Boltzmann beyni paradoksu - Fabio Pacucci: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video özeti: Video, Boltzmann beyni paradoksunu entropi ve rastgele dalgalanmalardan Büyük Patlama’ya kadar izliyor; ardından bu paradoksun evrenin kökenine ilişkin modern açıklamaları neden hâlâ sınadığını gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. How do you know — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Doğrudan bir sorunun, bilimsel tanımlar verilmeden önce izleyiciyi felsefi bir kuşkunun içine çekip merak uyandırdığını fark edin; soyut bir açıklamayı dinleyici açısından kişisel ve anlamlı kılmak için aynı açılış tekniğini kullanın. 2. has not existed forever, but rather time and space started with a big bang. — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: not ... but rather ... yapısının bir açıklamayı reddedip yerine daha kesinini koyduğunu anlayın; burada ezelî bir evren ile zaman ve uzayın başlangıcını ayırdığı gibi, iddiaları açıkça düzeltmek için bu karşıtlıktan yararlanın. 3. creates a bar that models have to rise to. — Deyimler ve mecazi ifadeler: bar sözcüğünü fiziksel bir nesne değil, asgari standart olarak yorumlayın ve metaforun paradoksu kozmolojik modellerin geçmesi gereken bir sınav gibi sunduğunu anlayın; teoriler ya da öneriler için ölçüt belirtirken bu ifadeyi kullanın.
Bu derste
How do you know you're a person who has lived your life Anlatım akışı
0:07Hayatınızı yaşamış bir insan olduğunuzu nereden biliyorsunuz,
rather than a just formed brain full of artificial memories momentarily hallucinating a reality Kalıp ifadeler
0:10yoksa yapay anılarla dolu, geçici olarak bir gerçeklik halüsinasyonu gören yeni oluşmuş bir beyin olmadığınızı
full of artificial memories: full of + isim yapısı
full of + isim kalıbı, “çok miktarda bir şey içeren” veya “bir şeyle dolu” anlamına gelir. Cümlede full of artificial memories, brain sözcüğünden sonra gelir ve beynin ne içerdiğini açıklar. Burada artificial, anıların gerçek deneyimlerle oluşmak yerine yapay olarak oluşturulduğunu veya yerleştirildiğini belirtir. Davranış ya da üslup için kullanılan “yapmacık” anlamında değildir.
Alıştırma
full + edat kalıbını tamamlayın: The attic was full ____ dusty boxes.
Cevabı göster
of
How do you know...?: açılış kancası olarak kullanımı
Burada How do you know...? yalnızca bir bilgi istemez. Dinleyicinin emin olduğu şeyi sorgulatır ve karşısına kanıtlaması zor iki olasılık çıkarır. Bu soru, açılış kancası olarak merak ve gerilim yaratır, ardından gelecek açıklamanın ele alacağı konuyu çerçeveler. Önce soru soran bu düzen, tanım veya kanıt verilmeden önce merak uyandırır.
Alıştırma
Bir bilim videosu “How do you know a planet exists if no one can see it directly?” sorusuyla başlıyor. Bu açılış sorusunun temel işlevi nedir?
- Belirsizlik yaratır ve ardından gelen açıklamayı çerçeveler.
- İzleyicilerden belirli bir tarih söylemelerini ister.
- Son tanımı hemen verir.
Cevabı göster
Belirsizlik yaratır ve ardından gelen açıklamayı çerçeveler.
rather than ile seçenekleri karşılaştırmak
rather than iki seçeneği karşı karşıya getirir. Bu cümlede hayatını yaşamış bir insan olmak ile yeni oluşmuş bir beyin olmak şeklindeki iki olası kimliği karşılaştırır; ikincisi, birincisine rakip olan diğer olasılıktır. A rather than B kalıbı “B değil A” ya da “B yerine A tercih edilir” anlamına gelir. Genellikle paralel isimleri, betimlemeleri veya eylemleri bağlar; bir olayın diğerinden sonra gerçekleştiğini göstermez.
Alıştırma
Cümleyi “ikinci seçenek değil, birinci seçenek” anlamındaki iki sözcüklü bağlaçla tamamlayın: We decided to test the idea ____ dismiss it.
Cevabı göster
rather than
That may sound absurd, but ... bir ödünleme ifadesi olarak
That may sound absurd, fikrin ilk anda tamamen mantıksız gelebileceğini kabul eder, ancak fikri reddetmez. Buradaki may, absurd değerlendirmesini kesin bir yargı değil, olası bir ilk izlenim olarak sunup yumuşatır; hesaplanmış bir olasılığı belirtmez. but ile birlikte ifade bir ödünleme kurar: Konuşan kişi önce dinleyicinin muhtemel şüphesini kabul eder, sonra fikrin neden ciddiye alınması gerektiğine geçer. may sound + sıfat, but ... kalıbı, sezgilere aykırı bir iddiayı tanıtmak için yeniden kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi cümle, bir fikrin mantıksız göründüğünü kabul ettikten sonra onu değerlendirmek için bir neden sunar?
- That idea is absurd, so there is no reason to discuss it.
- That may sound absurd, but the evidence is worth examining.
- That may be correct, and everyone already accepts it.
Cevabı göster
That may sound absurd, but the evidence is worth examining.
keep someone up at night: sürekli endişeye neden olmak
Keep someone up at night ifadesi kelime anlamıyla birinin uyumasını engellemek demektir. Aynı zamanda bir şeyin birini uzun süre endişelendirmesi veya derin derin düşündürmesi anlamına gelen bir deyimdir. Burada sorun, önde gelen birkaç kuşak kozmoloğu rahatsız etmiştir; hepsinin gerçekten her gece uyanık kaldığı anlamına gelmez. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp something keeps/kept someone up at night şeklindedir. Bu cümlede several generations of top cosmologists, someone konumundadır.
Alıştırma
keep someone up at night deyimini tamamlayın: The unresolved question kept the researchers ____ at night.
Cevabı göster
up
They call it the Boltzmann brain paradox. Anlatım akışı
0:27Buna Boltzmann beyin paradoksu diyorlar.
They call it the ... ile bir ad tanıtmak
They call it the ... ifadesi call + object + name yapısını kullanır. It, hemen önce açıklanan olguya gönderme yapar; ardından gelen isim öbeği de olgunun adını verir. Bu örnekte the, adın başlangıcındadır, ancak adlandırma yapısında her zaman the bulunması gerekmez. Buradaki they belirli bir grubu değil, ilgili alandaki insanları genel olarak ifade eder. Bu yapı, önce bir fikri açıklayıp sonra adını vererek bilgiyi düzenler. Böylece dinleyen kişi, yabancı bir terimi daha önce duyduğu açıklamayla ilişkilendirebilir.
Alıştırma
Konuşmacı önce bir örüntüyü açıklıyor ve ardından They call it the domino effect. diyor. Bu cümle açıklamada ne işe yarıyor?
- Telefon görüşmesi yapan bir kişiyi belirtir.
- Örüntüye bir ad verir.
- Örüntünün sona erdiğini söyler.
Cevabı göster
Örüntüye bir ad verir.
Its namesake, Ludwig Boltzmann: adını aldığı kişi
Bu cümlede its namesake, daha önce sözü edilen şeye adı verilmiş olan kişiyi, yani Ludwig Boltzmann'ı belirtir. Adın kaynağını gösterir; takma ad anlamına gelmez. Ludwig Boltzmann açıklayıcı bir eş görevli ögedir: virgüller arasındaki ad, its namesake ifadesinin tam olarak kimi gösterdiğini açıklar. Bir yerin, nesnenin, fikrin veya kurumun adını kimden aldığını belirtirken bu yapı sık kullanılır.
Alıştırma
Şu cümleyi okuyun: The school's namesake was a scientist named Ada Cole. namesake kimi belirtir?
- Okulun gayriresmî bir takma adı
- Okulda çalışan bir bilim insanı
- Okulun adını aldığı bilim insanı
Cevabı göster
Okulun adını aldığı bilim insanı
operating in a period when...: tarihsel arka plan eklemek
operating in a period when... sözleri, fizikçinin hangi dönemde etkin olup çalıştığına dair arka plan bilgisi ekler. Buradaki operating, bir makineyi kullanmak anlamına gelmez. Dil bilgisi açısından bu, physicist sözcüğünü niteleyen -ing yapılı bir ortaç cümleciğidir. when ile başlayan cümlecik dönemi açıklar. who was operating in a period when... yapısının kısaltılmış biçimidir; böylece tarihsel ortam destekleyici bilgi olarak kalır.
Alıştırma
operating in a period when... cümleye temel olarak ne ekler?
- Fizikçinin yaptığı bir makinenin adı
- Bir makineyi kullanma talimatları
- Fizikçinin çalıştığı döneme ilişkin tarihsel arka plan
Cevabı göster
Fizikçinin çalıştığı döneme ilişkin tarihsel arka plan
Dolaylı soruda whether ... or ...
Bu cümlede whether, tartışılan konuyu, yani sonsuz ve sonlu süre seçeneklerini sunar. Bu yapı debating fiilinden sonra gelen dolaylı bir soru olduğu için düz cümle söz dizimini korur: the universe had existed denir, had the universe existed denmez. Had existed past perfect yapısındadır. Bilim insanlarının tartıştığı geçmiş zamandan bakarak evrenin o zamana kadar ne kadar süredir var olduğunu anlatır; evrenin daha sonra varlığının sona erdiğini ima etmez.
