Etik ikilem: Yalan söyler misin? - Sarah Stroud: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video özeti: Bir akşam yemeği planı etik bir ikilem doğurur: Sürekli geç kalan bir arkadaşın yine gecikmesini önlemek için saat konusunda yalan söylenmeli midir? Tartışma, Kant’ın yalanı mutlak biçimde yasaklayan yaklaşımıyla Mill’in toplam mutluluğa odaklanan görüşünü karşılaştırır; ardından paternalizm, özerklik ve saygı konularını ele alır. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. set up your friend Carey with your acquaintance Emerson — Öbek fiiller: set up ... with ... ifadesinin fiziksel olarak bir şey kurmak değil, iki kişiyi romantik amaçla tanıştırmak anlamına geldiğini ayırt edin ve çöpçatanlık ya da sosyal planlardan söz ederken doğal biçimde kullanın. 2. to be fair, — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Bu belirtecin başka bir görüşü sınırlamadan veya ona karşı çıkmadan önce o görüşün makul yanını kabul ettiğini anlayın; böylece savlarınızı kesin ve tek taraflı değil, dengeli biçimde sunun. 3. weigh potential happiness against guaranteed disrespect? — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: Çatışan sonuçları veya değerleri karşılaştıran weigh X against Y kalıbını öğrenin ve etik tartışmalarda ya da başka kararlarda zorlu ödünleşimleri açıkça ifade edin.
Bu derste
Your plan to set up your friend Carey with your acquaintance Emerson is finally coming together. Öbek fiiller
0:07Arkadaşın Carey'yi tanıdığın Emerson ile tanıştırma planın nihayet şekilleniyor.
set up A with B: iki kişiyi tanıştırmak veya buluşturmak
Burada set up A with B, çoğu zaman birbirlerinden hoşlanabilecekleri ya da çıkabilecekleri düşüncesiyle A ve B'nin tanışmasını ayarlamak demektir. Bir şeyi kurmak veya monte etmek anlamına gelmez. Kalıp set up + kişi A + with + kişi B şeklindedir. Nesne bir zamirse öbek fiili ayırın: set her up with Ben denir; set up her with Ben denmez.
Alıştırma
Cümleyi set up A with B kalıbıyla tamamlayın: Leo wants to ____ his sister ____ his friend Omar.
Cevabı göster
set up · with
coming together: yavaş yavaş şekillenmek
Burada coming together, planın farklı parçalarının bir bütün olarak işlemeye başladığını, yani planın şekillendiğini ve ilerlediğini anlatır. İnsanların fiziksel olarak bir araya gelmesini anlatmaz. Bu kullanım planlar, projeler, etkinlikler, gösteriler, tasarımlar ve fikirler için yaygındır. Finally, konuşan kişinin bu ilerlemeyi bir süredir beklediğini düşündürür.
Alıştırma
Cümleyi yavaş yavaş şekillenmek anlamındaki ifadeyle tamamlayın: After weeks of planning, the community festival is finally ____.
Cevabı göster
coming together
Both individuals have heard all about each other and they're eager to meet for dinner. Kalıp ifadeler
0:13Her iki taraf da birbirleri hakkında her şeyi duydu ve akşam yemeğinde buluşmak için can atıyorlar.
have heard all about each other: karşılıklı ön bilgi
Have heard all about each other, iki kişinin de diğeri hakkında, genellikle başkalarından, önceden pek çok bilgi edindiğini anlatır. Each other ilişkinin karşılıklı olduğunu gösterir. Present perfect yapıdaki have heard, daha önce duyulan bilgileri şu anda planlanan buluşmayla ilişkilendirir. Buradaki all about, konuşma dilinde çok şey anlamına gelen bir vurgudur; her ayrıntının eksiksiz bilindiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle, iki kişinin de başkalarından birbirleri hakkında önceden pek çok şey öğrendiği anlamına gelir?
- They have heard of each other.
- They have heard each other.
- They have heard all about each other.
Cevabı göster
They have heard all about each other.
eager to meet: güçlü ve olumlu beklenti
Eager to meet, biriyle tanışmayı veya buluşmayı çok istemek ve bunu heyecanla beklemek anlamına gelir. Be eager to + fiilin yalın hâli yapısında eager güçlü ve olumlu bir beklentiyi anlatır; to ise yapılacak eylemi başlatır. Bu ifade, basitçe want to meet demekten daha güçlü ve heveslidir. Bu cümlede eager kaygılı veya endişeli olmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Eager ve meet sözcüklerini doğru yapıda kullanarak cümleyi tamamlayın: After months of online teamwork, Lina is ____ her project partner in person.
Cevabı göster
eager to meet
You've just made them a reservation for Friday night Kalıp ifadeler
0:17Onlar için Cuma akşamına daha yeni rezervasyon yaptırdın
make someone a reservation: biri için rezervasyon yapmak
Make someone a reservation, o kişi için rezervasyon ayarlamak demektir. You've just made them a reservation cümlesinde them, rezervasyondan yararlanacak kişileri; a reservation ise ayarlanan rezervasyonu belirtir. Bu, make + person + a reservation şeklindeki çift nesneli yapıdır. Aynı anlam make a reservation for someone biçiminde de ifade edilebilir: You've just made a reservation for them.
Alıştırma
Sam için restoran rezervasyonu ayarladığını doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?
- I made Sam a reservation for Saturday night.
- I made a reservation Sam for Saturday night.
- I made Sam reserve a table for Saturday night.
Cevabı göster
I made Sam a reservation for Saturday night.
and you're about to text Carey the details Dilbilgisi
0:20ve Carey'ye detayları mesaj olarak atmak üzeresin
be about to text: hemen gerçekleşecek sıradaki eylem
Be about to + fiilin yalın hâli, bir eylemin çok yakında ve çoğu zaman sıradaki eylem olarak gerçekleşeceğini belirtir. you're about to text ifadesinde mesaj henüz gönderilmemiştir, ancak hemen gönderilmesi beklenir. Burada about, sabit be about to yapısının parçasıdır; “yaklaşık” anlamına gelmez. Text, “kısa mesaj göndermek” anlamındaki fiilin yalın hâlidir.
Alıştırma
Bir sonraki anda gerçekleşmesi beklenen eylemi anlatan be about to yapısıyla tamamla: My finger is on the send button, and I'm ____ send the message.
Cevabı göster
about to
when an unsettling thought crosses your mind. Deyimler
0:22ki aklından rahatsız edici bir düşünce geçiyor.
crosses your mind: bir düşüncenin ansızın akla gelmesi
a thought crosses your mind, bir düşüncenin aniden ve çoğu zaman kısa süreliğine farkındalığınıza gelmesi demektir. Thought ya da idea dilbilgisel öznedir; my, her, your gibi iyelik sözcükleri düşüncenin kimin zihninde belirdiğini gösterir. Buradaki crosses mecazidir: rahatsız edici düşünce, uzun ve bilinçli bir düşünme süreci olmadan kendiliğinden gelir. Yeniden kullanılabilen kalıp a thought, idea, question veya possibility + cross + someone's mind şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi cross someone's mind ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: A strange possibility ____ during the meeting.
Cevabı göster
crossed my mind
We're talking 20 or even 30 minutes late. Anlatım akışı
0:2920 ya da 30 dakikalık gecikmelerden bahsediyoruz.
We're talking + belirli bir miktar
Burada We're talking, esas olarak insanların sohbet ettiğini anlatmaz. Dikkati ardından gelen kesin ayrıntıya yöneltir: 20 or even 30 minutes late. Bu konuşma kalıbı genel bir ifadeyi somut bir ölçeğe dönüştürür. Bir şeyin gerçekte ne kadar büyük ya da ciddi olduğunu dinleyene fark ettirmek istediğinizde We're talking + miktar, boyut, sonuç veya örnek yapısını kullanabilirsiniz.
Alıştırma
“The repair will not be quick. We're talking at least two weeks,” cümlesinde We're talking ne işe yarar?
- Birkaç kişinin şu anda gecikmeyi konuştuğunu söyler.
- Gecikmeyi somutlaştırır ve süresini vurgular.
- Tamir hakkındaki konuşmanın ne zaman başladığını sorar.
Cevabı göster
Gecikmeyi somutlaştırır ve süresini vurgular.
Carey seems to view punctuality as an oppressive relic of an earlier era. Notlar
0:32Carey dakikliği daha eski bir çağın bunaltıcı bir kalıntısı olarak görüyor gibi.
seems to view X as Y: X’i Y olarak görüyor gibi görünmek
view X as Y kalıbı “X’i Y olarak görmek veya değerlendirmek” demektir. X değerlendirilen şeydir (punctuality); Y ise ona verilen nitelendirmedir (an oppressive relic). Burada as, yargıyı tanıtır; “bir biçimde” anlamına gelmez. seems to ifadeyi daha az kesin yapar: konuşan kişi Carey’nin tutumunu kesin bir gerçek olarak değil, edindiği bir izlenim olarak aktarır. seems to view X as Y, başka birinin bakış açısını temkinli biçimde anlatmak için kullanılabilir.
