Kaygılı-Kaçıngan İlişkilerin Zorlukları: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
796 kelime 147 kel/dk

Video özeti: bağlanma kuramı kaygılı-kaçınan döngüyü açıklar: biri güvence ararken diğeri geri çekilir; öz farkındalık çatışmanın tırmanmasını durdurabilir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. What makes things even more complicated and very combustible is that (Dilbilgisi ve cümle kalıpları): what yan tümcesini is that ile birleştirerek durumu kötüleştiren etkeni vurgulayın. 2. ramping up (Öbek fiiller): ramp up ifadesini baskı ya da duyguyu artırmak olarak anlayın ve yükselen kaygıyı anlatın. 3. get on top of things (Deyimler ve mecazlı ifadeler): sorun daha fazla zarar vermeden önce yeniden kontrolü ele alma anlamını ifade edin.

Bu derste

There are so many ways to be unhappy in love,

0:00

Aşkta mutsuz olmanın pek çok yolu vardır,

but one kind which modern psychology has given particular attention to Kalıp ifadeler

0:03

ama modern psikolojinin özel olarak dikkat çektiği bir tür,

Kalıp ifadeler

given particular attention to: özellikle dikkat vermek

Give particular attention to something, bir konuya diğerlerinden daha dikkatli biçimde veya daha fazla odaklanmak demektir. Burada modern psikoloji, bu tür mutsuz ilişkiyi özel bir araştırma konusu hâline getirmiştir. Yapı give particular attention to + isim veya -ing biçimidir. To bir edattır ve nesneden önce kalır; given ise has sonrasında kullanılan geçmiş zaman ortacıdır.

Alıştırma

Give particular attention to ifadesini present perfect yapısında kullanarak cümleyi tamamlayın: The study has ____ the needs of first-generation college students.

Cevabı göster

given particular attention to

are relationships very high in number

0:08

çok sayıda görülen ilişkilerdir,

in which one of the parties is defined as avoidant in their attachment patterns

0:11

taraflardan birinin bağlanma tarzında kaçıngan

and the other as anxious.

0:16

diğerinin ise kaygılı olarak tanımlandığı ilişkiler.

Attachment theory is the term given to a set of ideas Kelime

0:19

Bağlanma teorisi, nasıl sevdiğimiz ve bunda çocukluğun rolü hakkında

about how we love and the role of childhood therein, Kelime

0:23

bir dizi fikre verilen isimdir,

Kelime

Attachment theory: bağlanma kuramı

Attachment theory, yani bağlanma kuramı, duygusal bağlarla ilgili psikolojik bir çerçevedir: insanların yakın ilişkileri nasıl kurduğunu ve erken bakım deneyimlerinin sonraki güven, yakınlık ve emniyet örüntülerini nasıl etkileyebileceğini inceler. Bu cümlede terim, insanların nasıl sevdiği ve çocukluğun bundaki rolüyle ilgili bir dizi düşünceyi adlandırır. Burada attachment, e-postaya eklenen bir dosya değil, insanlar arasındaki duygusal bağ anlamına gelir.

Alıştırma

Attachment theory ifadesine en uygun açıklama hangisidir?

  1. E-posta iletilerine belge ekleme yöntemi.
  2. Her yetişkin ilişkisinin çocukluk tarafından tamamen belirlendiğini söyleyen bir kural.
  3. Duygusal bağları ve erken ilişkilerin sonraki ilişkileri nasıl etkileyebileceğini ele alan psikolojik bir çerçeve.
Cevabı göster

Duygusal bağları ve erken ilişkilerin sonraki ilişkileri nasıl etkileyebileceğini ele alan psikolojik bir çerçeve.

Kelime

therein: daha önce belirtilen bir fikrin içini gösterme

Bu cümlede therein, “o konunun veya sürecin içinde” anlamına gelir. how we love ifadesine geri gönderme yapar; yani çocukluğun rolü, sevginin gelişme veya işleme biçimi içinde ele alınır. Bu sözcük çoğunlukla fiziksel bir yere değil, daha önce belirtilmiş bir fikre geri gönderme yapar. Onu in it veya in that ifadelerinin kısa ve resmî bir biçimi olarak okuyabilirsiniz.

Alıştırma

Cümlede therein neye gönderme yapıyor?

  1. Çocukluk sona erdikten sonra
  2. İnsanların sevme biçiminin içinde
  3. Daha önce sözü edilen fiziksel bir yerde
Cevabı göster

İnsanların sevme biçiminin içinde

originally developed by the English psychologist John Bowlby in the 1950s and 60s.

0:27

ilk olarak 1950'ler ve 60'larda İngiliz psikolog John Bowlby tarafından geliştirilmiştir.

It divides up humanity into three categories Öbek fiiller

0:32

İnsanlığı, ilişkilerde güven ve inançla davranma kapasitemize göre

Öbek fiiller

divides up: bir bütünü parçalara ayırmak

Divides up, tek bir bütünü daha küçük parçalara, paylara veya gruplara ayırmak demektir. Burada humanity tek bir bütün olarak ele alınıp üç kategoriye ayrılır; up, yukarı doğru hareketi değil, bölme işleminin tamamlanmasını vurgular. Nesne, divides up humanity örneğinde olduğu gibi öbek fiilin tamamından sonra gelebilir. Ortaya çıkan gruplar daha sonra into ile belirtilebilir: divide something up into three categories.

Alıştırma

Cümleyi divide up ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Our coach ____ the team into three practice groups.

Cevabı göster

divides up

according to our varying capacity to behave with confidence and trust in relationships.

0:36

üç kategoriye ayırır.

Firstly, there are those who are securely attached, Kelime

0:42

İlk olarak, güvenli bağlananlar vardır,

Kelime

Bağlanma kuramında securely attached

Bağlanma kuramında securely attached, yakın ilişkileri genel olarak güvenli ve güvenilir biçimde deneyimleyen bir kişiyi tanımlar. Burada attached duygusal bir bağın bulunduğunu, securely ise bu bağa duyulan güveni anlatır. Bu cümlede ifade fiziksel olarak sıkıca tutturulmuş olmak anlamına gelmez. Güveni, empatiyi ve açık iletişimi destekleyebilen bir bağlanma örüntüsünü adlandırır; ancak kişinin hiç kaygılanmadığını veya ilişki sorunu yaşamadığını ileri sürmez.

Alıştırma

Bağlanma kuramında securely attached ne anlama gelir?

  1. Genel olarak güvene dayalı ve istikrarlı bir bağlanma örüntüsü
  2. Her ilişkinin kusursuz olmasını beklemek
  3. Başka bir kişiye fiziksel olarak tutturulmuş olmak
Cevabı göster

Genel olarak güvene dayalı ve istikrarlı bir bağlanma örüntüsü

who had reliable and good childhood experiences

0:46

güvenilir ve iyi çocukluk deneyimleri yaşamış

and now expect to be positively treated by those they love. Dilbilgisi

0:49

ve şimdi sevdikleri tarafından olumlu muamele görmeyi bekleyenler.