Alıştırma
Whether kullanarak iki seçenekli dolaylı bir soruyu doğru biçimde kuran cümle hangisidir?
- Historians debated whether did local workers or foreign engineers build the bridge.
- Historians debated whether had the bridge been built by local workers or foreign engineers.
- Historians debated whether the bridge had been built by local workers or foreign engineers.
Cevabı göster
Historians debated whether the bridge had been built by local workers or foreign engineers.
Boltzmann's main claim to fame: en ünlü başarısı
someone's claim to fame kalıbı, bir kişiyi veya şeyi en çok tanınır hâle getiren başarı, özellik ya da olguyu ifade eder. Burada Boltzmann's main claim to fame, Boltzmann'ın ünlü olduğu başlıca başarı anlamındadır. Claim to fame ifadesini tek bir bütün olarak anlayın. Bu kalıpta claim, kanıtlanmamış bir iddia veya mülkiyet talebi anlamına gelmez.
Alıştırma
“Bir yeri ünlü yapan özellik” anlamındaki kalıpla cümleyi tamamlayın: The island's ____ is its beach with pink sand.
Cevabı göster
claim to fame
the branch of physics that studies energy: sınıf ve özellikle tanımlama
Bu tanımda the branch of physics önce genel sınıfı verir: terim fiziğin bir parçasıdır. that studies energy ilgi cümleciği ise bu belirli dalı tanımlayan özelliği ekler. Bu bilgi sırası başka tanımlarda da kullanılabilir: terimi adlandırın, ait olduğu daha geniş sınıfı belirtin ve ardından ayırt edici özelliği that ile başlayan bir cümlecikle verin. Bu ad öbeği bir terimden sonra geldiğinde, o terimi açıklayan eş görevli bir ifade olabilir.
Alıştırma
Hangi cümle astronomy terimini tanımlamak için aynı genel sınıf + that cümleciği kalıbını kullanıyor?
- Astronomy studies objects in space because science is a branch.
- Objects in space are interesting, so astronomy is science.
- Astronomy is the branch of science that studies objects in space.
Cevabı göster
Astronomy is the branch of science that studies objects in space.
He put forward: değerlendirilmek üzere bir fikir sunmak
Burada put forward, bir şeyi önermek veya değerlendirilmek üzere sunmak anlamına gelir. Başkalarının inceleyebilmesi ya da tartışabilmesi için yeni bir yorum sundu; herhangi bir şeyi fiziksel olarak öne taşımadı. Yaygın kalıp put forward + fikir, teori, öneri, sav veya yorum şeklindedir. Put fiilinin yalın hâli ile geçmiş zaman biçimi aynıdır; bu nedenle He put forward burada tamamlanmış bir geçmiş eylemi anlatır.
Alıştırma
put forward öbek fiilini geçmiş zamanda kullanın: At the meeting, Lena ____ a plan to save water.
Cevabı göster
put forward
which is a measure of ...: kısa bir tanım eklemek
which sözcüğü, hemen önce sözü edilen isme veya terime gönderme yapar. Dil bilgisi bakımından which is a measure of the disorder of a system şeklindeki açıklayıcı ilgi yan cümlesini başlatır. is a measure of, “bir şeyin miktarını gösteren ölçü veya gösterge görevi görür” demektir. Bu yan cümle ek bilgi verdiği için yazar, yeni bir cümleye başlamadan terimin yanına kısa bir tanım ekleyebilir. Bu kısa yapı açıklayıcı ve bilimsel metinlerde yaygındır.
Alıştırma
“..., which is a measure of the disorder of a system” bölümünde which ne işe yarar?
- Hemen önce sözü edilen terime gönderme yapar ve bir tanım ekler.
- Dinleyiciden iki sistem arasında seçim yapmasını ister.
- Önceki ifadenin sonucunu bildirir.
Cevabı göster
Hemen önce sözü edilen terime gönderme yapar ve bir tanım ekler.
whereas ...: yan yana bir karşıtlık kurmak
whereas bağlacı, birbirine paralel iki yan cümlenin ikincisini başlatır ve okuyucuya bunları karşılaştırması gerektiğini gösterir. Burada sağlam bir bardak ile parçalanmış bir bardak aynı özelliğe, yani her sistemin ne kadar düzenli olduğuna göre değerlendirilir. Böylece karşıt durumları kolayca görülür. Whereas iki bilgiyi yan yana getirerek karşıtlık kurar; bir yan cümlenin diğerine neden olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Resmî ve yan yana bir karşıtlık oluşturmak için cümleyi whereas ile tamamlayın: The city center is crowded, ____ the outer neighborhoods are quiet.
Cevabı göster
whereas
The second law of thermodynamics states that ...: bir yasanın içeriğini aktarma
The second law of thermodynamics states that ... ifadesinde states, resmî bir aktarım fiilidir. Özne, yetkili bir kaynağı adlandırır; that ile başlayan yan cümle de yasanın içeriğini verir. Kaynağı başa alan bu yapı, bir iddianın kaynağıyla iddianın kendisini ayırmaya yardımcı olur: a law, rule, report, or theory states that + yan cümle.
Alıştırma
Resmî kaynak ve içerik yapısını tamamlayın: The safety code ____ emergency exits must remain clear.
Cevabı göster
states that
closed systems tend towards disorder: bir eğilimi ifade etme
tend towards + isim yapısında tend genel bir yönü veya olası bir örüntüyü belirtirken towards yönelinen durumu ya da sonucu gösterir. Disorder bir isim olduğu için yapı tend towards disorder şeklindedir. Cümle, düzensizliği kesin veya hemen gerçekleşecek bir sonuç olarak değil, genel bir eğilim olarak sunar. Bu temkinli ayrım, tend towards yapısını bilimsel açıklamalarda ve örüntülerle ilgili diğer ifadelerde kullanışlı kılar.
Alıştırma
Hangi cümle, sonucun kesin olduğunu söylemeden genel bir eğilimi anlatır?
- Team discussions are already in complete agreement.
- Over time, team discussions will always end in agreement.
- Over time, team discussions tend towards agreement.
Cevabı göster
Over time, team discussions tend towards agreement.
return to its pristine state: ilk ve kusursuz hâline dönmek
return to + bir durum, önceki bir duruma geri dönmek anlamına gelir. Burada return to its pristine state, bardağın kırılmadan önceki gibi yeniden bütün ve hasarsız hâle gelmesini ifade eder. Pristine, yalnızca kirin olmamasını değil, özgün görünümünü koruyan ve bozulmamış bir durumu anlatır.
Alıştırma
Cümleyi return to its pristine state ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After months of careful restoration, the sculpture finally ____.
Cevabı göster
returned to its pristine state
applying statistical reasoning to this: istatistiksel akıl yürütmeyi buna uygulamak
apply A to B, belirli bir konu, sorun veya durum B ile ilgilenirken bir yöntem, kural ya da fikir A kullanmak anlamına gelir. Burada statistical reasoning yöntemdir; this behavior ise Boltzmann'ın bu yöntemle anlamaya çalıştığı şeydir. -ing biçimindeki applying, was sözcüğünden sonra gelir ve içgörüsünün neyden oluştuğunu belirtir. Burada devam eden bir eylemi anlatmaz.
Alıştırma
apply A to B kalıbını tamamlayın: The engineers applied the new safety rule ____ every design.
Cevabı göster
to
a system evolves to a more disordered state: sistemin bir duruma evrilmesi
Burada evolves to, zaman içinde değişerek sonunda bir sonuca ulaşmak anlamına gelir. Özne a system, a more disordered state ise değişimin sonucunda oluşan durumu belirtir. Evolve yalnızca biyolojik evrim için kullanılmaz. Bir sistemin, teknolojinin, planın veya fikrin bir durumdan ya da biçimden diğerine gelişmesini de anlatabilir.
Alıştırma
Bu cümlede evolves to ne anlama geliyor?
- Canlı yavrular üretir
- Hiçbir süreç olmadan anında değiştirilir
- Zaman içinde değişerek farklı bir duruma ulaşır
Cevabı göster
Zaman içinde değişerek farklı bir duruma ulaşır
just so unlikely that we'll never witness Dilbilgisi
1:28sadece çırpılmış yumurtanın çiğ hale gelmesi gibi
things like scrambled eggs turning raw. Anlatım akışı
1:31şeylere tanık olmamız o kadar ihtimal dışıdır ki.
so unlikely that: dereceyi sonuca bağlamak
so + sıfat + that + cümlecik yapısı, bir derecenin that ile başlayan cümlecikteki sonuca yol açacak kadar yüksek olduğunu gösterir. so unlikely that we'll never witness it ifadesinde olasılık son derece düşüktür ve sonuç olarak insanlar bunun gerçekleştiğini görmez. Cümle önce ters sürecin imkânsız olmadığını söyler. Ardından so unlikely that ile pratik bir noktayı açıklar: Bir şey teoride mümkün olabilir, ancak gözlemlenmesi beklenemeyecek kadar nadir olabilir.
