Pasaportunuz ne kadar güçlü?: İngilizce çalışma notları
The Economist
Video özeti: Pasaport renkleri din, ulusal kimlik ve iş birliğini yansıtabilir; vizesiz erişim sıralaması seyahat kapsamını karşılaştırır, ancak düşük sıra macera ruhunu yok etmez. Başlıca İngilizce noktaları: 1. "Islamic countries have green passports" - Kültür ve gerçek yaşam bağlamı: yeşili İslam inancıyla ilişkilendirin ve yalnız tasarım değil, kültürel anlamı okuyun. 2. "revert back to" - Sözcük ve kullanım düzeyi: önceki duruma dönüşü anlayın; "back" aynı fikri yinelediği için özenli kullanımda "revert to" seçin. 3. "limits your choices, but not your sense of adventure." - Söylem ve retorik: sonucun gerçek bir kısıtı kabul edip karşıtlıkla iyimser bakışı nasıl koruduğunu görün.
Bu derste
You can tell a lot about a country from its passport. Kalıp ifadeler
0:00Bir ülke hakkında pasaportundan çok şey anlayabilirsiniz.
tell a lot about ... from its passport: kanıttan çok şey çıkarmak
Bu cümlede tell a lot about, bir şey hakkında çok miktarda bilgiyi ortaya koymak veya göstermek anlamına gelir; birine bilgi vermek anlamında değildir. Pasaport bir kanıt olarak ele alınır: ona bakarak ülke hakkında bazı çıkarımlar yapabilirsiniz. Yapı You can tell a lot about Y from X şeklindedir. from its passport ifadesi, çıkarımın dayandığı kanıtı veya kaynağı belirtir. Gözlemlenebilir bir ayrıntı bir kişi, yer, nesne ya da fikir hakkında daha geniş bilgiler ortaya koyduğunda bu yapıyı kullanabilirsiniz.
Alıştırma
'The way a team handles a loss can tell a lot about its character' cümlesinde tell a lot about ne anlama gelir?
- Bilgiyi birinden saklamak
- Bir şey hakkında birçok soru sormak
- Bir kişiye birçok gerçeği doğrudan anlatmak
- Bir şey hakkında çok miktarda bilgi ortaya koymak
Cevabı göster
Bir şey hakkında çok miktarda bilgi ortaya koymak
giveaway. : istemeden ortaya çıkan ipucu
Bu cümlede giveaway, çoğu zaman kimse bunu amaçlamasa da bir cevabı, kimliği veya gerçeği ortaya çıkaran belirgin bir işaret anlamındaki isimdir. Cümle, rengi ilk giveaway olarak adlandırıyor; yani renk, pasaportun kültürel veya siyasi arka planını çıkarmaya yarayan ilk ipucudur. Bu cümlede kelime ücretsiz bir eşya anlamına gelmez. Bağlamdaki görsel ipucu fikri, bilgi açığa çıkaran işaret anlamını belirler.
Alıştırma
'The mud on her shoes was the giveaway that she had walked through the park' cümlesinde giveaway ne anlama gelir?
- Ne olduğunu ortaya çıkaran bir ipucu
- Bir şeyi ücretsiz verme talimatı
- Pasaportta kullanılan bir renk
- Ödül olarak sunulan ücretsiz bir eşya
Cevabı göster
Ne olduğunu ortaya çıkaran bir ipucu
Genel bir eğilim için tend to + fiil
tend to + fiilin yalın hâli, genellikle ne olduğunu veya bir kişi ya da grubun çoğunlukla ne yaptığını anlatır. Kesin bir kuralı değil, bir eğilimi ifade ettiği için istisnalar olabilir. Burada tend to, ülkeler hakkındaki genellemeyi daha dikkatli ve doğru hâle getirir. Ülkelerin renk seçmeyi planladığı ya da buna niyet ettiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi, kesin bir kuralı değil genel bir düzeni belirten iki sözcüklü yapıyla tamamlayın: During exams, people ____ sleep less.