Alıştırma
view X as Y kalıbındaki değerlendirmeyi işaretleyen kelimeyle cümleyi tamamlayın: The board views the rule ____ unfair.
Cevabı göster
as
a relic of an earlier era: eski bir çağdan kalma bir kalıntı
Relic sözcüğü gerçek anlamıyla geçmişten kalan bir şeydir. Burada relic of an earlier era bir mecazdır: punctuality kavramını artık günümüze ait olmayan, modası geçmiş bir düşünce ya da uygulama olarak niteler. Oppressive sıfatı eleştiriyi güçlendirir ve dakikliğin kontrol edici ya da yük gibi hissedildiğini düşündürür. Bu ifade, Carey’nin varsayılan tutumunu abartılı ve küçümseyici biçimde sunar; tarafsız bir tarihsel betimleme değildir.
Alıştırma
Bir yazar iş yerindeki bir kurala a relic of an earlier era diyorsa büyük olasılıkla ne demek istiyordur?
- Kural çok yakın zamanda yürürlüğe konmuştur.
- Kural modası geçmiştir ve geçmişe aittir.
- Kural eski bir nesnenin üzerine yazılmıştır.
Cevabı göster
Kural modası geçmiştir ve geçmişe aittir.
But what if you told them dinner was at 6:00 instead of 6:30? Notlar
0:36Ama ya onlara akşam yemeğinin 6:30 yerine 6:00'da olduğunu söylersen?
What if you told them ...?: varsayımsal bir öneri sunmak
What if you told them ...? varsayımsal bir seçenek sunar ve karşı tarafı bunu söylemenin olası sonucunu düşünmeye davet eder. Gerçekte onlara ne söylediğini soran bir soru değildir. told geçmiş zaman biçiminde olsa da burada geçmişte olmuş bir olayı değil, gerçeklikten uzak varsayımsal bir durumu gösterir. What if + özne + geçmiş zaman yapısı, üzerinde konuşulabilecek bir seçenek veya eylem sunar.
Alıştırma
What if + özne + geçmiş zaman yapısını, tartışılabilecek bir olasılığı önermek için doğal biçimde kullanan cümle hangisidir?
- What if took we the bus?
- What did we take the bus?
- What if we took the bus?
Cevabı göster
What if we took the bus?
instead of 6:30?: yerine koymayı belirtmek
Bu cümlede instead of 6:30, 6.30’un yerine başka bir saatin konduğunu gösterir: önerilen mesaj, akşam yemeğinin 6.30’da değil 6.00’da olduğunu söyler. Instead of, seçilen seçeneği elenen alternatifle bağlar. Bu ifadeden sonra isim, zamir, saat veya -ing biçimi gelebilir; örneğin instead of taking the bus. Bu yapı ek bir seçeneği değil, yerine koymayı anlatır.
Alıştırma
İlk seçeneğin seçildiğini, ikincinin ise seçilmediğini göstermek için instead of ifadesini doğru kullanan cümle hangisidir?
- I took the train instead of driving.
- I took the train in addition to driving.
- I took instead of the train driving.
Cevabı göster
I took the train instead of driving.
That way they would almost certainly arrive on time. Anlatım akışı
0:40Bu şekilde neredeyse kesinlikle zamanında varacaklardır.
That way: bir yöntemi sonucuna bağlamak
That way, az önce sözü edilen bir yöntem ya da eyleme gönderme yapar. Burada akşam yemeği saatini 6:00 olarak söylemeyi belirtir ve beklenen sonucu sunar: zamanında varacak olmalarını. Bilgiyi yöntemden sonuca giden bir düzende kurar ve genellikle “bu yapılırsa” ya da “bunu yaparak” anlamına gelir. Bu cümlede fiziksel bir yoldan söz etmez.
Alıştırma
Yöntem ile sonuç arasındaki bağlantıyı en iyi hangi ifade tamamlar? Save the address on your phone. ____, you can find it quickly later.
- By the way
- Either way
- That way
Cevabı göster
That way
You really want this relationship to work, Kelime
0:43Bu ilişkinin yürümesini gerçekten istiyorsun,
relationship to work: work sözcüğünün “başarılı olmak” anlamı
relationship to work ifadesinde work, “bir işte çalışmak” anlamına gelmez. Work bir ilişkiyi, planı veya düzenlemeyi anlatıyorsa “başarılı olmak” ya da “umulduğu gibi yürümek” anlamına gelebilir. Konuşan kişi bu ilişkinin iyi gitmesini istiyor. Yapı want + nesne + to-infinitive şeklindedir: want this relationship to work. This relationship, want fiilinin nesnesidir; to work ise konuşanın istediği sonucu belirtir.
Alıştırma
Bu cümlede work ne anlama geliyor? We really want this friendship to work.
- bir çalışma vardiyasını bitirmek
- ücretli bir iş yapmak
- başarılı olmak ve iyi ilerlemek
Cevabı göster
başarılı olmak ve iyi ilerlemek
You think this new relationship could be great for Carey
0:51Bu yeni ilişkinin Carey için harika olabileceğini düşünüyorsun
and you don't want them to ruin it before it's even begun. Dilbilgisi
0:54ve daha başlamadan onu mahvetmelerini istemiyorsun.
before it's even begun: daha başlamadan önce
before it's even begun, bir şeyin gerçekten başlamadan önce zarar görmesi ya da durdurulması anlamına gelir. Bu cümlede it, bağlamda sözü edilen yeni ilişkiyi ifade eder. Buradaki it's, it has kısaltmasıdır; begun ise has begun yapısında kullanılan past participle'dır. even, “bu kadar erken” anlamındaki şaşkınlığı ekler; yani ilişki gerçekten başlama fırsatı bulamadan mahvolabilir.
Alıştırma
Bu cümlede before it's even begun neyi anlatıyor? They could ruin the new partnership before it's even begun.
- Bir şey kesinlikle hiçbir zaman başlamayacaktır.
- Bir şey gerçekten başlamadan önce zarar görebilir ve bu şaşırtıcı derecede erkendir.
- Bir şey uzun bir süre geçtikten sonra zaten zarar görmüştür.
Cevabı göster
Bir şey gerçekten başlamadan önce zarar görebilir ve bu şaşırtıcı derecede erkendir.
Sure, Emerson may eventually learn about their chronic lateness, Kelime
0:57Elbette, Emerson eninde sonunda onların kronik gecikme huylarını öğrenebilir,
chronic lateness: uzun süreli ve tekrarlanan geç kalma
chronic lateness, uzun süre boyunca tekrarlanan geç kalma alışkanlığı anlamına gelir. Bu cümlede chronic, geç kalmayı tek seferlik bir olay olarak değil, yerleşmiş bir sorun olarak gösterir. chronic yalnızca hastalıklar için değil, tıbbi olmayan kalıcı sorunlar için de kullanılır. Bu nedenle bu ifade, onların geç kalmasını bir alışkanlık ya da devam eden bir sorun olarak sunar ve olumsuz, hafifçe eleştirel bir ton taşır.
Alıştırma
Hangi durum chronic lateness ifadesine en iyi uyar?
- Uzun süredir geç kalma alışkanlığı olan biri.
- Beklenmedik bir sorun yüzünden bir kez geç kalan biri.
- Her gün erken gelen biri.
Cevabı göster
Uzun süredir geç kalma alışkanlığı olan biri.
but if Carey shows up on time just this once, Notlar
1:00ama Carey sadece bu seferlik zamanında gelirse,
shows up on time: planlanan saatte gelmek
Show up, günlük konuşmada “ortaya çıkmak” veya “gelmesi beklenen bir yere varmak” anlamına gelen bir deyimsel fiildir. Buradaki up, deyimsel fiilin bir parçasıdır; yukarı doğru hareketi anlatmaz. On time, “planlanan saatte, geç kalmadan” demektir. Bu nedenle shows up on time, Carey’nin beklendiği saatte geldiğini anlatır. Carey tek bir kişi olduğu için show fiiline üçüncü tekil kişi eki -s gelir.
Alıştırma
Show up on time ifadesini doğru biçime getirerek cümleyi tamamlayın: Maya always ____ for soccer practice.
Cevabı göster
shows up on time
just this once: bir şeyi tek bir istisnayla sınırlamak
Just this once, “yalnızca bu belirli durumda” anlamına gelir. Buradaki just, durum sayısını sınırlar; “az önce” demek değildir. Bu ifade, eylemi bir defalık istisna olarak sunar. Özel izin istemek, sınırlı bir söz vermek veya bir şeyi bir kez yapmanın yeterli olacağını söylemek için sıkça kullanılır.
Alıştırma
“Can we stay up late just this once?” cümlesinde just this once ne anlatır?
- İstek her seferinde geçerlidir.
- İstek az önce yapıldı.
- İstek yalnızca bu durum için geçerlidir.
