Ada hayatı: Gerçekten cennet mi? - 6 Minute English: İngilizce çalışma notları

BBC Learning English

Öğrenme zorluğu
840 kelime 148 kel/dk

Video özeti: Program, iklim değişikliği ile bir tsunaminin Tonga’nın gıda üretimini, geçim kaynaklarını ve geleceğini nasıl tehdit ettiğini inceliyor. Pasifik Adalılar, iş bulup hayatlarını yeniden kurmaya çalışan gençlerin üzerindeki baskıyı anlatırken sunucular adaların kaderini büyük ülkelerin emisyonları ve uyum sağlama gereğiyle ilişkilendiriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. as much variety in / as in — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: Soyut bir niteliğin iki gruptaki derecesini karşılaştırmayı öğrenin. Bu yapı, dünyadaki adaların çeşitliliğinin oralarda yaşayan insanların çeşitliliğiyle eşit olduğunu, basit bir sıfat karşılaştırmasından daha kesin biçimde ifade etmenizi sağlar. 2. undermine food production systems — Sözcük Anlamı ve Kullanım Düzeyi: undermine fiilinin burada fiziksel olarak altını kazmak değil, bir sistemin temellerini veya etkinliğini zamanla zayıflatmak olduğunu anlayın. Çevre, ekonomi ve kamu politikası tartışmalarında bu resmî ifadeyi kullanarak iklim etkilerinin tarım ile balıkçılığın düzenli gıda sağlama kapasitesini nasıl azalttığını açıklayabilirsiniz. 3. get back on their feet, — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: Bu deyimi, sıkıntıdan sonra yeniden istikrarlı, bağımsız veya normal biçimde işlev görebilir hâle gelmeyi anlatmak için tanıyıp kullanın. Tonga röportajında yalnızca fiziksel iyileşmeyi değil, gençlerin ailelerini destekleyecek fırsatlar bulmasını ve ekonomik ve iklimsel sarsıntılardan sonra yaşamlarını yeniden kurmasını ifade eder.

Bu derste

6 Minute English from bbclearningenglish.com.

0:01

bbclearningenglish.com'dan 6 Minute English.

Hello,

0:08

Merhaba,

this is 6 Minute English from BBC Learning English.

0:09

ben BBC Learning English'ten 6 Minute English.

I'm Sam.

0:11

Ben Sam.

And I'm Rob.

0:12

Ve ben Rob.

What do Britain,

0:13

İngiltere,

Greenland,

0:15

Grönland,

Australia,

0:16

Avustralya,

Hawaii, and Cuba all have in common, Rob? Kalıp ifadeler

0:17

Hawaii ve Küba'nın ortak noktası nedir, Rob?

Kalıp ifadeler

have ... in common: ortak noktası olmak

Have ... in common, iki veya daha fazla kişi ya da şeyin bir özelliği, niteliği, ilgi alanını veya deneyimi paylaşması anlamına gelir. Bu soruda konuşan kişi, Rob'dan bu yerlerin paylaştığı bir özelliği bulmasını ister. Yaygın kalıplar What do A and B have in common? ve A and B have something in common. şeklindedir. Bu ifade benzerlik anlatır; genellikle A ve B'nin bir nesneye birlikte sahip olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

“Bir özelliği paylaşmak” anlamına gelen sabit ifadeyi tamamlayın: What do these two stories have ____?

Cevabı göster

in common

Hmm.

0:21

Hmm.

Uh are you planning your summer holiday, Sam?

0:21

Iı, yaz tatilini mi planlıyorsun, Sam?

Or is it that they're all islands?

0:24

Yoksa hepsinin ada olması mı?

That's right, Rob.

0:27

Bu doğru, Rob.

They are all islands.

0:28

Onların hepsi ada.

But that's about all they have in common. Ton ve niyet

0:30

Ancak ortak noktaları neredeyse bu kadar.

Ton ve niyet

that's about all: neredeyse başka hiçbir şey yok

That's about all, “hemen hemen hepsi bu; geriye pek az şey kalıyor ya da hiçbir şey kalmıyor” anlamına gelir. Burada that, daha önce belirtilen tek ortak özelliğe gönderme yapar; about ise sınırı biraz yaklaşık hâle getirir. Konuşan kişi cümleye But ile başlayarak bu ortak özelliği kabul eder, ardından kapsamını keskin biçimde sınırlar. İfade, dinleyiciyi daha fazla benzerlik değil, farklılık duymaya hazırlar.

Alıştırma

Hangi cümle, konuşan kişilerin bir nokta dışında çok az konuda anlaştığını ifade eder?

  1. That's all about what we agree on.
  2. That's about all we agree on.
  3. We agree on almost everything.
Cevabı göster

That's about all we agree on.

There's as much variety in the world's islands as in the people who live there. Dilbilgisi

0:32

Dünyadaki adalar, orada yaşayan insanlar kadar çok çeşitliliğe sahiptir.

Dilbilgisi

as much variety in ... as in ...: aynı çeşitlilik derecesi

as much + sayılamayan isim + as kalıbı eşit miktarları veya dereceleri karşılaştırır. Burada variety sayılamayan soyut bir isimdir; bu yüzden much, karşılaştırılan iki şeydeki çeşitlilik derecesinin aynı olduğunu gösterir. İkinci as karşılaştırılan ögeyi tanıtır. as in the people who live there bölümünde tekrarlanan there is sözleri atılmıştır. Tam biçim There is as much variety in the world's islands as there is in the people who live there. olurdu.

Alıştırma

Eşitlik karşılaştırmasını tamamlayın: There is ____ excitement in the final match as in the opening match.

Cevabı göster

as much

In tourist holiday magazines,

0:37

Turistik tatil dergilerinde,

Pacific islands like Fiji, Tonga, and Tahiti

0:38

Fiji, Tonga ve Tahiti gibi Pasifik adaları

look like paradise with tropical rainforests, Kalıp ifadeler

0:41

tropik yağmur ormanlarıyla bir cennet gibi görünür,

Kalıp ifadeler

look like paradise: cennet gibi görünmek

Look like + isim, bir şeyin görünüşüne sahip olmak anlamına gelir. Burada paradise mecazidir: özellikle dinî anlamdaki ölüm sonrası cenneti değil, son derece güzel ve ideal bir yeri anlatır. Bu ifade güçlü ve idealize edilmiş bir görsel izlenim verir. Bir yerin nasıl göründüğünü anlatır; oradaki gerçek yaşamın nasıl olduğunu göstermek zorunda değildir.

Alıştırma

Cümleyi look like paradise ifadesinin geniş zaman biçimiyle tamamlayın: From the balcony, the beach ____.

Cevabı göster

looks like paradise

white sandy beaches,

0:45

beyaz kumlu plajları,

and turquoise blue sea.

0:46

ve turkuaz mavisi deniziyle.

But in reality,

0:48

Ama gerçekte,

life is far from paradise for these island communities. Deyimler

0:49

bu ada toplulukları için hayat bir cennet olmaktan çok uzaktır.

Deyimler

far from paradise: ideal bir tabloyu güçlü biçimde reddetmek

far from paradise ifadesinde far from fiziksel bir uzaklığı anlatmaz. “Cennete hiç benzememek” veya “ideal bir durumdan çok farklı olmak” anlamına gelir; böylece paradise sözcüğünün oluşturduğu olumlu tabloyu güçlü biçimde reddeder. Başka durumlara aktarılabilen kalıp be far from + sıfat veya isim öbeğidir: far from easy, far from perfect, far from a success. Bir tanımla gerçeklik arasındaki büyük farkı gösterir.

Alıştırma

Cümleyi far from ve parantez içindeki sıfatla tamamlayın: The report is ____. (complete)

Cevabı göster

far from complete

In 2022,

0:53

2022'de,

the island of Tonga suffered a tsunami,

0:54

Tonga adası bir tsunami felaketi yaşadı,

a huge wave caused by an earthquake Dilbilgisi

0:56

depremin neden olduğu devasa bir dalga

that flowed inland,

0:59

iç kesimlere doğru aktı,

killing people and causing large-scale damage. Kalıp ifadeler

1:00

insanları öldürdü ve büyük çaplı hasara neden oldu.

