Vatikan: Hiç Doğum Olmayan Ülke: İngilizce çalışma notları
CGP Grey
Video özeti: Bu anlatım Vatikan Şehri'nin oluşumunu ve papanın Kutsal Makam ile devlet içindeki rollerini, sıra dışı monarşiyi ve işe bağlı vatandaşlığı açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. end up with öbek fiiliyle, karmaşık bir sürecin beklenmedik bir sonuçla nasıl bittiğini sormayı, yalnızca var olduğunu söylememeyi öğrenin. 2. nothing if not obstinate, deyimiyle olumsuz sözcükleri kelimesi kelimesine okumadan inkâr edilemez bir niteliği vurgulu ve alaycı biçimde belirtmeyi tanıyın. 3. think of A as B rather than as C kalıbıyla, yanıltıcı bir zihinsel modeli yararlı bir karşılaştırmayla değiştirmeyi ve dinleyiciyi amaçlanan yoruma yönlendirmeyi öğrenin.
Bu derste
owner of impressive collections of art and history all contained within the borders of the world's smallest country,
0:03dünyanın en küçük ülkesinin sınırları içine sığdırılmış etkileyici sanat ve tarih koleksiyonlarının sahibi,
conveniently circumnavigatable on foot in only 40 minutes.
0:08sadece 40 dakikada yürüyerek etrafı kolayca dolaşılabilen yer.
Just how did the world end up with this tiny nation? Öbek fiiller
0:12Peki dünya nasıl oldu da bu küçücük ülkeye sahip oldu?
end up with: süreç sonunda elde edilen sonuç
End up with + isim öbeği, bir süreç ya da olaylar dizisinden sonra “sonunda bir şeye sahip olmak, bir şeyi elde etmek veya üretmek” demektir. Genellikle sonucun başlangıçta belli olmadığını ima eder. Bu soruda this tiny nation, tarihsel sürecin nihai sonucudur. With, end up with kalıbının bir parçasıdır; burada “birlikte” anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi end up with ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After testing several designs, we ____ the simplest one.
Cevabı göster
ended up with
The short answer is ... and the long answer is ...: iki ayrıntı düzeyi
The short answer is ... and the long answer is ..., açıklamanın yönünü gösteren iki parçalı bir kalıptır. İlk bölüm hızlı bir sonuç verir; ikinci bölüm ise dinleyiciye daha kapsamlı ve karmaşık bir açıklamanın geleceğini bildirir. answer is ifadesinin tekrarı, dinleyicinin iki farklı ayrıntı düzeyini karşılaştırmasına yardımcı olur. Burada kısa cevap nedeni özetlerken uzun cevap dinleyiciyi tarihsel ayrıntılara hazırlar; bunlar birbiriyle çelişen cevaplar değildir.
Alıştırma
Cümleyi iki parçalı yönlendirme kalıbıyla tamamlayın: ____ no, ____ that we need more evidence before deciding.
Cevabı göster
The short answer is · and the long answer is
The popes used to rule a country called the Papal States that covered much of modern-day Italy. Dilbilgisi
0:21Papalar eskiden modern İtalya'nın büyük bir bölümünü kapsayan Papalık Devleti adında bir ülkeyi yönetirdi.
Geçmiş durum ve alışkanlıklar için used to + fiilin yalın hâli
Used to + fiilin yalın hâli, geçmişte tekrarlanan bir eylemi veya var olan bir durumu anlatır. Genellikle durumun değiştiğini ve artık doğru olmadığını düşündürür. Bu cümlede used to rule, papaların yönetimini uzun süre devam etmiş geçmiş bir durum olarak sunar. Bu yapı, yönetimin tam olarak ne zaman sona erdiğini söylemeden geçmiş ile bugün arasında karşıtlık kurar.
Alıştırma
Artık doğru olmayan geçmiş bir durumu anlatan iki sözcüklü yapıyla cümleyi tamamlayın: This building ____ be a cinema, but now it is a library.
Cevabı göster
used to
It was during this thousand-plus year reign that the popes constructed St. Peter's Basilica, Dilbilgisi
0:25Papalar, dünyanın en büyük kilisesi olan
Zaman vurgusu için It was during ... that ...
It was + odaklanan öge + that + cümlecik yapısı, bölünmüş vurgu cümlesi oluşturur. Burada odaklanan öge during this thousand-plus year reign olduğu için cümle, papaların bazilikayı ne zaman inşa ettiğini özellikle vurgular. Tarafsız biçimi The popes constructed St. Peter's Basilica during this thousand-plus year reign olurdu. Vurgu yapısı temel olguyu değiştirmez, yalnızca bilginin odağını değiştirir. It belirli bir nesneye gönderme yapmayan biçimsel bir öznedir; that ise mesajın kalanını başlatır.
Alıştırma
Zaman ifadesini vurgulamak için It was ... that yapısıyla cümleyi tamamlayın: ____ during the winter ____ the team repaired the bridge.
Cevabı göster
It was · that
and also built a wall around the base of a hill known as Vatican upon which St. Peter's stood. Dilbilgisi
0:30ve Aziz Petrus Bazilikası'nın bulunduğu, Vatikan olarak bilinen tepenin eteklerinin çevresindeki duvarı da işte bu bin yılı aşkın saltanat sırasında inşa ettiler.
Resmî ilgi yapısı “upon which”
Upon which, a hill ifadesini açıklayan bir ilgi cümleciği başlatır. Which, a hill ifadesine gönderme yapar; upon ise konumsal ilişkiyi gösterir: Aziz Petrus Bazilikası o tepenin üzerinde bulunuyordu. Edatı which sözcüğünden önce koymak resmî bir yapıdır: isim + upon which + özne + fiil. Daha konuşma diline yakın bir biçimde edat sonda bırakılabilir: a hill which St. Peter's stood upon. Burada upon, “üzerinde” anlamındadır; “sonrasında” anlamında değildir.
Alıştırma
Kulübenin kayanın üzerinde bulunduğunu göstermek için edatı ilgi zamirinden önce getiren resmî yapıyı hangi cümle kullanıyor?
- The rock which the cabin stands upon is slippery.
- The rock upon which the cabin stands is slippery.
- The rock where the cabin stands upon is slippery.
Cevabı göster
The rock upon which the cabin stands is slippery.
But the Kingdom of Italy next door thought Rome would make an awesome capital for their country, Notlar
0:35Ancak komşu İtalya Krallığı, Roma'nın ülkeleri için harika bir başkent olacağını düşündü,
Mecazî komşuluk ifadesi “next door”
Next door, kelime anlamıyla başka bir evin, odanın veya iş yerinin hemen yanında bulunan yeri anlatır. Burada the Kingdom of Italy ifadesinden sonra gelir ve mecazen coğrafi olarak komşu ülke anlamındadır. Bir ülkeyi “yan komşu” gibi adlandırmak, onu yakındaki bir komşu olarak kişileştirir ve tarih anlatımına rahat, eğlenceli bir ton katar. Yeniden kullanılabilir kalıp kişi, yer, iş yeri veya ülke + next door şeklindedir ve “yakındaki” anlamını verir.
Alıştırma
Hafif ve konuşma diline yakın bir yazıda hangi cümle komşu bir ülkeyi yakındaki bir komşu gibi doğal biçimde sunuyor?
