Sihirli Ksilofon | 1. Sezon 1. Bölüm | Tam Bölüm | Bluey | @disneyjr: İngilizce çalışma notları
Disney Jr.
Video özeti: Bluey ile Bingo, babalarını dondurabilen sihirli bir ksilofon bulur; ancak Bluey onu kullanma fırsatlarının hepsini kendine ayırınca oyun tartışmaya dönüşür. Oyunun kontrolünü kaybedip Bingo’nun neden üzgün olduğunu anlatmasını dinleyen Bluey, sırayla oynamanın neden önemli olduğunu öğrenir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Taking turns — Kalıplaşmış söz öbekleri ve eşdizimler. Oyunlarda, sınıf etkinliklerinde, kuyruklarda ve ortak işlerde adil biçimde sırayla hareket etmeyi anlatan bu doğal eşdizimi öğrenin; böylece turn kelimesini yalnızca tek bir kişinin turu olarak yorumlamazsınız. 2. if you don't take turns with people, people won't take turns with you. — Dil bilgisi ve cümle kalıpları. Şimdiki bir davranışı gelecekteki muhtemel bir sosyal sonuca bağlayan birinci koşul cümlesi kalıbını tanıyın; kuralları, seçimleri ve karşılıklı davranışları açıkça anlatmak için kullanın. 3. And it makes me feel sad. — Konuşma edimbilimi ve tutum. Başkasının davranışının duygularınızı nasıl etkilediğini make me feel + sıfat yapısıyla anlatmayı öğrenin; böylece karşınızdakine saldırmadan duygunuzu doğrudan ifade edebilir, saygılı bir sınır koyabilir ve anlaşmazlığı konuşabilirsiniz.
Bu derste
I will now play for you the Rondo Alla Turca. Notlar
0:31Şimdi sizin için Rondo Alla Turca'yı çalacağım.
Ladies and gentlemen: dinleyici kitlesine resmî hitap
Ladies and gentlemen, bir duyuru, konuşma ya da gösterinin başında tüm dinleyicilere hitap etmek için kullanılan geleneksel ve resmî bir ifadedir. Dinleyicileri tek tek kadınlar ve erkekler olarak ayırmaz; tüm gruba seslenir. Buradaki gösterişli sahne selamlaması, konuşmacının performansını resmî bir gösteri gibi sunar. İfade, sırada ne olduğunu söylemeden önce herkesin dikkatini çekmek için de kullanılabilir.
Alıştırma
Açılışı dinleyicilere yönelik geleneksel resmî hitapla tamamlayın: ____, welcome to our school concert.
Cevabı göster
Ladies and gentlemen
play for you: bir dinleyici için müzik çalmak
Burada play müzik icra etmek anlamına gelir; for you ise performansı dinlemesi amaçlanan kişileri belirtir. İfade, sizin yerinize oyun oynamak anlamına gelmez. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp play something for someone şeklindedir: I'll play this song for you. Özgün cümle resmî bir duyuru olduğu için for you eser adından önce gelir; günlük konuşmada önce müziği belirtmek daha yaygındır.
Alıştırma
Cümleyi play something for someone kalıbıyla tamamlayın: At the party, I'll play this song ____ you.
Cevabı göster
for
Rondo Alla Turca: Mozart'ın Türk Marşı
Rondo Alla Turca, Mozart'ın 11 No.lu Piyano Sonatı'nın genellikle Türk Marşı olarak bilinen son bölümünün yaygın adıdır. Bu cümlede play fiilinden sonra gelen müziğin adıdır; kelime kelime çevrilecek sıradan bir ifade değildir. Eserin tam adını söylemek, konuşanın hayalî piyano gösterisini resmî bir resital gibi duyurur.
Alıştırma
Bu cümlede Rondo Alla Turca neyin adıdır?
- Piyanonun sahibi olan kişi
- Gösterinin yapılacağı yer
- Konuşanın çalmak üzere olduğu eser
Cevabı göster
Konuşanın çalmak üzere olduğu eser
I seem to be having a little bit of trouble with my piano. Notlar
0:52Sanırım piyanomla ilgili küçük bir sorun yaşıyorum.
terribly sorry: daha güçlü ve çoğu zaman resmî bir özür
terribly sorry ifadesinde terribly, very anlamına gelen bir derece zarfıdır. Sorry sözcüğünü güçlendirir; özrün korkutucu olduğu anlamına gelmez. Bu ifade, sıradan bir I'm sorry sözünden daha güçlü ve çoğu zaman daha resmî ya da dramatik duyulur. Burada konuşanın seyirciye hitap eden bir sanatçının özenli üslubunu sürdürmesine yardımcı olur.
Alıştırma
Bu güçlü özrü tamamlamak için dersteki ifadeyi aynen kullanın: I'm ____ to have kept you waiting.
Cevabı göster
terribly sorry
I seem to be having...: mevcut bir durumla ilgili ifadeyi yumuşatmak
I seem to be having... ifadesi “şu anda ... yaşıyor gibi görünüyorum” anlamına gelir. Yapı, özne + seem + to be + -ing alan fiil şeklindedir; having ise sorunu şu anda yaşanan bir durum olarak sunar. Konuşan kişi gerçek bir sorunu fark etmiştir. seem ifadeyi yumuşatır; konuşanın ne olduğunu hiç bilmediği anlamına gelmez. I am having... ifadesinden daha az doğrudandır.
Alıştırma
Görünüşe göre şu anda yaşanan bir sorunu nazikçe bildiren dört kelimelik yapıyla cümleyi tamamlayın: We ____ a problem with the connection.