Dilbilgisi

caused by ... killing people and causing ...: neden ve sonucu kısaltarak anlatmak

Caused by an earthquake, a huge wave ifadesini niteleyen bir geçmiş zaman ortacı öbeğidir. Dalganın nedenini kısaltılmış biçimde verir ve that was caused by an earthquake yapısına benzer. Killing people and causing large-scale damage, and ile bağlanan iki -ing öbeği içerir. Bunlar dalganın karanın içlerine ilerlemesinin sonuçlarını verir; yeni çekimli fiiller değildir. Bu ortaç öbekleri neden, olay ve sonuçları kısa bir açıklamada bir araya getirir.

Alıştırma

Hangi cümle, ortaç öbekleriyle bir nedeni ve iki sonucu doğru biçimde kısaltır?

  1. The fire caused by lightning and spread through the field, destroying crops and blocked the road.
  2. The fire, causing by lightning, spread through the field, destroyed crops and blocking the road.
  3. The fire, caused by lightning, spread through the field, destroying crops and blocking the road.
Cevabı göster

The fire, caused by lightning, spread through the field, destroying crops and blocking the road.

Kalıp ifadeler

large-scale damage: geniş çaplı hasar

Large-scale damage, geniş bir alanı, çok sayıda insanı veya büyük bir sistemi etkileyen hasar anlamına gelir. Bu cümlede yıkımın yalnızca tek bir nesneye ciddi zarar vermediğini, kapsamının geniş olduğunu gösterir. Large-scale, damage sözcüğünü niteleyen birleşik bir sıfattır.

Alıştırma

Hangi cümle, hasarın yalnızca ne kadar ciddi olduğunu değil, geniş bir alanı etkilediğini en iyi şekilde vurgular?

  1. The storm caused severe damage to one roof.
  2. The storm caused large-scale damage across the whole region.
  3. The storm caused a small amount of damage in one room.
Cevabı göster

The storm caused large-scale damage across the whole region.

The destruction was terrible and added to the continuing crisis of rising sea levels threatening the island's survival. Notlar

1:04

Yıkım korkunçtu ve adanın hayatta kalmasını tehdit eden yükselen deniz seviyelerinin devam eden krizine eklendi.

Öbek fiiller

added to: mevcut bir sorunu ağırlaştırdı

Added to, zaten var olan bir durumu büyüttü veya kötüleştirdi anlamına gelir. Bu cümlede yıkım, yükselen deniz seviyeleri krizini oluşturmadı; devam eden krizi daha ciddi hâle getiren başka bir etken oldu. X adds to Y kalıbında X katkıda bulunan etken, Y ise artan durumdur. Bu ifade crisis, pressure, cost, confusion veya enjoyment gibi sözcüklerle sık kullanılır; bu nedenle yalnızca olumsuz durumlarla sınırlı değildir.

Alıştırma

Cümleyi “zaten var olan bir zorluğu kötüleştirdi” anlamındaki iki sözcüklü geçmiş zaman ifadesiyle tamamlayın: Heavy traffic ____ our travel problems.

Cevabı göster

added to

Anlatım akışı

the continuing crisis of rising sea levels threatening ...: süregelen kriz ve yarattığı tehdit

Bu isim öbeğinin baş sözcüğü crisis'tir. continuing, krizin sürmekte olduğunu belirtir; of rising sea levels ise krizin neyle ilgili olduğunu açıklar. Burada rising sea levels, yalnızca arka plan bilgisi değil, temel sorundur. -ing yan tümcesi threatening the island's survival, yükselen deniz seviyelerinin yol açtığı sonucu ekler. Açıklayıcı bir metin, sorunu ve etkisini tek bir isim öbeğinde sıkıştırarak bunları süregelen tek bir kriz olarak ele alabilir; added to da önceki yıkımı bu uzun vadeli soruna bağlar.

In this program,

1:12

Bu programda,

we'll be hearing some Pacific Islander voices, Kültür

1:13

Pasifik Adalarından bazı insanların seslerini duyacağız,

Kültür

Pacific Islander voices: Pasifik Adaları topluluklarının sesleri ve bakış açıları

Bu medya girişinde voices, Pasifik Adaları topluluklarından insanların deneyimleri, görüşleri ve kamuya açık ifadeleri anlamına gelir; yalnızca konuşmalarının fiziksel sesini anlatmaz. Programda röportajlar veya kayıtlar dinletilebileceği için hearing gerçek anlamını da korur, ancak voices aynı zamanda kimlerin bakış açılarının temsil edileceğini gösterir. Pacific Islander, Pasifik Adalarıyla bağlantılı insanları ve toplulukları geniş biçimde adlandıran bir ifadedir. Çoğul voices, farklı insanlara ve deneyimlere yer bırakır; her Pasifik Adalısının aynı görüşe sahip olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Şu İngilizce cümleyi okuyun: "The documentary includes young voices from the neighbourhood." Buradaki "young voices" büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Gençlerin deneyimleri ve görüşleri
  2. Gençlerin konuşma sesinin yüksekliği
  3. Arka planda şarkı söyleyen gençler
Cevabı göster

Gençlerin deneyimleri ve görüşleri

and as usual,

1:16

ve her zamanki gibi,

learning some new vocabulary, too.

1:17

yeni kelimeler de öğreneceğiz.

But first,

1:19

Ancak önce,

I have a question for you, Rob.

1:20

sana bir sorum var, Rob.

We already named some islands, large and small,

1:22

Büyük ve küçük bazı adaları zaten saydık,

but how much of the world's population do you think lives on an island? Dilbilgisi

1:25

ama sence dünya nüfusunun ne kadarı bir adada yaşıyor?

Dilbilgisi

how much of the world's population: bir oranı sormak

How much of + bir bütün, o bütünün ne kadarlık bir kısmının söz konusu olduğunu sormak için kullanılır. Burada the world's population tek bir bütün olarak ele alınır ve bunun ne kadarının bir adada yaşadığı sorulur. Population insanları ifade etse de bu bağlamda beklenen cevap kişi sayısı değil, 11% gibi bir yüzdedir. Belirli bir kişi sayısını sormak için How many people ...? kullanılır.

Alıştırma

Bir bütünün payını sormak için soruyu how much of yapısıyla tamamlayın: ____ the school budget goes to books?

Cevabı göster

How much of

Is it A, 11%,

1:30

A mı, %11,

B, 15%,

1:33

B mi, %15,

or C, 20%?

1:35

yoksa C mi, %20?

Oh, that's a tricky question. Kelime

1:37

Oh, bu zor bir soru.

Kelime

a tricky question: cevaplaması zor, ancak mutlaka tuzak olmayan bir soru

A tricky question ifadesinde tricky, sorunun doğru cevaplanmasının zor olduğunu veya dikkatli düşünmeyi gerektirdiğini belirtir. Bu, birinin soruyu sizi kandırmak için tasarladığı anlamına gelmez. Konuşan kişi That's a tricky question diyerek emin olmadığını da gösterir ve yalnızca I don't know demek yerine düşünmek için biraz zaman kazanır.

Alıştırma

That's a tricky question cümlesi burada en doğal olarak ne anlama gelir?

  1. Soruyu cevaplamak zordur ve dikkatli düşünmek gerekir.
  2. Soru kolaydır, ancak konuşan kişi cevap vermeyi reddeder.
  3. Soru insanları kandırmak için özellikle tasarlanmıştır.
Cevabı göster

Soruyu cevaplamak zordur ve dikkatli düşünmek gerekir.

Uh it can't be that many,

1:39

Iı o kadar fazla olamaz,

so I'll guess A, 11%.

1:41

bu yüzden A, %11 diye tahmin ediyorum.

Okay, Rob.

1:43

Tamam, Rob.

I'll reveal the correct answer at the end of the program. Kalıp ifadeler

1:44

Doğru cevabı programın sonunda açıklayacağım.

Kalıp ifadeler

reveal the correct answer: doğru cevabı açıklamak

Bu cümlede reveal the correct answer, daha önce gizli tutulan veya bilinmeyen doğru cevabı açıklamak anlamına gelir. Reveal, yalnızca cevabı söylemekten farklı olarak planlanmış bir açıklama ya da ortaya çıkarma anlamı taşır. Bir sunucu, öğretmen veya organizatör insanların öğrenmeyi beklediği bir bilgiyi açıkladığında reveal + bilgi yapısı kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi “önceden gizlenen doğru cevabı açıklamak” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: After everyone has voted, the teacher will ____.