Dilbilgisi

Expect to be positively treated: edilgen mastar

Expect fiilini to be treated mastarı izler. To be + geçmiş zaman ortacı edilgen olduğu için özne eylemi alan taraftır: Bu kişiler, sevdikleri insanların kendilerine olumlu davranacağına inanır. Buna karşılık expect to positively treat others, öznenin eylemi gerçekleştireceği anlamına gelir. Özne kendisine bir şey yapılacağını öngördüğünde expect to be + geçmiş zaman ortacı kalıbını yeniden kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Cümleyi treat fiilinin edilgen mastar biçimiyle tamamlayın: Customers expect ____ fairly when they ask for help.

Cevabı göster

to be treated

Fortunate types who are capable of empathy and generosity Kalıp ifadeler

0:53

Empati ve cömertlik gösterebilen,

Kalıp ifadeler

capable of empathy and generosity: empati ve cömertlik gösterebilmek

Capable of, “bir şey için gereken yeteneğe veya niteliklere sahip olmak” anlamına gelir. Burada empathy ve generosity, kişiler arası nitelikleri adlandıran isimlerdir; dolayısıyla ifade, bu kişilerin başkalarının duygularını anlayabildiğini ve cömert davranabildiğini belirtir. Yapı capable of + isim öbeği veya -ing biçimidir. Pratik yeteneği, kişisel nitelikleri ya da potansiyeli anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi capable of ile tamamlayın. Even under pressure, Lena is ____ empathy and generosity.

Cevabı göster

capable of

and communicate with honesty and directness about their needs.

0:58

ve ihtiyaçları hakkında dürüstçe ve doğrudan iletişim kuran şanslı tiplerdir.

Around 50% of the population is assumed to be securely attached. Dilbilgisi

1:02

Nüfusun yaklaşık %50'sinin güvenli bağlandığı varsayılmaktadır.

Dilbilgisi

is assumed to be: kanıtlanmamış bir iddiayı aktarmak

Is assumed to be, edilgen bir aktarım yapısıdır: özne + be + assumed + to’lu mastar. Bir iddiayı, onu doğru kabul eden kişileri, araştırmacıları veya kaynağı doğrudan belirtmeden, genel olarak doğru kabul edilen bir görüş şeklinde sunar. Bu cümlede oran, kanıtlanmış bir gerçek olarak değil, bir tahmin olarak aktarılır. Yapı, konuşan kişi ile iddia arasına mesafe koyar; bu nedenle assumed, established veya proven sözcüklerine göre daha fazla belirsizlik taşır.

Alıştırma

Hangi cümle iddiayı kanıtlanmış bir gerçek değil, bir varsayım olarak sunar?

  1. The device is assumed to be safe, but testing is still continuing.
  2. The device has been proven to be safe, so no further testing is needed.
  3. The device assumes to be safe, but testing is still continuing.
Cevabı göster

The device is assumed to be safe, but testing is still continuing.

This leaves two fascinating deviations from health

1:08

Geriye, sağlıklı durumdan iki büyüleyici sapma kalır;

caused by some form of early parental letdown and trauma.

1:12

bunlar erken dönemde ebeveynlerin neden olduğu bir tür hayal kırıklığı ve travmadan kaynaklanır.

The first kind of attachment pattern is known as avoidant,

1:17

Bağlanma tarzının ilk türü kaçıngan,

the second as anxious.

1:21

ikincisi ise kaygılı olarak bilinir.

What makes things even more complicated and very combustible Notlar

1:23

İşleri daha da karmaşık ve çok ateşli hale getiren şey,

is that avoidant and anxious people are frequently drawn to forming couples. Kalıp ifadeler

1:27

kaçıngan ve kaygılı insanların sık sık çift olmaya eğilimli olmalarıdır.

Dilbilgisi

What makes ... is that ...: önce değerlendirme, sonra neden

Bu cümlede What makes things even more complicated and very combustible bölümünün tamamı öznedir. What burada soru sormaz; "the thing that" anlamına gelir ve kaynaşık bir ilgi cümleciği başlatır. What makes X + adjective is that + clause kalıbı önce sonucu ya da değerlendirmeyi sunar, ardından bundan sorumlu faktörü belirtir. Burada that cümleciği karmaşıklığı ve istikrarsızlığı artıran faktörü verir.

Alıştırma

Cümleyi What makes ... is that ... kalıbıyla tamamlayın: ____ the schedule difficult ____ three deliveries must arrive on the same day.

Cevabı göster

What makes · is that

Deyimler

Çatışma riskinin mecazı olarak combustible

Combustible sözcüğü gerçek anlamıyla tutuşabilen bir malzemeyi tanımlar. Burada ise mecazidir: İlişkinin dinamiği hızla «alevlenip» yoğun bir çatışmaya dönüşebilir. Konuşmacı combustible sözcüğünü complicated ile yan yana getirerek yalnızca zorluktan tehlike ve istikrarsızlığa geçer. Bu mecazi kullanım gergin durumlar, tartışmalar veya siyasi koşullarla ilgili yorumlarda da görülür.

Alıştırma

"The debate became combustible after the accusation," cümlesinde combustible büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Gerçekten yanan bir malzeme söz konusuydu.
  2. Hızla yoğun bir çatışmaya dönüşebilirdi.
  3. Anlaşılması daha zor hâle geldi.
Cevabı göster

Hızla yoğun bir çatışmaya dönüşebilirdi.

Kalıp ifadeler

be drawn to + -ing: bir şeye çekim duymak

be drawn to ifadesinde drawn, “çizilmiş olmak” değil, “çekim duymak” anlamına gelir. Edilgen görünen bu yapı, tamamen bilinçli bir karardan çok doğal hissedilen bir çekimi veya yönelimi anlatır. Buradaki to bir edattır. Ardından isim ya da -ing biçimi gelebilir; bu nedenle drawn to forming couples dil bilgisine uygundur, ancak drawn to form couples bu yapıya ait değildir.

Alıştırma

be drawn to ifadesindeki eksik iki sözcükle cümleyi tamamlayın: Leah enjoys creative work, so she is ____ designing costumes.

Cevabı göster

drawn to

It's part of their pathology.

1:31

Bu onların patolojisinin bir parçasıdır.

Couples where their varied emotional quirks

1:33

Çeşitli duygusal tuhaflıklarının

contribute to an especially fraught combination. Notlar

1:36

özellikle gergin bir kombinasyona katkıda bulunduğu çiftler.