Cevabı göster
tend to
that reflect their national character. Kalıp ifadeler
0:10kendi ulusal karakterlerini yansıtanları tercih ederler.
reflect their national character: ortak özellikleri göstermek
Burada reflect, “ışığı veya bir görüntüyü geri yansıtmak” değil, “göstermek, ifade etmek veya somutlaştırmak” anlamındadır. Renklerin, ülkeyle ilişkilendirilen özellikleri ortaya koyduğu düşünülür. National character, bir ülkenin ortak özellikleri veya kimliği hakkındaki geniş bir düşünceyi anlatır. reflect + soyut özellik yapısı; tasarımın, sanatın, davranışın veya seçimlerin değerleri ve kimliği nasıl aktardığını açıklamak için kullanışlıdır.
Alıştırma
Cümleyi, “gösterir veya ifade eder” anlamındaki reflect fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The library's open design ____ the community's values.
Cevabı göster
reflects
“the nation's favorite color, black”: ulusal bir simge olarak siyah
Burada siyah, Yeni Zelanda'nın kamusal ulusal kimliğiyle güçlü biçimde ilişkilendirilen bir renk olarak sunulur. Ragbi takımı, hava yolu şirketi ve pasaportlar, aynı rengin çeşitli ulusal simgelerde yer aldığını gösteren örneklerdir. “The nation's favorite color” geniş bir kültürel tanımdır; her Yeni Zelandalının kişisel olarak en sevdiği rengin siyah olduğunu gösteren bir anket sonucu değildir. Sondaki black, önceki color sözcüğünün hangi rengi ifade ettiğini açıklayan eş görevli bir öğedir.
Alıştırma
Bu cümlede “the nation's favorite color, black” ne anlama geliyor?
- Siyah, Yeni Zelanda'nın ulusal kimliğini temsil eden tanınmış bir renk olarak sunulur.
- Siyah yalnızca Yeni Zelanda'nın ragbi takımına aittir.
- Yeni Zelanda'daki herkes kişisel olarak en sevdiği renk olarak siyahı seçmiştir.
Cevabı göster
Siyah, Yeni Zelanda'nın ulusal kimliğini temsil eden tanınmış bir renk olarak sunulur.
because of the importance of the color in the Muslim faith.
0:26çünkü bu renk Müslüman inancında önemli bir yere sahiptir.
“Islamic countries have green passports”: Müslümanlık inancında yeşilin önemi
Bu cümle, bir tasarım tercihinin kültürel nedenini verir: Yeşil, İslam'da özel bir öneme sahiptir ve bu ilişki birçok İslam ülkesinin neden yeşil pasaport kullandığını açıklamaya yardımcı olur. Many, iddianın kapsamını sınırlar; dolayısıyla her İslam ülkesi kastedilmez. Neden, ardından the importance of the color in the Muslim faith isim öbeği gelen because of ile verilir.
Alıştırma
Hangi yorum hem kültürel nedeni hem de many sözcüğünün kapsamını en iyi şekilde koruyor?
- Yeşil İslam'da önemlidir; bu da tümü olmasa da birçok İslam ülkesinin neden yeşil pasaport kullandığını açıklamaya yardımcı olur.
- İslam ülkeleri yeşil pasaportu yalnızca yeşil mürekkep daha ucuz olduğu için seçer.
- Bütün İslam ülkeleri ortak tek bir yasa gereğince yeşil pasaport kullanmak zorundadır.
Cevabı göster
Yeşil İslam'da önemlidir; bu da tümü olmasa da birçok İslam ülkesinin neden yeşil pasaport kullandığını açıklamaya yardımcı olur.
Cümle başında as well as
Bu cümlenin başındaki as well as, daha önce ortaya konmuş ek bir işlevi tanıtır: renk, ulusal kimliğin bir ifadesidir. Ana cümle color can demonstrate international cooperation olduğundan, cümlenin yeni ve temel iddiası burada yer alır. Kalıp As well as + isim veya -ing biçimi, + ana cümle şeklindedir. as well as sonrasındaki öge ana cümlenin öznesi değildir; burada özne color sözcüğüdür.
Alıştırma
Hangi cümle, zamandan tasarrufu ek bir fayda olarak sunup güvenlik iyileştirmesini temel iddia olarak korumak için cümle başında as well as kullanır?
- The update saves time and improves security.
- As well as saving time, the update improves security.
