Etik ikilem: Yalan söyler misin? - Sarah Stroud: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
667 kelime 173 kel/dk

Video özeti: Bir akşam yemeği planı etik bir ikilem doğurur: Sürekli geç kalan bir arkadaşın yine gecikmesini önlemek için saat konusunda yalan söylenmeli midir? Tartışma, Kant’ın yalanı mutlak biçimde yasaklayan yaklaşımıyla Mill’in toplam mutluluğa odaklanan görüşünü karşılaştırır; ardından paternalizm, özerklik ve saygı konularını ele alır. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. set up your friend Carey with your acquaintance Emerson — Öbek fiiller: set up ... with ... ifadesinin fiziksel olarak bir şey kurmak değil, iki kişiyi romantik amaçla tanıştırmak anlamına geldiğini ayırt edin ve çöpçatanlık ya da sosyal planlardan söz ederken doğal biçimde kullanın. 2. to be fair, — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Bu belirtecin başka bir görüşü sınırlamadan veya ona karşı çıkmadan önce o görüşün makul yanını kabul ettiğini anlayın; böylece savlarınızı kesin ve tek taraflı değil, dengeli biçimde sunun. 3. weigh potential happiness against guaranteed disrespect? — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: Çatışan sonuçları veya değerleri karşılaştıran weigh X against Y kalıbını öğrenin ve etik tartışmalarda ya da başka kararlarda zorlu ödünleşimleri açıkça ifade edin.

Bu derste

Your plan to set up your friend Carey with your acquaintance Emerson is finally coming together. Öbek fiiller

0:07

Arkadaşın Carey'yi tanıdığın Emerson ile tanıştırma planın nihayet şekilleniyor.

Öbek fiiller

set up A with B: iki kişiyi tanıştırmak veya buluşturmak

Burada set up A with B, çoğu zaman birbirlerinden hoşlanabilecekleri ya da çıkabilecekleri düşüncesiyle A ve B'nin tanışmasını ayarlamak demektir. Bir şeyi kurmak veya monte etmek anlamına gelmez. Kalıp set up + kişi A + with + kişi B şeklindedir. Nesne bir zamirse öbek fiili ayırın: set her up with Ben denir; set up her with Ben denmez.

Alıştırma

Cümleyi set up A with B kalıbıyla tamamlayın: Leo wants to ____ his sister ____ his friend Omar.

Cevabı göster

set up · with

Öbek fiiller

coming together: yavaş yavaş şekillenmek

Burada coming together, planın farklı parçalarının bir bütün olarak işlemeye başladığını, yani planın şekillendiğini ve ilerlediğini anlatır. İnsanların fiziksel olarak bir araya gelmesini anlatmaz. Bu kullanım planlar, projeler, etkinlikler, gösteriler, tasarımlar ve fikirler için yaygındır. Finally, konuşan kişinin bu ilerlemeyi bir süredir beklediğini düşündürür.

Alıştırma

Cümleyi yavaş yavaş şekillenmek anlamındaki ifadeyle tamamlayın: After weeks of planning, the community festival is finally ____.

Cevabı göster

coming together

Both individuals have heard all about each other and they're eager to meet for dinner. Kalıp ifadeler

0:13

Her iki taraf da birbirleri hakkında her şeyi duydu ve akşam yemeğinde buluşmak için can atıyorlar.

Kalıp ifadeler

have heard all about each other: karşılıklı ön bilgi

Have heard all about each other, iki kişinin de diğeri hakkında, genellikle başkalarından, önceden pek çok bilgi edindiğini anlatır. Each other ilişkinin karşılıklı olduğunu gösterir. Present perfect yapıdaki have heard, daha önce duyulan bilgileri şu anda planlanan buluşmayla ilişkilendirir. Buradaki all about, konuşma dilinde çok şey anlamına gelen bir vurgudur; her ayrıntının eksiksiz bilindiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle, iki kişinin de başkalarından birbirleri hakkında önceden pek çok şey öğrendiği anlamına gelir?

  1. They have heard of each other.
  2. They have heard each other.
  3. They have heard all about each other.
Cevabı göster

They have heard all about each other.

Kalıp ifadeler

eager to meet: güçlü ve olumlu beklenti

Eager to meet, biriyle tanışmayı veya buluşmayı çok istemek ve bunu heyecanla beklemek anlamına gelir. Be eager to + fiilin yalın hâli yapısında eager güçlü ve olumlu bir beklentiyi anlatır; to ise yapılacak eylemi başlatır. Bu ifade, basitçe want to meet demekten daha güçlü ve heveslidir. Bu cümlede eager kaygılı veya endişeli olmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Eager ve meet sözcüklerini doğru yapıda kullanarak cümleyi tamamlayın: After months of online teamwork, Lina is ____ her project partner in person.

Cevabı göster

eager to meet

You've just made them a reservation for Friday night Kalıp ifadeler

0:17

Onlar için Cuma akşamına daha yeni rezervasyon yaptırdın

Kalıp ifadeler

make someone a reservation: biri için rezervasyon yapmak

Make someone a reservation, o kişi için rezervasyon ayarlamak demektir. You've just made them a reservation cümlesinde them, rezervasyondan yararlanacak kişileri; a reservation ise ayarlanan rezervasyonu belirtir. Bu, make + person + a reservation şeklindeki çift nesneli yapıdır. Aynı anlam make a reservation for someone biçiminde de ifade edilebilir: You've just made a reservation for them.

Alıştırma

Sam için restoran rezervasyonu ayarladığını doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. I made Sam a reservation for Saturday night.
  2. I made a reservation Sam for Saturday night.
  3. I made Sam reserve a table for Saturday night.
Cevabı göster

I made Sam a reservation for Saturday night.

and you're about to text Carey the details Dilbilgisi

0:20

ve Carey'ye detayları mesaj olarak atmak üzeresin

Dilbilgisi

be about to text: hemen gerçekleşecek sıradaki eylem

Be about to + fiilin yalın hâli, bir eylemin çok yakında ve çoğu zaman sıradaki eylem olarak gerçekleşeceğini belirtir. you're about to text ifadesinde mesaj henüz gönderilmemiştir, ancak hemen gönderilmesi beklenir. Burada about, sabit be about to yapısının parçasıdır; “yaklaşık” anlamına gelmez. Text, “kısa mesaj göndermek” anlamındaki fiilin yalın hâlidir.

Alıştırma

Bir sonraki anda gerçekleşmesi beklenen eylemi anlatan be about to yapısıyla tamamla: My finger is on the send button, and I'm ____ send the message.

Cevabı göster

about to

when an unsettling thought crosses your mind. Deyimler

0:22

ki aklından rahatsız edici bir düşünce geçiyor.

Deyimler

crosses your mind: bir düşüncenin ansızın akla gelmesi

a thought crosses your mind, bir düşüncenin aniden ve çoğu zaman kısa süreliğine farkındalığınıza gelmesi demektir. Thought ya da idea dilbilgisel öznedir; my, her, your gibi iyelik sözcükleri düşüncenin kimin zihninde belirdiğini gösterir. Buradaki crosses mecazidir: rahatsız edici düşünce, uzun ve bilinçli bir düşünme süreci olmadan kendiliğinden gelir. Yeniden kullanılabilen kalıp a thought, idea, question veya possibility + cross + someone's mind şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi cross someone's mind ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: A strange possibility ____ during the meeting.

Cevabı göster

crossed my mind

Carey is always late

0:25

Carey her zaman geç kalır

and not just by 5 minutes.

0:27

ve sadece 5 dakika değil.

We're talking 20 or even 30 minutes late. Anlatım akışı

0:29

20 ya da 30 dakikalık gecikmelerden bahsediyoruz.

Anlatım akışı

We're talking + belirli bir miktar

Burada We're talking, esas olarak insanların sohbet ettiğini anlatmaz. Dikkati ardından gelen kesin ayrıntıya yöneltir: 20 or even 30 minutes late. Bu konuşma kalıbı genel bir ifadeyi somut bir ölçeğe dönüştürür. Bir şeyin gerçekte ne kadar büyük ya da ciddi olduğunu dinleyene fark ettirmek istediğinizde We're talking + miktar, boyut, sonuç veya örnek yapısını kullanabilirsiniz.

Alıştırma

“The repair will not be quick. We're talking at least two weeks,” cümlesinde We're talking ne işe yarar?

  1. Birkaç kişinin şu anda gecikmeyi konuştuğunu söyler.
  2. Gecikmeyi somutlaştırır ve süresini vurgular.
  3. Tamir hakkındaki konuşmanın ne zaman başladığını sorar.
Cevabı göster

Gecikmeyi somutlaştırır ve süresini vurgular.

Carey seems to view punctuality as an oppressive relic of an earlier era. Notlar

0:32

Carey dakikliği daha eski bir çağın bunaltıcı bir kalıntısı olarak görüyor gibi.

Dilbilgisi

seems to view X as Y: X’i Y olarak görüyor gibi görünmek

view X as Y kalıbı “X’i Y olarak görmek veya değerlendirmek” demektir. X değerlendirilen şeydir (punctuality); Y ise ona verilen nitelendirmedir (an oppressive relic). Burada as, yargıyı tanıtır; “bir biçimde” anlamına gelmez. seems to ifadeyi daha az kesin yapar: konuşan kişi Carey’nin tutumunu kesin bir gerçek olarak değil, edindiği bir izlenim olarak aktarır. seems to view X as Y, başka birinin bakış açısını temkinli biçimde anlatmak için kullanılabilir.

Alıştırma

view X as Y kalıbındaki değerlendirmeyi işaretleyen kelimeyle cümleyi tamamlayın: The board views the rule ____ unfair.

