İrlanda Patates Kıtlığına Gerçekte Ne Sebep Oldu? - Stephanie Honchell Smith: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video özeti: Bu video, İrlanda’nın patatese bağımlılığının, 1845’teki bitki hastalığının, derin yoksulluğun ve zararlı Britanya politikalarının birleşerek Büyük Kıtlık’a nasıl yol açtığını açıklıyor. Krizi kitlesel ölüm ve göçe kadar izliyor; ardından çıkarılan dersleri iklim kaynaklı gıda güvensizliğiyle ve sürekli, besleyici, şefkatli yardım gereksinimiyle ilişkilendiriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. had thrived — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Past perfect yapısının, patates yetiştiriciliğinin uzun süren başarılı dönemini 1845’teki mahsul kaybından önceye nasıl yerleştirdiğini anlayın. Böylece tarihsel arka planı, durumu daha sonra değiştiren olaydan zaman bakımından net biçimde ayırabilirsiniz. 2. turned it into a national catastrophe. — Phrasal verb’ler: turn into ifadesinin büyük bir dönüşümü veya kötüleşmeyi nasıl anlattığını öğrenin. Burada ifade, sıkıntı yaratan mahsul kaybı ile sonuçları ülke çapında bir felakete dönüştüren hükümet kararları arasında açık bir neden-sonuç ayrımı kurar. 3. offered with compassion rather than judgment. — Konuşma edimbilimi ve tutum: rather than yapısının iki değeri karşılaştırarak bir politika tutumu bildirdiğini fark edin. Bu çerçeveyi, insani yardımın insanları içinde bulundukları koşullar nedeniyle suçlamak yerine onların onurunu şefkatle koruması gerektiğini savunmak için kullanabilirsiniz.
Bu derste
In the fall of 1845: tarihî bir olayın zamanını belirtmek
“In the fall of 1845” olayı 1845 sonbaharına yerleştirir. Cümlenin başında, asıl olay anlatılmadan önce zaman çerçevesini belirler. Mevsim ve yıl önemli olduğunda ancak kesin bir tarih verilmediğinde in the fall of + yıl yapısını kullanabilirsin. Bu yapı özellikle tarihî ya da öyküleyici anlatımlarda kullanışlıdır.
Alıştırma
Cümleyi in the fall of + yıl yapısını kullanarak tamamla: ____ 1999, the museum opened its new wing.
Cevabı göster
In the fall of
dotted the Irish countryside: bir alana dağılmış olmak
Burada dotted, “bir alana dağılmıştı” ya da “birbirinden ayrı birçok noktada görülüyordu” anlamına gelir. Parlak yeşil yapraklar İrlanda kırsalının pek çok yerinde görülebiliyordu. Etken yapı, çoğul nesneler + dot + alan şeklindedir. Görsel ve betimleyici bir görüntü oluşturur; yaprakların toprağa gerçekten yuvarlak işaretler yaptığı anlamına gelmez.
Alıştırma
“Bir alana dağılmıştı” anlamını vermek için dot fiilinin geçmiş zamanını kullan: Small farms ____ the valley.
Cevabı göster
dotted
the South American vegetable had thrived Dilbilgisi
0:14bu Güney Amerika sebzesi büyüyüp serpilmişti
in Ireland's rough terrain and unpredictable weather. Kalıp ifadeler
0:17İrlanda'nın engebeli arazisinde ve öngörülemez hava koşullarında.
For over 200 years: süreyi belirtme
For bir zaman uzunluğunu belirtir, over ise “-den fazla” anlamına gelir. Bu nedenle for over 200 years, iki yüzyıldan uzun bir süreyi anlatır. Bu zaman ifadesi cümlenin başına getirildiğinde, tüm bilgi uzun süreli bir arka plan olarak sunulur. Burada süre, had thrived ile belirlenen geçmişteki ilgili noktaya kadar uzanır; durumun bugün de sürdüğünü göstermez.
Alıştırma
“Daha uzun bir süre boyunca” anlamındaki iki kelimelik ders kalıbıyla cümleyi tamamlayın: The library has served the town ____ 100 years.
Cevabı göster
for over
had thrived: başarılı bir dönemi başka bir geçmiş noktadan önceye yerleştirme
Had thrived, had + geçmiş zaman ortacı thrived biçimindeki past perfect yapısıdır. Thrive iyi büyümek, gelişmek veya başarılı olmak anlamına gelir; bu nedenle ifade, geçmişteki daha erken bir başarılı gelişme dönemini anlatır. Past perfect, bu dönemi anlatının verdiği başka bir geçmiş olaydan veya geçmiş referans noktasından önceye yerleştirir. Bir arka plan katmanı oluşturur: önce gelişip serpilme dönemi, ardından daha sonraki geçmiş olay gelir. Had thrived tek başına sonraki olayın ne olduğunu belirtmez.
Alıştırma
Cümleyi thrive fiilinin iki sözcüklü past perfect biçimiyle tamamlayın: Before the highway bypassed the town, its small hotels ____ for decades.
Cevabı göster
had thrived
Paralel koşullar olarak rough terrain and unpredictable weather
rough terrain ifadesindeki rough, arazinin engebeli veya geçilmesi zor olduğunu belirtir. unpredictable weather ise nasıl değişeceğini önceden kestirmenin zor olduğu hava koşullarını anlatır. and bağlacı, iki isim öbeğini eşit düzeyde çevresel koşullar olarak birbirine bağlar. Bu yapı; tarımı, yolculuğu veya hayatta kalmayı zorlaştıran ayrı etkenleri birlikte sıralamanızı sağlar.
Alıştırma
Hangi cümlede hedef ifade iki paralel isim öbeği olarak kullanılmıştır?
- The expedition was delayed by terrain was rough and weather was unpredictable.
- The expedition was delayed by rough terrain and the weather unpredictably.
- The expedition was delayed by rough terrain and unpredictable weather.
Cevabı göster
The expedition was delayed by rough terrain and unpredictable weather.
the potato was a remarkably nutrient-rich crop Kelime
0:23patates, son derece besin değeri yüksek bir mahsuldü
Başlangıç ortaç öbeği olarak Packed with carbohydrates
Packed with carbohydrates, cümlenin başında kullanılan bir geçmiş zaman ortaç öbeğidir. Burada be packed with, büyük miktarda bir şey içermek anlamına gelir; dolayısıyla öbek, fiziksel olarak paketleme eylemini değil patatesin bir özelliğini anlatır. Packed with ... öbeğinin örtük öznesi, ana cümlenin öznesi olan the potato ifadesidir. Bu yapı, The potato was packed with carbohydrates, vitamins, and minerals şeklindeki daha uzun düşünceyi kısaltıp ana yargıdan önce verir.
Alıştırma
Hangi cümlede başlangıçtaki Packed with ... öbeği doğru kullanılmıştır?
- Packed with protein, the snack is a good choice after exercise.
- Packed with protein, athletes eat the snack after exercise.
- Packed protein, the snack is a good choice after exercise.
Cevabı göster
Packed with protein, the snack is a good choice after exercise.
remarkably nutrient-rich crop: nutrient-rich birleşik sıfatı
a remarkably nutrient-rich crop ifadesinde nutrient-rich, “yüksek miktarda besin maddesi içeren” anlamına gelen birleşik bir sıfattır. Nutrient ve rich, crop sözcüğünden önce birlikte tek bir niteleyici görevi görür; kısa çizgi de bu iki sözcüğün bir bütün olduğunu gösterir. Remarkably bir derece zarfıdır. Ürünün besin açısından zenginliğinin olağanüstü ölçüde dikkat çekici olduğunu belirtir; bu nedenle ifadenin tamamı besin maddeleri bakımından son derece zengin bir ürünü anlatır.
Alıştırma
Nutrient ve rich sözcüklerini hedef birleşik sıfatı oluşturacak şekilde birleştirin: Lentils are a ____ food.
Cevabı göster
nutrient-rich
made it easy for ... to maintain: make it + sıfat + for someone + to do
Vurgulanan bölüm make + it + adjective + for someone + to do something yapısını izler. Made, make fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Burada it biçimsel bir nesnedir; patatesi ifade etmez. Kolay olduğu belirtilen asıl eylem to maintain a balanced diet, bu eylemi yapan kişiler ise for less wealthy families bölümüdür. Bu yapıyı bir aracın, durumun veya değişikliğin bir eylemi bir kişi için ne kadar kolay, zor ya da mümkün hâle getirdiğini göstermek için kullanın: X makes it easy/hard/possible for Y to do Z.
Alıştırma
make it easy for someone to do yapısını tamamlayın: Clear menus make ____ users to find the settings.
Cevabı göster
it easy for
potatoes had supplanted other staple foods. Kelime
0:32patates diğer temel gıdaların yerini almıştı.
By the mid-19th century: geçmişteki bir son tarih
By the mid-19th century, 19. yüzyılın ortasını geçmişteki bir son tarih olarak belirler. Ardından gelen ifade, en geç o zamana kadar zaten doğru hâle gelmiş olarak anlaşılır. Burada bu ifade, tamamlanmış bir değişime geriye dönüp bakmak için had supplanted ile birlikte kullanılır. Genel olarak by + zaman noktası bir son tarih sunarken, perfect yapı çoğu zaman daha önce oluşan sonucu gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle, köprünün en geç 18. yüzyılın ortalarında şehrin ana geçiş noktası hâline gelmiş olduğunu söyler?
- Until the mid-18th century, the bridge had become the city's main crossing.
- By the mid-18th century, the bridge had become the city's main crossing.
- In the mid-18th century, the bridge became the city's main crossing.
Cevabı göster
By the mid-18th century, the bridge had become the city's main crossing.
had supplanted other staple foods: resmî bir yerini alma ifadesi
Had supplanted, “yerini almış ve önceki rolünü üstlenmişti” anlamına gelir. Past perfect yapıdaki had supplanted, bu değişimi başka bir geçmiş referans noktasından önceye yerleştirir. Other staple foods, insanların beslenmelerinin ana parçaları olarak düzenli biçimde bağımlı oldukları diğer temel gıdalardır. Bu nedenle ifade, patatesin daha önce bu gıdaların üstlendiği rolü aldığı bir değişimi anlatır.
