Katı Şampuanlar Gerçekten Çöpü Azaltıyor mu? | World Wide Waste | Business Insider: İngilizce çalışma notları

Business Insider

Öğrenme zorluğu
863 kelime 168 kel/dk

Video özeti: Haber, ambalajsız katı şampuanları küçük fabrikalardan küresel markalara kadar izliyor ve plastik azaltımını şirketler ile sektörde gereken değişimle karşılaştırıyor. Başlıca İngilizce noktaları: 1. Öbek fiiller: end up in landfills and on beaches istenmeyen bir son varış yerini anlatır ve atıkların sonunda nereye gittiğini açıklamayı sağlar. 2. Sözcük ve kullanım düzeyi: makes it pop içindeki gündelik pop, görsel olarak öne çıkarmak demektir ve tasarım, perakende ile reklamda yaygındır. 3. Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: sorumluluğun kime yüklendiğini ve sistemsel görevin tüketiciye aktarılması eleştirisini putting the onus on individuals. ile anlayın.

Bu derste

This is shampoo

0:02

Bu şampuan

made with seaweed,

0:04

deniz yosunu,

lemon,

0:06

limon,

and sea salt,

0:07

ve deniz tuzuyla yapılıyor,

and no packaging at all. Dilbilgisi

0:08

hem de hiç ambalaj kullanılmadan.

Dilbilgisi

no packaging at all: kesin ve tam olumsuzluk

no + isim + at all kalıbı, ismin belirttiği şeyin miktarının veya varlığının tam olarak sıfır olduğunu anlatır. Bu cümlede at all, no packaging ifadesini güçlendirir; yani şampuanın kesinlikle hiçbir ambalaj kullanmadığı söylenir. Bu kalıp olumsuz bir ifadeyi daha vurgulu hâle getirir: no delay at all, no risk at all veya no extra cost at all. Burada at all, olumsuz isim öbeğini niteler; yer ya da zaman bildirmez.

Alıştırma

Olumsuzluğu kesin hâle getiren ifadeyle cümleyi tamamlayın: This refill bottle uses no disposable packaging ____.

Cevabı göster

at all

Zero waste products like these are supposed to reduce trash. Dilbilgisi

0:10

Bunlar gibi sıfır atık ürünlerin çöp miktarını azaltması bekleniyor.

Dilbilgisi

are supposed to + fiilin yalın hâli: amaçlanan işlev

be supposed to + fiilin yalın hâli yapısı; amaçlanan bir işlevi, beklenen bir sonucu, bir kuralı veya toplumsal beklentiyi anlatır. Özne bir ürün olduğunda are supposed to reduce, çöpü azaltmanın ürünlerin tasarlanan veya beklenen işlevi olduğu anlamına gelir. Sonucun zaten kanıtlandığını ya da gerçekleştiğini söylemez. Bu nedenle konuşan kişi, beklentinin gerçekle uyuşup uyuşmadığını hâlâ sorgulayabilir veya test edebilir.

Alıştırma

Kanıtlanmış başarıyı değil, amaçlanan işlevi gösteren be supposed to biçimiyle cümleyi tamamlayın: These filters ____ remove dust, but the test will show whether they work.

Cevabı göster

are supposed to

We've saved literally millions of packages from landfill,

0:14

Kelimenin tam anlamıyla milyonlarca ambalajın çöplüğe gitmesini önledik

and that's really important to me.

0:17

ve bu benim için gerçekten çok önemli.

But there are still billions of bottles that end up in landfills and on beaches every year. Öbek fiiller

0:19

Ama hâlâ her yıl milyarlarca şişe çöplüklere ve sahillere gidiyor.

Öbek fiiller

end up in landfills and on beaches: son varış yeri

End up, çoğu zaman planlanmamış veya istenmeyen bir sürecin ardından en sonunda belirli bir yere ya da duruma gelmek anlamına gelir. Burada şişelerin istenmeyen son varış yerlerini anlatır; up yukarı doğru hareket anlamına gelmez. İki yer ifadesi paralel tamamlayıcılardır: in landfills ve on beaches. Edat, yerin türüne göre değişir; ancak iki ifade de end up yapısını tamamlayarak şişelerin sonunda nereye gittiğini belirtir.

Alıştırma

Cümleyi end up ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle ve bir yerin içinde olmayı belirten edatla tamamlayın: No one claimed the lost umbrella, so it ____ the building's storage room.

Cevabı göster

ended up in

So can recipes like this really help cut worldwide waste? Dilbilgisi

0:24

Peki bunun gibi tarifler dünya genelindeki atıkları azaltmaya gerçekten yardımcı olabilir mi?

Dilbilgisi

help cut: help + fiilin yalın hâli

Help cut ifadesinde help sözcüğünün ardından doğrudan cut fiilinin yalın hâli gelir. Help + fiilin yalın hâli yapısı, bir şeyin bir eylemin veya sonucun gerçekleşmesine katkıda bulunduğunu belirtir. Help to cut da dil bilgisi açısından doğrudur; ancak özellikle kısa ve öz günlük veya medya İngilizcesinde to sıkça atılır. Burada cut, fiziksel olarak kesmek değil, azaltmak anlamına gelir. Cut waste yaygın bir fiil-nesne birleşimidir; dolayısıyla soru, bu tür tariflerin dünya çapında atıkları azaltmaya katkıda bulunup bulunamayacağını sorar.

Alıştırma

Hangi seçenek cümleyi help + fiilin yalın hâli yapısıyla doğal biçimde tamamlar ve azaltmaya yardımcı olmak anlamına gelir? Better insulation can ____ energy use.

  1. helps cut
  2. help cutting
  3. help cut
Cevabı göster

help cut

We went to factories in Vancouver and Tasmania to find out.

0:28

Bunu öğrenmek için Vancouver ve Tazmanya'daki fabrikalara gittik.

At Beauty and the Bees in Tasmania,

0:35

Tazmanya'daki Beauty and the Bees'de

a mix of oils and melted beeswax are the first ingredients in a shampoo bar.

0:37

yağlar ve eritilmiş balmumu karışımı, katı şampuanın ilk malzemelerini oluşturuyor.

We've never used any plastic packaging, Ton ve niyet

0:42

Hiçbir zaman plastik ambalaj kullanmadık,

ever.

0:44

asla.

Ton ve niyet

Vurgulu never ... ever yapısı

Never, yan cümlenin olumsuz anlamını kurar: geçmişten bugüne kadar plastik ambalajın bir kez bile kullanılmadığını belirtir. Sondaki ever, never ifadesine geri dönerek inkârı güçlendirir. Bir şeyin herhangi bir zamanda olup olmadığını sormak yerine “hiçbir zaman, hiçbir istisna olmadan” anlamına gelir.