Cevabı göster

reveal the correct answer

The South Pacific is home to thousands of low-lying islands dotted across miles of Pacific Ocean. Notlar

1:48

Güney Pasifik, kilometrelerce uzanan Pasifik Okyanusu'na dağılmış binlerce alçak rakımlı adaya ev sahipliği yapıyor.

Kalıp ifadeler

is home to: ev sahipliği yapar

Buradaki is home to, Güney Pasifik'in binlerce alçak adayı içerdiği veya bu adaların bulunduğu yer olduğu anlamına gelir. Home mecaz anlamda kullanılmıştır: Güney Pasifik, bu adaların bulunduğu bir bölgedir; bir kişinin evi değildir. be home to + isim yapısı, bir yerde yaşayan insanları ve türleri ya da orada bulunan kurumları ve doğal özellikleri tanıtmak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi be home to ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The forest ____ hundreds of bird species.

Cevabı göster

is home to

Kelime

low-lying islands: alçak rakımlı adalar

Low-lying, genellikle deniz seviyesine yakın olan düşük bir rakımı ifade eder. low-lying islands ifadesinde adaların kara yüksekliğini anlatır; yere yatma eylemini anlatmaz. Bu topraklar deniz seviyesinden fazla yüksek olmadığı için low-lying islands sel, fırtına kabarması ve deniz seviyesinin yükselmesine karşı özellikle savunmasız olabilir.

Alıştırma

‘Düşük rakımlı’ anlamındaki birleşik sıfatla tamamlayın: Homes on the ____ coast are vulnerable to flooding.

Cevabı göster

low-lying

Kalıp ifadeler

dotted across: bir alana dağılmış

Dotted across, geniş bir alanda birbirinden ayrı birçok yere dağılmış olmak demektir. Adaları tek ve kesintisiz bir grup yerine haritadaki çok sayıda küçük nokta gibi gösterir. Bu cümlede dotted, islands kelimesini niteleyen bir geçmiş zaman ortacıdır; across ise adaların yayıldığı alanı belirtir. Yapı islands that are dotted across the Pacific Ocean şeklinde genişletilebilir.

Alıştırma

Bu derste geçen ve ‘bir alana dağılmış’ anlamına gelen iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: Tiny lakes are ____ the northern plain.

Cevabı göster

dotted across

With rising sea levels,

1:55

Yükselen deniz seviyeleri ile birlikte,

it's predicted that many of these islands will simply disappear in coming years. Dilbilgisi

1:56

önümüzdeki yıllarda bu adaların birçoğunun tamamen yok olacağı tahmin ediliyor.

Dilbilgisi

It's predicted that ...: tahmini yapanı belirtmeyen yapı

It's predicted that ..., insanların ya da kurumların bir şeyin gerçekleşmesini beklediğini anlatır. Buradaki it biçimsel bir öznedir; adalara veya daha önceki bir isme gönderme yapmaz. Asıl tahmin edilen bilgi that ile başlayan yan cümlededir. Edilgen yapı tahmini yapanı belirtmez; böylece dikkat tahmini kimin yaptığına değil, tahminin kendisine yönelir.

Alıştırma

Resmî tahmin cümlesini derste öğrendiğiniz kısaltmayla tamamlayın: ____ sea levels will continue to rise.

Cevabı göster

It's predicted that

And if that wasn't bad enough, Anlatım akışı

2:01

Ve bu yeterince kötü değilmiş gibi,

the effects of climate change are making life difficult for these island communities right now.

2:03

iklim değişikliğinin etkileri şu anda bu ada toplulukları için hayatı zorlaştırıyor.

Anlatım akışı

If that wasn't bad enough: başka bir kötü gelişme eklemek

If that wasn't bad enough bir söylem belirtecidir. That daha önceki bir soruna gönderme yapar ve ifade ardından başka bir olumsuz gelişme sunar. Bu cümlede anlatım, gelecekteki bir tehlikeden insanları şimdiden etkileyen bir soruna geçer. Yapı bir if yan cümlesine benzese de buradaki temel görevi gerçek bir koşul oluşturmak değildir. Mesajı, “üstelik daha da kötüsü” anlamına benzer biçimde giderek kötüleşen bir sıra içinde düzenler.

Alıştırma

Hangi cümle başka bir sorun eklemek için if that wasn't bad enough ifadesini doğal biçimde kullanır?

  1. If that wasn't bad enough, because the roof was leaking.
  2. The roof was leaking, and if that wasn't bad enough, the power went out.
  3. The roof was leaking, and if that wasn't bad enough, we won a free holiday.
Cevabı göster

The roof was leaking, and if that wasn't bad enough, the power went out.

The tsunami that hit Tonga left the main island, Tonga Tarpu, Dilbilgisi

2:09

Tonga'yı vuran tsunami ana ada Tongatapu'yu

in ruins.

2:13

harabeye çevirdi.

Dilbilgisi

left ... in ruins: …yı harabeye çevirmek

Leave + nesne + tamamlayıcı yapısı, “birinin veya bir şeyin belirli bir duruma gelmesine neden olmak” anlamına gelebilir. Burada left fiilinin nesnesi the main island, in ruins ise adanın olaydan sonraki durumunu anlatan bölümdür. Bu yapıda left, “oradan ayrıldı” anlamına gelmez. In ruins, bir yerin ya da binanın normal şekilde kullanılamayacak kadar ağır biçimde yıkıldığını veya hasar gördüğünü belirtir. Bu sonuç yapısı, afetlerin etkilerini anlatan haberlerde yaygındır.

Alıştırma

Leave + nesne + in ruins yapısını geçmiş zamanda kullanarak boşlukları doldurun: The earthquake ____ the historic bridge ____.

Cevabı göster

left · in ruins

One of those leading the cleanup was Aofa Miasi Kasami, Kalıp ifadeler

2:14

Temizlik çalışmalarına öncülük edenlerden biri Aofa Miasi Kasami'ydi,

Kalıp ifadeler

leading the cleanup: temizlik çalışmalarına liderlik etmek

Lead the cleanup, bir temizlik çalışmasını organize etmek, yönetmek veya sorumluluğunu üstlenmek demektir. Tek bir temizlik işini yapmaktan çok, tüm çalışmaya yön vermeyi vurgular. Burada leading the cleanup, those sözcüğünü niteleyen bir -ing yan cümlesidir. Those leading the cleanup, “temizlik çalışmalarını yöneten kişiler” anlamına gelir. Cleanup, çalışmanın tamamını adlandıran bir isimdir.

Alıştırma

Hangi cümle Priya'nın temizlik çalışmasını organize edip yönettiğini anlatır?

  1. Priya led the cleanup after the event.
  2. Priya left before the cleanup.
  3. Priya helped clean up after the event.
Cevabı göster

Priya led the cleanup after the event.

manager of the Pacific Climate Change Centre.

2:18

Pasifik İklim Değişikliği Merkezi'nin yöneticisi.

She told BBC World Service program Business Daily

2:21

BBC Dünya Servisi'nin Business Daily programına

the extent of the problem. Kelime

2:24

sorunun boyutunu anlattı.

Kelime

the extent of the problem: sorunun derecesi ve kapsamı

Bu cümlede the extent of the problem, sorunun ne kadar ciddi olduğunu ve etkilerinin ne kadar geniş bir alana yayıldığını ifade eder. Extent burada fiziksel uzunluğu değil, soyut bir dereceyi ya da kapsamı anlatır. the extent of + isim yapısı, bir durumun ne kadar büyük veya ciddi olduğunu ölçerken, öğrenirken ya da açıklarken kullanılır.

Alıştırma

'We did not realize the extent of the problem,' cümlesinde the extent of the problem ne anlama gelir?

  1. Sorunun ne kadar ciddi veya yaygın olduğu.
  2. Sorunun fiziksel uzunluğu.
  3. Sorunun ne kadar sürdüğü.
Cevabı göster

Sorunun ne kadar ciddi veya yaygın olduğu.