- The country next door is hosting the tournament.
- The country at the next door is hosting the tournament.
- The next door's country is hosting the tournament.
Cevabı göster
The country next door is hosting the tournament.
would make an awesome capital: uygunluğu değerlendirmek
would make an awesome capital ifadesindeki make, “yaratmak” değil, “bir role uygun olmak” veya “o rol için iyi bir seçenek olmak” demektir. Burada Roma, başkent olmak için çok uygun bir seçenek olarak değerlendiriliyor. Kalıp özne + would make + sıfat + rol şeklindedir. Would, değerlendirmeyi bir öneri veya hayal edilen sonuç olarak sunar; awesome ise coşkulu ve gündelik bir “çok iyi” anlamı ekler.
Alıştırma
Cümleyi “olarak çok uygun olurdu” anlamındaki ders ifadesiyle tamamlayın: This sunny room ____ art studio.
Cevabı göster
would make an awesome
the pope hid behind the walls of Vatican and conflictingly refused to acknowledge that the Kingdom of Italy existed
0:42papa, Vatikan'ın duvarlarının arkasına saklandı ve İtalya Krallığı'nın var olduğunu çelişkili bir şekilde kabul etmeyi reddetti;
while simultaneously complaining about being a prisoner of the Kingdom of Italy, Dilbilgisi
0:48aynı zamanda var olmadığını iddia ettiği
while simultaneously complaining: eş zamanlı ve karşıt eylemler
While simultaneously complaining, refused to acknowledge ile aynı anda gerçekleşen ikinci bir eylem ekler. -ing yan cümlesi ana cümlenin öznesini paylaşır: hem reddeden hem de yakınan kişi papadır. Burada while iki eylemi karşı karşıya da getirir. Simultaneously, eylemlerin örtüştüğünü vurgulayarak çelişkiyi keskinleştirir: krallığın varlığını inkâr ederken onun tutsağı olmaktan yakınır. Buradaki while, karşıtlık etkisiyle “aynı anda” demektir; “-e rağmen” anlamında değildir.
Alıştırma
Cümleyi while simultaneously + complain fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: Leo said the game did not matter ____ about the final score.
Cevabı göster
while simultaneously complaining
Rather than risk religious civil war by getting rid of the pope, Notlar
0:53Papadan kurtulup dini bir iç savaş riskine girmek yerine,
Vazgeçilen eylem için rather than + fiilin yalın hâli
Rather than + fiilin yalın hâli, seçilmeyen bir eylemi tanıtır. Buradaki rather than risk, karar verenlerin dinî bir iç savaşı göze alma seçeneğinden kaçındığını gösterir; cümlenin geri kalanı bunun yerine ne yapmayı seçtiklerini açıklar. Cümle başındaki bu kalıpta rather than sonrasında fiilin yalın hâlini doğrudan kullanın: rather than risk; rather than to risk değil. Bu yapı iki olası eylemi karşılaştırır ve vazgeçileni önce verir.
Alıştırma
İlk eylemin reddedildiğini belirten cümle başı yapısıyla tamamlayın. İki İngilizce sözcük kullanın: ____ risk losing the file, Mia saved a backup copy.
Cevabı göster
Rather than
get rid of + isim veya zamir
Get rid of, istenmeyen bir şeyi kaldırmak, yok etmek veya ondan kurtulmak anlamına gelir. Bu cümlede getting rid of the pope, papayı yalnızca başka bir yere taşımayı değil, siyasi durumun dışına zorla çıkarmayı anlatır. Bu ifade üç sözcüklü sabit bir birimdir: get rid of + isim veya zamir. Of sözcüğünü koruyun: get rid of the problem, get rid of it.
Alıştırma
Hangi cümlede get rid of doğal ve doğru biçimde kullanılmıştır?
- We need to get rid these broken boxes.
- We need to get rid of these broken boxes.
- We need to get these broken boxes rid of.
Cevabı göster
We need to get rid of these broken boxes.
the Kingdom of Italy decided to wait him out assuming he'd eventually give up. Öbek fiiller
0:56İtalya Krallığı onun eninde sonunda pes edeceğini varsayarak onu beklemeye karar verdi.
wait someone out: biri pes edene kadar beklemek
Wait someone out, diğer kişinin sabrını kaybetmesini, tutumunu değiştirmesini veya vazgeçmesini bekleyerek ondan daha uzun süre sabretmek demektir. Burada İtalya, onun önce pes edeceğini düşündüğü için hemen harekete geçmek yerine dayanmayı seçiyor. Bu, ayrılabilen bir öbek fiildir. Nesne bir zamirse wait ile out arasına gelir: wait him out denir, wait out him denmez. Out, sabır mücadelesi veya sorun sona erene kadar dayanma anlamı katar.
Alıştırma
Cümleyi wait someone out ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The seller would not lower the price, so Mia decided to ____ until the seller changed her mind.
Cevabı göster
wait her out
But religion is nothing if not obstinate, Deyimler
1:00Ancak din hiçbir şey değilse bile inatçıdır,
nothing if not obstinate: kesinlikle çok inatçı
Nothing if not + sıfat kalıbı, güçlü vurgu yapan bir deyimdir. “Kesinlikle” veya “çok” + sıfat anlamına gelir: en azından bu özelliğin kesin olduğu söylenebilir. Sıfatı olumsuz hâle getirmez. Burada obstinate, inatla değişmeyi reddeden anlamındadır. Anlatıcı dinin veya söz konusu kurumun kesinlikle çok ısrarcı ve geri adım atmaya isteksiz olduğunu söylüyor; ifade kuru ve hafif alaycı bir tını taşır.
Alıştırma
“The editor is nothing if not thorough,” cümlesinde konuşan kişi ne demek istiyor?
- Editör kesinlikle çok titizdir.
- Editör hiç titiz değildir.
- Editör yalnızca ara sıra titizdir.
Cevabı göster
Editör kesinlikle çok titizdir.
Which now brings us to Benito Mussolini, Anlatım akışı
1:07Bu da bizi şimdi Benito Mussolini'ye getiriyor,
now brings us to: tartışmayı bir sonraki konuya taşımak
which now brings us to ... ifadesindeki which, hemen önce ele alınan düşünceye gönderme yapar. İfade, önceki bilginin açıklamayı yeni bir kişiye veya konuya taşıdığını belirtir; bring burada fiziksel hareket anlamına gelmez. Bu, konuşmayı düzenleyen bir geçiş işaretidir: açıklamanın bir aşamasını kapatır ve dinleyiciye sırada ne olduğunu gösterir. Yeniden kullanılabilen kalıp which/this brings us to + isim veya konu şeklindedir.
Alıştırma
Geçişi, bring kullanan ve “bu, tartışmamızı ... konusuna getirir” anlamındaki dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: We have covered the causes, ____ the possible solutions.
Cevabı göster
which now brings us to
who was tired of listening to the pope complain to Italian Catholics about his self-imposed imprisonment.
1:10kendisi papanın İtalyan Katoliklerine kendi kendine uyguladığı bu hapis cezası hakkında şikayet etmesini dinlemekten bıkmıştı.