Kalıp ifadeler

contribute to + sonuç: bir sonuca katkıda bulunmak

Bu nedensel kullanımda contribute to, bir sonucun “oluşmasına yardım etmek” veya “sonucu ortaya çıkaran etkenlerden biri olmak” anlamına gelir. Sonuç to sözcüğünden sonra gelir; burada farklı duygusal özellikler özellikle gergin ve zor bir birleşimin oluşmasına katkı sağlar. Bu ifade genellikle özneyi birkaç etkenden biri olarak gösterir; özne mutlaka tek veya doğrudan neden değildir. Burada para ya da kaynak bağışlamak anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi contribute to ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Lack of sleep can ____ poor concentration.

Cevabı göster

contribute to

Kelime

fraught combination: gergin ve çatışmaya açık bir birleşim

Fraught combination ifadesinde fraught, gerilim, zorluk ve güçlü bir çatışma riski taşıyan anlamına gelir. Burada nesnelerle dolu bir şeyi değil, birleşimin kendisini niteler. Fraught + isim yapısı, ismin belirttiği şeyi duygusal açıdan gergin veya ciddi sorunlar çıkarma ihtimali yüksek olarak sunar.

Alıştırma

Hangi cümlede fraught, gergin ve çatışma içermesi muhtemel anlamında kullanılmıştır?

  1. The recipe became fraught because it had many steps.
  2. The suitcase became fraught because it was heavy.
  3. The conversation became fraught when old accusations resurfaced.
Cevabı göster

The conversation became fraught when old accusations resurfaced.

An anxiously attached person in a relationship

1:39

Bir ilişkide kaygılı bağlanan bir kişi,

will have the characteristic feeling of not being properly appreciated and loved. Dilbilgisi

1:42

hak ettiği şekilde takdir edilmediği ve sevilmediği hissini karakteristik olarak taşıyacaktır.

Dilbilgisi

feeling of not being properly appreciated and loved: gerektiği gibi değer görmeme ve sevilmeme duygusu

Feeling ismi, duyguyu oluşturan veya tanımlayan deneyimi belirtmek için of + -ing yan cümleciğiyle kullanılabilir. Burada not being properly appreciated and loved edilgen bir yapıdır: kişi, başkalarının kendisine gerektiği gibi değer vermediğini ve onu sevmediğini hisseder. Not, being sözcüğünden önce geldiği için being properly appreciated and loved şeklindeki bağlı edilgen ifadenin tamamını olumsuz yapar. Properly, yeterli biçimde veya hak edildiği gibi anlamına gelir; appreciated ise burada teşekkür edilmek değil, değer görmek demektir.

Alıştırma

Cümleyi not ve edilgen -ing biçimini kullanarak tamamlayın: Maya described the feeling of ____ included in important decisions.

Cevabı göster

not being

They would, they tell themselves,

1:48

Kendi kendilerine şunları söylerler:

like so much more closeness,

1:50

çok daha fazla yakınlık,

tenderness, touch and sex,

1:52

şefkat, dokunuş ve seks istediklerini,

and are convinced that such a union could be possible.

1:55

ve böyle bir birleşmenin mümkün olabileceğine ikna olmuşlardır.

The person they're with, however, Dilbilgisi

1:59

Ancak birlikte oldukları kişi,

seems to them humiliatingly and hurtfully detached.

2:00

onlara aşağılayıcı ve kırıcı bir şekilde kopuk görünür.

Dilbilgisi

The person they're with: nesne ilgi zamirinin düşürüldüğü yan cümlecik

The person they're with ifadesinde they're with, person sözcüğünü niteler. Anlamı “birlikte oldukları kişi”dir. Whom veya that ilgi zamiri with edatının nesnesi olacağı için düşürülmüştür. With edatı ilgi cümleciğinin sonunda kalır. “İsim + özne + be with” kalıbı, bir kişiyi yanında bulunduğu kişi veya ilişkisi üzerinden belirtmek için kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümle doğal biçimde “The person whom Nina is with has the tickets” anlamına gelir?

  1. The person Nina is with has the tickets.
  2. The person Nina is waiting for has the tickets.
  3. Nina, who is with the person, has the tickets.
Cevabı göster

The person Nina is with has the tickets.

They never seem to want them

2:04

Kendilerini hiçbir zaman istemiyor gibi görünürler,

with as much intensity as they offer them. Dilbilgisi

2:05

onların sunduğu kadar yoğun bir şekilde.

Dilbilgisi

As much intensity as: eşit dereceleri karşılaştırma

As much + sayılamayan isim + as yapısı eşit miktarları veya dereceleri karşılaştırır. As much intensity as ifadesinde intensity sayılamayan bir derece olarak ele alınır; bu nedenle many değil, much kullanılır. İlk as dereceyi, ikinci as ise karşılaştırma ölçütünü tanıtır. Bu kalıpla effort, time, attention ve energy gibi sayılamayan kavramlar da karşılaştırılabilir.

Alıştırma

Attention sözcüğünü ve as much + sayılamayan isim + as kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: The backup plan deserves ____ the main proposal.

Cevabı göster

as much attention as

They're hugely saddened by their coldness and distance

2:08

Onların soğukluğu ve mesafesi yüzünden çok üzülürler

and gradually fall into moods of self-loathing and rejection, Deyimler

2:12

ve yavaş yavaş kendinden nefret etme ve reddedilme ruh hallerine girerler,

Deyimler

fall into moods of self-loathing and rejection: bir duruma kapılmak

Fall into ifadesi, duygusal bir durumu kişinin girdiği bir yermiş gibi gösterir. Burada kişilerin yavaş yavaş kendilerinden nefret etmeye ve reddedilmiş hissetmeye başlaması anlamına gelir; fiziksel olarak düşmekten söz edilmez. Fall into ayrıca bu değişimin tamamen isteyerek gerçekleşmediğini ve durdurulmasının zor olabileceğini düşündürür. Bu kalıp fall into despair, fall into silence ve fall into a routine gibi durumlara da aktarılabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede fall into, istenmeyen bir zihinsel duruma yavaş yavaş girmek anlamında doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. After days of harsh criticism, he began to fall across a state of self-doubt.
  2. After days of harsh criticism, he began to fall onto a state of self-doubt.
  3. After days of harsh criticism, he began to fall into a state of self-doubt.
Cevabı göster

After days of harsh criticism, he began to fall into a state of self-doubt.

feeling unappreciated and misunderstood,

2:16

takdir edilmediklerini ve yanlış anlaşıldıklarını hissederler,

as well as vengeful and resentful.

2:18

aynı zamanda intikamcı ve içerlemiş olurlar.