The projected impacts of climate change on agriculture and fisheries Kelime

2:27

İklim değişikliğinin tarım ve balıkçılık üzerindeki öngörülen etkileri

will undermine food production systems in the Pacific. Kelime

2:30

Pasifik'teki gıda üretim sistemlerinin altını oyacaktır.

Kelime

projected impacts: gelecekte beklenen etkiler

Projected impacts, çoğu zaman verilerden, eğilimlerden veya modellerden yararlanılarak gelecek için tahmin edilen etkileri ifade eder. Projected, impacts sözcüğünü niteleyen bir sıfattır; burada bir görüntünün ekrana yansıtılması anlamına gelmez. Bu ifade, söz konusu etkilerin doğrudan gözlemlenmiş sonuçlar değil, tahminler olduğunu gösterir.

Alıştırma

Bir iklim raporunda projected impacts büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Daha önce doğrudan ölçülmüş etkiler.
  2. Verilerden veya modellerden tahmin edilen gelecekteki etkiler.
  3. Ekrana yansıtılan görüntüler.
Cevabı göster

Verilerden veya modellerden tahmin edilen gelecekteki etkiler.

Kelime

undermine food production systems: gıda üretim sistemlerini zayıflatmak

Burada undermine food production systems, bu sistemlerin güvenilir biçimde çalışmasını sağlayan koşulları zayıflatmak demektir. Tarım ve balıkçılık üzerindeki etkiler gıda üretimini daha az istikrarlı veya etkili hâle getirir; undermine burada kelimesi kelimesine bir şeyin altını kazmak anlamına gelmez. Daha genel olarak undermine sözcüğünden sonra zayıflatılan şey gelir. Temele, desteğe, güvene, otoriteye veya bir yeteneğe zarar vermeyi anlatır ve bu zarar bir anda değil, zamanla birikebilir.

Alıştırma

“Repeated delays can undermine public confidence,” cümlesinde undermine ne anlama gelir?

  1. Kamuoyunun güvenini hemen oluşturmak
  2. Kamuoyunun güvenini zamanla zayıflatmak
  3. Kamuoyunun güvenini tam olarak ölçmek
Cevabı göster

Kamuoyunun güvenini zamanla zayıflatmak

Our Pacific people are also dependent on crops, livestock, agriculture, fisheries, handicrafts for food security and income. Notlar

2:33

Pasifik halklarımız gıda güvenliği ve gelir için mahsullere, hayvancılığa, tarıma, balıkçılığa ve el sanatlarına da bağımlıdır.

Kalıp ifadeler

dependent on: be dependent on yapısı

be dependent on yapısında dependent, bir şeye ihtiyaç duymak veya ona bağımlı olmak anlamına gelen bir sıfattır. Önüne be fiilinin uygun biçimi gelir; on ise ihtiyaç duyulan kişiyi, kaynağı veya koşulu tanıtır. Bu cümlede sıralanan faaliyetler ve kaynaklar gıda güvenliğini ve geliri destekler. Başka durumlarda da kullanılabilen yapı özne + be + dependent on + isim veya -ing biçimidir.

Alıştırma

Dependent kullanarak cümleyi tamamlayın: The clinic ____ solar power to keep its refrigerators running.

Cevabı göster

is dependent on

Kültür

food security and income: gıda güvencesi ve gelir

Bu cümlede food security, insanların yeterli gıdaya güvenilir ve sürekli biçimde ulaşabilmesi anlamına gelir. Gıda arzının istikrarı ve insanların gıdaya erişimiyle ilgilidir; gıdanın hijyenik veya kirlenmemiş olmasıyla ilgili değildir. and income sözleri ikinci bir sonuç ekler. Tarım, balıkçılık ve ilgili işler hem gıdaya erişimi hem de insanların günlük yaşam için ihtiyaç duyduğu geliri destekler.

Alıştırma

Hangi durum esas olarak bir food security sorunudur?

  1. Bir kafe yiyecekleri güvenli olmayan bir sıcaklıkta saklıyor.
  2. Bir topluluk yeterli ve uygun fiyatlı gıdaya sürekli olarak ulaşamıyor.
  3. Çiğ tavuk mutfaktaki diğer yiyeceklere bulaşıyor.
Cevabı göster

Bir topluluk yeterli ve uygun fiyatlı gıdaya sürekli olarak ulaşamıyor.

And these sectors are also highly vulnerable to the impacts of climate change. Kelime

2:41

Ve bu sektörler de iklim değişikliğinin etkilerine karşı oldukça savunmasızdır.

Kelime

highly vulnerable to: son derece savunmasız olmak

Highly vulnerable to, bir şeyden zarar görme veya ciddi biçimde etkilenme riskinin çok yüksek olması demektir. Highly dereceyi güçlendirir, vulnerable koruma veya direnç eksikliğini anlatır, to ise tehdidi belirtir. Burada sektörler, iklim değişikliğinin etkilerine dayanma kapasiteleri sınırlı olduğu için bundan güçlü biçimde etkilenebilir. Yeniden kullanılabilir kalıp be highly vulnerable to + bir tehdit veya zararlı durum şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “bir şeyden zarar görme riski çok yüksek” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Because they have no backup power, rural clinics are ____ long outages.

Cevabı göster

highly vulnerable to

The economy of many islands like Tonga depends on tourism, farming, or fishing, Kalıp ifadeler

2:47

Tonga gibi pek çok adanın ekonomisi turizme, tarıma veya balıkçılığa

Kalıp ifadeler

depends on + isim

Depend on, “bağlı olmak” veya “ihtiyaç duymak” anlamına gelir. Bu cümlede depends on, tekil özne The economy ile ekonomiyi destekleyen tourism, farming ve fishing sektörlerini birbirine bağlar. Yapı, özne + depend(s) on + kişi veya şey biçimindedir. Geniş zamanda The economy tekil olduğu için depend, depends olur. Bağımlı olunan şeyden önce on kullanılmalıdır.

Alıştırma

Cümleyi depend on ifadesinin geniş zaman biçimiyle tamamlayın: The island's economy ____ fishing for most of its income.

Cevabı göster

depends on

and on handicrafts,

2:53

ve el sanatlarına dayanır,

skillfully making traditional objects like jewelry, textiles, or pottery by hand. Kalıp ifadeler

2:55

takı, tekstil veya çömlek gibi geleneksel nesnelerin el emeğiyle ustaca yapılması.

Kalıp ifadeler

by hand: makine kullanmadan elle

By hand, “elle” anlamına gelir ve eylemin makineyle değil, bir insanın elleriyle yapıldığını vurgular. Burada making sözcüğünü niteler ve geleneksel nesnelerin nasıl üretildiğini açıklar. Nitelediği eylemden sonra kullanılır: made by hand, written by hand veya painted by hand.

Alıştırma

Makine kullanılmadığını göstermek için cümleyi by hand ile tamamlayın: Each wooden toy was painted ____.

Cevabı göster

by hand

These are usually sold to tourists,

3:01

Bunlar genellikle turistlere satılır,

but when tsunamis keep the tourists away, Dilbilgisi

3:03

ancak tsunamiler turistleri uzak tuttuğunda,

local jobs become vulnerable, unprotected, and open to damage. Kelime

3:05

yerel işler savunmasız, korumasız ve hasara açık hale gelir.

Dilbilgisi

keep the tourists away: keep + nesne + away yapısı

keep the tourists away ifadesinde keep, “saklamak” değil, “bir durumda kalmasını sağlamak” anlamına gelir. the tourists nesnesinden sonra gelen away, tsunamilerin yol açtığı durumu anlatır: turistler yaklaşmaz veya ziyaret etmez. Başka durumlara aktarılabilen kalıp keep + nesne + away şeklindedir. Uzak durulması gereken yer veya şeyi belirtmek için keep + nesne + away from + isim kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi keep + nesne + away kalıbıyla tamamlayın. keep fiilinin geçmiş zamanını kullanın: The road closure ____ customers ____ from the shop.

Cevabı göster

kept · away

Kelime

open to damage: riske maruz kalmış

Burada open to damage, zarar görme ihtimaline maruz kalmak anlamına gelir. Open koruma eksikliğini anlatır; fiziksel olarak açık bir kapıyı veya faaliyette olan bir işletmeyi anlatmaz. Bu ifade, vulnerable ve unprotected sözcüklerinden sonra üçüncü bir betimleme ekler: turizm kesintiye uğradığında yerel iş olanakları zarar görebilir veya ortadan kalkabilir; zararın zaten meydana geldiğini söylemez.