Cevabı göster
İstek yalnızca bu durum için geçerlidir.
the relationship will at least have a chance to take root. Deyimler
1:04ilişkinin en azından kök salma şansı olacaktır.
have a chance to take root: kök salma şansı olmak
have a chance to take root ifadesinde have a chance to, bir garanti değil gerçek bir olasılık belirtir. Take root, bitkilerin kök salmasına dayanan bir benzetmedir. Bir ilişki için kullanıldığında ilişkinin yerleşip sağlam bir temel üzerinde gelişmeye başlaması anlamına gelir. Aynı benzetme, yerleşmeye başlayan bir fikir, alışkanlık veya inanç için de kullanılabilir.
Alıştırma
"A new habit needs time to take root." cümlesi ne anlama gelir?
- Alışkanlığın toprağa ekilmesi gerekir.
- Alışkanlık kesinlikle yakında yok olacaktır.
- Alışkanlığın yerleşmesi için zamana ihtiyacı vardır.
Cevabı göster
Alışkanlığın yerleşmesi için zamana ihtiyacı vardır.
Your lie would pave the way for a potentially happy relationship. Deyimler
1:07Yalanın potansiyel olarak mutlu bir ilişki için zemin hazırlayabilir.
pave the way for: bir şeyin önünü açmak
Pave the way for, daha sonraki bir olayın ya da sonucun gerçekleşmesini kolaylaştıran veya daha olası kılan koşulları yaratmak demektir. Yol hazırlama imgesini kullanır, ancak gerçek bir yoldan söz edilmez. Kalıp pave the way for + isim veya -ing biçimidir. Bu cümlede yalan, mutlu bir ilişkiyi mümkün kılabilecek bir adım olarak sunuluyor; ilişkinin zaten mutlu olduğu ya da sonucun garanti olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi pave the way for kalıbıyla tamamlayın: The agreement could ____ closer cooperation.
Cevabı göster
pave the way for
And if taking an action will create a better outcome for everyone involved, Dilbilgisi
1:10Ve eğer bir eylemde bulunmak ilgili herkes için daha iyi bir sonuç yaratacaksa,
that's normally a pretty good reason to take it.
1:14bu normalde o eylemi gerçekleştirmek için oldukça iyi bir nedendir.
if ... that's normally a pretty good reason to ...: bir koşulu harekete geçme nedeni olarak göstermek
if yan tümcesi önce olası bir sonuç sunar. Ardından ana cümle, bu sonucun tamamını harekete geçmek için bir neden olarak değerlendirir; that's tek bir isme değil, if yan tümcesinin tamamına gönderme yapar. Tekrar kullanılabilen kalıp If X, that's a good reason to do Y. şeklindedir. Olası bir sonucu bir karara bağlar. pretty, “oldukça” anlamına gelir; normally ise ifadenin kesin bir kural değil, genel bir değerlendirme olduğunu gösterir.
Alıştırma
normally ve install kullanarak koşul-neden kalıbını tamamlayın: If this update protects users' data, ____ a pretty good reason ____ it. that is ifadesini kısaltın.
Cevabı göster
that's normally · to install
morally wrong to lie: yalan söylemenin ahlaken yanlış olması
Morally wrong, ahlaki ilkelere göre kabul edilemez anlamına gelir. morally wrong to lie ifadesinde morally, wrong sözcüğünü açıkça etik bir yargıyla sınırlar; to lie mastarı ise değerlendirilen davranışı belirtir. Burada wrong, “olgusal olarak hatalı” anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle bir eylemi açıkça etik açıdan kabul edilemez olarak değerlendiriyor?
- The shoes are the wrong size.
- The answer is factually wrong.
- It is morally wrong to copy someone else's work.
Cevabı göster
It is morally wrong to copy someone else's work.
absolutist position on lying: yalan konusunda istisna tanımayan bir tutum
Bu ifadede position, fiziksel bir konum değil, bir «görüş» veya «tutum» anlamına gelir. position on + konu kalıbı görüşün hangi konuyla ilgili olduğunu gösterir; dolayısıyla position on lying, «yalan söyleme konusundaki tutum» demektir. Absolutist, bir kuralın her durumda geçerli olduğunu savunan ve duruma göre hiçbir istisna tanımayan tutumu anlatır. Burada ifadenin tamamı, yalan söyleme konusunda istisna kabul etmeyen etik bir görüşü adlandırır.
Alıştırma
"an absolutist position on lying" ifadesinde position ne anlama gelir?
- Bir filozofun ayakta durduğu fiziksel yer.
- Yalan söylemeyle ilgili bir kuralı istisnasız uygulayan bir tutum.
- Ne zaman yalan söyleneceğine karar vermeyi içeren bir iş.
Cevabı göster
Yalan söylemeyle ilgili bir kuralı istisnasız uygulayan bir tutum.
associated with German philosopher Immanuel Kant Kültür
1:21Alman filozof Immanuel Kant ile ilişkilendirilen mutlakçı duruş,
associated with German philosopher Immanuel Kant: Alman filozof Immanuel Kant ile ilişkilendirme
Immanuel Kant Alman bir filozoftu. Bu ifadede associated with, daha önce sözü edilen görüşü bu görüşle tanınan bir düşünürle ilişkilendirir; Kant'ın bütün felsefesini tanıtmaz. Bu tartışmada Kant, ahlaki görev ve kurallara dayalı bir görüşü temsil eder: Bir yalan daha iyi bir sonuca yol açabilecek olsa bile yalan söylemek ahlaken yanlıştır. Adı, istisna kabul etmeyen bu tutumun önemli bir temsilcisini belirtir.
Alıştırma
Bu ifadede neden Immanuel Kant'tan söz ediliyor?
- Yalan konusunda istisna tanımayan görüşü, bu kural temelli yaklaşımı temsil eden bir filozofla ilişkilendirmek için.
- Kant'ın felsefi sisteminin her bölümünü açıklamak için.
- Alman yasalarının yalan söylemeyi her zaman cezalandırdığını belirtmek için.
Cevabı göster
Yalan konusunda istisna tanımayan görüşü, bu kural temelli yaklaşımı temsil eden bir filozofla ilişkilendirmek için.
holds that: bir görüşü resmî biçimde aktarmak
Bu cümlede holds that, “şu görüşü savunur” veya “şöyle olduğunu ileri sürer” anlamına gelir. Ardından gelen önermeyi resmî biçimde tanıtır: yalan söylemek her zaman ahlaka aykırıdır. Yapı özne + holds that + yan cümle şeklindedir. Burada hold soyut anlamdadır; “bir şeyi elde tutmak” şeklindeki fiziksel anlamı taşımaz.
Alıştırma
hold that yapısını doğru biçimde kullanarak cümleyi tamamlayın: The theory ____ every person has equal worth.
Cevabı göster
holds that
regardless of the circumstances. Kalıp ifadeler
1:27yalan söylemenin her zaman ahlaksızca olduğunu savunur.
regardless of the circumstances: istisnasız
Regardless of the circumstances, “belirli koşullar ne olursa olsun” anlamına gelir. Önceki yargının koşullar, nedenler veya sonuçlar değişse bile değişmediğini gösterir. Yapı regardless of + isim veya isim öbeği şeklindedir. Bu örnekte the circumstances bir isim öbeğidir; bu nedenle of gereklidir.
Alıştırma
regardless ifadesini gerekli edatla birlikte kullanarak cümleyi tamamlayın: The safety rule applies ____ the circumstances.
Cevabı göster
regardless of
In other words, ...: Aynı fikri başka sözlerle yeniden ifade etmek
In other words, yeniden ifade etme bildiren bir söylem ifadesidir. Ardından gelen bölüm, aynı düşünceyi farklı ve genellikle daha açık veya doğrudan bir biçimde ifade eder. Soyut bir ifadeyi daha doğrudan bir açıklamaya dönüştürmek için de kullanılabilir. Bu ifade, mesajın iki bölümü arasındaki ilişkiyi düzenler. Yeni bir neden, örnek veya karşıt görüş eklemez.
Alıştırma
Aynı düşüncenin yeniden ifadesini başlatmak için hangi ifade en uygundur?
- For example,
- By contrast,
- In other words,
Cevabı göster
In other words,
that rule is absolute. — Kuralın istisnasız olduğunu belirtmek
Bu cümlede absolute, be fiilinden sonra gelen bir yüklem sıfatıdır. That rule is absolute, kuralın ilgili her durumda geçerli olduğunu ve hiçbir istisnaya ya da özel koşula izin vermediğini belirtir. Bu ifade, kuralın kapsamı hakkında çok güçlü bir yargı bildirir. Buradaki absolute “tam”, “kesin” veya yalnızca “katı” anlamına gelmez; kuralın koşulsuz olarak geçerli olduğunu vurgular.
Alıştırma
Bir kural absolute ise bu ne anlama gelir?
- Kural genellikle uygulanır.
- Kuralın hiçbir istisnası yoktur.