Alıştırma

Güçlü inkârı vurgulu never ... ever yapısıyla tamamlayın: “I have ____ shared your password with anyone, ____.”

Cevabı göster

never · ever

We use only paper,

0:45

Yalnızca kâğıt,

tin, glass,

0:46

teneke, cam

or wood.

0:47

veya ahşap kullanıyoruz.

Jill Saunders started Beauty and the Bees 30 years ago.

0:48

Jill Saunders, Beauty and the Bees'i 30 yıl önce kurdu.

Her products use only natural ingredients.

0:52

Ürünlerinde yalnızca doğal malzemeler kullanılıyor.

This is entirely chemical-free,

0:54

Bu ürün tamamen kimyasal içermiyor

and the suds are biodegradable.

0:56

ve köpüğü biyolojik olarak parçalanabiliyor.

That's very important too.

0:58

Bu da çok önemli.

Clay from the Atlas Mountains in Morocco,

1:00

Fas'taki Atlas Dağları'ndan gelen kil,

blended with castor oil, Dilbilgisi

1:02

Hint yağıyla karıştırılınca

makes the shampoo thick and foamy.

1:04

şampuanı yoğun ve köpüklü hâle getiriyor.

Dilbilgisi

Kısaltılmış edilgen niteleyici olarak blended with castor oil

Virgüllerle ayrılan blended with castor oil ifadesi, Clay from the Atlas Mountains in Morocco ad öbeğini niteleyen geçmiş zaman ortacı yapısıdır. Kilin hint yağıyla karıştırılmış durumda olduğunu belirtir. Bu, kısaltılmış edilgen bir ilgi cümleciğidir: clay which is blended with castor oil. Ana cümle makes ile devam eder; dolayısıyla cümlenin ana fiili blended değil, makes sözcüğüdür.

Alıştırma

Örnek cümlede blended with castor oil ifadesinin doğru çözümlemesi hangisidir?

  1. clay yerine shampoo sözcüğünü niteler.
  2. blended ana fiildir ve karıştırma eylemini kil etkin biçimde gerçekleştirir.
  3. Kili tanımlayan kısaltılmış edilgen bir cümleciktir; ana fiil makes sözcüğüdür.
Cevabı göster

Kili tanımlayan kısaltılmış edilgen bir cümleciktir; ana fiil makes sözcüğüdür.

So we're going to pour.

1:07

Şimdi karışımı dökeceğiz.

Workers add Tasmanian leatherwood honey and lye.

1:11

İşçiler Tazmanya leatherwood balı ve kostik ekliyor.

Lye is an ancient ingredient that turns the mixture into soap for the hair. Dilbilgisi

1:14

Kostik, karışımı saç için sabuna dönüştüren çok eski bir malzemedir.

Dilbilgisi

turns the mixture into soap ifadesindeki turn A into B

Burada turns the mixture into soap, karışımın sabuna dönüşmesine neden olmak anlamına gelir. Kostik değişimin nedeni, karışım değiştirilen şey ve sabun sonuçtur. Başka durumlara aktarılabilen turn A into B kalıbı, dışarıdan bir etkenin veya sürecin A'yı değiştirerek B'ye dönüştürdüğünü anlatır.

Alıştırma

turn A into B kalıbında turn fiilinin doğru biçimini kullanarak cümleyi tamamlayın: A cold snap can ____ water into ice overnight.

Cevabı göster

turn

The clay, oil, beeswax,

1:19

Kil, yağ, balmumu

and lye become a liquid shampoo

1:21

ve kostik, sıvı bir şampuana dönüşüyor.

that's then poured into a bin Dilbilgisi

1:23

Ardından bir kaba dökülüyor

and wheeled into a drying room

1:26

ve tekerlekli arabayla kurutma odasına götürülüyor,

where it sits for two days.

1:27

burada iki gün bekliyor.

Dilbilgisi

that's then poured ... and wheeled: is yardımcı fiilini paylaşan iki edilgen adım

Bu cümlede that's, that is ifadesinin kısaltmasıdır ve liquid shampoo ifadesine gönderme yapar. Poured ve wheeled birbirine bağlanmış geçmiş zaman ortaçlarıdır; tek yardımcı fiil is her ikisini de edilgen yapar: that is then poured into a bin and [is] wheeled into a drying room. Bu ortak yardımcı fiil kalıbı, süreç açıklamalarında is sözcüğünü tekrarlamadan iki eylemi bağlamayı sağlar. Tekerlekli olarak götürüldüğü anlaşılan şey, bir parti hâlindeki veya kabının içindeki şampuandır; a bin eylemi yapan değildir.

Alıştırma

Birbirine bağlanmış iki ortacı da edilgen yapan be fiilinin şimdiki zaman biçimiyle süreç cümlesini tamamlayın: At the factory, the beans ____ roasted and packed before shipping.

Cevabı göster

are

Then it's cut and packaged into biodegradable boxes.

1:29

Sonra kesilip biyolojik olarak parçalanabilen kutulara konuyor.

Mass-produced shampoo often uses artificial foaming agents like sodium lauryl sulfate.

1:34

Seri üretim şampuanlarda genellikle sodyum lauril sülfat gibi yapay köpürtücüler kullanılıyor.

Those go down the drain and can end up in the oceans. Deyimler

1:39

Bunlar gidere karışıp okyanuslara kadar ulaşabiliyor.

Deyimler

go down the drain: gerçek akış ve deyimsel kayıp

Bu cümlede go down the drain gerçek anlamıyla kullanılmıştır: köpürtücü maddeler atık suyla birlikte drenaj sistemine taşınır. Devamındaki can end up in the oceans ifadesi de bunun israfı değil, fiziksel bir güzergâhı anlattığını doğrular. Aynı ifade; zamanın, paranın, emeğin veya planların boşa gitmesi ya da mahvolması anlamına gelen yaygın bir deyimdir. Anlamı seçmek için öznenin ne olduğuna ve bağlamın gerçek su ile tesisatı mı, yoksa değerli bir şeyin kaybını mı anlattığına bakın.

Alıştırma

Bu cümleyi okuyun: When Leo pulled the plug, the bathwater went down the drain. Burada went down the drain ne anlama geliyor?

  1. Fiziksel olarak drenaj sistemine girmek.
  2. Çalışmayı durdurmak.
  3. Tamamen boşa gitmek.
Cevabı göster

Fiziksel olarak drenaj sistemine girmek.

Saunders says that's partly why customers want to buy her bars,

1:43

Saunders'a göre müşterilerin onun katı şampuanlarını almak istemesinin nedenlerinden biri,

which break down safely in nature. Öbek fiiller

1:47

bu ürünlerin doğada güvenle parçalanabilmesi.