Cevabı göster

as

Deyimler

a relic of an earlier era: eski bir çağdan kalma bir kalıntı

Relic sözcüğü gerçek anlamıyla geçmişten kalan bir şeydir. Burada relic of an earlier era bir mecazdır: punctuality kavramını artık günümüze ait olmayan, modası geçmiş bir düşünce ya da uygulama olarak niteler. Oppressive sıfatı eleştiriyi güçlendirir ve dakikliğin kontrol edici ya da yük gibi hissedildiğini düşündürür. Bu ifade, Carey’nin varsayılan tutumunu abartılı ve küçümseyici biçimde sunar; tarafsız bir tarihsel betimleme değildir.

Alıştırma

Bir yazar iş yerindeki bir kurala a relic of an earlier era diyorsa büyük olasılıkla ne demek istiyordur?

  1. Kural çok yakın zamanda yürürlüğe konmuştur.
  2. Kural modası geçmiştir ve geçmişe aittir.
  3. Kural eski bir nesnenin üzerine yazılmıştır.
Cevabı göster

Kural modası geçmiştir ve geçmişe aittir.

But what if you told them dinner was at 6:00 instead of 6:30? Notlar

0:36

Ama ya onlara akşam yemeğinin 6:30 yerine 6:00'da olduğunu söylersen?

Dilbilgisi

What if you told them ...?: varsayımsal bir öneri sunmak

What if you told them ...? varsayımsal bir seçenek sunar ve karşı tarafı bunu söylemenin olası sonucunu düşünmeye davet eder. Gerçekte onlara ne söylediğini soran bir soru değildir. told geçmiş zaman biçiminde olsa da burada geçmişte olmuş bir olayı değil, gerçeklikten uzak varsayımsal bir durumu gösterir. What if + özne + geçmiş zaman yapısı, üzerinde konuşulabilecek bir seçenek veya eylem sunar.

Alıştırma

What if + özne + geçmiş zaman yapısını, tartışılabilecek bir olasılığı önermek için doğal biçimde kullanan cümle hangisidir?

  1. What if took we the bus?
  2. What did we take the bus?
  3. What if we took the bus?
Cevabı göster

What if we took the bus?

Kalıp ifadeler

instead of 6:30?: yerine koymayı belirtmek

Bu cümlede instead of 6:30, 6.30’un yerine başka bir saatin konduğunu gösterir: önerilen mesaj, akşam yemeğinin 6.30’da değil 6.00’da olduğunu söyler. Instead of, seçilen seçeneği elenen alternatifle bağlar. Bu ifadeden sonra isim, zamir, saat veya -ing biçimi gelebilir; örneğin instead of taking the bus. Bu yapı ek bir seçeneği değil, yerine koymayı anlatır.

Alıştırma

İlk seçeneğin seçildiğini, ikincinin ise seçilmediğini göstermek için instead of ifadesini doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. I took the train instead of driving.
  2. I took the train in addition to driving.
  3. I took instead of the train driving.
Cevabı göster

I took the train instead of driving.

That way they would almost certainly arrive on time. Anlatım akışı

0:40

Bu şekilde neredeyse kesinlikle zamanında varacaklardır.

Anlatım akışı

That way: bir yöntemi sonucuna bağlamak

That way, az önce sözü edilen bir yöntem ya da eyleme gönderme yapar. Burada akşam yemeği saatini 6:00 olarak söylemeyi belirtir ve beklenen sonucu sunar: zamanında varacak olmalarını. Bilgiyi yöntemden sonuca giden bir düzende kurar ve genellikle “bu yapılırsa” ya da “bunu yaparak” anlamına gelir. Bu cümlede fiziksel bir yoldan söz etmez.

Alıştırma

Yöntem ile sonuç arasındaki bağlantıyı en iyi hangi ifade tamamlar? Save the address on your phone. ____, you can find it quickly later.

  1. By the way
  2. Either way
  3. That way
Cevabı göster

That way

You really want this relationship to work, Kelime

0:43

Bu ilişkinin yürümesini gerçekten istiyorsun,

Kelime

relationship to work: work sözcüğünün “başarılı olmak” anlamı

relationship to work ifadesinde work, “bir işte çalışmak” anlamına gelmez. Work bir ilişkiyi, planı veya düzenlemeyi anlatıyorsa “başarılı olmak” ya da “umulduğu gibi yürümek” anlamına gelebilir. Konuşan kişi bu ilişkinin iyi gitmesini istiyor. Yapı want + nesne + to-infinitive şeklindedir: want this relationship to work. This relationship, want fiilinin nesnesidir; to work ise konuşanın istediği sonucu belirtir.

Alıştırma

Bu cümlede work ne anlama geliyor? We really want this friendship to work.

  1. bir çalışma vardiyasını bitirmek
  2. ücretli bir iş yapmak
  3. başarılı olmak ve iyi ilerlemek
Cevabı göster

başarılı olmak ve iyi ilerlemek

so should you lie?

0:45

peki yalan söylemeli misin?

Take a moment to think,

0:47

Düşünmek için bir saniye ayır,

what would you do?

0:48

sen ne yapardın?

Maybe you should lie.

0:50

Belki de yalan söylemelisin.

You think this new relationship could be great for Carey

0:51

Bu yeni ilişkinin Carey için harika olabileceğini düşünüyorsun

and you don't want them to ruin it before it's even begun. Dilbilgisi

0:54

ve daha başlamadan onu mahvetmelerini istemiyorsun.

Dilbilgisi

before it's even begun: daha başlamadan önce

before it's even begun, bir şeyin gerçekten başlamadan önce zarar görmesi ya da durdurulması anlamına gelir. Bu cümlede it, bağlamda sözü edilen yeni ilişkiyi ifade eder. Buradaki it's, it has kısaltmasıdır; begun ise has begun yapısında kullanılan past participle'dır. even, “bu kadar erken” anlamındaki şaşkınlığı ekler; yani ilişki gerçekten başlama fırsatı bulamadan mahvolabilir.

Alıştırma

Bu cümlede before it's even begun neyi anlatıyor? They could ruin the new partnership before it's even begun.

  1. Bir şey kesinlikle hiçbir zaman başlamayacaktır.
  2. Bir şey gerçekten başlamadan önce zarar görebilir ve bu şaşırtıcı derecede erkendir.
  3. Bir şey uzun bir süre geçtikten sonra zaten zarar görmüştür.
Cevabı göster

Bir şey gerçekten başlamadan önce zarar görebilir ve bu şaşırtıcı derecede erkendir.

Sure, Emerson may eventually learn about their chronic lateness, Kelime

0:57

Elbette, Emerson eninde sonunda onların kronik gecikme huylarını öğrenebilir,

Kelime

chronic lateness: uzun süreli ve tekrarlanan geç kalma

chronic lateness, uzun süre boyunca tekrarlanan geç kalma alışkanlığı anlamına gelir. Bu cümlede chronic, geç kalmayı tek seferlik bir olay olarak değil, yerleşmiş bir sorun olarak gösterir. chronic yalnızca hastalıklar için değil, tıbbi olmayan kalıcı sorunlar için de kullanılır. Bu nedenle bu ifade, onların geç kalmasını bir alışkanlık ya da devam eden bir sorun olarak sunar ve olumsuz, hafifçe eleştirel bir ton taşır.

Alıştırma

Hangi durum chronic lateness ifadesine en iyi uyar?

  1. Uzun süredir geç kalma alışkanlığı olan biri.
  2. Beklenmedik bir sorun yüzünden bir kez geç kalan biri.
  3. Her gün erken gelen biri.
Cevabı göster

Uzun süredir geç kalma alışkanlığı olan biri.

but if Carey shows up on time just this once, Notlar

1:00

ama Carey sadece bu seferlik zamanında gelirse,

Öbek fiiller

shows up on time: planlanan saatte gelmek

Show up, günlük konuşmada “ortaya çıkmak” veya “gelmesi beklenen bir yere varmak” anlamına gelen bir deyimsel fiildir. Buradaki up, deyimsel fiilin bir parçasıdır; yukarı doğru hareketi anlatmaz. On time, “planlanan saatte, geç kalmadan” demektir. Bu nedenle shows up on time, Carey’nin beklendiği saatte geldiğini anlatır. Carey tek bir kişi olduğu için show fiiline üçüncü tekil kişi eki -s gelir.

Alıştırma

Show up on time ifadesini doğru biçime getirerek cümleyi tamamlayın: Maya always ____ for soccer practice.

Cevabı göster

shows up on time

Kalıp ifadeler

just this once: bir şeyi tek bir istisnayla sınırlamak

Just this once, “yalnızca bu belirli durumda” anlamına gelir. Buradaki just, durum sayısını sınırlar; “az önce” demek değildir. Bu ifade, eylemi bir defalık istisna olarak sunar. Özel izin istemek, sınırlı bir söz vermek veya bir şeyi bir kez yapmanın yeterli olacağını söylemek için sıkça kullanılır.

Alıştırma

“Can we stay up late just this once?” cümlesinde just this once ne anlatır?

  1. İstek her seferinde geçerlidir.
  2. İstek az önce yapıldı.
  3. İstek yalnızca bu durum için geçerlidir.
Cevabı göster

İstek yalnızca bu durum için geçerlidir.

the relationship will at least have a chance to take root. Deyimler

1:04

ilişkinin en azından kök salma şansı olacaktır.