- Kuralı ezberlemek zordur.
Cevabı göster
Kuralın hiçbir istisnası yoktur.
that this stance overstates the moral importance of lying. Kelime
1:36yalanın ahlaki önemini abarttığını düşünebilirsiniz.
You might think though: bir itirazı yumuşakça sunmak
You might think, dinleyicinin kesin olarak böyle düşündüğünü söylemek yerine olası bir görüş sunar. Kiplik fiili might bu ifadeyi daha az kesin ve sert hâle getirir. Burada though, önceki düşünce akışıyla karşıtlığı işaretler. You might think though that ... kalıbı, tartışmanın ölçülü tonunu korurken dinleyiciyi olası bir itiraza veya çekinceye hazırlar.
Alıştırma
Hangi cümle önceki bir görüşe yönelik olası itirazı en yumuşak biçimde sunar?
- You might think, though, that the rule is too strict.
- For example, the rule is printed on the door.
- The rule is clearly absurd.
Cevabı göster
You might think, though, that the rule is too strict.
overstates the moral importance of lying: önemi gereğinden fazla göstermek
overstates the moral importance of lying ifadesindeki overstates, bu önemin doğru veya makul olandan daha büyük gösterildiği anlamına gelir. over- ön eki aşırıya gitme fikrini katar. Eleştiri dereceyle ilgilidir: Bu görüş yalan söylemeye gereğinden fazla ahlaki ağırlık verebilir. Bu, yalan söylemenin hiçbir ahlaki önemi olmadığını veya görüşün tamamının yanlış olduğunu zorunlu olarak ileri sürmez.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için overstate fiilinin doğru biçimini kullanın: The article ____ the importance of one minor event.
Cevabı göster
overstates
Suppose a murderer were hunting Carey down. Notlar
1:39Bir katilin Carey'nin peşinde olduğunu varsayın.
Suppose ... were ...: varsayımsal bir durum kurmak
Burada Suppose, “şöyle olduğunu hayal edin” ya da “tartışma amacıyla varsayın” anlamına gelir. Konuşmacının bir fikri sınayabilmesi için gerçek olmayabilecek bir durum ortaya koyar; “bence” anlamına gelmez. Were, durumun varsayımsal olduğunu gösterir. Özenli İngilizcede varsayımsal were, tekil a murderer dâhil olmak üzere her tür özneyle kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi Suppose ... were ... yapısıyla tamamlayın: ____ the main road ____ closed tomorrow. How would we get home?
Cevabı göster
Suppose · were
hunt someone down: bulana kadar izini sürmek
Burada hunt someone down, birini bulana veya yakalayana kadar aramak ve izini sürmek anlamına gelir. Yalnızca aramayı ya da kovalamayı değil, hedefe sonunda ulaşmayı vurgular. hunting Carey down ifadesinde Carey nesnedir; down ise öbek fiili tamamlayan parçacıktır. Aşağı yönde hareket anlamı vermez.
Alıştırma
“Kararlı bir aramadan sonra bulmak veya yakalamak” anlamındaki öbek fiili tamamlayın: The police finally hunted the fugitive ____.
Cevabı göster
down
If the killer asked you about Carey's whereabouts, Kelime
1:42Katil size Carey'nin nerede olduğunu sorsaydı,
Carey'nin nerede olduğu
Carey's whereabouts, Carey'nin nerede olduğunu veya hareketleri hakkında bilinenleri anlatan bir isim öbeğidir. Bu cümlede katilin Carey'nin konumu ya da nerede olduğuna ilişkin bilgiyi sorması söz konusudur. Whereabouts, s ile bitmesine rağmen tek bir kelimedir ve bütün olarak isim görevi görür. Resmî, haber veya soruşturma bağlamlarında sık kullanılır; bu yüzden where Carey is gibi günlük bir sorudan daha resmî duyulur.
Alıştırma
Resmî veya soruşturma bağlamında bir kişinin konumunu ya da hareketlerini anlatan ifade hangisidir?
- the witness's whereabouts
- the witness's schedule
- the witness's opinion
Cevabı göster
the witness's whereabouts
it seems odd to say that you must tell the truth at the cost of your friend's life. Notlar
1:45arkadaşınızın hayatı pahasına doğruyu söylemeniz gerektiğini söylemek tuhaf görünürdü.
It seems odd to say that: bir iddiayı nazikçe sorgulamak
Bu cümlede it seems odd to say that, değerlendirilen iddianın önüne bir değerlendirme koyar. That cümleciği, arkadaşının hayatı pahasına doğruyu söylemen gerektiği iddiasını sunar; bu yapı, konuşanın bu iddiayı mantıksız bulduğunu gösterir. It seems odd, karşı çıkmanın yumuşatılmış bir yoludur: seems yargıya yer bırakır; odd burada tek sayı değil, kabul edilmesi zor veya mantıksal açıdan şüpheli anlamına gelir. Bu yapı, karşıdaki kişinin doğrudan yanıldığını söylemeden bir sonucu sorgular.
Alıştırma
Bir iddiayı yumuşak bir biçimde sorgulamak için hedef yapıyı kullanan cümle hangisidir?
- The rule is completely wrong.
- The rule is fair to everyone.
- It seems odd to say that the rule is fair to everyone.
Cevabı göster
It seems odd to say that the rule is fair to everyone.
at the cost of: bir sonuç uğruna bir şeyi feda etmek
At the cost of, bir sonucun, seçimin veya ilkenin başka bir şey feda edilerek elde edildiğini ya da sürdürüldüğünü anlatır. of'tan sonra gelen isim veya -ing biçimi neyin kaybedildiğini, zarar gördüğünü ya da riske atıldığını belirtir. Burada cost, para cinsinden bir fiyat değildir. İfade, gerçeği söylemekte ısrar etmenin yol açabileceği kabul edilemez fedakârlık olarak arkadaşın hayatını gösterir.
Alıştırma
'Bir şeyi feda ederek' anlamını vermek için cümleyi öğrendiğiniz ifadeyle tamamlayın: The company increased speed ____ product safety.
Cevabı göster
at the cost of
From this perspective: bir sonucu belirli bir bakış açısıyla çerçevelemek
From this perspective, düşünceyi belirli bir bakış açısıyla çerçeveleyen bir bağlayıcıdır. Daha önce sunulmuş bir bakış açısına veya akıl yürütme çizgisine gönderme yapar ve dinleyiciye sonraki ifadenin konuya bu şekilde bakıldığında ortaya çıktığını bildirir. Bu cümlede, önceki bakış açısından absolutism seems too rigid yargısına geçerek argümanı düzenler. Yargı, koşulsuz bir sonuç olarak sunulmak yerine bu bakış açısıyla çerçevelenir.
Alıştırma
'From this perspective, the rule seems too strict,' cümlesinde From this perspective ne işe yarar?
- Bir sonuca ulaşmak için feda edilen şeyi belirtir.
- Sonraki yargıyı belirli bir bakış açısıyla çerçeveler.
- Konuşanın fiziksel olarak başka bir yere geçtiğini söyler.
Cevabı göster
Sonraki yargıyı belirli bir bakış açısıyla çerçeveler.
too rigid: gereğinden fazla katı
Burada rigid, fiziksel olarak sert bir nesneyi değil, kurallara dayalı bir yaklaşımı anlatır. “Esnek olmayan” anlamına gelir: Farklı veya karmaşık durumlarda yeterince uyarlama yapılmasına izin vermez. Too + sıfat, kabul edilebilir veya yararlı olandan daha ileri bir dereceyi belirtir. Bu nedenle too rigid bir eleştiridir. Konuşan kişi bu yaklaşımın esneklik eksikliğini sorun olarak görür; yaklaşımın kararlılığını övmez.
Alıştırma
Esneklik eksikliğini eleştiren bu dersteki iki kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: The timetable allows no changes, even in an emergency, so it is ____.
Cevabı göster
too rigid
would say lying is wrong only when it leads to less happiness overall. Kalıp ifadeler
1:57yalan söylemenin sadece genel mutluluğu azalttığında yanlış olduğunu söylerdi.
By contrast: farklı bir görüş sunmak
By contrast, dinleyiciye sıradaki bilgiyi önceki bir fikirle karşılaştırmasını ve önemli bir farklılığı fark etmesini söyleyen bir söylem belirtecidir. Burada konu, yalan hakkındaki mutlakçı görüşten Mill’in faydacı görüşüne geçer. İki ölçütü yan yana getirerek savı düzenler; ikinci ifadenin ilk ifadedeki her sözü doğrudan reddettiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu karşılaştırmayı en iyi hangi bağlaç tamamlar? The first apartment is close to downtown. ____ the second one offers much more space.