Alıştırma
Her boşluğa bir sözcük yazarak so + sıfat + that yapısını tamamlayın: The path was ____ icy ____ we turned back.
Cevabı göster
so · that
things like scrambled eggs turning raw: soyut bir fikri örnekle somutlaştırma
Things like, daha geniş bir grubun içinden bir örnek sunar. Buradaki genel fikir, gerçekleşmesi son derece düşük olasılıklı bir olaydır; çırpılmış yumurtanın yeniden çiğ hâle gelmesi de dinleyiciye günlük hayattan, net bir görüntü verir. Bu, bilgiyi düzenlemenin bir yoludur: önce soyut fikir söylenir, ardından onu gözde canlandırmayı kolaylaştırmak için things like + somut bir nesne veya durum kullanılır. Bu örnek açıklama amaçlıdır; eksiksiz bir liste değildir.
Alıştırma
Hangi cümle, genel bir fikri somutlaştırmak için things like ifadesini en açık biçimde kullanıyor?
- Severe storms can be dangerous because strong winds move quickly.
- Road signs may bend in a severe storm, so every storm causes the same damage.
- Severe storms can cause unusual damage, things like road signs bending backward.
Cevabı göster
Severe storms can cause unusual damage, things like road signs bending backward.
But if ... extremely unlikely events will happen: koşul ve sonuç
But, önceki noktadan farklı bir düşünceye geçildiğini gösterir. If, evrenin sonsuz uzunlukta bir süre boyunca var olması koşulunu sunar; extremely unlikely events will happen ise bu koşulun sonucunu belirtir. Yeniden kullanılabilir kalıp if + geniş zaman, ... will + fiilin yalın hâli biçimindedir. Burada mantıksal bir tahmin kurar: belirtilen koşul altında, olasılığı çok düşük olayların bile sonunda gerçekleşmesi beklenir. Bu tür if yan cümlelerinde will kullanılmaz.
Alıştırma
Sonuç cümlesini tamamlamak için will ve happen fiilinin yalın hâlini kullanın: If the machine runs long enough, rare errors ____.
Cevabı göster
will happen
over an infinitely long time: zamanı bir süreç aralığı olarak görmek
Bu cümlede over an infinitely long time, olayların gerçekleşebileceği zaman aralığını belirler. Over, bütün dönemi bir sürecin, tekrarlanan fırsatların veya biriken etkilerin gerçekleştiği alan olarak sunar; infinitely long ise bu zaman aralığının sonlu bir sınırı olmadığını belirtir. Over + zaman aralığı yapısı, bir şey bu dönem boyunca değiştiğinde, geliştiğinde, tekrarlandığında veya biriktiğinde özellikle kullanışlıdır.
Alıştırma
Hangi cümle bir zaman aralığı boyunca gerçekleşen aşamalı bir değişimi en iyi şekilde anlatır?
- The coastline stayed protected for thousands of years.
- The coastline changed gradually over thousands of years.
- The coastline disappeared during the final storm.
Cevabı göster
The coastline changed gradually over thousands of years.
forming out of random combinations: bir kaynaktan sonucun ortaya çıkması
complex things forming out of random combinations ifadesinde complex things ortaya çıkan sonuç, random combinations of particles ise kaynaktır. -ing yan cümlesi karmaşık şeyleri bir oluşum sürecinden geçerken gösterir; out of da ortaya çıktıkları malzemeyi veya düzenlemeyi belirtir. Aktarılabilir yapı X forms out of Y şeklindedir: X, Y’den gelişir veya ortaya çıkar ve herhangi bir üretici belirtilmez.
Alıştırma
Hangi cümle, sonucun kaynağından ortaya çıktığını göstermek için form out of yapısını kullanıyor?
- Their scattered ideas formed the basis of a clear plan.
- The team made a clear plan out of their scattered ideas.
- A clear plan began to form out of their scattered ideas.
Cevabı göster
A clear plan began to form out of their scattered ideas.
in a hypothetical infinitely old universe? Kelime
1:48varsayımsal sonsuz yaşlı bir evrende neye benzerdi?
So what does that look like: soyut bir düşünceden somut bir örneğe
So, bu soruyu hemen önceki akıl yürütmeye bağlar. What does that look like, söz konusu düşüncenin belirli bir durumda nasıl görüneceğini veya işleyeceğini sorar; böylece konuşmacı soyut bir iddiadan somut bir modele geçer. Buradaki look like yalnızca fiziksel görünüşle ilgili değildir. What does X look like in Y? kalıbı, Y koşullarında X'in hangi biçimi, sonucu veya davranışı göstereceğini sorabilir.
Alıştırma
Soyut bir planı açıkladıktan sonra hangi soru somut bir örneği en iyi şekilde davet eder?
- So why is the plan called hypothetical?
- So what does that look like in practice?
- So who first suggested the plan?
Cevabı göster
So what does that look like in practice?
hypothetical infinitely old universe: katmanlı niteleyiciler
a hypothetical infinitely old universe isim öbeğinde hypothetical, universe sözcüğünü akıl yürütmek için hayal edilmiş bir durum olarak tanımlar. Infinitely old ise onun yaşını anlatır: düşünce deneyi içinde sınırsız bir süre boyunca var olmuştur. Yapı hypothetical + infinitely old + universe şeklindedir. Infinitely, old sözcüğünü niteleyen bir zarftır; hypothetical ve infinitely old öbeğinin tamamı universe sözcüğünü niteler.
Alıştırma
Hangi öbek “tamamen otomatikleştirilmiş, varsayımsal bir fabrika” anlamına gelir ve aynı niteleyici düzenini kullanır?
- a hypothetical fully automated factory
- a hypothetical factory with some automated equipment
- a fully automated factory in a real town
Cevabı göster
a hypothetical fully automated factory
this unremarkable stretch of near nothingness: neredeyse hiçbir şeyin olmadığı bu sıradan alan
Burada stretch, bir şeyi uzatma eylemi değil, kesintisiz uzanan bir alan ya da mekân parçası anlamında bir isimdir. this unremarkable stretch, sıradan görünen ve özellikle dikkat çekmeyen bir bölgeyi gösterir. near nothingness ifadesinde near “neredeyse” anlamına gelir; dolayısıyla bölgede neredeyse hiçbir şey yoktur, ama mutlak bir boşluk olduğu söylenmez. Sözcükler birlikte soyut boşluk fikrini gözde canlanabilen bir alana dönüştürür.
Alıştırma
“The bus crossed a bleak stretch of empty highway,” cümlesinde stretch ne anlama gelir?
- kesintisiz bir zaman dönemi
- kesintisiz bir bölüm veya alan
- bedeni uzatma hareketi
Cevabı göster
kesintisiz bir bölüm veya alan
come together to form: bir araya gelerek oluşturmak
Come together, ayrı durumdaki insanların, nesnelerin veya parçaların birleşmesi ya da toplanması anlamına gelir. To form, bu birleşmenin ürettiği yeni bütünü gösterir. Altyazıda atomlar bir araya gelir ve sonuçta bir kopya oluşur. Yeniden kullanılabilen X come together to form Y yapısı, ayrı parçalardan tek bir sonuca giden süreci anlatır. Zaman veya özne değiştiğinde come da değişir; came together to form ve comes together to form bunun örnekleridir.
Alıştırma
Hedef yapıyı tamamlayın: Small pieces of colored glass come ____ to form a mosaic.
Cevabı göster
together
Adın ardından gelen bir niteleyici olarak made of pasta
Made of pasta, a replica of the Thinker ad öbeğinden sonra gelir ve replikanın hangi malzemeden yapıldığını açıklar. Bu, that is made of pasta yapısının kısaltılmış biçimi olan bir geçmiş zaman ortacı öbeğidir. Aktarılabilir yapı ad + made of + malzeme şeklindedir. Bir adın ardından malzemeyi kısa biçimde tanımlar; malzeme bitmiş nesnede hâlâ tanınabiliyorsa made of özellikle doğaldır.
Alıştırma
made of ifadesinin ardından cardboard malzeme sözcüğünü getirerek cümleyi tamamlayın: They displayed a castle ____.
Cevabı göster
made of cardboard
Dikkati başka bir yere taşıyan geçiş ifadesi olarak Over here
Cümlenin başındaki Over here, sahnenin görünen başka bir bölümünü işaret eder ve izleyiciye sırada nereye bakması gerektiğini söyler. Dikkati önceki alandan ya da örnekten bu noktaya taşıyarak açıklamayı düzenler. Ortak bir sahneye bağlı olduğu için buradaki görevi yalnızca konum belirtmek değildir; izleyiciyi görsel bilgi boyunca yönlendirir.
Alıştırma
Bir sunucu diyagramın başka bir bölümünü gösterip 'Over here, the lines meet.' diyor. Over here burada ne yapıyor?
- Çizgilerin çok uzun zaman önce kesiştiğini söyler.
- Dikkati diyagramın o bölümüne yöneltir.
- Sunumun bittiğini belirtir.
Cevabı göster
Dikkati diyagramın o bölümüne yöneltir.
something like a brain: yaklaşık benzerlik belirtmek
Something like a brain, “beyne benzeyen bir şey” anlamına gelir. Konuşan kişi parçacıkların oluşturduğu yeni biçimi beyne benzetir, ancak bunun gerçek veya eksiksiz bir beyin olduğunu söylemez. something like + isim kalıbı, tam ad veya kategori bilinmediğinde ya da tanıdık bir karşılaştırma bir fikri gözde canlandırmayı kolaylaştırdığında kullanışlıdır.