Deyimler

have a chance to take root: kök salma şansı olmak

have a chance to take root ifadesinde have a chance to, bir garanti değil gerçek bir olasılık belirtir. Take root, bitkilerin kök salmasına dayanan bir benzetmedir. Bir ilişki için kullanıldığında ilişkinin yerleşip sağlam bir temel üzerinde gelişmeye başlaması anlamına gelir. Aynı benzetme, yerleşmeye başlayan bir fikir, alışkanlık veya inanç için de kullanılabilir.

Alıştırma

"A new habit needs time to take root." cümlesi ne anlama gelir?

  1. Alışkanlığın toprağa ekilmesi gerekir.
  2. Alışkanlık kesinlikle yakında yok olacaktır.
  3. Alışkanlığın yerleşmesi için zamana ihtiyacı vardır.
Cevabı göster

Alışkanlığın yerleşmesi için zamana ihtiyacı vardır.

Your lie would pave the way for a potentially happy relationship. Deyimler

1:07

Yalanın potansiyel olarak mutlu bir ilişki için zemin hazırlayabilir.

Deyimler

pave the way for: bir şeyin önünü açmak

Pave the way for, daha sonraki bir olayın ya da sonucun gerçekleşmesini kolaylaştıran veya daha olası kılan koşulları yaratmak demektir. Yol hazırlama imgesini kullanır, ancak gerçek bir yoldan söz edilmez. Kalıp pave the way for + isim veya -ing biçimidir. Bu cümlede yalan, mutlu bir ilişkiyi mümkün kılabilecek bir adım olarak sunuluyor; ilişkinin zaten mutlu olduğu ya da sonucun garanti olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi pave the way for kalıbıyla tamamlayın: The agreement could ____ closer cooperation.

Cevabı göster

pave the way for

And if taking an action will create a better outcome for everyone involved, Dilbilgisi

1:10

Ve eğer bir eylemde bulunmak ilgili herkes için daha iyi bir sonuç yaratacaksa,

that's normally a pretty good reason to take it.

1:14

bu normalde o eylemi gerçekleştirmek için oldukça iyi bir nedendir.

Dilbilgisi

if ... that's normally a pretty good reason to ...: bir koşulu harekete geçme nedeni olarak göstermek

if yan tümcesi önce olası bir sonuç sunar. Ardından ana cümle, bu sonucun tamamını harekete geçmek için bir neden olarak değerlendirir; that's tek bir isme değil, if yan tümcesinin tamamına gönderme yapar. Tekrar kullanılabilen kalıp If X, that's a good reason to do Y. şeklindedir. Olası bir sonucu bir karara bağlar. pretty, “oldukça” anlamına gelir; normally ise ifadenin kesin bir kural değil, genel bir değerlendirme olduğunu gösterir.

Alıştırma

normally ve install kullanarak koşul-neden kalıbını tamamlayın: If this update protects users' data, ____ a pretty good reason ____ it. that is ifadesini kısaltın.

Cevabı göster

that's normally · to install

But isn't it morally wrong to lie? Kelime

1:17

Ama yalan söylemek ahlaki açıdan yanlış değil mi?

Kelime

morally wrong to lie: yalan söylemenin ahlaken yanlış olması

Morally wrong, ahlaki ilkelere göre kabul edilemez anlamına gelir. morally wrong to lie ifadesinde morally, wrong sözcüğünü açıkça etik bir yargıyla sınırlar; to lie mastarı ise değerlendirilen davranışı belirtir. Burada wrong, “olgusal olarak hatalı” anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle bir eylemi açıkça etik açıdan kabul edilemez olarak değerlendiriyor?

  1. The shoes are the wrong size.
  2. The answer is factually wrong.
  3. It is morally wrong to copy someone else's work.
Cevabı göster

It is morally wrong to copy someone else's work.

The absolutist position on lying Kelime

1:20

Yalan söyleme konusunda

Kelime

absolutist position on lying: yalan konusunda istisna tanımayan bir tutum

Bu ifadede position, fiziksel bir konum değil, bir «görüş» veya «tutum» anlamına gelir. position on + konu kalıbı görüşün hangi konuyla ilgili olduğunu gösterir; dolayısıyla position on lying, «yalan söyleme konusundaki tutum» demektir. Absolutist, bir kuralın her durumda geçerli olduğunu savunan ve duruma göre hiçbir istisna tanımayan tutumu anlatır. Burada ifadenin tamamı, yalan söyleme konusunda istisna kabul etmeyen etik bir görüşü adlandırır.

Alıştırma

"an absolutist position on lying" ifadesinde position ne anlama gelir?

  1. Bir filozofun ayakta durduğu fiziksel yer.
  2. Yalan söylemeyle ilgili bir kuralı istisnasız uygulayan bir tutum.
  3. Ne zaman yalan söyleneceğine karar vermeyi içeren bir iş.
Cevabı göster

Yalan söylemeyle ilgili bir kuralı istisnasız uygulayan bir tutum.

associated with German philosopher Immanuel Kant Kültür

1:21

Alman filozof Immanuel Kant ile ilişkilendirilen mutlakçı duruş,

Kültür

associated with German philosopher Immanuel Kant: Alman filozof Immanuel Kant ile ilişkilendirme

Immanuel Kant Alman bir filozoftu. Bu ifadede associated with, daha önce sözü edilen görüşü bu görüşle tanınan bir düşünürle ilişkilendirir; Kant'ın bütün felsefesini tanıtmaz. Bu tartışmada Kant, ahlaki görev ve kurallara dayalı bir görüşü temsil eder: Bir yalan daha iyi bir sonuca yol açabilecek olsa bile yalan söylemek ahlaken yanlıştır. Adı, istisna kabul etmeyen bu tutumun önemli bir temsilcisini belirtir.

Alıştırma

Bu ifadede neden Immanuel Kant'tan söz ediliyor?

  1. Yalan konusunda istisna tanımayan görüşü, bu kural temelli yaklaşımı temsil eden bir filozofla ilişkilendirmek için.
  2. Kant'ın felsefi sisteminin her bölümünü açıklamak için.
  3. Alman yasalarının yalan söylemeyi her zaman cezalandırdığını belirtmek için.
Cevabı göster

Yalan konusunda istisna tanımayan görüşü, bu kural temelli yaklaşımı temsil eden bir filozofla ilişkilendirmek için.

holds that lying is always immoral Kelime

1:25

koşullar ne olursa olsun

Kelime

holds that: bir görüşü resmî biçimde aktarmak

Bu cümlede holds that, “şu görüşü savunur” veya “şöyle olduğunu ileri sürer” anlamına gelir. Ardından gelen önermeyi resmî biçimde tanıtır: yalan söylemek her zaman ahlaka aykırıdır. Yapı özne + holds that + yan cümle şeklindedir. Burada hold soyut anlamdadır; “bir şeyi elde tutmak” şeklindeki fiziksel anlamı taşımaz.

Alıştırma

hold that yapısını doğru biçimde kullanarak cümleyi tamamlayın: The theory ____ every person has equal worth.

Cevabı göster

holds that

regardless of the circumstances. Kalıp ifadeler

1:27

yalan söylemenin her zaman ahlaksızca olduğunu savunur.

Kalıp ifadeler

regardless of the circumstances: istisnasız

Regardless of the circumstances, “belirli koşullar ne olursa olsun” anlamına gelir. Önceki yargının koşullar, nedenler veya sonuçlar değişse bile değişmediğini gösterir. Yapı regardless of + isim veya isim öbeği şeklindedir. Bu örnekte the circumstances bir isim öbeğidir; bu nedenle of gereklidir.

Alıştırma

regardless ifadesini gerekli edatla birlikte kullanarak cümleyi tamamlayın: The safety rule applies ____ the circumstances.

Cevabı göster

regardless of

In other words, Anlatım akışı

1:30

Başka bir deyişle,

there's a moral rule which forbids lying

1:31

yalan söylemeyi yasaklayan ahlaki bir kural vardır

and that rule is absolute. Kelime

1:33

ve bu kural mutlaktır.

Anlatım akışı

In other words, ...: Aynı fikri başka sözlerle yeniden ifade etmek

In other words, yeniden ifade etme bildiren bir söylem ifadesidir. Ardından gelen bölüm, aynı düşünceyi farklı ve genellikle daha açık veya doğrudan bir biçimde ifade eder. Soyut bir ifadeyi daha doğrudan bir açıklamaya dönüştürmek için de kullanılabilir. Bu ifade, mesajın iki bölümü arasındaki ilişkiyi düzenler. Yeni bir neden, örnek veya karşıt görüş eklemez.

Alıştırma

Aynı düşüncenin yeniden ifadesini başlatmak için hangi ifade en uygundur?

  1. For example,
  2. By contrast,
  3. In other words,
Cevabı göster

In other words,

Kelime

that rule is absolute. — Kuralın istisnasız olduğunu belirtmek

Bu cümlede absolute, be fiilinden sonra gelen bir yüklem sıfatıdır. That rule is absolute, kuralın ilgili her durumda geçerli olduğunu ve hiçbir istisnaya ya da özel koşula izin vermediğini belirtir. Bu ifade, kuralın kapsamı hakkında çok güçlü bir yargı bildirir. Buradaki absolute “tam”, “kesin” veya yalnızca “katı” anlamına gelmez; kuralın koşulsuz olarak geçerli olduğunu vurgular.

Alıştırma

Bir kural absolute ise bu ne anlama gelir?

  1. Kural genellikle uygulanır.
  2. Kuralın hiçbir istisnası yoktur.
  3. Kuralı ezberlemek zordur.
Cevabı göster

Kuralın hiçbir istisnası yoktur.