- In addition,
- By contrast,
- For example,
Cevabı göster
By contrast,
leads to less happiness overall: genel mutluluğun azalmasına yol açmak
Lead to + sonuç, «belirli bir sonuca yol açmak» demektir. Bu cümlede it, lying sözcüğüne gönderme yapar ve nedeni temsil eder; leads tekil özne it ile uyumludur, less happiness ise sonuçtur. Overall, etkilenen herkesin mutluluğunun birlikte değerlendirildiğini gösterir. İddia yalnızca bir kişinin kendini daha kötü hissetmesi değil, toplam mutluluk miktarının azalmasıdır.
Alıştırma
Cümleyi lead to ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Regular exercise often ____ better sleep.
Cevabı göster
leads to
most lies do seem likely to create unhappiness. Dilbilgisi
2:03çoğu yalanın mutsuzluk yaratması muhtemel görünüyor.
dengeleyici bir söylem belirteci olarak to be fair
To be fair, konuşanın kabul edilmeyi hak ettiğini düşündüğü bir noktayı tanıtan söylem belirtecidir. Bir nedeni, sınırlamayı veya olumlu gerçeği kabul ederek tartışmayı daha dengeli hâle getirir ve önceki iddiayı yumuşatabilir. Burada konuşan, çoğu yalanın muhtemelen gerçekten mutsuzluk yarattığını kabul eder. İfade daha geniş savı geri çekmez ve bir yarışmayı adil biçimde değerlendirmekten söz etmez.
Alıştırma
Cümleyi bu nottaki adil ve dengeleyici bir noktayı tanıtan üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: I was disappointed by the delay. ____, the staff kept us informed.
Cevabı göster
To be fair
do seem likely to: olasılık yargısını vurgulamak
Bu cümlede do, şimdiki zaman fiili seem'i güçlendiren vurgulu bir yardımcı fiildir. Do seem, “gerçekten öyle görünüyor” anlamını verir; ikinci bir eylem anlatmaz. Seem likely to, “olması çok muhtemel görünmek” demektir. Konuşan kişi yargısını vurgular, ancak bunu kesin bir gerçek olarak değil, bir olasılık olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi seem likely to yapısının vurgulu biçimiyle tamamlayın: The new plan ____ reduce waste.
Cevabı göster
does seem likely to
Someone who accepts a lie believes something which is false Kelime
2:06Yalanı kabul eden biri yanlış bir şeye inanır
accepts a lie: yanlış bir iddiayı doğru kabul etmek
Bu cümlede accepts a lie, yalanın içeriğini doğru kabul etmek ve ona inanmak anlamına gelir. Buradaki nesne soyut bir mesajdır; fiziksel olarak alınan bir şey değildir. Genel olarak accept; claim, story veya explanation ile kullanıldığında, kişinin bunların içeriğini doğru ya da geçerli saydığını anlatabilir. Burada accepts, kişinin bilgiye verdiği tepkiye, yani yanlış bir iddiayı doğru kabul etmesine odaklanır.
Alıştırma
Burada accepted ne anlama geliyor? She accepted the false report as true.
- Raporu fiziksel olarak teslim aldığı anlamına gelir.
- Yanlış raporun doğru olduğuna inandığı anlamına gelir.
- Yanlış raporu oluşturup yaydığı anlamına gelir.
Cevabı göster
Yanlış raporun doğru olduğuna inandığı anlamına gelir.
and trying to conduct your life on the basis of false information Kalıp ifadeler
2:09ve hayatınızı yanlış bilgiler temelinde yönlendirmeye çalışmak
conduct your life on the basis of false information: hayatını yanlış bilgilere dayanarak sürdürmek
Bu cümlede conduct your life, yaşama biçimini ve seçimlerini yönetmek anlamına gelir. Burada conduct bir fiildir; orkestra yönetmek anlamında değildir. Nesne özneye göre değişir: conduct my life, conduct your life, conduct her life veya conduct their lives. On the basis of, bir şeyi kararın gerekçesi veya dayanağı olarak kullanmak anlamına gelir. İfadenin tamamı, bir kişinin hayat seçimlerini yanlış bilgilere göre biçimlendirdiğini söyler.
Alıştırma
Resmî conduct one's life on the basis of kalıbını kullanın ve one's bölümünü özneye göre değiştirin: People should not ____ false assumptions.
Cevabı göster
conduct their lives on the basis of
doesn't usually go well: genellikle iyi sonuçlanmaz
Go well, bir olayın, planın veya girişimin başarılı biçimde ilerlediğini ya da iyi sonuçlandığını anlatan kalıplaşmış bir ifadedir. Doesn't go well, işlerin kötü ilerlediğini veya kötü sonuçlandığını belirtir; burada go fiziksel bir hareketi anlatmaz. Usually, ifadeyi daha az kesin hâle getirir. Doesn't usually go well, kötü sonuçların yaygın olduğunu söyler; her seferinde kesinlikle başarısız olunduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu tür bir girişimin genellikle kötü sonuçlandığını doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?
- Trying to solve a problem without enough information doesn't usually go well.
- Trying to solve a problem without enough information usually goes well.
- Trying to solve the problem without enough information didn't go well this time.
Cevabı göster
Trying to solve a problem without enough information doesn't usually go well.
lying might produce more happiness overall. Kalıp ifadeler
2:19yalan söylemek genel olarak daha fazla mutluluk üretebilir.
However, in some circumstances: genel bir kuraldan istisnaya geçiş
However önceki düşünceyle bir karşıtlık kurar. Dinleyiciye, bundan sonra söyleneceklerin genel düşünceyi sürdürmek yerine onu sınırlayacağını veya daha ölçülü hâle getireceğini bildirir. In some circumstances yeni iddiayı belirli durumlarla sınırlar. Bu açılış, savı genel bir kuraldan olası istisnalara taşır; kuralı her durumda reddetmez.
Alıştırma
Cümleyi, iki boşluğa bölünmüş olan However, in some circumstances açılışıyla tamamlayın: ____, ____, waiting is the safer choice.
Cevabı göster
However · in some circumstances
perhaps including your situation: bir durumu gruba temkinli biçimde dahil etme
Perhaps olasılık bildirir; bu nedenle konuşan kişi sizin durumunuzun bu istisnai koşullara kesinlikle girdiğini iddia etmez. perhaps including your situation ifadesi, cümle içine eklenmiş bir sınırlayıcıdır. Dinleyicinin durumunu gruba dikkatlice dahil ederken şüpheye veya daha fazla tartışmaya yer bırakır.
Alıştırma
"Several neighborhoods, perhaps including ours, may lose power tonight." cümlesiyle ilgili şu ifadeyi değerlendirin: Konuşan kişi kendi mahallemizde elektrik kesileceğinden emindir.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Yanlış
produce more happiness overall: soyut bir sonuç ortaya çıkarmak
Burada produce, fiziksel bir ürün imal etmek değil, bir sonuca “neden olmak” veya onu “ortaya çıkarmak” anlamındadır. Nesnesi olan more happiness soyut bir sonuçtur. Overall, etkilenen herkes üzerindeki etkilerin birlikte değerlendirildiğini gösterir. Bu iddia toplam mutluluk miktarını karşılaştırır; herkesin daha mutlu olacağını garanti etmez.
Alıştırma
Hangi cümlede produce soyut bir sonucu “ortaya çıkarmak” anlamında, overall ise birleşik etkiyi anlatmak için kullanılmıştır?
- The factory might produce more bicycles overall.
- The change might produce more benefits overall.
- Overall, the change might help one person.
Cevabı göster
The change might produce more benefits overall.
utilitarians say it's not morally wrong to lie.
2:23faydacılar yalan söylemenin ahlaki olarak yanlış olmadığını söyler.
In those cases: sonucu önceki koşullarla sınırlamak
In those cases, hemen önce belirtilen bir grup duruma gönderme yapar. Burada, yalan söylemenin genel olarak daha fazla mutluluk yaratabileceği durumları ifade eder. Those, olası her durumu değil, daha önce belirlenmiş durumları gösterir. Cümlenin başında kullanılan bu ifade, ardından gelen tüm yan cümle için bir koşul belirler. Ahlaki sonucun yalnızca daha önce belirtilen koşullarda geçerli olduğunu anlatır. Buradaki cases, hukuki davalar veya kaplar değil, “durumlar” anlamındadır.
Alıştırma
Ekran donabilir veya kararabilir. Sonraki cümlelerden hangisi tavsiyeyi bu iki durumla sınırlar?
- In those cases, restart the tablet.
- In other cases, restart the tablet.
- In all cases, restart the tablet.
Cevabı göster
In those cases, restart the tablet.
In fact, ile sonucu güçlendirmek
Bu cümlede In fact, sonraki iddianın önceki iddiayı güçlendirdiğini gösterir. Sav, daha zayıf bir değerlendirmeden eylemin ahlaki bir görev olabileceği yönündeki daha güçlü olasılığa ilerler. Bir sav içinde In fact gördüğünüzde, yazarın yalnızca bir olgu bildirmek yerine daha güçlü ya da daha kesin bir iddia ekleyip eklemediğine bakın.