Alıştırma
Uzakta kuleye benzeyen bir şekil görüyorsunuz, ancak ne olduğundan emin değilsiniz. Bu belirsizliği en iyi koruyan cümle hangisidir?
- It looked something like a tower.
- It looked nothing like a tower.
- It was definitely a tower.
Cevabı göster
It looked something like a tower.
of a lifetime up to the present moment Kalıp ifadeler
2:11bu sözleri söyleyen bir videoyu algıladığı
filled with false memories: anıları içerik olarak sunmak
Be filled with, bir şeyi with ifadesinden sonra gelen içerikten büyük miktarda barındırıyormuş gibi sunar. Burada false memories zihnin içindeki içerik olarak ele alınır; bu nedenle ifade, yalnızca it has false memories demekten daha güçlü bir kap görüntüsü yaratır. Bu kalıp nesneler gibi fiziksel içerikleri veya bilgi, ses, anı ve duygu gibi soyut içerikleri anlatabilir.
Alıştırma
Cümleyi be filled with kalıbıyla tamamlayın: After the doors opened, the hall was ____ music.
Cevabı göster
filled with
up to the present moment: zaman aralığını şu anda bitirmek
up to the present moment ifadesinde up to, bir zaman aralığının bitiş noktasını gösterir. Bu aralık daha önceki bir zamandan şimdiye kadar uzanır; dolayısıyla ifade “tam şu ana kadar” anlamına gelir. Bu zaman sınırı, bir geçmişi, durumu veya ilerlemeyi yalnızca şu ana kadarki haliyle özetlemeyi sağlar; sonrasında ne olacağını söylemez.
Alıştırma
'Up to the present moment, no errors have appeared,' cümlesinde up to ne anlama gelir?
- Bu zaman noktasına kadar
- En fazla bir an
- Şimdiki zamana doğru hareket etmek
Cevabı göster
Bu zaman noktasına kadar
these very words: very tam olarak bu sözler anlamını verir
these very words ifadesinde very, işaret sözcüğü these ile words ismi arasında yer alır. Burada “tam olarak bu sözler” veya “bu sözlerin aynısı” anlamında vurgu yapar; “son derece” anlamına gelmez. İfade, söz konusu sözcüklerin birebir aynı olduğunu vurgular: gönderme yapılan ifade, daha önce belirtilen veya o anda bulunan belirli ifadeyle aynıdır.
Alıştırma
'She repeated these very words,' cümlesinde very ne işe yarar?
- Sözlerin tam olarak aynı sözler olduğunu vurgular.
- Sözlerin son derece iyi olduğunu söyler.
- Sözlerin yüksek sesle söylendiğini belirtir.
Cevabı göster
Sözlerin tam olarak aynı sözler olduğunu vurgular.
by random fluctuations: bir mekanizma sunmak
Burada by random fluctuations, rastgele dalgalanmaları parçacıkların bir araya gelmesini sağlayan süreç ya da mekanizma olarak sunar. Bilimsel açıklamalarda by + isim öbeği, eylemi yapan kişiyi belirtmek yerine “hangi süreç yoluyla?” sorusunu yanıtlayabilir. Dalgalanmalar olayın gerçekleşmesine de neden olduğu için ifade, neden bildiren bir yapıyla çevrilebilir. Ancak İngilizce anlatım, bu nedeni işleyen bir mekanizma olarak çerçeveler.
Alıştırma
Hangi cümle sonuç üreten bir süreci by ile doğal biçimde ifade eder?
- The system learns at repeated testing.
- The system learns because repeated testing.
- The system learns by repeated testing.
Cevabı göster
The system learns by repeated testing.
concentrate in a single point: tek bir konumda toplanmak
Bu cümlede concentrate, daha önce dağınık olan parçacıkların bir araya gelmesi anlamına gelir. in a single point, ortaya çıkan konumu belirtir ve dağılımın artık uzaya yayılmadığını vurgular. Bu mekânsal yapı bir noktadan daha büyük yerlere de genişletilebilir: nesneler concentrated in one area, region, or group olabilir.
Alıştırma
Hangi cümle elektrik yükünün kendisinin tek bir konumda toplandığı anlamına gelir?
- The scientist concentrates on a single point in the report.
- The charge is concentrated in a single point.
- The charge spreads evenly through the material.
Cevabı göster
The charge is concentrated in a single point.
spontaneously bursts into existence: kendiliğinden ve aniden var olmak
Bursts into existence, bir şeyin aniden var olmaya başladığını canlı bir biçimde anlatır. Burst sözcüğü ifadeye hız ve güçlü bir etki katar; burada evrenin gerçekten patladığı anlamına gelmez. Spontaneously, değişimin bilinçli olarak planlanmadan veya belirgin bir dış eylem tarafından başlatılmadan kendiliğinden gerçekleştiğini belirtir. Sözcükler birlikte, ortaya çıkışı ani ve plansız olarak sunar.
Alıştırma
“A new universe burst into existence” cümlesi burada ne anlama geliyor?
- Yeni bir evren aniden var olmaya başladı.
- Bir evren yavaşça küçüldü.
- Bir evren gerçekten patladı ve yok oldu.
Cevabı göster
Yeni bir evren aniden var olmaya başladı.
Of those last two: karşılaştırmayı en son sözü edilen iki öğeyle sınırlamak
Of those last two soru cümlesinden önce gelir ve karşılaştırılacak grubu belirler. Those daha önce sözü edilen öğelere gönderme yapar, last two ise en son sözü edilen iki öğeyi seçer. Böylece konuşan kişi iki olasılığı bütünüyle tekrar etmeden hangisinin daha muhtemel olduğunu sorabilir. Öncesinde daha uzun bir liste varsa daha önceki öğeler bu karşılaştırmanın dışında kalır.
Alıştırma
Konuşan kişi az önce dört açıklama sıraladı ve yalnızca son ikisini karşılaştırmak istiyor. Hangi soru en uygundur?
- Of those last two, which is more convincing?
- Which explanation was mentioned first?
- Of all four, which are the last two?
Cevabı göster
Of those last two, which is more convincing?
The brain, by far: açık ara daha güçlü seçenek
By far, bir karşılaştırmada çok büyük bir farkla anlamına gelir. Burada The brain kısaltılmış bir yanıttır: karşılaştırmanın tam olarak ne olduğu zaten anlaşıldığı için söylenmez; by far ise bu seçeneğin diğerlerini açıkça geçtiğini belirtir. Aynı pekiştirici, by far more useful ve by far the best örneklerinde olduğu gibi karşılaştırma ya da üstünlük derecesini güçlendirebilir.
Alıştırma
Bir rotanın diğerlerinin hepsinden çok daha kolay olduğunu belirten iki kelimelik pekiştiriciyi yazarak cümleyi tamamlayın: This is ____ the easiest route.
Cevabı göster
by far
Despite all its complexity: despite + isim öbeği
Despite all its complexity, bir gerçeği kabul edip ardından karşıt bir ana sonuç sunan edat öbeğidir. Önce söz konusu şeyin çok karmaşık olduğunu kabul eder, ardından bu gerçeğin sonraki ana sonucu değiştirmediğini gösterir. Despite bir edat olduğu için all its complexity tam bir yan cümle değil, bir isim öbeğidir. Tekrar kullanılabilecek kalıp Despite + isim öbeği, ana cümle şeklindedir.
Alıştırma
Hangi cümle, fiyatı yüksek olmasına rağmen telefonun popülerliğini koruduğunu doğru biçimde ifade eder?
- Despite its high price, the phone remains popular.
- Although its high price, the phone remains popular.
- Despite it is expensive, the phone remains popular.
Cevabı göster
Despite its high price, the phone remains popular.
a blip compared to: daha büyük ölçekte önemsiz
Bu cümlede a blip, çok daha büyük bir ölçekte bakıldığında son derece küçük ya da kısa kalan bir şey için kullanılan bir mecazdır. Sözcük, küçük ve anlık bir işaret ya da sinyal imgesinden gelir; ancak burada asıl anlam gerçek bir sinyal değil, karşılaştırmalı olarak önemsiz olmaktır. A is a blip compared to B kalıbı, A'yı çok daha büyük olan B ile karşılaştırır ve ölçek farkını çarpıcı hâle getirir. Bağlama göre bu fark boyut, süre, maliyet veya önemle ilgili olabilir.
Alıştırma
The repair cost is a blip compared to the city's annual budget cümlesinde a blip compared to ne anlama gelir?
- Onarım maliyeti bütçeyle tam olarak aynı büyüklüktedir.
- Onarım maliyeti bütçe ofisine elektronik bir sinyal gönderir.
- Onarım maliyeti bütçeye göre çok küçüktür.
Cevabı göster
Onarım maliyeti bütçeye göre çok küçüktür.
