Katı Şampuanlar Gerçekten Çöpü Azaltıyor mu? | World Wide Waste | Business Insider: İngilizce çalışma notları
Business Insider
Video özeti: Haber, ambalajsız katı şampuanları küçük fabrikalardan küresel markalara kadar izliyor ve plastik azaltımını şirketler ile sektörde gereken değişimle karşılaştırıyor. Başlıca İngilizce noktaları: 1. Öbek fiiller: end up in landfills and on beaches istenmeyen bir son varış yerini anlatır ve atıkların sonunda nereye gittiğini açıklamayı sağlar. 2. Sözcük ve kullanım düzeyi: makes it pop içindeki gündelik pop, görsel olarak öne çıkarmak demektir ve tasarım, perakende ile reklamda yaygındır. 3. Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: sorumluluğun kime yüklendiğini ve sistemsel görevin tüketiciye aktarılması eleştirisini putting the onus on individuals. ile anlayın.
Bu derste
no packaging at all: kesin ve tam olumsuzluk
no + isim + at all kalıbı, ismin belirttiği şeyin miktarının veya varlığının tam olarak sıfır olduğunu anlatır. Bu cümlede at all, no packaging ifadesini güçlendirir; yani şampuanın kesinlikle hiçbir ambalaj kullanmadığı söylenir. Bu kalıp olumsuz bir ifadeyi daha vurgulu hâle getirir: no delay at all, no risk at all veya no extra cost at all. Burada at all, olumsuz isim öbeğini niteler; yer ya da zaman bildirmez.
Alıştırma
Olumsuzluğu kesin hâle getiren ifadeyle cümleyi tamamlayın: This refill bottle uses no disposable packaging ____.
Cevabı göster
at all
Zero waste products like these are supposed to reduce trash. Dilbilgisi
0:10Bunlar gibi sıfır atık ürünlerin çöp miktarını azaltması bekleniyor.
are supposed to + fiilin yalın hâli: amaçlanan işlev
be supposed to + fiilin yalın hâli yapısı; amaçlanan bir işlevi, beklenen bir sonucu, bir kuralı veya toplumsal beklentiyi anlatır. Özne bir ürün olduğunda are supposed to reduce, çöpü azaltmanın ürünlerin tasarlanan veya beklenen işlevi olduğu anlamına gelir. Sonucun zaten kanıtlandığını ya da gerçekleştiğini söylemez. Bu nedenle konuşan kişi, beklentinin gerçekle uyuşup uyuşmadığını hâlâ sorgulayabilir veya test edebilir.
Alıştırma
Kanıtlanmış başarıyı değil, amaçlanan işlevi gösteren be supposed to biçimiyle cümleyi tamamlayın: These filters ____ remove dust, but the test will show whether they work.
Cevabı göster
are supposed to
We've saved literally millions of packages from landfill,
0:14Kelimenin tam anlamıyla milyonlarca ambalajın çöplüğe gitmesini önledik
But there are still billions of bottles that end up in landfills and on beaches every year. Öbek fiiller
0:19Ama hâlâ her yıl milyarlarca şişe çöplüklere ve sahillere gidiyor.
end up in landfills and on beaches: son varış yeri
End up, çoğu zaman planlanmamış veya istenmeyen bir sürecin ardından en sonunda belirli bir yere ya da duruma gelmek anlamına gelir. Burada şişelerin istenmeyen son varış yerlerini anlatır; up yukarı doğru hareket anlamına gelmez. İki yer ifadesi paralel tamamlayıcılardır: in landfills ve on beaches. Edat, yerin türüne göre değişir; ancak iki ifade de end up yapısını tamamlayarak şişelerin sonunda nereye gittiğini belirtir.
Alıştırma
Cümleyi end up ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle ve bir yerin içinde olmayı belirten edatla tamamlayın: No one claimed the lost umbrella, so it ____ the building's storage room.
Cevabı göster
ended up in
So can recipes like this really help cut worldwide waste? Dilbilgisi
0:24Peki bunun gibi tarifler dünya genelindeki atıkları azaltmaya gerçekten yardımcı olabilir mi?
help cut: help + fiilin yalın hâli
Help cut ifadesinde help sözcüğünün ardından doğrudan cut fiilinin yalın hâli gelir. Help + fiilin yalın hâli yapısı, bir şeyin bir eylemin veya sonucun gerçekleşmesine katkıda bulunduğunu belirtir. Help to cut da dil bilgisi açısından doğrudur; ancak özellikle kısa ve öz günlük veya medya İngilizcesinde to sıkça atılır. Burada cut, fiziksel olarak kesmek değil, azaltmak anlamına gelir. Cut waste yaygın bir fiil-nesne birleşimidir; dolayısıyla soru, bu tür tariflerin dünya çapında atıkları azaltmaya katkıda bulunup bulunamayacağını sorar.
Alıştırma
Hangi seçenek cümleyi help + fiilin yalın hâli yapısıyla doğal biçimde tamamlar ve azaltmaya yardımcı olmak anlamına gelir? Better insulation can ____ energy use.
- helps cut
- help cutting
- help cut
Cevabı göster
help cut
We went to factories in Vancouver and Tasmania to find out.
0:28Bunu öğrenmek için Vancouver ve Tazmanya'daki fabrikalara gittik.
a mix of oils and melted beeswax are the first ingredients in a shampoo bar.
0:37yağlar ve eritilmiş balmumu karışımı, katı şampuanın ilk malzemelerini oluşturuyor.
Vurgulu never ... ever yapısı
Never, yan cümlenin olumsuz anlamını kurar: geçmişten bugüne kadar plastik ambalajın bir kez bile kullanılmadığını belirtir. Sondaki ever, never ifadesine geri dönerek inkârı güçlendirir. Bir şeyin herhangi bir zamanda olup olmadığını sormak yerine “hiçbir zaman, hiçbir istisna olmadan” anlamına gelir.