So Mussolini thought he could score some political points by striking a deal which looked like this. Notlar
1:15Bu yüzden Mussolini, şöyle görünen bir anlaşma yaparak siyasi puan kazanabileceğini düşündü.
score some political points: siyasi imaj avantajı kazanmak
Score some political points, siyasi bir eylem yoluyla halkın beğenisini, desteğini veya bir avantajı kazanmak demektir. Score oyunlardaki puanlamadan gelir, ancak burada gerçek puanlar sayılmaz. İfade çoğu zaman eylemin yalnızca bir sorunu çözmek için değil, kısmen stratejik olarak iyi görünmek veya kişisel avantaj kazanmak için seçildiğini düşündürür. Bu cümlede Mussolini’nin anlaşmasını siyasi konumunu güçlendirmenin bir yolu olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi, score kullanan ve “siyasi imaj avantajı kazanmak” anlamındaki dört sözcüklü deyimle tamamlayın: The minister hoped the announcement would help her ____ before the election.
Cevabı göster
score some political points
strike a deal: müzakere ederek anlaşmaya varmak
To strike a deal, tarafların şartları konuşup müzakere ettikten sonra anlaşmaya varması demektir. Burada strike gerçek anlamında kullanılmaz; fiziksel olarak vurmayı değil, anlaşmanın başarıyla yapılmasını ifade eder. by striking a deal içinde striking, by sözcüğünden sonra kullanılan -ing biçimidir. İfadenin tamamı, Mussolini'nin siyasi avantaj elde etmek için kullanmayı düşündüğü yöntemi gösterir.
Alıştırma
Cümleyi strike a deal ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After three days of talks, the neighbours finally ____ on how to pay for the shared fence.
Cevabı göster
struck a deal
In return: karşılıklı değişimin diğer tarafını sunmak
In return, dinleyiciye sırada gelen bilginin karşılıklı bir değişimin diğer tarafı olduğunu anlatır: hemen önce söylenen bir şey nedeniyle başka bir şey verilir veya yapılır. Cümle başındaki virgül bu geçişi belirginleştirir. Burada ifade, İtalya'nın verdiklerinden Papa'nın karşılık olarak verdiklerine geçiş yapar. Return, bir yere geri dönmek anlamına gelmez.
Alıştırma
Karşılıklı değişimi gösteren bağlayıcıyı seçin: Maya shared her lunch with me. ___, I helped her with her homework.
- In turn
- In return
Cevabı göster
In return
the pope promised to remain neutral in politics and wars on the off chance that, Kalıp ifadeler
1:28papa siyasette ve savaşlarda tarafsız kalacağına söz verdi ki,
remain neutral: taraf tutmamayı sürdürmek
“Remain neutral”, “iki taraftan birini desteklememeyi sürdürmek” anlamına gelir. Burada remain, ardından neutral sıfatının geldiği bir bağlayıcı fiildir; dolayısıyla ifade, zaman içinde korunan bir durumu anlatır. Siyasi, askerî veya kamusal anlaşmazlıklarda neutral, kişinin tutumunu ya da hangi tarafta olduğunu belirtir; duygusal olarak sakin olmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle arabulucunun iki taraftan birini desteklememeyi sürdüreceğini belirtir?
- The mediator will support both sides during the talks.
- The mediator will become neutral after the talks.
- The mediator will remain neutral throughout the talks.
Cevabı göster
The mediator will remain neutral throughout the talks.
on the off chance that: küçük bir ihtimale karşı hazırlık yapmak
“On the off chance that”, pek olası olmayan ancak yine de gerçekleşmesi mümkün olan bir durumu anlatan yan cümleyi başlatır. Genellikle birinin neden önlem aldığını açıklar: düşük ihtimalli olay gerçekleşebilir diye kişi şimdiden harekete geçer. Yapı on the off chance that + yan cümle şeklindedir. Off, “hiç ihtimal yok” demek değildir; ifadenin tamamı “küçük bir ihtimal olduğu için” ya da “pek olası olmasa da ne olur ne olmaz” anlamına gelir.
Alıştırma
“Küçük bir ihtimal olduğu için” anlamındaki, bu derste geçen beş kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: I printed the booking details ____ the hotel could not find my reservation.
Cevabı göster
on the off chance that
Mussolini thought this might be a thing. Kelime
1:33Mussolini bunun önemli olabileceğini düşünmüştü.
might be a thing: gerçek veya bilinen bir durum olasılığı
Bu cümlede be a thing, “gerçek ve bilinen bir olgu ya da durum olarak var olmak” anlamına gelir. Might kullanıldığı için konuşmacı bunu kesinlik değil, olasılık olarak sunar. Bu ifade bilinçli olarak gündelik ve belirsizdir. Burada savaş gibi ciddi bir olasılıktan söz ederken kullanılması, konuyu hafife alıyormuş gibi ironik bir etki yaratır; thing fiziksel bir nesne ya da “önemli” anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi, derste geçen ve “gerçek veya kabul edilmiş bir olgu olarak var olmak” anlamına gelen üç sözcüklü gündelik ifadeyle tamamlayın: One day, holidays in space might ____.
Cevabı göster
be a thing
the tiny nation on a hill has all the things you'd expect of a country,
1:38bir tepe üzerindeki bu küçük ulus, bir ülkeden bekleyeceğiniz her şeye sahip;
its own government that makes its own laws that are enforced by its own police who put people who break them in its own jail.
1:41kendi kanunlarını yapan, bunları kendi hapishanesine kuralları çiğneyenleri koyan kendi polisi tarafından uygulatan kendi hükümeti var.
It also has its own bank and prints its own stamps and issues its own license plates,
1:47Ayrıca kendi bankası var, kendi pullarını basıyor ve kendi plakalarını veriyor,
though only its citizens can drive within its borders,
1:51gerçi sınırları içinde sadece vatandaşları araba kullanabiliyor,
And as the true mark of any self-respecting nation,
1:55Ve kendine saygısı olan her ulusun gerçek bir işareti olarak,
Vatican City is really not like any other country.
2:02Vatikan Şehri gerçekten de diğer hiçbir ülkeye benzemiyor.
national trappings: ulus olmanın dış göstergeleri
Trappings, belirli bir statü veya rolle ilişkili görünür işaretleri, simgeleri, nesneleri ya da kurumları anlatan çoğul bir isimdir. Bu nedenle national trappings, bir yeri dış görünüşü ve işleyişi bakımından ulus gibi gösteren özellikler demektir. Despite all these national trappings yapısı bir karşıtlık kurar: bu dış göstergeler Vatikan Şehri’ni her önemli açıdan sıradan bir ülkeye benzetmez. Sözcük, görünüş ile alttaki gerçeğin aynı olmayabileceğini ima edebilir.
Alıştırma
The trappings of power ifadesinde trappings ne anlama gelir?
- Birini yakalamak için tasarlanmış gizli tehlikeler
- Güçle ilişkili görünür işaretler ve donanımlar
- Her kararı vermeyi sağlayan yasal yetki
Cevabı göster
Güçle ilişkili görünür işaretler ve donanımlar
Hold on to your fancy hat because it's about to get weird. Notlar
2:06Şık şapkanıza sıkı tutunun çünkü işler tuhaflaşmak üzere.