Every one universe produced by random fluctuations
2:42Rastgele dalgalanmalarla üretilen her bir evren
heaps upon heaps of: yığın üstüne yığın
Heap büyük bir yığın demektir; heaps ise gündelik dilde çok miktarda anlamına gelebilir. heaps upon heaps of ifadesindeki tekrar, yığın üstüne yığın görüntüsü oluşturur ve ardından gelen ismin miktarını güçlü biçimde abartır. Burada heaps upon heaps of Insta-brains, bunların mutlaka gerçek fiziksel yığınlar oluşturduğunu değil, sayılarının son derece fazla olduğunu anlatır. İfade, many sözcüğünden daha canlı ve vurguludur.
Alıştırma
We found heaps upon heaps of old photos in the attic cümlesinde heaps upon heaps of old photos ne anlama gelir?
- Son derece fazla sayıda eski fotoğraf
- Tam olarak tek bir yığına dizilmiş birkaç eski fotoğraf
- Neredeyse hiç eski fotoğraf olmaması
Cevabı göster
Son derece fazla sayıda eski fotoğraf
So, by this reasoning, ile sonucu bildirmek
So, birazdan bir sonuç veya çıkarım geleceğini bildirir. By this reasoning ise az önce sunulan düşünce zincirine gönderme yapar; dolayısıyla ifadenin tamamı, bu akıl yürütmeyi izlersek sıradaki cümlenin sonuç olduğunu belirtir. Bu ifade bilgiyi düzenler: dinleyiciyi çıkarımı destekleyen adımlardan bu adımların ulaştırdığı iddiaya taşır. Akıl yürütmenin doğru olduğunu söylemez; yalnızca mantıksal bağlantıyı gösterir.
Alıştırma
Hangi başlangıç, bir sonucun az önce sunulan akıl yürütmeden çıktığını en açık biçimde belirtir?
- At the same time,
- For example,
- So, by this reasoning,
Cevabı göster
So, by this reasoning,
everything you believe to exist: believe + nesne + to exist
Burada everything, var olduğuna inandığınız şeyi ifade eder. you believe to exist ilgi cümleciğinde believe fiilinin söylenmeyen nesnesi everything olarak anlaşılır; aynı öğe, to exist yapısının da mantıksal öznesidir. Bu sıkıştırılmış yapı, everything that you believe exists ile hemen hemen aynı anlama gelir. Resmî veya soyut anlatımda inanma bilgisini daha kısa bir isim öbeğinin içine yerleştirir.
Alıştırma
Hangi ifade “var olduğuna inandıkları risk” anlamını doğru biçimde verir?
- the risk they believe to exist
- the risk they believe existing
- the risk they believe it to exist
Cevabı göster
the risk they believe to exist
it seems extremely more likely that ile temkinli karşılaştırma
it seems ... likely that + yan cümle yapısında it, özne yerini doldurur ve that ile başlayan yan cümle yargının içeriğini verir. Seem ve likely, iddiayı kanıtlanmış bir olgu olarak değil, bir çıkarım olarak sunar. More likely karşılaştırma bildirir: diğer olasılık söylenmese bile bir açıklamanın veya sonucun başka birinden daha yüksek olasılığa sahip olduğunu gösterir. Özgün ifadede extremely, olasılıklar arasında çok büyük bir fark anlatmak için kullanılmıştır; ancak doğal standart İngilizcede genellikle much more likely veya far more likely denir.
Alıştırma
İki açıklamayı karşılaştırıyorsunuz ve elinizde güçlü kanıtlar var, ancak kesin ispat yok. Hangi cümle daha güçlü açıklamayı doğal ve temkinli biçimde ifade eder?
- It seems extremely more likely that the package went to the wrong address than that it was stolen.
- The package definitely went to the wrong address rather than being stolen.
- It seems much more likely that the package went to the wrong address than that it was stolen.
Cevabı göster
It seems much more likely that the package went to the wrong address than that it was stolen.
soon to be extinguished: soon to be + geçmiş zaman ortacı
soon to be extinguished, a brief illusion ifadesinden sonra gelir ve onu niteler: yanılsamanın yakında söndürüleceği beklenmektedir. Daha açık biçimi which will soon be extinguished şeklindedir. to be extinguished edilgen bir mastardır; bu nedenle illusion eylemi yapan değil, eylemden etkilenen öğedir. soon to be + geçmiş zaman ortacı, beklenen edilgen bir sonucu kısa biçimde anlatır.
Alıştırma
“Yakında değiştirilecek” anlamını vermek için cümleyi tam olarak soon to be + geçmiş zaman ortacı yapısıyla tamamlayın: The old system is ____.
Cevabı göster
soon to be replaced
didn't get quite that far in his thinking: düşüncede o aşamaya ulaşmamak
Burada get that far fiziksel mesafeyi değil, bir fikrin ya da akıl yürütme sürecinin ne kadar ilerlediğini anlatır. in his thinking, söz konusu ilerlemenin düşünceyle ilgili olduğunu gösterir: Boltzmann'ın akıl yürütmesi bahsedilen aşamaya ulaşmamıştır. Olumsuz didn't get quite that far yapısında quite, o belirli noktaya ulaşma anlamını vurgular. Olumsuzlukla birlikte, akıl yürütmenin o noktadan önce durduğunu anlatır. Bu cümle onun hiç ilerleme kaydetmediği anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu cümlede didn't get quite that far in his thinking ne anlama gelir?
- Düşüncesi o aşamaya ulaşmadı.
- O mesafeyi katetmedi.
- Düşünmeye hiç başlamadı.
Cevabı göster
Düşüncesi o aşamaya ulaşmadı.
building on his work: onun çalışmasını temel alarak geliştirmek
Build on someone's work, bir kişinin fikirlerini, araştırmasını veya sonuçlarını temel alıp daha da geliştirmek demektir. Sıfırdan başlamayı değil, önceki çalışmanın devamını anlatır. Bu cümlede building on his work, later cosmologists ifadesini niteleyen bir -ing öbeğidir. Bu kozmologların fikri, Boltzmann'ın önceki çalışmalarını geliştirirken ortaya attıklarını açıklar.
Alıştırma
“Önceki araştırmayı temel olarak kullanmak” anlamını verecek şekilde cümleyi build on ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The new study ____ earlier research into safer building materials.
Cevabı göster
builds on
Parantez işlevli karşılaştırma olarak like just about everyone else
Like just about everyone else, parantez işlevli bir karşılaştırmadır. Özne olan they'i neredeyse diğer herkesle kısaca karşılaştırır. Virgüller bunun ek bilgi olduğunu gösterir; bu bölüm çıkarıldığında ana cümle yine tamdır. Burada just about, “neredeyse” anlamına gelir. Birkaç istisnaya yer bıraktığı için herkesin tek tek böyle düşündüğünü iddia etmez.
Alıştırma
Cümleyi “neredeyse diğer herkes gibi” anlamına gelen dersteki tam ifadeyle tamamlayın: Leo, ____, checked the weather before leaving.
Cevabı göster
like just about everyone else
ephemeral brains: son derece kısa bir varoluş
Ephemeral, çok kısa süre devam edip sonra yok olan demektir. Ephemeral brains ifadesinde bu sıfat, varlığı son derece kısa sürecek beyinleri niteler. Weren't just ephemeral brains ifadesinde just “yalnızca” anlamındadır; dolayısıyla onlar, kısa ömürlü beyinlerden daha fazlası olduklarına inanıyorlardı. Ephemeral düşünceye resmî ve çarpıcı bir ton katar.
Alıştırma
Şöhretin yalnızca çok kısa süre devam edip hızla kaybolduğunu en iyi vurgulayan kelimeyi seçin: Her online fame was ___; within a week, almost everyone had forgotten her.
- permanent
- temporary
- ephemeral
Cevabı göster
ephemeral
How could ... and ...? ile bir paradoks ortaya koymak
How could A be true and B be true? soru kalıbı, aynı anda doğru olamayacakmış gibi görünen iki iddiayı yan yana getirir. Burada could hem they be correct hem de the universe be eternal bölümlerini kapsar; and ise çatışan iddiaları bağlar. Bir argümanda bu tür bir soru yalnızca bilgi istemez. Temel çelişkiyi, sonraki açıklamanın çözmesi gereken tek bir sorun hâlinde toplar.
Alıştırma
Vurgulanan soru argümanda ne işe yarıyor?
- Tartışmaya birbiriyle ilgisiz iki olgu ekler.
- Görünüşte çatışan iki iddiayı çözülmesi gereken sorun olarak sunar.
- Her iki iddianın da zaten çürütüldüğünü bildirir.
Cevabı göster
Görünüşte çatışan iki iddiayı çözülmesi gereken sorun olarak sunar.
take for granted: bir şeyi sorgulamadan doğal kabul etmek
Take something for granted, bir şeyi durup sorgulamadan normal, kesin ya da apaçık kabul etmek demektir. Bu cümlede çözüm artık o kadar tanıdıktır ki çoğu kişi neden işe yaradığını düşünmeden onu kabul eder. Yapı something (that) most people take for granted today şeklindedir. İlgi sözcüğü that düşürülmüştür ve most burada most people anlamına gelir.
Alıştırma
“Her zaman erişilebilir olacakmış gibi görmek” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: Many people take reliable internet ____.