- Saving time is the only benefit of the update.
Cevabı göster
As well as saving time, the update improves security.
ulusal kimliğin bir ifadesi
Bu cümlede a statement of national identity, bir ulusun ortak kimliğinin görünür bir ifadesi veya simgesi anlamına gelir. Renk, gerçek anlamda sözlü ya da yazılı bir açıklama yapılmadan da bu kimliği iletebilir. a statement of + identity, values, or support kalıbı genellikle güçlü ve kamusal bir ifadeyi anlatır. Burada national identity, kimlik belgesi veya vatandaşlık kanıtı değil, paylaşılan ulusal özellikler ve aidiyet duygusu anlamındadır.
Alıştırma
Hangi cümlede a statement of national identity, simgesel ve kamusal bir ifade anlamında kullanılmıştır?
- Her passport was accepted as a statement of national identity.
- The pavilion's design was intended as a statement of national identity.
- The witness gave a statement about the missing passport.
Cevabı göster
The pavilion's design was intended as a statement of national identity.
The British passport was originally a regal navy blue,
0:40İngiliz pasaportu orijinalinde asil bir lacivertti,
but after Britain joined the European Union in 1973,
0:44ancak İngiltere 1973'te Avrupa Birliği'ne katıldıktan sonra,
in line with: bir standart veya uygulamayla uyumlu
In line with, bir standart, uygulama veya yönelimle “uyumlu” ya da “ona uyacak şekilde düzenlenmiş” anlamına gelir. Burada mecazidir; nesnelerin fiziksel olarak aynı çizgide durduğunu anlatmaz. Bu cümlede bordo kırmızısına geçişin diğer AB ülkelerinin uygulamalarıyla uyumlu olduğunu gösterir. Başka durumlarda kullanılabilecek kalıplar X is in line with Y ve do X in line with Y şeklindedir; Y, X’in uyduğu politika, standart, eğilim veya uygulamayı belirtir.
Alıştırma
“The school updated its rules in line with national guidance,” cümlesinde in line with ne anlama gelir?
- ulusal yönergeler yayımlanmadan önce
- kurallar düz bir çizgi hâlinde sıralanırken
- kurallar ulusal yönergelere uysun diye
Cevabı göster
kurallar ulusal yönergelere uysun diye
The common color was supposed to make European passports instantly recognizable. Dilbilgisi
0:54Bu ortak rengin Avrupa pasaportlarını anında tanınabilir kılması amaçlanmıştı.
was supposed to: amaçlanan bir sonuç
Was supposed to + fiilin yalın hâli, bir şeyin ne yapmasının amaçlandığını veya beklendiğini anlatabilir. Bu cümlede özne ortak renktir; dolayısıyla ifade tasarımın amaçlanan etkisini, yani Avrupa pasaportlarının kolayca tanınmasını anlatır. Rengin kişisel bir yükümlülüğü olduğu anlamına gelmez ve beklenen sonucun gerçekten gerçekleştiğini kanıtlamaz. Amaçlanan bir işlevi yükümlülükten ayırmak için bağlama ve öznenin türüne bakın.
Alıştırma
“The extra window was supposed to let more light into the room,” cümlesinde was supposed to ne ifade eder?
- Odaya kesinlikle daha fazla ışık girdiği.
- Pencerenin yasal olarak harekete geçmek zorunda olduğu.
- Daha fazla ışık almanın amaçlanan işlev olduğu.
Cevabı göster
Daha fazla ışık almanın amaçlanan işlev olduğu.
make + nesne + sıfat: pasaportları anında tanınabilir hâle getirmek
Burada make, “üretmek” anlamına gelmez. “Bir şeyin belirli bir duruma veya niteliğe sahip olmasını sağlamak” anlamına gelir. Yapı make + nesne + sıfat şeklindedir. European passports isim öbeği nesnedir; instantly recognizable ise ortak rengin pasaportlara kazandırması amaçlanan niteliği anlatır. Bu yapı bir tasarımın, eylemin veya olayın sonucunu açıklamak için kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi cümlede make + nesne + sıfat yapısı “bir şeyin belirli bir niteliğe sahip olmasını sağlamak” anlamında kullanılmıştır?
- Clear icons make the app easy to use.