Alıştırma

Bu cümlede open to damage ne anlama geliyor?

  1. Zaten tamamen zarar görmüş
  2. Zarar görme riskine maruz kalmış
  3. Onarım çalışmalarına açık
Cevabı göster

Zarar görme riskine maruz kalmış

This affects not only handicrafts, Dilbilgisi

3:10

Bu sadece el sanatlarını değil,

but Tonga's ability to produce enough food to feed its population, Kültür

3:13

aynı zamanda Tonga'nın nüfusunu beslemeye yetecek kadar gıda üretme kapasitesini de etkiler,

something known as food security.

3:17

bu durum gıda güvenliği olarak bilinir.

Dilbilgisi

not only ... but ...: ikinci bir noktayı ekleyip vurgulamak

not only ... but ... iki bilgiyi birbirine bağlar ve ikisinin de doğru olduğunu gösterir. not only bölümü ilk etkiyi sunar; but bölümü ikinci bir etki ekler ve genellikle ona daha fazla vurgu yapar. Burada but, karşıt bir fikir sunmak yerine bilgi ekler. El sanatları etkilenen ilk alandır. but sonrasındaki sözler konuyu Tonga'nın nüfusunu besleyebilme kapasitesine kadar genişletir; bu nedenle asıl yeni vurgu ikinci sonuç üzerindedir.

Alıştırma

Cümleyi not only ... but also yapısıyla tamamlayın: The new library offers ____ books ____ free computer classes.

Cevabı göster

not only · but also

Kültür

ability to produce enough food to feed its population: food security kavramının somut anlamı

Bu ifade söz konusu olan pratik kapasiteyi, yani Tonga nüfusunun yiyebilmesi için yeterli gıda üretme kapasitesini belirtir. Ability to produce, üretme kapasitesi demektir; to feed its population ise gıdanın hangi amaç için yeterli olması gerektiğini açıklar. Cümle bu somut düşünceyi food security resmî terimiyle adlandırır. Burada security, yeterli gıda arzına sahip olmakla ilgilidir; gıda hijyeniyle veya belirli bir ürünün tüketilmesinin güvenli olup olmamasıyla ilgili değildir.

Alıştırma

Bu cümlede ability to produce enough food to feed its population ne anlama gelir?

  1. Nüfustaki herkes için yeterli gıda üretme kapasitesi
  2. Gıdanın hijyenik ve tüketilmesinin güvenli olup olmadığını kontrol etme becerisi
  3. Yerel olarak üretilen bütün gıdayı ihraç etme kapasitesi
Cevabı göster

Nüfustaki herkes için yeterli gıda üretme kapasitesi

As the effects of climate change hit the local economy, Dilbilgisi

3:19

İklim değişikliğinin etkileri yerel ekonomiyi vurdukça,

Dilbilgisi

As ... hit ...: gelişmekte olan olumsuz bir arka plan kurmak

Bu cümlede As, ana olay gelişirken arka planda yaşanan bir değişimi tanıtır. Hem “bu değişim olurken” anlamını hem de sonrasında gelen olayın nedenini düşündürebilir. Bu nedenle en güvenli yorum “bu değişim olurken” veya “bu değişimle birlikte”dir; as her zaman kesin bir because değildir. Buradaki hit, fiziksel olarak vurmak değil, “kötü etkilemek” veya “ciddi sorunlara yol açmak” demektir. As + durum + hit + etkilenen sistem kalıbı, bir sonucun arka planını kuran haberlerde yaygındır.

Alıştırma

“As the storm hit the coast, families moved inland” cümlesinin başındaki yan cümle ne anlama gelir?

  1. Taşınma, fırtına kıyıyı etkilemeden önce gerçekleşti.
  2. Aileler fırtına sırasında kıyıya fiziksel olarak vurdu.
  3. Fırtına kıyıyı kötü etkileyerek taşınmanın arka planını oluşturdu.
Cevabı göster

Fırtına kıyıyı kötü etkileyerek taşınmanın arka planını oluşturdu.

young people are leaving Tonga to find work elsewhere. Dilbilgisi

3:23

gençler başka yerlerde iş bulmak için Tonga'yı terk ediyor.

Dilbilgisi

to find work elsewhere: ayrılma amacını belirtmek

to find work elsewhere amaç bildiren bir mastardır. Gençlerin neden ayrıldığı sorusunu yanıtlar: Amaçları başka bir yerde iş aramaktır. Başka durumlara aktarılabilen kalıp, leave to find veya move to study örneklerindeki gibi eylem + to + fiilin yalın hâlidir. Elsewhere, “başka bir yerde veya başka bir yere” anlamında bir zarftır; bu yüzden in gibi bir edata ihtiyaç duymaz.

Alıştırma

Cümleyi “başka bir yerde iş aramak için” anlamındaki dört sözcüklü amaç ifadesiyle tamamlayın: After the factory closed, Maya moved away ____.

Cevabı göster

to find work elsewhere

Tonga Youth Employment and Entrepreneurship

3:26

Tonga Gençlik İstihdamı ve Girişimciliği,

is a project working with local organizations Dilbilgisi

3:29

yerel örgütlerle birlikte çalışan bir projedir,

to help young people start businesses and find jobs. Kalıp ifadeler

3:32

gençlerin iş kurmalarına ve iş bulmalarına yardımcı olmak için.

Dilbilgisi

working with local organizations to help: yöntem ve amaç

working with local organizations, project sözcüğünden sonra gelen bir şimdiki zaman ortacı öbeğidir. project'i niteler ve projenin nasıl çalıştığını açıklar: Yerel kuruluşlarla birlikte çalışır. Cümlenin temel çekimli fiili değildir. to help mastarı, bu iş birliğinin amacını belirtir. Bu kısa yapı, bir kuruluşu veya girişimi isim + working with ... + to + fiil biçiminde tanıtmak için kullanılabilir.

Alıştırma

Bir programın ortağını ve amacını göstermek için working with ... to ... yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. This is a program working schools to improving children's reading.
  2. This is a program works with schools to improve children's reading.
  3. This is a program working with schools to improve children's reading.
Cevabı göster

This is a program working with schools to improve children's reading.

Kalıp ifadeler

start businesses and find jobs: iki paralel yol

Bu bağlamda start businesses, şirketler veya işletmeler kurup faaliyete geçirmek; find jobs ise ücretli işler bulmak anlamına gelir. Bunlar geçimini sağlamanın iki farklı yolunu belirtir: girişimcilik ve bir işveren için çalışma. help young people sonrasında start ve find, yalın biçimde kullanılan paralel fiillerdir: help young people start ... and find .... Fiil biçimlerini paralel tutmak iki hedefi de eşit derecede açık hâle getirir.

Alıştırma

helps graduates sonrasında iki hedefi de yalın biçimde paralel fiiller olarak doğal şekilde kullanan cümle hangisidir?

  1. The course helps graduates starting businesses and find jobs.
  2. The course helps graduates start businesses and find jobs.
  3. The course helps graduates start businesses and finding jobs.
Cevabı göster

The course helps graduates start businesses and find jobs.

Here's project director Lusia Latu-Jones

3:36

Karşınızda proje yöneticisi Lusia Latu-Jones,

speaking with BBC World Service's Business Daily.

3:39

BBC Dünya Servisi'nin Business Daily programına konuşuyor.

So, you know, it um it can be emotional, Ton ve niyet

3:44

Yani, biliyorsunuz, bu ıı duygusal olabiliyor,

very emotional and heartbreaking to see um what's what's happening in our island. Kelime

3:48

adamızda olanları görmek ıı çok duygusal ve yürek parçalayıcı.

Ton ve niyet

it can be emotional: olası bir etkiyi anlatan can be

it can be emotional ifadesinde can be, bir durumun güçlü bir duygusal tepkiye yol açabileceğini belirtir. Yetenek anlamı taşımaz. Bu ifade, kesin olmayan genel bir gözlem sunar. Emotional, deneyimin güçlü duygular uyandırdığını belirtir ancak tek bir duygunun adını vermez; ardından gelen very emotional and heartbreaking, burada söz konusu duygunun üzüntü olduğunu açıklar.