Şakacı bir uyarı olarak “Hold on to your fancy hat”
“Hold on to your hat”, “hazır ol; şaşırtıcı, kafa karıştırıcı veya heyecan verici bir şey geliyor” anlamında, şakacı ve gerçek anlamda kullanılmayan bir uyarıdır. Dinleyiciye gerçekten bir şapka tutmasını söylemez. “Fancy” sözcüğünün eklenmesi, tanıdık şapka görüntüsünü korurken bunu konudaki gösterişli başlıklarla ilgili bir şakaya dönüştürür. Bir deyim böyle yaratıcı biçimde değiştirildiğinde önce temel ifadeyi tanı, sonra eklenen sözcüğün nasıl bir mizah oluşturduğuna dikkat et.
Alıştırma
Bu cümlede “Hold on to your fancy hat” ne işe yarıyor?
- Dinleyiciden pahalı bir şapkanın düşmesini engellemesini ister.
- Dinleyicinin daha şık bir şapka alması gerektiğini söyler.
- Şaşırtıcı veya karmaşık bir şeyin geleceğini şakacı biçimde haber verir.
Cevabı göster
Şaşırtıcı veya karmaşık bir şeyin geleceğini şakacı biçimde haber verir.
Yakın gelecek için “It’s about to + fiil”
“It’s”, “it is” ifadesinin kısaltılmış biçimidir. be about to + fiilin yalın hâli yapısı, bir olayın çok yakında gerçekleşmesinin beklendiğini anlatır. Buradaki “it’s about to get weird”, açıklamanın tuhaf veya karmaşık bir hâle gelmek üzere olduğunu haber verir. be biçimini özneye göre değiştir: I am about to leave; she is about to speak; they are about to start. Will ile kurulan tarafsız bir gelecek anlatımına kıyasla be about to, olayı gerçekleşmenin tam eşiğine yerleştirir.
Alıştırma
Cümleyi be about to yapısının doğru biçimiyle tamamla: The doors are closing in a few seconds. The show ____ begin.
Cevabı göster
is about to
there are two people and two things you need to know about.
2:10bilmeniz gereken iki kişi ve iki şey var.
the almost completely unknown king of Vatican City.
2:18Vatikan Şehri'nin neredeyse tamamen bilinmeyen kralı.
who gets a throne to sit upon and from which he acts as the bishop for all the Catholics in Rome. Kalıp ifadeler
2:22üzerine oturacağı ve Roma'daki tüm Katoliklerin piskoposu olarak hareket edeceği bir tahta sahip olan kişi.
acts as: gerçek bir rolü veya işlevi yerine getirmek
acts as + isim öbeği yapısında acts as, “birinin rolünü veya bir şeyin işlevini yerine getirir” anlamına gelir. Bu cümlede kişi, Roma'daki Katoliklerin piskoposluğu görevini gerçekten üstlenip yürütmektedir; piskoposmuş gibi davranmamaktadır. Özne bir insan veya nesne olabilir: bir kişi act as a leader, bir kutu da act as a table olabilir. İfade, gerçekten yerine getirilen role veya işleve odaklanır.
Alıştırma
“Gerçekten ... rolünü yerine getirmek” anlamındaki bu dersin ifadesiyle cümleyi tamamlayın: During the drill, Ms. Chen ____ the safety officer.
Cevabı göster
acts as
Actually, all bishops in the Catholic Church get their own thrones,
2:27Aslında, Katolik Kilisesi'ndeki tüm piskoposların kendi tahtları vardır,
but because the bishop of Rome is also the pope,
2:30ancak Roma piskoposu aynı zamanda papa olduğu için,
his throne is special and has its own special name,
2:32onun tahtı özeldir ve kendi özel adı vardır,
the Holy See (Kutsal Makam): Katolik Kilisesi'nin merkezî yönetim otoritesi
The Holy See, yani Kutsal Makam, papanın yönetimi altındaki Katolik Kilisesi'nin merkezî idari otoritesidir. Bu cümlede ad, sıradan bir mobilyadan değil, papanın Roma piskoposu olarak sahip olduğu makamdan gelir. Burada see, “bir piskoposun makamı veya görev yeri” anlamındaki eski bir isimdir; see fiili değildir. Holy See özel adında piskopos makamı fikri, papa makamıyla bağlantılı kalıcı kurumu ve otoriteyi de kapsar.
Alıştırma
Kendi adına diplomatik temsilci gönderen ve kabul eden kurumu hangi seçenek belirtir?
- Vatican City
- the Holy See
Cevabı göster
the Holy See
there is a sort of Game of Thrones to see which of the bishops will next get to occupy the Holy See.
2:38hangi piskoposun Kutsal Makam'ı işgal edeceğini görmek için bir tür Taht Oyunları yaşanır.
come and go: geçici insanlar veya şeyler
Come and go, farklı insanların ya da şeylerin ortaya çıkıp bir süre kaldıktan sonra ayrılması veya yerlerine başkalarının gelmesi demektir. Burada farklı papaların art arda görev yapmasını özetler; birinin ileri geri yürümesini anlatmaz. Bu ifade, geçici üyeleri, liderleri, akımları veya olayları daha kalıcı bir şeyle karşılaştırmak için sıkça kullanılır.
Alıştırma
Farklı görevlilerin geçici olduğunu belirten ifadeyle cümleyi tamamlayın: Managers ____, but the team's purpose stays the same.
Cevabı göster
come and go
as such: belirtilen bir statüye veya niteliğe dönme
As such, hemen önce belirtilen bir rolü, türü veya niteliği işaret eder. “O rolde” ya da “bu tanım doğru olduğu için” anlamına gelir. Burada tahtın bir kurum olarak ebedî olması niteliğine döner ve bu gerçeği sonraki ifadenin temeli yapar. Bu bağlayıcı, düşünce akışını düzenler: Önceki açıklama, sonraki ifadenin nedeni veya dayanağı olur. Therefore gibi genel bir sonuç bağlayıcısından daha özeldir.
Alıştırma
“Az önce belirtilen statüye sahip olduğu için” anlamındaki iki sözcüklü bağlayıcıyla cümleyi tamamlayın: This doorway is an emergency exit and, ____, must remain clear.
Cevabı göster
as such
the name the Holy See not only refers to the throne, Dilbilgisi
2:46Kutsal Makam adı sadece tahtı değil,
but also all the rules that make the Catholic Church the Catholic Church.
2:49aynı zamanda Katolik Kilisesi'ni Katolik Kilisesi yapan tüm kuralları da ifade eder.
not only refers to ... but also paralel yapısı
Not only ... but also, dil bilgisi bakımından paralel iki bilgiyi birbirine bağlar ve ikinciyi önemli bir ek olarak öne çıkarır. Burada ad hem tahta hem de Katolik Kilisesi’ni tanımlayan tüm kurallara gönderme yapar. all the rules ifadesinden önce refers to ifadesinin yeniden kullanıldığı varsayılır. Bu yüzden but also aynı fiil öbeğini sürdürür; yeni bir cümle başlatmaz.
Alıştırma
Dersin iki parçalı yapısıyla cümleyi tamamlayın: The library ____ lends books ____ offers free homework help.