- Clear icons make an app for new users.
- Clear icons are made by the design team.
Cevabı göster
Clear icons make the app easy to use.
can't be patented: buluşlar için patent koruması
Bu cümlede patent, bir buluş için patent koruması elde etmek anlamına gelen bir fiildir. Edilgen be patented yapısı, bu yasal korumayı alacak şeye odaklanır; can't ise burada bu tür bir korumanın mümkün olmadığını belirtir. Patent, fikrî mülkiyet korumasının belirli bir türüdür. Patent fiili herhangi bir şeye sahip olmak, onu ayırmak veya yasal olarak korumak anlamında kullanılan genel bir fiil değildir.
Alıştırma
Hangi cümlede patent, bir buluşun korunması anlamında doğru kullanılmıştır?
- The café patented its brand name.
- The inventor patented a new locking mechanism.
- The author patented her novel.
Cevabı göster
The inventor patented a new locking mechanism.
nothing stops others with the same idea.
1:03aynı fikre sahip diğerlerini durduracak hiçbir şey yoktur.
A number of countries that aspire to join the EU Kalıp ifadeler
1:05AB'ye katılmak isteyen pek çok ülke de
aspire to join: katılmayı hedeflemek
Bu cümlede aspire to join, AB üyesi olmayı ciddi ve değerli bir hedef olarak görmek demektir. İstek ve yönelimi anlatır; AB’nin izin verdiğini veya üyeliği onayladığını göstermez. Yapı aspire to + fiilin yalın hâli şeklindedir. Basitçe want to demekten daha resmî ve yüksek bir üsluba sahiptir; genellikle zaman veya çaba gerektirebilecek bir hedefi düşündürür.
Alıştırma
“Bir oluşumun üyesi olmayı ciddi biçimde hedeflemek” anlamındaki resmî ifadeyle cümleyi tamamlayın: Several small states ____ the regional alliance one day.
Cevabı göster
aspire to join
leave the club: AB’den ayrılma metaforu
Burada the club, Avrupa Birliği için kullanılan bir metafordur; dolayısıyla leave the club, Britanya’nın AB üyeliğine son vermesi demektir. Fiziksel bir kulüp binasından çıkmayı veya sıradan bir sosyal kulüpten ayrılmayı anlatmaz. AB’ye club denmesi, onu ülkelerin üye olduğu bir grup olarak sunar. Bu ifade leave the EU sözünden daha az resmî ve biraz daha konuşma diline yakındır; metaforun anlaşılması için önceki AB göndermesine dayanır.
Alıştırma
Bu haber bağlamında “Britain has decided to leave the club” ne anlama gelir?
- Britanya AB üyeliğine son vermeye karar verdi.
- Britanya yalnızca üyelere açık yeni bir kulüp kurmaya karar verdi.
- Britanya bir sosyal kulüp binasından çıkmaya karar verdi.
Cevabı göster
Britanya AB üyeliğine son vermeye karar verdi.
will revert back to navy blue after Brexit. Notlar
1:21Brexit'ten sonra laciverte döneceğini duyurdu.
revert back to: yaygın kullanım ve daha özlü revert to
Bu cümlede revert back to, “önceki bir duruma dönmek” anlamına gelir: pasaportun rengi yeniden lacivert olacaktır. Dönülen nokta önceki bir durum veya koşulsa revert fiilinden sonra to gelir. Revert zaten geri dönme anlamını içerdiği için back aynı anlamı tekrarlar. Revert back to günlük konuşmada yaygın ve anlaşılırdır, ancak revert to daha özlüdür.
Alıştırma
Sistem önceki ayarlarına döndüğünde özenli ve özlü bir anlatım için en iyi cümle hangisidir?
- The system will revert back to its previous settings.
- The system will revert to its previous settings.
- The system will revert into its previous settings.
Cevabı göster
The system will revert to its previous settings.
Brexit: Birleşik Krallık’ın AB’den ayrılması
Brexit, Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği’nden ayrılmasının ve bu sürecin etrafındaki siyasi gelişmelerin adıdır. Sözcük Britain ve exit kelimelerinin birleşiminden oluşur. Burada after Brexit, pasaport rengindeki değişikliği bu siyasi ve kurumsal bağlama yerleştirir. Brexit bir pasaport veya seyahat terimi değildir.