Alıştırma
“Yerini almak ve rolünü devralmak” anlamındaki resmî supplant fiilinin past perfect biçimiyle cümleyi tamamlayın: By 1910, electric streetcars ____ horse-drawn streetcars on many city routes.
Cevabı göster
had supplanted
since British mandates ensured: neden bildiren since
Burada since, because veya given that anlamında neden bildirir. Since ile başlayan yan cümle, ardından gelen sonuç ya da ifadenin gerekçesini verir. Bu kullanım “neden?” sorusunu yanıtlar, “ne zamandan beri?” sorusunu değil. Zamansal since bir başlangıç noktası belirtirken British mandates ensured ... bir neden belirtir.
Alıştırma
Hangi cümlede since bir neden bildiriyor?
- She has known him since childhood.
- Since the train was canceled, we took the bus.
- I have lived here since 2021.
Cevabı göster
Since the train was canceled, we took the bus.
were exported: basit geçmiş zamanda edilgen yapı
Were exported, basit geçmiş zamanda edilgen yapıdır: were + geçmiş zaman ortacı exported. Çoğul özne Ireland's more valuable agricultural products eylemi yapan değil, eylemden etkilenen ögedir. Edilgen yapı, ürünleri ve politikanın sonucunu odak noktasına yerleştirir. İhracatı gerçekleştiren kişi veya kurumların belirtilmesi gerekmez.
Alıştırma
Cümleyi export fiilinin basit geçmiş edilgen biçimiyle tamamlayın: The goods ____ to Canada last year.
Cevabı göster
were exported
roughly half the country's 8.5 million residents
0:39ülkenin 8,5 milyonluk nüfusunun yaklaşık yarısı
lived almost entirely on potatoes: neredeyse tamamen patatesle geçinmek
Bu cümlede lived ... on potatoes, patateslerin bölge sakinlerinin ihtiyaç duyduğu yiyeceğin neredeyse tamamını sağladığı anlamına gelir. live on + yiyecek, para veya başka bir kaynak yapısı, temel ihtiyaçlar için ona bağımlı olmak demektir; onun üstünde yaşamak demek değildir. Almost entirely ifadeyi çok güçlü kılar ama mutlak hâle getirmez: başka yiyecekler de beslenmelerinin küçük bir bölümünü oluşturmuş olabilir.
Alıştırma
Cümleyi live on ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: During the long trip, the crew ____ rice and dried fruit.
Cevabı göster
lived on
farmers found their potatoes blackened and shriveled. Kelime
0:48çiftçiler patateslerinin kararmış ve buruşmuş olduğunu gördüler.
blackened and shriveled: kararmış ve buruşmuş
Blackened siyah veya çok koyu hâle gelmiş, shriveled ise küçülmüş, kurumuş ve buruşmuş demektir. Bu iki geçmiş zaman ortacı birlikte iki görünür hasar belirtisi verir: renk değişimi ve şekil değişimi. Bu sözcükler found their potatoes ifadesinden sonra nesne tamamlayıcısı olarak kullanılır. find + nesne + durum açıklaması, nesneyi o durumda bulmak anlamına gelir.
Alıştırma
Hangi cümle, bahçıvan yaprakları bulduğunda onların zaten koyulaşmış, kurumuş ve buruşmuş olduğu anlamına gelir?
- The gardener found the leaves before they shriveled.
- The gardener blackened the leaves and found them.
- The gardener found the leaves blackened and shriveled.
Cevabı göster
The gardener found the leaves blackened and shriveled.
Those who ...: Bir grubu yaptığı eylemle belirtmek
Those who ate them ifadesinde those, “o kişiler” anlamına gelen çoğul bir zamirdir. who ate them ilgi cümleciği hangi kişilerden söz edildiğini belirtir. İfadenin tamamı suffered fiilinin öznesidir. Aktarılabilir kalıp those who + yan cümlecik biçimindedir. people sözcüğünü yinelemeden bir grubu eylem ya da durumuyla adlandırır.
Alıştırma
Cümleyi hedef iki sözcüklü yapıyla tamamlayın: ____ arrive before 9 may choose their seats.
Cevabı göster
Those who
suffered severe stomach cramps: suffer + belirti
suffered severe stomach cramps ifadesinde suffered geçişli bir fiildir ve severe stomach cramps onun doğrudan nesnesidir. Burada suffer, “acı veren bir şeyi yaşamak veya buna dayanmak” anlamındadır. Severe, krampların şiddetini belirtir. Aktarılabilir kalıp suffer + belirti, yaralanma veya kayıp biçimindedir: suffer pain, suffer injuries, suffer damage. Hastalık, kaza ve zorlukların olgusal anlatımlarında yaygındır.
Alıştırma
Hangi cümlede suffer, bir belirtiyi doğrudan nesne alacak şekilde doğal kullanılmıştır?
- The hikers suffered from severely leg cramps after the climb.
- The hikers got suffered severe leg cramps after the climb.
- The hikers suffered severe leg cramps after the climb.
Cevabı göster
The hikers suffered severe leg cramps after the climb.
a fungus that flourished in the season's unusually damp weather. Kelime
1:00bu mevsimin olağandışı nemli havasında çoğalan bir mantardı.
the culprit was: bir sorunun nedenini belirlemek
Bu cümlede the culprit was, zarara yol açan şeyin Phytophthora infestans olduğunu belirtir. Culprit sözcüğü gerçek anlamda genellikle bir suçtan veya yanlış davranıştan sorumlu kişiyi ifade eder; burada ise mecazidir: hastalık etmeni “suçlu” gibi gösterilir. the culprit is/was + isim kalıbı, genellikle bir incelemeden sonra istenmeyen bir sonucun ana nedenini belirtir. the cause is/was ifadesinden daha canlıdır ve sorumluluğu daha güçlü biçimde vurgular.
Alıştırma
Hangi cümlede culprit, tekrarlanan elektrik kesintilerinin insan dışı nedenini doğal biçimde belirtir?
- After the inspection, the loose wire was innocent.
- After the inspection, the culprit was a loose wire.
- After the inspection, the loose wire was a witness.
Cevabı göster
After the inspection, the culprit was a loose wire.
Phytophthora infestans: iki parçalı bir bilimsel ad
Phytophthora infestans, cümlede belirtilen hastalık etmeninin bilimsel adıdır. Latinceleştirilmiş ikili bir addır: Phytophthora cins adı, infestans ise tür epitetidir; türü yalnızca iki sözcüğün tamamı adlandırır. Virgül, genel okura daha basit bir açıklama sunan a fungus şeklindeki eş açıklamayı başlatır. Daha kesin olarak P. infestans, gerçek bir mantar değil, bir oomiset yani su küfüdür.
Alıştırma
Hangi biçim, bilimsel ikili adların genel büyük-küçük harf kullanımına uygundur?
- Phytophthora Infestans
- phytophthora infestans
- Phytophthora infestans
Cevabı göster
Phytophthora infestans
flourished in the season's unusually damp weather: mevsimin alışılmadık derecede nemli havasında gelişip çoğaldı
Flourished, uygun koşullarda güçlü biçimde büyümek veya gelişmek demektir. Burada, mevsimin alışılmadık derecede nemli havası mantar için elverişli olduğu için mantarın özellikle çoğaldığı veya etkinleştiği anlatılır; kelime, yalnızca grew demekten daha güçlüdür. flourish in + conditions yapısı, bir şeyin hangi ortamda iyi geliştiğini gösterir. Flourish canlılar, işletmeler, hareketler veya fikirler için kullanılabilir ve biraz daha resmî ya da edebî bir tona sahiptir.
Alıştırma
Bir işletmenin elverişli koşullarda çok iyi geliştiğini söylemek için flourish in ifadesini doğru kullanan cümle hangisidir?
- Small businesses can flourish supportive local communities.
- Small businesses can flourish at supportive local communities.
- Small businesses can flourish in supportive local communities.
Cevabı göster
Small businesses can flourish in supportive local communities.
But at the time: Ama o zamanlar
At the time, konuşmada veya hikâyede daha önce belirlenmiş belirli geçmiş dönem sırasında anlamına gelir. Bu cümlede ifade, günümüzdeki daha ayrıntılı anlayışı kullanmak yerine, o dönemde insanların hastalığa ne dediğine bakış açısını geri çevirir. But, o eski adlandırma ile önceki veya sonraki bilgiler arasındaki karşıtlığı gösterir. Bu ifade geçmişteki bilgileri, kararları veya koşulları şimdiyle karşılaştırırken kullanışlıdır.
Alıştırma
Hangi cümlede at the time, “bazen” değil, daha önce belirlenmiş geçmiş dönemde anlamında kullanılmıştır?
- We were confused at the time, but the instructions are clear now.
- We were confused at times, but the instructions are clear now.
- We were confused on the time, but the instructions are clear now.
Cevabı göster
We were confused at the time, but the instructions are clear now.
called the blight: ekin hastalığı anlamındaki blight
Bu cümlede blight, ekinlere zarar veren veya onları öldüren ciddi bir bitki hastalığını anlatan tarımsal bir addır. Called the blight, o dönemde insanların bu hastalık için bu adı kullandığı anlamına gelir. Blight ayrıca bir yere veya duruma ciddi ve kalıcı zarar veren bir şey anlamında mecazen kullanılabilir; ancak buradaki tarım bağlamı sözcüğün gerçek, bitki hastalığı anlamını gösterir.
Alıştırma
“The blight spread through the fields,” cümlesinde blight büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Ekinlere zarar veren bir hastalık
- Kısa süreli bir yağmur
- Tarımda kullanılan bir alet
Cevabı göster
Ekinlere zarar veren bir hastalık
The fungus likely originated in the Americas, Kalıp ifadeler
1:08Mantar muhtemelen Amerika kökenliydi,
likely originated in the Americas: originate in + bir yer
Originate in + bir yer, “o yerde başlamak veya ilk kez orada gelişmek” anlamına gelir. Burada cümle, Amerika kıtasını mantarın köken yeri olarak gösterir. Likely, originated fiilini niteler; dolayısıyla bu köken tamamen kesin bir gerçek olarak değil, yüksek olasılık olarak sunulur.