Alıştırma
Güçlü inkârı vurgulu never ... ever yapısıyla tamamlayın: “I have ____ shared your password with anyone, ____.”
Cevabı göster
never · ever
Jill Saunders started Beauty and the Bees 30 years ago.
0:48Jill Saunders, Beauty and the Bees'i 30 yıl önce kurdu.
Kısaltılmış edilgen niteleyici olarak blended with castor oil
Virgüllerle ayrılan blended with castor oil ifadesi, Clay from the Atlas Mountains in Morocco ad öbeğini niteleyen geçmiş zaman ortacı yapısıdır. Kilin hint yağıyla karıştırılmış durumda olduğunu belirtir. Bu, kısaltılmış edilgen bir ilgi cümleciğidir: clay which is blended with castor oil. Ana cümle makes ile devam eder; dolayısıyla cümlenin ana fiili blended değil, makes sözcüğüdür.
Alıştırma
Örnek cümlede blended with castor oil ifadesinin doğru çözümlemesi hangisidir?
- clay yerine shampoo sözcüğünü niteler.
- blended ana fiildir ve karıştırma eylemini kil etkin biçimde gerçekleştirir.
- Kili tanımlayan kısaltılmış edilgen bir cümleciktir; ana fiil makes sözcüğüdür.
Cevabı göster
Kili tanımlayan kısaltılmış edilgen bir cümleciktir; ana fiil makes sözcüğüdür.
Workers add Tasmanian leatherwood honey and lye.
1:11İşçiler Tazmanya leatherwood balı ve kostik ekliyor.
Lye is an ancient ingredient that turns the mixture into soap for the hair. Dilbilgisi
1:14Kostik, karışımı saç için sabuna dönüştüren çok eski bir malzemedir.
turns the mixture into soap ifadesindeki turn A into B
Burada turns the mixture into soap, karışımın sabuna dönüşmesine neden olmak anlamına gelir. Kostik değişimin nedeni, karışım değiştirilen şey ve sabun sonuçtur. Başka durumlara aktarılabilen turn A into B kalıbı, dışarıdan bir etkenin veya sürecin A'yı değiştirerek B'ye dönüştürdüğünü anlatır.
Alıştırma
turn A into B kalıbında turn fiilinin doğru biçimini kullanarak cümleyi tamamlayın: A cold snap can ____ water into ice overnight.
Cevabı göster
turn
that's then poured ... and wheeled: is yardımcı fiilini paylaşan iki edilgen adım
Bu cümlede that's, that is ifadesinin kısaltmasıdır ve liquid shampoo ifadesine gönderme yapar. Poured ve wheeled birbirine bağlanmış geçmiş zaman ortaçlarıdır; tek yardımcı fiil is her ikisini de edilgen yapar: that is then poured into a bin and [is] wheeled into a drying room. Bu ortak yardımcı fiil kalıbı, süreç açıklamalarında is sözcüğünü tekrarlamadan iki eylemi bağlamayı sağlar. Tekerlekli olarak götürüldüğü anlaşılan şey, bir parti hâlindeki veya kabının içindeki şampuandır; a bin eylemi yapan değildir.
Alıştırma
Birbirine bağlanmış iki ortacı da edilgen yapan be fiilinin şimdiki zaman biçimiyle süreç cümlesini tamamlayın: At the factory, the beans ____ roasted and packed before shipping.
Cevabı göster
are
Then it's cut and packaged into biodegradable boxes.
1:29Sonra kesilip biyolojik olarak parçalanabilen kutulara konuyor.
Mass-produced shampoo often uses artificial foaming agents like sodium lauryl sulfate.
1:34Seri üretim şampuanlarda genellikle sodyum lauril sülfat gibi yapay köpürtücüler kullanılıyor.
Those go down the drain and can end up in the oceans. Deyimler
1:39Bunlar gidere karışıp okyanuslara kadar ulaşabiliyor.
go down the drain: gerçek akış ve deyimsel kayıp
Bu cümlede go down the drain gerçek anlamıyla kullanılmıştır: köpürtücü maddeler atık suyla birlikte drenaj sistemine taşınır. Devamındaki can end up in the oceans ifadesi de bunun israfı değil, fiziksel bir güzergâhı anlattığını doğrular. Aynı ifade; zamanın, paranın, emeğin veya planların boşa gitmesi ya da mahvolması anlamına gelen yaygın bir deyimdir. Anlamı seçmek için öznenin ne olduğuna ve bağlamın gerçek su ile tesisatı mı, yoksa değerli bir şeyin kaybını mı anlattığına bakın.
Alıştırma
Bu cümleyi okuyun: When Leo pulled the plug, the bathwater went down the drain. Burada went down the drain ne anlama geliyor?
- Fiziksel olarak drenaj sistemine girmek.
- Çalışmayı durdurmak.
- Tamamen boşa gitmek.
Cevabı göster
Fiziksel olarak drenaj sistemine girmek.
Saunders says that's partly why customers want to buy her bars,
1:43Saunders'a göre müşterilerin onun katı şampuanlarını almak istemesinin nedenlerinden biri,
break down: doğada ayrışmak
Burada break down, doğal süreçlerle daha basit maddelere ayrışmak anlamına gelir. İlgi zamiri which kalıp şampuanları belirtir; safely in nature ise çevresel anlamı gösterir. Bu anlamı belirlemek için özneyi ve çevredeki kelimeleri kullanın. Bir malzeme toprakta, suda, kompostta veya doğada breaks down olduğunda bozulup çalışmaz hâle gelmiyor ya da analiz edilmiyor; ayrışıyordur.
