A-10 Warthog Neden Tamamen Yenilmezdir?: İngilizce çalışma notları
The Infographics Show
Video özeti: Video, A-10 Warthog'un topunu, motor yerleşimini, zırhlı kokpitini ve yedekli kontrollerini yakın hava desteği ve hasar sonrası hayatta kalma yeteneğiyle ilişkilendiriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Deyimler ve Mecazi İfadelerde pigs could fly? imkânsızı Warthog üzerine kelime oyununa dönüştürür; böylece açılış gerçek anlamda okunmaz. 2. Dilbilgisi ve Cümle Kalıplarında had the GAU-8 been installed, geçmişteki gerçek dışı bir if cümleciğine denk resmî koşul devrikliğidir ve geri tepme ile isabeti açıklamaya yarar. 3. Konuşma Edimbilimi ve Tutumda who wouldn't want that in the air? Well, the enemy. varsayılan uzlaşmadan ifadesiz bir istisnaya geçerek mizah yaratır.
Bu derste
Soviet T-74s roll across the Fulda Gap into West Germany. Kültür
0:02Sovyet T-74’leri Fulda Geçidi’ni aşarak Batı Almanya’ya ilerliyor.
Soğuk Savaş planlamasında Fulda Gap
Fulda Gap, o zamanki Batı Almanya'da, Doğu Almanya sınırına yakın bir coğrafi koridordur. Soğuk Savaş dönemi askerî planlamasında, Varşova Paktı'nın zırhlı kuvvetlerinin batıya ilerleyebileceği olası bir güzergâh olarak görülüyordu. Burada bu ad, 1983'te gerçekleşen varsayımsal bir Sovyet işgali sahnesini hemen belli eder. Gap sözcüğü özel adın bir parçasıdır ve yalnızca sıradan bir boşluk ya da açıklık anlamına gelmez; cümle bu işgalin gerçekten yaşandığını ileri sürmez.
Alıştırma
Cümlede Fulda Gap neyi ifade ediyor?
- Doğu ve Batı Berlin arasındaki bir sınır kapısı
- Berlin Duvarı'ndaki dar bir açıklık
- Soğuk Savaş sırasında zırhlı bir ilerlemeye açık olduğu düşünülen Batı Almanya'daki bir koridor
- Merkezi Fulda'da bulunan bir askerî ittifak
Cevabı göster
Soğuk Savaş sırasında zırhlı bir ilerlemeye açık olduğu düşünülen Batı Almanya'daki bir koridor
The West German army is retreating and nothing seems to be able to stop the full might of Warsaw Pact's tank brigades. Kültür
0:05Batı Alman ordusu geri çekiliyor ve Varşova Paktı’nın tank tugaylarının bütün gücünü hiçbir şey durdurabilecekmiş gibi görünmüyor.
Soğuk Savaş bağlamında iyelik bildiren Warsaw Pact's
Varşova Paktı, Soğuk Savaş'ın büyük bölümünde NATO'ya karşı duran, Sovyetler Birliği liderliğindeki askerî ittifaktı. Bu cümlede, ilerleyen tank tugaylarının hangi tarafa ait olduğunu belirtir. Warsaw Pact's ifadesindeki kesme işareti ve s iyelik bildirir: Warsaw Pact's tank brigades, «Varşova Paktı'nın tank tugayları» anlamına gelir. Burada Warsaw, ittifakın özel adının bir parçasıdır; yalnızca Varşova şehrine gönderme yapmaz.
Alıştırma
Warsaw Pact's bu cümlede neyi gösteriyor?
- Tank tugayları Varşova Paktı kuvvetlerine aittir.
- Varşova şehri tanklarla ilgili yeni bir anlaşma imzalamıştır.
- Geri çekilen ordu Varşova Paktı'dır.
- Bu sözcükler tek bir tank tugayının adıdır.
Cevabı göster
Tank tugayları Varşova Paktı kuvvetlerine aittir.