Cevabı göster
for granted
that our universe has not existed forever, Dilbilgisi
3:26yani evrenimizin sonsuzdan beri var olmadığı,
has not existed forever, but rather ... started: reddetme ve düzeltme
not A, but rather B kalıbı önce A’yı reddeder, sonra B’yi daha doğru açıklama olarak sunar. Burada has not existed forever, evrenin sonsuzdan beri var olduğu düşüncesini reddeder; time and space started ... ise düzeltmeyi verir. Bu kalıpta rather “daha doğrusu” ya da “aksine” anlamına gelir. rather large gibi bir ifadede taşıyabildiği “oldukça” anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi öğrendiğiniz düzeltme bağlacıyla tamamlayın: The delay was not caused by traffic, ____ by a scheduling error.
Cevabı göster
but rather
started with a big bang: kozmolojide Büyük Patlama
Bu cümlede a big bang, kozmolojideki Big Bang’i, yani evrenin son derece sıcak ve yoğun bir erken durumdan geliştiğini anlatan modeli ifade eder. Sadece günlük anlamda sıradan bir patlama değildir. started with ifadesi, konuşmacının açıklamasında Büyük Patlama’yı zaman ve uzayın başlangıcı olarak sunar. Temel fikir, önceden var olan boş uzayın bir noktasındaki patlama değil, kozmolojik bir kökendir.
Alıştırma
Cümlede a big bang en doğru biçimde neyi ifade ediyor?
- Önceden var olan uzayın bir noktasındaki sıradan bir patlama
- Evrenin bir yerinde bir yıldızın patlaması
- Sıcak ve yoğun bir erken durumla ilişkili evren başlangıcı
Cevabı göster
Sıcak ve yoğun bir erken durumla ilişkili evren başlangıcı
over and done with: tamamen bitmiş
Over and done with, bir şeyin tamamen bittiğini ve artık ilgilenilmesi gerekmediğini anlatan kalıplaşmış bir ifadedir. Çoğu zaman bir işin, sorunun ya da hoş olmayan olayın geride kalmasından duyulan rahatlamayı da taşır. That's the paradox over and done with cümlesinde ifade, the paradox konusunu halledilmiş ve artık ilgi gerektirmeyen bir mesele olarak sunar. That's + isim + over and done with kalıbında isim, az önce halledilen konuyu belirtir.
Alıştırma
Tamamen bitmiş ve artık ilgi gerektirmeyen anlamındaki kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: After tomorrow's final exam, the course will be over and ____.
Cevabı göster
done with
Well, maybe not: yumuşak bir tersine dönüş
Well burada bir şeyin iyi olduğunu anlatan bir sözcük değil, söylem belirleyicisidir. Konuşanın durup az önce söylediğini yeniden düşündüğünü gösterir. Ardından gelen maybe not, doğrudan ve sert bir No demeden önceki iddiayı sorgular veya kısmen geri çeker. Çok kısa bir devam cümlesi olarak Well, maybe not. yumuşak bir tersine dönüş yaratır: Konu kapanmış gibi görünürken konuşan onu yeniden açar ve dinleyeni yeni bir güçlüğe hazırlar.
Alıştırma
Bir konuşmacı kendinden emin bir iddiada bulunduktan sonra Well, maybe not. derse bu söz genellikle ne yapar?
- Önceki iddiayı tamamen doğrular.
- İlgisiz bir konuya geçer.
- Kapanmış görünen bir konuyu yumuşak biçimde yeniden açar.
Cevabı göster
Kapanmış görünen bir konuyu yumuşak biçimde yeniden açar.
found evidence supporting the theory: teoriyi destekleyen kanıt bulmak
Scientists have found evidence supporting the theory, bilim insanlarının teoriyle uyuşan ve teoriyi daha inandırıcı kılan gözlem ya da olgular keşfettiği anlamına gelir. Supporting the theory, evidence sözcüğünü niteleyen bir şimdiki zaman ortacı yan cümlesidir ve kanıtın ne yaptığını açıklar. Bilimsel yazıda support bilinçli olarak temkinli bir seçimdir. Kanıtlar bir teoriyi güçlendirebilir, ancak onu mutlak kesinlikle kanıtlamış olmaz.
Alıştırma
find evidence supporting a theory hedef kalıbını geçmiş zamanda tamamlayın: The team ____ the theory.
Cevabı göster
found evidence supporting
no one knows what, if anything, Kalıp ifadeler
3:47ondan önce neyin geldiğini ve ona neyin sebep olduğunu,
Yet while we know ..., no one knows ...: bilineni ve bilinmeyeni karşılaştırmak
Cümle, kabullenmeden bilgi boşluğuna geçen Yet while we know X, no one knows Y yapısını kullanır. İlk yan cümle bir olguyu ortaya koyar; Yet ve no one knows daha sonra odağı çözülmemiş soruya çevirir. Buradaki while, zaman bildiren «... sırasında» değil, «... olsa da» anlamındadır. If anything bir ara sözdür; Büyük Patlama'dan önce hiçbir şey bulunmamış olma olasılığını açık bırakır ve dayanaksız bir varsayımdan kaçınır. Bu yapı, yerleşik bilgi ile belirsizlik arasındaki sınırı belirleyerek açıklamayı ilerletir.
Alıştırma
Yet while we know ..., no one knows ... cümle yapısı hangi söylem işlevini yerine getirir?
- İki olayı aynı anda gerçekleşiyormuş gibi sunar.
- Nedenin zaten kesin olduğunu iddia eder.
- Önce bilineni ortaya koyar, ardından hâlâ bilinmeyen kısmı belirtir.
Cevabı göster
Önce bilineni ortaya koyar, ardından hâlâ bilinmeyen kısmı belirtir.
what'tan sonra kullanılan ara söz if anything
Burada if anything, what'a bağlanan bir ara sözdür. “Eğer gerçekten herhangi bir şey varsa” anlamına gelir; bu yüzden konuşmacı ondan önce gelen ve ona neden olan bir şeyin mutlaka var olduğunu varsaymaz. “soru sözcüğü, if anything, + fiil” kalıbı, ilgili bir şeyin ya da yanıtın hiç bulunmaması ihtimalini açık tutarak dikkatli biçimde yanıt sormanızı sağlar.
Alıştırma
“Eğer gerçekten herhangi bir şey varsa” anlamındaki iki sözcüklü ara sözle cümleyi tamamlayın: What, ____, was damaged during the move?
Cevabı göster
if anything
such an extremely ordered and unlikely state yapısı
Burada in, evrenin başladığı durumu belirtir. İsim öbeği such + a/an + sıfat öbeği + tekil sayılabilen isim kalıbını izler ve “bu kadar çarpıcı veya aşırı türde bir durum” anlamını verir. state tekil olduğu ve extremely bir ünlü sesiyle başladığı için an kullanılır. Extremely doğrudan ordered sözcüğünün derecesini artırır; unlikely ise and ile bağlanan başka bir sıfattır. Such yalnızca ordered sözcüğünü değil, durum türünün tamamını vurgular.
Alıştırma
Cümleyi doğru tamamlayan ifadeyi seçin: The lab had never seen ___.
- so an unusual pattern
- such an unusual pattern
- such unusual a pattern
Cevabı göster
such an unusual pattern
an unending cycle of creation and collapse: bitmeyen bir oluşum ve çöküş döngüsü
An unending cycle, aşamaların sürekli tekrarlandığı ve kesin bir son noktanın bulunmadığı bir döngüyü anlatır. of creation and collapse bölümü, döngünün iki zıt aşamasını belirtir: Bir şey var olur ve ardından çöker. an unending cycle of A and B kalıbı, tekrar tekrar birbirini izleyen ya da dönüşümlü olarak gerçekleşen iki süreci veya durumu anlatmak için kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi cümle büyüme ve çürümenin kesin bir son noktası olmadan sürekli tekrarlandığını anlatır?
- The forest avoids both growth and decay.
- The forest completes one cycle of growth and decay.
- The forest is in an unending cycle of growth and decay.
Cevabı göster
The forest is in an unending cycle of growth and decay.
Or might we be... ile temkinli bir alternatif sunmak
Or, zaten değerlendirilmekte olan bir fikrin yanına başka bir olasılık ekler. might + özne + fiilin yalın hâli soru yapısında Might we be...?, bir şeyin doğru olma ihtimalini sorar. Might, fikri kesin olmayan bir olasılık olarak tutar. Konuşan kişi bir sonuç bildirmek yerine bir varsayımı araştırır; one of many universes ise evrenimizin daha büyük bir grubun yalnızca bir üyesi olabileceğini anlatır.
Alıştırma
Bir araştırmacı, doğru olduğunu iddia etmeden alternatif bir olasılık ortaya atmak istiyor. Hangi cümle en uygundur?
- Should we ignore an important clue?
- Or might we be overlooking an important clue?
- We are definitely overlooking an important clue.
Cevabı göster
Or might we be overlooking an important clue?
within a multiverse: daha geniş bir evrenler çerçevesinin içinde
Çoklu evren, birbirinden farklı birçok evreni içerebilecek varsayımsal ve daha geniş bir çerçevedir. İngilizcedeki within edatı, bir şeyin bu daha büyük çerçevenin içinde olduğunu gösterir. Buradaki soru, bizim evrenimizin böyle bir çerçeve içinde genişleyen birçok evrenden biri olup olamayacağını sorar. Kesinleşmiş bir gerçeği değil, bir olasılığı dile getirir.