Alıştırma
Bu cümleyi okuyun: These food containers break down in backyard compost. Burada break down ne anlama geliyor?
- Doğal olarak daha basit maddelere ayrışmak.
- Mekanik bir arıza nedeniyle çalışmayı durdurmak.
- Bir şeyi daha küçük adımlarla açıklamak.
Cevabı göster
Doğal olarak daha basit maddelere ayrışmak.
But that's still only a tiny fraction of the $2 billion shampoo market. Kalıp ifadeler
1:52Ancak bu, 2 milyar dolarlık şampuan pazarının hâlâ çok küçük bir kısmı.
a tiny fraction of: son derece küçük bir oran
Burada a tiny fraction of, daha büyük bir bütünün çok küçük bir parçası anlamına gelir. İşletme mutlak sayı bakımından çok sayıda şampuan kalıbı satıyor olabilir, ancak bu satışlar 2 milyar dolarlık şampuan pazarının tamamıyla karşılaştırılmaktadır. a tiny fraction of + isim öbeği yapısı, parça ile bütün arasında bir karşılaştırma kurar. Burada fraction kesin bir matematiksel kesir belirtmek zorunda değildir; tiny, oranın son derece küçük olduğunu vurgular.
Alıştırma
Cümleyi çok küçük bir oran anlamına gelen hedef ifadeyle tamamlayın: Even after the launch, our app reached only ____ the potential users.
Cevabı göster
a tiny fraction of
It's extremely hard to get people to understand shampoo bars. Dilbilgisi
1:56İnsanların katı şampuanları anlamasını sağlamak son derece zor.
get people to understand: get + kişi + to ile mastar
Burada get people to understand, insanların anlamasını sağlamayı ya da onları anlamaya ikna etmeyi başarmak demektir. People, çabadan etkilenen nesnedir; to understand ise amaçlanan sonucu belirtir. Aktarılabilir yapı get + kişi + to + fiilin yalın biçimi şeklindedir. Genellikle sonuca ulaşmak için açıklama, ikna, düzenleme veya başka bir çaba gerektiğini sezdirir, ancak tek başına belirli bir yöntemi ifade etmez.
Alıştırma
Cümleyi get fiilinin geçmiş biçimi ve gerekli mastar işaretiyle tamamlayın: After several demonstrations, we ____ the team ____ use the new software.
Cevabı göster
got · to
Very fringe: ana akımın oldukça dışında
Bu cümlede fringe, ana akımın dışında veya pazarın yalnızca küçük bir bölümü tarafından kabul edilen anlamında kullanılan bir sıfattır. Very bu değerlendirmeyi güçlendirir: ürün kategorisi geniş çapta kabul görmekten hâlâ çok uzaktır. Bu kullanım kaliteyi değil, pazardaki konumu değerlendirir. Ürünün kötü olduğu anlamına gelmez ve fringe kelimesinin alna düşen saç ya da bir şeyin dış kenarı anlamlarıyla ilgili değildir.
Alıştırma
Bir pazar raporunda the product is still very fringe en doğrudan ne anlama gelir?
- Ürün kötü yapılmıştır ve kalitesi düşüktür.
- Ürünün dış kenarında süsleme vardır.
- Ürün kitlesel pazarın her bölümü için tasarlanmıştır.
- Ürün hâlâ ana akımın dışındadır ve nispeten az sayıda tüketici tarafından kabul edilmektedir.
Cevabı göster
Ürün hâlâ ana akımın dışındadır ve nispeten az sayıda tüketici tarafından kabul edilmektedir.
Fringe because mass market shampoo in plastic bottles
2:05Niş kalmalarının nedeni, plastik şişelerde satılan kitlesel şampuanların
dominated store shelves and TV ads for decades.
2:08onlarca yıl mağaza raflarına ve televizyon reklamlarına hâkim olması.
A new shampoo with vitamins, minerals, protein, and
2:13Yeni bir şampuan; vitaminler, mineraller, protein ve
But experts say a growing number of consumers, Kalıp ifadeler
2:16Ancak uzmanlara göre giderek daha fazla tüketici,
now want to buy biodegradable beauty products.
2:20artık biyolojik olarak parçalanabilen güzellik ürünleri satın almak istiyor.
A growing number of + çoğul isim
A growing number of + çoğul isim, o gruptaki insanların veya nesnelerin sayısının zamanla arttığı anlamına gelir. Cümlede consumers bu çoğul isimdir; especially millennials dikkat çeken bir alt grubu belirtir ancak ana yapıyı değiştirmez. İfadenin tamamı süren sayısal bir eğilimi tek bir birim olarak sunar. Haber ve veri odaklı yazılarda artışı yalnızca more consumers demekten daha açık biçimde ifade eder.
Alıştırma
Raporu a growing number of ile tamamlayın: Survey data show that ____ commuters are cycling to work.
Cevabı göster
a growing number of
This is something that we are seeing happen in the shampoo category
2:23Şampuan kategorisinde böyle bir değişimin yaşandığını görüyoruz;
How matters: özne olarak how
how matters ifadesinde how doğrudan bir soru başlatmaz. “Bir şeyin yapılma biçimi” anlamına gelen kısa ve isim benzeri bir özne olarak işlev görür; matters ise “önemlidir” anlamındaki fiildir. Ardından gelen like how the product is made ifadesi, söz konusu olan belirli süreci açıklar. Kalıp how + yan cümle + matters şeklinde genişletilebilir veya bağlam süreci zaten belirtiyorsa kısa how matters biçiminde kullanılabilir.
Alıştırma
Örnekteki “how matters” ne anlama gelir?
- Ürünün yapılma biçimi önemlidir.
- Ürünün var olma nedeni önemlidir.
- Ürün, kendi yöntemi hakkında soru soruyor.
