Covid-19: seyahat neden bir daha asla eskisi gibi olmayacak?: İngilizce çalışma notları
The Economist
Video özeti: COVID-19 hava yolculuğunu, hareketliliği ve eşitsizliği dönüştürüyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “Were the same thing to happen” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: if olmadan kurulan resmi devrik koşulu, aynı durumun gerçekleşmesi varsayımını ve risk bildirme işlevini tanıyın. 2. “priced out of the skies.” — Deyimler ve mecazlar: yüksek fiyatların düşük gelirli yolcuların uçmasını engellediğini ve the skies ifadesinin hava yolculuğunu temsil ettiğini anlayıp birebir çeviriden kaçının. 3. “And so we return to” — Söylem ve retorik: önceki olguların temel karşılaştırmaya dönen bir sonuçta nasıl toplandığını görün ve bu geçişle tartışmayı yeniden ana iddiaya yönlendirin.
Bu derste
when passenger numbers were a staggering 94% lower than the previous year, Kalıp ifadeler
0:06yolcu sayısının önceki yıla göre %94 gibi şaşırtıcı bir oranda düştüğü zaman,
Sayıyı değerlendiren bir ifade olarak a staggering 94%
a staggering 94% ifadesinde staggering, sayıyı şaşırtıcı derecede büyük olarak değerlendiren bir sıfattır. Burada fiziksel olarak sendelemek anlamına gelmez. a staggering + sayı kalıbı, bir istatistiği verirken aynı zamanda büyüklüğünün sarsıcı olduğunu belirtir. Bu cümlede yolcu sayısının bir önceki yıla göre düşüşünü olağanüstü derecede ciddi gösterir.
Alıştırma
Artışın şaşırtıcı derecede büyük olduğunu göstermek için cümleyi vurgulanan sıfatla tamamlayın: Repair costs rose by a ____ 300 percent in one month.
Cevabı göster
staggering
“Toparlanmak veya artmak” anlamında pick up
Business is now starting to pick up cümlesinde pick up nesne almadan kullanılır ve “daha hareketli, güçlü veya etkin hâle gelmek” anlamına gelir. Burada işler, durgun bir dönemin ardından toparlanmaya başlamaktadır. Bu geçişsiz kullanım business, sales, demand, trade, speed veya wind gibi öznelerle sık görülür. Anlamı özne ve bağlam belirler; burada hiç kimse bir nesneyi kaldırmıyor veya gidip almıyor.
Alıştırma
Hangi cümlede pick up, ticari faaliyetin toparlanması anlamında kullanılmıştır?
- At six, Maya is going to pick up her brother from the station.
- After closing time, Maya is beginning to pick up the cups.
- After a quiet winter, café sales are beginning to pick up.
Cevabı göster
After a quiet winter, café sales are beginning to pick up.
but travel is becoming increasingly localized and complicated. Kelime
0:19ancak seyahat giderek daha bölgesel ve karmaşık hale geliyor.
seyahat eğilimi olarak increasingly localized
Increasingly, “zaman geçtikçe giderek daha fazla” demektir. Localized burada etkinliğin uluslararası varış noktalarına yayılmak yerine yerel veya ülke içindeki alanlarda yoğunlaşması anlamına gelir. Increasingly localized birlikte, seyahatin eve daha yakın yerlere doğru giderek güçlenen bir kayışını anlatır. Burada localized, içeriği belirli bir pazar için çevirmek veya uyarlamak anlamına gelmez. Bu alana özgü anlamı konudan çıkarın: seyahat, ticaret veya tüketim tartışmalarında etkinliğin kapsamının yerel alanlara doğru daralmasını anlatabilir.
Alıştırma
“Travel is becoming increasingly localized” cümlesinde increasingly localized ne anlama gelir?
- Her yere seyahat etmek aynı ölçüde kolaylaşıyor.
- Seyahat giderek daha fazla yerel veya ülke içindeki alanlarda yoğunlaşıyor.
- Seyahat bilgileri giderek daha fazla dile çevriliyor.
Cevabı göster
Seyahat giderek daha fazla yerel veya ülke içindeki alanlarda yoğunlaşıyor.
This world of quite easy travel and relatively free movement just sort of has evaporated almost overnight. Notlar
0:23Oldukça kolay seyahat edilebilen ve nispeten özgürce dolaşılabilen bu dünya, neredeyse bir gecede buharlaşıp yok oldu.
sort of ile bir iddiayı yumuşatmak
Sort of, has evaporated ifadesinden önce gelir ve iddiayı konuşma dilinde yumuşatır. “Aşağı yukarı” veya “bir bakıma” anlamına gelir; böylece konuşan kişi ortadan kaybolmayı tamamen kesin veya mutlak bir gerçek gibi sunmaz. İddia yine de güçlüdür: almost overnight ifadeye dramatik bir etki katar, sort of ise istisnalar için küçük bir pay bırakır. Burada sort, tür veya kategori anlamına gelmez.
Alıştırma
“The old system sort of disappeared after the update” cümlesinde sort of ne işlev görür?
- İddiayı yumuşatır ve disappeared ifadesinin tamamen kesin olmadığını düşündürür.
- Sistemin dikkatle planlanmış bir şekilde ortadan kaybolduğunu söyler.
- Eski sistemin hangi kategoriye ait olduğunu sorar.
Cevabı göster
İddiayı yumuşatır ve disappeared ifadesinin tamamen kesin olmadığını düşündürür.
evaporated almost overnight: ani kaybolmayı anlatan bir mecaz
Burada evaporated mecazidir: kolay seyahat ve serbest dolaşım dünyası gerçek anlamda buhara dönüşmedi. Bu tanıdık durumun hızla ortadan kalktığı veya artık var olmadığı anlamına gelir. Almost overnight, değişimin neredeyse aniden gerçekleşmiş gibi hissedildiğini vurgular. Her şeyin gerçek anlamda tek bir gece içinde değiştiği iddiası değildir.
Alıştırma
Bu cümlede evaporated almost overnight ne anlama gelir?
- Neredeyse yok olup gitmişçesine çok hızlı bir şekilde ortadan kalktı.
- Yıllar içinde seyahat etmek giderek kolaylaştı.
- Tek bir gece içinde fiziksel olarak buhara dönüştü.
Cevabı göster
Neredeyse yok olup gitmişçesine çok hızlı bir şekilde ortadan kalktı.
This will have consequences far beyond canceled holiday bookings.
0:30Bunun, iptal edilen tatil rezervasyonlarının çok ötesinde sonuçları olacak.
It could exacerbate existing inequalities, Kalıp ifadeler
0:35Mevcut eşitsizlikleri daha da kötüleştirebilir,
exacerbate existing inequalities: önceden var olan bir sorunu ağırlaştırmak
Exacerbate, bir sorunu veya zararlı durumu daha kötü hâle getirmek demektir. Nesnesi genellikle gerilimler, belirtiler veya eşitsizlikler gibi olumsuz bir şeydir. Existing, inequalities sözcüğünü niteler: eşitsizlikler zaten vardı. Cümle, yeni etkenin bunları derinleştirebileceğini söyler; eşitsizlikleri sıfırdan yarattığını değil.
Alıştırma
“Zaten var olan eşitsizlikleri daha kötü hâle getirmek” anlamındaki vurgulanmış resmî eşdizimle cümleyi tamamlayın: The policy could ____.
Cevabı göster
exacerbate existing inequalities
and disrupt the workings of the globalized world. Kalıp ifadeler
0:42ve küreselleşmiş dünyanın işleyişini bozabilir.
disrupt the workings of: bir sistemin işleyişini aksatmak
Disrupt the workings of, bir sistemin normal çalışma biçimine müdahale etmek anlamına gelir. Odak, kısa süreliğine kesilen tek bir etkinlikte değil, sistemin süregelen işleyişinde veya iç mekanizmalarındadır. Bu cümlede ifade, küreselleşmiş dünyayı normal işleyişi bozulabilecek, birbirine bağlı bir sistem olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi “bir sistemin çalışma biçimine müdahale etmek” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: A major cyberattack could ____ the international payment system.