Alıştırma
Cümleyi originate in ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The festival ____ a small fishing village.
Cevabı göster
originated in
traveling across the Atlantic on ships: ek bilgi veren bir -ing öbeği
Burada traveling across the Atlantic on ships, mantarın izlediği yolu ve kullandığı ulaşım biçimini ekleyen bir present participle öbeğidir. Öbeğin örtük öznesi, ana cümlenin öznesi The fungus ile aynıdır. Virgülden sonra kullanılan bu öbek, yakından ilişkili bir hareketi ek bilgi olarak sıkıştırır ve “and it traveled across the Atlantic on ships” yapısına benzer. Böylece originated ana bilgi olarak kalır ve anlatım daha kısa olur.
Alıştırma
Aynı öznenin yaptığı yolculuğu present participle öbeğiyle doğru biçimde ekleyen cümle hangisidir?
- The package reached the village, and traveling by boat for the final fifty miles.
- The package reached the village, traveling by boat for the final fifty miles.
- The package reached the village, traveled by boat for the final fifty miles.
Cevabı göster
The package reached the village, traveling by boat for the final fifty miles.
And while it destroyed potato harvests across Europe, Anlatım akışı
1:13Ve Avrupa çapında patates hasatlarını yok etmesine rağmen,
wealthier countries, then as today, Anlatım akışı
1:16o zaman da bugün olduğu gibi daha zengin ülkeler,
as they had more resources to draw on. Öbek fiiller
1:19çünkü kullanabilecekleri daha çok kaynakları vardı.
while ... wealthier countries ... fared better: ödünleme ve karşıtlık
Burada while, “... sırasında” değil, “... olmasına rağmen” anlamındadır. while yan cümlesi önce geniş kapsamlı bir gerçeği kabul eder: Avrupa genelindeki patates hasatları yok olmuştur. Ana cümle daha sonra bununla karşıtlık oluşturan sonucu, yani daha zengin ülkelerin genellikle daha iyi durumda kaldığını verir. Bu sıralama, ortak zarardan eşit olmayan sonuçlara geçer. While + kabul edilen gerçek, karşıt ana iddia yapısı, bir gerçeğe yer verdikten sonra o gerçeğin doğurabileceği beklentiden farklı bir sonucu vurgulamayı sağlar.
Alıştırma
“While the road was badly flooded, the rescue team still reached the village by noon.” cümlesinde while ne işlev görür?
- Bir ödünleme getirir: Sonuç, güçlüğe rağmen gerçekleşmiştir.
- Su baskınının ve varışın tam olarak aynı süre boyunca devam ettiğini söyler.
- Kurtarma ekibinin varış nedenini açıklar.
Cevabı göster
Bir ödünleme getirir: Sonuç, güçlüğe rağmen gerçekleşmiştir.
then as today: geçmişle bugünü bağlamak
Then as today, zamanları karşılaştıran bir ara sözdür. O zaman da bugün olduğu gibi anlamına gelir ve daha varlıklı ülkelerle ilgili ifadenin hem söz konusu tarihsel dönem hem de günümüz için geçerli olduğunu gösterir. Bu sözcükler ana cümlenin temel yapısının dışında kalır ve iddianın nasıl okunacağını düzenler. Çıkarıldıklarında wealthier countries generally fared better ana yapısı korunur; bırakıldıklarında ise geçmişe ilişkin gözlem günümüzdeki bir örüntüyle doğrudan bağlanır.
Alıştırma
then as today bu cümlede ne işlev görüyor?
- Günümüzü tarihsel olaylardan sonraki adım olarak gösterir.
- Durumun geçmişten bugüne kesintisiz biçimde iyileştiğini söyler.
- Aynı genel örüntünün geçmişte de geçerli olduğunu ve bugün hâlâ sürdüğünü söyler.
Cevabı göster
Aynı genel örüntünün geçmişte de geçerli olduğunu ve bugün hâlâ sürdüğünü söyler.
more resources to draw ... on: kullanılabilecek kaynaklar
Vurgulanan bölüm, ardından gelen on ile tamamlanır: more resources to draw on. Burada draw on, yardım veya destek için mevcut bir kaynaktan yararlanmak anlamına gelir. Sıklıkla resources, experience, knowledge, funds ve evidence gibi sözcüklerle kullanılır. Resources, to draw on ifadesinden önce gelse de ülkelerin yararlandığı şey olmaya devam eder. Bu, ilgi cümleciğine benzeyen bir mastar yapısıdır: resources [that they can] draw on. İngilizcede gerekli olan on edatı sonda kalır.
Alıştırma
Cümleyi, kullanılabilir bir kaynaktan yararlanmak anlamına gelen dersteki öbeksi fiille tamamlayın: During the crisis, the team had years of local experience to ____.
Cevabı göster
draw on
were already impoverished and entirely dependent Kalıp ifadeler
1:25halihazırda yoksullaşmış durumdaydı ve tamamen
making them disproportionately vulnerable. Dilbilgisi
1:29bu da onları orantısız derecede savunmasız kılıyordu.
were already impoverished and entirely dependent on this single crop: zaten yoksullaşmış ve tamamen bu tek ürüne bağımlıydı
Çoğul özneyle kullanılan were fiili, regions sözcüğünü iki paralel duruma bağlar: already impoverished ve entirely dependent on this single crop. Already, yoksulluğun daha sonraki krizden önce de var olduğunu gösterirken entirely bağımlılığın derecesini vurgular. be dependent on + isim öbeği yapısı, birine veya bir şeye bağlı olmak anlamına gelir. Burada tek bir ürüne bağımlılık, o ürün başarısız olduğunda çok az alternatif olduğu veya hiç alternatif olmadığı anlamına gelir.
Alıştırma
Sabit sözcük birlikteliğini tamamlayın: The coastal town is dependent ____ one ferry route for supplies.
Cevabı göster
on
making them disproportionately vulnerable: onları orantısız ölçüde savunmasız hâle getirerek
making them disproportionately vulnerable şeklindeki -ing yan cümlesi, daha önce anlatılan durumun tamamının sonucunu verir. and this made them disproportionately vulnerable biçiminde açılabilir; ancak ortaç yan cümlesi neden ve sonucu daha özlü biçimde sunar. Yan cümledeki kalıp make + nesne + sıfattır: make + them + vulnerable. Them, regions sözcüğüne gönderme yapar. Disproportionately, makul olandan veya karşılaştırılabilir gruplardakinden daha yüksek bir dereceyi belirtir; dolayısıyla bu bölgelerin kırılganlığı olağan dışı derecede yüksekti.
Alıştırma
Sonucu belirtmek için make fiilinin -ing biçimiyle cümleyi tamamlayın: The power cut disabled the pumps, ____ the basement vulnerable to flooding.
Cevabı göster
making
are often most severe at the poverty line. Kültür
1:33genellikle yoksulluk sınırında en şiddetli halini alır.
food insecurity: yeterli gıdaya güvenilir erişimin olmaması
food insecurity, yeterli, güvenli ve besleyici gıdaya düzenli ve güvenilir biçimde erişememe durumudur. Bir sonraki öğünün belirsiz olması, beslenme kalitesinin düşürülmesi veya daha az yemek zorunda kalınması buna dâhil olabilir. Bu cümlede terim, sorunu yalnızca geçici bir açlık hissi olarak değil, halk sağlığı ve kamu politikalarında incelenen sürekli bir gıdaya erişim riski olarak sunar.
Alıştırma
Hangi durum food insecurity kavramını en iyi gösterir?
- Bir aile gelecek hafta yeterli yiyecek alıp alamayacağını sık sık bilmiyor.
- Bir kişi öğle yemeği bir saat geciktiği için aç hissediyor.
- Bir restoran yaz için menüsünü değiştiriyor.
Cevabı göster
Bir aile gelecek hafta yeterli yiyecek alıp alamayacağını sık sık bilmiyor.
at the poverty line: sosyoekonomik eşikte veya yakınında
Yoksulluk sınırı, geliri veya kaynakları çok düşük kişi ya da haneleri belirlemek için kullanılan resmî veya araştırmaya dayalı bir eşiktir. Hesaplama biçimi ülkeye, yıla ve sisteme göre değişebilir. Buradaki at the poverty line, kişi ya da haneleri bu sosyoekonomik eşiğin üzerinde veya yakınında konumlandırır; fiziksel bir çizgiden söz etmez. İfade, etkinin şiddetini sınırlı ekonomik kaynaklarla ilişkilendirir.
Alıştırma
Bir sosyal politika raporunda at the poverty line ne anlama gelir?
- Yoksulluğu ölçmek için kullanılan resmî eşiğin üzerinde veya yakınında
- Yoksul bir mahallede işaretlenmiş bir sınır çizgisinin üzerinde durmak
- Yoksulluk eşiğinin kesinlikle çok üzerinde gelir elde etmek
Cevabı göster
Yoksulluğu ölçmek için kullanılan resmî eşiğin üzerinde veya yakınında
But while the failed harvest created a class crisis, Anlatım akışı
1:36Ancak başarısız hasat bir sınıf krizi yaratırken,
the government's response turned it into a national catastrophe. Öbek fiiller
1:39hükümetin tepkisi bunu ulusal bir felakete dönüştürdü.
But while ...: ana iddiadan önce bir nedeni kabul etmek
Burada while ödünleme bildiren bir yan cümle başlatır: kötü hasadın gerçekten bir sınıf krizi yarattığını kabul eder. Temel işlevi, iki olayın aynı anda gerçekleştiğini söylemek değildir. Daha güçlü iddia ana cümlededir: hükümetin tepkisi bu krizi ulusal bir felakete dönüştürmüştür. But önceki anlatımdan bir dönüşü gösterir; while A, B kalıbı ise A'yı kabul ettikten sonra vurguyu B'ye taşır.
Alıştırma
“While the storm caused damage, the slow response deepened the crisis,” cümlesinde yapı neyi vurgular?
- Fırtına hiçbir zarara yol açmadı.
- Fırtına ve tepki tam olarak aynı anda gerçekleşti.
- Yavaş tepki zaten var olan krizi daha kötü hâle getirdi.