Cevabı göster
Ürünün yapılma biçimi önemlidir.
Lush Cosmetics scaled for mass production years ago Kelime
2:30Lush Cosmetics yıllar önce seri üretime geçti
Scaled for mass production: kapasiteyi büyütmek
Burada scaled, iş dünyasında kullanılan geçişsiz bir fiildir: Lush, operasyonlarını ve üretim kapasitesini büyütmüş veya uyarlamıştır. For mass production, bu büyümenin desteklemek üzere tasarlandığı amacı, yani ürünleri çok büyük miktarlarda üretmeyi belirtir. Scale fiilinin bu kullanımı, bir süreci veya kuruluşu daha yüksek hacmi kaldırabilecek duruma getirmeye odaklanır. Bir şeyi tartmakla veya harita ölçeğiyle ilgili değildir.
Alıştırma
Örnekteki “scaled for mass production” ne anlama gelir?
- Üretimi küçük bir deneysel partiye düşürdü.
- Ürünlerini bir tartıyla tarttı.
- Çok büyük miktarlarda üretim yapabilmek için operasyonlarını büyüttü veya uyarladı.
Cevabı göster
Çok büyük miktarlarda üretim yapabilmek için operasyonlarını büyüttü veya uyarladı.
and now sells about $20 million worth of shampoo bars every year. Kalıp ifadeler
2:33ve şimdi her yıl yaklaşık 20 milyon dolarlık katı şampuan satıyor.
Toplam değeri belirten “$20 million worth of”
amount + worth of + noun kalıbında miktar, ardından gelen isim öbeğinin ifade ettiği şeylerin toplam parasal değerini belirtir. Burada $20 million worth of shampoo bars, katı şampuanların yıllık toplam satış değerinin yaklaşık 20 milyon dolar olduğu anlamına gelir; her bir katı şampuanın 20 milyon dolara mal olduğu anlamına gelmez. Değeri belirtilen şey worth of ifadesinden sonra gelir. Worth bu değer kalıbının bir parçasıdır, geçmiş zamanlı bir fiil değildir; about ise rakamın yaklaşık olduğunu gösterir.
Alıştırma
Cümleyi amount + worth of kalıbıyla tamamlayın: The warehouse holds about $____ medical supplies.
Cevabı göster
2 million worth of
they can be more environmentally friendly in their own lives.
2:42kendi hayatında nasıl daha çevre dostu olabileceğini araştırıyor.
En çok satan ürün anlamında “top sellers”
Perakende dilinde a top seller, özellikle iyi satan bir ürün olabilir. Cümlede one of their top sellers denip ardından Seanik katı şampuanının adı verildiği için sellers satış ekibindeki kişileri değil, ürünleri ifade eder. Virgülden sonraki isim öbeği, söz konusu çok satan ürünü belirleyen bir eş görevli yapıdır. Daha genel olarak yakındaki bir ürün adı veya model, book ya da flavor gibi bir isim, seller sözcüğünün ürün anlamında kullanıldığını gösterebilir.
Alıştırma
Bu cümlede top sellers ne anlama gelir: “The blue backpack is one of the store's top sellers”?
- En çok satış yapan çalışanlar
- En yüksek gelire sahip mağazalar
- En yüksek satışa sahip ürünler
Cevabı göster
En yüksek satışa sahip ürünler
This $12 disc lasts for 80 washes Kalıp ifadeler
2:5112 dolarlık bu disk 80 yıkama boyunca dayanıyor
lasts for 80 washes: kullanılabilir ömrü belirtme
Burada lasts for 80 washes, diskin saç yıkamada seksen kez kullanılabilir durumda kaldığını belirtir. Washes, yıkanan nesneleri değil kullanım sayılarını ifade eder. Aktarılabilir kalıp something lasts for + miktar şeklindedir; bir şeyin ne kadar süre devam ettiğini veya kaç kullanım sağladığını anlatır. Miktar, lasts for two hours örneğindeki gibi zaman ya da lasts for 30 cycles örneğindeki gibi kullanım sayısı olabilir. Buradaki last, devam etmek veya kullanılabilir kalmak anlamındadır; sonuncu olmak anlamında değildir.
Alıştırma
Cümleyi last for ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: On a full charge, this reading light ____ about ten hours.
Cevabı göster
lasts for
These are dried sheets of nori seaweed being fed into a paper shredder. Dilbilgisi
3:03Bunlar, kâğıt parçalama makinesine verilen kurutulmuş nori yosunu yaprakları.
being fed into a paper shredder: edilgen -ing son niteleyicisi
Bu cümlede are, These ile dried sheets of nori seaweed ad öbeğini birbirine bağlar. being fed into a paper shredder ifadesi bu ad öbeğinden sonra gelir ve sheets sözcüğünü niteler; that are being fed into a paper shredder biçiminde açılabilir. Being fed edilgendir: süreç devam ederken yapraklar eyleme maruz kalır. Bir makine sürecinde feed material into a machine, malzemeyi makineye sokmak veya beslemek anlamına gelir; malzemeye yiyecek vermek anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi load fiilinin edilgen -ing biçimi ve doğru edatla tamamlayın: The boxes ____ the truck are marked fragile.
Cevabı göster
being loaded onto
remind you of + isim veya -ing biçimi
remind someone of something yapısında remind fiilinden sonra anıyı hatırlayan kişi, ardından of ve akla gelen şey, deneyim ya da eylem gelir. Burada you hatırlayan kişidir; sitting on the beach ise of sonrasında gelen -ing grubudur. Bu ifade bir kokunun, sesin, görüntünün veya başka bir ipucunun bir anıyı ya da çağrışımı canlandırdığını anlatır. Birine gelecekte yapacağı bir işi unutmamasını söylemek anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi remind someone of something yapısıyla tamamlayın: The smell of fresh bread ____ my grandmother's kitchen.