Alıştırma

Bu cümlede can be ne anlama gelir? Watching the final scene can be emotional.

  1. Bu durumun duyguları kontrol etme yeteneği vardır.
  2. Herkes kesinlikle ağlayacaktır.
  3. Bu durum güçlü duygular uyandırabilir.
Cevabı göster

Bu durum güçlü duygular uyandırabilir.

Kelime

heartbreaking to see: görmesi yürek burkan

Heartbreaking, çok derin üzüntüye neden olan anlamına gelir; fiziksel olarak kalbin kırılması değil, mecazi bir ifadedir. heartbreaking to see ... yapısında to see mastarı, üzüntüye neden olan deneyimi belirtir. Bu ifade duygusal açıdan çok güçlüdür. Burada konuşanın adada olup bitenlere tanık olurken hissettiği acıyı aktarır.

Alıştırma

“Tanık olması son derece üzücü” anlamına gelen bu dersteki ifadeyle cümleyi tamamlayın: It was ____ the families leave their homes after the flood.

Cevabı göster

heartbreaking to see

But um it's even harder when you see young people Anlatım akışı

3:56

Ancak ıı gençlerin sadece bir şans arayarak, şans arayarak

are coming through just looking looking for a chance Kalıp ifadeler

4:01

geldiğini görmek daha da zor,

Anlatım akışı

it's even harder when ...: duyguyu güçlendirip belirli bir durumu anlatmak

Bu cümlede it's even harder, durumla duygusal olarak başa çıkmanın daha zor olduğu anlamına gelir; bir şeyin fiziksel olarak daha sert olduğu anlamına gelmez. Even, karşılaştırma biçimi olan harder'ı güçlendirir ve duyguyu zaten zor olan bir durumun ötesine taşır. Ardından when, bu duyguyu güçlendiren belirli durumu anlatır. Bu kalıp, konuşanın genel bir zorluktan duygusal ağırlığı en yüksek olan somut örneğe geçmesini sağlar.

Alıştırma

Konuşan kişi uzağa taşınmanın zor olduğunu zaten söyledi. Hangi cümle zorluğu doğal biçimde artırıp belirli durumu anlatır?

  1. It's easier when you have to leave your friends.
  2. It's even harder when you have to leave your friends.
  3. It's a good chance to leave your friends.
Cevabı göster

It's even harder when you have to leave your friends.

to looking for a chance to um to help their families,

4:05

ıı ailelerine yardım etmek için bir şans aradıklarını,

Kalıp ifadeler

looking for a chance ... to do something: bir şey yapmak için fırsat aramak

Looking for a chance, etkin biçimde bir fırsat aramak demektir. Burada looking gençlerin ne yaptığını anlatır; a chance ise elde etmeyi umdukları bir olasılıktır, sonucu garanti etmez. Yaygın ve başka durumlarda da kullanılabilen kalıp look for a chance to + fiilin yalın hâlidir: look for a chance to help, speak veya learn. To ile kurulan mastar, fırsatın yapılmasına imkân vereceği eylemi belirtir.

Alıştırma

look for a chance to + fiilin yalın hâli kalıbını tamamlayın: Nora is looking ____ a chance ____ show her work.

Cevabı göster

for · to

you know, for them to get on their their feet again. Deyimler

4:10

biliyorsunuz, tekrar kendi ayakları üzerinde durmaları için.

Deyimler

get on their feet again: zorluktan sonra yeniden toparlanmak

Bu cümlede get on their feet again, ciddi bir zorluktan sonra toparlanıp yeniden istikrarlı veya bağımsız hâle gelmek anlamındaki bir deyimdir. Para, iş, aile hayatı veya günlük yaşamı sürdürebilme becerisiyle ilgili olabilir; yalnızca fiziksel olarak ayağa kalkmak anlamına gelmez. Konuşmacı konuşurken their sözcüğünü tekrar ediyor. Bu, doğal konuşmada görülen bir yeniden başlama durumudur; bu nedenle kullanılacak biçim get on their feet again şeklindedir. Kişiye göre feet sözcüğünden önceki iyelik belirleyicisini değiştirin: get on my/your/her/his/our/their feet again.

Alıştırma

Cümleyi get on one's feet again ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: After losing their home, the neighbors needed time to ____.

Cevabı göster

get on their feet again

So,

4:13

Bu yüzden,

the question we ask ourselves as an organization Anlatım akışı

4:14

bir organizasyon olarak kendimize sorduğumuz soru,

is how can we address these uh challenges Kelime

4:17

bu ıı zorlukların üstesinden nasıl gelebileceğimiz,

Anlatım akışı

the question we ask ourselves: temel meseleyi ortaya koymak

The question we ask ourselves, ardından gelen kısmın bir kişi veya grubun ciddi biçimde düşündüğü temel mesele olduğunu gösterir. Burada as an organization, we sözcüğünün kuruluşun tamamını ifade ettiğini gösterir; dolayısıyla ask ourselves kişinin kendi kendine konuşmasını değil, ortak bir değerlendirmeyi anlatır. Bu kalıp önce meseleyi öne çıkarır, ardından içeriğini verir: the question we ask ourselves is + soru. Konuşmada içerik, how can we address these challenges? örneğindeki gibi doğrudan soru dizilişiyle söylenebilir. Daha resmî ve gözden geçirilmiş yazılarda how we can address these challenges şeklindeki dolaylı soru dizilişi de yaygındır.

Alıştırma

Hangi cümle, bir ekibin temel meselesini sunmak için hedef kalıbı kullanıyor?

  1. The question about the playground was difficult.
  2. We asked ourselves a question after the meeting.
  3. The question we ask ourselves is how we can make the playground safer.
Cevabı göster

The question we ask ourselves is how we can make the playground safer.

to better support our people

4:21

halkımızı daha iyi desteklemek için

so that they can get back on their feet, Notlar

4:22

kendi ayakları üzerinde durabilmeleri,

Kelime

address these uh challenges: fiil olarak address

address these uh challenges ifadesinde address, zorluklara ciddi biçimde dikkat vermek ve bunlarla ilgili harekete geçmek anlamında bir fiildir. Posta adresi anlamına gelmez ve zorlukların tamamen çözüleceğini de garanti etmez. Konuşmadaki uh dolgu sesi kısa bir tereddüdü gösterir ve bu söz öbeğinin parçası değildir. Hazırlanmış bir konuşmada veya yazıda ifade address these challenges şeklindedir.

Alıştırma

“Bu zorluklarla ilgili harekete geçmek” anlamındaki ders ifadesini yazın: The committee has identified three safety problems. The committee must ____ before the new term begins.

Cevabı göster

address these challenges

Dilbilgisi

so that they can: amaç ve olasılık belirtme

so that they can ... yapısında so that, önceki eylemin amacını açıklar: verilen destek, sonraki eylemi mümkün kılmayı amaçlar. Can ise bu desteğin sağladığı yeteneği veya fırsatı vurgular. Yapı action + so that + subject + can + base verb şeklindedir. Burada so that, “... yapabilmesi için” veya “mümkün kılmak için” anlamına gelir; “bu nedenle” anlamındaki so değildir.

Alıştırma

“Onların ... yapabilmesini sağlamak” anlamındaki ders ifadesini yazın: The children are new to the library. We added picture labels ____ find the books easily.

Cevabı göster

so that they can

Deyimler

get back on their feet: zorluktan sonra toparlanmak

Bu cümlede get back on their feet, ciddi bir zorluktan sonra toparlanıp yeniden istikrarlı veya kendi kendine yeter durumda olmak demektir. Günlük yaşamın, maddi durumun, sağlığın ya da iş hayatının düzelmesini anlatabilir; yalnızca fiziksel olarak ayağa kalkmak anlamına gelmez. Back, yeniden normal biçimde işleyebilen bir duruma dönme anlamını katar. Feet sözcüğünden önceki kelime kişiye göre değişir: get back on my feet, get back on your feet, get back on her feet veya get back on our feet.

Alıştırma

Cümleyi, bu derste geçen ve “toparlanıp yeniden istikrarlı olmak” anlamına gelen deyimle tamamlayın: After the flood, the emergency grant helped the family ____.

Cevabı göster

get back on their feet

you know, feed their families.