You might think though Anlatım akışı

1:35

Yine de bu duruşun

that this stance overstates the moral importance of lying. Kelime

1:36

yalanın ahlaki önemini abarttığını düşünebilirsiniz.

Anlatım akışı

You might think though: bir itirazı yumuşakça sunmak

You might think, dinleyicinin kesin olarak böyle düşündüğünü söylemek yerine olası bir görüş sunar. Kiplik fiili might bu ifadeyi daha az kesin ve sert hâle getirir. Burada though, önceki düşünce akışıyla karşıtlığı işaretler. You might think though that ... kalıbı, tartışmanın ölçülü tonunu korurken dinleyiciyi olası bir itiraza veya çekinceye hazırlar.

Alıştırma

Hangi cümle önceki bir görüşe yönelik olası itirazı en yumuşak biçimde sunar?

  1. You might think, though, that the rule is too strict.
  2. For example, the rule is printed on the door.
  3. The rule is clearly absurd.
Cevabı göster

You might think, though, that the rule is too strict.

Kelime

overstates the moral importance of lying: önemi gereğinden fazla göstermek

overstates the moral importance of lying ifadesindeki overstates, bu önemin doğru veya makul olandan daha büyük gösterildiği anlamına gelir. over- ön eki aşırıya gitme fikrini katar. Eleştiri dereceyle ilgilidir: Bu görüş yalan söylemeye gereğinden fazla ahlaki ağırlık verebilir. Bu, yalan söylemenin hiçbir ahlaki önemi olmadığını veya görüşün tamamının yanlış olduğunu zorunlu olarak ileri sürmez.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için overstate fiilinin doğru biçimini kullanın: The article ____ the importance of one minor event.

Cevabı göster

overstates

Suppose a murderer were hunting Carey down. Notlar

1:39

Bir katilin Carey'nin peşinde olduğunu varsayın.

Dilbilgisi

Suppose ... were ...: varsayımsal bir durum kurmak

Burada Suppose, “şöyle olduğunu hayal edin” ya da “tartışma amacıyla varsayın” anlamına gelir. Konuşmacının bir fikri sınayabilmesi için gerçek olmayabilecek bir durum ortaya koyar; “bence” anlamına gelmez. Were, durumun varsayımsal olduğunu gösterir. Özenli İngilizcede varsayımsal were, tekil a murderer dâhil olmak üzere her tür özneyle kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi Suppose ... were ... yapısıyla tamamlayın: ____ the main road ____ closed tomorrow. How would we get home?

Cevabı göster

Suppose · were

Öbek fiiller

hunt someone down: bulana kadar izini sürmek

Burada hunt someone down, birini bulana veya yakalayana kadar aramak ve izini sürmek anlamına gelir. Yalnızca aramayı ya da kovalamayı değil, hedefe sonunda ulaşmayı vurgular. hunting Carey down ifadesinde Carey nesnedir; down ise öbek fiili tamamlayan parçacıktır. Aşağı yönde hareket anlamı vermez.

Alıştırma

“Kararlı bir aramadan sonra bulmak veya yakalamak” anlamındaki öbek fiili tamamlayın: The police finally hunted the fugitive ____.

Cevabı göster

down

If the killer asked you about Carey's whereabouts, Kelime

1:42

Katil size Carey'nin nerede olduğunu sorsaydı,

Kelime

Carey'nin nerede olduğu

Carey's whereabouts, Carey'nin nerede olduğunu veya hareketleri hakkında bilinenleri anlatan bir isim öbeğidir. Bu cümlede katilin Carey'nin konumu ya da nerede olduğuna ilişkin bilgiyi sorması söz konusudur. Whereabouts, s ile bitmesine rağmen tek bir kelimedir ve bütün olarak isim görevi görür. Resmî, haber veya soruşturma bağlamlarında sık kullanılır; bu yüzden where Carey is gibi günlük bir sorudan daha resmî duyulur.

Alıştırma

Resmî veya soruşturma bağlamında bir kişinin konumunu ya da hareketlerini anlatan ifade hangisidir?

  1. the witness's whereabouts
  2. the witness's schedule
  3. the witness's opinion
Cevabı göster

the witness's whereabouts

it seems odd to say that you must tell the truth at the cost of your friend's life. Notlar

1:45

arkadaşınızın hayatı pahasına doğruyu söylemeniz gerektiğini söylemek tuhaf görünürdü.

Anlatım akışı

It seems odd to say that: bir iddiayı nazikçe sorgulamak

Bu cümlede it seems odd to say that, değerlendirilen iddianın önüne bir değerlendirme koyar. That cümleciği, arkadaşının hayatı pahasına doğruyu söylemen gerektiği iddiasını sunar; bu yapı, konuşanın bu iddiayı mantıksız bulduğunu gösterir. It seems odd, karşı çıkmanın yumuşatılmış bir yoludur: seems yargıya yer bırakır; odd burada tek sayı değil, kabul edilmesi zor veya mantıksal açıdan şüpheli anlamına gelir. Bu yapı, karşıdaki kişinin doğrudan yanıldığını söylemeden bir sonucu sorgular.

Alıştırma

Bir iddiayı yumuşak bir biçimde sorgulamak için hedef yapıyı kullanan cümle hangisidir?

  1. The rule is completely wrong.
  2. The rule is fair to everyone.
  3. It seems odd to say that the rule is fair to everyone.
Cevabı göster

It seems odd to say that the rule is fair to everyone.

Kalıp ifadeler

at the cost of: bir sonuç uğruna bir şeyi feda etmek

At the cost of, bir sonucun, seçimin veya ilkenin başka bir şey feda edilerek elde edildiğini ya da sürdürüldüğünü anlatır. of'tan sonra gelen isim veya -ing biçimi neyin kaybedildiğini, zarar gördüğünü ya da riske atıldığını belirtir. Burada cost, para cinsinden bir fiyat değildir. İfade, gerçeği söylemekte ısrar etmenin yol açabileceği kabul edilemez fedakârlık olarak arkadaşın hayatını gösterir.

Alıştırma

'Bir şeyi feda ederek' anlamını vermek için cümleyi öğrendiğiniz ifadeyle tamamlayın: The company increased speed ____ product safety.

Cevabı göster

at the cost of

From this perspective, Anlatım akışı

1:49

Bu açıdan bakıldığında,

absolutism seems too rigid. Kelime

1:50

mutlakçılık çok katı görünmektedir.

Anlatım akışı

From this perspective: bir sonucu belirli bir bakış açısıyla çerçevelemek

From this perspective, düşünceyi belirli bir bakış açısıyla çerçeveleyen bir bağlayıcıdır. Daha önce sunulmuş bir bakış açısına veya akıl yürütme çizgisine gönderme yapar ve dinleyiciye sonraki ifadenin konuya bu şekilde bakıldığında ortaya çıktığını bildirir. Bu cümlede, önceki bakış açısından absolutism seems too rigid yargısına geçerek argümanı düzenler. Yargı, koşulsuz bir sonuç olarak sunulmak yerine bu bakış açısıyla çerçevelenir.

Alıştırma

'From this perspective, the rule seems too strict,' cümlesinde From this perspective ne işe yarar?

  1. Bir sonuca ulaşmak için feda edilen şeyi belirtir.
  2. Sonraki yargıyı belirli bir bakış açısıyla çerçeveler.
  3. Konuşanın fiziksel olarak başka bir yere geçtiğini söyler.
Cevabı göster

Sonraki yargıyı belirli bir bakış açısıyla çerçeveler.

Kelime

too rigid: gereğinden fazla katı

Burada rigid, fiziksel olarak sert bir nesneyi değil, kurallara dayalı bir yaklaşımı anlatır. “Esnek olmayan” anlamına gelir: Farklı veya karmaşık durumlarda yeterince uyarlama yapılmasına izin vermez. Too + sıfat, kabul edilebilir veya yararlı olandan daha ileri bir dereceyi belirtir. Bu nedenle too rigid bir eleştiridir. Konuşan kişi bu yaklaşımın esneklik eksikliğini sorun olarak görür; yaklaşımın kararlılığını övmez.

Alıştırma

Esneklik eksikliğini eleştiren bu dersteki iki kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: The timetable allows no changes, even in an emergency, so it is ____.

Cevabı göster

too rigid

By contrast, Anlatım akışı

1:53

Buna karşılık,

utilitarian philosopher John Stuart Mill

1:54

faydacı filozof John Stuart Mill,

would say lying is wrong only when it leads to less happiness overall. Kalıp ifadeler

1:57

yalan söylemenin sadece genel mutluluğu azalttığında yanlış olduğunu söylerdi.

Anlatım akışı

By contrast: farklı bir görüş sunmak

By contrast, dinleyiciye sıradaki bilgiyi önceki bir fikirle karşılaştırmasını ve önemli bir farklılığı fark etmesini söyleyen bir söylem belirtecidir. Burada konu, yalan hakkındaki mutlakçı görüşten Mill’in faydacı görüşüne geçer. İki ölçütü yan yana getirerek savı düzenler; ikinci ifadenin ilk ifadedeki her sözü doğrudan reddettiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu karşılaştırmayı en iyi hangi bağlaç tamamlar? The first apartment is close to downtown. ____ the second one offers much more space.

  1. In addition,
  2. By contrast,
  3. For example,
Cevabı göster

By contrast,

Kalıp ifadeler

leads to less happiness overall: genel mutluluğun azalmasına yol açmak

Lead to + sonuç, «belirli bir sonuca yol açmak» demektir. Bu cümlede it, lying sözcüğüne gönderme yapar ve nedeni temsil eder; leads tekil özne it ile uyumludur, less happiness ise sonuçtur. Overall, etkilenen herkesin mutluluğunun birlikte değerlendirildiğini gösterir. İddia yalnızca bir kişinin kendini daha kötü hissetmesi değil, toplam mutluluk miktarının azalmasıdır.