Cevabı göster
reminds me of
makes it pop on the shelves and online. Kelime
3:19ürünün raflarda ve internette göze çarpmasını sağlıyor.
makes it pop: görsel etki yaratmak
makes it pop ifadesinde makes ettirgen bir fiildir, it ürünü belirtir ve pop, make + nesne yapısından sonra kullanılan yalın fiildir. Bu yapı, boyanın ürünün özellikle canlı ve dikkat çekici görünmesini sağladığını anlatır. Burada pop mecazidir: hiçbir şey patlamaz veya ani bir ses çıkarmaz. Tasarım ve pazarlamada renkler, karşıtlık, boyut ya da boşluklar izleyicinin bakışını çekerek make an element pop etkisi oluşturabilir.
Alıştırma
Bir tasarım değerlendirmesinde biri “The yellow border makes the headline pop.” diyor. Bu cümle ne anlama gelir?
- Kenarlık, başlığın görsel olarak öne çıkmasını sağlar.
- Kenarlık, başlığın patlamasına neden olur.
- Kenarlık, başlığın ani bir ses çıkarmasını sağlar.
Cevabı göster
Kenarlık, başlığın görsel olarak öne çıkmasını sağlar.
Lush has sold 41 million of these Seanik bars since 2005.
3:22Lush, 2005'ten bu yana bu Seanik katı şampuanlarından 41 milyon adet sattı.
of all the shampoo bottles Americans buy in a year.
3:28Amerikalıların bir yılda aldığı tüm şampuan şişeleriyle kıyaslandığında.
Equivalent to about 1/5 of: yaklaşık beşte birine eşdeğer
Bu cümlede be equivalent to, “miktar bakımından bir şeye denk olmak” anlamına gelir. That's ile belirtilen 41 milyon şampuan kalıbı, Amerikalıların bir yılda satın aldığı şampuan şişelerinin yaklaşık beşte birine denk gelir; bu, şampuan kalıplarıyla şişelenmiş şampuanın aynı ürün olduğu anlamına gelmez. Kalıp be equivalent to + miktar şeklindedir. about 1/5 of all the shampoo bottles ifadesinde about, kesrin yaklaşık olduğunu; of ise referans alınan bütün grubu gösterir.
Alıştırma
Örnekte equivalent to about 1/5 of bize ne anlatır?
- Amerikalılar her yıl tam olarak beş şişe şampuan satın alır.
- Miktar, yıllık toplamın yaklaşık beşte birine denktir.
- İki şampuan türü tamamen aynı üründür.
Cevabı göster
Miktar, yıllık toplamın yaklaşık beşte birine denktir.
Multinational brands like Procter and Gamble and L'Oréal
3:32Procter and Gamble ve L'Oréal gibi çok uluslu markalar da
Getting into the natural shampoo market: doğal şampuan pazarına girmek
Get into a market, o ticari alanda ürün sunarak veya geliştirerek pazara katılmaya başlamak anlamına gelir. Buradaki are getting into, büyük markaların doğal şampuan sektörüne girme sürecinde olduğunu gösterir; fiziksel bir hareketi anlatmaz. get into + pazar, sektör, alan, etkinlik veya ilgi kalıbı iş dünyası dışına da aktarılabilir. Tüm alanı satın almaya veya kontrol etmeye değil, o alana katılmaya başlamaya odaklanır.
Alıştırma
Cümleyi “katılmaya başlamak” anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: The publisher hopes to ____ the educational-app market this year.
Cevabı göster
get into
co-founder of Unilever's Love Beauty and Planet line
3:40Kendisi Unilever'in Love Beauty and Planet serisinin kurucu ortaklarından biri;
and in retailers like Target and Walmart.
3:47ve Target ile Walmart gibi perakendecilerde satılıyor.
these properties that this material has,
3:56bu malzemenin sahip olduğu özellikleri bir ölçüde taklit eden malzemeleri.
Yumuşatıcı olarak sort of replicate
Bu cümlede sort of, replicate ifadesinin kesinliğini azaltır. Konuşmacı, alternatif bir malzemenin her özelliği tam olarak kopyalayabileceğini iddia etmez; önemli değerleri yalnızca yaklaşık olarak yeniden üretebilir veya bazı yönlerden benzerlik sağlayabilir. Bu yumuşatıcı ifade, eşleşmenin sınırlı bir kesinliğe sahip olduğunu ya da konuşmacının eşleşme konusunda çekince taşıdığını gösterir. Malzemenin türünü değil, özelliklerin ne ölçüde yeniden üretilebildiğini niteler.
Alıştırma
Bir araştırmacı şöyle diyor: The new coating sort of replicates the old one's flexibility. sort of ne anlatıyor?
- Ayrı bir esnek kaplama türü oluşturur.
- Her özelliği tam olarak yeniden üretir.
- Esnekliği yaklaşık olarak veya yalnızca bazı yönlerden yeniden üretir.
Cevabı göster
Esnekliği yaklaşık olarak veya yalnızca bazı yönlerden yeniden üretir.
compared to their legacy brands like Suave and Tresemmé. Kelime
4:03Suave ve Tresemmé gibi köklü markalarıyla karşılaştırıldığında.
İş dünyasında legacy brands
Burada legacy brands, Suave ve Tresemmé gibi şirketin uzun süredir var olan, yaygın bilinirliğe ve yerleşik bir pazar konumuna sahip markalarını veya ürün serilerini ifade eder. İfade, bu olgun markaları daha yeni ve hâlâ niş olan bir ürün biçimiyle karşılaştırır. Legacy burada üretimden kaldırılmış veya eskimiş anlamına gelmez. Markaların şirketin mevcut ve tarihsel açıdan önemli portföyünün bir parçası olduğunu vurgular.