Cevabı göster
Yavaş tepki zaten var olan krizi daha kötü hâle getirdi.
turned it into a national catastrophe: turn + object + into + result yapısı
Turn + object + into + result, “nesnenin sonuç durumuna gelmesine neden olmak” anlamına gelir. Burada it, daha önce sözü edilen sınıf krizini; a national catastrophe ise yeni ve daha ağır durumu belirtir. Bu yapı fiziksel bir dönüşümü veya bir durumdaki değişikliği anlatabilir. Neden-sonuç anlatımında çoğunlukla bir eylemin var olan bir sorunu değiştirdiğini ya da ağırlaştırdığını gösterir.
Alıştırma
Turn + object + into + result yapısını tamamlayın: The heavy rain turned the path ____ a river.
Cevabı göster
into
Değişen derecelerde İngiliz kontrolü altındaki İrlanda
Bu yan cümle, İngiltere’nin yüzyıllar boyunca İrlanda üzerinde siyasi güç kullandığını anlatır. varying degrees, bu kontrolün biçim ve yoğunluğunun zamanla değiştiğini belirtir; değişmeden süren tek bir sistemi anlatmaz. Geçmiş zamanın öncesini belirten had been, bu uzun ilişkiyi hemen ardından anlatılan 1845 durumundan önceye yerleştirir. Bu da Londra merkezli hükûmetin kararlarının, ilgisiz bir yabancı ülkenin eylemleri değil, bu yönetim ilişkisinin bir parçası olduğunu anlamaya yardımcı olur.
Alıştırma
Vurgulanan yan cümle 1845 yılı için nasıl bir arka plan oluşturuyor?
- İrlanda, biçimi ve yoğunluğu değişse de yüzyıllar boyunca İngiliz kontrolü altında kalmıştı.
- İrlanda tamamen bağımsız kalmış ve yalnızca 1845’te kısa bir İngiliz müdahalesi yaşamıştı.
- İngiliz kontrolü, İrlanda’nın Londra’yla ilk kez bağlantı kurduğu 1845 yılında başlamıştı.
Cevabı göster
İrlanda, biçimi ve yoğunluğu değişse de yüzyıllar boyunca İngiliz kontrolü altında kalmıştı.
1845 yılına gelindiğinde Birleşik Krallık’ın bir parçası olmak
Burada part of the United Kingdom, İrlanda’nın 1845 yılına gelindiğindeki siyasi ve hukuki statüsünü belirtir. Bu coğrafi bir açıklama değildir: İrlanda, merkezî hükûmeti Londra’da bulunan Birleşik Krallık içinde yönetiliyordu. Bu arka plan, İrlanda’daki politikalar üzerindeki yetkiyi Birleşik Krallık hükûmetine bağlar. Sonraki anlatıda kıtlık sırasında hükûmet kararları ve sorumluluğu ele alındığında bu bağ önemlidir.
Alıştırma
1845 bağlamında part of the United Kingdom neyi belirtir?
- İrlanda yalnızca Birleşik Krallık’ın ticaret ortağıydı.
- İrlanda coğrafi olarak Londra’nın içinde bulunuyordu.
- İrlanda, Birleşik Krallık hükûmetinin siyasi yetkisi altındaydı.
Cevabı göster
İrlanda, Birleşik Krallık hükûmetinin siyasi yetkisi altındaydı.
its government based in London: Londra merkezli hükûmet
Cümlenin daha geniş with yapısında its government based in London, yönetim düzenini açıklar: İrlanda'dan sorumlu hükûmetin ana merkezi İrlanda'da değil, Londra'daydı. Based in, bir kurumun ana konumunu ya da faaliyet merkezini belirtir. Bu ayrıntı, daha sonra kullanılan this distant ruling body ifadesine arka plan sağlar: İrlanda'yı etkileyen kararlar, coğrafi olarak ayrı bir merkezden alınıyordu.
Alıştırma
“The agency is based in London” cümlesinin en doğal anlamı nedir?
- Kuruluşu Londra şehri kurmuştur.
- Kuruluş yalnızca Londra'da yaşayan insanlara hizmet verir.
- Londra, kuruluşun ana konumu veya faaliyet merkezidir.
Cevabı göster
Londra, kuruluşun ana konumu veya faaliyet merkezidir.
from North America and offered the Irish Kalıp ifadeler
1:57Kuzey Amerika'dan ve İrlandalılara teklif etti
this distant ruling body: uzaktaki yönetim organı
Ruling body, yönetme ya da en üst düzey karar alma yetkisine sahip bir kurum veya grup için kullanılan resmî bir ifadedir. Burada this distant ruling body, merkezi Londra'da bulunan Birleşik Krallık hükûmetine gönderme yapar. Distant yalnızca fiziksel uzaklık katmaz. Bu bağlamda karar alıcıları, politikalarından etkilenen İrlanda halkından siyasi olarak da kopuk gösterir; böylece ifade hem otoriteyi hem de mesafeli oluşu vurgular.
Alıştırma
Cümlede this distant ruling body neye gönderme yapıyor?
- İrlanda üzerinde yönetim yetkisine sahip Londra merkezli hükûmet.
- Evinden uzakta çalışan İrlandalı işçilerden oluşan bir grup.
- Uzakta bulunan bir hükûmet binasının şekli.
Cevabı göster
İrlanda üzerinde yönetim yetkisine sahip Londra merkezli hükûmet.
offered the Irish employment: offer + alıcı + şey yapısı
offered the Irish employment, offer + alıcı + sunulan şey biçimindeki çift nesneli yapıyı kullanır. the Irish alıcı gruptur; employment ise sunulan şeydir. Aynı anlam offered employment to the Irish biçiminde de verilebilir. Bu yapı önce kişi veya grubu, ardından ona sunulan işi, fırsatı, yardımı ya da başka bir kaynağı belirtir.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için offer, graduates ve jobs sözcüklerini çift nesneli yapıda kullanın: The internship program will ____ after the course.
Cevabı göster
offer graduates jobs
on public works projects: devlet altyapı projelerinde çalışma
Public works projects; yollar, köprüler ve su sistemleri gibi halka yönelik altyapıyı inşa etmek veya bakımını yapmak için devlet tarafından finanse edilen ya da düzenlenen projelerdir. Bu cümlede employment on these projects, bu inşaat veya bakım çalışmalarında ücretli olarak çalışmak anlamına gelir. Buradaki works, kitap veya sanat eseri gibi yaratıcı eserleri değil, mühendislik ya da inşaat faaliyetlerini belirtir.
Alıştırma
Hangi örnek en açık biçimde bir public works project sayılır?
- Özel günlüğünü yazan bir yazar
- Kendi mutfağını yeniden boyayan bir aile
- Köprüleri onarmak için belediye tarafından finanse edilen bir proje
Cevabı göster
Köprüleri onarmak için belediye tarafından finanse edilen bir proje
was poorly distributed: paylaştırma veya teslimat sorunu
Was poorly distributed edilgen bir yapıdır: ithal gıdalar etkili biçimde paylaştırılmamış veya teslim edilmemiştir. Yardım ya da lojistik bağlamında distribute, malzemeleri farklı kişilere veya yerlere dağıtmak anlamına gelir. Poorly, dağıtımın nasıl yapıldığını anlatır. Gıdanın kendisinin kalitesiz olduğunu söylemez.
Alıştırma
“The medicine was poorly distributed” ne anlama gelir?
- İlaç hiç üretilmedi.
- İlaç etkili biçimde paylaştırılmadı veya teslim edilmedi.
- İlacın kendisi düşük kaliteliydi.
Cevabı göster
İlaç etkili biçimde paylaştırılmadı veya teslim edilmedi.
offered insufficient nutrition: yetersiz besin değeri sağlamak
Burada offered, «önerdi» veya «bir seçenek olarak sundu» değil, «sağladı» anlamındadır. Yiyecekler insanların ihtiyaç duyduğu miktarda veya çeşitlilikte besin ögesi sağlamıyordu. Insufficient nutrition, yalnızca yiyecek miktarına değil, beslenmenin yeterli olup olmadığına odaklanır. Yiyeceğin toplam hacmi yeterli olsa bile besin değeri yetersiz olabilir.
Alıştırma
Hangi durum insufficient nutrition ifadesini en iyi örnekler?
- Yiyecek teslimatı bir gün geç gelir.
- Masada çok az tabak vardır.
- Yiyecek çoktur, ancak öğünlerde temel besin ögeleri eksiktir.
Cevabı göster
Yiyecek çoktur, ancak öğünlerde temel besin ögeleri eksiktir.
Sonuç bildiren making ... more vulnerable to disease yapısı
Buradaki making, bu parçadan hemen önce belirtilen eylem veya durumun sonucunu bildiren bir şimdiki zaman ortaç yan cümlesi başlatır. Ayrı bir ana cümle değildir; önceki durumu bu sonucun nedeni olarak sunar. Yapı make + nesne + sıfat tamamlayıcısı şeklindedir: make the population more vulnerable. More vulnerable to disease, hastalığa karşı koyma gücünün azalması ve bu nedenle hastalıktan zarar görme olasılığının artması demektir. Bu yapı neden ile sonucu tek cümlede birleştirir.
Alıştırma
Sonuç bildiren yan cümleyi make fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The storm damaged the water system, ____ residents more vulnerable to disease.
Cevabı göster
making
maternal and child mortality: anne ve çocuk ölüm oranları
Maternal and child mortality, gebelik ve doğumla bağlantılı anne ölümlerini ve çocuklar arasındaki ölümleri ya da bunların ölçülen düzey veya oranını anlatan bir halk sağlığı terimidir. Kesin çocuk yaş aralığı ve istatistiksel ölçüm rapora göre değişebilir; bu nedenle kullanılan tanım önemlidir. Buradaki mortality, tek bir kişinin ölümünü değil, nüfus düzeyindeki bir sonucu anlatır. Bu nedenle increasing maternal and child mortality, yalnızca hastalıkların artması değil, bu gruplarda ölümlerin daha sık gerçekleşmesi demektir.
Alıştırma
Bir halk sağlığı raporunda maternal and child mortality neyi ifade eder?