Suddenly, the sky is filled with the roar of jet engines
0:11Birden gökyüzü jet motorlarının kükremesiyle
as the A-10 Warthog lays waste to the almost unstoppable T-74s. Deyimler
0:16A-10 Warthog, neredeyse durdurulamaz T-74’leri yerle bir ediyor.
lays waste to ile büyük ölçekli yıkım
Lay waste to + bir yer, grup ya da şey, onu yok etmek veya çok büyük ölçekte zarar vermek demektir. Burada lays waste to, uçağın saldırısını yalnızca etkili değil, yıkıcı olarak anlatır. Lays, lay fiilinin geniş zamanda üçüncü tekil kişi biçimidir. Bu deyimde waste kalıbın bir parçasıdır; «çöp» anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi «ciddi biçimde yok etti» anlamındaki güçlü deyimle tamamlayın: The wildfire ____ several mountain cabins before firefighters contained it.
Cevabı göster
laid waste to
What if there was a virtually invincible plane Dilbilgisi
0:21Peki ya neredeyse yenilmez bir uçak olsaydı
that also could decimate tanks, armored vehicles, and troops in a single flyby?
0:24ve tek geçişte tankları, zırhlı araçları ve birlikleri yok edebilseydi?
Hayalî bir senaryo için What if + geçmiş zaman
What if olası bir durumu ortaya koyar ve dinleyiciyi bu durumu hayal etmeye veya sonucunu düşünmeye çağırır. Bu cümlede geçmiş hakkında soru sormak yerine, ardından gelen fikri hazırlayan retorik bir soru olarak işlev görür. Geçmiş zaman biçimi was, gerçeklikle arasına mesafe koyarken could hayal edilen bir yeteneği anlatır. İngilizce, hayal edilen durum şimdi ya da gelecekle ilgili olsa bile uzak veya varsayımsal durumlar için geçmiş zaman biçimlerini sıkça bu şekilde kullanır.
Alıştırma
Hangi cümlede What if, güncel bir ihtimal yerine uzak ve hayalî bir senaryo başlatmak için kullanılmıştır?
- What if there was a city under the ocean?
- What if the bus is late today?
- Was the city under the ocean?
Cevabı göster
What if there was a city under the ocean?
Neredeyse imkânsızlık imgesi olarak pigs could fly?
Buradaki pigs could fly, İngilizcede bilinen uçan domuz imgesine dayanan, şakacı bir varsayımdır. Bu imge, bir şeyin neredeyse imkânsız olacak kadar düşük olasılıklı olduğunu anlatır; konuşmacı hayvan biyolojisi hakkında ciddi bir soru sormaz. Soru aynı zamanda bir söz oyununa zemin hazırlar: warthog bir tür Afrika yaban domuzudur ve Warthog, A-10'un yaygın olarak bilinen lakabıdır. Cümle, imkânsız bir uçan domuzdan Warthog denen bir uçağa geçiş yapar.
Alıştırma
Bu cümlede uçan domuz imgesi esas olarak neyi anlatıyor?
- Neredeyse imkânsız görünen bir durum
- Afrika yaban domuzlarıyla ilgili yaygın bir gerçek
- Hayvanları uçurmak için gerçek bir plan
Cevabı göster
Neredeyse imkânsız görünen bir durum
and it's one of the most powerful planes in the United States military arsenal.
0:34ve ABD’nin askerî cephaneliğindeki en güçlü uçaklardan biri.
the A-10 Thunderbolt is also known as the Tank Buster,
0:40ancak A-10 Thunderbolt, Tank Avcısı olarak da biliniyor.
Resmî ve alternatif adlar için Officially called ... also known as
Baştaki Officially called the A-10 Thunderbolt ifadesi, kısaltılmış bir edilgen yan cümledir. Cümle uçağı ana konu olarak ele almadan önce resmî adı verir; böylece resmî ad bilgisi önce gelir. is also known as the Tank Buster daha sonra ikinci bir ad ekler. Also known as bir lakabı, takma adı, kısaltmayı veya yaygın adı tanıtabilir; bu ifade tek başına ikinci adın da resmî olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki iki adlandırma ifadesiyle tamamlayın: ____ International Business Machines Corporation, the company is ____ IBM.