Alıştırma
Şu İngilizce cümleyi okuyun: "Passport rules changed after Brexit." Brexit neyi ifade ediyor?
- Bir ülkeden ayrılmaya yönelik genel bir kural
- Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği’nden ayrılması
- Yeni bir tür Britanya pasaportu
Cevabı göster
Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği’nden ayrılması
If you have a passport from Singapore or South Korea,
1:26Eğer Singapur veya Güney Kore pasaportunuz varsa,
you're in possession of one of the most powerful travel documents on Earth. Kalıp ifadeler
1:30dünyadaki en güçlü seyahat belgelerinden birine sahipsiniz demektir.
in possession of: resmî gözetim veya kontrol
Be in possession of, bir şeyi elinde bulundurmak veya kontrolü altında tutmak demektir. Bu cümlede, dinleyenin seyahat belgesine, yani pasaporta sahip olduğunu belirtir. Yapı be + in possession of + isim şeklindedir. Yalnızca mülkiyeti belirtmek yerine gözetim veya kontrolü daha fazla vurgular. Bu ifadede possession doğaüstü bir anlam taşımaz.
Alıştırma
in possession of hangi cümlede en doğal bağlamda kullanılmıştır?
- The security officer is in possession of the visitor's ID while the check is completed.
- She is in possession of a funny idea.
- I am in possession of a sandwich for lunch.
Cevabı göster
The security officer is in possession of the visitor's ID while the check is completed.
Passport power: uluslararası seyahat erişimi
Passport power, bir pasaportun ne kadar uluslararası erişim sağladığını anlatan bir seyahat politikası terimidir. Bu cümlede, pasaport sahibinin önceden vize almadan girebildiği ülke sayısıyla ölçülür. Burada power mecazidir; pratik seyahat erişimi veya kolaylığı anlamına gelir. Pasaport sahibinin kişisel yetkisini ya da bir ülkenin siyasi veya askerî gücünü anlatmaz.
Alıştırma
Bu cümlede passport power ne anlama geliyor?
- Pasaport sahibinin siyasi yetkisi
- Pasaportun, sahibinin başka ülkelere vizesiz girmesini ne kadar kolaylaştırdığı
- Pasaportu düzenleyen ülkenin askerî gücü
Cevabı göster
Pasaportun, sahibinin başka ülkelere vizesiz girmesini ne kadar kolaylaştırdığı
is measured by: ölçümün dayanağını belirtmek
X is measured by Y edilgen yapısında X değerlendirilen şeyi, Y ise değerlendirmede kullanılan ölçütü, miktarı veya yöntemi belirtir. Bu cümlede passport power X’tir; vizesiz girilebilen ülke sayısı ise Y’de verilen ölçüttür. Bu yapı, ölçümü yapan kişiden çok konuya ve ölçüte odaklandığı için olgusal raporlarda yaygındır. Bu cümlede by, ölçümün dayanağını belirtir; fiziksel bir konum bildirmez.
Alıştırma
Cümleyi doğru tamamlayan ifadeyi seçin: In this test, battery life ___ the number of hours the device runs on one charge.
- is measured with
- is measured by
- is measured in
Cevabı göster
is measured by
Currently sharing first place in the power rankings, Kalıp ifadeler
1:42Şu anda güç sıralamasında birinciliği paylaşan
provide visa-free access to 162 countries each. Kalıp ifadeler
1:48her biri 162 ülkeye vizesiz giriş imkanı sağlıyor.
sharing first place: zirvede eşitlik
share first place ifadesinde share, iki veya daha fazla kişi ya da şeyin aynı en yüksek sırada yer alması demektir. En üst sırada eşitliği belirtir; ödünç verme, bölme veya fiziksel bir yeri paylaşma anlamına gelmez. Burada Singapur ve Güney Kore pasaportlarının ikisi de birinci sıradadır. Baştaki -ing ifadesi Currently sharing first place in the power rankings, ardından gelen birleşik özneyi niteler. Önce sıralama bilgisini verir, ardından ana cümle her pasaportun neye imkân sağladığını açıklar.