Alıştırma
Bir şirket raporunda, Our new app has fewer users than our legacy brands cümlesindeki legacy brands en doğal biçimde neyi ifade eder?
- Şirketin uzun süredir var olan yerleşik markaları.
- Şirketin daha önce üretimden kaldırdığı markalar.
- Özellikle tarihi anıtları korumak için oluşturulan markalar.
Cevabı göster
Şirketin uzun süredir var olan yerleşik markaları.
But the pressure to cut plastics is on. Deyimler
4:06Ancak plastik kullanımını azaltma baskısı artıyor.
The pressure to cut plastics is on: plastik azaltma baskısı artık acil
Bu cümlede the pressure ... is on, plastik kullanımını azaltma yönündeki taleplerin açık ve acil hâle geldiğini anlatır. to cut plastics mastar öbeği, talep edilen eylemi belirtir; buradaki cut, plastik nesneleri fiziksel olarak kesmek değil, kullanımı azaltmak demektir. Kalıp the pressure to do something is on veya the pressure is on someone to do something biçiminde genişletilebilir. Bu deyimde on, acil durumun artık etkili olduğunu gösterir; fiziksel bir konumu ya da bir cihazın çalışmasını anlatmaz.
Alıştırma
Talebin artık acil olduğunu gösteren sabit iki sözcüklü sonu kullanarak cümleyi tamamlayın: With customers demanding safer packaging, the pressure to redesign the bottles ____.
Cevabı göster
is on
a Greenpeace campaign tagged manufacturers on widely circulated photos of trash
4:09bir Greenpeace kampanyası, yaygın biçimde paylaşılan çöp fotoğraflarında üreticileri etiketledi
and singled out Unilever as a major source of plastic garbage, Öbek fiiller
4:15ve Unilever'i plastik çöplerin başlıca kaynaklarından biri olarak gösterdi;
Singled out as a major source: başlıca kaynak olarak özellikle seçilip belirtilmek
singled out ifadesinde single, daha büyük bir gruptan bir kişiyi veya şeyi özel ilgi için seçmek anlamındaki bir fiildir; out ise gruptan bu ayrılmayı belirtir. İfade burada geçmiş zamandadır ve Unilever nesnesidir. Ardından gelen as a major source of plastic garbage bölümü şirkete verilen rolü açıklar. Single out doğası gereği eleştirmek anlamına gelmez; özel ilgi olumlu veya olumsuz olabilir. Burada şirketin başlıca kaynaklardan biri olduğu suçlaması, ilginin açıkça eleştirel olduğunu gösterir.
Alıştırma
‘Bir gruptan bir kişiyi özel övgü için seçti’ anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille cümleyi tamamlayın: The judges ____ Elena for her clear explanation.
Cevabı göster
singled out
Unilever signed a commitment to eliminate single-use packaging, Kalıp ifadeler
4:29Unilever tek kullanımlık ambalajları ortadan kaldırma taahhüdünü imzaladı,
signed a commitment to eliminate: tamamlanmış hedef değil, resmî taahhüt
Signed a commitment to eliminate ... bir kuruluşun, belirtilen hedefi bir şeyi ortadan kaldırmak olan taahhüdü resmen onayladığını veya imzaladığını bildirir. to mastarı olan to eliminate, taahhüdün neyi gerçekleştirmeyi amaçladığını belirtir. İmza, hedefin tamamlandığını değil, resmî sözün verildiğini gösterir. Bu cümlede but, sonraki ilerlemeyi ayrıca değerlendirerek bu ayrımı açık hâle getirir.
Alıştırma
Bir kuruluşun taahhüdünü resmen yazıya geçirdiği anlamına gelen ders ifadesiyle resmî raporu tamamlayın: At the summit, the university ____ cut campus emissions by half by 2030.
Cevabı göster
signed a commitment to
little progress has been made: şimdiye kadar neredeyse hiç ilerleme yok
Little progress neredeyse hiç ilerleme olmadığı anlamına gelir. progress sayılamayan bir isim olduğu için little miktarı olumsuz değerlendirir; a little progress ifadesinden çok daha az umut vericidir. Has been made, make progress ifadesinin present perfect edilgen biçimidir. Sorumlu kişileri belirtmeden geçmişten bugüne kadar elde edilen sonuçları değerlendirir; böylece hayal kırıklığı yaratan ilerleme miktarı öne çıkar.
Alıştırma
Şimdiye kadar neredeyse hiç ilerleme olmadığını bildiren cümleyi seçin.
- Little progress has been made on the safety review.
- A little progress has been made on the safety review.
- Significant progress has been made on the safety review.
Cevabı göster
Little progress has been made on the safety review.
And plastics contribute to climate change.
4:34Plastikler ayrıca iklim değişikliğine katkıda bulunuyor.
and emit greenhouse gases throughout their life cycle. Kelime
4:38ve yaşam döngüleri boyunca sera gazı salıyorlar.
Çevre bağlamında “Throughout Their Life Cycle”
Çevreyle ilgili bir tartışmada bir ürünün yaşam döngüsü; ham maddelerin elde edilmesi ve üretimden kullanım, nihai bertaraf veya geri dönüşüme kadar bütün aşamaları kapsar. Buradaki their plastikleri ifade eder; dolayısıyla bu ifade canlı bir varlığın doğumundan ölümüne kadar olan süreci anlatmaz. Throughout, “her aşama boyunca” veya “başından sonuna kadar” anlamına gelir. Bu nedenle cümle, sera gazı salımlarının yalnızca plastikler kullanılırken veya atılırken değil, bütün zincir boyunca oluşabileceğini belirtir.