For a long time,

2:21

Uzun bir süre boyunca,

they might keep quiet about their frustrations

2:22

hayal kırıklıkları hakkında sessiz kalabilirler

until eventually desperation erupts, Deyimler

2:25

ta ki sonunda çaresizlik patlak verene kadar,

Deyimler

desperation erupts: çaresizlik aniden patlak verir

Desperation erupts bir mecazdır: çaresizlik, aniden patlayan bir volkan veya güç gibi sunulur. Burada uzun süre bastırılan hayal kırıklıklarının yarattığı çaresizlik birden görünür hâle gelir ve kontrol edilmesi zorlaşır. ‘Soyut duygu + erupt’ kalıbı, gizli baskıdan açık ifadeye keskin bir geçişi gösterir. Eventually, bu ani boşalmadan önce yaşanan birikime işaret eder.

Alıştırma

Hangi cümlede erupted, aniden görünür hâle gelen bir duygu için mecaz anlamda kullanılmıştır?

  1. The volcano erupted before dawn.
  2. After weeks of pressure, anger erupted during the meeting.
  3. The child's first tooth erupted normally.
Cevabı göster

After weeks of pressure, anger erupted during the meeting.

even if it is a very inappropriate moment, Dilbilgisi

2:28

çok uygunsuz bir an olsa bile,

Dilbilgisi

even if: sonucu değiştirmeyen bir engel

Even if, olası bir koşulu belirtirken sonucun aynı kalacağını da gösterir. Burada çok uygunsuz bir an, eylemi yine de engellemeyecek bir zorluk olarak sunulur. Koşulun gerçekleşip gerçekleşmemesine bakılmaksızın bir şey doğru kalacaksa veya biri yine de harekete geçecekse even if + yan cümle yapısını kullanın.

Alıştırma

Cümleyi, sonucu değiştirmeyecek olası bir gelecek engelini belirten iki kelimelik bağlayıcıyla tamamlayın: “I'll keep my promise ____ it becomes difficult.”

Cevabı göster

even if

perhaps they and their partner are exhausted

2:31

belki de kendileri ve partnerleri yorgundur

and it's past midnight.

2:33

ve saat gece yarısını geçmiştir.

They won't be able not to insist Notlar

2:35

Israr etmeden duramazlar,

on addressing the issues right now.

2:37

sorunları hemen şimdi çözmek için.

Dilbilgisi

won't be able not to: kaçınılmaz bir eylem

İki olumsuzluğun görevleri farklıdır: won't, yeterliliği olumsuz yapar; ikinci not ise not to insist yapısının parçasıdır. Yapının tamamı “ısrar etmekten kaçınma becerisine sahip olmamak” anlamına gelir; dolayısıyla kişi ısrar edecektir. Kullanışlı bir yeniden ifade biçimi won't be able to stop themselves from + -ing yapısıdır. İçteki olumsuzluktan dışa doğru okuyun: önce eylemi yapmamayı, sonra bu eylemsizlik durumunu sürdürememeyi anlayın.

Alıştırma

“Maya won't be able not to check her phone” cümlesi ne anlama gelir?

  1. Maya telefonunu kontrol edemeyecek.
  2. Maya telefonunu kontrol etmemeye karar verebilir.
  3. Maya telefonunu kontrol etme isteğine karşı koyamayacak.
Cevabı göster

Maya telefonunu kontrol etme isteğine karşı koyamayacak.

Kalıp ifadeler

insist on addressing the issues: sorunları ele almakta ısrar etmek

insist on addressing the issues ifadesindeki insist on, bir eylemin yapılmasını güçlü biçimde talep etmek veya yapılması için baskıyı sürdürmek anlamına gelir. Buradaki eylem addressing the issues, yani sorunları doğrudan ele almaktır. Kalıp insist on + isim veya -ing biçimidir. Bu nedenle on'dan sonra fiilin yalın biçimi address değil, addressing gelir. Right now ifadeye aciliyet katar: sorunlar derhâl ele alınmalıdır.

Alıştırma

Insist fiilini basit geçmiş zamanda ve sabit edatıyla kullanın: Yesterday, the coach ____ reviewing the safety rules before practice.

Cevabı göster

insisted on

Predictably,

2:40

Tahmin edilebileceği gibi,

these sort of fights go very wrong.

2:40

bu tür kavgalar çok kötü sonuçlanır.

The anxious lover loses their calm.

2:42

Kaygılı aşık sakinliğini kaybeder.

They exaggerate and drive their points home Deyimler

2:44

Abartırlar ve fikirlerini zorla kabul ettirmeye çalışırlar,

Deyimler

drive their points home: görüşlerini iyice vurgulamak

Drive their points home, dinleyenlerin görüşleri kolayca görmezden gelemeyeceği veya yanlış anlayamayacağı kadar güçlü ve açık biçimde vurgulamak anlamına gelen bir deyimdir. Home burada bir yeri belirtmez; mesajın hedefine tam olarak ulaşması anlamını katar. Kalıp drive + a point/one's point + home şeklindedir. Bu cümlede points çoğuldur ve birden fazla görüşün güçlü biçimde pekiştirildiğini gösterir. Çevredeki ifadeler de bu vurgulamaya eleştirel bir ton verir.

Alıştırma

Bir mesajı açık ve görmezden gelinmesi zor hâle gelene kadar vurgulama düşüncesini en iyi hangi cümle ifade eder?

  1. The presenter changed the subject after the chart.
  2. The presenter made a point about the schedule.
  3. The presenter drove her point home with a clear before-and-after chart.
Cevabı göster

The presenter drove her point home with a clear before-and-after chart.

with such viciousness Dilbilgisi

2:47

o kadar büyük bir acımasızlıkla ki,

that they leave their partner convinced

2:48

partnerlerini ikna olmuş halde bırakırlar

that they must be mad and mean.

2:50

onların deli ve kaba olduklarına.

Dilbilgisi

such viciousness that: such + isim + that sonuç yapısı

such + isim öbeği + that yapısı, aşırı bir niteliği veya dereceyi bunun sonucuna bağlar. Burada such, viciousness isminin derecesini güçlendirir; that yan cümlesi de sonucu verir: partner, acımasızca davranan kişilerin deli ve kötü niyetli olması gerektiği sonucuna varır. Başka durumlarda da kullanılabilen yapı such + isim öbeği + that + sonuç şeklindedir. Ana unsur isimdir: such viciousness that... ile such a loud noise that... aynı yapıyı izler.

Alıştırma

Cümleyi such ... that sonuç yapısını oluşturan iki sözcükle tamamlayın: The storm hit with ____ force ____ several windows broke.

Cevabı göster

such · that

A securely attached partner

2:53

Güvenli bağlanan bir partner

might know how to soothe the situation, Kalıp ifadeler

2:55

durumu nasıl yatıştıracağını bilebilir,

Kalıp ifadeler

soothe the situation: sorunu mutlaka çözmeden gerginliği azaltmak

Soothe the situation, gergin veya duygusal yoğunluğu yüksek bir durumu sakinleştirmek anlamına gelir. Soothe, sıkıntıyı veya yoğunluğu azaltmaya odaklandığı için bu ifade çatışmayı yatıştırılabilecek bir şey olarak sunar. Bu, altta yatan sorunun çözüldüğü anlamına gelmez. Bu cümlede gerginliği azaltmak, daha iyi bir konuşmayı mümkün kılabilecek ilk adımdır.