Cevabı göster
disrupt the workings of
international holidaymakers spend $1.6 trillion.
0:57uluslararası tatilciler 1,6 trilyon dolar harcıyor.
or at least they did before the coronavirus pandemic. Anlatım akışı
1:05ya da en azından koronavirüs pandemisinden önce öyleydi.
or at least they did: iddiayı tekrarlamadan düzeltmek
Or at least, konuşanın az önce yaptığı iddiayı daralttığını veya düzelttiğini gösterir. İlk ifade güncel bir gerçek gibi duyulur, ancak before the coronavirus pandemic onu daha önceki bir dönemle sınırlar. They did, önceki spend $1.6 trillion fiil öbeğinin tekrarlanmasını önler. Did, bağlamdan çıkarılabilen bu eylemin geçmiş zamanlı yerini tutar; yeni bir eylem anlatmaz. statement + or at least + subject + auxiliary kalıbı, tekrarlanan kısmı söylemeden bilgiyi düzeltmenizi sağlar.
Alıştırma
Hangi devam ifadesi iddiayı doğru biçimde geçmişle sınırlar ve offered free delivery ifadesini tekrarlamaktan kaçınır? The shop offers free delivery—___ before it changed owners.
- or at least it did
- or at least it was
- and at least it does
Cevabı göster
or at least it did
Postpone or cancel all non-essential travel. Kelime
1:13Gerekli olmayan tüm seyahatleri erteleyin veya iptal edin.
Bir politika kategorisi olarak non-essential travel
Halk sağlığı ve iş yeri yönergelerinde non-essential travel, mevcut kurallar veya acil durum koşulları altında devam edecek kadar gerekli olmayan seyahatleri ifade eder. Essential travel ile karşılaştırılan pratik bir politika kategorisidir; seyahatin değersiz olduğu anlamına gelmez. Buradaki postpone or cancel, insanlardan daha düşük öncelikli bu seyahatleri şimdilik yapmamalarını ister. Neyin essential sayıldığı politikaya ve duruma bağlıdır.
Alıştırma
Bir şirket, 'All non-essential travel must stop this week.' diyor. Burada non-essential travel ne anlama gelir?
- Bilet satın almadan yapılan seyahatler
- Şirketin mevcut politikasına göre gerekli olmayan seyahatler
- Hiç kimseye hiçbir faydası olmayan seyahatler
Cevabı göster
Şirketin mevcut politikasına göre gerekli olmayan seyahatler
planes carried just 31 million passengers around the world.
1:20uçaklar dünya çapında sadece 31 milyon yolcu taşıdı.
The sort of passenger levels last seen in the late 1970s. Dilbilgisi
1:24Bu, en son 1970'lerin sonlarında görülen türden bir yolcu seviyesi.
Kısaltılmış ilgi tümcesi olarak last seen in ...
last seen in the late 1970s, passenger levels ifadesini niteleyen kısaltılmış edilgen bir ilgi tümcesidir. Tam biçimi that were last seen in the late 1970s şeklindedir. Seen eyleminin etkilediği öge levels olduğundan, atlanan yapı edilgendir. Sayılara veya koşullara ilişkin haberlerde seen, sözcüğün gerçek anlamıyla görülmekten çok kaydedilmek, yaşanmak veya ortaya çıkmak anlamına gelir. Bu ifade, 1970'lerin sonlarından beri benzer yolcu seviyelerinin ortaya çıkmadığını belirtir.
Alıştırma
'passenger levels last seen in the late 1970s' ifadesindeki niteleyiciyi en iyi hangi tam ilgi tümcesi açıklar?
- passenger levels that were seeing passengers in the late 1970s
- passenger levels that last saw the late 1970s
- passenger levels that were last seen in the late 1970s
Cevabı göster
passenger levels that were last seen in the late 1970s
200,000 passengers went through Heathrow Airport in London,
1:32Londra'daki Heathrow Havalimanı'ndan 200.000 yolcu geçti,
which is fewer than would go through on any single day in a normal month. Dilbilgisi
1:37ki bu, normal bir ayda tek bir günde geçecek olan sayıdan bile daha az.
which is fewer than would go through ifadesindeki karşılaştırma eksiltisi
Which, önceki 200.000 yolcu sayısına gönderme yapar. Fewer bu sayıyı bir zaman dilimiyle değil, daha yüksek bir yolcu sayısıyla karşılaştırır. Than sonrasındaki yan cümle kısaltılmıştır. Karşılaştırılan grup olan passengers bağlamdan anlaşılabildiği için would önünde bir boşluk vardır. Daha açık bir ifadeyle 200.000 toplamı, Heathrow'un normal bir günlük yolcu sayısından düşüktür. Karşılaştırma cümlelerinde, bağlam açık olduğunda tekrarlanan unsurlar sıkça çıkarılır.
Alıştırma
Kısaltılmış which is fewer than would go through karşılaştırması ne anlama gelir?
- Tüm dönem boyunca Heathrow'u 200.000'den az yolcu kullandı.
- 200.000 toplamı, Heathrow'un normal bir aylık yolcu sayısından düşüktür.
- 200.000 toplamı, Heathrow'un normal bir günlük yolcu sayısından düşüktür.
Cevabı göster
200.000 toplamı, Heathrow'un normal bir günlük yolcu sayısından düşüktür.
has said flights will not return to pre-pandemic levels for several years. Kalıp ifadeler
1:47uçuşların birkaç yıl boyunca pandemi öncesi seviyelere dönmeyeceğini söyledi.
Açıklayıcı eş adlandırma olarak IATA, the airline trade body,
The airline trade body isim grubu bir açıklayıcı eş adlandırmadır. IATA'nın ne tür bir kuruluş olduğunu belirterek onu başka bir ifadeyle tanımlar; virgüller de bu bilginin ek bir açıklama olduğunu gösterir. Bu ifade ikinci bir özne değildir. Eş adlandırma çıkarıldığında IATA has said ... dil bilgisi açısından doğru kalır ve ana anlamını korur. Has said fiil grubunun tek öznesi IATA'dır.
Alıştırma
IATA, the airline trade body, has said ... cümlesinde the airline trade body hangi görevi görür?
- Hangi hava yollarının IATA'ya üye olduğunu belirtir.
- IATA'nın ne olduğunu belirtir.
- Özne olarak ikinci bir kuruluş ekler.
Cevabı göster
IATA'nın ne olduğunu belirtir.
pandemi öncesi seviyelere dönmek
Bu cümlede return to pre-pandemic levels, uçuş sayısının pandemi öncesindeki miktara yaklaşık olarak yeniden ulaşması anlamına gelir. Return burada uçuşların bir yere geri gitmesini değil, ölçülebilir bir miktarın önceki bir ölçüt seviyesine dönmesini anlatır. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp return to + seviye, oran veya sayı şeklindedir. Veriler iyileşirken ya da önceki bir ölçüte geri dönerken sık kullanılır.
Alıştırma
Rapor cümlesini, bu dersteki “pandemiden önce görülen miktara geri dönmek” anlamına gelen dört kelimelik hedef ifadeyle tamamlayın: Analysts expect factory output to ____ by next summer.
Cevabı göster
return to pre-pandemic levels
flights are now just 21% below normal levels,
1:53uçuşlar şu anda normal seviyelerin sadece %21 altında,
flight numbers are still around 75% lower than the same time last year.
2:06uçuş sayıları hala geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık %75 daha düşük.