Öbek fiiller

break down: doğada ayrışmak

Burada break down, doğal süreçlerle daha basit maddelere ayrışmak anlamına gelir. İlgi zamiri which kalıp şampuanları belirtir; safely in nature ise çevresel anlamı gösterir. Bu anlamı belirlemek için özneyi ve çevredeki kelimeleri kullanın. Bir malzeme toprakta, suda, kompostta veya doğada breaks down olduğunda bozulup çalışmaz hâle gelmiyor ya da analiz edilmiyor; ayrışıyordur.

Alıştırma

Bu cümleyi okuyun: These food containers break down in backyard compost. Burada break down ne anlama geliyor?

  1. Doğal olarak daha basit maddelere ayrışmak.
  2. Mekanik bir arıza nedeniyle çalışmayı durdurmak.
  3. Bir şeyi daha küçük adımlarla açıklamak.
Cevabı göster

Doğal olarak daha basit maddelere ayrışmak.

She sells 100,000 of them a year.

1:49

Yılda 100 bin tane satıyor.

But that's still only a tiny fraction of the $2 billion shampoo market. Kalıp ifadeler

1:52

Ancak bu, 2 milyar dolarlık şampuan pazarının hâlâ çok küçük bir kısmı.

Kalıp ifadeler

a tiny fraction of: son derece küçük bir oran

Burada a tiny fraction of, daha büyük bir bütünün çok küçük bir parçası anlamına gelir. İşletme mutlak sayı bakımından çok sayıda şampuan kalıbı satıyor olabilir, ancak bu satışlar 2 milyar dolarlık şampuan pazarının tamamıyla karşılaştırılmaktadır. a tiny fraction of + isim öbeği yapısı, parça ile bütün arasında bir karşılaştırma kurar. Burada fraction kesin bir matematiksel kesir belirtmek zorunda değildir; tiny, oranın son derece küçük olduğunu vurgular.

Alıştırma

Cümleyi çok küçük bir oran anlamına gelen hedef ifadeyle tamamlayın: Even after the launch, our app reached only ____ the potential users.

Cevabı göster

a tiny fraction of

It's extremely hard to get people to understand shampoo bars. Dilbilgisi

1:56

İnsanların katı şampuanları anlamasını sağlamak son derece zor.

Dilbilgisi

get people to understand: get + kişi + to ile mastar

Burada get people to understand, insanların anlamasını sağlamayı ya da onları anlamaya ikna etmeyi başarmak demektir. People, çabadan etkilenen nesnedir; to understand ise amaçlanan sonucu belirtir. Aktarılabilir yapı get + kişi + to + fiilin yalın biçimi şeklindedir. Genellikle sonuca ulaşmak için açıklama, ikna, düzenleme veya başka bir çaba gerektiğini sezdirir, ancak tek başına belirli bir yöntemi ifade etmez.

Alıştırma

Cümleyi get fiilinin geçmiş biçimi ve gerekli mastar işaretiyle tamamlayın: After several demonstrations, we ____ the team ____ use the new software.

Cevabı göster

got · to

People are beginning to understand,

2:01

İnsanlar anlamaya başlıyor

but it is still very fringe. Kelime

2:02

ama bunlar hâlâ çok niş ürünler.

Kelime

Very fringe: ana akımın oldukça dışında

Bu cümlede fringe, ana akımın dışında veya pazarın yalnızca küçük bir bölümü tarafından kabul edilen anlamında kullanılan bir sıfattır. Very bu değerlendirmeyi güçlendirir: ürün kategorisi geniş çapta kabul görmekten hâlâ çok uzaktır. Bu kullanım kaliteyi değil, pazardaki konumu değerlendirir. Ürünün kötü olduğu anlamına gelmez ve fringe kelimesinin alna düşen saç ya da bir şeyin dış kenarı anlamlarıyla ilgili değildir.

Alıştırma

Bir pazar raporunda the product is still very fringe en doğrudan ne anlama gelir?

  1. Ürün kötü yapılmıştır ve kalitesi düşüktür.
  2. Ürünün dış kenarında süsleme vardır.
  3. Ürün kitlesel pazarın her bölümü için tasarlanmıştır.
  4. Ürün hâlâ ana akımın dışındadır ve nispeten az sayıda tüketici tarafından kabul edilmektedir.
Cevabı göster

Ürün hâlâ ana akımın dışındadır ve nispeten az sayıda tüketici tarafından kabul edilmektedir.

Fringe because mass market shampoo in plastic bottles

2:05

Niş kalmalarının nedeni, plastik şişelerde satılan kitlesel şampuanların

dominated store shelves and TV ads for decades.

2:08

onlarca yıl mağaza raflarına ve televizyon reklamlarına hâkim olması.

A new shampoo with vitamins, minerals, protein, and

2:13

Yeni bir şampuan; vitaminler, mineraller, protein ve

But experts say a growing number of consumers, Kalıp ifadeler

2:16

Ancak uzmanlara göre giderek daha fazla tüketici,

especially millennials,

2:19

özellikle Y kuşağı,

now want to buy biodegradable beauty products.

2:20

artık biyolojik olarak parçalanabilen güzellik ürünleri satın almak istiyor.

Kalıp ifadeler

A growing number of + çoğul isim

A growing number of + çoğul isim, o gruptaki insanların veya nesnelerin sayısının zamanla arttığı anlamına gelir. Cümlede consumers bu çoğul isimdir; especially millennials dikkat çeken bir alt grubu belirtir ancak ana yapıyı değiştirmez. İfadenin tamamı süren sayısal bir eğilimi tek bir birim olarak sunar. Haber ve veri odaklı yazılarda artışı yalnızca more consumers demekten daha açık biçimde ifade eder.

Alıştırma

Raporu a growing number of ile tamamlayın: Survey data show that ____ commuters are cycling to work.

Cevabı göster

a growing number of

This is something that we are seeing happen in the shampoo category

2:23

Şampuan kategorisinde böyle bir değişimin yaşandığını görüyoruz;

where how matters, Dilbilgisi

2:26

artık nasıl yapıldığı önemli,

like how the product is made.

2:28

örneğin ürünün nasıl üretildiği.

Dilbilgisi

How matters: özne olarak how

how matters ifadesinde how doğrudan bir soru başlatmaz. “Bir şeyin yapılma biçimi” anlamına gelen kısa ve isim benzeri bir özne olarak işlev görür; matters ise “önemlidir” anlamındaki fiildir. Ardından gelen like how the product is made ifadesi, söz konusu olan belirli süreci açıklar. Kalıp how + yan cümle + matters şeklinde genişletilebilir veya bağlam süreci zaten belirtiyorsa kısa how matters biçiminde kullanılabilir.

Alıştırma

Örnekteki “how matters” ne anlama gelir?