Alıştırma

Cümleyi lead to ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Regular exercise often ____ better sleep.

Cevabı göster

leads to

Now to be fair, Anlatım akışı

2:01

Şimdi dürüst olmak gerekirse,

most lies do seem likely to create unhappiness. Dilbilgisi

2:03

çoğu yalanın mutsuzluk yaratması muhtemel görünüyor.

Anlatım akışı

dengeleyici bir söylem belirteci olarak to be fair

To be fair, konuşanın kabul edilmeyi hak ettiğini düşündüğü bir noktayı tanıtan söylem belirtecidir. Bir nedeni, sınırlamayı veya olumlu gerçeği kabul ederek tartışmayı daha dengeli hâle getirir ve önceki iddiayı yumuşatabilir. Burada konuşan, çoğu yalanın muhtemelen gerçekten mutsuzluk yarattığını kabul eder. İfade daha geniş savı geri çekmez ve bir yarışmayı adil biçimde değerlendirmekten söz etmez.

Alıştırma

Cümleyi bu nottaki adil ve dengeleyici bir noktayı tanıtan üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: I was disappointed by the delay. ____, the staff kept us informed.

Cevabı göster

To be fair

Dilbilgisi

do seem likely to: olasılık yargısını vurgulamak

Bu cümlede do, şimdiki zaman fiili seem'i güçlendiren vurgulu bir yardımcı fiildir. Do seem, “gerçekten öyle görünüyor” anlamını verir; ikinci bir eylem anlatmaz. Seem likely to, “olması çok muhtemel görünmek” demektir. Konuşan kişi yargısını vurgular, ancak bunu kesin bir gerçek olarak değil, bir olasılık olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi seem likely to yapısının vurgulu biçimiyle tamamlayın: The new plan ____ reduce waste.

Cevabı göster

does seem likely to

Someone who accepts a lie believes something which is false Kelime

2:06

Yalanı kabul eden biri yanlış bir şeye inanır

Kelime

accepts a lie: yanlış bir iddiayı doğru kabul etmek

Bu cümlede accepts a lie, yalanın içeriğini doğru kabul etmek ve ona inanmak anlamına gelir. Buradaki nesne soyut bir mesajdır; fiziksel olarak alınan bir şey değildir. Genel olarak accept; claim, story veya explanation ile kullanıldığında, kişinin bunların içeriğini doğru ya da geçerli saydığını anlatabilir. Burada accepts, kişinin bilgiye verdiği tepkiye, yani yanlış bir iddiayı doğru kabul etmesine odaklanır.

Alıştırma

Burada accepted ne anlama geliyor? She accepted the false report as true.

  1. Raporu fiziksel olarak teslim aldığı anlamına gelir.
  2. Yanlış raporun doğru olduğuna inandığı anlamına gelir.
  3. Yanlış raporu oluşturup yaydığı anlamına gelir.
Cevabı göster

Yanlış raporun doğru olduğuna inandığı anlamına gelir.

and trying to conduct your life on the basis of false information Kalıp ifadeler

2:09

ve hayatınızı yanlış bilgiler temelinde yönlendirmeye çalışmak

doesn't usually go well. Kalıp ifadeler

2:12

genellikle iyi gitmez.

Kalıp ifadeler

conduct your life on the basis of false information: hayatını yanlış bilgilere dayanarak sürdürmek

Bu cümlede conduct your life, yaşama biçimini ve seçimlerini yönetmek anlamına gelir. Burada conduct bir fiildir; orkestra yönetmek anlamında değildir. Nesne özneye göre değişir: conduct my life, conduct your life, conduct her life veya conduct their lives. On the basis of, bir şeyi kararın gerekçesi veya dayanağı olarak kullanmak anlamına gelir. İfadenin tamamı, bir kişinin hayat seçimlerini yanlış bilgilere göre biçimlendirdiğini söyler.

Alıştırma

Resmî conduct one's life on the basis of kalıbını kullanın ve one's bölümünü özneye göre değiştirin: People should not ____ false assumptions.

Cevabı göster

conduct their lives on the basis of

Kalıp ifadeler

doesn't usually go well: genellikle iyi sonuçlanmaz

Go well, bir olayın, planın veya girişimin başarılı biçimde ilerlediğini ya da iyi sonuçlandığını anlatan kalıplaşmış bir ifadedir. Doesn't go well, işlerin kötü ilerlediğini veya kötü sonuçlandığını belirtir; burada go fiziksel bir hareketi anlatmaz. Usually, ifadeyi daha az kesin hâle getirir. Doesn't usually go well, kötü sonuçların yaygın olduğunu söyler; her seferinde kesinlikle başarısız olunduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu tür bir girişimin genellikle kötü sonuçlandığını doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. Trying to solve a problem without enough information doesn't usually go well.
  2. Trying to solve a problem without enough information usually goes well.
  3. Trying to solve the problem without enough information didn't go well this time.
Cevabı göster

Trying to solve a problem without enough information doesn't usually go well.

However, in some circumstances, Anlatım akışı

2:14

Ancak bazı durumlarda,

perhaps including your situation, Ton ve niyet

2:16

belki sizin durumunuz da dahil olmak üzere,

lying might produce more happiness overall. Kalıp ifadeler

2:19

yalan söylemek genel olarak daha fazla mutluluk üretebilir.

Anlatım akışı

However, in some circumstances: genel bir kuraldan istisnaya geçiş

However önceki düşünceyle bir karşıtlık kurar. Dinleyiciye, bundan sonra söyleneceklerin genel düşünceyi sürdürmek yerine onu sınırlayacağını veya daha ölçülü hâle getireceğini bildirir. In some circumstances yeni iddiayı belirli durumlarla sınırlar. Bu açılış, savı genel bir kuraldan olası istisnalara taşır; kuralı her durumda reddetmez.

Alıştırma

Cümleyi, iki boşluğa bölünmüş olan However, in some circumstances açılışıyla tamamlayın: ____, ____, waiting is the safer choice.

Cevabı göster

However · in some circumstances

Ton ve niyet

perhaps including your situation: bir durumu gruba temkinli biçimde dahil etme

Perhaps olasılık bildirir; bu nedenle konuşan kişi sizin durumunuzun bu istisnai koşullara kesinlikle girdiğini iddia etmez. perhaps including your situation ifadesi, cümle içine eklenmiş bir sınırlayıcıdır. Dinleyicinin durumunu gruba dikkatlice dahil ederken şüpheye veya daha fazla tartışmaya yer bırakır.

Alıştırma

"Several neighborhoods, perhaps including ours, may lose power tonight." cümlesiyle ilgili şu ifadeyi değerlendirin: Konuşan kişi kendi mahallemizde elektrik kesileceğinden emindir.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

Kalıp ifadeler

produce more happiness overall: soyut bir sonuç ortaya çıkarmak

Burada produce, fiziksel bir ürün imal etmek değil, bir sonuca “neden olmak” veya onu “ortaya çıkarmak” anlamındadır. Nesnesi olan more happiness soyut bir sonuçtur. Overall, etkilenen herkes üzerindeki etkilerin birlikte değerlendirildiğini gösterir. Bu iddia toplam mutluluk miktarını karşılaştırır; herkesin daha mutlu olacağını garanti etmez.

Alıştırma

Hangi cümlede produce soyut bir sonucu “ortaya çıkarmak” anlamında, overall ise birleşik etkiyi anlatmak için kullanılmıştır?

  1. The factory might produce more bicycles overall.
  2. The change might produce more benefits overall.
  3. Overall, the change might help one person.
Cevabı göster

The change might produce more benefits overall.

In those cases, Anlatım akışı

2:22

Bu durumlarda,

utilitarians say it's not morally wrong to lie.

2:23

faydacılar yalan söylemenin ahlaki olarak yanlış olmadığını söyler.

Anlatım akışı

In those cases: sonucu önceki koşullarla sınırlamak

In those cases, hemen önce belirtilen bir grup duruma gönderme yapar. Burada, yalan söylemenin genel olarak daha fazla mutluluk yaratabileceği durumları ifade eder. Those, olası her durumu değil, daha önce belirlenmiş durumları gösterir. Cümlenin başında kullanılan bu ifade, ardından gelen tüm yan cümle için bir koşul belirler. Ahlaki sonucun yalnızca daha önce belirtilen koşullarda geçerli olduğunu anlatır. Buradaki cases, hukuki davalar veya kaplar değil, “durumlar” anlamındadır.

Alıştırma

Ekran donabilir veya kararabilir. Sonraki cümlelerden hangisi tavsiyeyi bu iki durumla sınırlar?

  1. In those cases, restart the tablet.
  2. In other cases, restart the tablet.
  3. In all cases, restart the tablet.
Cevabı göster

In those cases, restart the tablet.

In fact, Anlatım akışı

2:26

Hatta,

it might even be your moral duty to do so. Kelime

2:27

bunu yapmak ahlaki göreviniz bile olabilir.

Anlatım akışı

In fact, ile sonucu güçlendirmek

Bu cümlede In fact, sonraki iddianın önceki iddiayı güçlendirdiğini gösterir. Sav, daha zayıf bir değerlendirmeden eylemin ahlaki bir görev olabileceği yönündeki daha güçlü olasılığa ilerler. Bir sav içinde In fact gördüğünüzde, yazarın yalnızca bir olgu bildirmek yerine daha güçlü ya da daha kesin bir iddia ekleyip eklemediğine bakın.