And while passenger numbers are creeping up, Öbek fiiller
2:12Ve yolcu sayıları yavaş yavaş artsa da,
yavaş yavaş artmak
Burada creeping up, yavaş ve kademeli olarak artmak anlamına gelir. Yolcu sayıları iyileşmektedir, ancak değişim büyük ya da çarpıcı değildir. Creep up; fiyat, sıcaklık veya risk gibi miktarlar ve durumlar için sık kullanılır. Yükselişi kademeli ve bazen neredeyse fark edilemeyecek kadar küçük gösterir; gerçek anlamda sürünmeyi anlatmaz.
Alıştırma
Hangi cümle yavaş ve kademeli bir artışı en açık biçimde vurgular?
- The monthly cost is soaring.
- The monthly cost is creeping up.
- The monthly cost is rising.
Cevabı göster
The monthly cost is creeping up.
the number of overseas business trips taken per person in the UK fell by a third Kalıp ifadeler
2:21Birleşik Krallık'ta kişi başı yurt dışı iş seyahatlerinin sayısı üçte bir oranında düştü
fell by a third: azalmanın miktarı
fell by a third ifadesinde by, değişimin miktarını gösterir. Sayı önceki değerinden üçte bir daha düşük hâle gelmiştir; dolayısıyla başlangıçtaki miktarın üçte ikisi kalmıştır. Bir değerin ne kadar azaldığını belirtmek için fall by + miktar veya yüzde yapısını kullanın. Başlangıç değeri de bilinmiyorsa bu yapı tek başına son değeri göstermez.
Alıştırma
Azalma miktarını belirten edatla İngilizce cümleyi tamamlayın: The price dropped from 90 dollars to 60 dollars, so it fell ____ 30 dollars.
Cevabı göster
by
Whereas leisure travel did eventually climb back to pre-crisis levels. Dilbilgisi
2:28Buna karşın, tatil amaçlı seyahatler nihayetinde kriz öncesi seviyelere geri tırmandı.
did eventually climb back: olumlu cümlede vurgulu did
Burada did, geçmiş zamandaki olumlu bir cümlede kullanılan vurgu yardımcı fiilidir. Gecikmeye rağmen tatil amaçlı seyahatlerin gerçekten toparlandığını doğrular ve daha önceki toparlanmama durumuyla karşıtlık kurar. Vurgulu did sonrasında fiilin yalın hâlini kullanın: did ... climb doğrudur, did ... climbed değildir. Eventually, toparlanmanın bir süre sonra en sonunda gerçekleştiğini belirtir.
Alıştırma
Olumlu vurgu ekleyen geçmiş zaman yardımcı fiiliyle İngilizce cümleyi tamamlayın: Contrary to our fears, the service ____ eventually recover.
Cevabı göster
did
it could have a significant impact on airline profits.
2:35bunun havayolu karları üzerinde önemli bir etkisi olabilir.
Were the same thing to happen: resmî koşul devrikliği
Were the same thing to happen, If the same thing were to happen ile aynı anlama gelen resmî bir koşul yan cümlesidir. Geçmişteki bir olayı veya soruyu değil, geleceğe ilişkin varsayımsal bir olasılığı ifade eder. Yapı Were + özne + to-infinitive şeklindedir. Were özneden önce getirilince resmî İngilizcede if atılır; ana cümle de olası sonucu verir.
Alıştırma
Koşul bölümünü resmî devrik yapıyla yeniden yazın. If the plan were to fail, costs could rise. ____, costs could rise.
Cevabı göster
Were the plan to fail
Business travelers actually subsidize leisure travelers. Kelime
2:39İş seyahati yapanlar aslında tatil amaçlı seyahat edenleri sübvanse ediyor.
subsidize leisure travelers: dolaylı çapraz destek
Burada subsidize leisure travelers, iş amaçlı seyahat edenlerin ödediği daha yüksek ücretlerin hava yolu şirketinin masraflarını karşılamaya yardımcı olması ve böylece tatil amaçlı seyahat edenlere daha düşük ücretler sunulabilmesi demektir. İş amaçlı seyahat edenler diğer yolculara doğrudan para vermemektedir. Daha genel olarak subsidize, bir müşteri grubunun, ürünün veya gelir kaynağının başka bir bölümün masraflarını karşılamaya yardımcı olmasını anlatabilir. Bu destek şirketin fiyatlandırma sistemi üzerinden dolaylı olarak gerçekleşebilir.
Alıştırma
Bir uygulama, ücretsiz sürümünü kullanıma açık tutmak için premium üyeliklerden gelen parayı kullanıyor. Bu durumu hangi cümle doğru anlatır?
- Premium members sponsor individual free users.
- The free version subsidizes premium memberships.
- Premium memberships subsidize the free version of the app.
Cevabı göster
Premium memberships subsidize the free version of the app.
because somebody at the front of the plane is paying £800 or £1,500
2:49uçağın önündeki birinin 800 veya 1.500 sterlin ödüyor olması sayesinde.
Kabin sınıflarını anlatan in the back of the plane ... at the front of the plane
Burada iki konum ifadesi, koltukların nerede olduğunu belirtmekten fazlasını yapar. in the back of the plane daha ucuz ekonomi koltuklarını, at the front of the plane ise business veya birinci sınıf gibi daha pahalı üst sınıf kabinleri anlatır. Cümle, ücret düzeylerini hızlıca karşılaştırmak için fiziksel konumu kullanır: ön tarafta yüksek ücret ödeyen yolcular, arka taraftaki daha düşük ücretlerin mümkün olmasına yardımcı olur. Bu anlam havayolu bağlamından gelir; back ve front tek başlarına bilet sınıfı adları değildir.
Alıştırma
Bu cümlede in the back of the plane ve at the front of the plane esas olarak hangi karşıtlığı ifade ediyor?
- Pencere kenarı koltuklar ile koridor kenarı koltuklar
- Daha kısa uçuşlar ile daha uzun uçuşlar
- Daha ucuz ekonomi koltukları ile daha pahalı üst sınıf kabinler
Cevabı göster
Daha ucuz ekonomi koltukları ile daha pahalı üst sınıf kabinler
Virgin Atlantic has announced plans to cut more than 3,000 jobs in the UK. Kalıp ifadeler
2:58Virgin Atlantic, Birleşik Krallık'ta 3.000'den fazla işi azaltma planlarını duyurdu.
İş dünyası haberlerinde cut ... jobs
İş dünyası haberlerinde cut jobs, genellikle maliyetleri azaltmak veya yeniden yapılanmak amacıyla pozisyonları ortadan kaldırmak anlamına gelir. Çalışma gününü kısaltmak anlamına gelmez. İki sözcüğün arasına bir miktar gelebilir: cut more than 3,000 jobs ifadesinde more than 3,000, kaç pozisyonun kaldırılacağını belirtir. Temel kalıp cut + sayı veya başka bir miktar + jobs şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için iş dünyası haberlerindeki cut + miktar + jobs kalıbını kullanın: The company plans to ____ 200 ____ after sales fell.
Cevabı göster
cut · jobs
Air Canada lost more than a billion dollars in the first quarter.
3:02Air Canada ilk çeyrekte bir milyar dolardan fazla kaybetti.
just 30 of the world's 700 or so airlines would make it through the pandemic. Öbek fiiller
3:10dünyadaki 700 kadar havayolundan sadece 30'unun pandemiyi atlatabileceği konusunda uyardı.
make it through the pandemic: pandemiyi atlatmak
Make it through + zor bir dönem veya olay, zorluklara rağmen sonuna başarıyla ulaşmak demektir. Özneye bağlı olarak hayatta kalmak, faaliyetini sürdürmek veya bir şeyi tamamlamak anlamına gelebilir. Burada make it through the pandemic yapan hava yolu şirketleri faaliyetlerini sürdürebilen şirketlerdir. It, sabit make it through kalıbının bir parçasıdır; belirli bir nesneye gönderme yapmaz.
Alıştırma
Cümleyi make it through ile tamamlayın: After losing its biggest client, the studio cut costs and managed to ____ the year.