Alıştırma
Hangi cümle iki takımın en yüksek sırada berabere kaldığını açıkça belirtir?
- The two teams took turns in first place.
- The two teams were in first and second place.
- The two teams shared first place.
Cevabı göster
The two teams shared first place.
provide visa-free access to: vizesiz erişim sağlamak
Provide access to kalıbı, “birinin bir yere girmesini, bir şeyi kullanmasını veya ona ulaşmasını mümkün kılmak” anlamına gelir. Bu cümlede pasaportlar, yolcuların önceden vize almadan ülkelere girebilmesini sağlar. Visa-free erişimin türünü açıklar; to ise girilebilen ülkeleri belirtir.
Alıştırma
Cümleyi, derste geçen ve “vizesiz girişi mümkün kılmak” anlamına gelen dört kelimelik ifadeyle tamamlayın: This special passport can ____ several nearby islands.
Cevabı göster
provide visa-free access to
British passport holders share fourth place in the power ranking
1:54İngiliz pasaportu sahipleri, güç sıralamasında dördüncü sırayı
Americans rank fifth with access to 158.
2:05Amerikalılar 158 ülkeye erişimle beşinci sırada yer alıyor.
are among the world's least powerful passports. Dilbilgisi
2:13dünyanın en zayıf pasaportları arasında bulunuyor.
among the world's least powerful: dünyanın en güçsüzleri arasında
Among + üstünlük derecesiyle tanımlanan grup yapısı, birini veya bir şeyi uç bir sıralama grubunun içine yerleştirir. Burada dört pasaport, pasaport gücü en düşük olan gruptadır; cümle dördünün de tam olarak son sırayı paylaştığını söylemez. Bu bağlamda powerful, bir pasaportla vizesiz gidilebilen yerlerin sayısını ifade eder. The world's karşılaştırma grubunu dünyadaki bütün pasaportlar olarak belirlerken least powerful bu grubun alt ucunu gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle, dört modelin alt sıralardaki bir gruba ait olduğunu temkinli biçimde söylerken tam olarak son sırayı paylaştıklarını ileri sürmez?
- The four models are not the least reliable on the market.
- The four models are the least reliable on the market.
- The four models are among the least reliable on the market.
Cevabı göster
The four models are among the least reliable on the market.
Özne olarak Having to get a visa
Having to get a visa, özne görevinde kullanılan -ing biçimli bir yan cümleciktir. “Vize almak zorunda olma” eyleminin tamamını tek bir durum gibi ele alır ve bu durumun değerlendirilmesini sağlar. Having to + fiilin yalın hâli, bir şeyi yapmak zorunda olmayı ifade eder. Buradaki having, perfect tense yapısının değil, zorunluluk bildiren have to yapısının parçasıdır. Bu tür bir özne genellikle tekil kabul edilir; bu yüzden is kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi having to ve work fiiliyle tamamlayın: ____ every weekend is exhausting.
Cevabı göster
Having to work
a hassle: zahmetli bir süreç
Bu cümlede a hassle, fazladan zaman, çaba veya zahmetli adımlar gerektirdiği için can sıkıcı olan bir işi ya da süreci ifade eder. be fiilinden sonra gelen bu isim öbeği, vize alma sürecinin tamamını değerlendirir; bir nesnenin adı değildir. Bir şeye a hassle demek, onun imkânsız olduğu anlamına gelmez. Konuşan kişi işin yapılabileceğini düşünür ancak süreci zahmetli bulur.
Alıştırma
"Changing all my passwords is a hassle" cümlesindeki a hassle ne anlama gelir?
- fazladan çaba gerektiren can sıkıcı bir iş
- yapılması mümkün olmayan bir şey
- hoş bir sürpriz
Cevabı göster
fazladan çaba gerektiren can sıkıcı bir iş
Günlük bir abartı olarak never-ending form
Never-ending, bir şeyin gereğinden çok daha uzun süre devam ediyormuş gibi göründüğünü belirten bir sıfattır. Burada form sözcüğünü niteler; böylece konuşmacı formu yorucu ve bitirmesi neredeyse imkânsızmış gibi gösterir. Buradaki kullanım, formun gerçekten sonu olmadığını söyleyen gerçek anlamlı bir ifade değil, günlük bir abartıdır. Yeniden kullanılabilen never-ending + isim yapısı, aşırı uzun gelen bir görev, bekleyiş, tartışma veya başka bir tatsız deneyimle ilgili bıkkınlık ifade eder.