  1. Ürünün yapılma biçimi önemlidir.
  2. Ürünün var olma nedeni önemlidir.
  3. Ürün, kendi yöntemi hakkında soru soruyor.
Cevabı göster

Ürünün yapılma biçimi önemlidir.

Lush Cosmetics scaled for mass production years ago Kelime

2:30

Lush Cosmetics yıllar önce seri üretime geçti

Kelime

Scaled for mass production: kapasiteyi büyütmek

Burada scaled, iş dünyasında kullanılan geçişsiz bir fiildir: Lush, operasyonlarını ve üretim kapasitesini büyütmüş veya uyarlamıştır. For mass production, bu büyümenin desteklemek üzere tasarlandığı amacı, yani ürünleri çok büyük miktarlarda üretmeyi belirtir. Scale fiilinin bu kullanımı, bir süreci veya kuruluşu daha yüksek hacmi kaldırabilecek duruma getirmeye odaklanır. Bir şeyi tartmakla veya harita ölçeğiyle ilgili değildir.

Alıştırma

Örnekteki “scaled for mass production” ne anlama gelir?

  1. Üretimi küçük bir deneysel partiye düşürdü.
  2. Ürünlerini bir tartıyla tarttı.
  3. Çok büyük miktarlarda üretim yapabilmek için operasyonlarını büyüttü veya uyarladı.
Cevabı göster

Çok büyük miktarlarda üretim yapabilmek için operasyonlarını büyüttü veya uyarladı.

and now sells about $20 million worth of shampoo bars every year. Kalıp ifadeler

2:33

ve şimdi her yıl yaklaşık 20 milyon dolarlık katı şampuan satıyor.

Kalıp ifadeler

Toplam değeri belirten “$20 million worth of”

amount + worth of + noun kalıbında miktar, ardından gelen isim öbeğinin ifade ettiği şeylerin toplam parasal değerini belirtir. Burada $20 million worth of shampoo bars, katı şampuanların yıllık toplam satış değerinin yaklaşık 20 milyon dolar olduğu anlamına gelir; her bir katı şampuanın 20 milyon dolara mal olduğu anlamına gelmez. Değeri belirtilen şey worth of ifadesinden sonra gelir. Worth bu değer kalıbının bir parçasıdır, geçmiş zamanlı bir fiil değildir; about ise rakamın yaklaşık olduğunu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi amount + worth of kalıbıyla tamamlayın: The warehouse holds about $____ medical supplies.

Cevabı göster

2 million worth of

We have seen really a shift from customers

2:37

Müşterilerde gerçekten bir değişim gördük;

and more and more folks looking at how

2:40

giderek daha fazla insan,

they can be more environmentally friendly in their own lives.

2:42

kendi hayatında nasıl daha çevre dostu olabileceğini araştırıyor.

Lush showed us how they make one of their top sellers, Kelime

2:46

Lush, en çok satan ürünlerinden birini nasıl yaptığını bize gösterdi:

the Seanik shampoo bar.

2:49

Seanik katı şampuanı.

Kelime

En çok satan ürün anlamında “top sellers”

Perakende dilinde a top seller, özellikle iyi satan bir ürün olabilir. Cümlede one of their top sellers denip ardından Seanik katı şampuanının adı verildiği için sellers satış ekibindeki kişileri değil, ürünleri ifade eder. Virgülden sonraki isim öbeği, söz konusu çok satan ürünü belirleyen bir eş görevli yapıdır. Daha genel olarak yakındaki bir ürün adı veya model, book ya da flavor gibi bir isim, seller sözcüğünün ürün anlamında kullanıldığını gösterebilir.

Alıştırma

Bu cümlede top sellers ne anlama gelir: “The blue backpack is one of the store's top sellers”?

  1. En çok satış yapan çalışanlar
  2. En yüksek gelire sahip mağazalar
  3. En yüksek satışa sahip ürünler
Cevabı göster

En yüksek satışa sahip ürünler

This $12 disc lasts for 80 washes Kalıp ifadeler

2:51

12 dolarlık bu disk 80 yıkama boyunca dayanıyor

and replaces about three shampoo bottles.

2:54

ve yaklaşık üç şampuan şişesinin yerini alıyor.

Kalıp ifadeler

lasts for 80 washes: kullanılabilir ömrü belirtme

Burada lasts for 80 washes, diskin saç yıkamada seksen kez kullanılabilir durumda kaldığını belirtir. Washes, yıkanan nesneleri değil kullanım sayılarını ifade eder. Aktarılabilir kalıp something lasts for + miktar şeklindedir; bir şeyin ne kadar süre devam ettiğini veya kaç kullanım sağladığını anlatır. Miktar, lasts for two hours örneğindeki gibi zaman ya da lasts for 30 cycles örneğindeki gibi kullanım sayısı olabilir. Buradaki last, devam etmek veya kullanılabilir kalmak anlamındadır; sonuncu olmak anlamında değildir.

Alıştırma

Cümleyi last for ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: On a full charge, this reading light ____ about ten hours.

Cevabı göster

lasts for

Sea salt,

2:58

Deniz tuzu,

lemon and orange flower oils,

2:59

limon ve portakal çiçeği yağları

and two types of seaweed.

3:01

ve iki tür deniz yosunu.

These are dried sheets of nori seaweed being fed into a paper shredder. Dilbilgisi

3:03

Bunlar, kâğıt parçalama makinesine verilen kurutulmuş nori yosunu yaprakları.

Dilbilgisi

being fed into a paper shredder: edilgen -ing son niteleyicisi

Bu cümlede are, These ile dried sheets of nori seaweed ad öbeğini birbirine bağlar. being fed into a paper shredder ifadesi bu ad öbeğinden sonra gelir ve sheets sözcüğünü niteler; that are being fed into a paper shredder biçiminde açılabilir. Being fed edilgendir: süreç devam ederken yapraklar eyleme maruz kalır. Bir makine sürecinde feed material into a machine, malzemeyi makineye sokmak veya beslemek anlamına gelir; malzemeye yiyecek vermek anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi load fiilinin edilgen -ing biçimi ve doğru edatla tamamlayın: The boxes ____ the truck are marked fragile.

Cevabı göster

being loaded onto

They're added right at the end.

3:07

En son aşamada ekleniyorlar.

The smell is uh quite strong.

3:09

Kokusu, şey, oldukça güçlü.

It'll remind you of sitting on the beach, Kalıp ifadeler

3:12

Size sahilde oturmayı,

Kalıp ifadeler

remind you of + isim veya -ing biçimi

remind someone of something yapısında remind fiilinden sonra anıyı hatırlayan kişi, ardından of ve akla gelen şey, deneyim ya da eylem gelir. Burada you hatırlayan kişidir; sitting on the beach ise of sonrasında gelen -ing grubudur. Bu ifade bir kokunun, sesin, görüntünün veya başka bir ipucunun bir anıyı ya da çağrışımı canlandırdığını anlatır. Birine gelecekte yapacağı bir işi unutmamasını söylemek anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi remind someone of something yapısıyla tamamlayın: The smell of fresh bread ____ my grandmother's kitchen.