Alıştırma
Bir rapor önce bir planın yardımcı olabileceğini, sonraki cümlede ise bütün sorunu çözebileceğini söylüyor. Bu daha güçlü sonucu en iyi hangi bağlaç belirtir?
- However,
- In fact,
- For example,
Cevabı göster
In fact,
might even be your moral duty to do so: bunu yapmak ahlaki göreviniz bile olabilir
A moral duty to do something, bir şeyi yapmaya yönelik ahlaki yükümlülüğü ifade eder: İşinizin bir parçası olduğu için değil, doğru olduğu için yapmanız gerekebilecek bir şeydir. Burada do so, hemen önce belirtilen eyleme, yani yalan söylemeye gönderme yapar. Might, iddiayı bir olasılık olarak bırakırken even bunun daha zayıf iddiadan sonra şaşırtıcı ölçüde güçlü bir adım olduğunu gösterir. İfade bir bütün olarak yalan söylemenin yalnızca kabul edilebilir olmakla kalmayıp ahlaken gerekli bile olabileceğini söyler.
Alıştırma
Şu cümleyi okuyun: We can report the unsafe bridge, and we may have a moral duty to do so. İkinci bölüm ne anlama gelir?
- Güvenli olmayan köprüyü bildirmek ahlaken gerekli olabilir.
- Güvenli olmayan köprüyü bildirmek imkânsızdır.
- Güvenli olmayan köprüyü bildirmek ücretli bir iş görevidir.
Cevabı göster
Güvenli olmayan köprüyü bildirmek ahlaken gerekli olabilir.
you might feel this stance is too lax. Kelime
2:33bu duruşun da çok gevşek olduğunu hissedebilirsiniz.
if ... too extreme, ... too lax: iki aşırılığı dengelemek
if yan tümcesi önce olası bir değerlendirme sunar: mutlakçılık bir yönde fazla ileri gidiyor olabilir. Ana tümce daha sonra alternatif tutumla ilgili başka bir olası değerlendirme verir; burada this stance daha önce ele alınan o tutumu gösterir. İki too kullanımı, zıt yönlerdeki aşırılıkları dengeler: bir yaklaşım fazla aşırı olabilirken diğeri yeterince katı olmayabilir. might feel, ikinci değerlendirmenin konuşanın kesin iddiası değil, okuyucunun olası tepkisi olduğunu gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle iki farklı aşırılığı değerlendirmek için aynı yapıyı kullanıyor?
- The two designs are complicated because they look identical.
- If one design seems complicated, the alternative must be perfect.
- If one design seems too complicated, the alternative may feel too simple.
Cevabı göster
If one design seems too complicated, the alternative may feel too simple.
too lax: fazla gevşek, yeterince katı değil
Bu cümlede too lax, “yeterince katı değil” anlamına gelir. Tutumu fazla şeye izin verdiği veya çok az sınır koyduğu için eleştirir; bu nedenle gevşeklik rahatlatıcı bir durum değil, bir sorun olarak sunulur.
Alıştırma
Hangi durum en doğal biçimde too lax olarak tanımlanır?
- İnsanların uygun bir kontrolden geçmeden içeri girmesine izin veren güvenlik kontrolleri
- Uzun bir günün ardından rahatça dinlenen bir çocuk
- Hareket edemeyecek kadar sıkı çekilmiş bir ip
Cevabı göster
İnsanların uygun bir kontrolden geçmeden içeri girmesine izin veren güvenlik kontrolleri
perhaps the utilitarian position understates the moral significance of lying. Kelime
2:36belki de faydacı konum yalanın ahlaki önemini hafife almaktadır.
understates the moral significance of lying: yalan söylemenin ahlaki önemini olduğundan az göstermek
Understates, bir şeyi gerçekte olduğundan daha az önemli, ciddi veya etkiliymiş gibi sunmak demektir. Bir ifadenin uzamsal konumunu anlatmaz. Bu cümlede, faydacı yaklaşımın yalan söylemenin ahlaki önemine yeterince ağırlık vermiyor olabileceği ileri sürülüyor. understate + significance, seriousness veya importance kalıbı, bir açıklamanın bir meseleyi gereğinden küçük gösterdiğini eleştirmek için kullanılabilir.
Alıştırma
Bir değerlendirme büyük bir tehlikeyi küçük bir sorunmuş gibi ele alıyor. Hangi cümle bu değerlendirmeyi en iyi biçimde eleştirir?
- The review overstates the seriousness of the danger.
- The review simply repeats the description of the danger.
- The review understates the seriousness of the danger.
Cevabı göster
The review understates the seriousness of the danger.
Most people generally feel some regret about lying Kalıp ifadeler
2:41Çoğu insan genellikle yalan söylemekten dolayı biraz pişmanlık duyar
even when they believe it's the right thing to do. Dilbilgisi
2:44yapılması gereken doğru şey olduğuna inandıklarında bile.
feel some regret about lying: yalan söylemekten biraz pişmanlık duymak
Feel some regret about + bir isim veya -ing biçimi, bir eylem hakkında belli ölçüde üzüntü, suçluluk ya da pişmanlık duymak demektir. Burada lying, about edatından sonra eylemi adlandırır. Some, duygunun orta düzeyde veya kesin olmayan bir yoğunlukta olduğunu gösterir; mutlaka derin bir pişmanlık anlamına gelmez. Yeniden kullanılabilen kalıp feel regret about something veya feel regret about doing something şeklindedir.
Alıştırma
feel some regret about ifadesini geçmiş zamanda kullanın ve interrupt sözcüğünü -ing biçimine getirerek cümleyi tamamlayın: After the meeting, Lena ____ her friend.
Cevabı göster
felt some regret about interrupting
even when...: sonucu değiştirmeyen gerçek bir durum
Burada even when yalnızca zamanı belirtmez; bir ödünleme ilişkisi kurar. İnsanlar belirli bir durumda yalan söylemenin doğru olduğuna gerçekten inanabilir, ancak bu inanç duydukları pişmanlığı ortadan kaldırmaz. Ana sonuç + even when + durum kalıbı, normalde sonucu değiştirmesi beklenebilecek bir durumda bile ana sonucun geçerli kaldığını anlatır. even sözcüğü bu beklenmedik karşıtlığı vurgular.
Alıştırma
Hangi cümle soğuk günlerin gerçekten yaşandığını, ancak bunların Noah'ın pratik yapmasını engellemediğini en iyi şekilde anlatır?
- Noah practices outside even when it is cold.
- Noah practices outside even if it is cold.
- Noah practices outside when it is cold.
Cevabı göster
Noah practices outside even when it is cold.
This suggests there's something inherently objectionable about lying Notlar
2:47Bu durum, yalan söylemekte doğası gereği sakıncalı bir şey olduğunu gösterir
This suggests: kanıtı temkinli bir çıkarıma bağlamak
This önceki cümledeki gözlemin tamamına gönderme yapar: İnsanlar yalan söylemenin doğru olduğuna inandıklarında bile pişmanlık duyar. Böylece önceki gözlem, sonraki düşünce için kanıta dönüşür. Suggests temkinli bir çıkarım sunar. Kanıt, sonucu makul kılar ancak kesin olarak doğrulamaz. Yeniden kullanılabilir yapı Kanıt. This suggests (that) + sonuç biçimindedir; that çoğu zaman atılır ve burada da there's öncesinde atılmıştır.
Alıştırma
Bir sınıf, pencerenin yanındaki fasulye bitkilerinin daha uzun büyüdüğünü gözlemliyor. Hangi başlangıç, bu kanıttan çıkarılan makul ancak kesin olmayan bir sonucu en iyi şekilde sunar?
- This describes how to move the plants.
- This proves that light was the only cause.
- This suggests that the plants received more light.
Cevabı göster
This suggests that the plants received more light.
inherently objectionable: özünde yanlış veya kabul edilemez
Inherently, bir özelliğin yalnızca sonuçlardan veya koşullardan değil, şeyin kendisinden kaynaklandığını belirtir. Objectionable ise kabul edilemez veya eleştirilmeye değer anlamına gelir. Burada inherently objectionable, herhangi bir kötü sonuç düşünülmeden önce bile yalan söylemenin doğası gereği yanlış olabileceğini düşündürür. Objectionable eleştirilen şeyi niteler; o şeyin kendisinin itiraz ettiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu cümlede inherently objectionable ne anlama geliyor?
- Yalnızca kötü bir sonucu olduğu için sevilmeyen
- Özünde yanlış veya kabul edilemez
- Birine aktif olarak itiraz eden
Cevabı göster
Özünde yanlış veya kabul edilemez
lying to Carey would be an instance of paternalism. Kelime
2:54Carey'ye yalan söylemek bir paternalizm örneği olacaktır.
an instance of paternalism: bir eylemi paternalist müdahale olarak sınıflandırmak
An instance of, daha geniş bir kategorinin belirli bir örneği anlamına gelir. Belirli bir eylemi veya olayı resmî biçimde sınıflandırmak için kullanılır. Paternalism, müdahalenin o kişinin iyiliği için olduğu düşüncesiyle başka bir kişinin seçimine karışmaktır. Cümle, Carey'ye yalan söylemeyi bu tür bir müdahalenin örneği olarak sınıflandırır; paternalism burada bir babanın sıradan ilgisi veya sevgisi anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi durum en iyi an instance of paternalism olarak tanımlanır?