Alıştırma
"The registration page felt like a never-ending form," cümlesinde never-ending ne anlatır?
- Tamamlaması son derece uzun ve yorucu görünüyordu.
- Gerçekten son sayfası yoktu.
- Sonsuza kadar doldurulmak üzere hazırlanmıştı.
Cevabı göster
Tamamlaması son derece uzun ve yorucu görünüyordu.
there are lengthy appointments and expensive fees. Kalıp ifadeler
2:31uzun randevular ve pahalı ücretler gelir.
First ... Then ile açıklama düzenlemek
First ve Then söylem belirteçleridir. First, önceki genel ifadeyi destekleyen ilk ayrıntıyı tanıtır; Then ise dinleyiciyi sonraki ayrıntıya taşır. Burada genel bir şikâyeti takip edilmesi kolay iki parçaya ayırırlar. Bu ikilinin mutlaka katı bir işlemi göstermesi gerekmez. Bağlama göre adımları, nedenleri, örnekleri veya olayları sıralayabilir; Then çoğu zaman hafif bir ilerleme hissi de verir.
Alıştırma
İki noktalı açıklamayı First ve Then ile tamamlayın: ____, the instructions are confusing. ____, the waiting time is too long.
Cevabı göster
First · Then
lengthy appointments ... expensive fees: süre ve maliyet
Vurgulanan iki ifade de somut bir dezavantajı belirtmek için doğal bir sıfat + isim birlikteliği kullanır. Lengthy appointments, randevuların veya zorunlu randevu aşamalarının uzun sürdüğü anlamına gelir; lengthy sayıyı değil süreyi anlatır. Expensive fees ise ücretlerin yüksek olduğunu belirtir. İki isim öbeği and ile birbirine bağlanır ve zaman ile maliyet olmak üzere iki paralel sorun sunar. Bu yapı hizmet, sağlık veya idari süreçlerdeki dezavantajları kısa biçimde özetleyebilir.
Alıştırma
Bir klinik randevusu uzun sürüyor ve ücret yüksek. Her iki sorunu en iyi hangi ifade anlatır?
- lengthy appointments and expensive fees
- many appointments and expensive fees
- lengthy appointments and free services
Cevabı göster
lengthy appointments and expensive fees
Some visas also require travelers to pre-book flights Dilbilgisi
2:34Bazı vizeler ayrıca yolcuların, eve dönme niyetlerini kanıtlamak için
require travelers to pre-book: yolcuların önceden rezervasyon yapmasını şart koşmak
require + person + to + fiilin yalın hâli kalıbı; bir kuralın, koşulun veya sürecin bir eylemi gerekli kıldığını belirtir. Bu cümlede travelers eylemi yapması gereken kişileri, pre-book ise zorunlu eylemi gösterir. Bu yapı hem sorumlu kişiyi hem de tamamlaması gereken eylemi açıkça belirtir. Fiilin yalın hâlinden önce to kullanın.
Alıştırma
Cümleyi require + person + to + verb kalıbıyla tamamlayın: The safety rules ____ visitors ____ wear a helmet.
Cevabı göster
require · to
to prove that they intend to return home. Notlar
2:38uçuşlarını önceden rezerve etmelerini gerektirir.
to prove that ile amaç ve önerme içeriği
Burada to prove, önceki eylemin amacını belirtir: uçuşlar kanıt sunmak amacıyla önceden ayarlanır. Mastar yapısı ayrı bir emir değildir. That, kanıtla desteklenen tam önermeyi getirir: they intend to return home. Başka durumlara aktarılabilecek kalıp eylem + to prove that + yan cümledir.
Alıştırma
Hangi cümle amaç belirtmek için action + to prove that + clause yapısını doğru kullanır?
- Rina attached the receipt to prove the fee.
- Rina attached the receipt to prove that she had paid the fee.
- Rina attached the receipt that to prove she had paid the fee.