Cevabı göster

reminds me of

hanging out by the ocean.

3:15

okyanus kıyısında vakit geçirmeyi hatırlatacak.

The same kind of food coloring used in M&Ms

3:16

M&Ms şekerlerinde kullanılan türden gıda boyası

makes it pop on the shelves and online. Kelime

3:19

ürünün raflarda ve internette göze çarpmasını sağlıyor.

Kelime

makes it pop: görsel etki yaratmak

makes it pop ifadesinde makes ettirgen bir fiildir, it ürünü belirtir ve pop, make + nesne yapısından sonra kullanılan yalın fiildir. Bu yapı, boyanın ürünün özellikle canlı ve dikkat çekici görünmesini sağladığını anlatır. Burada pop mecazidir: hiçbir şey patlamaz veya ani bir ses çıkarmaz. Tasarım ve pazarlamada renkler, karşıtlık, boyut ya da boşluklar izleyicinin bakışını çekerek make an element pop etkisi oluşturabilir.

Alıştırma

Bir tasarım değerlendirmesinde biri “The yellow border makes the headline pop.” diyor. Bu cümle ne anlama gelir?

  1. Kenarlık, başlığın görsel olarak öne çıkmasını sağlar.
  2. Kenarlık, başlığın patlamasına neden olur.
  3. Kenarlık, başlığın ani bir ses çıkarmasını sağlar.
Cevabı göster

Kenarlık, başlığın görsel olarak öne çıkmasını sağlar.

Lush has sold 41 million of these Seanik bars since 2005.

3:22

Lush, 2005'ten bu yana bu Seanik katı şampuanlarından 41 milyon adet sattı.

That's equivalent to about 1/5 Kalıp ifadeler

3:26

Bu sayı yaklaşık beşte bir demek,

of all the shampoo bottles Americans buy in a year.

3:28

Amerikalıların bir yılda aldığı tüm şampuan şişeleriyle kıyaslandığında.

Kalıp ifadeler

Equivalent to about 1/5 of: yaklaşık beşte birine eşdeğer

Bu cümlede be equivalent to, “miktar bakımından bir şeye denk olmak” anlamına gelir. That's ile belirtilen 41 milyon şampuan kalıbı, Amerikalıların bir yılda satın aldığı şampuan şişelerinin yaklaşık beşte birine denk gelir; bu, şampuan kalıplarıyla şişelenmiş şampuanın aynı ürün olduğu anlamına gelmez. Kalıp be equivalent to + miktar şeklindedir. about 1/5 of all the shampoo bottles ifadesinde about, kesrin yaklaşık olduğunu; of ise referans alınan bütün grubu gösterir.

Alıştırma

Örnekte equivalent to about 1/5 of bize ne anlatır?

  1. Amerikalılar her yıl tam olarak beş şişe şampuan satın alır.
  2. Miktar, yıllık toplamın yaklaşık beşte birine denktir.
  3. İki şampuan türü tamamen aynı üründür.
Cevabı göster

Miktar, yıllık toplamın yaklaşık beşte birine denktir.

Multinational brands like Procter and Gamble and L'Oréal

3:32

Procter and Gamble ve L'Oréal gibi çok uluslu markalar da

are also getting into the natural shampoo market. Öbek fiiller

3:35

doğal şampuan pazarına giriyor.

Öbek fiiller

Getting into the natural shampoo market: doğal şampuan pazarına girmek

Get into a market, o ticari alanda ürün sunarak veya geliştirerek pazara katılmaya başlamak anlamına gelir. Buradaki are getting into, büyük markaların doğal şampuan sektörüne girme sürecinde olduğunu gösterir; fiziksel bir hareketi anlatmaz. get into + pazar, sektör, alan, etkinlik veya ilgi kalıbı iş dünyası dışına da aktarılabilir. Tüm alanı satın almaya veya kontrol etmeye değil, o alana katılmaya başlamaya odaklanır.

Alıştırma

Cümleyi “katılmaya başlamak” anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: The publisher hopes to ____ the educational-app market this year.

Cevabı göster

get into

We spoke to Sonika Malhotra,

3:38

Sonika Malhotra ile konuştuk.

co-founder of Unilever's Love Beauty and Planet line

3:40

Kendisi Unilever'in Love Beauty and Planet serisinin kurucu ortaklarından biri;

that launched in 2018.

3:43

bu seri 2018'de piyasaya sürüldü.

The shampoo bars sell in more than 40 countries

3:45

Katı şampuanlar 40'tan fazla ülkede

and in retailers like Target and Walmart.

3:47

ve Target ile Walmart gibi perakendecilerde satılıyor.

So we need to track technologies

3:50

Bu yüzden teknolojileri takip etmemiz gerekiyor,

where we are able to find materials

3:51

bize yeni malzemeler bulma imkânı veren teknolojileri;

that sort of replicate all of these values, Ton ve niyet

3:54

bütün bu değerleri,

these properties that this material has,

3:56

bu malzemenin sahip olduğu özellikleri bir ölçüde taklit eden malzemeleri.

and that's not easy.

3:59

Bunu yapmak hiç kolay değil.

Ton ve niyet

Yumuşatıcı olarak sort of replicate

Bu cümlede sort of, replicate ifadesinin kesinliğini azaltır. Konuşmacı, alternatif bir malzemenin her özelliği tam olarak kopyalayabileceğini iddia etmez; önemli değerleri yalnızca yaklaşık olarak yeniden üretebilir veya bazı yönlerden benzerlik sağlayabilir. Bu yumuşatıcı ifade, eşleşmenin sınırlı bir kesinliğe sahip olduğunu ya da konuşmacının eşleşme konusunda çekince taşıdığını gösterir. Malzemenin türünü değil, özelliklerin ne ölçüde yeniden üretilebildiğini niteler.

Alıştırma

Bir araştırmacı şöyle diyor: The new coating sort of replicates the old one's flexibility. sort of ne anlatıyor?

  1. Ayrı bir esnek kaplama türü oluşturur.
  2. Her özelliği tam olarak yeniden üretir.
  3. Esnekliği yaklaşık olarak veya yalnızca bazı yönlerden yeniden üretir.
Cevabı göster

Esnekliği yaklaşık olarak veya yalnızca bazı yönlerden yeniden üretir.