- Bir yetişkinin güvenli seçimi, birisi bunun o yetişkinin kendi iyiliği için olduğunu ileri sürdüğü için engellenir.
- Bir çocuk ebeveynine teşekkür kartı verir.
- İki arkadaş seçeneklerini konuşur ve birlikte karar verir.
Cevabı göster
Bir yetişkinin güvenli seçimi, birisi bunun o yetişkinin kendi iyiliği için olduğunu ileri sürdüğü için engellenir.
Paternalism is interfering with another person's choices for that person's benefit. Kelime
2:57Paternalizm, bir başkasının yararı için o kişinin seçimlerine müdahale etmektir.
Paternalism: kişinin kendi yararı için seçimlerine müdahale etmek
Paternalizm, müdahalenin aynı kişiye yarar sağlayacağına inandığınız için başka birinin seçimlerine müdahale etmek demektir. Bu tanımda that person, another person ifadesine, yani seçimlerine müdahale edilen kişiye gönderme yapar. for that person's benefit ifadesi öne sürülen amacı açıklar; eylemin doğru ya da gerçekten yararlı olduğunu garanti etmez. Etik gerilim, birini korumaya çalışmakla o kişinin seçme özgürlüğüne saygı göstermek arasındadır.
Alıştırma
Hangi durum paternalism tanımına en iyi uyar?
- Bir doktor bütün seçenekleri açıklar ve hastanın karar vermesine izin verir.
- Bir doktor diğer hastaları korumak için eldiven takar.
- Bir doktor, karar verme yeterliliği olan yetişkin bir hastadan, hastanın kendi iyiliği için bir seçeneği saklar.
Cevabı göster
Bir doktor, karar verme yeterliliği olan yetişkin bir hastadan, hastanın kendi iyiliği için bir seçeneği saklar.
This might be fine if that person is a literal child, Kelime
3:03Söz konusu kişi kelimenin tam anlamıyla bir çocuksa bu sorun olmayabilir,
literal child: mecaz değil, gerçekten çocuk
literal child ifadesinde literal, child sözcüğünün olağan ve tam anlamında kullanıldığını gösterir. Kişi yaşı veya statüsü bakımından gerçekten çocuktur; çocukla karşılaştırılan bir yetişkin değildir. Burada literal, mecazi bir yorumu dışlar. Kitaplar ve yazıyla ilgili olan literary anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu cümle ne anlama gelir: Maya is a literal child, not an adult acting immaturely?
- O, çocuk gibi davranan bir yetişkin.
- O, çocuklar için kitap yazıyor.
- O gerçekten bir çocuk.
Cevabı göster
O gerçekten bir çocuk.
but it seems disrespectful to treat a peer paternalistically. Kelime
3:06ancak bir akrana paternalist davranmak saygısızlık gibi görünür.
Eşit konumdaki birine vesayetçi davranmak
treat a peer paternalistically ifadesinde peer, sınıf arkadaşı veya iş arkadaşı gibi eşit ya da benzer konumdaki bir kişidir. Paternalistically, o kişi için neyin en iyi olduğunu bildiğini varsayarak davranmak ve onun yerine karar verebilmek anlamına gelir. Karşıdaki kişi eşit konumda olduğu için bu davranış eşitler arasında ebeveyn ve çocuk ilişkisine benzer bir güç farkı yaratır. Bu cümlede disrespectful, kişinin kendi yargısına ve seçim özgürlüğüne saygı göstermediği için bu davranışı eleştirir.
Alıştırma
Hangi durum, birinin eşit konumdaki bir kişiye paternalistically davrandığını en iyi gösterir?
- Leo kendisi için neyin en iyi olduğunu bildiğine inanarak sınıf arkadaşı adına karar verdi.
- Leo sınıf arkadaşının uzman görüşünü izledi.
- Leo sınıf arkadaşına ne yapmak istediğini sordu.
Cevabı göster
Leo kendisi için neyin en iyi olduğunu bildiğine inanarak sınıf arkadaşı adına karar verdi.
lying to Carey would mean taking away their opportunity to handle the situation Öbek fiiller
3:10Carey'ye yalan söylemek, durumla kendi inanç ve değerlerine dayanarak
Birinin fırsatını elinden almak
Taking away their opportunity, birinin normalde sahip olacağı bir fırsatı kaybetmesine neden olmak demektir. Burada away başka bir yere hareketi değil, bir şeyin ortadan kaldırılmasını gösterir: yalan, Carey'nin durumla bizzat ilgilenmesini engellerdi. Yaygın bir yapı take away + someone's + opportunity, right veya choice biçimindedir. Ardından gelen to + fiil yapısı fırsatın ne için olduğunu gösterebilir; their opportunity to handle the situation buna bir örnektir.
Alıştırma
Cümleyi bu derste öğrenilen iki sözcüklü fiille tamamlayın: Choosing for Ava would ____ her opportunity to decide for herself.
Cevabı göster
take away
as they see fit based on their own beliefs and values. Notlar
3:14uygun gördükleri şekilde başa çıkma fırsatlarını ellerinden almak anlamına gelir.
as they see fit: kendi yargısına göre karar vermek
“As they see fit”, “uygun gördükleri şekilde” anlamına gelir. Buradaki fit sözcüğü “uygun” demektir; “sağlıklı” veya “fiziksel olarak formda” anlamında değildir. do something as someone sees fit yapısında as, eylemin nasıl yapıldığını belirtir. Bu ifade, kişinin veya grubun kendi yargısını kullanarak karar verdiğini vurgular.
Alıştırma
“Uygun gördüğün şekilde” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: You may arrange the chairs as you ____.
Cevabı göster
see fit
based on their own beliefs and values: bir seçimin dayanağını belirtmek
Based on, bir kararın, değerlendirmenin veya eylemin dayanağını ya da nedenini belirtir. Burada, karar verme biçimlerini neyin yönlendirdiğini açıklar. Beliefs, bir kişinin doğru kabul ettiği düşüncelerdir; values ise neyin önemli veya doğru olduğuna ilişkin ilkelerdir. Their own, bu yönlendirici ilkelerin seçimi yapan kişilerin kendilerine ait olduğunu vurgular.
Alıştırma
Cümleyi based on + her own beliefs and values ile tamamlayın: She made the decision ____.
Cevabı göster
based on her own beliefs and values
Trying to protect Carey from what you consider to be a bad choice
3:18Carey'yi kötü bir seçim olduğunu düşündüğünüz şeyden korumaya çalışmak
would show a lack of respect for their autonomy. Kalıp ifadeler
3:21onların özerkliğine saygı duyulmadığını gösterecektir.
a lack of respect for their autonomy: kişinin özerkliğine saygı eksikliği
a lack of respect for X isim öbeği, X'e gereken değerin veya saygının gösterilmediğini belirtir. Buradaki X, their autonomy, yani Carey'nin kendi seçimlerini yapma hakkı ve yetisidir. Tekil anlamdaki their zamiri Carey'yi ifade eder. Bu ifade show ile kullanıldığında bir eylemin neyi ortaya koyduğunu değerlendirir. Anlatılmak istenen, birini korumak amacıyla bile olsa onun yerine seçim yapmanın o kişinin karar verme özgürlüğüne saygı göstermeyebileceğidir.
Alıştırma
Cümleyi, derste geçen ve “bir kişinin karar verme hakkına saygı göstermemek” anlamına gelen tam ifadeyle tamamlayın: Making every decision for an adult may show ____.
Cevabı göster
a lack of respect for their autonomy
By extension: aynı akıl yürütmeyi ilişkili bir duruma genişletmek
By extension, daha önce belirtilen bir iddia veya ilkeyi yakından ilişkili bir kişiye, gruba ya da duruma taşıyan bir söylem bağlacıdır. Sonraki noktanın ayrı bir örnek veya tamamen yeni bir gerekçe olmadığını, aynı akıl yürütme çizgisinden geldiğini gösterir. Burada Carey'ye saygısızlık edildiği yönündeki değerlendirme Emerson'a da genişletilir. Bu, fiziksel değil mantıksal bir genişletmedir.
Alıştırma
Cümleyi, aynı akıl yürütmeyi genişleten ve derste geçen tam söylem bağlacıyla tamamlayın: The rule protects staff email accounts. ____, it should protect private work messages too.