Alıştırma

Bir rapor önce bir planın yardımcı olabileceğini, sonraki cümlede ise bütün sorunu çözebileceğini söylüyor. Bu daha güçlü sonucu en iyi hangi bağlaç belirtir?

  1. However,
  2. In fact,
  3. For example,
Cevabı göster

In fact,

Kelime

might even be your moral duty to do so: bunu yapmak ahlaki göreviniz bile olabilir

A moral duty to do something, bir şeyi yapmaya yönelik ahlaki yükümlülüğü ifade eder: İşinizin bir parçası olduğu için değil, doğru olduğu için yapmanız gerekebilecek bir şeydir. Burada do so, hemen önce belirtilen eyleme, yani yalan söylemeye gönderme yapar. Might, iddiayı bir olasılık olarak bırakırken even bunun daha zayıf iddiadan sonra şaşırtıcı ölçüde güçlü bir adım olduğunu gösterir. İfade bir bütün olarak yalan söylemenin yalnızca kabul edilebilir olmakla kalmayıp ahlaken gerekli bile olabileceğini söyler.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: We can report the unsafe bridge, and we may have a moral duty to do so. İkinci bölüm ne anlama gelir?

  1. Güvenli olmayan köprüyü bildirmek ahlaken gerekli olabilir.
  2. Güvenli olmayan köprüyü bildirmek imkânsızdır.
  3. Güvenli olmayan köprüyü bildirmek ücretli bir iş görevidir.
Cevabı göster

Güvenli olmayan köprüyü bildirmek ahlaken gerekli olabilir.

But if absolutism seems too extreme, Dilbilgisi

2:30

Ancak mutlakçılık çok aşırı görünüyorsa,

you might feel this stance is too lax. Kelime

2:33

bu duruşun da çok gevşek olduğunu hissedebilirsiniz.

Dilbilgisi

if ... too extreme, ... too lax: iki aşırılığı dengelemek

if yan tümcesi önce olası bir değerlendirme sunar: mutlakçılık bir yönde fazla ileri gidiyor olabilir. Ana tümce daha sonra alternatif tutumla ilgili başka bir olası değerlendirme verir; burada this stance daha önce ele alınan o tutumu gösterir. İki too kullanımı, zıt yönlerdeki aşırılıkları dengeler: bir yaklaşım fazla aşırı olabilirken diğeri yeterince katı olmayabilir. might feel, ikinci değerlendirmenin konuşanın kesin iddiası değil, okuyucunun olası tepkisi olduğunu gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle iki farklı aşırılığı değerlendirmek için aynı yapıyı kullanıyor?

  1. The two designs are complicated because they look identical.
  2. If one design seems complicated, the alternative must be perfect.
  3. If one design seems too complicated, the alternative may feel too simple.
Cevabı göster

If one design seems too complicated, the alternative may feel too simple.

Kelime

too lax: fazla gevşek, yeterince katı değil

Bu cümlede too lax, “yeterince katı değil” anlamına gelir. Tutumu fazla şeye izin verdiği veya çok az sınır koyduğu için eleştirir; bu nedenle gevşeklik rahatlatıcı bir durum değil, bir sorun olarak sunulur.

Alıştırma

Hangi durum en doğal biçimde too lax olarak tanımlanır?

  1. İnsanların uygun bir kontrolden geçmeden içeri girmesine izin veren güvenlik kontrolleri
  2. Uzun bir günün ardından rahatça dinlenen bir çocuk
  3. Hareket edemeyecek kadar sıkı çekilmiş bir ip
Cevabı göster

İnsanların uygun bir kontrolden geçmeden içeri girmesine izin veren güvenlik kontrolleri

In other words,

2:35

Başka bir deyişle,

perhaps the utilitarian position understates the moral significance of lying. Kelime

2:36

belki de faydacı konum yalanın ahlaki önemini hafife almaktadır.

Kelime

understates the moral significance of lying: yalan söylemenin ahlaki önemini olduğundan az göstermek

Understates, bir şeyi gerçekte olduğundan daha az önemli, ciddi veya etkiliymiş gibi sunmak demektir. Bir ifadenin uzamsal konumunu anlatmaz. Bu cümlede, faydacı yaklaşımın yalan söylemenin ahlaki önemine yeterince ağırlık vermiyor olabileceği ileri sürülüyor. understate + significance, seriousness veya importance kalıbı, bir açıklamanın bir meseleyi gereğinden küçük gösterdiğini eleştirmek için kullanılabilir.

Alıştırma

Bir değerlendirme büyük bir tehlikeyi küçük bir sorunmuş gibi ele alıyor. Hangi cümle bu değerlendirmeyi en iyi biçimde eleştirir?

  1. The review overstates the seriousness of the danger.
  2. The review simply repeats the description of the danger.
  3. The review understates the seriousness of the danger.
Cevabı göster

The review understates the seriousness of the danger.

Most people generally feel some regret about lying Kalıp ifadeler

2:41

Çoğu insan genellikle yalan söylemekten dolayı biraz pişmanlık duyar

even when they believe it's the right thing to do. Dilbilgisi

2:44

yapılması gereken doğru şey olduğuna inandıklarında bile.

Kalıp ifadeler

feel some regret about lying: yalan söylemekten biraz pişmanlık duymak

Feel some regret about + bir isim veya -ing biçimi, bir eylem hakkında belli ölçüde üzüntü, suçluluk ya da pişmanlık duymak demektir. Burada lying, about edatından sonra eylemi adlandırır. Some, duygunun orta düzeyde veya kesin olmayan bir yoğunlukta olduğunu gösterir; mutlaka derin bir pişmanlık anlamına gelmez. Yeniden kullanılabilen kalıp feel regret about something veya feel regret about doing something şeklindedir.

Alıştırma

feel some regret about ifadesini geçmiş zamanda kullanın ve interrupt sözcüğünü -ing biçimine getirerek cümleyi tamamlayın: After the meeting, Lena ____ her friend.

Cevabı göster

felt some regret about interrupting

Dilbilgisi

even when...: sonucu değiştirmeyen gerçek bir durum

Burada even when yalnızca zamanı belirtmez; bir ödünleme ilişkisi kurar. İnsanlar belirli bir durumda yalan söylemenin doğru olduğuna gerçekten inanabilir, ancak bu inanç duydukları pişmanlığı ortadan kaldırmaz. Ana sonuç + even when + durum kalıbı, normalde sonucu değiştirmesi beklenebilecek bir durumda bile ana sonucun geçerli kaldığını anlatır. even sözcüğü bu beklenmedik karşıtlığı vurgular.

Alıştırma

Hangi cümle soğuk günlerin gerçekten yaşandığını, ancak bunların Noah'ın pratik yapmasını engellemediğini en iyi şekilde anlatır?

  1. Noah practices outside even when it is cold.
  2. Noah practices outside even if it is cold.
  3. Noah practices outside when it is cold.
Cevabı göster

Noah practices outside even when it is cold.

This suggests there's something inherently objectionable about lying Notlar

2:47

Bu durum, yalan söylemekte doğası gereği sakıncalı bir şey olduğunu gösterir

Anlatım akışı

This suggests: kanıtı temkinli bir çıkarıma bağlamak

This önceki cümledeki gözlemin tamamına gönderme yapar: İnsanlar yalan söylemenin doğru olduğuna inandıklarında bile pişmanlık duyar. Böylece önceki gözlem, sonraki düşünce için kanıta dönüşür. Suggests temkinli bir çıkarım sunar. Kanıt, sonucu makul kılar ancak kesin olarak doğrulamaz. Yeniden kullanılabilir yapı Kanıt. This suggests (that) + sonuç biçimindedir; that çoğu zaman atılır ve burada da there's öncesinde atılmıştır.

Alıştırma

Bir sınıf, pencerenin yanındaki fasulye bitkilerinin daha uzun büyüdüğünü gözlemliyor. Hangi başlangıç, bu kanıttan çıkarılan makul ancak kesin olmayan bir sonucu en iyi şekilde sunar?

  1. This describes how to move the plants.
  2. This proves that light was the only cause.
  3. This suggests that the plants received more light.
Cevabı göster

This suggests that the plants received more light.

Kelime

inherently objectionable: özünde yanlış veya kabul edilemez

Inherently, bir özelliğin yalnızca sonuçlardan veya koşullardan değil, şeyin kendisinden kaynaklandığını belirtir. Objectionable ise kabul edilemez veya eleştirilmeye değer anlamına gelir. Burada inherently objectionable, herhangi bir kötü sonuç düşünülmeden önce bile yalan söylemenin doğası gereği yanlış olabileceğini düşündürür. Objectionable eleştirilen şeyi niteler; o şeyin kendisinin itiraz ettiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede inherently objectionable ne anlama geliyor?

  1. Yalnızca kötü bir sonucu olduğu için sevilmeyen
  2. Özünde yanlış veya kabul edilemez
  3. Birine aktif olarak itiraz eden
Cevabı göster

Özünde yanlış veya kabul edilemez

even when it leads to more happiness.

2:50

daha fazla mutluluğa yol açtığında bile.

In this case,

2:52

Bu durumda,

lying to Carey would be an instance of paternalism. Kelime

2:54

Carey'ye yalan söylemek bir paternalizm örneği olacaktır.