Alıştırma

Hangi cümle, özrün gerginliği azalttığını ancak sorunun tamamen çözüldüğünü iddia etmediğini söyler?

  1. Her apology helped soothe the situation.
  2. Her apology made the situation more tense.
  3. Her apology completely resolved the situation.
Cevabı göster

Her apology helped soothe the situation.

but an avoidant one certainly doesn't.

2:57

ama kaçıngan biri kesinlikle bilemez.

Tragically,

3:00

Trajik bir şekilde,

this avoidant party triggers every insecurity

3:01

bu kaçıngan taraf, tetikler

known to their anxious lover.

3:04

kaygılı aşıklarının bildiği her güvensizliği.

Under pressure to be warmer and more connected, Kalıp ifadeler

3:06

Daha sıcak ve daha bağlı olma baskısı altında,

the avoidant partner instinctively withdraws

3:09

kaçıngan partner içgüdüsel olarak geri çekilir

and feels overwhelmed and hounded. Kelime

3:12

ve bunalmış ve sıkıştırılmış hisseder.

Kalıp ifadeler

Under pressure to: harekete geçmeye yönelik dış baskı

Under pressure to + fiil, dışarıdan gelen beklenti veya taleplerin kişiye bir şeyi yapmak zorundaymış gibi hissettirmesi demektir. Buradaki talep daha sıcak ve daha yakın olmaktır; bu yalnızca zaman darlığı değil, duygusal bir baskıdır. İfade be veya feel fiilinden sonra gelebilir ya da ana eylemin arkasındaki baskıyı açıklamak için cümlenin başında kullanılabilir: Under pressure to respond, she agreed.

Alıştırma

Cümleyi dışarıdan gelen bir talebi anlatan üç sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: She was ____ apologize before the meeting.

Cevabı göster

under pressure to

Kelime

Hounded: tekrar tekrar takip veya baskı altında

feels hounded ifadesinde hounded, hound fiilinin geçmiş zaman ortacıdır ve feel fiilinden sonra sıfat gibi kullanılır. Kişinin tekrar tekrar takip edildiğini, arandığını, eleştirildiğini veya baskı gördüğünü ve kaçacak çok az alanı olduğunu hissetmesi demektir. Sözcük, av köpeklerinin bir şeyi kovalaması imgesinden gelir, ancak burada mecazidir. Karşı tarafın taleplerini ısrarlı ve tehditkâr gösterdiği için basit bir rahatsızlıktan çok daha güçlü bir duygu anlatır.

Alıştırma

Tekrarlanan aramalar tanığa durmaksızın takip ediliyormuş gibi hissettirdiğinde cümleyi en iyi hangi sözcük tamamlar? After three days of nonstop calls, the witness felt ___ by reporters.

  1. bothered
  2. hounded
  3. welcomed
Cevabı göster

hounded

They go cold and disconnect from the situation, Deyimler

3:14

Soğurlar ve durumdan koparlar,

Deyimler

go cold: duygusal olarak tepkisizleşmek

Bu cümlede go cold, duygusal olarak uzaklaşıp sıcak ve ilgili tepkiler vermeyi bırakmak anlamına gelir. Fiziksel olarak üşümek demek değildir; baskı savunmacı bir şekilde kişinin kendini kapatmasına yol açar ve and disconnect bu anlamı güçlendirir. go + sıfat yapısı, go quiet, go silent ve go wrong örneklerinde olduğu gibi sık sık bir durum değişikliğini belirtir. Kişiler arası bir bağlamda cold, sıcaklık ve bağ kurmadan soğukluk ve tepkisizliğe geçişi, çoğu zaman da ani bir değişimi anlatır.

Alıştırma

Cümleyi go cold ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After the difficult question, he ____ and stopped responding.

Cevabı göster

went cold

only further ramping up the partner's anxiety. Öbek fiiller

3:17

sadece partnerin kaygısını daha da artırırlar.

Öbek fiiller

ramping up: yoğunluğu artırmak

Ramping up, bir şeyin miktarını, düzeyini veya yoğunluğunu genellikle fark edilir biçimde ya da zaman içinde artırmak demektir. Burada partnerin kaygısını güçlendirmek anlamına gelir; further, kaygının zaten artmakta olduğunu gösterir. -ing yapısı, bu artışı önceki davranışın bir sonucu olarak sunar. Only, ters etki anlamı katar: soğuk tepki yardımcı olmak yerine kaygıyı yoğunlaştırmaktan başka bir işe yaramaz. Ramp up, ramp up anxiety örneğindeki gibi nesne alabilir veya anxiety ramps up örneğindeki gibi nesnesiz kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede ramp up, üretimi artırmak anlamında doğru kullanılmıştır?

  1. The factory is ramping up production.
  2. The factory is rising production.
  3. Production is raising quickly.
Cevabı göster

The factory is ramping up production.

Underneath their silence,

3:20

Sessizliklerinin altında,

the avoidant one resents feeling,

3:22

kaçıngan olan kişi hissetmekten nefret eder,

as they put it, Anlatım akışı

3:24

kendi deyimleriyle,

controlled.

3:24

kontrol edildiğini.

Anlatım akışı

as they put it: ifadeyi başkasının sözlerine atfetmek

Buradaki as they put it, “kendi ifadeleriyle” demektir. controlled, kaçıngan kişinin bu deneyimi adlandırmak için kullandığı ifadedir; anlatıcı, birinin onu nesnel olarak gerçekten kontrol ettiğini öne sürmez. Bu ara söz, kelime seçimini kısa süreliğine söz konusu kişilere bırakır. Belirli bir bakış açısının kime ait olduğunu göstermek ve bazen bu bakış açısıyla biraz mesafe koymak için kullanılır.

Alıştırma

“needlessly confusing” sözünün oyunculara ait olduğunu gösteren ve put içeren dört kelimelik aktarım ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The players said the new rule was, ____, “needlessly confusing.”

Cevabı göster

as they put it

They have the impression of being got at, Öbek fiiller

3:26

Üzerlerine gelindiği,

unfairly persecuted

3:28

haksız yere zulüm gördüğü

and disturbed by the other's neediness.

3:29

ve diğerinin muhtaçlığından rahatsız olduğu izlenimine kapılırlar.

Öbek fiiller

being got at: haksız yere hedef alındığını hissetmek

Being got at, resmî olmayan get at someone öbek fiilinin edilgen biçimidir. Burada kişinin haksız bulduğu bir şekilde tekrar tekrar eleştirilmesi, üzerine gidilmesi veya baskı görmesi anlamına gelir. Edilgen biçim, etkilenen kişiyi merkeze koyar: kişi kendisini hedef olarak görür. Birinin ona fiziksel olarak uzandığı veya onu elde ettiği anlamına gelmez.