Alıştırma
Bir ürünün throughout its life cycle boyunca gaz yaydığı iddiasını en iyi hangi ifade açıklar?
- Yalnızca atıldığında salıma neden olur.
- Belirli bir yıl boyunca kullanılabilir kalır.
- Ham maddelerden bertarafa kadar her aşamada salıma neden olabilir.
Cevabı göster
Ham maddelerden bertarafa kadar her aşamada salıma neden olabilir.
Many countries have banned certain types of plastic packaging.
4:41Birçok ülke belirli plastik ambalaj türlerini yasakladı.
Yapısal reform anlamında “Systems Change”
Politika ve savunuculuk bağlamlarında systems change; kurallar, teşvikler, iş uygulamaları, kurumlar ve hesap verebilirlik gibi toplumun veya bir sektörün birbiriyle bağlantılı çeşitli bölümlerinde yapısal reform anlamına gelir. Bireylerin birbirinden kopuk eylemleri veya tek seferlik çözümlerle karşıtlık oluşturur. Bu cümlede hesap verebilirlikle ilgili soru şirketleri ve sektörü işaret eder. Dolayısıyla ifade, bilgisayar sistemlerinde değişiklik değil, sektör düzeyinde bir değişim talep eder. Dilbilgisi bakımından systems, yerleşik bir terimin parçası olarak change sözcüğünün önünde kullanılan çoğul bir isimdir.
Alıştırma
Birbiriyle bağlantılı kurumlar ve sektörler arasındaki yapısal reformu belirten terimle şu politika cümlesini tamamlayın: Individual choices matter, but lasting progress requires ____.
Cevabı göster
systems change
be accountable for: bir eylem veya sonuç için hesap verme yükümlülüğü
Bu cümlede who is accountable for that, sistem değişikliği için hangi kişi veya kurumun hesap vermesi ve inceleme ya da sonuçları kabul etmesi gerektiğini sorar. Accountable for yalnızca bir işe dâhil olmaktan fazlasını ifade eder; bir eylem, karar veya sonuç için hesap verme yükümlülüğü yükler. Aktarılabilir kalıp be accountable for + isim veya -ing biçimidir. Tamamlayıcı, öznenin açıklaması ya da sorumluluğunu üstlenmesi gereken konuyu belirtir.
Alıştırma
Doğru edatla eşdizimi tamamlayın: The finance director is accountable ____ the accuracy of the report.
Cevabı göster
for
Break Free from Plastic runs beach cleanups
4:53Break Free from Plastic sahil temizlikleri düzenliyor;
where volunteers tally up the trash associated with specific brands. Öbek fiiller
4:55gönüllüler burada belirli markalarla ilişkili çöpleri tek tek sayıyor.
tally up: kalemleri kaydedip toplamı hesaplamak
Burada tally up, çöp parçalarını kaydedip ardından toplamını hesaplamak ve sayımı belirli markalarla ilişkilendirmek anlamına gelir. Kabaca tahmin etmekten ziyade sistemli bir sayımı anlatır. Aktarılabilir kalıp tally up + öğeler, miktarlar, oylar, maliyetler veya sonuçlardır. Ayrı kayıtlar nihai bir toplam oluşturmak üzere birleştirildiğinde kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi tally up ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After the survey closed, the team ____ all the responses by region.
Cevabı göster
tallied up
won't go away with just shampoo bars.
5:04yalnızca katı şampuanlarla ortadan kalkmayacağını söylüyor.
These sorts of products are still putting the onus on individuals. Kalıp ifadeler
5:06Bu tür ürünler hâlâ sorumluluğu bireylere yüklüyor.
putting the onus on individuals: sorumluluğu bireylere yüklemek
Putting the onus on individuals, harekete geçme veya sorunu çözme sorumluluğunu tek tek tüketicilere yüklemek demektir. Onus bir görev veya yük anlamına gelir; dolayısıyla ifade, işi kimin yapmasının beklendiğini vurgular. Bu cümlede still eleştirel anlamı güçlendirir: bu ürünlere rağmen sorumluluk şirketlerde veya daha geniş sistemde değil, bireylerde kalmaktadır. put the onus on X kalıbı, sorumluluğun nasıl dağıtıldığını anlatmak için kullanışlıdır.
Alıştırma
Cümleyi put the onus on kalıbıyla tamamlayın: The policy puts ____ local councils to organize the recycling program.
Cevabı göster
the onus on
There's something really strong about wallet power, Deyimler
5:10Cüzdanın gücü gerçekten çok etkili olabilir,
wallet power: tüketicilerin harcama yoluyla etkisi
Wallet power, tüketicilerin satın aldıkları, satın almayı reddettikleri veya destekledikleri şeyler aracılığıyla şirketleri ve piyasaları etkileme gücünü anlatan bir benzetmedir. Wallet burada fiziksel cüzdanı veya yalnızca birinin ne kadar parası olduğunu değil, harcama kararlarını temsil eder. really strong sözleri, bu tercihleri gerçek baskı yaratabilecek seçimler olarak sunar. İfade, tüketimi bir etki ve eylem biçimi olarak çerçeveler; ancak daha geniş bir sav daha sonra bu etkinin sınırlı olduğunu söyleyebilir.
Alıştırma
Şu İngilizce cümleyi okuyun: A boycott can show customers' wallet power. wallet power ne anlama gelir?
- Tüketicilerin harcama kararları yoluyla oluşturduğu etki
- Tüketicilerin satın alabileceği ürün miktarı
- Şirketlerin piyasa fiyatlarını belirleme gücü
Cevabı göster
Tüketicilerin harcama kararları yoluyla oluşturduğu etki
in terms of the solution to be focused on.
5:15odaklanılması gereken çözümün bütünü düşünüldüğünde.