Kelime

an instance of paternalism: bir eylemi paternalist müdahale olarak sınıflandırmak

An instance of, daha geniş bir kategorinin belirli bir örneği anlamına gelir. Belirli bir eylemi veya olayı resmî biçimde sınıflandırmak için kullanılır. Paternalism, müdahalenin o kişinin iyiliği için olduğu düşüncesiyle başka bir kişinin seçimine karışmaktır. Cümle, Carey'ye yalan söylemeyi bu tür bir müdahalenin örneği olarak sınıflandırır; paternalism burada bir babanın sıradan ilgisi veya sevgisi anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi durum en iyi an instance of paternalism olarak tanımlanır?

  1. Bir yetişkinin güvenli seçimi, birisi bunun o yetişkinin kendi iyiliği için olduğunu ileri sürdüğü için engellenir.
  2. Bir çocuk ebeveynine teşekkür kartı verir.
  3. İki arkadaş seçeneklerini konuşur ve birlikte karar verir.
Cevabı göster

Bir yetişkinin güvenli seçimi, birisi bunun o yetişkinin kendi iyiliği için olduğunu ileri sürdüğü için engellenir.

Paternalism is interfering with another person's choices for that person's benefit. Kelime

2:57

Paternalizm, bir başkasının yararı için o kişinin seçimlerine müdahale etmektir.

Kelime

Paternalism: kişinin kendi yararı için seçimlerine müdahale etmek

Paternalizm, müdahalenin aynı kişiye yarar sağlayacağına inandığınız için başka birinin seçimlerine müdahale etmek demektir. Bu tanımda that person, another person ifadesine, yani seçimlerine müdahale edilen kişiye gönderme yapar. for that person's benefit ifadesi öne sürülen amacı açıklar; eylemin doğru ya da gerçekten yararlı olduğunu garanti etmez. Etik gerilim, birini korumaya çalışmakla o kişinin seçme özgürlüğüne saygı göstermek arasındadır.

Alıştırma

Hangi durum paternalism tanımına en iyi uyar?

  1. Bir doktor bütün seçenekleri açıklar ve hastanın karar vermesine izin verir.
  2. Bir doktor diğer hastaları korumak için eldiven takar.
  3. Bir doktor, karar verme yeterliliği olan yetişkin bir hastadan, hastanın kendi iyiliği için bir seçeneği saklar.
Cevabı göster

Bir doktor, karar verme yeterliliği olan yetişkin bir hastadan, hastanın kendi iyiliği için bir seçeneği saklar.

This might be fine if that person is a literal child, Kelime

3:03

Söz konusu kişi kelimenin tam anlamıyla bir çocuksa bu sorun olmayabilir,

Kelime

literal child: mecaz değil, gerçekten çocuk

literal child ifadesinde literal, child sözcüğünün olağan ve tam anlamında kullanıldığını gösterir. Kişi yaşı veya statüsü bakımından gerçekten çocuktur; çocukla karşılaştırılan bir yetişkin değildir. Burada literal, mecazi bir yorumu dışlar. Kitaplar ve yazıyla ilgili olan literary anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümle ne anlama gelir: Maya is a literal child, not an adult acting immaturely?

  1. O, çocuk gibi davranan bir yetişkin.
  2. O, çocuklar için kitap yazıyor.
  3. O gerçekten bir çocuk.
Cevabı göster

O gerçekten bir çocuk.

but it seems disrespectful to treat a peer paternalistically. Kelime

3:06

ancak bir akrana paternalist davranmak saygısızlık gibi görünür.

Kelime

Eşit konumdaki birine vesayetçi davranmak

treat a peer paternalistically ifadesinde peer, sınıf arkadaşı veya iş arkadaşı gibi eşit ya da benzer konumdaki bir kişidir. Paternalistically, o kişi için neyin en iyi olduğunu bildiğini varsayarak davranmak ve onun yerine karar verebilmek anlamına gelir. Karşıdaki kişi eşit konumda olduğu için bu davranış eşitler arasında ebeveyn ve çocuk ilişkisine benzer bir güç farkı yaratır. Bu cümlede disrespectful, kişinin kendi yargısına ve seçim özgürlüğüne saygı göstermediği için bu davranışı eleştirir.

Alıştırma

Hangi durum, birinin eşit konumdaki bir kişiye paternalistically davrandığını en iyi gösterir?

  1. Leo kendisi için neyin en iyi olduğunu bildiğine inanarak sınıf arkadaşı adına karar verdi.
  2. Leo sınıf arkadaşının uzman görüşünü izledi.
  3. Leo sınıf arkadaşına ne yapmak istediğini sordu.
Cevabı göster

Leo kendisi için neyin en iyi olduğunu bildiğine inanarak sınıf arkadaşı adına karar verdi.

lying to Carey would mean taking away their opportunity to handle the situation Öbek fiiller

3:10

Carey'ye yalan söylemek, durumla kendi inanç ve değerlerine dayanarak

Öbek fiiller

Birinin fırsatını elinden almak

Taking away their opportunity, birinin normalde sahip olacağı bir fırsatı kaybetmesine neden olmak demektir. Burada away başka bir yere hareketi değil, bir şeyin ortadan kaldırılmasını gösterir: yalan, Carey'nin durumla bizzat ilgilenmesini engellerdi. Yaygın bir yapı take away + someone's + opportunity, right veya choice biçimindedir. Ardından gelen to + fiil yapısı fırsatın ne için olduğunu gösterebilir; their opportunity to handle the situation buna bir örnektir.

Alıştırma

Cümleyi bu derste öğrenilen iki sözcüklü fiille tamamlayın: Choosing for Ava would ____ her opportunity to decide for herself.

Cevabı göster

take away

as they see fit based on their own beliefs and values. Notlar

3:14

uygun gördükleri şekilde başa çıkma fırsatlarını ellerinden almak anlamına gelir.

Deyimler

as they see fit: kendi yargısına göre karar vermek

“As they see fit”, “uygun gördükleri şekilde” anlamına gelir. Buradaki fit sözcüğü “uygun” demektir; “sağlıklı” veya “fiziksel olarak formda” anlamında değildir. do something as someone sees fit yapısında as, eylemin nasıl yapıldığını belirtir. Bu ifade, kişinin veya grubun kendi yargısını kullanarak karar verdiğini vurgular.

Alıştırma

“Uygun gördüğün şekilde” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: You may arrange the chairs as you ____.

Cevabı göster

see fit

Kalıp ifadeler

based on their own beliefs and values: bir seçimin dayanağını belirtmek

Based on, bir kararın, değerlendirmenin veya eylemin dayanağını ya da nedenini belirtir. Burada, karar verme biçimlerini neyin yönlendirdiğini açıklar. Beliefs, bir kişinin doğru kabul ettiği düşüncelerdir; values ise neyin önemli veya doğru olduğuna ilişkin ilkelerdir. Their own, bu yönlendirici ilkelerin seçimi yapan kişilerin kendilerine ait olduğunu vurgular.

Alıştırma

Cümleyi based on + her own beliefs and values ile tamamlayın: She made the decision ____.

Cevabı göster

based on her own beliefs and values

Trying to protect Carey from what you consider to be a bad choice

3:18

Carey'yi kötü bir seçim olduğunu düşündüğünüz şeyden korumaya çalışmak

would show a lack of respect for their autonomy. Kalıp ifadeler

3:21

onların özerkliğine saygı duyulmadığını gösterecektir.

Kalıp ifadeler

a lack of respect for their autonomy: kişinin özerkliğine saygı eksikliği

a lack of respect for X isim öbeği, X'e gereken değerin veya saygının gösterilmediğini belirtir. Buradaki X, their autonomy, yani Carey'nin kendi seçimlerini yapma hakkı ve yetisidir. Tekil anlamdaki their zamiri Carey'yi ifade eder. Bu ifade show ile kullanıldığında bir eylemin neyi ortaya koyduğunu değerlendirir. Anlatılmak istenen, birini korumak amacıyla bile olsa onun yerine seçim yapmanın o kişinin karar verme özgürlüğüne saygı göstermeyebileceğidir.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve “bir kişinin karar verme hakkına saygı göstermemek” anlamına gelen tam ifadeyle tamamlayın: Making every decision for an adult may show ____.

Cevabı göster

a lack of respect for their autonomy

By extension, Anlatım akışı

3:24

Buna ek olarak,

it might also be disrespectful towards Emerson

3:25

Emerson'a da saygısızlık olabilir

Anlatım akışı

By extension: aynı akıl yürütmeyi ilişkili bir duruma genişletmek

By extension, daha önce belirtilen bir iddia veya ilkeyi yakından ilişkili bir kişiye, gruba ya da duruma taşıyan bir söylem bağlacıdır. Sonraki noktanın ayrı bir örnek veya tamamen yeni bir gerekçe olmadığını, aynı akıl yürütme çizgisinden geldiğini gösterir. Burada Carey'ye saygısızlık edildiği yönündeki değerlendirme Emerson'a da genişletilir. Bu, fiziksel değil mantıksal bir genişletmedir.

Alıştırma

Cümleyi, aynı akıl yürütmeyi genişleten ve derste geçen tam söylem bağlacıyla tamamlayın: The rule protects staff email accounts. ____, it should protect private work messages too.

Cevabı göster

By extension

since you would be deliberately trying to give him a false impression of Carey's punctuality. Kalıp ifadeler

3:28

çünkü ona kasıtlı olarak Carey'nin dakikliği hakkında yanlış bir izlenim vermeye çalışmış olursunuz.

Kalıp ifadeler

give someone a false impression of something: birine bir şey hakkında yanlış bir izlenim vermek

Give someone a false impression of something, bir kişinin bir konu hakkında doğru olmayan bir şeye inanmasına yol açmak demektir. Yapı give + kişi + a false impression of + konu şeklindedir; impression burada bir inanç veya görüş anlamındadır, fotoğraf ya da fiziksel görüntü değildir. Bu cümlede him, Emerson'ı belirtir; Carey's punctuality ise Carey'nin zamanında olma alışkanlığıdır. deliberately kullanıldığı için konuşan kişi, Emerson'ın Carey'nin ne kadar dakik olduğu konusunda bilerek yanıltılacağını anlatır.