Alıştırma

“Mia felt she was being got at whenever the group mocked her work,” cümlesinde being got at ne anlama gelir?

  1. Gruba katılmaya davet edildiğini hissetti.
  2. Birinin fiziksel olarak ona doğru uzandığını hissetti.
  3. Haksız yere eleştirildiğini veya hedef alındığını hissetti.
Cevabı göster

Haksız yere eleştirildiğini veya hedef alındığını hissetti.

They may quietly fantasize about going off to have sex with someone else completely,

3:32

Sessizce tamamen başka biriyle seks yapmak için uzaklaşmayı hayal edebilirler,

preferably a total stranger,

3:36

tercihen tamamen yabancı biriyle,

or just of going into the other room and reading a book,

3:38

veya sadece başka bir odaya gidip kitap okumayı,

but probably not one about psychology.

3:41

ama muhtemelen psikoloji ile ilgili bir kitap değil.

It helps immensely Dilbilgisi

3:44

Son derece yardımcı olur

to know that this is not your relationship only.

3:46

bunun sadece sizin ilişkiniz olmadığını bilmek.

Dilbilgisi

It helps immensely to know that ...: hazırlayıcı özne it

Buradaki it, hazırlayıcı veya öncü öznedir; belirli bir şeyi göstermez. Asıl içerik daha sonra gelen mastar yapısındadır: to know that this is not your relationship only. It helps ... to know that ... kalıbı, bir gerçeği veya farkındalığı bilmenin yararlı olduğunu anlatır. immensely, helps fiilinin derecesini güçlendirir; yani konuşmacı bu bilginin biraz değil, son derece yararlı olduğunu söyler.

Alıştırma

Güven veren cümleyi dersteki tam kalıpla tamamlayın: ____ your friends are ready to support you.

Cevabı göster

It helps immensely to know that

This is a type, Anlatım akışı

3:49

Bu bir türdür,

and there are quite literally millions of them

3:50

ve tam anlamıyla milyonlarcası vardır

unfolding on the planet at any point.

3:53

şu anda gezegenin herhangi bir yerinde gerçekleşen.

Anlatım akışı

This is a type: bir vakayı yinelenen bir örüntü olarak sınıflandırmak

This, hemen önce anlatılan ilişki dinamiğine gönderme yapar. a type sözleri bu dinamiği, tanınabilir ve tekrarlanan bir örüntünün bir örneği olarak sınıflandırır; kişilerden birini sabit bir tip olarak etiketlemez. Çok kısa bir sınıflandırma cümlesi olan This is a type, tartışmayı tek ve özel bir vakadan daha geniş bir kategoriye taşır. Ardından gelen milyonlarca benzer vakayla ilgili bölüm de bu yeniden çerçevelemeyi destekler.

Alıştırma

Örnekte This is a type ne işe yarıyor?

  1. Bir kişiyi sabit bir kişilik tipi olarak etiketler.
  2. Önceki ilişki dinamiğini tekrarlanan bir örüntü olarak sınıflandırır.
  3. Durumun yalnızca yaygın ve önemsiz olduğunu söyler.
Cevabı göster

Önceki ilişki dinamiğini tekrarlanan bir örüntü olarak sınıflandırır.

Even better,

3:56

Daha da iyisi,

the causes of the distress,

3:56

o kadar kişisel ve o kadar onur kırıcı hissettiren,

which feel so personal and so insulting,

3:58

o sıkıntının nedenleri,

are in fact general phenomena, Anlatım akışı

4:01

aslında genel bir fenomendir,

Anlatım akışı

düzeltici karşıtlık belirteci olarak in fact

In fact, önceki betimlemenin oluşturduğu beklentiyi düzelten ya da tersine çeviren bilgiyi sunar. Nedenler kişisel ve hakaret edici hissettirir, ancak konuşmacı daha sonra bunların genel olgular olduğunu belirtir. Bu ifade savın akışını düzenler: önce bir izlenim sunar, ardından bu izlenimin yerine konuşmacının gerçek kabul ettiği bilgiyi koyar. also gibi tarafsız bir eklemeden daha güçlüdür.

Alıştırma

Bu cümlede in fact nasıl bir işlev görüyor?

  1. Araştırmacıların emin olmadığını gösterir.
  2. Kişisel izlenimin yerine nedenlerin genel olduğu yönündeki karşıt iddiayı koyar.
  3. Kişisel bir hakarete başka bir örnek verir.
Cevabı göster

Kişisel izlenimin yerine nedenlerin genel olduğu yönündeki karşıt iddiayı koyar.

well studied and mapped by sober researchers in lab coats. Kelime

4:03

laboratuvar önlüklü ciddi araştırmacılar tarafından iyi çalışılmış ve haritalandırılmıştır.

Kelime

sober researchers: sober sözcüğünün ciddi ve sağduyulu anlamı

Burada sober, araştırmacıları ciddi, sakin ve kanıtlara göre hareket eden kişiler olarak tanımlar. Konuyu sistemli biçimde inceleyen dikkatli uzmanlar görüntüsü oluşturur. Sober sözcüğü kelimesi kelimesine alkolün etkisi altında olmayan anlamına gelebilir, ancak burada bu anlam kastedilmez. analysis, assessment, judgment veya reflection gibi zihinsel çalışmayla ilgili isimlerle kullanıldığında çoğu zaman gerçekçi, ölçülü ve duygusallıktan uzak anlamına gelir.

Alıştırma

Bu cümlede sober researchers ne anlama geliyor?

  1. Sade renkli laboratuvar önlükleri giyen araştırmacılar.
  2. Ciddi, sakin ve yargılarında dikkatli araştırmacılar.
  3. Çalışmaları esas olarak alkol hakkında olan araştırmacılar.
Cevabı göster

Ciddi, sakin ve yargılarında dikkatli araştırmacılar.

The solution, as ever,

4:08

Çözüm, her zaman olduğu gibi,

is quite simply knowledge.

4:09

oldukça basit bir şekilde bilgidir.

There is an immense difference between acting out on one's avoidant or anxious impulses

4:12

Kişinin kaçıngan veya kaygılı dürtüleriyle eyleme geçmesi ile,

and,

4:17

ve,

as would be so much more preferable,

4:18

çok daha tercih edilir bir şekilde,

understanding that one has them, Dilbilgisi

4:20

bu dürtülere sahip olduğunu anlamak,

grasping where they came from,

4:22

nereden geldiklerini kavramak,

and explaining to ourselves and others

4:24

ve kendimize ve başkalarına açıklamak arasında muazzam bir fark vardır:

Dilbilgisi

Paralel -ing biçimleri: understanding, grasping, explaining

between ... and yapısında and’den sonra gelen bölümde understanding, grasping ve explaining, eş görevli üç -ing biçimidir. Birlikte, dürtülere kapılıp davranmaya tercih edilen seçeneği anlatırlar: önce dürtüleri fark etmek, sonra kaynaklarını izlemek ve son olarak nedeni sözcüklerle açıklamak. Aynı dil bilgisi biçiminin kullanılması, üç eylemi açık ve dengeli tek bir liste hâline getirir. Bunlar üç ayrı cümlenin yüklemi değildir; hepsi daha büyük difference between A and B yapısına bağlıdır.