4:25

biliyorsunuz, ailelerini besleyebilmeleri için.

We can hear the emotion in Lusia’s voice when she describes the situation facing young Tongans Dilbilgisi

4:28

Tongalı gençlerin karşılaştığı durumu anlatırken Lusia'nın sesindeki duyguyu duyabiliyoruz,

Dilbilgisi

the situation facing young Tongans: isimden sonra gelen bir -ing yan cümleciği

Facing young Tongans, hangi durumun kastedildiğini belirtmek için situation sözcüğünden sonra gelen bir şimdiki zaman ortaç (-ing) yan cümleciğidir. İfadenin tamamı the situation that young Tongans face veya the situation confronting young Tongans anlamına gelir. Bu kısa yapıda situation nitelenen isimdir; young Tongans ise facing sözcüğünden sonra gelerek bu durumdan etkilenen ve onunla uğraşmak zorunda olan grubu gösterir. Haberlerde ve röportaj özetlerinde daha uzun bir ilgi cümleciği yerine sık sık isim + facing + grup yapısı kullanılır.

Alıştırma

Hangi ifade “the housing problems that young families must deal with” anlamına gelir ve problems sözcüğünü ana isim olarak tutar?

  1. the housing problems facing young families
  2. the housing problems faced by city officials
  3. the young families facing housing problems
Cevabı göster

the housing problems facing young families

as heartbreaking,

4:33

onu yürek parçalayıcı (heartbreaking) olarak nitelendiriyor,

causing strong feelings of sadness.

4:34

güçlü üzüntü duygularına neden olan bir durum.

She says her role is to help people get back on their feet,

4:38

Kendi rolünün, insanların yeniden ayakları üzerinde durmasına (get back on their feet) yardımcı olmak olduğunu söylüyor,

an idiom which means be able to function again Anlatım akışı

4:42

hayatta zorluklar yaşadıktan sonra

after having difficulties in life.

4:46

tekrar işlev görebilmek anlamına gelen bir deyim.

Anlatım akışı

be able to function again after having difficulties: zorluklardan sonra yeniden normal şekilde yaşayabilmek

Bu ifade, daha önce geçen get back on their feet deyiminin sade İngilizceyle yapılmış tanımıdır. Zorluklardan sonra kişinin günlük yaşamını, işini veya sorumluluklarını yeniden sürdürebilmesi anlamına gelir. Burada function, bir insanın yaşamına normal biçimde devam edebilmesini anlatır; bir makineyi çalıştırmakla ilgili değildir. an idiom which means ... yapısı bir tanım sinyalidir: means sonrasındaki sözler hikâyeyi sürdürmek yerine deyimi açıklar.

Alıştırma

Bu cümlede be able to function again after having difficulties sözlerinin görevi nedir?

  1. get back on their feet ifadesini doğrudan tanımlar.
  2. Ayrı bir sorunu tanıtır.
  3. Bir makinenin nasıl çalıştırılacağını açıklar.
Cevabı göster

get back on their feet ifadesini doğrudan tanımlar.

The many problems Tongans face are made worse by perhaps the biggest problem of all, Notlar

4:49

Tongalıların karşılaştığı pek çok sorun, belki de hepsinin en büyük sorunu tarafından daha da kötüleşiyor,

Dilbilgisi

are made worse by: bir şey yüzünden daha da kötüleşmek

Are made worse by, neden-sonuç ilişkisi anlatan edilgen bir kalıptır. Sorunların zaten var olduğunu ve başka bir etkenin bu sorunları daha ciddi hâle getirdiğini belirtir. Yapı A is/are made worse by B şeklindedir: A etkilenen sorundur, worse ortaya çıkan durumu gösterir ve by sorunu daha ciddi hâle getiren nedeni tanıtır.

Alıştırma

Hedef be made worse by kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: The flooding was ____ blocked drains.

Cevabı göster

made worse by

the fact that poverty, hunger, and the loss of their traditional culture

4:54

yoksulluk, açlık ve geleneksel kültürlerinin kaybolması gerçeğinin,

is being caused by the carbon emissions of larger countries halfway around the world. Notlar

4:58

dünyanın öbür ucundaki büyük ülkelerin karbon emisyonlarından kaynaklandığı gerçeği.

Anlatım akışı

perhaps the biggest problem of all: belki de en büyük sorun

Perhaps the biggest problem of all, yazarın sırada açıklayacağı noktayı diğer sorunların üstünde tuttuğunu, fakat bu sıralamayı kesin bir iddia yerine temkinli bir değerlendirme olarak sunduğunu gösterir. Buradaki of all, “tüm sorunlar arasında” demektir; “herkese ait” anlamına gelmez. Virgülden sonra gelen the fact that ... bölümü, en üst sıraya konan sorunun ne olduğunu açıklar. Bu kalıp, genel bir zorluk listesinden dinleyicinin en ciddi olarak görmesi istenen konuya geçiş yapmaya yardımcı olur.

Alıştırma

Bu cümlede perhaps the biggest problem of all ne işe yarar?

  1. Herkesin tamamen aynı soruna sahip olduğunu söyler.
  2. Göz ardı edilebilecek küçük bir sorunu tanıtır.
  3. Sıradaki konuyu tüm sorunlar arasında en ciddi olanı şeklinde temkinli biçimde sıralar.
Cevabı göster

Sıradaki konuyu tüm sorunlar arasında en ciddi olanı şeklinde temkinli biçimde sıralar.

Dilbilgisi

is being caused by: devam eden edilgen neden

Is being caused by, şimdiki zamanın edilgen yapısıdır: is being + caused + by. Etkilenen sonucu özne konumuna getirir ve nedeni by ile tanıtır. Being, nedensel sürecin şu anda devam ettiği veya gelişmekte olduğu anlamını katar. Being olmadan kullanılan is caused by, nedeni daha genel biçimde belirtir ve devam eden süreci tek başına vurgulamaz.

Alıştırma

Cause fiilinin by ile kullanılan şimdiki zaman edilgen yapısıyla cümleyi tamamlayın: The flooding ____ a blocked drain.

Cevabı göster

is being caused by

Kültür

İklim tartışmalarında carbon emissions

İklim tartışmalarında carbon emissions, çoğunlukla insan faaliyetlerinden kaynaklanan sera gazı salımlarını, özellikle fosil yakıtlar yakıldığında açığa çıkan karbondioksiti ifade eder. Buradaki carbon kısa bir anlatımdır; kimyasal element olan karbonun parçaları anlamına gelmez. Bu cümlede ifade, daha büyük ülkelerin yol açtığı kirliliği uzaktaki zararların nedeni olarak gösterir. Böylece emisyon kaynağı ile küresel iklim etkileri ve sorumluluk arasında bağlantı kurar.

Alıştırma

Bir iklim raporunda carbon emissions genellikle ne anlama gelir?

  1. Görülebilen her duman veya buhar bulutu
  2. Atmosfere salınan sera gazları, özellikle karbondioksit
  3. Karbon elementinin katı parçaları
Cevabı göster

Atmosfere salınan sera gazları, özellikle karbondioksit

If we all learned to adapt our lifestyle, Dilbilgisi

5:04

Eğer hepimiz yaşam tarzımızı uyarlamayı öğrenseydik,

just as Pacific Islanders have done, Dilbilgisi

5:06

tıpkı Pasifik Adalılarının yaptığı gibi,

Dilbilgisi

just as: bir eylemi örneğe uygun yapma

Bu cümlede just as, “tam olarak aynı şekilde” anlamına gelir. Pasifik Adaları halklarının yaptıklarını başka bir eylem için karşılaştırma noktası veya örnek olarak sunar. Bu iki sözcük birlikte bir bağlayıcı olarak çalışır. Burada just “yalnızca”, as ise “olarak” anlamına gelmez. Ardından gelen yan cümle, kimin önceki eyleminin örnek alındığını gösterir.

Alıştırma

En uygun ifadeyi seç: Set up the tent ___ the instructor showed us. Çadırın kurulma biçimi eğitmenin gösterdiği örnekle aynı olmalı.

  1. just as
  2. as soon as
  3. even if
Cevabı göster

just as

it may not yet be too late to change the fate of their island paradise. Notlar

5:07

adalarındaki o cennetin kaderini değiştirmek için henüz çok geç olmayabilirdi.