Unilever shampoo bars are still niche

4:00

Unilever'in katı şampuanları hâlâ niş ürünler,

compared to their legacy brands like Suave and Tresemmé. Kelime

4:03

Suave ve Tresemmé gibi köklü markalarıyla karşılaştırıldığında.

Kelime

İş dünyasında legacy brands

Burada legacy brands, Suave ve Tresemmé gibi şirketin uzun süredir var olan, yaygın bilinirliğe ve yerleşik bir pazar konumuna sahip markalarını veya ürün serilerini ifade eder. İfade, bu olgun markaları daha yeni ve hâlâ niş olan bir ürün biçimiyle karşılaştırır. Legacy burada üretimden kaldırılmış veya eskimiş anlamına gelmez. Markaların şirketin mevcut ve tarihsel açıdan önemli portföyünün bir parçası olduğunu vurgular.

Alıştırma

Bir şirket raporunda, Our new app has fewer users than our legacy brands cümlesindeki legacy brands en doğal biçimde neyi ifade eder?

  1. Şirketin uzun süredir var olan yerleşik markaları.
  2. Şirketin daha önce üretimden kaldırdığı markalar.
  3. Özellikle tarihi anıtları korumak için oluşturulan markalar.
Cevabı göster

Şirketin uzun süredir var olan yerleşik markaları.

But the pressure to cut plastics is on. Deyimler

4:06

Ancak plastik kullanımını azaltma baskısı artıyor.

Deyimler

The pressure to cut plastics is on: plastik azaltma baskısı artık acil

Bu cümlede the pressure ... is on, plastik kullanımını azaltma yönündeki taleplerin açık ve acil hâle geldiğini anlatır. to cut plastics mastar öbeği, talep edilen eylemi belirtir; buradaki cut, plastik nesneleri fiziksel olarak kesmek değil, kullanımı azaltmak demektir. Kalıp the pressure to do something is on veya the pressure is on someone to do something biçiminde genişletilebilir. Bu deyimde on, acil durumun artık etkili olduğunu gösterir; fiziksel bir konumu ya da bir cihazın çalışmasını anlatmaz.

Alıştırma

Talebin artık acil olduğunu gösteren sabit iki sözcüklü sonu kullanarak cümleyi tamamlayın: With customers demanding safer packaging, the pressure to redesign the bottles ____.

Cevabı göster

is on

In 2019,

4:09

2019'da

a Greenpeace campaign tagged manufacturers on widely circulated photos of trash

4:09

bir Greenpeace kampanyası, yaygın biçimde paylaşılan çöp fotoğraflarında üreticileri etiketledi

and singled out Unilever as a major source of plastic garbage, Öbek fiiller

4:15

ve Unilever'i plastik çöplerin başlıca kaynaklarından biri olarak gösterdi;

along with Coca-Cola, Pepsi, and Nestlé.

4:18

Coca-Cola, Pepsi ve Nestlé ile birlikte.

Öbek fiiller

Singled out as a major source: başlıca kaynak olarak özellikle seçilip belirtilmek

singled out ifadesinde single, daha büyük bir gruptan bir kişiyi veya şeyi özel ilgi için seçmek anlamındaki bir fiildir; out ise gruptan bu ayrılmayı belirtir. İfade burada geçmiş zamandadır ve Unilever nesnesidir. Ardından gelen as a major source of plastic garbage bölümü şirkete verilen rolü açıklar. Single out doğası gereği eleştirmek anlamına gelmez; özel ilgi olumlu veya olumsuz olabilir. Burada şirketin başlıca kaynaklardan biri olduğu suçlaması, ilginin açıkça eleştirel olduğunu gösterir.

Alıştırma

‘Bir gruptan bir kişiyi özel övgü için seçti’ anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille cümleyi tamamlayın: The judges ____ Elena for her clear explanation.

Cevabı göster

singled out

Now we can pick up our smart devices

4:21

Artık akıllı cihazlarımızı elimize alıp

and look like,

4:23

şöyle bir bakabiliyoruz:

hey,

4:24

Bir dakika,

what's the brand's opinion on this?

4:24

bu konuda markanın görüşü ne?

What does the brand do to limit waste?

4:26

Marka atıkları azaltmak için ne yapıyor?

Unilever signed a commitment to eliminate single-use packaging, Kalıp ifadeler

4:29

Unilever tek kullanımlık ambalajları ortadan kaldırma taahhüdünü imzaladı,

but little progress has been made. Dilbilgisi

4:32

ama çok az ilerleme kaydedildi.

Kalıp ifadeler

signed a commitment to eliminate: tamamlanmış hedef değil, resmî taahhüt

Signed a commitment to eliminate ... bir kuruluşun, belirtilen hedefi bir şeyi ortadan kaldırmak olan taahhüdü resmen onayladığını veya imzaladığını bildirir. to mastarı olan to eliminate, taahhüdün neyi gerçekleştirmeyi amaçladığını belirtir. İmza, hedefin tamamlandığını değil, resmî sözün verildiğini gösterir. Bu cümlede but, sonraki ilerlemeyi ayrıca değerlendirerek bu ayrımı açık hâle getirir.

Alıştırma

Bir kuruluşun taahhüdünü resmen yazıya geçirdiği anlamına gelen ders ifadesiyle resmî raporu tamamlayın: At the summit, the university ____ cut campus emissions by half by 2030.

Cevabı göster

signed a commitment to

Dilbilgisi

little progress has been made: şimdiye kadar neredeyse hiç ilerleme yok

Little progress neredeyse hiç ilerleme olmadığı anlamına gelir. progress sayılamayan bir isim olduğu için little miktarı olumsuz değerlendirir; a little progress ifadesinden çok daha az umut vericidir. Has been made, make progress ifadesinin present perfect edilgen biçimidir. Sorumlu kişileri belirtmeden geçmişten bugüne kadar elde edilen sonuçları değerlendirir; böylece hayal kırıklığı yaratan ilerleme miktarı öne çıkar.

Alıştırma

Şimdiye kadar neredeyse hiç ilerleme olmadığını bildiren cümleyi seçin.

  1. Little progress has been made on the safety review.
  2. A little progress has been made on the safety review.
  3. Significant progress has been made on the safety review.
Cevabı göster

Little progress has been made on the safety review.

And plastics contribute to climate change.

4:34

Plastikler ayrıca iklim değişikliğine katkıda bulunuyor.

They're made with fossil fuels

4:37

Fosil yakıtlardan üretiliyor

and emit greenhouse gases throughout their life cycle. Kelime

4:38

ve yaşam döngüleri boyunca sera gazı salıyorlar.