Alıştırma

Parantez içindeki fiilleri -ing biçimine getirerek paralel listeyi tamamlayın: A careful response involves ____ your feelings, ____ where they came from, and ____ them clearly to others. (understand; grasp; explain)

Cevabı göster

understanding · grasping · explaining

why they make us do what we do. Dilbilgisi

4:26

bize neden bu davranışları yaptırdıklarını.

Dilbilgisi

make us do: make + nesne + to almayan yalın mastar

make us do ifadesinde make ettirgen bir fiildir; bir şeyin eyleme neden olduğunu ya da bizi eyleme güçlü biçimde ittiğini anlatır. Us, make fiilinin nesnesidir; do ise ortaya çıkan eylemi anlatan fiildir. Burada dürtüler neden olarak sunulur. Etken make + object + verb yapısında ikinci fiil to almayan yalın mastar biçimindedir. Bu nedenle make us do doğrudur; make us to do kullanılmaz. Edilgen yapıda to geri gelir: we are made to do something.

Alıştırma

Cümleyi make sonrasında do fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Strong emotions can make us ____ things too quickly.

Cevabı göster

do

We cannot, most of us, Ton ve niyet

4:29

Çoğumuz,

be wholly healthy in love,

4:30

aşkta tamamen sağlıklı olamayız,

but we can be something almost as beneficial.

4:32

ama neredeyse onun kadar faydalı bir şey olabiliriz.

Ton ve niyet

Ara sınırlayıcı olarak most of us

Ana cümle We cannot be wholly healthy in love şeklindedir. Araya eklenen most of us, iddianın kapsamını we ile belirtilen grubun bütün üyelerinden çoğunluğuna indirir ve istisnalara yer bırakır. İfade, cümleyi virgüllerin arasında kestiği için ara söz niteliğinde bir sınırlayıcı görevi görür. Çıkarıldığında dil bilgisi yapısı bozulmaz, ancak iddia daha kesin ve mutlak hâle gelir. Genel insan eğilimlerinden söz ederken bu tür bir öz düzeltme, konuşanın daha dikkatli ve kapsayıcı görünmesini sağlar.

Alıştırma

Cümleye eklenen most of us ifadesi ne işe yarar?

  1. İddiayı çoğunlukla sınırlar ve istisnalara yer bırakır.
  2. we sözcüğünün yalnızca konuşanı belirtmesini sağlar.
  3. İddiayı istisnasız herkese uygular.
Cevabı göster

İddiayı çoğunlukla sınırlar ve istisnalara yer bırakır.

We can grow into people committed to explaining Notlar

4:35

Açıklamaya kararlı insanlara dönüşebiliriz

our unhealthy, trauma-driven behavior in good time, Deyimler

4:39

sağlıksız, travma kaynaklı davranışlarımızı zamanında,

Öbek fiiller

Kademeli gelişimi anlatan grow into

Grow into, zaman, deneyim veya gelişim yoluyla 'giderek bir şeye dönüşmek' anlamına gelir. Burada into, sonradan kazanılan kimliği tanıtır: davranışlarını açıklamaya kendini adamış insanlar. İfade yalnızca nihai sonuca değil, değişim sürecine odaklanır. grow into + isim öbeği yapısı, zaman içinde gelişen roller, kimlikler, beceriler ve nitelikler için kullanışlıdır; into burada fiziksel bir yön belirtmez.

Alıştırma

Dersin 'giderek bir şeye dönüşmek' anlamındaki iki sözcüklü ifadesiyle cümleyi tamamlayın: With time and support, Amir can ____ a confident team leader.

Cevabı göster

grow into

Kalıp ifadeler

committed to explaining: Edat olan to + -ing biçimi

Be committed to, bir eyleme veya hedefe uzun süreli ve güçlü biçimde bağlı olmak demektir. Burada insanlar zararlı davranışlarını görmezden gelmek yerine bunları açıklamaya devam etme kararlılığı gösteriyor. Bu yapıda to bir edattır; bu nedenle ardından bir isim veya -ing biçimi gelir: committed to explaining. Bu to'dan sonra yalın fiil explain kullanılmaz.

Alıştırma

Cümleyi protect fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Our company is committed to ____ customer data.

Cevabı göster

protecting

Deyimler

in good time: Yeterince erken harekete geçmek

In good time, bir son tarih, tehlike veya sonraki olay harekete geçmeyi etkisiz kılmadan önce, yeterince erken demektir. Burada açıklamanın öfke kontrolden çıkmadan önce yapılması gerektiğini anlatır. Bu ifade zamanlamayı bir önleme yolu olarak sunar: Sonraki gelişmeleri değiştirmek için hâlâ yeterli zaman varken harekete geçin. Yalnızca bir şeyin eninde sonunda gerçekleşeceği anlamına gelmez.

Alıştırma

Şu cümlede ‘hazırlanmak için zaman bırakacak kadar erken’ anlamına gelen ifadeyi seçin: Maya arrived ___ for the meeting.

  1. in good time
  2. on time
  3. in time
Cevabı göster

in good time

before we have become overly furious

4:43

aşırı öfkelenmeden

and hurt others too much,

4:45

ve başkalarını çok fazla incitmeden önce,

and apologizing for our antics

4:47

ve tuhaflıklarımız için özür dilemeye

after they've run their course. Deyimler

4:49

onlar sona erdikten sonra.

Deyimler

run their course: doğal biçimde gelişip sona ermek

“Run their course”, bir şeyin olağan aşamalardan geçip doğal biçimde sona ulaşması demektir. Burada “their”, “our antics” ifadesine gönderme yapar; yani mantıksız davranışlar tamamen yaşanmış ve artık sona ermiştir. Bu ifade, bir şeyi zaman içinde son noktaya ulaşan bir süreç olarak sunar ve çoğu zaman sürecin erkenden durdurulmadığını ima eder. İyelik sözcüğü özneye göre değişir: a fever runs its course; events run their course.

Alıştırma

“Doğal biçimde gelişip sona ermek” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: The doctor said the mild fever should be allowed to ____.