Cevabı göster
seem to be having
having a little bit of trouble with my...: küçük bir güçlüğü anlatmak
Have trouble with + isim, bir şey, görev veya durum konusunda güçlük yaşamak anlamına gelir. Burada with my piano, sorunun yaşandığı alanı belirtir. A little bit of güçlüğü küçük gösterir ve şikâyeti yumuşatır. trouble bu anlamda genellikle sayılamaz; bu nedenle a little trouble veya some trouble denir, a trouble denmez.
Alıştırma
Have trouble with + isim yapısını bir edatla tamamlayın: Maya is having trouble ____ the new app.
Cevabı göster
with
still my turn: mevcut sıra henüz bitmedi
Burada my turn, ortak bir etkinlikte hareket etme sırasının bende olduğu zamanı anlatır. Turn, yön değiştirme değil, sıradaki bir kişiye verilen fırsattır. Still, bu sıranın henüz bitmediğini veya başka birine geçmediğini gösterir. It's still my turn, konuşanın devam etmesi gerektiğini doğrudan vurgulayan bir ifadedir.
Alıştırma
Mevcut sıranın henüz bitmediğini anlatan ifadeyle cümleyi tamamlayın: Please wait. It's ____.
Cevabı göster
still my turn
Taking turns: sırayla yapmak
Take turns, iki veya daha fazla kişinin bir işi birbiri ardına yaptığı ve herkesin bir fırsat elde ettiği anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Turn sözcüğünü fiziksel olarak almak veya ortadan kaldırmak anlamına gelmez. Taking turns can be difficult cümlesinde Taking turns, özne olarak kullanılan bir -ing öbeğidir: sırayla dönüşümlü hareket etme etkinliği zor olabilir. Ortak yapılan eylemi belirtmek için take turns reading örneğindeki gibi take turns doing something kullanılır.
Alıştırma
“Etkinliği birbiri ardına yapmak” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: We ____ reading one page aloud.
Cevabı göster
take turns
she's had this many turns: şu ana kadarki toplamı saymak
She's had, she has had yapısının kısaltılmış biçimidir. Present perfect, daha önce gerçekleşen sıraları bir toplam olarak gösterir ve bu toplamı şimdiki durumla ilişkilendirir. this many turns içindeki this many, bir el hareketiyle gösterilen veya durumdan anlaşılan sayıyı belirtir. Konuşan kişi, bir sıra daha verilmesinin haksız olacağını savunmak için bu birikmiş toplamı kullanır.
Alıştırma
Cümleyi she has had yapısının kısaltmasıyla tamamlayın: She says it is unfair because ____ three turns already.
Cevabı göster
she's had
bum bongos: oyun için hayal edilen eğlenceli bir çalgı
Bum bongos, gerçek bir çalgının standart adı değil, oyun sırasında uydurulmuş eğlenceli bir addır. Burada bum kişinin poposu, bongos ise elle çalınan iki küçük davul anlamına gelir. Şaka, birinin poposunu oyun sırasında hafifçe vurulabilen bongolar gibi hayal eder. bum bongos adlı gerçek bir nesneden değil, bedeni bir çalgıymış gibi kullanan hayalî bir oyundan söz edilir.
Alıştırma
Bu sahnede bum bongos ne anlama geliyor?
- Bir vurmalı çalgının resmî adı
- Üyelerine bums denilen bir müzik grubu
- Birinin poposunu iki bongo davulu gibi hayal eden eğlenceli bir ad
Cevabı göster
Birinin poposunu iki bongo davulu gibi hayal eden eğlenceli bir ad
This episode of Bluey is called ...: bölüm başlığını tanıtma kalıbı
This episode of + program adı + is called + başlık kalıbı iki bilgiyi düzenler. This episode of Bluey hangi programın hangi bölümünden söz edildiğini belirtir; is called ise bölümün başlığı olan The Magic Xylophone’u tanıtır. Burada called, “adı veya başlığı budur” anlamına gelir. Birinin bölümü yanına çağırdığı anlamına gelmez. Bir programın açılışında bu kalıp, ilk sahneden başlık duyurusuna geçiş sağlar.
Alıştırma
Başlığı duyuran kalıbı is called ile tamamlayın: This episode of our science podcast ____ Life Under Ice.
Cevabı göster
is called
dinger thing: bir nesne için yaklaşık ad
dinger thing ifadesinde dinger, “ding” sesi çıkarmak için kullanılan bir nesneyi eğlenceli bir biçimde anlatır; thing ise nesnenin tam adının yerine geçer. Konuşan kişi, nesnenin adını tam olarak söylemeden karşı tarafın tanıyabileceği bir şeyi belirtir. Burada ksilofon çalmak için kullanılan tokmaktan söz edilir. Thing, işlevsiz bir dolgu sözcüğü değildir; dinger thing ifadesinin resmî ad değil, yaklaşık bir adlandırma olduğunu gösterir.
Alıştırma
dinger thing ifadesindeki thing neyi gösterir?
- Dinger nesnenin resmî adıdır.
- Konuşan kişi nesnenin tam adını bilmiyor veya kullanmıyordur.
- Konuşan kişi hangi nesneyi kastettiğine dair hiçbir ipucu vermez.
Cevabı göster
Konuşan kişi nesnenin tam adını bilmiyor veya kullanmıyordur.
Let me out of here: dışarı çıkarılmayı istemek
Let me out of here, kapalı kaldığınız veya hareketinizin kısıtlandığı bir yerden ya da durumdan çıkarılmayı doğrudan istediğiniz bir ifadedir. “Dışarı çıkmama izin ver” anlamına gelir; yalnızca “Ayrılmayı planlıyorum” demek değildir. Aktarılabilir kalıp let + person + out of + place biçimindedir. Let sözcüğünden hemen sonra kişi gelir; kişiden önce veya out sözcüğünden önce to kullanılmaz. Here konuşanın bulunduğu yeri gösterir; out of here ise çoğu zaman mevcut durumdan acilen kurtulma isteği taşır.