Cevabı göster
not only · but also
When Mussolini crafted that aforementioned deal,
2:53Mussolini daha önce bahsedilen anlaşmayı hazırladığında,
technically he gave the land of Vatican City to the Holy See,
2:56teknik olarak Vatikan Şehri'nin topraklarını Kutsal Makam'a verdi;
Şaşırtıcı bir gerçeği tanıtan believe it or not
Believe it or not, şaşırtıcı bir iddiayı tanıtan ara sözdür. “Buna inanmak zor gelebilir ama bu doğru” anlamına gelir ve dinleyiciyi beklenmedik bir bilgiye hazırlar. Bu, dinleyiciden konuşana inanıp inanmamayı gerçekten seçmesini isteyen bir ifade değildir. Cümlenin dil bilgisel bir parçası olmak yerine iddianın tamamı hakkında yorum yapar.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki kalıpla tamamlayın: ____, the smallest player scored the winning goal.
Cevabı göster
Believe it or not
is a legal corporate person in international law. Kelime
3:00uluslararası hukukta yasal bir tüzel kişiliktir.
Legal corporate person: insan olmayan bir hukuki varlık
Burada legal corporate person, hukukun tek bir varlık olarak tanıdığı bir kuruluş veya kurumu ifade eder. Hukuk dilinde person, haklara sahip olabilen ve yükümlülük üstlenebilen insan dışı bir yapıyı da kapsayabilir. Corporate, bu örgütlü yapıyı niteler; bir şirkette çalışan kişi anlamına gelmez. Uluslararası hukukta bu ifade, yapının yalnızca bir bireyin özel hukuki kimliği üzerinden değil, kendi hukuki ehliyetiyle hareket edebildiğini gösterir.
Alıştırma
Cümlede legal corporate person ne anlama geliyor?
- Hukukun hak ve yükümlülükleri olan bir varlık olarak tanıdığı kuruluş
- Eylemleri bir mahkeme tarafından denetlenmiş tek bir insan
- Bir şirkette çalışan avukat veya çalışan
Cevabı göster
Hukukun hak ve yükümlülükleri olan bir varlık olarak tanıdığı kuruluş
The king of Vatican City has absolute unchecked power within the country's borders, Kalıp ifadeler
3:10Vatikan Şehri kralı, ülkenin sınırları içinde mutlak ve denetimsiz bir güce sahiptir,
Absolute unchecked power: etkili kısıtlaması olmayan yetki
Absolute unchecked power ifadesinde absolute, gücün tam veya en üstün olduğunu; unchecked ise başka hiçbir kurumun ya da kişinin bu gücü etkili biçimde sınırlamadığını, incelemediğini veya dengelemediğini anlatır. Bu sözcükler birlikte güçlü bir iddia oluşturur: söz konusu olan yalnızca büyük etki veya geniş yetki değildir. Güç, etkili bir kurumsal kısıtlaması yokmuş gibi sunulur.
Alıştırma
Cümleyi, bu derste geçen ve ‘etkili kısıtlamaları olmayan tam yetki’ anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The board refused to give one executive ____ over the entire budget.
Cevabı göster
absolute unchecked power
and his presence makes Vatican City one of only six remaining absolute monarchies in the world, Dilbilgisi
3:14ve varlığı Vatikan Şehri'ni dünyada kalan sadece altı mutlak monarşiden biri yapar;
one of only six remaining absolute monarchies: küçük bir grubun bir üyesi
one of + çoğul sayılabilen isim kalıbı, bir kişi ya da şeyin daha büyük bir grubun üyesi olduğunu belirtir. Burada Vatikan, mutlak monarşiler grubunun tek bir üyesidir. Only six remaining, grubu hâlâ var olan altı üyeyle sınırlar; only ise bu sayının ne kadar küçük olduğunu vurgular. One tek bir üyeyi gösterse de of sonrasındaki isim çoğul olmalıdır: one of the monarchies denir, one of the monarchy denmez.
Alıştırma
Hangi cümle bu köprünün hâlâ var olan yalnızca dört tarihî köprüden biri olduğunu doğru biçimde ifade eder?
- This is one of only four remaining historic bridges in the county.
- This is one of only four remaining historic bridge in the county.
- This is the only four remaining historic bridges in the county.
Cevabı göster
This is one of only four remaining historic bridges in the county.
The king's absolute power is why Vatican City can't join the European Union because only democracies are allowed.
3:22Kralın mutlak gücü, Vatikan Şehri'nin Avrupa Birliği'ne katılamamasının nedenidir çünkü sadece demokrasilere izin verilir.
have a legislative branch of government staffed by cardinals appointed by the pope, Dilbilgisi
3:31papa tarafından atanan kardinallerden oluşan bir yasama organı olsa da,
strictly speaking: kesin bir sınırlama yapmak
Strictly speaking, gerçeklerin ya da tanımın tamamen kesin biçimde ifade edildiğini belirtir. Bir iddiayı sınırlar ve daha basit bir özet farklı bir izlenim verse bile iddianın biçimsel olarak doğru olduğunu gösterebilir. Burada konuşmacı, Vatikan'ın biçimsel olarak bir yasama organına sahip olduğunu dikkatle kabul eder. Bu ifade birinden sert bir şekilde konuşmasını istemez; strictly, iddianın kesinlik düzeyini açıklar.
Alıştırma
Hangi cümle strictly speaking ifadesini kesin bir sınıflandırmayı belirtmek için doğal biçimde kullanır?
- Strictly speaking, Pluto is classified as a dwarf planet.
- Strictly speaking, many people enjoy music.
- Strictly speaking, please use a louder voice.
Cevabı göster
Strictly speaking, Pluto is classified as a dwarf planet.
staffed by cardinals appointed by the pope: art arda gelen niteleyiciler
staffed by cardinals ifadesindeki staffed, legislative branch of government ifadesinden sonra gelen edilgen anlamlı bir geçmiş zaman ortacı yapısıdır. Bu organdaki görevleri kimlerin yürüttüğünü belirtir. appointed by the pope ifadesindeki appointed da edilgen anlamlı bir geçmiş zaman ortacı yapısıdır; ancak bu kez cardinals sözcüğünü niteler. Tam anlam şöyle açılabilir: the branch is staffed by cardinals who are appointed by the pope. İki yapı da niteleyicidir; cümlenin ana fiili değildir.
Alıştırma
“a branch staffed by cardinals appointed by the pope” ifadesindeki niteleyicileri doğru biçimde açan cümle hangisidir?
- Papa yasama organının personelini sağlar ve kardinaller hükümeti atar.
- Kardinaller papayı yasama organına atar.
- Yasama organında kardinaller görev yapar ve bu kardinalleri papa atar.
Cevabı göster
Yasama organında kardinaller görev yapar ve bu kardinalleri papa atar.
the king of Vatican City can overrule their decisions at any time for any reason.
3:34Vatikan Şehri kralı onların kararlarını herhangi bir zamanda herhangi bir nedenle bozabilir.
So why do you never hear about the king of Vatican City?
3:39Öyleyse neden Vatikan Şehri kralını hiç duymuyorsunuz?