Alıştırma
Bu cümlede multiverse ne anlama geliyor?
- Birçok evreni içerebilecek varsayımsal ve daha geniş bir çerçeve.
- Tek bir galaksi için kullanılan başka bir sözcük.
- Tek bir evrenin çöküşündeki ileri bir aşama.
Cevabı göster
Birçok evreni içerebilecek varsayımsal ve daha geniş bir çerçeve.
Boltzmann's paradox has found renewed Kalıp ifadeler
4:09Boltzmann'ın paradoksu, çağdaş kozmologlar tarafından
In this context: önceden oluşturulmuş bağlama gönderme yapmak
In this context, okuyucuya sonraki ifadeyi az önce ele alınan durum veya fikirler çerçevesinde yorumlaması gerektiğini bildirir. Buradaki this, daha önce söz edilen kozmolojik olasılıklara gönderme yapar. Cümle başında bu ifade bir söylem belirteci olarak çalışır: önceden oluşturulmuş arka planı yeni bir iddiaya bağlar. Fiziksel bir konumu anlatmaz; yeni bir bilimsel iddia eklemek yerine, sıradaki fikrin nasıl okunacağını çerçeveler.
Alıştırma
Daha önce açıklanmış bir duruma gönderme yapan, dersteki üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____, the result is not surprising.
Cevabı göster
In this context
has found renewed interest: yeniden ilgi görmek
X has found renewed interest, ilgi azaldıktan sonra insanların X'e yeniden dikkat etmeye başladığı anlamına gelir. Özne, bir duyguyu “bulan” kişi değil, ilgi gören şeydir. Present perfect yapısındaki has found, ilginin geri dönüşünü güncel tartışma açısından hâlâ önemli olan bir gelişme olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi ilginin geri döndüğünü anlatan tam ifadeyle tamamlayın: After years of neglect, the repair method ____ among local builders.
Cevabı göster
has found renewed interest
Evrenin kökenine dair önde gelen modeller
Burada leading, models sözcüğünden önce gelen bir sıfattır. Bu modellerin güncel düşüncede en önemli veya en etkili modeller arasında görüldüğünü anlatır. Modellerin bir şeyi gerçekten yönlendirdiği anlamına gelmez. for where the universe came from sözleri, modellerin cevaplamaya çalıştığı soruyu, yani evrenin kökenini belirtir.
Alıştırma
'This is one of the leading theories in the field,' cümlesinde leading ne anlama gelir?
- bir şeyi fiziksel olarak yönlendiren
- en önemli veya etkili olanlar arasında
- en yakın zamanda oluşturulan
Cevabı göster
en önemli veya etkili olanlar arasında
suggesting something's amiss. Kelime
4:23ve bunun bir şeylerin yanlış olduğunu gösterdiğini savunuyor.
Some argue that ... suggesting ...: görüşü atfetme ve çıkarımını sunma
Some argue that ..., iddiayı kesinleşmiş bir gerçek olarak sunmak yerine kimliği belirtilmeyen bir gruba atfeder. that yan cümlesi bu grubun görüşünün içeriğini verir; still ise farklı bir sonuç beklemek için nedenler olsa bile bu çıkarımın sürdüğünü belirtir. Sondaki -ing yan cümlesi suggesting ..., önceki iddiadan çıkarılan sonucu verir. Böylece bilgi, görüşün kaynağından içeriğine ve ardından bu içeriğin neye işaret edebileceğine doğru ilerler. Bu cümlede şaşırtıcı karşılaştırma, bir şeylerin yanlış olabileceğinin işareti olarak ele alınır.
Alıştırma
Hangi cümle önce tartışmalı bir görüşü bir gruba atfedip ardından bu görüşün çıkarımını sunuyor?
- The city should keep the new schedule, according to the final report.
- Because the new schedule reduces traffic, the city introduced it last year.
- Some argue that the new schedule reduces traffic, suggesting the city should keep it.
Cevabı göster
Some argue that the new schedule reduces traffic, suggesting the city should keep it.
suggesting something's amiss: bir şeylerin yolunda olmadığını düşündürmek
Something's amiss, something is amiss ifadesinin kısaltılmış hâlidir. Henüz belirlenmemiş bir sorun olduğunu veya durumun beklenene uymadığını anlatır. Burada suggesting, önceki şaşırtıcı iddiayı temkinli bir teşhise bağlar. Bu iddia, bir teorinin veya varsayımın yanlış olabileceğine dair kanıttır; ancak sorunun tam olarak ne olduğunu kanıtlamaz.
Alıştırma
Dersteki, “henüz belirlenmemiş bir sorun var” anlamına gelen kısaltılmış ifadeyi kullanın: The readings disagree, suggesting ____.
Cevabı göster
something's amiss
would avoid the problem: beklenen bir sonuç
Burada would, önerilen bir değişikliğin beklenen sonucunu belirtir: kozmolojik modeller biraz değiştirilseydi sorun artık ortaya çıkmayacak veya geçerli olmayacaktı. Bu, daha önce tamamlanmış bir şeyi değil, varsayımsal bir sonucu anlatır. Avoid the problem, güçlüğün modeli etkilemesini önlemek veya tasarımı bu güçlüğü aşacak şekilde yapmak anlamına gelir. Dil bilgisi bakımından avoid, the problem ad öbeğini doğrudan nesne olarak alır.
Alıştırma
Güçlüğü önleyen beklenen bir sonucu anlatan hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: Adding a backup server ____ of losing access during maintenance.
Cevabı göster
would avoid the problem
can't actually physically form. Kalıp ifadeler
4:32aslında fiziksel olarak oluşamayacağını öne sürerek karşı çıkıyor.
Others counter that: karşıt bir yanıtı aktarmak
Others, tartışmayı farklı bir gruba geçirir. Counter that, bu grubun önceki görüşe yanıt olarak ve ona karşı söylediği şeyi aktarır. Others counter that... bir bütün olarak başka bir tarafın itiraz ya da karşı sav sunduğunu belirtir. Bu, bilgiyi düzenleyen bir işarettir; yalnızca başka bir görüş eklemez. Others + counter + that cümleciği kalıbı, sonraki iddianın karşıt bir yanıt olarak anlaşılması gerektiğini gösterir.
Alıştırma
Karşıtlığı hedef ifadeyle tamamlayın: Some reviewers say the plan is safe. ____ the tests were too limited.
Cevabı göster
Others counter that
gerçekte fiziksel olarak oluşamaz
Burada can't form, bir şeyin meydana gelememesi anlamına gelir. Actually, bir teorinin veya önceki bir varsayımın doğurabileceği beklentiyi düzeltir ya da sorgular; physically ise iddiayı gerçek maddi süreçlerle sınırlar. Birlikte can't actually physically form, bir şeyin teoride açıklanabilir veya hayal edilebilir olsa bile fiziksel dünyada gerçekten biçim alamayacağını belirtir. Physically, form fiilini niteler; burada «bedensel olarak» anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle bir nesnenin teoride hayal edilebilse de gerçek bir fiziksel süreçle meydana gelemeyeceğini ifade eder?
- It has already formed, although nobody expected it.
- It can be described in theory, but it can't actually physically form.
- It is difficult to describe because it is physically large.
Cevabı göster
It can be described in theory, but it can't actually physically form.
…… olasılığını hesaplamaya bile çalışmak
Attempt to calculate, «sayısal bir sonucu hesaplamaya çalışmak» demektir. Attempt çabayı anlatır; sonucun başarıyla ya da güvenilir biçimde elde edildiğini söylemez. The probability of, olasılığı ölçülen olay veya sonucu tanıtır. Even bu çabayı şaşırtıcı, alışılmadık derecede iddialı veya normalde beklenenden ileri bir girişim olarak sunar. Yeniden kullanılabilir kalıp even attempt to calculate the probability of + olay veya sonucu belirten bir isim öbeğidir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki ifadenin aynısıyla tamamlayın: The data are incomplete, yet some analysts ____ a major market crash.
Cevabı göster
even attempt to calculate the probability of
popping out of random Öbek fiiller
4:39kuantum dalgalanmalarından tek bir düşünce düşünecek kadar uzun süre
popping out of random quantum fluctuations: bir kaynaktan aniden ortaya çıkma
Pop out of, bir yerin içinden ya da bir kaynaktan aniden çıkmak veya belirmek demektir. Yavaş ya da planlı bir süreci anlatmak yerine hızlı ve şaşırtıcı bir görüntü oluşturur. Burada popping out of, random quantum fluctuations için mecazlı biçimde kullanılır. Bu canlı ve gündelik fiil, soyut bir fikri sanki bir şey bu dalgalanmalardan bir anda ortaya çıkmış gibi anlatır.
Alıştırma
Cümleyi pop out of ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: During the magic trick, a dove suddenly ____ the empty hat.
Cevabı göster
popped out of
long enough to think a single thought: bir sonuç için yeterli süre
long enough to + fiilin yalın hâli, bir sürenin bir eylem veya sonuç için gereken en düşük düzeye ulaştığını anlatır. Enough, long sözcüğünden sonra gelir; to + fiil bölümü ise bu sürenin neyi mümkün kıldığını gösterir. Bu parçada sonuç to think a single thought ifadesidir. Single, bunu yalnızca bir düşünceyle sınırlar ve kullanılabilecek zamanın çok az olduğunu vurgular.