Cevabı göster
make it through
The airlines that survive will determine the competition and prices on certain routes.
3:17Hayatta kalan havayolları, belirli rotalardaki rekabeti ve fiyatları belirleyecek.
Some airlines are in pretty good financial shape. Deyimler
3:24Bazı havayollarının mali durumu oldukça iyi.
in pretty good financial shape: mali durumu oldukça iyi
In good financial shape, genel mali durumu sağlıklı ve istikrarlı olan bir kişi ya da kuruluşu tanımlar. Burada shape fiziksel biçim değil, durum anlamına gelir. Pretty, good sözcüğünü niteleyen bir zarftır ve oldukça veya epey anlamına gelir. Dolayısıyla cümle, bazı hava yolu şirketlerinin mali konumunun makul ölçüde güçlü olduğunu söyler; herhangi bir şeyin güzel göründüğünü değil.
Alıştırma
"The nonprofit is in pretty good financial shape" cümlesi ne anlama gelir?
- Ofisleri çekici bir tasarıma sahiptir.
- Genel mali durumu oldukça sağlıklıdır.
- Kesinlikle büyük bir kâr elde etmiştir.
Cevabı göster
Genel mali durumu oldukça sağlıklıdır.
çok daha zayıf rekabet
Burada much thinner competition, bu hatlarda rekabet eden hava yolu şirketlerinin çok daha az olduğu ve bu nedenle rekabet baskısının daha zayıf kaldığı anlamına gelir. Thin mecazi anlamdadır: fiziksel inceliği değil, düşük yoğunluğu veya azlığı anlatır. Thinner bir karşılaştırma biçimidir ve much bu farkın derecesini güçlendirir. Rekabet, karşılaştırılan hatlara göre yalnızca biraz değil, belirgin ölçüde daha zayıftır. Bu da fiyatların neden yükselebileceğini açıklar.
Alıştırma
Örnekte much thinner competition, bu hatlar hakkında ne anlatıyor?
- Her hava yolu şirketi yalnızca çok küçük bir kâr elde ediyor.
- Bu hatlarda çok daha az hava yolu şirketi rekabet ediyor.
- Bu hatlarda hava yolu şirketleri daha saldırgan biçimde rekabet ediyor.
Cevabı göster
Bu hatlarda çok daha az hava yolu şirketi rekabet ediyor.
Bunda hiç şüphe yok.
There's no doubt about that, güçlü bir kesinlik bildiren tam bir ifadedir. That önceki iddiaya gönderme yapar; bu bağlamda fiyatların artacağı öngörüsünü belirtir ve konuşmacı bunu tartışmasız doğru olarak sunar. Bu ifade önceki sonucu doğrular ve güçlendirir; dinleyiciyi bir soru ya da şüphe ortaya atmaya davet etmez.
Alıştırma
Bir çalışma arkadaşı “The backup system will work during the test.” diyor. Hangi yanıt bu iddiayı en güçlü biçimde doğrular?
- There's no doubt about that.
- I have some doubts about that.
- That might be true.
Cevabı göster
There's no doubt about that.
Toplu grup adı olarak the well-off
Buradaki the well-off, maddi durumu rahat olan insanları ifade eder. the + sıfat yapısı bir sosyal grubu adlandırır; bu nedenle ifade anlamca çoğuldur ve they zamiriyle karşılanabilir. Well-off tek başına, a well-off family örneğindeki gibi bir sıfattır. Başına the geldiğinde belirli bir kişiyi tanımlamak yerine toplu bir grubun adı olur.
Alıştırma
Cümleyi well-off ile oluşturulan toplu grup ifadesiyle tamamlayın: Higher taxes may affect ____ differently.
Cevabı göster
the well-off
but they could also have a significant impact on global mobility,
3:43ancak bunun küresel hareketlilik üzerinde de önemli bir etkisi olabilir,
as lower-income travelers may find themselves priced out of the skies. Deyimler
3:47çünkü düşük gelirli yolcular, gökyüzünün fiyatlar nedeniyle kendilerine kapandığını görebilirler.
priced out of the skies: maliyet yüzünden uçamamak
Priced out of, fiyat çok yükseldiği için bir şeyi satın alamaz, kullanamaz veya bir etkinliğe katılamaz hâle gelmek demektir. may find themselves priced out yapısında yolcular bu sonuca maruz kalır; birinin onları kasıtlı olarak dışlaması gerekmez. The skies, hava yolculuğunu anlatan gazetecilik üslubunda bir ifadedir. Bu nedenle priced out of the skies, biletler karşılanamayacak kadar pahalı olduğu için uçamamak demektir; fiziksel olarak gökyüzünden çıkarılmak veya uçmasının yasal olarak yasaklanması değildir.
Alıştırma
Yüksek bilet ücretlerinin uçmayı karşılanamaz hâle getirdiğini anlatan ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: After fares doubled, many students were ____ air travel.
Cevabı göster
priced out of
What happens with airfares and with the prices of flights
3:52Uçak biletlerine ve uçuş fiyatlarına olanlar
not just: kapsamı tek bir durumun ötesine genişletmek
Burada not just, uçak bileti fiyatlarındaki değişikliklerin yalnızca yaz tatillerini etkilediği şeklindeki dar yorumu reddeder. Dinleyiciye kapsamın daha geniş olduğunu ve sonraki bölümde etkilenen başka durumların ekleneceğini bildirir. not just, hemen ardından but also gelmese bile kapsamı genişletmeyi başlatabilir. Ek bilgi bir sonraki yan cümlede, hatta bir sonraki cümlede verilebilir.
Alıştırma
Şunu okuyun: "The new bus route will help not just commuters." Genişletmeyi en iyi tamamlayan sonraki cümle hangisidir?
- Many commuters travel during the morning rush hour.
- It will also give students an easier way to reach the library.
- It will help commuters and no one else.
Cevabı göster
It will also give students an easier way to reach the library.
Migrants have parents or spouses in one country and work in another.
4:00Göçmenlerin bir ülkede ebeveynleri veya eşleri varken, başka bir ülkede çalışıyorlar.
it is quite important that they continue to be able to go home.
4:07evlerine gitmeye devam edebilmeleri oldukça önemli.
189 countries had imposed some form of travel restriction, Kalıp ifadeler
4:12189 ülke, karantina gibi önlemlerden sınırların kapatılmasına kadar değişen
imposed some form of travel restriction: resmî ancak türü belirtilmemiş bir önlem
"Impose a travel restriction", politika dilinde kullanılan resmî bir eşdizimdir. Bir hükümetin veya başka bir yetkili kurumun seyahate yönelik bir sınırı resmen yürürlüğe koyması anlamına gelir. some form of, türü genel bırakır: her ülkede bir kısıtlama vardı, ancak karantina kuralları veya sınır kapatmaları gibi somut önlemler farklı olabilirdi. Bir kısıtlamanın var olup olmadığı konusunda kuşku belirtmez.
Alıştırma
Her üniversitenin bir sınır getirdiğini, ancak sınırın tam türünün değişebileceğini en iyi hangi cümle ifade eder?
- Each university discussed possible access restrictions but introduced none.
- Each university imposed some form of access restriction.
- Each university imposed exactly the same access restriction.
Cevabı göster
Each university imposed some form of access restriction.
ranging from measures like quarantine to border closures. Dilbilgisi
4:16bir tür seyahat kısıtlaması getirmişti.
ranging from ... to: …den …e kadar uzanan
Ranging from X to Y, bir kümenin ya da aralığın iki uç noktasını gösterir. Burada X measures like quarantine, Y ise border closures ifadesidir; birlikte söz konusu önlemlerin çeşitliliğini gösterirler. Kalıp range from X to Y şeklindedir. From ilk uç noktayı, to ise ikinci uç noktayı başlatır. Bu uçlar kapsamın genişliğini gösterir; aradaki her unsurun tek tek sayılması gerekmez.