Alıştırma
Let + person + out of + place kalıbını eksik iki sözcükle tamamlayın: The door is locked. Please let me ____ this room.
Cevabı göster
out of
Do a ding!: tek bir ses çıkarmaya yönelik eğlenceli yönerge
Do a ding!, bir kez “ding” sesi çıkarmayı isteyen kısa ve eğlenceli bir yönergedir. Bu ses genellikle herkesin görebildiği bir şeye vurularak veya o şey çalıştırılarak çıkarılır. Burada a ding, sayılabilen küçük bir ses veya hareket olarak ele alınır. Çocuklara yönelik bu söyleyişte do genel bir eylem fiilidir. Oyun sırasında do a + ses/eylem adı kalıbı doğaçlama kullanılabilir; ancak Do a ding bağlama bağlıdır ve her durum için standart bir yönerge değildir.
Alıştırma
Bir çocuk müzik oyununda Do a ding! kişiden ne yapmasını ister?
- Ding sözcüğünü açıklamak.
- Kısa bir “ding” sesi çıkarmak.
- Enstrümanı kaldırmak.
Cevabı göster
Kısa bir “ding” sesi çıkarmak.
It's just like when...: şimdiki durumu geçmişteki bir anla karşılaştırma
It's just like when... şimdiki durumu geçmişte belirli bir zamanda yaşanan bir şeyle karşılaştırır. when yan cümlesi o önceki durumu belirtir: when we first met. Just, benzerliği özellikle belirgin hâle getirir. Burada like bir karşılaştırma başlatır; «hoşlanmak» anlamındaki fiil değildir.
Alıştırma
Şimdiki durumu geçmişteki bir anla karşılaştıran hedef yapıyla cümleyi tamamlayın: It's ____ we used to watch storms from this window.
Cevabı göster
just like when
How did I get...?: beklenmedik bir sonucun nasıl oluştuğunu sorma
How did I get...? konuşanın şu anki beklenmedik duruma hangi süreç sonucunda geldiğini sorar. Burada fingers up my nose sonucu betimler: parmaklar o konuma gelmiştir. Bu nedenle get, «bu duruma gelmek veya kendini bu durumda bulmak» anlamındadır; «parmak edinmek» anlamında değildir. Yeniden kullanılabilen kalıp How did + özne + get + sonuç veya konum açıklaması? şeklindedir. Konuşan sonucu gördüğü ancak bunun nasıl olduğunu bilmediği için bu yapı çoğu zaman şaşkınlık ifade eder.
Alıştırma
Hangi soru, beklenmedik bir durumun veya konumun nasıl ortaya çıktığını sormak için get kullanır?
- How did I get locked outside?
- How much money did I get?
- How did I get a new backpack?
Cevabı göster
How did I get locked outside?
What a splendid mustache you have: güçlü bir hayranlık ünlemi
What a splendid mustache you have bir soru değil, bir ünlem cümlesidir. Burada what güçlü bir hayranlık bildirir. Kalıp What a + sıfat + tekil sayılabilen isim + özne + fiil şeklindedir: splendid, mustache sözcüğünü niteler; you have ise bıyığın kime ait olduğunu gösterir. You have a splendid mustache cümlesine göre what a splendid mustache bölümünü başa almak övgüyü daha güçlü ve oyunbaz yapar. Bu kalıp, sayılabilen tek bir şeye coşkuyla tepki vermek için yeniden kullanılabilir.
Alıştırma
Coşkulu ünlem cümlesini What a kalıbıyla tamamlayın: ____ clever solution you found!
Cevabı göster
What a
It's my turn to unfreeze him: sırada kimin olduğunu söylemek
It's my turn to unfreeze him, sıralı bir etkinlikte şimdi eylemi yapması gereken kişinin konuşan kişi olduğunu belirtir. my turn fırsatın kime ait olduğunu, to unfreeze him ise yapılacak eylemi gösterir. It's + iyelik belirleyicisi + turn + to + fiilin yalın hâli kalıbı kullanılır: It's her turn to roll. Eylem söylendiğinde turn sonrasındaki mastar yapısı gereklidir.
Alıştırma
Leo has finished, and I go next. Cümleyi sıra bildiren kalıpla tamamlayın: It's ____ draw a card.
Cevabı göster
my turn to
Too slow, Mr. Mustache: kazanırken yapılan şakacı bir takılma
Too slow, You were too slow ifadesinin kısa biçimidir. Burada diğer kişinin zamanında tepki veremediğini ve bu yüzden konuşanın kazandığını anlatır. Yalnızca hız hakkında nesnel bir yorum değildir. Kısa söylenişi, memnun ve şakacı bir alay tonu verir. Mr. Mustache, çizilmiş bir bıyığa dayanarak takılan eğlenceli bir lakaptır. Rol yapma oyununa mizah katar ve konuşanın karşısındaki kişiyle şakalaştığını gösterir.
Alıştırma
Durumu değerlendirin: iki yakın arkadaş kovalamaca oynuyor. Biri kaçarak kurtuluyor ve gülümseyip Too slow! diyor. Bu, uygun bir şakacı kullanım mıdır?
- Uygun değil
- Uygun şakacı kullanım
Cevabı göster
Uygun şakacı kullanım
Bluey, you're taking all the turns freezing. Kalıp ifadeler
3:04Bluey, dondurma sıralarının hepsini sen alıyorsun.
taking all the turns freezing: bütün sıraları kendine ayırmak
take all the turns ifadesinde all, adil biçimde sırayla yapma fikrini tek kişinin her fırsatı kullanması anlamına çevirir. Bu yüzden you're taking all the turns, başka kimseye sıra vermediğin anlamına gelir. Freezing, bu sıralarda ne yapıldığını açıklar: oyundaki dondurma hareketini her seferinde Bluey yapar. Bu sözcük soğuk havayı anlatmaz.