Because though king and pope are two different roles,
3:41Çünkü kral ve papa iki farklı rol olsa da,
they just happen to be occupied by the same person at the same time, Dilbilgisi
3:44tesadüfen aynı anda aynı kişi tarafından işgal ediliyorlar;
happen to be: bir gerçeği tesadüf olarak sunmak
Happen to + fiilin yalın hâli, bir gerçeği rastlantı veya tesadüf olarak sunar. Buradaki happen to be, “meydana gelmek” değil, “tesadüfen olmak” anlamındadır. Just, şaşırtıcı gerçeğin kendisine dikkat çeker: iki ayrı görev aynı anda tek bir kişi tarafından yürütülmektedir. Bu yapı, I happen to know the answer örneğinde olduğu gibi, bir gerçeği daha az doğrudan biçimde söylemeye de yarayabilir.
Alıştırma
Gerçeği bir tesadüf olarak sunan, dersteki üç sözcüklü yapıyla cümleyi tamamlayın: The two finalists ____ cousins.
Cevabı göster
happen to be
which has the funny consequence that because the pope is elected and the king is all powerful,
3:47bunun komik bir sonucu var, çünkü papa seçilmiş biri ve kral her şeye kadir,
it makes Vatican City the world's only elected non-hereditary absolute monarchy. Kültür
3:52bu durum Vatikan Şehri'ni dünyanın seçilmiş, kalıtsal olmayan tek mutlak monarşisi yapıyor.
“elected non-hereditary absolute monarchy” ifadesinin anlamı
Üç niteleyici, siyasi sistemin farklı yönlerini anlatır. Elected, hükümdarın doğumla otomatik olarak göreve gelmek yerine seçildiğini; non-hereditary, makamın aile içinde aktarılmadığını; absolute ise hükümdarın yetkilerinin bir anayasa veya başka devlet kurumu tarafından sınırlandırılmayıp yönetimde son söze sahip olduğunu belirtir. Birlikte kullanıldıklarında bu ifade, hükümdarı seçilen ve makamı miras yoluyla geçmeyen bir mutlak monarşi anlamına gelir. Elected, yalnızca makamı üstlenecek kişinin nasıl belirlendiğini anlatır; devletin tamamının demokratik olup olmadığını göstermez.
Alıştırma
Elected non-hereditary absolute monarchy ifadesini hangi açıklama doğru yorumlar?
- Her vatandaş doğrudan oy kullanır ve hükümdarın yetkileri anayasayla sınırlandırılır.
- Hükümdar makamı miras alır, ancak daha sonra bir seçimle onaylanır.
- Hükümdar seçilir, makam miras yoluyla geçmez ve hükümdar mutlak yetkiye sahiptir.
Cevabı göster
Hükümdar seçilir, makam miras yoluyla geçmez ve hükümdar mutlak yetkiye sahiptir.
It's this dual role that makes untangling Vatican City so difficult because the pope,
3:57Vatikan Şehri'ni çözmeyi bu kadar zorlaştıran şey bu ikili roldür çünkü papa,
acts either as the king of the country of Vatican City or the pope of the Holy See.
4:03ya Vatikan Şehri ülkesinin kralı ya da Kutsal Makam'ın papası olarak hareket eder.
Açıklama işareti olarak “Here's an analogy”
Here's an analogy bir anlatım işaretidir: dinleyicilere, konuşmacının doğrudan açıklamadan fikri anlamayı kolaylaştıracak bir karşılaştırmaya geçtiğini bildirir. Bir analoji, iki farklı şey arasındaki yararlı bir örüntüyü veya ilişkiyi eşleştirir. Seçilen noktayı anlamaya yardımcı olur, ancak iki şeyin her ayrıntıda aynı olduğunu ileri sürmez.
Alıştırma
Bilginin nasıl düzenlendiğini açıklamak için bilgisayar klasörleriyle kâğıt dosya dolabını karşılaştırırken en uygun anlatım işareti hangisidir?
- Here's an example.
- In other words, ...
- Here's an analogy.
Cevabı göster
Here's an analogy.
Imagine if a powerful international company, Dilbilgisi
4:10Diyelim ki güçlü bir uluslararası şirketin,
had a CEO who convinced the United States to give one of its islands to the company,
4:13ABD'yi adalarından birini şirkete vermeye ikna eden bir CEO'su olduğunu hayal edin;
Varsayımsal bir durum için Imagine if + geçmiş zaman biçimi
Imagine if, konuşanın gerçek diye aktardığı bir olguyu değil, dinleyicinin zihninde canlandırması gereken bir durumu sunar. Burada sonraki açıklamaya zemin hazırlayan bir düşünce deneyi başlatır. if'ten sonraki yan cümlede, mevcut gerçeklikten uzaklık göstermek için geçmiş zaman biçimi kullanılır. Bu cümlede had, olayın gerçekten geçmişte yaşandığını değil, durumun varsayımsal olduğunu belirtir. Yeniden kullanılabilir kalıp Imagine if + özne + fiilin geçmiş zaman biçimidir.
Alıştırma
Bu dersteki iki sözcüklü ifadeyle düşünce deneyini tamamlayın: ____ your town built a park on every empty lot.
Cevabı göster
Imagine if
and the law that the king of Greytropolis is by definition the CEO of Grey Grey Kalıp ifadeler
4:22ve Greytropolis kralının tanım gereği Grey Grey'in CEO'su olduğu yasasıyla.
by definition: tanım gereği doğru
By definition, bir ifadenin bir terimin anlamı nedeniyle ya da bir rol veya kural o şekilde tanımlandığı için doğru olduğunu belirtir. Bu cümlede yasa kralı CEO olarak tanımlar; dolayısıyla sonuç bu kuraldan otomatik olarak çıkar. Yalnızca açıkça veya aslında anlamına gelmez. İlgili tanımın dışında ek bir gözlem ya da kanıt gerekmiyorsa kullanılır.
Alıştırma
Sonucun terimin anlamından çıktığını belirten ifadeyi kullanın: A square has four sides of equal length ____.
Cevabı göster
by definition
It's pretty obvious at this point that the CEO should move his corporate headquarters to the new nation so that the laws of the country can benefit the company and the company's global reach can benefit the country.
4:27Bu noktada, CEO'nun şirket merkezini yeni ulusa taşıması gerektiği oldukça açıktır, böylece ülke yasaları şirkete fayda sağlayabilir ve şirketin küresel erişimi ülkeye fayda sağlayabilir.
As for: odağı başka bir kişi veya maddeye kaydırmak
“As for”, henüz ayrı olarak ele alınmamış bir kişi veya şeyi konuya getirir. Odağı değiştirirken yeni konunun daha geniş tartışmayla bağlantılı olduğunu da gösterir. Burada dikkati “the man in the middle” ifadesindeki adama yöneltir. Bir neden sunmaz; “şimdi ... konusuna geçersek” gibi işlev görür.
Alıştırma
Bu cümlede “As for” ne işe yarıyor?
- Adamın neden ortada olduğunu açıklar.
- Odağı o adama yöneltirken onu önceki tartışmayla bağlantılı tutar.
- Adamın ilk konuşan kişi olduğunu gösterir.