Alıştırma
Cümleyi range from X to Y kalıbının -ing biçimiyle tamamlayın: The museum displays objects ____ ancient coins ____ modern robots.
Cevabı göster
ranging from · to
And governments are desperate to open up travel as quickly as possible. Öbek fiiller
4:21Ve hükümetler seyahati mümkün olduğunca çabuk açmak için çaresiz durumdalar.
open up travel: seyahati yeniden mümkün kılmak
Open up travel, kısıtlamaları hafifleterek seyahati yeniden mümkün hâle getirmek veya daha fazla seyahate izin vermek demektir. Burada up, open sözcüğünü bir öbek fiilin parçası yapar; fiziksel bir şey açılmaz. Politika ve haber dilinde bu ifade, erişimin ya da faaliyetin yeniden sağlanmasını anlatır. Her kuralın kaldırıldığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Burada open up travel ne anlama geliyor? The new agreement could open up travel between the two regions.
- Tatil satan bir şirket kurmak
- Kontrol amacıyla yolcuların bavullarını açmak
- Engelleri azaltarak seyahati mümkün veya daha kolay hâle getirmek
Cevabı göster
Engelleri azaltarak seyahati mümkün veya daha kolay hâle getirmek
The government is to make it easier for British holidaymakers to travel to much of Europe this summer. Dilbilgisi
4:25Hükümet, İngiliz tatilcilerin bu yaz Avrupa'nın büyük bir kısmına seyahat etmesini kolaylaştıracak.
Resmen duyurulmuş planlar için is to + fiil
Burada is to + make, resmî olarak duyurulmuş veya planlanmış gelecekteki bir eylemi bildirir. Haber dilinde planları kısa ve resmî biçimde sunmak için be to + fiilin yalın hâli sık kullanılır. Özne The government ifadesidir; is bu tekil özneyle uyumludur ve to make planlanan eylemi belirtir. Bu cümlede yapı, be ile kurulan sıradan bir tanımlama olarak değil, hükûmetin belirlenmiş plan doğrultusunda harekete geçeceği şeklinde anlaşılır.
Alıştırma
Hangi cümle resmen duyurulmuş bir gelecek planını be to + fiil yapısıyla en açık şekilde bildiriyor?
- The council is to open the new bridge in June.
- The council is opening the new bridge right now.
- The council has to open the new bridge in June.
Cevabı göster
The council is to open the new bridge in June.
make it easier for someone to do something: birinin bir şeyi yapmasını kolaylaştırmak
Make it easier for someone to do something, bir eylemin o kişi için daha az zor hâle gelmesini sağlamak demektir. Bir politikanın, aracın veya değişikliğin insanların yapabildiklerini nasıl etkilediğini anlatmak için kullanışlıdır. Yapı make + it + sıfat + for + kişi veya grup + to + fiil şeklindedir. Buradaki it biçimsel nesnedir: belirli bir şeyi göstermez, nesne konumunu doldurur; asıl eylemi to travel belirtir. British holidaymakers, bu eylemi daha kolay yapacak kişilerdir.
Alıştırma
Cümleyi residents ve recycle sözcükleriyle hedef yapıyı kullanarak tamamlayın: The new bins ____.
Cevabı göster
make it easier for residents to recycle
Though these arrangements may help tourists, Dilbilgisi
4:32Bu düzenlemeler turistlere yardımcı olsa da,
they could also create an increasingly inequitable system.
4:35aynı zamanda giderek daha adaletsizleşen bir sistem de yaratabilirler.
Though ... may ..., ... could also ...: yarar ve riski dengelemek
Though bir ödünleme ilişkisi kurar: önce olası bir yararı kabul eder, ardından ana cümle bir kaygıyı sunar. Bu yapı, düzenlemeleri tamamen reddetmek yerine dengeli bir değerlendirme yapmayı sağlar. May, yararın kesin değil olası olduğunu gösterir. Could also ikinci bir olası etki ekler ve burada bu etki olumsuzdur. Also, başka bir yararı değil, aynı düzenlemelerin başka bir etkisini belirtir.
Alıştırma
Hangi cümle olası bir yararı kabul edip ardından olası bir sakınca ekleyerek dengeli ve temkinli bir değerlendirme yapar?
- The shortcut will save time, so there is no reason to consider any risks.
- The shortcut could increase the chance of errors, and it has no possible benefit.
- Though the shortcut may save time, it could also increase the chance of errors.
Cevabı göster
Though the shortcut may save time, it could also increase the chance of errors.
The British government is working to allow Brits to go off on holiday to say Spain or France, Notlar
4:39İngiliz hükümeti, İngilizlerin tatil için örneğin İspanya veya Fransa'ya gitmelerine
go off on holiday: tatile gitmek üzere ayrılmak
Go off on holiday evden ayrılıp tatile başlamak anlamına gelir. Bu cümlede go off yola çıkmayı vurgular; on holiday ise yolculuğun amacını veya tatil için uzakta olma durumunu belirtir. Bu, Britanya İngilizcesinde doğal bir söz öbeğidir. Go off on holiday ifadesini bir bütün olarak öğrenin; go off ifadesinin patlamak, çalmak veya bozulmak gibi diğer anlamlarıyla yorumlamayın.
Alıştırma
Hangi cümlede go off on holiday tatile gitmek üzere ayrılmak anlamında kullanılmıştır?
- This milk may go off before tomorrow.
- We're going off on holiday to Cornwall tomorrow.
- The alarm will go off at six tomorrow.
Cevabı göster
We're going off on holiday to Cornwall tomorrow.
say Spain or France: olası bir örnek sunmak
Burada say, olası bir örnek sunar: Spain or France. “Örneğin” veya “varsayalım” anlamındadır; “bu sözcükleri söylemek” anlamına gelmez. Bu iki ülke, söz konusu varış noktalarının türünü gösterir ve tam bir liste oluşturmaz. Bir söylem belirleyicisi olarak say, konuşanın cümleye devam ederken hızlıca temsilî bir örnek seçmesini sağlar. Genellikle örneğin hemen önünde yer alır.
Alıştırma
“We could meet later this week, say Thursday afternoon,” cümlesinde say ne işe yarar?
- Dinleyenden “Thursday afternoon” sözlerini tekrar etmesini ister.
- Birinin perşembe öğleden sonra hakkında söylediklerini aktarır.
- Perşembe öğleden sonrayı olası bir örnek olarak verir.
Cevabı göster
Perşembe öğleden sonrayı olası bir örnek olarak verir.
and come back without the need for quarantine. Kalıp ifadeler
4:44ve karantinaya gerek kalmadan geri dönmelerine izin vermek için çalışıyor.
without the need for + isim/-ing: bir gerekliliği kaldırmak
Burada without the need for quarantine, söz konusu düzenleme kapsamında karantinanın zorunlu olmayacağı anlamına gelir. Karantinanın her durumda yararsız veya gereksiz olduğu iddia edilmez. without the need for + isim veya -ing biçimi, atlanabilen bir gerekliliği, süreci veya adımı ifade eder. Bununla bağlantılı fiil yapısı without the need to + fiilin yalın hâlidir.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki “bu gereklilik olmadan” anlamına gelen dört sözcüklü yapıyla tamamlayın: The app lets you reset your password ____ assistance from customer support.
Cevabı göster
without the need for
But that doesn't take into account the fact that someone may have a partner in America, Kalıp ifadeler
4:47Ancak bu, birinin Amerika'da bir partneri,
doesn't take into account the fact that: gözden kaçırılan bir gerçeği belirtmek
Take something into account, değerlendirirken, karar verirken veya plan yaparken bir şeyi hesaba katmak demektir. Burada hesaba katılması gereken şey, birinin Amerika'da bir partneri olabileceği gerçeğidir. Olumsuz biçim doesn't, bu gerçeğin düzenlemenin dayandığı değerlendirmeye dahil edilmediğini gösterir. doesn't take into account the fact that + yan cümle kalıbı, bir tartışmada gözden kaçırılan bir gerçeği belirtmek için kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki olumsuz ifadeyi aynen kullanarak tamamlayın: This budget ____ prices may rise next year.