- Gebelik ve doğumla bağlantılı ölümler veya ölüm oranları ile çocuklar arasındaki ölümler veya ölüm oranları
- Bir nüfustaki doğum oranları
- Ölümlerden söz etmeyen hastalıklar ve komplikasyonlar
- Kadınların çocuk sahibi olduğu ortalama yaş
Cevabı göster
Gebelik ve doğumla bağlantılı ölümler veya ölüm oranları ile çocuklar arasındaki ölümler veya ölüm oranları
the British continued to export Ireland's grain and livestock. Dilbilgisi
2:16İngilizler İrlanda'nın tahıl ve canlı hayvanlarını ihraç etmeye devam etti.
Worse still: daha ciddi bir olumsuz bilgiyi sunmak
Worse still, zaten kötü olan bir durumdan daha ciddi olumsuz bir gerçeğe geçiş yapan ve cümle başında kullanılan bir geçiş ifadesidir. Dinleyiciye sıradaki bilginin sıradan bir ek değil, durumun daha da kötüleşmesi olduğunu bildirir. Bu cümlede, kriz sırasında tahıl ve çiftlik hayvanı ihracatının sürmesi önceki durumu daha da kötüleştiren bir olgu olarak sunulur. Buradaki still, kalıplaşmış geçiş ifadesinin parçasıdır ve worse sözcüğünü güçlendirir; “şimdiye kadar hâlâ” anlamındaki zaman ifadesi değildir.
Alıştırma
İkinci sorunun ilkinden daha ciddi olduğunu en iyi hangi geçiş ifadesi gösterir? The team missed its deadline. ___, the client canceled the contract.
- In other words
- For example
- Worse still
Cevabı göster
Worse still
continued to export...: durmayan bir eylem
Continued to export, geçmiş zamanlı continued to + fiilin yalın hâli kalıbını izler. İhracatın durmak yerine sürdüğünü belirtir. Ireland's grain and livestock ifadesi export fiilinin nesnesidir; ihraç edilen şeyleri gösterir. Yapı tek başına nötrdür. Bu cümlenin kriz bağlamında ihracatın sürdürülmesi yerel halkın gıda ihtiyacıyla çatışır ve ifadeye eleştirel bir anlam yükler.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için continue to yapısının geçmiş zamanını ve ignore fiilini kullanın: Even after two warnings, the driver ____ the speed limit.
Cevabı göster
continued to ignore
the public works projects required lengthy shifts Kalıp ifadeler
2:20bayındırlık projeleri uzun vardiyalar gerektiriyordu
and were far from where most workers lived.
2:25ve işçilerin çoğunun yaşadığı yerlerden çok uzaktaydı.
lengthy shifts of grueling manual labor: yorucu beden emeğiyle geçen uzun vardiyalar
lengthy shifts, uzun süren çalışma vardiyaları demektir. Shift, planlanmış tek bir çalışma dönemidir; bu nedenle çoğul shifts, uzun çalışma dönemlerinin tekrarlandığını gösterir. of grueling manual labor, bu vardiyaların ne tür işle geçtiğini açıklar. Grueling son derece yorucu ve zorlayıcı, manual labor ise ağırlıklı olarak fiziksel güçle yapılan iş demektir. Bu yoğun isim öbeği süreyi, tekrarı, zorluğu ve fiziksel çabayı birlikte vurgular.
Alıştırma
Hangi cümle, temizlik işinin tekrarlanan uzun süreli ve yorucu fiziksel çalışma gerektirdiğini doğal biçimde anlatır?
- The cleanup required lengthy shifts of grueling manual labor.
- The workers took a long break from physical work after the cleanup.
- The cleanup involved brief periods of light office work.
Cevabı göster
The cleanup required lengthy shifts of grueling manual labor.
just one of countless tragic incidences: daha geniş bir örüntü içindeki tek vaka
just one of countless + çoğul isim kalıbı, tek bir örneği çok daha büyük bir grubun içine yerleştirir. Just, seçilen vakanın bütünün yalnızca küçük bir parçası olduğunu gösterirken countless benzer vakaların çok fazla olduğunu vurgular. Burada bu kalıp, genel bir örüntüden Thomas Malone'un özel hikâyesine geçiş yapar. Ayrıca dinleyiciye bu hikâyeyi tek başına kalmış bir olay olarak değil, daha geniş durumu temsil eden bir örnek olarak anlaması gerektiğini söyler.
Alıştırma
Cümleyi “çok daha büyük bir grubun içindeki tek bir örnek” anlamına gelen üç sözcüklü hedef kalıpla tamamlayın: Her complaint is ____ countless reports of the same problem.
Cevabı göster
just one of
walked 18 kilometers roundtrip: toplam gidiş dönüş mesafesi
walked 18 kilometers roundtrip ifadesinde roundtrip, işe gidiş ve geri dönüşün tamamını belirtir. 18 kilometre iki yönün toplam mesafesidir; her bir yönün 18 kilometre olduğu anlamına gelmez. Gidiş ve dönüş mesafeleri eşitse her biri yaklaşık 9 kilometredir. Roundtrip sözcüğü, mesafe sayısının nasıl yorumlanması gerektiğini gösterir.
Alıştırma
İşe gidiş geliş mesafesi 10 kilometers roundtrip olarak belirtiliyor ve iki yönün mesafesi eşit. Tek yön kaç kilometredir?
- 5 kilometers
- 20 kilometers
- 10 kilometers
Cevabı göster
5 kilometers
leaving behind his wife and six children. Öbek fiiller
2:41geride eşini ve altı çocuğunu bırakarak.
leaving behind his wife and six children: geride kalan aile
Ölüm bağlamında leaving behind his wife and six children, o öldükten sonra bu aile üyelerinin hayatta kaldığı anlamına gelir. Onları yanlışlıkla bir yerde unuttuğu anlamına gelmez. Dil bilgisi bakımından leaving behind ..., önceki olayın sonucunu ekleyen -ing'li bir ortaç öbeğidir: ölümü, ailesini onsuz bırakmıştır. Bu yapı, bir kişinin ölümünden veya kalıcı olarak ayrılmasından sonra kalan insanları ya da şeyleri de tanıtabilir.
Alıştırma
Cümleyi leave behind ifadesinin -ing biçimiyle tamamlayın: The scientist died in 2010, ____ two children and a major body of work.
Cevabı göster
leaving behind
Despite + isim öbeği
Despite, ana cümledeki sonucun gerçekleşmesini beklenmedik gösterebilecek bir durumu sunar. Burada the year's countless tragedies isim öbeği bu karşıt arka planı verir; ana cümle ise buna rağmen ne olduğunu belirtir. Despite bir edattır. Bu yapıda ardından bir isim öbeği gelir; öznesi ve yüklemi olan tam bir yan cümle doğrudan gelemez.
Alıştırma
Hangi cümlede despite karşıtlık belirtmek için doğru kullanılmıştır?
- Despite of the traffic, we arrived on time.
- Despite the traffic, we arrived on time.
- Despite the traffic was heavy, we arrived on time.
Cevabı göster
Despite the traffic, we arrived on time.
managed to scrape by: zar zor geçinmeyi başarmak
Scrape by, para veya başka kaynaklar ancak temel ihtiyaçlara yetecek kadar azken hayatta kalmak ya da geçinmek anlamına gelir. Bu bir öbek fiildir; dolayısıyla scrape burada gerçek anlamında kullanılmaz. Managed to, ailelerin zor bir şeyi başardığını gösterir. Bu nedenle managed to scrape by bütünü, çok sınırlı kaynaklarla ve büyük zorluk içinde o sıkıntılı dönemi atlatabildikleri anlamına gelir.
Alıştırma
Scrape ile başlayan ve «çok az parayla zar zor geçinmek» anlamına gelen iki sözcüklü öbek fiille cümleyi tamamlayın: After his work hours were cut, he managed to ____ on a very small paycheck.
Cevabı göster
scrape by
impacting 75% of Ireland's potato yield. Dilbilgisi
2:53İrlanda'nın patates veriminin %75'ini etkiledi.
impacting 75% of Ireland's potato yield: -ing ile sayısal bir sonuç eklemek
“impacting 75% of Ireland's potato yield” şeklindeki -ing yan cümlesi, ana cümledeki olaylara sayısal olarak belirtilen bir sonuç ekler. Burada impacting, “etkileyen” anlamındadır: koşulların ağırlaşmasının ülkenin patates üretiminin %75'ini etkilediğini belirtir. Bu ifade tek başına söz konusu üretimin tamamının yok olduğu anlamına gelmez. Tarımda yield, bir ürünün sağladığı üretim miktarıdır. Potato yield patates üretimini ölçer; patates ekilen arazinin büyüklüğünü değil.
Alıştırma
“The disease worsened, impacting 75% of the region's potato yield,” cümlesindeki -ing yan cümlesi ne yapar?
- Hastalığın ilk kez neden ortaya çıktığını açıklar.
- Patates ekilen arazinin %75'inin satıldığını söyler.
- Patates fiyatlarının %75 arttığını bildirir.
- Sayısal bir sonuç ekler ve üretilen patates miktarına gönderme yapar.
Cevabı göster
Sayısal bir sonuç ekler ve üretilen patates miktarına gönderme yapar.
relief efforts diminished substantially: organize yardım büyük ölçüde azaldı
Relief efforts; kriz sırasında yiyecek, para, barınak veya tıbbi yardım gibi destekleri sağlamak için yürütülen organize çalışmalardır. Diminished substantially, ölçek veya yoğunluk bakımından çok küçülmek anlamına gelir; substantially, azalmanın büyük olduğunu vurgular. Cümle, ikinci yılda sağlanan yardımın azaldığını söylüyor. Yardım ihtiyacının azaldığını veya kıtlığın hafiflediğini söylemiyor.
Alıştırma
Burada “relief efforts diminished substantially” ne anlama geliyor?
- Organize yardım çok daha etkili hâle geldi.
- İnsanlar birdenbire daha az endişeli hissetti.
- Organize yardım büyük ölçüde azaldı.
- Yardım ihtiyacı ortadan kalktı.
Cevabı göster
Organize yardım büyük ölçüde azaldı.