Alıştırma
Derece-sonuç yapısını long enough ile tamamlayın: We stayed ____ to see the final scene.
Cevabı göster
long enough
whose denominator is ...: bir sayıyı paydasına bağlamak
whose denominator is ... ilgi cümleciği number sözcüğünü niteler. Whose, sayıyı onun parçalarından biri olan paydaya bağlar. Bu yüzden ifade “paydası ... olan bir sayı” anlamına gelir. Whose yalnızca bir kişiye ait olan şeyleri değil, bir nesnenin parçasını ya da özelliğini de anlatabilir. Cümleciği number sözcüğünün hemen arkasına getirmek, Its denominator is .... diye yeni bir cümle başlatmak yerine açıklamayı tek bir ad öbeğinde tutar.
Alıştırma
Cümleyi whose, denominator ve be fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Choose the fraction ____ eight.
Cevabı göster
whose denominator is
10 to a number: üssü belirtilmeyen bir 10 kuvveti
Matematik dilinde 10 to a number, 10’un bir üsse yükseltilmesinin kısa söylenişidir: belirtilmeyen number, üstür. Örneğin 10 to the fourth power, 10^4 yani 10.000’dir. Bu cümlede number sözcüğünden sonraki bölüm, bu üssün ne kadar büyük olduğunu açıklar. İfade, 10’un bu sayıyla çarpılması anlamına gelmez.
Alıştırma
Matematiksel bir açıklamada 10 to a number ne anlama gelir?
- 10’un belirtilmeyen bir sayıyla çarpılması.
- 10’un belirtilmeyen bir üsse yükseltilmesi.
- 10’a belirtilmeyen bir sayının eklenmesi.
Cevabı göster
10’un belirtilmeyen bir üsse yükseltilmesi.
about a septillion times larger than: yaklaşık kat karşılaştırması
about + sayı + times larger than kalıbı, bir büyüklüğü veya miktarı bir referansla karşılaştırır. About çarpanın tahmini olduğunu, a septillion times çok büyük bir ölçeği belirtir; than ise karşılaştırma ölçütünü, yani evrendeki yıldız sayısını getirir. Modern Amerikan İngilizcesinde septillion 10^24 anlamına gelir. Genel açıklamalarda tüm ifade, ilk miktarın referans miktarın yaklaşık 10^24 katı olduğunu anlatır.
Alıştırma
About + number + times larger than kalıbını ve five sözcüğünü kullanarak cümleyi tamamlayın: The new dataset is ____ the old one.
Cevabı göster
about five times larger than
despite its absurdity: despite + isim öbeği
Despite its absurdity, saçma olmasına rağmen demektir. Konuşan kişi önce paradoksu yararsız gösterebilecek bir gerçeği kabul eder, ardından ana cümlede beklenmedik sonucu verir: paradoks yine de yararlıdır. Burada despite sözcüğünden sonra kendi öznesi ve fiili olan tam bir cümlecik değil, its absurdity isim öbeği gelir. Böylece ödünleme anlamı kısa bir ara ifadeye sıkıştırılır.
Alıştırma
Despite + isim öbeği yapısını kullanarak cümleyi tamamlayın: ____ its high price, the bicycle sold quickly.
Cevabı göster
Despite
creates a bar that models have to rise to: karşılanması gereken bir standart belirlemek
Burada creates a bar, “bir standart veya asgari sınama ölçütü belirler” anlamına gelir. Bar sözcüğü mecazdır: Bir modelin kabul edilebilir sayılması için paradoksu yeterince iyi ele alması gerekir. that models have to rise to bölümündeki that, a bar ifadesine döner. Sondaki to, rise to yapısının parçasıdır; sözcükler birlikte o standardın gerektirdiği düzeye ulaşmak anlamına gelir.
Alıştırma
Bu cümlede vurgulanan mecaz ne anlama geliyor?
- Modellerin sergilenebileceği bir yer oluşturur.
- Modellere üzerinden atlamaları gereken fiziksel bir çubuk verir.
- Modellerin karşılaması gereken bir standart belirler.
Cevabı göster
Modellerin karşılaması gereken bir standart belirler.
If, compared to numbers like this one, Dilbilgisi
5:04Eğer, bu gibi sayılarla karşılaştırıldığında,
If, compared to numbers like this one: karşılaştırma çerçevesi oluşturmak
compared to numbers like this one sözcükleri, if yan tümcesi içinde bir karşılaştırma çerçevesi oluşturur. Bu geçmiş zaman ortacı grubu, evrenin mevcut durumunun ne kadar düşük olasılıklı olduğunu değerlendirirken kullanılacak referans noktasını verir. Cümlenin ana çerçevesi If the current state of the universe is exceedingly unlikely, something in the model is almost certainly wrong şeklindedir. Karşılaştırmayı başa koymak, dinleyiciye değerlendirmeyi duymadan önce bu değerlendirmenin neye göre yapıldığını gösterir.
Alıştırma
Parantez içindeki ipucunu kullanarak başa alınmış bir Compared to... grubu oluşturun: (last year's total) ____, this month's cost is low.
Cevabı göster
Compared to last year's total
is almost certainly wrong: küçük bir çekinceyle güçlü güven
Almost certainly, konuşanın bir iddianın doğru olma ihtimalini çok yüksek gördüğünü, ancak yanılma olasılığını tamamen dışlamadığını gösterir. Burada modeldeki bir şeyin yanlış olduğu yargısına güçlü bir güven katar. Almost, wrong'u değil certainly'yi niteler. Cümle, bir şeyin yalnızca biraz yanlış olduğu anlamına gelmez; konuşanın onun yanlış olduğundan neredeyse emin olduğunu anlatır.
Alıştırma
Bir cevabın yanlış olduğuna dair güçlü kanıtınız var, ancak doğru olabileceğine dair çok küçük bir ihtimal bırakmak istiyorsunuz. Hangi cümle en uygundur?
- The answer is almost certainly wrong.
- The answer might be wrong.
- The answer is certainly wrong.
Cevabı göster
The answer is almost certainly wrong.
Unless you're the one who is wrong: iddiayı tersine çeviren son bir istisna
Unless, önceki iddiayı geçersiz kılabilecek bir istisna getirir. Modelin yanlış olduğuna dair güçlü iddianın ardından you're the one who is wrong, yanılma ihtimalini yeniden dinleyiciye yöneltir. Unless yan cümlesini sonradan eklenmiş gibi tek başına sona yerleştirmek istisnayı geciktirir. Bu bilgi sırası ters köşeyi yaratır: Önce iddia kabul edilir, sonra gerçekte kimin yanılıyor olabileceği yeniden düşünülür.
Alıştırma
Bu bağlamda sondaki Unless yan cümlesi ne yapar?
- Önceki iddiayı geçersiz kılabilecek bir istisna ekler.
- Önceki iddiayı destekleyen başka bir neden verir.
- Dinleyicinin kesinlikle yanıldığını kanıtlar.
Cevabı göster
Önceki iddiayı geçersiz kılabilecek bir istisna ekler.
keep questioning: süren eylemler için keep + fiil-ing
keep questioning ifadesinde keep sözcüğünden sonra -ing biçimindeki questioning gelir. keep + fiil-ing kalıbı, bir eylemin tek seferden sonra bitmeyip sürmesini veya tekrarlanmasını anlatır. Burada questioning, soyut bir felsefe konusu olan the nature of existence hakkında soru sormayı ya da eleştirel düşünmeyi sürdürmek demektir. to, want to yapısına aittir: want to keep questioning.
Alıştırma
Cümleyi keep ve ask fiilinin -ing biçimiyle tamamla: Even when the answer is difficult, ____ questions.
Cevabı göster
keep asking
replete with: full of demenin resmî bir yolu
Replete with, “bir şeyle dolu” veya “çok sayıda şey içeren” anlamına gelir. Burada cinayet gizeminde bulunan sıra dışı özelliklerin listesini tanıtır: zaman döngüleri, beden değişimleri ve dengesini yitirmiş bir uşak. Virgüller arasındaki replete with ... ifadesi, gizem hakkında ek açıklama verir. Daha uzun olan which is replete with ... yan cümlesi gibi çalışır; bu nedenle yeni bir temel eylem başlatmak yerine önceki ismi niteler.
Alıştırma
Bu dersteki resmî ifadeyle eleştiri cümlesini tamamlayın: The exhibition is ____ interactive displays.
Cevabı göster
replete with
will keep you on the edge of your seat: membuatmu tegang dan terus terpaku
Keep someone on the edge of their seat bir deyimdir: Bir şey o kişiyi heyecanlı ve gergin tutar, ayrıca sonra ne olacağını öğrenme isteği uyandırır. Bu kullanımda kişinin gerçekten sandalyenin kenarında nerede oturduğunu anlatmaz. will keep you on the edge of your seat ifadesinde will, eserin bu etkiyi yaratmasının beklendiğini gösterir. Nesneyi ve ona uyan iyelik biçimini birlikte değiştirin: keep me on the edge of my seat; keep us on the edge of our seats.
Alıştırma
Deyimi me ile uyumlu biçimle tamamlayın: The close game kept me ____ until the final second.
Cevabı göster
on the edge of my seat