Cevabı göster
doesn't take into account the fact that
and they won't be able to go see the people who are very, very important to them.
4:57ve onlar için çok ama çok önemli olan bu insanları görmeye gidemeyecekler.
The risk is that we end up with a very uneven and possibly unfair system. Notlar
5:01Risk şu ki, çok dengesiz ve muhtemelen haksız bir sistemle baş başa kalabiliriz.
The risk is that: olası bir olumsuz sonucu çerçevelemek
The risk is that, olası bir olumsuz sonucun içeriğini tanıtır. that sonrasındaki yan cümle, riskin ne olduğunu açıklar. Bu çerçeve, sıradaki fikri kesinlikle gerçekleşmiş bir sonuç olarak değil, değerlendirilmesi gereken bir risk olarak etiketleyerek argümanı düzenler.
Alıştırma
Cümleyi derste öğrendiğiniz risk çerçevesiyle tamamlayın: ____ the backup may fail during the update.
Cevabı göster
The risk is that
end up with: bir sürecin nihai sonucu
Burada end up with, bir sürecin ardından belirli bir sonuca “en sonunda sahip olmak veya bu sonucu ortaya çıkarmak” anlamına gelir. We öznesi sistemi yalnızca sürecin sonunda elinde bulundurmaz; seçimler ve gelişmeler bu sisteme yol açar. Bu ifade çoğu zaman sonucun ilk hedef olmadığını veya istenmeyen bir sonuç olabileceğini düşündürür. Ancak bu, zorunlu bir anlam değil, yaygın bir çağrışımdır. Her adımı sıralamadan nihai sonucu özetlemek için end up with + isim öbeği kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi end up with ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After testing several layouts, we ____ a cleaner design.
Cevabı göster
ended up with
that has played an increasingly important role in globalization and domestic economies. Kalıp ifadeler
5:13ve bu durum küreselleşmede ile yerel ekonomilerde giderek daha önemli bir rol oynamıştır.
sınır ötesi politikalarda free movement
Burada free movement, insanların yerler arasında, özellikle de sınırları aşarak, nispeten az yasal veya idari kısıtlamayla seyahat edebilmesi anlamına gelir. Bu cümlede birçok turistin yararlandığı geniş seyahat imkânını anlatır; vücudu fiziksel olarak hareket ettirme becerisini değil. İfadenin politik veya kurumsal bir niteliği vardır, ancak otomatik olarak belirli bir antlaşmayı ya da bölgesel hukuk sistemini adlandırmaz.
Alıştırma
Sınır politikasıyla ilgili bir raporda free movement büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- İnsanlar vücutlarını ağrı duymadan hareket ettirebilir.
- Araçlar durmadan hızlı gitmek zorundadır.
- İnsanlar nispeten az kısıtlamayla sınırları geçebilir.
Cevabı göster
İnsanlar nispeten az kısıtlamayla sınırları geçebilir.
play an increasingly important role in: giderek daha önemli bir rol oynamak
Play a role in something, bir şeye katkıda bulunmak veya onun gelişimini etkilemek demektir. Burada turistlerin görece serbest hareketi, küreselleşmeyi ve ülke ekonomilerini etkileyen bir unsur olarak sunulur; increasingly important ise bu etkinin zamanla büyüdüğünü gösterir. Yeniden kullanılabilen yapı play + niteleyici almış role + in + isim veya -ing biçimidir. Özgün cümlede has + played, present perfect yapısını oluşturur: has played an increasingly important role in.
Alıştırma
Cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: As digital payments spread, mobile phones have ____ giving small businesses access to new customers.
Cevabı göster
played an increasingly important role in
Take China.: Çin'i örnek olarak sunmak
Take China., Çin'i ele alınacak bir örnek olarak sunmanın kısa bir yoludur. Tartışmayı genel bir ifadeden belirli bir örneğe taşır; Çin'i fiziksel olarak almak veya seçmek anlamına gelmez. Yapı Take + örnek şeklindedir. Genellikle örneğin önceki iddiayı nasıl desteklediğini gösteren ayrıntılardan önce kısa ve bağımsız bir cümle olarak kullanılır.
Alıştırma
Bir konuşmacı hızla değişen ulaşım sistemleri hakkında genel bir iddiada bulunuyor ve ardından Take Bogotá. diyor. Konuşmacı ne yapıyor?
- Birinden Bogotá'ya seyahat etmesini istemek
- Dinleyiciye bunun yerine Bogotá'yı seçmesini söylemek
- Bogotá'yı belirli bir örnek olarak sunmak
Cevabı göster
Bogotá'yı belirli bir örnek olarak sunmak
For around 30 years until the end of the 1970s,
5:201970'lerin sonuna kadar yaklaşık 30 yıl boyunca,
travel to and from China was heavily restricted.
5:24Çin'e gidiş gelişler sıkı bir şekilde kısıtlanmıştı.
China sends more tourists abroad than any other country,
5:28Çin diğer tüm ülkelerden daha fazla yurtdışına turist gönderiyor,
Chinese tourists spent over $270 billion overseas,
5:36Çinli turistler yurtdışında 270 milyar dolardan fazla harcama yaptı,
almost double that spent by Americans. Dilbilgisi
5:40bu, Amerikalıların harcadığının neredeyse iki katı.
almost double that spent by Americans: that ile miktarın yerini tutma
Burada double turist sayılarını değil, para miktarlarını karşılaştırır. That, daha önce sözü edilen yurt dışı harcama miktarının yerine geçer; bu nedenle almost double that, “bu miktarın neredeyse iki katı” demektir. Spent by Americans, that sözcüğünü niteleyen kısaltılmış bir edilgen ilgi cümleciğidir; daha açık olan the amount that was spent by Americans yapısıyla karşılaştırılabilir. Kısa “karşılaştırma + that + geçmiş zaman ortacı” kalıbı, resmî veri karşılaştırmalarında aynı isim grubunu tekrarlamayı önler.
Alıştırma
Karşılaştırmayı that ve use fiilinin geçmiş zaman ortacıyla tamamlayın: The new model used 40 kilowatt-hours, almost double ____ by the older model.
Cevabı göster
that used
And the limitations on travel caused by the pandemic
5:44Ve pandemi nedeniyle seyahatlere getirilen sınırlamalar
could have a knock-on effect on global cooperation and economic growth. Deyimler
5:47küresel işbirliği ve ekonomik büyüme üzerinde zincirleme bir etki yaratabilir.
knock-on effect on: sonraki sonuçlar zinciri
A knock-on effect, başka sonuçlara yol açan veya katkıda bulunan dolaylı bir sonuçtur. Burada seyahat kısıtlamaları önce hareketliliği ve teması azaltabilir, ardından iş birliği ile ekonomik büyümeyi etkileyebilir; ifade gerçek anlamda bir çarpmayı anlatmaz. Daha sonraki etkiden hangi kişinin, etkinliğin veya sistemin etkilendiğini belirtmek için have a knock-on effect on + isim kalıbını kullanın. On edatı, effect on something kalıbının parçasıdır.
Alıştırma
Bir fabrikadaki gecikme üretim sorunlarına, bunlar da ülke genelinde teslimat gecikmelerine yol açıyor. Bu zinciri en iyi hangi cümle anlatır?
- The factory delay was a side effect of deliveries.
- The factory delay had a knock-on effect on deliveries.
- The factory delay had an immediate effect on deliveries.
Cevabı göster
The factory delay had a knock-on effect on deliveries.