And while international aid helped save lives, Anlatım akışı
3:00Ve uluslararası yardımlar hayat kurtarmaya yardımcı olsa da,
while A, B: bir gerçeği kabul edip ardından sınırlılığı vurgulama
Burada while zaman ilişkisi değil, ödünleyici bir karşıtlık kurar. Uluslararası yardımın gerçekten hayat kurtarmaya yardımcı olduğunu kabul eder; ardından ana cümle, toplam ihtiyacın hâlâ çok büyük olduğu sınırlayıcı gerçeğini ekler. while A, B kalıbı iki bilgiyi de doğru kabul eder, ancak asıl vurguyu B'ye yerleştirir. Olumlu bir noktayı kabul ettikten sonra bunun neden yeterli olmadığını göstererek ifadeyi daha kesin hâle getirir.
Alıştırma
Hangi cümlede while bir gerçeği kabul ettikten sonra ona karşıt başka bir gerçeği vurgulamak için kullanılmıştır?
- While the librarian was speaking, everyone took notes.
- We waited while the room was cleaned.
- While the new library is smaller, it offers more study space.
Cevabı göster
While the new library is smaller, it offers more study space.
the government limited who was eligible for relief Kelime
3:07hükümet kimlerin yardıma uygun olduğunu sınırladı
kimlerin yardım almaya uygun olduğu
Be eligible for something, bir şeyi almak ya da bir programa katılmak için resmî koşulları karşılamak demektir. Bu cümlede eligible for relief, devlet yardımını almaya hak kazanmak anlamındadır; yardımın gerçekten alındığını göstermez. who was eligible for relief yan cümlesi, bu koşulları hangi kişilerin karşıladığını belirtir. limited fiilinden sonra gelen yan cümlenin tamamı, hükûmetin neyi sınırladığını ifade eder.
Alıştırma
Cümleyi who + be eligible for yapısının şimdiki zamandaki açık biçimiyle tamamlayın: The guide explains ____ the training grant.
Cevabı göster
who is eligible for
and tasked Ireland with funding the relief efforts themselves Kalıp ifadeler
3:09ve İrlanda'yı yardım çabalarını kendisi finanse etmekle görevlendirdi
As the crisis wore on: anlatının zaman çizgisini ilerletme
As the crisis wore on ifadesinde wore on, wear on fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve “uzun süre devam etti” anlamına gelir. Özne crisis olduğunda, bu dönemin uzayıp yorucu hâle geldiğini de düşündürür. Cümle başındaki bu zaman çerçevesi anlatıyı ileri taşır. Ana cümlenin, kriz sürerken daha sonra ortaya çıkan ya da yavaş yavaş gerçekleşen bir gelişmeyi anlatacağını bildirir.
Alıştırma
Toplantının uzun süre devam ettiğini göstermek için cümleyi wear on ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: As the meeting ____, everyone became less focused.
Cevabı göster
wore on
tasked Ireland with funding: task someone with doing something
Task someone with doing something, bir kişi ya da gruba bir işin sorumluluğunu resmî olarak vermek demektir. Tasked geçmiş zamandadır, Ireland görevi alan taraftır ve funding, with edatından sonra geldiği için -ing biçimindedir. Burada verilen sorumluluk, yardım çalışmalarını finanse etmekti. Bu bağlamda themselves, finansmanı görevi veren hükûmetin değil, İrlanda’nın veya İrlandalı yetkililerin sağlaması gerektiğini vurgular.
Alıştırma
Cümleyi with sözcüğü ve assess fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The agency tasked the team ____ the damage.
Cevabı göster
with assessing
Most modern historians view these disastrous policies Kalıp ifadeler
3:15Çoğu modern tarihçi bu felaket getiren politikaları
and political infighting. Kelime
3:23ve siyasi iç çatışmaların bir karışımından kaynaklandığı şeklinde görüyor.
view A as stemming from B: A’nın B’den kaynaklandığını düşünmek
View A as B, “A’yı B olarak görmek veya yorumlamak” demektir. Burada değerlendirmeyi tarihçiler yapar; A, these disastrous policies ifadesidir ve as sonrasındaki açıklama stemming from ile başlar. Stem from, “kaynaklanmak” veya “nedeni olmak” anlamına gelir. view A as stemming from B kalıbının tamamı, A’nın kaynağını B’ye bağlarken bu açıklamayı tartışmasız bir gerçek olarak değil, tarihçilerin analizi olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi stem from ifadesinin -ing biçimiyle tamamlayın: Experts view the delay as ____ poor planning.
Cevabı göster
stemming from
toxic religious ideology ve laissez-faire economic policies
Toxic religious ideology ifadesinde toxic mecazidir ve güçlü bir değerlendirme içerir: Bir dinî düşünce sistemini kelimenin gerçek anlamıyla zehirli değil, toplumsal açıdan zararlı olarak tanımlar. İfade belirli bir ideolojiyi eleştirir; tüm dinlerin zararlı olduğunu söylemez. Laissez-faire economic policies, devletin piyasalara ve ekonomik faaliyetlere asgari düzeyde müdahale etmesini savunan politikalardır. Bu sıralamada iki ifade, tarihçilerin yıkıcı politikalara katkıda bulunduğunu düşündüğü farklı arka plan etkenlerini belirtir: zararlı bir inanç sistemi ve sınırlı müdahaleyi tercih eden ekonomik bir yaklaşım.
Alıştırma
Toxic religious ideology ve laissez-faire economic policies ifadelerine en uygun yorum hangisidir?
- Kelimenin gerçek anlamıyla zehirli bir madde ve tüm işletmeleri doğrudan devlet denetimine alan politikalar
- Dinî törenler ve yalnızca uluslararası ticaretle ilgili politikalar
- Olumsuz değerlendirilen bir dinî düşünce sistemi ve asgari devlet müdahalesini savunan ekonomi politikaları
Cevabı göster
Olumsuz değerlendirilen bir dinî düşünce sistemi ve asgari devlet müdahalesini savunan ekonomi politikaları
political infighting: siyasi iç çekişme
Infighting, aynı örgüte, partiye, koalisyona veya kampa mensup kişiler arasındaki çatışmadır. Bu nedenle political infighting, çoğu zaman güç, politika veya liderlik üzerine yaşanan siyasi grup içi mücadele anlamına gelir. Bu cümlede söz konusu isim öbeği, nedenler listesinin son öğesidir. Dışarıdaki rakipler arasındaki sıradan bir çatışmayı değil, siyasi bir grup veya sistem içindeki bölünmeyi gösterir.
Alıştırma
Hangi durum en iyi political infighting olarak tanımlanır?
- İki ülke yeni bir ticaret anlaşması imzalar.
- Aynı partideki gruplar liderlik için mücadele eder.
- Seçmenler oy verme yerinde sırada bekler.
Cevabı göster
Aynı partideki gruplar liderlik için mücadele eder.
British news sources callously depicted the Irish Kalıp ifadeler
3:25İngiliz haber kaynakları İrlandalıları acımasızca tasvir etti
callously depicted the Irish as ...: İrlandalıları acımasızca ... olarak tasvir etti
depict A as B kalıbı, A'yı B'nin belirttiği kimliğe veya özelliklere sahipmiş gibi sunmak anlamına gelir. Bir imajın nasıl şekillendirildiğini anlatır; betimlemenin doğru olduğunu tek başına kanıtlamaz. Burada haber kaynakları, İrlandalıların imajını aşağılayıcı kalıp yargılarla şekillendirmiştir. Callously, depicted fiilini niteler ve acımasız bir umursamazlıkla anlamına gelir. Anlatıcının, insanların acısını veya onurunu görmezden gelen bu tasvir biçimini kınadığını gösterir. Dolayısıyla cümle, bu etiketleri onaylamak yerine medyanın çerçeveleme biçimini eleştirir.
Alıştırma
Callously ve depict fiilinin geçmiş zaman biçimini kullanarak cümleyi vurgulanan kalıpla tamamlayın: The film ____ the elderly characters ____ helpless and foolish.
Cevabı göster
callously depicted · as
damgalayıcı bir kalıp yargı olarak lazy, simple-minded alcoholics
lazy, simple-minded alcoholics ifadesi, İngiliz haber kaynaklarına atfedilen üç aşağılayıcı etiketi bir araya getirir. İrlandalıların nesnel bir betimlemesi olarak sunulmaz. depicted the Irish as ... yapısı, medyanın İrlandalıları nasıl gösterdiğini belirtirken callously anlatıcının eleştirisini hissettirir. Tarihî bir metni okurken bir önyargının aktarılmasıyla onaylanmasını birbirinden ayırın.
Alıştırma
Bu cümlede lazy, simple-minded alcoholics ifadesinin en doğru yorumu hangisidir?
- Anlatıcının kabul ettiği nesnel gerçeklerdir.
- Anlatıcının eleştirdiği medya kalıp yargılarıdır.
- Belirli üç kişinin tarafsız betimlemeleridir.
Cevabı göster
Anlatıcının eleştirdiği medya kalıp yargılarıdır.
aktarılan bir inanç olarak the famine was God's punishment
the famine was God's punishment ifadesi, bazı karar vericilerin benimsediği dinî bir açıklamayı sunar: Felaketi, günah saydıkları davranışlara verilen ilahi bir ceza olarak yorumlamışlardır. Aktarım fiili believed, bunun anlatıcının doğruladığı bir neden değil, onların görüşü olduğunu gösterir. Bu inanç, acıyı sözde yanlış davranışlarla ilişkilendirerek kıtlığı ahlaki bir meseleye dönüştürür. Mağdurların yardıma ihtiyaç duyan insanlar yerine cezayı hak eden kişiler gibi görünmesine yol açabilir; bu da böyle bir inancın kamu kararlarını nasıl etkileyebildiğini anlamaya yardımcı olur.
Alıştırma
Cümlede the famine was God's punishment ifadesinden önce neden believed kullanılmıştır?