Alıştırma
Hangi cümle, bir kişinin düğmeye basma fırsatlarının hepsini kullandığından yakınıyor?
- You're taking all the turns pressing the button.
- You're waiting for your turn to press the button.
- We're taking turns pressing the button.
Cevabı göster
You're taking all the turns pressing the button.
I'm off to work: be off to + hedef
I'm off to work cümlesinde be off to + hedef veya etkinlik, “şimdi oraya gitmek ya da o işi yapmak üzere yola çıkmak” anlamına gelir. Buradaki off, ayrılmayı belirtir; “kapalı” anlamında değildir. Cümle aynı zamanda kısa ve doğal bir ayrılma duyurusu olarak kullanılır: konuşan kişi şimdi işe gitmek için çıktığını bildirir.
Alıştırma
be off to ayrılma ifadesini tamamlayın: I'm ____ the library now.
Cevabı göster
off to
This loose hair's been bugging me all morning. Kalıp ifadeler
3:29Bu dağınık saç sabahtan beri canımı sıkıyordu.
hair's been bugging me all morning: süren rahatsızlık
Hair's been bugging me, hair has been bugging me ifadesinin kısaltılmış hâlidir. Has been + -ing, present perfect continuous yapısıdır; rahatsızlığın daha önce başladığını ve şimdiye kadar sürdüğünü gösterir. All morning süreyi belirtir. Buradaki bug someone, genellikle küçük ama sürekli bir sorun nedeniyle “birini rahatsız etmek veya sinirlendirmek” anlamına gelen günlük bir fiildir. Bir böcekten söz edilmez.
Alıştırma
Hangi cümle, küçük bir sorunun daha önce başladığını ve konuşanı hâlâ rahatsız ettiğini anlatır?
- The buzzing light will bug me tomorrow.
- The buzzing light has been bugging me all morning.
- The buzzing light bugged me yesterday.
Cevabı göster
The buzzing light has been bugging me all morning.
not letting me have any turns: bana hiç sıra vermemek
Bu cümlede not letting me have any turns, “oynamam veya bir şey yapmam için bana tek bir fırsat bile vermemek” anlamındadır. A turn, ortak bir oyun veya etkinlikte bir kişiye gelen sıradır; burada “dönüş” anlamına gelmez. Yapı let + kişi + fiilin yalın hâli şeklindedir: let me have. Let sonrasında have, to almadan kullanılır. Olumsuz cümledeki any turns, konuşanın hiç sıra alamadığını vurgular.
Alıştırma
Cümleyi let someone have a turn hedef yapısıyla tamamlayın: Please let Leo ____ a turn with the camera.
Cevabı göster
have
Bluey, if you don't take turns with people, Dilbilgisi
3:42Bluey, eğer insanlarla sırayla oynamazsan,
if you don't ..., people won't ...: koşulla sonucu açıklamak
If ile başlayan yan cümle koşulu belirtir: if you don't take turns with people. If sonrasında geniş zaman kullanılır. Ana cümle beklenen sonucu verir: people won't take turns with you. Buradaki yapı won't + fiilin yalın hâlidir. Bu yapı, doğrudan emir vermek yerine mesajı davranış ve sonuç şeklinde düzenler. İki bölümde de take turns with ifadesinin tekrarlanması, sırayla yapmanın karşılıklı olduğunu gösterir: başkalarına nasıl davrandığınız, onların size nasıl davranacağını etkileyebilir.
Alıştırma
Olası bir sonucu göstermek için if + geniş zaman ve won't + fiilin yalın hâli yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?
- If you don't share the equipment, others won't share it with you.
- If you didn't share the equipment, others won't sharing it with you.
- If you won't share the equipment, others don't share it with you.
Cevabı göster
If you don't share the equipment, others won't share it with you.
can either ... or ...: bir seçim ve sonucunu sunmak
Either ... or ... iki seçeneği birbirine bağlar. Yaygın You can either A or B kalıbında dinleyiciye iki olası eylemden biri sunulur. Burada iki kısmın özneleri farklıdır: Dinleyiciler sırayla kullanabilir ya da konuşan kişi ksilofonu işe götürecektir. Bu nedenle ikinci seçenek, birincisinin kabul edilmemesinin sonucudur; cümle eşit derecede cazip iki seçenek sunmak yerine bir kural koyar.
Alıştırma
İki seçenekten birini belirten ikili sözcükleri tamamlayın: For the meeting, we can ____ join online ____ meet at the office.
Cevabı göster
either · or
Well, you know what to do then: harekete geçmeye yönelik dolaylı bir yönlendirme
Bu cümle, dinleyicinin gerekli bilgiye sahip olduğunu söylemekten daha fazlasını yapar. Bir kural ya da seçim açıklandıktan sonra you know what to do dolaylı olarak “şimdi buna göre davran” ya da “beklenen seçimi yap” anlamını verir. Well önceki konuşmaya karşılık verir veya onu kapatır; then ise “bu durumda” anlamına gelerek yönlendirmeyi az önce söylenenlere bağlar. İfade doğrudan emir vermez, ancak yine de dinleyici üzerinde güçlü bir sosyal baskı oluşturabilir.
Alıştırma
Bu durumdaki anlamı değerlendirin: Bir antrenör çalışmayı zaten açıklamış ve "Well, you know what to do then." demiştir. Antrenör takımı başlamaya dolaylı olarak yönlendirmektedir.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Doğru
Just make sure you unfreeze him for toilet breaks, okay? Notlar
4:03Tuvalet molaları için onu çözdüğünüzden emin olun, tamam mı?
make sure you ..., okay?: bunu mutlaka yap, tamam mı?