The worry is that these restrictions persist in the long term and then become entangled in all sorts of other things, Notlar
5:53Endişe verici olan, bu kısıtlamaların uzun vadede devam etmesi ve ardından her türlü başka şeyle iç içe geçmesidir;
The worry is that: korkulan bir olasılığı çerçevelemek
The worry is that, that'ten sonra gelen yan tümceyi konuşanın değerlendirmek istediği risk olarak sunar. Sonraki bilgiyi kesinleşmiş bir gerçek değil, bir endişe olarak işaretleyerek cümlenin bilgisini düzenler. Analizde bu çerçeve, olumsuz bir öngörüyü eldeki kanıtlardan ayırır. Kısıtlamalar sürebilir ve başka meselelere dolanabilir; ancak bu ifade, söz konusu sonucun zaten gerçekleştiğini iddia etmez.
Alıştırma
Cümleyi kesinleşmiş bir gerçek yerine korkulan bir olasılığı belirten başlangıçla tamamlayın: ___ the temporary rule may remain in place for years.
- The fact is that
- The worry is that
- I'm worried that
Cevabı göster
The worry is that
become entangled in: karmaşık sorunlara dolanıp kalmak
Become entangled in, karmaşık bir durumla ayrılması ya da kurtulması zor olacak biçimde bağlantılı hâle gelmek demektir. Burada birbirine dolanmış nesnelerin fiziksel görüntüsü, kısıtlamaların diğer siyasi ve ekonomik meselelerle iç içe geçmesini anlatan bir mecazdır. Become fiili bir değişimi vurgular: kısıtlamalar en baştan bu meselelerle yalnızca bağlantılı değildir; zamanla onların içine çekilebilir.
Alıştırma
Vurgulanan ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: The construction project could ____ several legal battles.
Cevabı göster
become entangled in
any sort of geopolitical dispute between countries.
6:05ülkeler arasındaki her türlü jeopolitik anlaşmazlık gibi.
And so we return to a sort of mid-20th century world of closed borders, Anlatım akışı
6:08Ve böylece, kapalı sınırların,
and just less interchange between countries.
6:15ve ülkeler arasında daha az alışverişin yapıldığı 20. yüzyılın ortalarındaki bir dünyaya geri dönüyoruz.
And so we return to: sonuç çıkarma ve ana noktaya dönme
And so, konuşmacının önceki tartışmadan bir sonuç çıkardığını gösterir; yalnızca daha sonra ne olduğunu anlatmaz. We return to, bu sonucu ana fikre yeniden bağlar: koşullar geçmişteki bir dünya türüne yeniden benzer hâle gelir. Buradaki return kavramsaldır, fiziksel bir hareket değildir. Bu kalıp, dinleyiciyi önceki kanıtlardan savın temel iddiasına geri götürür.
Alıştırma
Vurgulanan kalıp bu cümlede ne işe yarıyor? 'Costs have risen again, and so we return to the question of what the project can realistically afford.'
- Bir sonuç sunar ve tartışmayı ana sorusuna yeniden bağlar.
- Yalnızca zaman içinde hangi olayın sonra gerçekleştiğini söyler.
- Konuşmacıların fiziksel olarak bir yere geri döndüğünü söyler.
Cevabı göster
Bir sonuç sunar ve tartışmayı ana sorusuna yeniden bağlar.
many travelers are looking closer to home for their holidays. Deyimler
6:23birçok gezgin, tatilleri için evlerine daha yakın yerlere bakıyor.
Faced with: cümle başındaki geçmiş ortaç öbeği
Faced with + isim öbeği, bir durum, sorun veya seçimle ‘uğraşmak zorunda olmak’ anlamına gelir. Cümlenin başında kullanılan bu geçmiş ortaç öbeği, ana eyleme yol açan arka planı verir. Faced with ifadesinin örtük öznesi, ana cümlenin öznesiyle aynı olmalıdır. Burada many travelers kısıtlamalarla karşı karşıyadır ve ardından eve daha yakın yerleri arar. Tam düşünce 'Because many travelers are faced with an ever-changing array of travel restrictions, ...' şeklinde yazılabilir.
Alıştırma
Faced with başlangıç öbeğini doğru kullanan cümle hangisidir?
- Faced with a tight deadline, there was no time to add new features.
- Faced with a tight deadline, the team simplified the design.
- Faced with a tight deadline, the design was simplified by the team.
Cevabı göster
Faced with a tight deadline, the team simplified the design.
An ever-changing array of: sürekli değişen çeşitli bir küme
An array of, birbirinden farklı şeylerden oluşan çeşitli bir grup veya seçki anlamına gelir. Burada bilgisayardaki bir veri yapısını ya da düzenli biçimde sıralanmış nesneleri değil, çok sayıdaki farklı seyahat kısıtlamasını ifade eder. Ever-changing, array sözcüğünü niteler ve bu grubun zaman içinde sürekli değiştiğini belirtir. An ever-changing array of bir bütün olarak, çok sayıda farklı öğeyi hareketli ve istikrarsız bir küme şeklinde sunar.
Alıştırma
Cümleyi sürekli değişen çeşitli bir küme anlamındaki tam ifadeyle tamamlayın: The clinic must respond to ____ patient needs.
Cevabı göster
an ever-changing array of
Looking closer to home: aramayı yerel seçeneklere yöneltmek
Looking closer to home, daha uzaklarda aramak yerine daha yakın veya yerel seçenekleri değerlendirmek anlamına gelir. Bu cümlede gezginler, yaşadıkları yere daha yakın destinasyonlar seçiyor. Home sözcüğünün kapsamı bağlama göre değişebilir; yalnızca kişinin evini değil, kasabasını, bölgesini veya ülkesini de ifade edebilir. Bu ifade, fiziksel olarak bir şeye bakmayı değil, arama alanındaki değişimi anlatır.
Alıştırma
Cümleyi daha yerel bir alanda aramak anlamındaki ifadeyle tamamlayın: After checking suppliers across the country, the café decided to ____ for fresh bread.
Cevabı göster
look closer to home
80% of total reservations on Airbnb were made domestically.
6:27Airbnb'deki toplam rezervasyonların %80'i yurt içinde yapıldı.
foreign searches for summer holiday accommodation in Spain fell by as much as 94%. Kalıp ifadeler
6:34İspanya'da yaz tatili konaklaması için yapılan yabancı aramalar %94'e varan oranda düştü.
fell by as much as 94%: düşüş miktarı ve üst sınır
fell by, önceki düzeye göre azalmanın büyüklüğünü belirtir. Bir şeyin %94 düşmesi, başlangıçtaki miktarın %6’sının kaldığı anlamına gelir; yeni düzeyin %94 olduğu anlamına gelmez. as much as yüksek bir üst sınırı vurgular. Burada fell by as much as 94%, düşüşün en uç durumlarda %94’e ulaştığı anlamına gelir; her arama ölçümünün tam olarak %94 düştüğü anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle, azalmanın bazı durumlarda en fazla %94’e ulaştığını belirtir?
- Searches fell by 94 percentage points.
- Searches fell by as much as 94%.
- Searches fell to 94% of their previous level.
Cevabı göster
Searches fell by as much as 94%.
The rise in localized travel could be good news for the environment.
6:41Bölgesel seyahatlerdeki artış çevre için iyi bir haber olabilir.
carbon dioxide emissions from commercial flights accounted for 2.4% of global fossil fuel emissions. Kalıp ifadeler
6:46ticari uçuşlardan kaynaklanan karbondioksit emisyonları, küresel fosil yakıt emisyonlarının %2,4'ünü oluşturuyordu.
accounted for 2.4% of: bütün içindeki payı belirtme
Bu yapıda özne bütünün bir parçasını adlandırır, account for bu parçanın payını verir ve of sonrasındaki isim bütünü belirtir: parça + accounted for + yüzde + of + bütün. Burada ticari uçuşların karbondioksit emisyonları parçayı, küresel fosil yakıt emisyonları ise bütünü oluşturur. Bu yüzde yapısında accounted for, bir şeyi açıklamak değil, onun bir bölümünü oluşturmak veya temsil etmek anlamına gelir.