- Dinî açıklamayı bazı karar vericilere atfetmek için
- Londra'daki herkesin aynı görüşte olduğunu göstermek için
- Kıtlığa ilahi cezanın neden olduğunu kanıtlamak için
Cevabı göster
Dinî açıklamayı bazı karar vericilere atfetmek için
for these sinful behaviors: dinî ve ahlaki kınama
punishment for these sinful behaviors ifadesinde for, cezanın sözde nedenini belirtir. Sinful behaviors yalnızca kötü davranışlardan daha güçlü bir anlam taşır: sinful, davranışı Tanrı'nın iradesini veya katı bir ahlak kuralını ihlal eden bir günah olarak çerçeveler ve bu nedenle dinî ve ahlaki kınama içerir. Bu cümlede bu çerçeve, kıtlığın ilahi bir ceza olduğu inancını destekler. These daha önce sözü edilen davranışlara gönderme yapıp onları yargının konusu hâline getirir; ancak suçlamaların doğru olduğunu tek başına kanıtlamaz.
Alıştırma
Doğru mu, yanlış mı? Tarafsız bir politika tartışmasında sinful behaviors, harmful behavior demenin tarafsız bir yoludur.
- Yanlış
- Doğru
Cevabı göster
Yanlış
Other government officials purposefully blocked efforts Kalıp ifadeler
3:36Diğer hükümet yetkilileri çabaları kasıtlı olarak engelledi
purposefully blocked efforts to provide meaningful relief: gerçekten etkili yardım sağlama çabalarını kasten engellemek
Başka durumlara aktarılabilen kalıp block efforts to do something ifadesidir ve bir eylemi gerçekleştirmeye yönelik girişimleri engellemek veya önlemek anlamına gelir. Burada yetkililer yardım sağlama çabalarını engellemiştir; yani yalnızca yardım etmemekle kalmayıp yardım girişimlerine müdahale etmişlerdir. Purposefully, engellemenin kasıtlı olduğunu belirtir. Meaningful relief, yalnızca sembolik bir hareketi değil, durumda gerçek bir fark yaratacak önemli ve etkili yardımı ifade eder.
Alıştırma
Cümleyi block efforts to do something kalıbının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın. deliver fiilini kullanın: New regulations ____ medicine to remote towns.
Cevabı göster
blocked efforts to deliver
due to internal political rivalries: resmî bir neden bildirme
Due to bir olayın ya da eylemin nedenini belirtir. Burada due to internal political rivalries, siyasi sistemin içindeki farklı grupların nüfuz için rekabet etmesi veya farklı çıkarların peşinden gitmesi nedeniyle yetkililerin yardımı engellediği anlamına gelir. Bu ifade, tam bir özne-fiil cümlesi kullanmadan yetkililerin engelleme eylemiyle nedeni birbirine bağlar. Yardım çabasının neden engellendiğini resmî ve kısa bir biçimde açıklar.
Alıştırma
İsim öbeğinden önce nedeni resmî biçimde belirtmek için due to ifadesini doğru kullanan cümle hangisidir?
- The talks ended early due internal political rivalries.
- The talks ended early due because internal political rivalries.
- The talks ended early due to internal political rivalries.
Cevabı göster
The talks ended early due to internal political rivalries.
As with famines and food insecurity today, Anlatım akışı
3:42Günümüzdeki kıtlıklar ve gıda güvensizliğinde olduğu gibi,
As with famines and food insecurity today, ...: karşılaştırma çerçevesi kurmak
As with X, “X'te olduğu gibi” veya “X için de aynı şekilde” anlamına gelir. Burada bugünkü kıtlıklar ve gıda güvensizliği, tarihsel durumla yan yana getirilir; ardından ortak sorunun kaynak eksikliği değil, siyasi irade eksikliği olduğu açıklanır. Cümlenin başındaki As with famines and food insecurity today, ifadesi açıklamanın bilgi düzenini kurar. Güncel bir sorunu tarihsel analize karşılaştırma çerçevesi olarak kullanmamızı sağlar; iki durumun her ayrıntıda aynı olduğunu söylemez.
Alıştırma
Tam bir temel cümleden önce karşılaştırma çerçevesi kurmak için As with ifadesini doğru kullanan cümle hangisidir?
- As many schools with today, the academy faced a shortage of teachers.
- As with many schools today because the academy faced a shortage of teachers.
- As with many schools today, the academy faced a shortage of teachers.
Cevabı göster
As with many schools today, the academy faced a shortage of teachers.
It wasn't A, but rather B: öne sürülen nedeni düzeltme
it wasn't A, but rather B kalıbı, açıklama olarak A'yı reddeder ve B'yi daha doğru açıklama olarak sunar. Bu cümlede A, a lack of resources; B ise a lack of political will ifadesidir. Bu kalıbı, varsayılan bir nedeni düzeltmek ve dikkati gerçek olduğunu düşündüğünüz nedene yöneltmek için kullanın. A ve B dil bilgisi açısından paralel olmalıdır; burada ikisi de a lack of etrafında kurulmuş isim öbekleridir.
Alıştırma
it wasn't A, but rather B kalıbını tamamlayın: It wasn't a lack of talent that hurt the project, ____ a lack of clear leadership.
Cevabı göster
but rather
had perished from: ölüm nedenini resmî ve ağır bir dille belirtmek
Perish, die gibi “ölmek” anlamına gelir, ancak resmî ve ağır bir tona sahiptir. Perish from ölüm nedenini belirtir ve kıtlık, felaket, hastalık, savaş veya zorlu koşulları anlatan tarihî ya da ciddi metinlerde yaygındır. Had perished, past perfect yapısıdır. Ölümleri, genel anlatıdaki başka bir geçmiş olaydan veya referans noktasından önceye yerleştirir.
Alıştırma
Cümleyi perish from ifadesinin past perfect biçimiyle tamamlayın: By the time the new treatment arrived, several patients ____ the disease.
Cevabı göster
had perished from
Between 1 and 2 million more fled the country, Kalıp ifadeler
4:021 ila 2 milyon kişi daha ülkeyi terk etti,
beginning a trend that dropped Ireland's population Dilbilgisi
4:05İrlanda'nın nüfusunu düşüren bir eğilimi başlatarak
to half its pre-famine levels by the 1920s.
4:081920'lere gelindiğinde kıtlık öncesi seviyelerinin yarısına.
fled the country: tehlikeden kaçmak için ülkeyi terk etmek
Fled, flee fiilinin düzensiz geçmiş zaman biçimidir. Burada fled the country, kalmak tehlikeli ya da dayanılmaz hâle geldiği için insanların ülkeden kaçtığını anlatır. Flee fiilinden sonra yer doğrudan nesne olarak gelebilir; bu nedenle flee the country ifadesinde from gerekmez. Tarafsız leave the country ifadesinden farklı olarak flee the country, ayrılışı acil, baskı altında gerçekleşmiş veya güvenlik için gerekli bir eylem olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi flee the country ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: When the violence spread, the family ____.
Cevabı göster
fled the country
beginning a trend that ...: uzun vadeli bir sonuç eklemek
Beginning a trend ..., önceki cümlenin sonucunu ekleyen ve virgülle ayrılmış bir şimdiki zaman ortaç öbeğidir. Burada kitlesel ayrılış, nüfusun sürekli azalması yönünde bir süreci başlatmıştır; beginning, insanların nasıl yolculuk ettiğini anlatmaz. Öbek içindeki that dropped ..., trend sözcüğünü niteleyen ve eğilimin etkisini belirten bir ilgi cümleciğidir. To half its pre-famine levels değişimin ulaştığı noktayı, by the 1920s ise bu düzeye en geç ne zaman ulaşıldığını gösterir. Bu yapı bir olayı, onun başlattığı eğilimi ve sonraki sonucu tek cümlede toplar.
Alıştırma
Vurgulanan -ing öbeği özgün cümlede hangi işlevi görür?
- Kitlesel ayrılışın başlattığı uzun vadeli sonucu ekler.
- İnsanların ülkeden ayrılırken kullandığı yöntemi açıklar.
- Nüfusun neden zaten toparlanmış olduğunu belirtir.
Cevabı göster
Kitlesel ayrılışın başlattığı uzun vadeli sonucu ekler.
Today, climate change is making extreme weather Dilbilgisi
4:11Bugün, iklim değişikliği aşırı hava olaylarını
leading countless agricultural communities to face similar struggles. Dilbilgisi
4:15sayısız tarım toplumunun benzer zorluklarla yüzleşmesine yol açıyor.
make + nesne + sıfat: aşırı hava olaylarını daha yaygın ve uzun süreli hâle getirmek
make + nesne + sıfat yapısı, nesnenin belirli bir duruma gelmesine neden olmak anlamına gelir. Burada extreme weather nesnedir; more common ve sustained ise eş görevli sıfat tamamlayıcılarıdır. Cümle, iklim değişikliğinin aşırı hava olaylarının daha sık yaşanmasına ve daha uzun sürmesine neden olduğunu anlatır. is making biçimindeki şimdiki zaman, bu etkiyi devam eden bir değişim olarak sunar. Aynı yapı bir eğilimin, politikanın veya eylemin bir durumu nasıl değiştirdiğini açıklamak için kullanılabilir.
Alıştırma
make + nesne + sıfat yapısını safe sözcüğünün karşılaştırmalı biçimiyle tamamlayın: Better lighting makes this street ____ at night.
Cevabı göster
safer
leading ... to face ...: bir -ing yan cümlesiyle sonuç eklemek
leading ... biçimindeki -ing yan cümlesi, önceki durumun tamamının sonucunu anlatır. and this is leading ... gibi tam bir sonuç cümlesini kısaltır; dolayısıyla neden, daha önce anlatılan aşırı hava olaylarındaki değişimdir. Bu yan cümlenin içinde lead + nesne + to-mastar yapısı, birinin veya bir şeyin bir eylemde bulunmasına ya da bir duruma girmesine neden olmak anlamına gelir. Countless agricultural communities nesnedir; to face similar struggles ise ortaya çıkan durumdur.
Alıştırma
lead + nesne + to-mastar yapısını cancel fiiliyle tamamlayın: The storm led the organizers ____ the outdoor concert.
Cevabı göster
to cancel
Just as in Ireland: önceki bir örnekle karşılaştırmayı çerçevelemek
“Just as in Ireland”, cümlenin başına getirilen bir karşılaştırma ifadesidir. “Just as” ‘aynı şekilde’ anlamına gelir; “in Ireland” ise okurun referans alması gereken önceki örneği belirtir. Bu ifade, çiftçilerin bugünkü sıkıntısını İrlanda’daki benzer bir durumla ilişkilendirerek ardından gelen iddiayı çerçeveler. İfade, bilgilerin nasıl düzenlenmesi gerektiğini de gösterir: iki örnek arasındaki ilgili benzerliğe odaklanmak gerekir. İki örneğin her ayrıntısıyla aynı olduğunu iddia etmez.