Cevabı göster
Rina attached the receipt to prove that she had paid the fee.
intend to return home ile resmî niyet belirtme
Intend to + fiilin yalın hâli, bir plan veya amaç sahibi olmak anlamına gelir. Burada intend to return, geri dönmeyi planladıklarını; home ise kendi ülkelerini veya normalde yaşadıkları yeri belirtir. Bu yapı mevcut bir niyeti anlatır; geri dönüşün gerçekleşeceğine dair söz veya kanıt değildir. Ayrıca return home ifadesinde home sözcüğünden önce normalde edat kullanılmaz.
Alıştırma
Hangi cümle, eylemin tamamlandığını söylemeden mevcut bir planı nispeten resmî biçimde bildirir?
- Nora returned home after her internship.
- Nora is forced to return home after her internship.
- Nora intends to return home after her internship.
Cevabı göster
Nora intends to return home after her internship.
But there are unexpected upsides to some of the world's weaker passports. Anlatım akışı
2:41Ancak dünyanın en zayıf pasaportlarından bazılarının beklenmedik avantajları da vardır.
But there are unexpected upsides: olumsuz yönlerden avantajlara geçiş
But, anlatımın yönünün değiştiğini gösterir. Daha zayıf pasaportların yol açtığı zorluklar ele alındıktan sonra bu cümle, sorunları sıralamaya devam etmek yerine olumlu bir karşı bakış sunar. But there are unexpected upsides to X kalıbı, olumsuz bir durumu kabul edip ardından kolayca gözden kaçabilecek yararlarla ilgili yeni bir bölüme geçmeyi sağlar. Some, bunların sınırlı avantajlar olduğunu gösterir; daha zayıf pasaportların genel olarak daha iyi olduğu iddia edilmez.
Alıştırma
Bir rapor yeni bir politikanın çeşitli sorunlarını az önce açıkladı. Hangi sonraki cümle beklenmedik olumlu bir yöne açıkça geçiş yapar?
- But there are unexpected upsides to the policy.
- Therefore, the policy has exactly the same problems.
- For example, the policy creates another delay.
Cevabı göster
But there are unexpected upsides to the policy.
one of just a handful of countries whose citizens...: grup büyüklüğü ve whose
one of just a handful of countries ifadesi, Namibya'yı çok küçük bir ülke grubunun içine yerleştirir. One of ifadesinden sonra grubu belirten çoğul bir isim gelmelidir: one of ... countries. Whose, countries ile citizens arasında bağlantı kurar ve o ülkelerin vatandaşları anlamına gelir. İlgi cümleciğinde citizens, can enter yapısının öznesidir; visa-free ise Angola'ya nasıl girdiklerini açıklar. Bu yapı grup büyüklüğünü, aidiyeti ve ortak izni tek bir cümlede birleştirir.
Alıştırma
Hangi cümle, seçilen ülkelerin vatandaşlarının Brezilya'ya vizesiz girebildiği anlamına gelir?
- These are citizens who can enter Brazil visa-free.
- These are countries that citizens can enter visa-free.
- These are countries whose citizens can enter Brazil visa-free.
Cevabı göster
These are countries whose citizens can enter Brazil visa-free.
A low-ranking passport limits your choices, Anlatım akışı
3:03Düşük sıralamalı bir pasaport seçeneklerinizi kısıtlar,
seçeneklerini sınırlar ama macera duygunu değil
limits A, but not B kalıbı iki etkiyi birbirinden ayırır. Burada sıralaması düşük bir pasaport, kolayca seçebileceğin varış noktalarını azaltır; ancak keşfetme isteğini azaltmaz. not, limits fiilinin B üzerindeki etkisini olumsuzlar; yani “B’yi sınırlamaz” anlamına gelir. Kişinin macera duygusunun olmadığı anlamına gelmez. Bu yapı, gerçek bir kısıtlamayı kabul ederken olumlu bir tutumun, yeteneğin veya değerin değişmeden kaldığını göstermek için kullanışlıdır.
Alıştırma
Hayal gücünün sınırlanmadığını söylemek için cümleyi limits A, but not B kalıbıyla tamamla: The small stage limits our movement, ____.
Cevabı göster
but not our imagination