Fransızca sevgi sözü
Mon petit chou à la crème İngilizce bir cümle değil, Fransızcadır. Chou à la crème kremalı bir hamur işini ifade eder; petit chou ise sevgi içeren bir hitap olarak da kullanılabilir. Bu yüzden ifade “küçük kremalı tatlım” gibi oyunbaz bir sevgi sözü gibi duyulabilir. Bu kafe rol oyununda söz, esas olarak Fransız bir kafe karakteri ve sıcak, abartılı bir ton oluşturur. Onu İngilizce dil bilgisiyle çözümlemek yerine kültürel ve karaktere ait bir ipucu olarak anlayın.
Alıştırma
Bu kafe rol oyununda “Mon petit chou à la crème” ifadesini anlamanın en iyi yolu nedir?
- Sevgi veya rol oyunu anlamı taşımayan kelimesi kelimesine bir açıklama
- Bir kremalı hamur işini yemeye yönelik standart bir İngilizce talimat
- Fransız tarzında, şakacı ve sevgi dolu bir hitap
- Her durumda müşteriye hitap etmenin resmî bir yolu
Cevabı göster
Fransız tarzında, şakacı ve sevgi dolu bir hitap
I'm gonna get: gidip alacağım
Burada I'm gonna get, konuşanın renkli pasta süslerini gidip almayı planladığını anlatır. Get bu cümlede bir şeyi almak veya alıp getirmek anlamındadır. gonna, going to ifadesinin günlük konuşmadaki biçimidir ve ardından fiilin yalın hâli olan get gelir. Yapı be + gonna + fiilin yalın hâlidir.
Alıştırma
Günlük konuşma cümlesini tamamlayın: I'm ____ the keys.
Cevabı göster
gonna get
Can I help?: yardım teklif etmek
Can I help? kısa bir yardım teklifidir. Bu kafe rol yapma sahnesinde konuşan kişi, yardım etme yeteneğini sınamıyor; karşısındaki kişinin yardım veya hizmet isteyip istemediğini soruyor. Can I + fiilin yalın hâli? yapısı, yapabileceğiniz bir şeyi kibarca teklif eder. Birinin yardıma ihtiyacı olabileceğini fark ettiğinizde de kullanılabilir.
Alıştırma
Birkaç ağır kutu taşıyan bir arkadaşınıza yardım teklif etmek istiyorsunuz. Hangi cümle doğaldır?
- Can you help me?
- Can I help?
- Can I helping?
Cevabı göster
Can I help?
I've decided: kararın verildiğini açıklamak
I've decided, I have decided ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Present perfect, karar verme eyleminin tamamlandığını ve sonucunun şu an önemli olduğunu gösterir. Bir seçimi açıklamaya hazır olduğunuzda, çoğu zaman seçimin ne olduğunu söylemeden hemen önce kullanılır. Dinleyen kişi “Artık bir cevabım var” anlamını çıkarır.
Alıştırma
Cümleyi decide fiilinin kısaltılmış present perfect biçimiyle tamamlayın: After looking at the menu, ____. I'll have the soup.
Cevabı göster
I've decided
s'il vous plait: İngilizce bir sahnede Fransızca “lütfen”
s'il vous plait, Fransızcada “lütfen” anlamına gelir; standart Fransızca yazımı s'il vous plaît biçimindedir. Bu replikte nezaket katarken eğlenceli bir Fransız kafesi canlandırması oluşturmaya da yardımcı olur. Bu, kısa süreliğine Fransızcaya geçiştir; İngilizce dil bilgisinin bir parçası değildir. İngilizce içeriklerde kısa bir yabancı ifade, gerçek anlamının yanı sıra ortamı, karakterin konuşma tarzını veya kültürel bir üslubu da gösterebilir.
Alıştırma
Bu replikte s'il vous plait ne işe yarıyor?
- Fransızca nazik bir “lütfen” anlamı ekler ve kafe canlandırmasını destekler.
- Konuşmacının yemeğini bitirdiği anlamına gelir.
- İngilizcede present perfect bir fiil oluşturur.
Cevabı göster
Fransızca nazik bir “lütfen” anlamı ekler ve kafe canlandırmasını destekler.
So, I can eat this? ile bir çıkarımı doğrulamak
Bu sorunun başındaki So, “az önce söylediğine göre” anlamına gelir. Konuşan kişi, bunu yemesine izin verildiği sonucunu çıkarır ve karşısındakinden bu çıkarımı doğrulamasını ister. Konuşmada So’dan sonra düz cümle söz dizimi ve soru tonlaması kullanılarak bir sonuç, durum veya izin doğrulanabilir. Anlamı “Yani bunu yiyebilirim, doğru mu?” ifadesine yakındır.
Alıştırma
Biri az önce boş sandalyeyi kullanabileceğinizi söyledi. Onu kullanmaya izniniz olduğu sonucunu en iyi hangi cümleyle doğrulatırsınız?
- So, I can use this chair?
- Can I use this chair?
- I can use this chair.
Cevabı göster
So, I can use this chair?
called you a booger: call + kişi + isim
call + kişi + a/an + isim yapısında call, “birini ... diye adlandırmak veya nitelemek” anlamındadır; “telefon etmek” anlamında değildir. Burada you etiketlenen kişiyi, a booger ise ona verilen etiketi gösterir. Booger sözcüğünün gerçek anlamı “sümük”tür. Bu cümlede çocukça bir alay ya da hakaret olarak kullanılır. Yani called you a booger, birinin sana ne dediğini aktarır.
Alıştırma
call + kişi + isim yapısının geçmiş zamanını kullanın. Cümleyi, onun beni yalancı diye nitelediği anlamına gelecek şekilde tamamlayın: During the argument, he ____.
Cevabı göster
called me a liar