Kelime

Çevre bağlamında “Throughout Their Life Cycle”

Çevreyle ilgili bir tartışmada bir ürünün yaşam döngüsü; ham maddelerin elde edilmesi ve üretimden kullanım, nihai bertaraf veya geri dönüşüme kadar bütün aşamaları kapsar. Buradaki their plastikleri ifade eder; dolayısıyla bu ifade canlı bir varlığın doğumundan ölümüne kadar olan süreci anlatmaz. Throughout, “her aşama boyunca” veya “başından sonuna kadar” anlamına gelir. Bu nedenle cümle, sera gazı salımlarının yalnızca plastikler kullanılırken veya atılırken değil, bütün zincir boyunca oluşabileceğini belirtir.

Alıştırma

Bir ürünün throughout its life cycle boyunca gaz yaydığı iddiasını en iyi hangi ifade açıklar?

  1. Yalnızca atıldığında salıma neden olur.
  2. Belirli bir yıl boyunca kullanılabilir kalır.
  3. Ham maddelerden bertarafa kadar her aşamada salıma neden olabilir.
Cevabı göster

Ham maddelerden bertarafa kadar her aşamada salıma neden olabilir.

Many countries have banned certain types of plastic packaging.

4:41

Birçok ülke belirli plastik ambalaj türlerini yasakladı.

When we think about real solutions,

4:44

Gerçek çözümleri düşündüğümüzde

we have to look at systems change Kelime

4:46

sistemsel değişime

and who is accountable for that. Kalıp ifadeler

4:49

ve bunun sorumlusunun kim olduğuna bakmalıyız.

Kelime

Yapısal reform anlamında “Systems Change”

Politika ve savunuculuk bağlamlarında systems change; kurallar, teşvikler, iş uygulamaları, kurumlar ve hesap verebilirlik gibi toplumun veya bir sektörün birbiriyle bağlantılı çeşitli bölümlerinde yapısal reform anlamına gelir. Bireylerin birbirinden kopuk eylemleri veya tek seferlik çözümlerle karşıtlık oluşturur. Bu cümlede hesap verebilirlikle ilgili soru şirketleri ve sektörü işaret eder. Dolayısıyla ifade, bilgisayar sistemlerinde değişiklik değil, sektör düzeyinde bir değişim talep eder. Dilbilgisi bakımından systems, yerleşik bir terimin parçası olarak change sözcüğünün önünde kullanılan çoğul bir isimdir.

Alıştırma

Birbiriyle bağlantılı kurumlar ve sektörler arasındaki yapısal reformu belirten terimle şu politika cümlesini tamamlayın: Individual choices matter, but lasting progress requires ____.

Cevabı göster

systems change

Kalıp ifadeler

be accountable for: bir eylem veya sonuç için hesap verme yükümlülüğü

Bu cümlede who is accountable for that, sistem değişikliği için hangi kişi veya kurumun hesap vermesi ve inceleme ya da sonuçları kabul etmesi gerektiğini sorar. Accountable for yalnızca bir işe dâhil olmaktan fazlasını ifade eder; bir eylem, karar veya sonuç için hesap verme yükümlülüğü yükler. Aktarılabilir kalıp be accountable for + isim veya -ing biçimidir. Tamamlayıcı, öznenin açıklaması ya da sorumluluğunu üstlenmesi gereken konuyu belirtir.

Alıştırma

Doğru edatla eşdizimi tamamlayın: The finance director is accountable ____ the accuracy of the report.

Cevabı göster

for

It's corporations and industry.

4:51

Bunun sorumlusu şirketler ve sanayi sektörü.

Break Free from Plastic runs beach cleanups

4:53

Break Free from Plastic sahil temizlikleri düzenliyor;

where volunteers tally up the trash associated with specific brands. Öbek fiiller

4:55

gönüllüler burada belirli markalarla ilişkili çöpleri tek tek sayıyor.

Öbek fiiller

tally up: kalemleri kaydedip toplamı hesaplamak

Burada tally up, çöp parçalarını kaydedip ardından toplamını hesaplamak ve sayımı belirli markalarla ilişkilendirmek anlamına gelir. Kabaca tahmin etmekten ziyade sistemli bir sayımı anlatır. Aktarılabilir kalıp tally up + öğeler, miktarlar, oylar, maliyetler veya sonuçlardır. Ayrı kayıtlar nihai bir toplam oluşturmak üzere birleştirildiğinde kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi tally up ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After the survey closed, the team ____ all the responses by region.

Cevabı göster

tallied up

Break Free's global head of communications

5:00

Break Free'nin küresel iletişim direktörü,

says all this plastic garbage

5:02

tüm bu plastik çöplerin

won't go away with just shampoo bars.

5:04

yalnızca katı şampuanlarla ortadan kalkmayacağını söylüyor.

These sorts of products are still putting the onus on individuals. Kalıp ifadeler

5:06

Bu tür ürünler hâlâ sorumluluğu bireylere yüklüyor.

Kalıp ifadeler

putting the onus on individuals: sorumluluğu bireylere yüklemek

Putting the onus on individuals, harekete geçme veya sorunu çözme sorumluluğunu tek tek tüketicilere yüklemek demektir. Onus bir görev veya yük anlamına gelir; dolayısıyla ifade, işi kimin yapmasının beklendiğini vurgular. Bu cümlede still eleştirel anlamı güçlendirir: bu ürünlere rağmen sorumluluk şirketlerde veya daha geniş sistemde değil, bireylerde kalmaktadır. put the onus on X kalıbı, sorumluluğun nasıl dağıtıldığını anlatmak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi put the onus on kalıbıyla tamamlayın: The policy puts ____ local councils to organize the recycling program.

Cevabı göster

the onus on

There's something really strong about wallet power, Deyimler

5:10

Cüzdanın gücü gerçekten çok etkili olabilir,

Deyimler

wallet power: tüketicilerin harcama yoluyla etkisi

Wallet power, tüketicilerin satın aldıkları, satın almayı reddettikleri veya destekledikleri şeyler aracılığıyla şirketleri ve piyasaları etkileme gücünü anlatan bir benzetmedir. Wallet burada fiziksel cüzdanı veya yalnızca birinin ne kadar parası olduğunu değil, harcama kararlarını temsil eder. really strong sözleri, bu tercihleri gerçek baskı yaratabilecek seçimler olarak sunar. İfade, tüketimi bir etki ve eylem biçimi olarak çerçeveler; ancak daha geniş bir sav daha sonra bu etkinin sınırlı olduğunu söyleyebilir.

Alıştırma

Şu İngilizce cümleyi okuyun: A boycott can show customers' wallet power. wallet power ne anlama gelir?

  1. Tüketicilerin harcama kararları yoluyla oluşturduğu etki
  2. Tüketicilerin satın alabileceği ürün miktarı
  3. Şirketlerin piyasa fiyatlarını belirleme gücü
Cevabı göster

Tüketicilerin harcama kararları yoluyla oluşturduğu etki

but it is a drop in the bucket Deyimler

5:13

ama bu, okyanusta yalnızca bir damla kalıyor

in terms of the solution to be focused on.