A drop in the bucket: toplamın çok küçük bir bölümü
“A drop in the bucket” gerçek bir su damlasından söz eden bir ifade değildir. Bir miktarın, katkının veya etkinin ihtiyaç duyulan toplamla karşılaştırıldığında son derece küçük olduğunu belirtir. Burada bireysel satın alma tercihleri bir miktar etki yaratabilir, ancak bu etki ana çözüm olamayacak kadar küçüktür. Başka bağlamlara aktarılabilecek fikir, küçük bir parça ile çok daha büyük bir bütün arasındaki keskin orantısızlıktır.
Alıştırma
Cümleyi, “ihtiyaç duyulanın çok küçük bir bölümü” anlamına gelen bucket deyimiyle tamamlayın: The donation is welcome, but compared with the rebuilding cost, it is ____.
Cevabı göster
a drop in the bucket
like steep shipping costs and expensive ingredients. Kelime
5:23yüksek nakliye ücretleri ve pahalı malzemeler gibi.
Scale up: operasyonel kapasiteyi artırmak
“Scale up”, zaten var olan bir şeyin kapasitesini, hacmini, erişimini veya faaliyetlerini artırmak anlamına gelir. Burada küçük işletmeler, daha büyük ölçekte üretim yapmayı zorlaştıran maliyetlerle karşı karşıyadır; bu maliyetler büyümenin sonuçları değil, büyümenin önündeki engellerdir. “Obstacles to scaling up” ifadesinde to bir edattır; bu nedenle scale, -ing biçimi olan scaling hâlini alır. İfade, bir nesneyi fiziksel olarak büyütmekten veya tartıya koymaktan değil, operasyonel büyümeden söz eder.
Alıştırma
Cümleyi, scale ile kurulan ve “kapasiteyi veya faaliyetleri artırmak” anlamına gelen öbek fiille tamamlayın: After a successful local trial, the clinic plans to ____ its vaccination program statewide.
Cevabı göster
scale up
Steep shipping costs: “çok yüksek” anlamındaki steep
Steep shipping costs ifadesinde steep, çoğu zaman ciddi bir maddi yük oluşturacak kadar “son derece yüksek” anlamına gelir. Nakliye güzergâhının eğimini değil, nakliye için alınan ücretin miktarını anlatır. Bu mecazi kullanım prices, fees, bills, costs ve increases gibi sözcüklerle yaygındır. Nötr high sözcüğüyle karşılaştırıldığında steep genellikle daha güçlü bir kaygı veya olumsuz değerlendirme ifade eder.
Alıştırma
Steep shipping costs ifadesinde steep ne anlatır?
- Nakliye ücretleri, mevcut düzeyleri ne olursa olsun artıyor.
- Nakliye ücretleri son derece yüksek ve ağır bir yük oluşturuyor.
- Nakliye için kullanılan güzergâh dik bir eğime sahip.
Cevabı göster
Nakliye ücretleri son derece yüksek ve ağır bir yük oluşturuyor.
Her bar costs three times as much as Unilever's. Dilbilgisi
5:26Onun katı şampuanı Unilever'inkinin üç katı fiyata satılıyor.
Fiyat karşılaştırmalarında three times as much as
Three times as much as çarpanlı bir karşılaştırma oluşturur. A costs three times as much as B, A'nın toplam fiyatının B'nin fiyatının üç katı olduğu anlamına gelir. B'nin fiyatına aynı fiyattan üç tane daha eklenip toplamın dört kat olması anlamına gelmez. Para veya sayılamayan kabul edilen diğer miktarlar için number + times + as much as kullanın. Altyazıda Unilever's, Unilever's bar ifadesinin yerine geçerek ürün adının tekrarını önler.
Alıştırma
İlk fiyatın ikincinin tam üç katı olduğunu anlatmak için cümleyi as much as kullanarak tamamlayın: The large box costs ____ the small box.
Cevabı göster
three times as much as
Business is getting better and better and better Dilbilgisi
5:33İşler gittikçe daha, daha ve daha iyiye gidiyor
and people's awareness that biodegradability is very important.
5:38ve insanların biyolojik olarak parçalanabilirliğin çok önemli olduğunu anlaması sayesinde.
getting better and better and better: vurgulu ve sürekli iyileşme
get + karşılaştırma yapısında get, durum değişikliğini gösterir. Business is getting better, işlerin yalnızca şu anda iyi olduğunu değil, zamanla iyileştiğini anlatır. better and better biçiminde karşılaştırma sözcüğünün tekrarlanması, kademeli ve devam eden bir değişimi gösterir. Üçüncü better konuşmada vurgu katar; ilerleme ve iyimserlik hissini güçlendirir, ancak yeni bir karşılaştırma sunmaz.
Alıştırma
Sürekli iyileşmeyi göstermek için get ve tekrarlanan better biçimlerini kullanarak cümleyi tamamlayın: With daily practice, her English is ____.
Cevabı göster
getting better and better
the future looks extremely bright: çok olumlu gelecek beklentileri
Bright, olumlu beklentileri anlatan bir mecazdır. Cümle, mevcut işaretlerin çok olumlu veya başarılı bir geleceğe işaret ettiğini söyler; gerçek bir ışıktan söz etmez. Looks, bunun konuşanın şu anda gördüklerine dayalı değerlendirmesi olduğunu ve bir garanti olmadığını gösterir. Extremely bu iyimserliği özellikle güçlü hâle getirir.
Alıştırma
Konuşan The future looks extremely bright sözüyle ne anlatıyor?
- Ne olursa olsun başarı garantidir.
- Gelecekte olağan dışı derecede güçlü bir ışık olacak.
- Mevcut işaretler çok başarılı bir geleceğe işaret ediyor.
Cevabı göster
Mevcut işaretler çok başarılı bir geleceğe işaret ediyor.