Cevabı göster
Odağı o adama yöneltirken onu önceki tartışmayla bağlantılı tutar.
the man in the middle: iki tarafı birbirine bağlayan kişi
Belirli bir kişiyi gösteren “the man in the middle” ifadesi, iki tarafın arasında duran veya onları birbirine bağlayan adamı belirtir. Bu bağlamda “middle” mecazidir: hem şirkette hem ülkede liderlik görevi olduğu için ikisini birbirine bağlar. Başka bağlamlarda aynı sözcükler fiziksel bir konumu veya karşıt kişiler arasında kalmış birini anlatabilir. Hangi anlamın amaçlandığını çevrede açıklanan ilişki gösterir.
Alıştırma
Hangi cümlede “the man in the middle” iki rolü birbirine bağlayan biri için kullanılmıştır?
- The network blocked a man-in-the-middle attack.
- Ben is the middleman who carries goods from the factory to local shops.
- Omar is the man in the middle: he leads the charity and also advises the city council.
Cevabı göster
Omar is the man in the middle: he leads the charity and also advises the city council.
even other countries can't keep it straight. Deyimler
4:46diğer ülkeler bile bunu tam olarak anlayamıyor.
Bilgileri karıştırmamak: keep it straight
Keep it straight, karıştırılması kolay birkaç ayrıntıyı zihinde açık ve doğru biçimde düzenli tutmak demektir. Bu cümlede, birbiriyle yakından ilişkili oluşumları birbirine karıştırmadan ayırt etme anlamına gelir. Yapı keep + nesne + straight şeklindedir. Nesne olarak it, them, the names veya the dates kullanılabilir. Buradaki straight, fiziksel olarak düz olmayı değil, bilgilerin doğru biçimde düzenlenmiş olmasını anlatır.
Alıştırma
“Onları doğru hatırlayıp ayırt etmek” anlamı için keep ... straight kullanarak cümleyi tamamlayın: There are four cousins with the same first name, so I can never ____.
Cevabı göster
keep them straight
And the Holy See gives passports to Vatican City citizens that other countries accept,
4:55Ve Kutsal Makam, Vatikan Şehri vatandaşlarına diğer ülkelerin kabul ettiği pasaportlar verir,
even though those passports come from a company,
4:59her ne kadar bu pasaportlar bir ülkeden değil,
And speaking of Vatican City citizens, Anlatım akışı
5:03Ve Vatikan Şehri vatandaşlarından bahsetmişken,
speaking of ile bağlantılı bir konuya geçmek
Speaking of, hemen önce sözü edilen bir kişiyi, şeyi veya düşünceyi alıp bağlantılı bir konuya geçmek için köprü olarak kullanır. Burada vatandaşların daha önce anılması, aynı vatandaşlarla ilgili yeni bir noktaya götürür; böylece geçiş ani değil, bağlantılı görünür. Genellikle bir konuşma sırasının başında speaking of + isim öbeği, zamir veya -ing biçimi olarak kullanılır ve ardından bir yorum ya da soru gelir. Bu bir söylem belirtecidir; birinin o anda gerçekten konuştuğunu anlatan sözcüğü sözcüğüne bir ifade değildir.
Alıştırma
Leo az önce bisikletinin çalındığını söyledi. Hangi yanıt bu sözü bağlantılı bir soruya geçmek için köprü olarak kullanır?
- Speaking of bikes, did you ever get yours repaired?
- By the way, did you ever get yours repaired?
- As for bikes, did you ever get yours repaired?
Cevabı göster
Speaking of bikes, did you ever get yours repaired?
they are perhaps the strangest consequence of the pope's dual role as religious leader and monarch.
5:04onlar belki de papanın dini lider ve hükümdar olarak sahip olduğu ikili rolün en garip sonucudur.
While other countries mint new citizens with the ever-popular process of human reproduction, Deyimler
5:10Diğer ülkeler yeni vatandaşları her zaman popüler olan insan üremesi süreciyle üretirken,
mint new citizens: üretim benzetmesi olarak yeni vatandaş yaratmak
Mint sözcüğü gerçek anlamıyla resmî bir darphanede madeni para üretmek demektir. Burada new citizens nesne olarak kullanılır ve nüfus artışı bir üretim bandı görüntüsüne dönüştürülür: diğer ülkeler insan üremesi yoluyla vatandaş üretir. Bu mekanik ifade, vatandaşlığı anlatmanın standart bir yolu değil, kasıtlı olarak sıra dışı seçilmiş bir anlatımdır. Ciddi bir tonda mizah yaratır ve düzenli, büyük ölçekli üretimi çağrıştırır. Başka bağlamlarda mint, belirli bir türden yeni kişilerin sürekli üretildiğini yaratıcı biçimde anlatmak için kullanılabilir.
Alıştırma
Bu cümlede mint new citizens ne anlama geliyor?
- Yeni vatandaşlara verilecek madeni paralar üretir.
- Mevcut sakinlere yeni bir hukuki kimlik verir.
- Doğumlar yoluyla vatandaş üretmeyi, madeni para üretir gibi anlatır.
Cevabı göster
Doğumlar yoluyla vatandaş üretmeyi, madeni para üretir gibi anlatır.
and that's not just because within a rounding error, Deyimler
5:18ve bu sadece yuvarlama hatası payı içinde
within a rounding error: yaklaşık olarak aynı
Yuvarlama, kesin bir sayıyı ona yakın fakat daha az hassas bir sayıyla değiştirir. Bir fark within a rounding error ise seçilen hassasiyet düzeyinde kaybolacak veya önemsiz hâle gelecek kadar küçüktür. Bu yüzden ifade, mevcut karşılaştırmada yaklaşık olarak aynı veya fiilen sıfır demektir; tam olarak eşit olunduğunu ya da kanıtlanmış bir hesaplama hatası bulunduğunu söylemez. Burada teknik ifade ciddi tonlu bir abartı da katar.
Alıştırma
Birisi “The two figures are the same within a rounding error” derse ne demek ister?
- Sayılar arasındaki fark o kadar küçüktür ki yuvarlama bu farkı ortadan kaldırır.
- Sayılar her basamakta tam olarak aynıdır.
- Sayılardan birinde hesaplama hatası bulunmuştur.
Cevabı göster
Sayılar arasındaki fark o kadar küçüktür ki yuvarlama bu farkı ortadan kaldırır.
The only way to become a citizen is for the king of Vatican City to appoint you as one. Dilbilgisi
5:23Vatandaş olmanın tek yolu Vatikan Şehri kralının sizi vatandaş olarak atamasıdır.
The only way to ... is for someone to ...: gerekli eylemi yapacak kişiyi belirtme
The only way to do X is for someone to do Y kalıbı, o kişinin Y eylemini yapmasını X için tek yol veya gerekli koşul olarak sunar. Bu cümlede you, become a citizen ifadesinin örtük öznesiyken the king of Vatican City, appoint fiilinin mantıksal öznesidir. for, appoint eylemini yapan kişiyi belirtir; kralın yararına anlamına gelmez ve amaç bildirmez.
Alıştırma
Onayı vermesi gereken kişinin Maya olduğunu belirten sözcüklerle cümleyi tamamlayın: The only way to release the payment is ____ approve it.