Make sure + özne + fiil, bir eylemin gerçekleşmesini sağlamayı ifade eder. Burada make sure you unfreeze him, dinleyiciye açık bir görev verir. Sure, make sure yönergesinin bir parçasıdır; dinleyicinin kendinden ne kadar emin olduğunu anlatmaz. Just hatırlatmayı biraz yumuşatır, sondaki okay? ise karşı tarafın anlayıp bunu yapacağını kontrol eder. Yine de yönerge nettir.
Alıştırma
Hatırlatmayı make sure ile tamamlayın: ____ you save the file before closing it.
Cevabı göster
Make sure
for toilet breaks: tuvalet molaları için
Toilet break, birinin tuvalete gidebilmesi için bir etkinliğe verilen kısa aradır. Buradaki break, kısa dinlenme veya ara anlamında bir isimdir; bir şeye zarar vermek anlamındaki fiil değildir. For toilet breaks, onun buzunun çözülmesinin amacını veya zamanını belirtir: bu tür bir araya ihtiyacı olduğunda buzu çözülmelidir. Çoğul breaks, bunun birden fazla kez olabileceğini gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle, konuşanın tuvalete gitmek için bir etkinliğe kısa bir ara vermek istediğini anlatır?
- I need to fix the broken toilet.
- I need to take a break from cleaning the toilet.
- I need a toilet break.
Cevabı göster
I need a toilet break.
That way ... get a head start: böylece avantajlı başlamak
İlk cümle yapılması önerilen bir eylemi verir. That way bu eyleme geri gönderme yapar ve eylemin sağlayabileceği yararı tanıtır; could bu yararı bir olasılık olarak sunar. Get a head start, daha erken ya da daha avantajlı bir konumdan başlayıp ilk anda üstünlük kazanmak demektir. Birinin başıyla ilgili gerçek anlamlı bir ifade değildir.
Alıştırma
İkinci cümleyi iki hedef söz öbeğiyle tamamlayın: Draft the first page tonight. ____, you'll ____ on the essay.
Cevabı göster
That way · get a head start
I think we should freeze him just in case. Kalıp ifadeler
4:41Ne olur ne olmaz diye bence onu dondurmalıyız.
just in case: ne olur ne olmaz
Just in case, 'önlem olarak' ya da 'ne olur ne olmaz' anlamına gelir. Konuşan kişi, gerçekleşip gerçekleşmeyeceği bilinmese de bir sorun çıkabileceği için şimdi bir şey yapmayı önerir. Cümlenin sonunda just in case, dinleyen kişi olası sorunu bağlamdan anlayabiliyorsa bu sorunu belirtmeden kullanılabilir. Eylemi gerçekleştirmek için sorun çıkana kadar beklemek gerektiği anlamına gelmez.
Alıştırma
'Önlem olarak' anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: The weather looks clear, but take a jacket ____.
Cevabı göster
just in case
You've had all the freezing turns: şimdiye kadarki birikim
You've had, you have had ifadesinin kısaltılmış biçimidir. İngilizcedeki present perfect, şimdiki andan geriye bakar ve diğer kişinin oyun boyunca şimdiye kadar elde ettiklerini topluca anlatır. Burada turns, sırayla oynanan bir oyundaki fırsatlar; freezing turns ise bir oyuncunun başkalarını dondurduğu sıralardır. all kullanıldığında cümle, bir kişinin bu fırsatların hepsini aldığı ve bunun haksız olduğu yönünde bir yakınma anlatır.
Alıştırma
Bu oyunda "You've had all the freezing turns." ne anlama geliyor?
- Soğuk hava bütün virajları buzlandırdı.
- Daha sonra başkalarını dondurma fırsatlarının hepsi sana verilecek.
- Şimdiye kadar başkalarını dondurma fırsatlarının hepsini sen kullandın.
Cevabı göster
Şimdiye kadar başkalarını dondurma fırsatlarının hepsini sen kullandın.
let go: tuttuğun şeyi bırakmak
Let go, tuttuğun şeyi bırakmak, yani onu artık kavramamak anlamına gelir. Bu cümlede bırakılacak nesne durumdan anlaşıldığı için ayrıca söylenmez. Nesneyi belirtmek için let go of + isim yapısını kullanın; örneğin let go of the rope. Burada let, ifadenin tamamının bir parçasıdır; bu emir birinin gitmesine izin vermek anlamına gelmez.
Alıştırma
Emri let ve go sözcüklerinden oluşan iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Your friend is still holding your backpack. Please ____.
Cevabı göster
let go
ding-dongs: şakayla “şapşallar” diye seslenme
Bu cümlede ding-dongs, hitap edilen kişilere doğrudan yöneltilen çoğul bir addır. “Aptalca davranan kişiler” ya da “şapşallar” anlamına gelir ve cümleye takılan, hafifçe azarlayan bir ton verir; zil sesini anlatmaz. Yine de hafif derecede aşağılayıcıdır. Etkisi samimi bir ilişkiye ve şakacı bir söyleyişe bağlıdır; bunlar yoksa gerçek bir küçümseme gibi duyulabilir.
Alıştırma
Bu kullanımı değerlendirin: Resmî bir toplantıda bir yönetici, bir e-postayı gözden kaçırdıkları için iş arkadaşlarına “ding-dongs” diyor.