Cevabı göster
By extension
since you would be deliberately trying to give him a false impression of Carey's punctuality. Kalıp ifadeler
3:28çünkü ona kasıtlı olarak Carey'nin dakikliği hakkında yanlış bir izlenim vermeye çalışmış olursunuz.
give someone a false impression of something: birine bir şey hakkında yanlış bir izlenim vermek
Give someone a false impression of something, bir kişinin bir konu hakkında doğru olmayan bir şeye inanmasına yol açmak demektir. Yapı give + kişi + a false impression of + konu şeklindedir; impression burada bir inanç veya görüş anlamındadır, fotoğraf ya da fiziksel görüntü değildir. Bu cümlede him, Emerson'ı belirtir; Carey's punctuality ise Carey'nin zamanında olma alışkanlığıdır. deliberately kullanıldığı için konuşan kişi, Emerson'ın Carey'nin ne kadar dakik olduğu konusunda bilerek yanıltılacağını anlatır.
Alıştırma
Yanlış bir görüş oluşturmaya yarayan hedef yapıyı tamamla: The edited chart may ____ the company's growth.
Cevabı göster
give investors a false impression of
weigh X against Y: X ile Y'yi karşılaştırarak tartmak
Weigh X against Y, faydalar ve riskler gibi bir kararı farklı yönlere çeken iki unsuru seçim yapmadan önce karşılaştırmak demektir. Burada weigh gerçek bir tartıyla ölçmek değildir; her tarafın ne kadar önemli olduğunu düşünmek anlamına gelir. Soru, potential happiness ile guaranteed disrespect ifadelerini karşılaştırıyor. Sıfatlar önemlidir: mutluluk yalnızca bir olasılık, saygısızlık ise kesin olarak sunuluyor. Bu yüzden karar verirken hem değer hem de gerçekleşme ihtimali hesaba katılır.
Alıştırma
Karşılaştırma yapısını gerekli edatla tamamla: We need to weigh the benefits ____ the risks.
Cevabı göster
against
Followers of Kant would say treating others with respect
3:37Kant'ın takipçileri, başkalarına saygılı davranmanın
the heart of moral conduct: ahlaki davranışın özü
Burada the heart of moral conduct, “ahlaki davranışın merkezindeki ya da en önemli bölüm” anlamına gelir. Heart burada bir mecazdır; vücut organını anlatmaz. the heart of + isim kalıbı, bir şeyi daha büyük bir düşünce veya etkinlik için vazgeçilmez olarak gösterir. Bu cümlede başkalarına saygı, ahlaki davranışın temel ilkesi olarak sunulur.
Alıştırma
“Patience is the heart of good teaching.” cümlesinde the heart of ne anlama gelir?
- en kolay kısım
- merkezdeki ve en önemli kısım
- fiziksel bir organ
Cevabı göster
merkezdeki ve en önemli kısım
while followers of Mill would say nothing is more important than happiness. Dilbilgisi
3:42Mill'in takipçileri hiçbir şeyin mutluluktan daha önemli olmadığını söylerdi.
nothing is more important than happiness: hiçbir şey mutluluktan daha önemli değildir
nothing is more important than X kalıbı, X'in en yüksek önceliğe sahip olduğu anlamına gelir: Başka hiçbir şey daha önemli değildir. Bu cümlede mutluluk diğer her şeyin üstünde tutulur. Nothing, karşılaştırmanın olası tüm alternatifleri kapsamasını sağlar. Nothing çıkarılır veya something ile değiştirilirse cümle artık X'in en önemli şey olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi nothing + be + more important than yapısını kullanarak tamamlayın: ____ your health.
Cevabı göster
Nothing is more important than
But other philosophers believe that such conflicts can only be resolved on a case-by-case basis, Kalıp ifadeler
3:46Ancak diğer filozoflar bu tür çatışmaların sadece duruma göre,
Be resolved on a case-by-case basis: her durum ayrı değerlendirilerek çözülmek
Bu cümlede such conflicts can only be resolved on a case-by-case basis, her çatışmaya uyan tek bir çözüm olmadığını anlatır. Karar verilmeden önce her çatışma ayrı ayrı incelenmelidir. Such conflicts, burada tartışılan mutluluk ve saygı arasındaki çatışmaları belirtir. Yapı be resolved on a ... basis şeklindedir. be resolved edilgen yapıdadır; on a case-by-case basis ise çatışmaların nasıl çözüldüğünü açıklar. Burada case yalnızca hukuki dava değil, tek bir durum anlamına gelir.
Alıştırma
‘Her durumu ayrı ayrı değerlendirmek’ anlamındaki kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: Each request will be reviewed on a ____ basis.
Cevabı göster
case-by-case
depending on various details and on the individuals involved. Kalıp ifadeler
3:52çeşitli detaylara ve ilgili bireylere bağlı olarak çözülebileceğine inanmaktadır.
Depending on ... and on the individuals involved: … ve ilgili kişilere bağlı olarak
Depending on, bir kararı veya sonucu değiştirebilecek koşulları belirtir. Bu parça önceki ifadeyi sürdürür: çatışmaların çözülme biçimi çeşitli ayrıntılara ve her durumla bağlantılı kişilere göre değişir. İki koşul paralel yapıdadır: on various details ve on the individuals involved. İkinci koşuldan önce on sözcüğünün tekrarlanması bağlamayı daha açık hâle getirir. the individuals involved ifadesinde involved isimden sonra gelir ve ‘durumla bağlantılı veya duruma katılan’ anlamındadır; mutlaka ‘başı derde girmiş’ demek değildir.
Alıştırma
Hem havanın hem de durumla bağlantılı kişilerin son planı etkileyebileceğini doğru biçimde anlatan cümle hangisidir?
- The final plan may change depending on the weather and on the people who involve.
- The final plan may change depending on the weather and on the people involved.
- The final plan may change depending of the weather and on the people involving.
Cevabı göster
The final plan may change depending on the weather and on the people involved.
Keep testing your decision-making skills with another classic ethical dilemma. Notlar
3:59Karar verme becerilerinizi başka bir klasik ahlaki ikilemle test etmeye devam edin.
decision-making skills: karar verme becerileri
decision-making skills, seçenekleri karşılaştırmak, olası sonuçları düşünmek ve ne yapılacağına karar vermek için kullanılan becerilerdir. decision-making, skills sözcüğünden önce tek bir bileşik niteleyici olarak görev yapar. Kısa çizgi decision ile making sözcüklerini birleştirerek iki ayrı fikri değil, tek bir beceri türünü anlatmalarını sağlar.
Alıştırma
Cümleyi “seçenekler arasında seçim yapmak için kullanılan beceriler” anlamındaki kısa çizgili ifadeyle tamamlayın: Good leaders develop strong ____.
Cevabı göster
decision-making skills
classic ethical dilemma: klasik etik ikilem
ethical dilemma, önemli ahlaki görevlerin veya değerlerin farklı yönlere çektiği bir durumdur. Mevcut seçeneklerin her biri önemli bir ahlaki bedel taşıyabilir; bu nedenle sıradan bir zor problemden daha fazlasıdır. Burada classic, bu tür bir çatışmanın standart ve yaygın biçimde tartışılan bir örneği anlamına gelir. Yalnızca eski anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi durum classic ethical dilemma için en iyi örnektir?
- Bir öğrenci yalnızca bir doğru cevabı olan bir hesaplama sorusunu çözer.
- Bir editör, halka önemli bir gerçeği açıklamakla savunmasız bir kişinin özel hayatını korumak arasında seçim yapmak zorundadır.
- Bir yolcu kırmızı bir gömlek mi yoksa mavi bir gömlek mi alacağına karar verir.
Cevabı göster
Bir editör, halka önemli bir gerçeği açıklamakla savunmasız bir kişinin özel hayatını korumak arasında seçim yapmak zorundadır.
and you only have enough time to save one. Dilbilgisi
4:06ve sizin sadece birini kurtaracak kadar vaktiniz var.
distress calls: acil kurtarma çağrıları
Distress call, ciddi tehlike altındaki bir geminin, uçağın veya kişinin gönderdiği acil yardım isteği ya da sinyalidir. Bu cümlede iki gemi kurtarma ekiplerinden hemen yardım istiyor. Burada distress yalnızca duygusal üzüntü veya kaygıyı değil, acil bir tehlike durumunu anlatır. Distress, call ya da signal sözcüğünü nitelediğinde bunu bir kurtarma talebi olarak anlayın.
Alıştırma
Cümleyi acil kurtarma isteğini belirten sabit terimle tamamlayın: After losing power at sea, the crew sent a ____.
Cevabı göster
distress call
only have enough time to save one: yalnızca birini kurtaracak zaman var
Have enough time to + fiilin yalın hâli, mevcut zamanın o eylemi yapmaya yeterli olduğu anlamına gelir. Burada save one, iki gemiden birini kurtarmak demektir. Only sınırı koyar: birini kurtaracak zaman vardır, ancak ikisini birden kurtaracak zaman yoktur. Tekrar kullanılabilen only have enough + isim + to + fiilin yalın hâli kalıbı bir kaynak kısıtlamasını anlatır.
Alıştırma
Cümleyi only have enough time to + bir fiil kalıbıyla tamamlayın: We ____ one gallery before it closes.
Cevabı göster
only have enough time to visit