Dilbilgisi

Varsayımsal bir öneri için If we all learned to ...

If we all learned to adapt our lifestyle yan cümlesi varsayımsal bir koşul kurar. Learned geçmiş zaman biçimindedir, ancak öğrenme eylemini geçmiş zamana yerleştirmez; bu biçim önerilen değişikliği hayal edilen veya henüz gerçek olmayan bir durum gibi gösterir. If yan cümlesi mesajı önce koşul, sonra olası sonuç gelecek biçimde düzenler: herkes bu değişikliği yaparsa daha iyi bir sonuç hâlâ mümkün olabilir. Bu kalıp, sonucun kesin olduğunu ileri sürmeden ortak bir eylem önermek için kullanışlıdır.

Alıştırma

Varsayımsal öneriyi dersteki beş sözcüklük açılışla aynen tamamlayın: ____ plan our meals, we might waste less food.

Cevabı göster

If we all learned to

Dilbilgisi

may not yet be too late to: hâlâ bir fırsat olabileceğini ifade etme

may not yet be too late to + fiilin yalın hâli yapısı, harekete geçmek için hâlâ yeterli zaman kalmış olabileceğini anlatır. Bu cümlede tehlike ciddi olsa da adanın kaderini değiştirmenin hâlâ mümkün olabileceği söyleniyor. May, ifadenin kesin veya garantili olmadığını gösterir. Not yet be too late, eylemin artık işe yaramayacağı noktaya henüz ulaşılmamış olabileceği anlamına gelir.

Alıştırma

“It may not yet be too late to save the community garden” cümlesi ne anlama gelir?

  1. Topluluk bahçesi kesinlikle kurtarılacak.
  2. Topluluk bahçesini kurtarmak için bütün fırsatlar çoktan kayboldu.
  3. Topluluk bahçesinin kurtarılma ihtimali hâlâ var.
Cevabı göster

Topluluk bahçesinin kurtarılma ihtimali hâlâ var.

Kalıp ifadeler

change the fate of: uzun vadeli geleceği değiştirmek

Change the fate of + kişi, yer veya topluluk, o kişi ya da şeyin uzun vadeli geleceğini değiştirmek demektir. Burada fate, anlık bir sonuç değil, gelecekteki gidişat veya nihai yazgıdır. Bu cümlede ifade, harekete geçmenin adanın uzun vadeli geleceğini hâlâ değiştirebileceğini anlatır. Söyleme ciddi ama umutlu bir ton verir.

Alıştırma

Cümleyi “uzun vadeli geleceğini değiştirmek” anlamındaki dört kelimelik ifadeyle tamamlayın: A lasting peace agreement could ____ the whole region.

Cevabı göster

change the fate of

And the fate of the millions living on other islands, too,

5:12

Ve diğer adalarda yaşayan milyonlarca insanın kaderini de,

which reminds me of my question, Anlatım akışı

5:15

ki bu bana sorumu hatırlattı,

Anlatım akışı

which reminds me of: ilgili bir konuya geri bağlanmak

Which reminds me of + isim veya isim öbeği, az önce söylenen fikrin konuşana ilgili bir şeyi düşündürdüğü anlamına gelir. Burada which, yalnızca en yakın isme değil, diğer adalarda yaşayan insanlar hakkındaki önceki fikrin tamamına gönderme yapar. Konuşan kişi bu yan cümleyi bir köprü gibi kullanır: Konuşmanın neden önceki bir soruya döndüğünü açıklar. Böylece konu değişimi ani değil, bağlantılı görünür.

Alıştırma

Cümleyi “bu bana ... düşündürüyor” anlamındaki dört kelimelik bağlama ifadesiyle tamamlayın: You mentioned the school fair, ____ the posters we need to make.

Cevabı göster

which reminds me of

Rob.

5:17

Rob.

11% of us are islanders,

5:18

Yüzde 11'imiz adalıyız,

which works out as over 730 million people. Öbek fiiller

5:20

bu da 730 milyondan fazla insana denk geliyor.

Öbek fiiller

works out as + hesaplanan sonuç

Burada works out as, “hesaplandığında sonuç olarak … eder” anlamındadır. Daha önce belirtilen bir yüzdeyi veya miktarı, hesaplama sonucu bulunan sayıya bağlar: 730 milyondan fazla insan. Tekrar kullanılabilen kalıp something works out as + result şeklindedir. Sayısal bir bağlamda work out ifadesini “egzersiz yapmak” ya da “bir sorunu çözmek” değil, “hesaplandığında … çıkmak” olarak anlayın.

Alıştırma

“The weekly cost works out as £12.” cümlesinde works out as ne anlama gelir?

  1. Birisi her hafta on iki sterlin karşılığında egzersiz yapar.
  2. Haftalık ücret 12 sterlin azaltılmıştır.
  3. Hesaplanan haftalık ücret 12 sterlindir.
Cevabı göster

Hesaplanan haftalık ücret 12 sterlindir.

Okay, let's recap the vocabulary from this program, Kalıp ifadeler

5:25

Tamam, bu programdaki kelimeleri özetleyelim,

Kalıp ifadeler

gözden geçirme işareti olarak let's recap

Let's recap, “ana noktaları kısaca yeniden gözden geçirelim” demektir. Let's, konuşanı ve dinleyicileri bunu birlikte yapmaya davet eder; recap ise daha önce verilen bilgilerin şimdi özetleneceğini bildirir. Bu ifade bir söylem işaretidir: ana açıklamayı bitirir ya da duraklatır ve herkesi kısa bir tekrara geçirir; yeni bir konu açmaz veya her ayrıntıyı baştan anlatmaz.

Alıştırma

Bir sunucu, daha önce ele alınan bilgileri kısaca gözden geçirmeye hazırlanıyor. En uygun geçiş ifadesi hangisidir?

  1. Let's begin a completely new subject.
  2. Let's recap the main points.
  3. Let's explain every detail for the first time.
Cevabı göster

Let's recap the main points.

starting with tsunami,

5:28

tsunami kelimesiyle başlayalım,

a very large wave that flows inland

5:29

iç kesimlere akan çok büyük bir dalga,

causing death and destruction.

5:31

ölüm ve yıkıma neden olur.

Many islanders produce handicrafts,

5:34

Pek çok adalı el sanatları (handicrafts) üretir,

handmade traditional objects like jewelry, textiles, and pottery.

5:37

takı, tekstil ve çömlek gibi el yapımı geleneksel eşyalar.

Someone who is vulnerable is weak or unprotected.

5:41

Savunmasız (vulnerable) olan biri, zayıf veya korumasızdır.

The phrase food security refers to a country's ability to produce enough food Kalıp ifadeler

5:45

Gıda güvenliği (food security) ifadesi, bir ülkenin nüfusunu beslemeye yetecek kadar

to feed its population.

5:50

gıda üretme kapasitesini ifade eder.

Kalıp ifadeler

Bir terimi tanımına bağlayan “refers to”

Burada refers to, bir kavramın adını tanımına bağlar. Yapı terim veya ifade + refers to + adlandırdığı kavram şeklindedir; bu nedenle burada yalnızca “bahsetmek” değil, “ifade etmek” veya “anlamına gelmek” demektir. Bu yapı, açıklamalarda ve bilgilendirici yazılarda bir adın tam olarak neyi temsil ettiğini belirtmek için kullanılır.

Alıştırma

Tanımı refers to ile tamamlayın: The term solar energy ____ energy that comes from the sun.

Cevabı göster

refers to

When something is heartbreaking,

5:52

Bir şey yürek parçalayıcı (heartbreaking) olduğunda,

it makes you feel very sad.

5:54

sizi çok üzgün hissettirir.

And finally,

5:56

Ve son olarak,

to get back on your feet means to be okay again

5:57

yeniden ayağa kalkmak (to get back on your feet), hayatta zorluklar yaşadıktan sonra

after having difficulties in life.

6:00

tekrar iyi olmak anlamına gelir.

Once again,

6:02

Bir kez daha,

our 6 minutes are up.

6:03

6 dakikamız doldu.

Goodbye for now.

6:05

Şimdilik hoşça kalın.

Bye.

6:06

Hoşça kalın.

6 Minute English from the BBC.

6:07

BBC'den 6 Minute English.