- Uygun
- Uygun değil
Cevabı göster
Uygun değil
too busy squabbling: başka bir şeyi kaçıracak kadar tartışmayla meşgul olmak
be too busy doing something kalıbı, bir etkinliğin kişinin zamanını veya dikkatini o kadar çok alması nedeniyle başka bir şeyi yapamadığını, fark edemediğini ya da ona yanıt veremediğini anlatır. busy'den sonra etkinlik genellikle -ing biçiminde gelir; bu yüzden cümlede were too busy squabbling kullanılır. Squabbling, nispeten küçük bir konu hakkında tartışmak veya didişmek demektir. Buradaki too, başka hiçbir şeye dikkat edememelerinin nedeni olarak bu tartışmayı gösterir.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için too busy + squabble fiilinin -ing biçimini kullanın: They were ____ to notice the bus leaving.
Cevabı göster
too busy squabbling
never mind ... She'll keep: boş ver... şimdilik böyle kalabilir
Never mind, konuşanın o anda durumla ilgilenmemeye karar verdiğini gösterir. Burada “şimdilik boş ver” demektir; “endişelenme” anlamında değildir. She'll keep ifadesindeki keep, genellikle yiyecekler veya eşyalar için kullanılan “bir süre iyi durumda kalmak” anlamındadır. Bunu bir insan için kullanmak bilinçli bir şakadır: şimdilik onu olduğu gibi bırakmakta sakınca yoktur.
Alıştırma
Bu iki cümle birlikte ne anlama geliyor?
- Konuşan, şaka yollu olarak onu şimdilik olduğu gibi bırakmaya karar verir.
- Konuşan, ondan bir şeyi tutmaya devam etmesini ister.
- Konuşan, onun bir eşyayı güvenle saklayacağını söyler.
Cevabı göster
Konuşan, şaka yollu olarak onu şimdilik olduğu gibi bırakmaya karar verir.
lovely new garden gnome: sevimli yeni bahçe cücesi
Garden gnome, süs olarak dışarıya yerleştirilen küçük, insan biçimli bir heykeldir. Genellikle sivri şapkalı ve sakallı küçük bir adam olarak gösterilir. Bir süs eşyasıdır; gerçek bir bahçıvan veya başka bir insan değildir. Bu cümlede lovely ve new sözcüklerinin ikisi de garden gnome ifadesini niteler. Hareketsiz duran birine lovely new garden gnome demek, o kişiyi bahçeye yeni eklenmiş bir süs gibi şakacı biçimde göstermektir.
Alıştırma
Bu cümlede garden gnome ne anlama geliyor?
- Bahçeye yerleştirilen küçük bir süs figürü
- Süsleme amacıyla kullanılan bir bitki türü
- Çiçeklerle ilgilenen bir bahçıvan
Cevabı göster
Bahçeye yerleştirilen küçük bir süs figürü
the perfect spot: belirli bir amaç için en uygun yer
Bu cümlede spot belirli bir yer veya konum anlamına gelir. The perfect spot, bir şeyi koymak, oturmak, park etmek ya da bir etkinlik yapmak gibi o anki amaca en uygun yerdir. Burada spot küçük bir iz veya leke anlamına gelmez. Çevresindeki sözcükler ve durum, kastedilenin bir yer olduğunu gösterir.
Alıştırma
Şu cümleyi okuyun: "This is the perfect spot for a picnic." Buradaki "spot" ne anlama geliyor?
- Uygun bir yer
- Küçük bir iz veya leke
- Kısa bir zaman dilimi
Cevabı göster
Uygun bir yer
Oh, wait a minute: yeni bir şeyi fark edince duraklamak
Wait a minute, o anki eylemi ya da düşünce akışını duraklatan yaygın bir konuşma işaretidir. Burada konuşan kişi yeni bir şey fark etmiştir ve önceki yargısını düzeltmek ya da yeni bir ayrıntıya dikkat çekmek üzeredir. Genellikle tam olarak altmış saniye bekleme isteği değil, “dur bir dakika” veya “bekle, şimdi bir şey fark ettim” anlamına gelir. Oh ani fark ediş duygusu katar.
Alıştırma
Şu cümleyi okuyun: "Wait a minute—this ticket has the wrong date." Konuşan kişi "wait a minute" ifadesini ne yapmak için kullanıyor?
- Tam olarak altmış saniyelik gecikme istemek
- Bir sorun fark ettikten sonra duraklamak
- Biletin yakında hazır olacağını söylemek
Cevabı göster
Bir sorun fark ettikten sonra duraklamak
It's got a little bit of felt pen on the fingers. Kelime
5:23Parmaklarında biraz keçeli kalem lekesi var.
'a little bit of felt pen' ile mürekkep veya iz anlatımı
Bu cümlede a little bit of “az miktarda” demektir. Felt pen normalde kalemin kendisini adlandırsa da burada bu tür kalemin bıraktığı mürekkep veya iz yerine kullanılır. Dolayısıyla parmaklarda kalemin bir parçası değil, küçük bir keçeli kalem izi vardır. Bu, bağlama dayanan yaygın bir kısa anlatım biçimidir: Anlam açık olduğunda bir araç veya malzemenin adı, onun bıraktığı izi anlatabilir.
Alıştırma
Bu cümlede a little bit of felt pen ne anlama geliyor?
- Parmakların hissedebildiği bir kalem
- Keçeli kalemden kalan az miktarda mürekkep veya iz
- Keçeli kalemden kopmuş küçük bir parça
Cevabı göster
Keçeli kalemden kalan az miktarda mürekkep veya iz
Probably from some mischief: nedeni bir yaramazlık olarak tahmin etmek
Mischief, çoğu zaman bir çocuk veya evcil hayvanın yaptığı, ciddi olmayan yaramazlık ya da sorun çıkaran davranış anlamına gelir. Genellikle ciddi bir sorun, kasıtlı zarar veya suçtan daha hafif duyulur. Probably from some mischief, konuşmada kullanılan eksiltili bir ifadedir. Eksik bırakılan düşünce önceki bağlamdan anlaşılır: İz muhtemelen bir yaramazlıktan kaynaklanmış veya böyle bir davranış yüzünden oluşmuştur. From olası kaynağı gösterir; probably ise konuşanın bir gerçeği kesin olarak belirtmek yerine tahminde bulunduğunu gösterir.