5:15

odaklanılması gereken çözümün bütünü düşünüldüğünde.

Deyimler

A drop in the bucket: toplamın çok küçük bir bölümü

“A drop in the bucket” gerçek bir su damlasından söz eden bir ifade değildir. Bir miktarın, katkının veya etkinin ihtiyaç duyulan toplamla karşılaştırıldığında son derece küçük olduğunu belirtir. Burada bireysel satın alma tercihleri bir miktar etki yaratabilir, ancak bu etki ana çözüm olamayacak kadar küçüktür. Başka bağlamlara aktarılabilecek fikir, küçük bir parça ile çok daha büyük bir bütün arasındaki keskin orantısızlıktır.

Alıştırma

Cümleyi, “ihtiyaç duyulanın çok küçük bir bölümü” anlamına gelen bucket deyimiyle tamamlayın: The donation is welcome, but compared with the rebuilding cost, it is ____.

Cevabı göster

a drop in the bucket

And small businesses like Jill's

5:19

Jill'inki gibi küçük işletmeler de

face obstacles to scaling up, Öbek fiiller

5:21

büyümenin önünde engellerle karşılaşıyor;

like steep shipping costs and expensive ingredients. Kelime

5:23

yüksek nakliye ücretleri ve pahalı malzemeler gibi.

Öbek fiiller

Scale up: operasyonel kapasiteyi artırmak

“Scale up”, zaten var olan bir şeyin kapasitesini, hacmini, erişimini veya faaliyetlerini artırmak anlamına gelir. Burada küçük işletmeler, daha büyük ölçekte üretim yapmayı zorlaştıran maliyetlerle karşı karşıyadır; bu maliyetler büyümenin sonuçları değil, büyümenin önündeki engellerdir. “Obstacles to scaling up” ifadesinde to bir edattır; bu nedenle scale, -ing biçimi olan scaling hâlini alır. İfade, bir nesneyi fiziksel olarak büyütmekten veya tartıya koymaktan değil, operasyonel büyümeden söz eder.

Alıştırma

Cümleyi, scale ile kurulan ve “kapasiteyi veya faaliyetleri artırmak” anlamına gelen öbek fiille tamamlayın: After a successful local trial, the clinic plans to ____ its vaccination program statewide.

Cevabı göster

scale up

Kelime

Steep shipping costs: “çok yüksek” anlamındaki steep

Steep shipping costs ifadesinde steep, çoğu zaman ciddi bir maddi yük oluşturacak kadar “son derece yüksek” anlamına gelir. Nakliye güzergâhının eğimini değil, nakliye için alınan ücretin miktarını anlatır. Bu mecazi kullanım prices, fees, bills, costs ve increases gibi sözcüklerle yaygındır. Nötr high sözcüğüyle karşılaştırıldığında steep genellikle daha güçlü bir kaygı veya olumsuz değerlendirme ifade eder.

Alıştırma

Steep shipping costs ifadesinde steep ne anlatır?

  1. Nakliye ücretleri, mevcut düzeyleri ne olursa olsun artıyor.
  2. Nakliye ücretleri son derece yüksek ve ağır bir yük oluşturuyor.
  3. Nakliye için kullanılan güzergâh dik bir eğime sahip.
Cevabı göster

Nakliye ücretleri son derece yüksek ve ağır bir yük oluşturuyor.

Her bar costs three times as much as Unilever's. Dilbilgisi

5:26

Onun katı şampuanı Unilever'inkinin üç katı fiyata satılıyor.

Dilbilgisi

Fiyat karşılaştırmalarında three times as much as

Three times as much as çarpanlı bir karşılaştırma oluşturur. A costs three times as much as B, A'nın toplam fiyatının B'nin fiyatının üç katı olduğu anlamına gelir. B'nin fiyatına aynı fiyattan üç tane daha eklenip toplamın dört kat olması anlamına gelmez. Para veya sayılamayan kabul edilen diğer miktarlar için number + times + as much as kullanın. Altyazıda Unilever's, Unilever's bar ifadesinin yerine geçerek ürün adının tekrarını önler.

Alıştırma

İlk fiyatın ikincinin tam üç katı olduğunu anlatmak için cümleyi as much as kullanarak tamamlayın: The large box costs ____ the small box.

Cevabı göster

three times as much as

Despite the challenges,

5:30

Tüm zorluklara rağmen

Jill says her customer base is growing.

5:31

Jill müşteri kitlesinin büyüdüğünü söylüyor.

Business is getting better and better and better Dilbilgisi

5:33

İşler gittikçe daha, daha ve daha iyiye gidiyor

as a result of the zero waste consciousness

5:36

sıfır atık bilincinin artması

and people's awareness that biodegradability is very important.

5:38

ve insanların biyolojik olarak parçalanabilirliğin çok önemli olduğunu anlaması sayesinde.

Dilbilgisi

getting better and better and better: vurgulu ve sürekli iyileşme

get + karşılaştırma yapısında get, durum değişikliğini gösterir. Business is getting better, işlerin yalnızca şu anda iyi olduğunu değil, zamanla iyileştiğini anlatır. better and better biçiminde karşılaştırma sözcüğünün tekrarlanması, kademeli ve devam eden bir değişimi gösterir. Üçüncü better konuşmada vurgu katar; ilerleme ve iyimserlik hissini güçlendirir, ancak yeni bir karşılaştırma sunmaz.

Alıştırma

Sürekli iyileşmeyi göstermek için get ve tekrarlanan better biçimlerini kullanarak cümleyi tamamlayın: With daily practice, her English is ____.

Cevabı göster

getting better and better

So the future looks extremely bright. Deyimler

5:42

Bu nedenle gelecek son derece parlak görünüyor.

Deyimler

the future looks extremely bright: çok olumlu gelecek beklentileri

Bright, olumlu beklentileri anlatan bir mecazdır. Cümle, mevcut işaretlerin çok olumlu veya başarılı bir geleceğe işaret ettiğini söyler; gerçek bir ışıktan söz etmez. Looks, bunun konuşanın şu anda gördüklerine dayalı değerlendirmesi olduğunu ve bir garanti olmadığını gösterir. Extremely bu iyimserliği özellikle güçlü hâle getirir.

Alıştırma

Konuşan The future looks extremely bright sözüyle ne anlatıyor?

  1. Ne olursa olsun başarı garantidir.
  2. Gelecekte olağan dışı derecede güçlü bir ışık olacak.
  3. Mevcut işaretler çok başarılı bir geleceğe işaret ediyor.
Cevabı göster

Mevcut işaretler çok başarılı bir geleceğe işaret ediyor.