Alıştırma

Yanlış bir görüş oluşturmaya yarayan hedef yapıyı tamamla: The edited chart may ____ the company's growth.

Cevabı göster

give investors a false impression of

So how do you weigh potential happiness Kalıp ifadeler

3:33

Peki potansiyel mutluluğu

against guaranteed disrespect?

3:34

kesin bir saygısızlığa karşı nasıl tartarsınız?

Kalıp ifadeler

weigh X against Y: X ile Y'yi karşılaştırarak tartmak

Weigh X against Y, faydalar ve riskler gibi bir kararı farklı yönlere çeken iki unsuru seçim yapmadan önce karşılaştırmak demektir. Burada weigh gerçek bir tartıyla ölçmek değildir; her tarafın ne kadar önemli olduğunu düşünmek anlamına gelir. Soru, potential happiness ile guaranteed disrespect ifadelerini karşılaştırıyor. Sıfatlar önemlidir: mutluluk yalnızca bir olasılık, saygısızlık ise kesin olarak sunuluyor. Bu yüzden karar verirken hem değer hem de gerçekleşme ihtimali hesaba katılır.

Alıştırma

Karşılaştırma yapısını gerekli edatla tamamla: We need to weigh the benefits ____ the risks.

Cevabı göster

against

Followers of Kant would say treating others with respect

3:37

Kant'ın takipçileri, başkalarına saygılı davranmanın

is the heart of moral conduct, Deyimler

3:40

ahlaki davranışın kalbi olduğunu söylerken,

Deyimler

the heart of moral conduct: ahlaki davranışın özü

Burada the heart of moral conduct, “ahlaki davranışın merkezindeki ya da en önemli bölüm” anlamına gelir. Heart burada bir mecazdır; vücut organını anlatmaz. the heart of + isim kalıbı, bir şeyi daha büyük bir düşünce veya etkinlik için vazgeçilmez olarak gösterir. Bu cümlede başkalarına saygı, ahlaki davranışın temel ilkesi olarak sunulur.

Alıştırma

“Patience is the heart of good teaching.” cümlesinde the heart of ne anlama gelir?

  1. en kolay kısım
  2. merkezdeki ve en önemli kısım
  3. fiziksel bir organ
Cevabı göster

merkezdeki ve en önemli kısım

while followers of Mill would say nothing is more important than happiness. Dilbilgisi

3:42

Mill'in takipçileri hiçbir şeyin mutluluktan daha önemli olmadığını söylerdi.

Dilbilgisi

nothing is more important than happiness: hiçbir şey mutluluktan daha önemli değildir

nothing is more important than X kalıbı, X'in en yüksek önceliğe sahip olduğu anlamına gelir: Başka hiçbir şey daha önemli değildir. Bu cümlede mutluluk diğer her şeyin üstünde tutulur. Nothing, karşılaştırmanın olası tüm alternatifleri kapsamasını sağlar. Nothing çıkarılır veya something ile değiştirilirse cümle artık X'in en önemli şey olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi nothing + be + more important than yapısını kullanarak tamamlayın: ____ your health.

Cevabı göster

Nothing is more important than

But other philosophers believe that such conflicts can only be resolved on a case-by-case basis, Kalıp ifadeler

3:46

Ancak diğer filozoflar bu tür çatışmaların sadece duruma göre,

Kalıp ifadeler

Be resolved on a case-by-case basis: her durum ayrı değerlendirilerek çözülmek

Bu cümlede such conflicts can only be resolved on a case-by-case basis, her çatışmaya uyan tek bir çözüm olmadığını anlatır. Karar verilmeden önce her çatışma ayrı ayrı incelenmelidir. Such conflicts, burada tartışılan mutluluk ve saygı arasındaki çatışmaları belirtir. Yapı be resolved on a ... basis şeklindedir. be resolved edilgen yapıdadır; on a case-by-case basis ise çatışmaların nasıl çözüldüğünü açıklar. Burada case yalnızca hukuki dava değil, tek bir durum anlamına gelir.

Alıştırma

‘Her durumu ayrı ayrı değerlendirmek’ anlamındaki kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: Each request will be reviewed on a ____ basis.

Cevabı göster

case-by-case

depending on various details and on the individuals involved. Kalıp ifadeler

3:52

çeşitli detaylara ve ilgili bireylere bağlı olarak çözülebileceğine inanmaktadır.

Kalıp ifadeler

Depending on ... and on the individuals involved: … ve ilgili kişilere bağlı olarak

Depending on, bir kararı veya sonucu değiştirebilecek koşulları belirtir. Bu parça önceki ifadeyi sürdürür: çatışmaların çözülme biçimi çeşitli ayrıntılara ve her durumla bağlantılı kişilere göre değişir. İki koşul paralel yapıdadır: on various details ve on the individuals involved. İkinci koşuldan önce on sözcüğünün tekrarlanması bağlamayı daha açık hâle getirir. the individuals involved ifadesinde involved isimden sonra gelir ve ‘durumla bağlantılı veya duruma katılan’ anlamındadır; mutlaka ‘başı derde girmiş’ demek değildir.

Alıştırma

Hem havanın hem de durumla bağlantılı kişilerin son planı etkileyebileceğini doğru biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. The final plan may change depending on the weather and on the people who involve.
  2. The final plan may change depending on the weather and on the people involved.
  3. The final plan may change depending of the weather and on the people involving.
Cevabı göster

The final plan may change depending on the weather and on the people involved.

So what will you do in Carey's case?

3:56

Peki siz Carey'nin durumunda ne yapardınız?

Keep testing your decision-making skills with another classic ethical dilemma. Notlar

3:59

Karar verme becerilerinizi başka bir klasik ahlaki ikilemle test etmeye devam edin.

Kalıp ifadeler

decision-making skills: karar verme becerileri

decision-making skills, seçenekleri karşılaştırmak, olası sonuçları düşünmek ve ne yapılacağına karar vermek için kullanılan becerilerdir. decision-making, skills sözcüğünden önce tek bir bileşik niteleyici olarak görev yapar. Kısa çizgi decision ile making sözcüklerini birleştirerek iki ayrı fikri değil, tek bir beceri türünü anlatmalarını sağlar.

Alıştırma

Cümleyi “seçenekler arasında seçim yapmak için kullanılan beceriler” anlamındaki kısa çizgili ifadeyle tamamlayın: Good leaders develop strong ____.

Cevabı göster

decision-making skills

Kelime

classic ethical dilemma: klasik etik ikilem

ethical dilemma, önemli ahlaki görevlerin veya değerlerin farklı yönlere çektiği bir durumdur. Mevcut seçeneklerin her biri önemli bir ahlaki bedel taşıyabilir; bu nedenle sıradan bir zor problemden daha fazlasıdır. Burada classic, bu tür bir çatışmanın standart ve yaygın biçimde tartışılan bir örneği anlamına gelir. Yalnızca eski anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi durum classic ethical dilemma için en iyi örnektir?

  1. Bir öğrenci yalnızca bir doğru cevabı olan bir hesaplama sorusunu çözer.
  2. Bir editör, halka önemli bir gerçeği açıklamakla savunmasız bir kişinin özel hayatını korumak arasında seçim yapmak zorundadır.
  3. Bir yolcu kırmızı bir gömlek mi yoksa mavi bir gömlek mi alacağına karar verir.
Cevabı göster

Bir editör, halka önemli bir gerçeği açıklamakla savunmasız bir kişinin özel hayatını korumak arasında seçim yapmak zorundadır.

Two ships have set out distress calls Kelime

4:04

İki gemi imdat çağrısı yaptı

and you only have enough time to save one. Dilbilgisi

4:06

ve sizin sadece birini kurtaracak kadar vaktiniz var.

Kelime

distress calls: acil kurtarma çağrıları

Distress call, ciddi tehlike altındaki bir geminin, uçağın veya kişinin gönderdiği acil yardım isteği ya da sinyalidir. Bu cümlede iki gemi kurtarma ekiplerinden hemen yardım istiyor. Burada distress yalnızca duygusal üzüntü veya kaygıyı değil, acil bir tehlike durumunu anlatır. Distress, call ya da signal sözcüğünü nitelediğinde bunu bir kurtarma talebi olarak anlayın.

Alıştırma

Cümleyi acil kurtarma isteğini belirten sabit terimle tamamlayın: After losing power at sea, the crew sent a ____.

Cevabı göster

distress call

Dilbilgisi

only have enough time to save one: yalnızca birini kurtaracak zaman var

Have enough time to + fiilin yalın hâli, mevcut zamanın o eylemi yapmaya yeterli olduğu anlamına gelir. Burada save one, iki gemiden birini kurtarmak demektir. Only sınırı koyar: birini kurtaracak zaman vardır, ancak ikisini birden kurtaracak zaman yoktur. Tekrar kullanılabilen only have enough + isim + to + fiilin yalın hâli kalıbı bir kaynak kısıtlamasını anlatır.

Alıştırma

Cümleyi only have enough time to + bir fiil kalıbıyla tamamlayın: We ____ one gallery before it closes.

Cevabı göster

only have enough time to visit

Which ship do you save?

4:08

Hangi gemiyi kurtarırsınız?

Make your choice with this video.

4:09

Bu videoyla seçiminizi yapın.