Alıştırma
Gündelik konuşmada hangi durum en doğal biçimde some mischief olarak tanımlanır?
- Bir cerrah acil bir ameliyatı tamamlar.
- Birisi şiddetli bir saldırı gerçekleştirir.
- Bir yavru köpek sepetteki bütün çorapları çıkarır.
Cevabı göster
Bir yavru köpek sepetteki bütün çorapları çıkarır.
I'd better + fiilin yalın hâli: hemen yapılması en iyi olan eylem
I'd better get ... ifadesinde I'd, I had'in kısaltmasıdır. Had better, doğrudan fiilin yalın hâliyle kullanılan kalıplaşmış bir yapıdır: get kullanılır; to get veya got kullanılmaz. Burada hortumu almaya gitmenin o anda mantıklı ya da gerekli olduğu anlatılır. Had, eylemi geçmiş zamana taşımaz; yapının bütünü genellikle şimdiki ya da yakın gelecekteki bir eyleme işaret eder ve gecikmenin sorun yaratabileceğini sezdirir.
Alıştırma
Son tren beş dakika içinde kalkıyor. Cümleyi I had better ifadesinin kısaltılmış biçimiyle tamamlayın: ____ leave now.
Cevabı göster
I'd better
So, let's ... ile sonraki eyleme geçmek
Burada so, az önce söylenen “Babam hortumu almaya gitti” bilgisini bir sonraki adımın temeli yapar. Yeni durumu kabul edip sırada ne yapılacağını göstererek konuşmayı düzenler. Let's go and hide, diğer kişileri ortak bir eyleme davet eder. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp şöyledir: durum. So, let's + fiilin yalın hâli. Önce bilgiye karşılık verilir, ardından grubun sonraki adımı hızlıca önerilir.
Alıştırma
Arkadaşınız 'The rain has stopped.' diyor. Hangi yanıt so ile bu yeni durumu birlikte yapılacak sonraki eyleme bağlar?
- But let's go outside.
- So, let's go outside.
- So, what color is your umbrella?
Cevabı göster
So, let's go outside.
always never: standart dışı bir vurgu birleşimi
Bu duygusal çocuk şikâyetinde always never, iki sıklık zarfını standart dışı biçimde bir araya getirir. Amaçlanan anlam “benimle hiç sırayla oynamıyorsun”dur ve buna ek bir duygusal vurgu katılır: konuşan kişi bunun her seferinde olduğunu hisseder. Standart İngilizcede never ana fiilden önce kullanılır: You never take turns with me. Tekrarlanan reddedişi vurgulamak için You always refuse to take turns with me. denebilir.
Alıştırma
Birinin hiçbir zaman seçim yapmana izin vermediğini standart İngilizceyle anlatan cümle hangisidir?
- You always never let me choose.
- You never let me choose.
- You never always let me choose.
Cevabı göster
You never let me choose.
just take all of the turns: bütün sıraları kendine almak
Burada turn, bir oyunda veya ortak etkinlikte bir şey yapma fırsatıdır. Take all of the turns, bütün fırsatları kendin kullanıp başkalarına hiç fırsat bırakmamak anlamına gelir; burada turns yön değişiklikleri anlamında değildir. Just şikâyeti daha doğrudan hâle getirir: diğer kişi paylaşmak yerine her sırayı almaya devam eder. All of the turns, fırsatların tamamını vurgular.
Alıştırma
Cümleyi dersteki ifadeyi doğru biçimde kullanarak tamamla: In our board game, Max ____, so nobody else gets a chance.
Cevabı göster
takes all of the turns
make me feel sad: duygusal etkiyi anlatmak
Make someone feel + adjective, bir şeyin bir kişide belli bir duygu veya his uyandırdığı anlamına gelir. Burada it daha önce sözü edilen davranışı, me etkilenen kişiyi, sad ise hissi belirtir. Buradaki make, “zorlamak” ya da “üretmek” değil, “birinin hissetmesine neden olmak” anlamındadır. Bu kalıp bir eylem veya durumu onun duygusal etkisine bağlar: That makes me feel worried. Bir şeyin sizi nasıl etkilediğini açıkça söylemenize yardımcı olur.
Alıştırma
make someone feel + adjective kalıbını tamamlayın: That noise makes me ____ nervous.
Cevabı göster
feel
I will unfreeze you if you promise you will let me have turns too. Dilbilgisi
5:53Eğer bana da sıra vereceğine söz verirsen seni çözerim.
I will ... if you promise ...: koşul koymak
I will ... if you promise ... kalıbı, konuşanın yapacağı şeyi karşı tarafın sözüne bağlar. Burada konuşan, ancak diğer kişi sırayı adil biçimde paylaşmayı kabul ederse onu çözecektir. if yalnızca zamanı değil, bir koşulu belirtir. Sonuç cümleciğinde will kullanılır: I will unfreeze you. if cümleciğinde ise genellikle promise geniş zaman biçimindedir. you will let me have turns too cümleciği sözün içeriğini verir; promise fiilinden sonra promise to share örneğindeki gibi to + fiil de gelebilir.
Alıştırma
Hangi cümle doğrudan I will ... if you promise ... kalıbını kullanıyor?
- I'll lend you the game when you promise to return it tomorrow.
- I'll lend you the game if you promise to return it tomorrow.
- I'd lend you the game if you promised to return it tomorrow.