Alıştırma
Hangi cümle tren yolculuklarının tüm iş seyahatlerinin %18'ini oluşturduğunu doğru biçimde söyler?
- Rail travel accounted 18% for all business trips.
- Rail travel accounted for 18% of all business trips.
- All business trips accounted for 18% of rail travel.
Cevabı göster
Rail travel accounted for 18% of all business trips.
The answer to this quandary is not to stop people from flying, Anlatım akışı
6:54Bu açmazın cevabı, insanların uçmasını engellemek değildir,
rather it's to make planes more efficient and to focus on innovation in the industry. Kalıp ifadeler
6:58aksine uçakları daha verimli hale getirmek ve sektördeki yeniliğe odaklanmaktır.
is not to ... rather it's to: reddedilen çözümü bir alternatifle değiştirmek
Eşleşen is not to X; rather, it's to Y kalıbı önce X'i çözüm olarak reddeder, ardından Y'yi daha iyi alternatif olarak sunar. Bu cümlede insanların uçmasını engelleme fikri reddedilir; uçakların verimliliğini artırmak ve sektörde yeniliği desteklemek ise gerçek çözüm olarak gösterilir. İki mastar bölümü paraleldir: is not to + fiil yapısı, rather, it is to + fiil yapısıyla karşıtlık kurar. Bu kalıbı yanlış bir iki seçenekli yaklaşımı düzeltmek ve görüşünüzü açıkça göstermek için kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Eşleşen düzeltme yapısını eksik iki parçayla tamamlayın: The solution is ____ cancel the trip; rather, ____ make the route safer.
Cevabı göster
not to · it's to
focus on innovation: yeniliği öncelik hâline getirmek
Focus on innovation, yeni fikirlerin, yöntemlerin veya teknolojilerin geliştirilmesini ve kullanılmasını öncelik hâline getirmek demektir. Bu cümlede ifade, uçakları daha verimli kılmanın yanında sektör için devam eden bir yönü belirtir; tamamlanmış tek bir icada işaret etmez. Kalıp focus on + isim veya -ing biçimidir. On, dikkat ve kaynakların yöneltildiği şeyi tanıtır. Bu nedenle önceliğin belirtilmesi gerektiğinde tam ifade, focus sözcüğünü tek başına kullanmaktan daha açık ve doğaldır.
Alıştırma
Yeni fikirleri ve yöntemleri öncelik hâline getirme anlamındaki hedef eşdizimle cümleyi tamamlayın: To create better medical tools, the lab will ____.
Cevabı göster
focus on innovation
The pandemic has accelerated the shift towards efficiency. Kalıp ifadeler
7:03Pandemi, verimliliğe geçişi hızlandırdı.
accelerated the shift towards + isim
'Accelerate the shift towards + isim', belirli bir yönde devam etmekte olan değişimi daha hızlı hâle getirmek demektir. Burada pandemi fiziksel olarak hızlanmamıştır; daha yüksek verimliliğe doğru zaten var olan geçişin daha hızlı gerçekleşmesini sağlamıştır. Yapı, özne + accelerate + the shift towards + hedef veya eğilim şeklindedir. Özne çoğu zaman bir olay, politika, teknoloji ya da baskıdır; nesne olan shift ise değişimi adlandırır.
Alıştırma
'Temiz enerjiye doğru zaten var olan geçişi daha hızlı hâle getirdi' anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: Tax incentives ____ renewable energy.
Cevabı göster
accelerated the shift towards
So some older planes are being taken out of the sky.
7:07Bu nedenle, bazı eski uçaklar kullanımdan kaldırılıyor.
The COVID-19 pandemic will dramatically affect the way in which people move around the world. Dilbilgisi
7:10COVID-19 pandemisi insanların dünyayı dolaşma şeklini önemli ölçüde etkileyecek.
the way in which + yan cümle
'The way in which + yan cümle', bir şeyin nasıl gerçekleştiği ya da yapıldığı anlamına gelir. Bu cümlede insanların dünya çapında hareket etme biçimini ifade eder; in fiziksel bir yeri göstermez. Way isminden sonra in which ilgi yapısı, ardından özne ve fiil gelir: the way in which people move. Bu daha açık ve uzun yapı özellikle resmî açıklama ve analizlerde kullanışlıdır.
Alıştırma
Standart İngilizcede doğru ve resmî tamamlamayı seçin: The new policy may change ___ companies report emissions.
- the way in which
- the way in that
- the way how
Cevabı göster
the way in which
But rather than driving economic growth, Dilbilgisi
7:16Ancak seyahat endüstrisinin geçmişte yaptığı gibi
rather than driving: beklenen bir etkiyi dışlama
Rather than + -ing, bir eylemi veya etkiyi bir kenara bırakıp ana cümledeki sonuçla karşılaştırır. Cümlenin başındaki rather than driving economic growth önce beklenen olumlu sonucu kurar; ana cümle ise daha sonra farklı bir olası sonuç verir. Buradaki driving, araç kullanmak değil, büyümeye neden olmak veya büyümeyi desteklemek anlamındadır. Aktarılabilir kalıp Rather than + -ing, subject + verb şeklindedir ve özellikle beklenen etkiyi gerçekte olan ya da olabilecek sonuçla karşılaştırırken kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için rather than, reduce fiilinin -ing biçimi ve delays sözcüğünü kullanın: ____, the new system made passengers wait longer.
Cevabı göster
Rather than reducing delays
sowing division: büyüyen çatışmayı anlatan bir tohum ekme benzetmesi
Sow sözcüğü kelime anlamıyla tohum ekmek demektir. sow division ifadesinde division, ekildikten sonra büyüyecek bir şeye benzetilir; ifade, insanlar veya gruplar arasında güvensizlik, düşmanlık ya da çatışma başlatmak veya bunları körüklemek anlamına gelir. Sowing division, kısıtlamaların başka bir olası sonucunu anlatan bir -ing yan cümlesidir. Benzetme, zararlı etkilerin zamanla yayılabileceği veya güçlenebileceği bir süreci vurgular; gerçek anlamda tohum ekmekten veya bir şeyi parçalara ayırmaktan söz etmez.
Alıştırma
'The campaign is sowing division in the neighborhood,' cümlesinde sowing division ne anlama gelir?
- Mahalleyi harita bölümlerine ayırmak
- Ayrı tarlalara ürün ekmek
- Toplumsal çatışmanın başlayıp büyümesine neden olmak
Cevabı göster
Toplumsal çatışmanın başlayıp büyümesine neden olmak
I'm a correspondent on the Britain desk at The Economist. Kültür
7:30The Economist'in Britanya masasında muhabirim.
the Britain desk at The Economist: bir editoryal ekip
Haber ve yayıncılık alanında desk, belirli bir bölge ya da konudan sorumlu editoryal ekip anlamına gelebilir. Burada the Britain desk, The Economist adına Britanya’yı takip eden gruptur; bir mobilya değildir. on the X desk at Y kalıbı, kişinin bağlı olduğu ekibi ve bu ekibin yer aldığı daha büyük kuruluşu birlikte belirtir. Örnekte bu ifade, muhabirin haber merkezindeki görev alanını açıklar.
Alıştırma
“Leo works on the sports desk at a newspaper,” cümlesinde “the sports desk” ne anlama gelir?
- Yalnızca spor muhabirlerinin kullandığı bir mobilya
- Spor haberlerinden sorumlu editoryal ekip
- Gazetenin ön taraftaki danışma bankosu
Cevabı göster
Spor haberlerinden sorumlu editoryal ekip
And if you'd like to read more about the impact that COVID-19 is having on international travel,
7:33COVID-19'un uluslararası seyahatler üzerindeki etkisi hakkında daha fazlasını okumak isterseniz,