Cevabı göster
for Maya to
And the king only appoints you a citizen if you work for the pope,
5:27Ve kral sizi sadece papa için çalışıyorsanız vatandaş olarak atar,
powerful, your citizenship is at his whim. Deyimler
5:33güce sahip olduğu için vatandaşlığınız onun keyfine kalmıştır.
at his whim: keyfî kişisel isteklere bağlı olmak
At his whim, vatandaşlığın sabit bir kural veya güvence yerine onun o anda ne isterse ona bağlı olduğu anlamına gelir. Bu deyim genellikle eleştiri taşır: Kararı keyfî gösterir ve güç dengesizliğini vurgular. Whim, resmî bir politika veya dikkatle düşünülmüş bir yargı değil, aniden ortaya çıkan ya da pek düşünülmemiş bir istektir.
Alıştırma
Yönetici kontrolü elinde tutan kişi olacak şekilde at someone's whim ifadesini kullanarak cümleyi tamamlayın: The schedule should not change ____.
Cevabı göster
at the manager's whim
Revoke your citizenship: vatandaşlığın resmen geri alınması
Revoke your citizenship ifadesinde revoke, yetkili bir kurumun daha önce verilmiş hukuki bir statüyü resmen geri alması anlamına gelir. Citizenship, revoke fiilinin nesnesidir. Revoke + hak, izin, ruhsat veya statü yapısı hukuk ve idare dilinde yaygındır. Cancel sözcüğünden daha resmîdir ve kararın bir yetkili makam tarafından verildiğini vurgular.
Alıştırma
Hangi cümlede revoke doğal biçimde kullanılmıştır?
- The government may revoke a passport obtained by fraud.
- I need to revoke my dentist appointment.
- She revoked her old shoes.
Cevabı göster
The government may revoke a passport obtained by fraud.
These rules mean that Vatican City doesn't have a real permanent population to speak of. Deyimler
5:41Bu kurallar, Vatikan Şehri'nin bahsetmeye değer gerçek ve kalıcı bir nüfusu olmadığı anlamına gelir.
To speak of: sözünü etmeye değecek neredeyse hiçbir şey olmaması
Burada to speak of, insanların bir şey hakkında konuşması anlamına gelmez. No, not much veya hardly any gibi olumsuz ya da sınırlayıcı bir ifadeden sonra, bir şeyin sözünü etmeye değer veya hesaba katılacak kadar önemli olduğunu belirtir. Bu nedenle doesn't have a real permanent population to speak of, mevcut kalıcı nüfusun gerçek bir nüfus olarak tanımlanamayacak kadar küçük veya sınırlı olduğu anlamına gelir. İfade, kesin bir yokluk iddiasını yumuşatırken neredeyse hiç olmadığını yine de vurgular.
Alıştırma
Hangi cümlede to speak of, bir şeyin neredeyse hiç bulunmadığını belirtir?
- We met to speak of the town's future.
- Speaking of the town, have you seen its new library?
- The town has no nightlife to speak of.
Cevabı göster
The town has no nightlife to speak of.
which is fewer people than live in single skyscrapers in many countries.
5:47ki bu birçok ülkedeki tek bir gökdelende yaşayan insan sayısından daha azdır.
And all these citizens work for the Holy See as either cardinals or diplomats or the pope's bodyguards or other Catholic-related jobs.
5:51Ve tüm bu vatandaşlar Kutsal Makam için kardinal, diplomat, papanın koruması veya Katoliklikle ilgili diğer işlerde çalışırlar.
So it's best to think of Vatican City as a kind of sovereign corporate headquarters that grants temporary citizenship to its managers rather than as a real city-state like Singapore, Notlar
5:58Bu yüzden Vatikan Şehri’ni, Singapur gibi gerçek bir şehir devleti yerine yöneticilerine geçici vatandaşlık veren bir tür egemen şirket merkezi olarak düşünmek en iyisidir,
think of A as B rather than as C: A'yı C değil B olarak düşünmek
think of A as B rather than as C kalıbı, dinleyiciye A'yı anlamanın daha yararlı veya doğru yolunun C değil B olduğunu gösterir. İki as öbeği, think of yapısının paralel tamamlayıcılarıdır: as B ve rather than as C. Burada rather than, Vatikan Şehri hakkında iki farklı tanımı karşılaştırır; iki eylemi karşılaştırmaz.
Alıştırma
Cümleyi tam olarak think of A as B rather than as C kalıbıyla tamamlayın: We should ____ the schedule ____ a guide ____ a fixed promise.
Cevabı göster
think of · as · rather than as
grant temporary citizenship: geçici vatandaşlık vermek
grant temporary citizenship ifadesinde grant, bir yasal statünün yetkili bir kurumun kararıyla resmî olarak verilmesi anlamına gelir. Günlük dildeki give fiiline göre daha resmî ve kurumsal açıdan daha kesindir. Temporary, citizenship kelimesini niteler: statü sınırlı bir süre boyunca veya belirli bir koşul geçerli olduğu sürece devam eder. Verme eyleminin kendisinin geçici olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Resmî idari İngilizcede bu cümleyi en iyi hangi fiil tamamlar? The agency has legal authority to ___ temporary citizenship.
- gain
- lend
- donate
- grant
Cevabı göster
grant
which has a self-reproducing population of citizens engaged in a variety of economic activities,
6:06Singapur’un ise çeşitli ekonomik faaliyetlerde bulunan ve nesiller boyunca kendini yenileyen bir vatandaş nüfusu vardır,
in the end ile nihai sonucu belirtmek
In the end, dinleyicinin dikkatini destekleyici ayrıntılardan nihai sonuca veya en önemli yargıya taşıyan bir söylem belirtecidir. Burada ‘her şey göz önüne alındığında’ veya ‘sonuçta’ anlamına gelir. Yalnızca bir olayın zaman bakımından son noktada gerçekleştiğini belirtmez. Baştaki But ayrıca sonucun önceki ayrıntıların düşündürdüğünden farklı olabileceğine işaret eder.
Alıştırma
Hangi cümlede in the end, birkaç seçenek değerlendirildikten sonra varılan sonucu sunmak için kullanılmıştır?
- We waited at the end of the corridor.
- In the end, we chose the safest route.
- The map is printed at the end of the book.
Cevabı göster
In the end, we chose the safest route.
the reason the world cares about Vatican City is not because of the citizens within its walls, Dilbilgisi
6:13dünyanın Vatikan Şehri'ni umursamasının nedeni duvarlarının içindeki vatandaşları değil,
but because of the billion members of its church outside of those walls.
6:17kilisesinin bu duvarların dışındaki bir milyar üyesidir.
is not because of ... but because of ... ile nedeni düzeltmek
is not because of X, but because of Y kalıbı önce öne sürülen bir nedeni reddeder, ardından onun yerine konuşanın vurgulamak istediği nedeni koyar. X beklenen veya yüzeydeki açıklamadır; Y ise gerçek ya da daha önemli açıklama olarak sunulur. Because of ifadesinden sonra tam bir özne-yüklem yan cümlesi değil, bir ad öbeği gelir. Bu cümlede the citizens within its walls ve the billion members of its church outside of those walls birer ad öbeğidir. Bu nedenle because of ifadesinin tekrarı düzeltmeyi açık ve dengeli kılar.
Alıştırma
Eşleşen because of yapısını kullanarak düzeltmeyi tamamlayın: The match was delayed ____ the wind, ____ the lightning.
Cevabı göster
not because of · but because of