Cevabı göster
I'll lend you the game if you promise to return it tomorrow.
Blink two times if yes: “evet” için bir hareket işareti belirlemek
Blink two times bir emir cümlesidir ve dinleyiciye hangi hareketi yapması gerektiğini söyler. if yes ifadesi bu hareketin yapılma koşulunu belirler; böylece hareket sıradan bir göz kırpma değil, bir işaret olur. Buradaki yes, the answer is yes ifadesinin kısa biçimidir. Tek başına verilmiş bir cevap değildir; tüm yönerge “Cevabın evetse iki kez göz kırp” anlamına gelir. Bir hareket emrinin ardından if yes kullanılarak sözsüz bir onaylama yöntemi belirlenebilir.
Alıştırma
Bir kişi konuşamıyor ama başını sallayabiliyor. Hangi yönerge, başını sallamanın “evet” cevabı anlamına geldiğini açıkça belirtir?
- Nod because yes.
- Say yes if you nod.
- Nod if yes.
Cevabı göster
Nod if yes.
Gonna hose it good: samimi gelecek planı ve eğlenceli vurgu
Gonna, going to ifadesinin çok samimi konuşma dilindeki biçimidir. Tekerleme gibi söylenen bu cümlede, bağlamdan anlaşılan özne ve be fiili I'm düşürülmüştür; tam yapı I'm gonna hose... şeklindedir. Hemen gerçekleştirilecek bir planı bildirir. Hose burada fiildir ve “bir şeyi hortumdan gelen suyla yıkamak veya üzerine su püskürtmek” anlamına gelir. Gonna hose... tekrar edilerek ritim oluşturulur. Gonna hose it good ifadesinde good, gayriresmî olarak zarf gibi kullanılır ve “iyice” veya “çok iyi bir şekilde” anlamı verir. Bu, eğlenceli ve standart dışı bir vurgudur; ölçünlü yazı dilinde well veya thoroughly kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümle özgün ifadenin özellikle samimi üslubunu korurken gonna sonrasında fiilin yalın hâlini doğru kullanır?
- I'm gonna hosed the muddy chairs down good.
- I'm gonna hose the muddy chairs down good.
- I'm going to hose the muddy chairs down thoroughly.
Cevabı göster
I'm gonna hose the muddy chairs down good.
We tricked you: trick someone ifadesini şakacı biçimde kullanmak
Trick someone, birini doğru olmayan bir şeye inandırmak veya gerçekte ne olduğunu fark etmesini engellemek anlamına gelir. We tricked you ifadesinde trick fiilinden sonra doğrudan nesne you gelir; tricked ise planın zaten işe yaradığını gösterir. Burada ifade, karşıdaki kişinin küçük bir plana kandığını şakacı biçimde açıklar. Fiil her zaman zararsız değildir; eğlenceli mi yoksa dürüst olmayan bir davranış gibi mi duyulacağını durum belirler.
Alıştırma
Bir oyun sırasında Maya oyuncağın mavi kutuda olduğunu sanıyor, ancak siz onu kırmızı kutuya koydunuz. Şakacı kandırmacayı açıklarken ne söyleyebilirsiniz?
- We tricked you!
- We agreed with you!
- We waited for you!
Cevabı göster
We tricked you!
I was just pretending: was pretending ve just ifadelerinin görevleri
Was pretending, was + fiil-ing yapısındaki past progressive biçimidir. Rol yapma eylemini, kısa ve tamamlanmış tek bir hareket olarak değil, geçmişteki bir anda devam eden bir etkinlik olarak gösterir. Burada just, “yalnızca” anlamına gelir. I was just pretending, görünürdeki durumun gerçek olmadığını açıklar ve açıklamayı daha az ciddi gösterir. Neyin taklit edildiği zaten belliyse bu cümlede olduğu gibi pretend sonrasında bir tamamlayıcı kullanılmayabilir.
Alıştırma
Açıklamayı tamamlamak için was, just ve pretend sözcüklerini doğru biçimde kullanın: I wasn't really asleep. I ____.
Cevabı göster
was just pretending
Not just yet: nazikçe erteleme
Not just yet, “şimdi değil ama belki yakında” anlamına gelir. Bu cümlede eylemi tamamen reddetmek yerine erteler. Just, beklenen anın henüz gelmediği fikrini vurgular. Kısa bir yanıt olduğu için hangi eylemden söz edildiği bağlamdan anlaşılır; bu nedenle yalnızca No demekten genellikle daha yumuşak gelir.
Alıştırma
Birisi Not just yet. diye yanıt veriyor. Büyük olasılıkla ne demek istiyor?
- Asla; yanıt değişmeyecek.
- Bu zaten oldu.
- Şimdi değil ama belki yakında.
Cevabı göster
Şimdi değil ama belki yakında.
daddy water fountain: uydurulmuş eğlenceli bir ad
Burada daddy water fountain, bir fıskiye gibi su püskürten baba için o anda uydurulmuş eğlenceli bir addır. Babanın görünüşüne veya yaptığı harekete dayanan bir benzetmedir; gerçek bir fıskiye türünün adı değildir. Bilinen sözcükler geçici bir isim oluşturmak için art arda getirilir: temel fikir fountain sözcüğüdür; daddy ve water ise görüntüyü oluşturmaya yardım eder. Bu beklenmedik birleşim cümleye çocuksu bir mizah katar.
Alıştırma
Bu cümlede daddy water fountain ne anlama geliyor?
- Babanın aile için satın aldığı bir fıskiye.
- Babalar için tasarlanmış bir fıskiyenin resmî adı.
- Bir fıskiye gibi su püskürten babaya verilen eğlenceli bir ad.
Cevabı göster
Bir fıskiye gibi su püskürten babaya verilen eğlenceli bir ad.