Alıştırma
Cümlenin başındaki “Just as in Ireland” ne işe yarar?
- Yeni durumu önceki bir İrlanda örneğiyle karşılaştırarak çerçeveler.
- Günümüzdeki çiftçilerin İrlanda’da bulunduğunu söyler.
- İki durumun bütün ayrıntılarının aynı olduğunu iddia eder.
Cevabı göster
Yeni durumu önceki bir İrlanda örneğiyle karşılaştırarak çerçeveler.
farmers living on the margins: toplumsal ve ekonomik kırılganlık
“farmers living on the margins” ifadesinde “living on the margins” ortaç öbeği, “farmers” sözcüğünü niteler. Buradaki “the margins” mecazidir: fiziksel bir sınırı değil, toplumsal veya ekonomik katılımın dış kenarını ifade eder. Bu ifade; gelire, hizmetlere, korumaya veya etkiye erişimi sınırlı olan çiftçileri belirtir. Daha az desteğe sahip oldukları için gıda kıtlığı, aşırı hava koşulları veya hastalık gibi sarsıntılar onlara daha ağır zarar verebilir.
Alıştırma
Cümleyi, derste geçen ve ‘toplumsal veya ekonomik olarak dışlanmış bir konumda’ anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The outreach team supports families living ____.
Cevabı göster
on the margins
for which they bear little responsibility: bundan çok az sorumlu olmak
bear responsibility for something kalıbında bear, fiziksel olarak bir şeyi taşımak değil, 'bir şeyden sorumlu olmak' veya 'bir şeyin sorumluluğunu taşımak' anlamına gelir. Little dereceyi azaltır: bear little responsibility, çok az sorumlu olmak veya başlıca neden olmamak demektir. Cümlede edatın öne alındığı bir ilgi cümleciği kullanılır: for which they bear little responsibility. Which, global weather patterns ifadesine gönderme yapar. Daha az resmî kelime dizilişi which they bear little responsibility for şeklindedir.
Alıştırma
bear responsibility for kalıbının gerektirdiği iki sözcükle resmî ilgi yapısını tamamlayın: The delay, ____ the volunteers bore little responsibility, affected the whole event.
Cevabı göster
for which
if governments and institutions can provide Dilbilgisi
4:31eğer hükümetler ve kurumlar sağlayabilirse
Ama tarih tekerrür etmek zorunda değil
History repeats itself bir mecazdır: geçmişteki zararlı bir olay, kalıp veya hata benzer bir şekilde yeniden meydana gelir. Doesn't have to, bu tekrarın kaçınılmaz değil, önlenebilir olduğunu gösterir. But umut veren bir karşıtlık başlatır; if cümleciği ise bu kalıbı önleyebilecek eylemi belirtir.
Alıştırma
Geçmişteki bir hatanın tekrarlanmasının önlenebileceğini anlatan mecazı tamamlayın: If the team learns from the failed launch, history doesn't have to ____.
Cevabı göster
repeat itself
if ... can provide ...: bir sonucu önlemek için koşul belirtmek
if yan cümlesi, ana cümledeki sonucun hangi koşul altında önlenebileceğini belirtir. Hükümetler ve kurumlar bölgelerin ihtiyaç duyduğu belirli yardımı sağlayabiliyorsa tarihin tekerrür etmesi daha düşük bir olasılık olarak sunulur. Burada can, pratik yeterliliği ya da olasılığı; doesn't have to ise tekrarın kaçınılmaz olmadığını ifade eder. Cümle, tarihle ilgili bir uyarıyı eylem koşuluna dönüştürür; bu koşulun kesinlikle gerçekleşeceğini vadetmez.
Alıştırma
Vurgulanan if yan cümlesi bu cümlede ne işe yarar?
- Tekrarı önlenebilir hâle getirebilecek koşulu belirtir.
- Tarihin zaten tekerrür ettiğini söyler.
- Hükümetlerin yardım sağlayacağını garanti eder.
Cevabı göster
Tekrarı önlenebilir hâle getirebilecek koşulu belirtir.
Relief efforts that are coordinated and ongoing, Dilbilgisi
4:35Koordineli ve sürekli olan yardım çalışmaları,
provide sufficient nutrition to prevent disease, Kalıp ifadeler
4:38hastalığı önlemek için yeterli beslenme sağlayan,
Relief efforts that are coordinated and ongoing: that ile kurulan sınırlayıcı ilgi cümleciği
that are coordinated and ongoing sözleri, relief efforts ifadesini niteleyen sınırlayıcı bir ilgi cümleciği oluşturur. Hangi tür yardım çalışmalarının anlatıldığını belirler: farklı kişiler veya kuruluşlar birlikte çalışır ve çalışma zaman içinde sürer. Bu cümlecikte that öznedir; are ise onu coordinated ve ongoing sıfatlarına bağlar. İsim + that cümleciği yapısı, bir planın, hizmetin veya politikanın taşıması gereken özellikleri belirtmek için kullanışlıdır.
Alıştırma
Hangi cümle, istenen programların türünü tanımlamak için bir that cümleciği kullanır?
- We need programs to be affordable and ongoing.
- We need programs, which are affordable and ongoing.
- We need programs that are affordable and ongoing.
Cevabı göster
We need programs that are affordable and ongoing.
Hastalıkları önlemek için yeterli beslenme sağlamak
Provide sufficient nutrition, insanların sağlık ihtiyaçlarını karşılayacak kadar besin sağlamak anlamına gelir. Sufficient, enough sözcüğünden daha resmîdir ve miktarın gerekli düzeye ulaştığını vurgular. to prevent disease mastar öbeği, bu beslenmenin sağlanma amacını belirtir. Eylem + to + fiil yapısı, bir halk sağlığı önlemini amaçlanan sonuçla kısa ve açık biçimde ilişkilendirir.
Alıştırma
Dersteki amaç ifadesini kullanarak cümleyi tamamlayın: A nutrition program provides balanced meals ____ disease.
Cevabı göster
to prevent
Yargılamak yerine şefkatle sunulan offered with compassion rather than judgment
Offered with compassion, yardımın özen, empati ve saygıyla sunulduğunu anlatır. Rather than judgment ise bu yaklaşımı, yardım alan kişiyi suçlama veya ahlaki açıdan mahkûm etme tutumuyla karşılaştırır. Bu ifade yalnızca yardımın nasıl sunulduğunu anlatmaz; aynı zamanda değerlere dayalı bir duruş ortaya koyar. Konuşan kişi, damgalamadan veya utandırmadan ihtiyaca karşılık verilmesini savunur.
Alıştırma
“Ahlaki eleştiri yerine özenle” anlamına gelen ders ifadesini kullanarak cümleyi tamamlayın: Counseling should be offered ____.
Cevabı göster
with compassion rather than judgment
requires a life-saving combination of science and collaboration. Kalıp ifadeler
4:45bilim ve işbirliğinin hayat kurtaran bir kombinasyonunu gerektirir.
Hastalanma ihtimalini azaltmak: Mitigating the chance of disease
Mitigating the chance of disease, hastalığın ortaya çıkma olasılığını azaltmak anlamına gelir. Mitigate, bir riski azaltmak veya zararlı bir etkiyi hafifletmek için kullanılan resmî bir fiildir; tehlikeyi tamamen ortadan kaldırma sözü vermez. Mitigating, cümlede requires fiilinin öznesi olan bir gerund öbeğidir. Cümle, hastalık riskini azaltmanın bilim ve iş birliği gerektirdiğini anlatır.
Alıştırma
Bir güvenlik planının yaralanma tehlikesini azalttığını ancak onu tamamen ortadan kaldırmayı vaat etmediğini anlatan cümle hangisidir?
- The safety plan can mitigate the risk of injury.
- The safety plan can increase the risk of injury.
- The safety plan can prevent every injury.
Cevabı göster
The safety plan can mitigate the risk of injury.
Hayat kurtaran bilim ve iş birliği birleşimi: a life-saving combination of science and collaboration
A combination of A and B, iki faktörün tek bir bütün olarak birlikte çalıştığını anlatır. Burada science ve collaboration, hastalanma ihtimalini azaltmak için birlikte gereken koşullar olarak sunulur; birbirinden bağımsız veya rakip iki seçenek değildir. Life-saving, combination kelimesinden önce gelen tireli bir birleşik sıfattır. Bu birleşimin hayat kurtarabileceğini belirtir ve bütün isim öbeği requires fiilinin nesnesidir.
Alıştırma
İki faktörü tek bir birleşik bütün olarak doğal biçimde sunan cümle hangisidir?
- The rescue succeeded through a combination quick thinking and teamwork.
- The rescue succeeded through a combination of quick thinking and teamwork.
- The rescue succeeded through a combination for quick thinking and teamwork.
Cevabı göster
The rescue succeeded through a combination of quick thinking and teamwork.
a delicate business: dikkatle ele alınması gereken bir mesele
Bu cümlede a delicate business, dikkatle ele alınması gereken hassas veya çetrefilli bir mesele demektir. Delicate, durumun yanlış yönetilmeye açık olduğunu gösterir; business ise burada mutlaka ticaret ya da şirket değil, bir mesele veya görev anlamındadır. Bu ifade, süreçte çatışan kaygılar ya da istenmeyen sonuçlar olabileceğini ve bu yüzden dikkatli davranıp sağduyulu karar vermek gerektiğini belirtir.
Alıştırma
Burada a delicate business ne anlama geliyor? Discussing a complaint with a valued client can be a delicate business.
- Çok az risk taşıyan rutin bir görev
- Dikkatle ele alınması gereken bir mesele
- Kırılabilir ürünlerle uğraşan bir şirket
Cevabı göster
Dikkatle ele alınması gereken bir mesele
learn exactly how we turn the water that goes down our drains
4:52giderlerimize akan suyu tam olarak nasıl
into water that's safe to drink with this video.
4:55içmek için güvenli suya dönüştürdüğümüzü bu video ile öğrenin.