Cevabı göster

run its course

There are few things more romantic,

4:52

Daha romantik çok az şey vardır,

in the true sense, Anlatım akışı

4:53

gerçek anlamda,

than a couple who have learned to tell one another

4:55

birbirine anlatmayı öğrenmiş bir çiftten,

Anlatım akışı

in the true sense: romantic sözcüğünü daha katı tanımlamak

“In the true sense”, romantic sözcüğü hakkında parantez içi nitelikte bir yorumdur. Cümleyi kısa süreliğine durdurarak romantic sözcüğünün yalnızca buluşmalar, hediyeler veya büyük jestler gibi yaygın anlamda değil, yazarın daha derin ya da daha katı tanımına göre kullanıldığını belirtir. Bu tür bir ifade, yakındaki bir sözcüğün nasıl anlaşılması gerektiğini tanımlayarak bilgiyi düzenler. Romantic sözcüğünün derecesini yalnızca artırmaz; yazar iddiasını tamamlamadan önce sözcüğün anlamını yeniden belirler.

Alıştırma

Bu cümlede in the true sense ne işlev görür? The community was democratic, in the true sense, because every resident had a voice.

  1. Topluluğun son derece demokratik olduğu anlamına gelir.
  2. Democratic sözcüğünün katı veya daha derin bir tanıma göre kullanıldığını belirtir.
  3. Konuşmacının democratic sözcüğünün doğru olup olmadığından emin olmadığını gösterir.
Cevabı göster

Democratic sözcüğünün katı veya daha derin bir tanıma göre kullanıldığını belirtir.

with wit and composure,

4:58

zeka ve sükunetle,

that they have been triggered in an avoidant or an anxious direction, Kelime

4:59

kaçıngan veya kaygılı bir yönde tetiklendiklerini,

Kelime

triggered in an avoidant or an anxious direction: harekete geçen bir bağlanma tepkisi

Burada triggered, bir şeyin güçlü ve büyük ölçüde otomatik bir duygusal ve davranışsal tepkiyi harekete geçirdiği anlamına gelir. Bu bağlamda tepki, yalnızca rahatsız hissetmekten değil, önceden oluşmuş bir bağlanma kalıbından kaynaklanır. in an avoidant or an anxious direction ifadesi, tepkiyi iki kalıptan birine doğru hareket olarak sunar: uzaklaşmak ya da güvence aramak. Kişinin o andaki eğilimini anlatır; sabit bir kimlik veya klinik tanı değildir.

Alıştırma

Cümlede "triggered in an avoidant or an anxious direction" ne anlama geliyor?

  1. Kişi biraz rahatsız olmuş ve bilinçli olarak farklı bir görüş seçmiştir.
  2. Eski bir bağlanma kalıbı harekete geçmiş ve kişiyi geri çekilmeye ya da güvence aramaya yöneltmiştir.
  3. Kişiye iki bağlanma tarzı için de resmî tanı konmuştur.
Cevabı göster

Eski bir bağlanma kalıbı harekete geçmiş ve kişiyi geri çekilmeye ya da güvence aramaya yöneltmiştir.

but are doing everything they can

5:03

ama ellerinden gelen her şeyi yaptıklarını

to get on top of things Deyimler

5:05

işlerin üstesinden gelmek için

and hope to be normal again in a little while.

5:07

ve kısa bir süre içinde tekrar normal olmayı umduklarını.

Deyimler

get on top of things: bir durumu kontrol altına almak

Get on top of things, zor, yoğun veya düzensiz bir durumu kontrol altına almak anlamına gelen bir deyimdir. Genellikle sorunların veya işlerin birikmeye başladığını ve kişinin bunlarla etkin biçimde ilgilendiğini düşündürür. Things burada bilinçli olarak genel kullanılır; ilgili işleri, sorunları, duyguları veya pratik gereklilikleri anlatır. İfade, fiziksel olarak bir şeyin üstünde olmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi, zor bir durumu kontrol altına almak anlamındaki deyimle tamamlayın: After a week of missed deadlines, Maya made a plan to ____.

Cevabı göster

get on top of things

Love is a skill that we can learn. Anlatım akışı

5:12

Aşk öğrenebileceğimiz bir beceridir.

Anlatım akışı

Sonuç tezi olarak “Love is a skill that we can learn”

Bu kısa ifade, önceki örnekleri akılda kalıcı tek bir sonuca dönüştürür. “X is a skill that we can learn” kalıbı, X’i yalnızca şansın belirlediği bir sonuç olarak değil, farkındalık ve pratik yoluyla geliştirilebilen bir yetenek olarak sunar. Buradaki skill, sevgiyi tek ve basit bir teknik olarak tanımlamaz; savın nasıl anlaşılması gerektiğini belirleyen bir mecazdır. Kısa ve öz özne-bağlayıcı fiil-tümleç yapısı, düşüncenin kolayca tekrarlanmasını sağlar. Bu nedenle cümle, savın ana tezi ve nihai sonucu olarak işlev görür.

Alıştırma

Konuşmacı fark etme, yorumlama ve özür dileme gibi öğrenilebilir davranışları anlattıktan sonra, “Love is a skill that we can learn” cümlesinin temel işlevi nedir?

  1. Sevginin tek ve basit bir teknik işlem olduğunu iddia etmek
  2. Örnekleri, akılda kalıcı ve öğrenilebilir bir ilke olarak özetlemek
  3. İyi şans hakkında ilgisiz bir hikâye başlatmak
Cevabı göster

Örnekleri, akılda kalıcı ve öğrenilebilir bir ilke olarak özetlemek

Our Relationships book calmly guides us

5:15

İlişkiler kitabımız bizi sakince yönlendirir

with calm and charm

5:18

sakinlik ve çekicilikle

through the key issues of relationships

5:19

ilişkilerin temel meseleleri boyunca

to ensure that success in love

5:22

aşkta başarının

need not be a matter of good luck. Dilbilgisi

5:24

şansa bağlı olması gerekmediğinden emin olmak için.

Dilbilgisi

need not be a matter of good luck: gerekliliği reddetme

Bu ifadede need, kiplik yardımcı fiili olarak kullanılır. Olumsuz yapı need not + fiilin yalın hâlidir; bu yüzden be, to olmadan doğrudan ardından gelir. Need not be, “olmak zorunda değildir” anlamına gelir. Bir şeyin gerekli veya kaçınılmaz olmadığını söyler, ancak bazen doğru olabileceği ihtimalini dışlamaz. A matter of X, “esas olarak X tarafından belirlenen bir şey” demektir. İfadenin tamamı, aşkta başarının esas olarak iyi şansa bağlı olmak zorunda olmadığını ve öğrenilebilir davranışların sonucu etkileyebileceğini anlatır.

Alıştırma

Cümleyi need not be a matter of kullanarak tamamlayın: Passing the test ____ luck.

Cevabı göster

need not be a matter of

For more, click the link now.

5:27

Daha fazlası için şimdi bağlantıya tıklayın.

Be sure to subscribe to our channel

5:29

Kanalımıza abone olduğunuzdan emin olun

and turn on notifications.

5:31

ve bildirimleri açın.