Cevabı göster
Officially called · also known as
an almost invincible plane designed to destroy ground targets with exceptional precision.
0:43Olağanüstü hassasiyetle kara hedeflerini yok etmek için tasarlanmış, neredeyse yenilmez bir uçak.
The A-10 Thunderbolt is considered a flying gun Deyimler
0:48A-10 Thunderbolt, uçan bir top olarak kabul ediliyor
flying gun: özlü bir mecaz
flying gun ifadesi kısa ve yoğun bir mecazdır: uçağın tamamını sanki uçabilen bir topmuş gibi sunar. Bu imge, uçağın topunun tasarımının ve kimliğinin merkezinde olduğunu vurgular. Bu isim öbeği tam bir benzetmeyi iki sözcüğe sıkıştırır; canlı medya anlatımında bu yaygın bir tekniktir.
Alıştırma
Bu cümlede flying gun ne anlama geliyor?
- Bir uçak olmadan kendi başına uçabilen bir top
- Güçlü bir topun etrafında tasarlanmış gibi sunulan bir uçak
- Herhangi bir silah taşıyan uçaklar için resmî bir kategori
Cevabı göster
Güçlü bir topun etrafında tasarlanmış gibi sunulan bir uçak
wish you had it: şimdiki zamana aykırı bir dilek için wish + simple past
wish you had it yapısında wish + had biçimi, şimdiki duruma aykırı bir dileği ifade eder: şu anda ona sahip değilsinizdir ama sahip olmak istersiniz. Geçmiş zaman biçimi, şimdiki gerçeklikten uzaklık yaratır; sahip olmayı geçmiş zamana yerleştirmez. Burada had, have fiilinin simple past biçimidir. Cümlenin tamamında still, o şeye ihtiyaç olmadığında bile sahip olma isteğinin sürmesiyle mizahi bir karşıtlık oluşturur.
Alıştırma
Şimdiki zamana aykırı dileği have fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: My friends own a cabin by the lake. I wish I ____ one too.
Cevabı göster
had
The plane most feared by tankers around the world has been in operation for decades Dilbilgisi
0:56Dünyanın dört bir yanındaki tankçıların en çok korktuğu bu uçak onlarca yıldır görev yapıyor
has been in operation for decades: geçmişten bugüne süren durum
has been in operation for decades ifadesi, geçmişteki bir başlangıç noktasını şimdi de süren bir duruma bağlamak için present perfect yapısındaki has been’i kullanır. Burada in operation, “hizmette ve kullanımda” demektir; belirli bir askerî operasyonu veya tıbbi işlemi anlatmaz. For + süre, “ne kadar zamandır?” sorusunu yanıtlar. Bu kalıp, geçmişte çalışmaya başlayıp şimdi de çalışmayı sürdüren ekipman, sistem, hizmet ve tesisler için kullanışlıdır: has/have been in operation for + süre.
Alıştırma
Cümleyi be fiilinin present perfect biçimi ve in operation ifadesiyle tamamlayın. The emergency hotline started running twenty years ago and still works today. It ____ twenty years.
Cevabı göster
has been in operation for
and is the most survivable versatile aircraft to take to the sky. Deyimler
1:00ve gökyüzüne çıkan, beka kabiliyeti en yüksek çok yönlü uçak olarak öne çıkıyor.
take to the sky: havaya yükselip uçmaya başlamak
take to the sky deyimi “havaya yükselip uçmaya başlamak” anlamına gelir. Genel fly fiiline göre daha canlı bir görüntü oluşturur ve havacılık haberleriyle betimleyici anlatımlarda yaygındır. Örnekte to take to the sky, aircraft sözcüğünü niteleyen bir mastar öbeğidir. Uçağı, uçmuş olan uçaklar grubu içinde tanımlar; burada take to, “sevmeye başlamak” anlamına gelmez.
Alıştırma
Birkaç kurtarma helikopterinin uçmaya başladığı anı en iyi hangi cümle anlatır?
- The rescue helicopters stayed in the hangar at dawn.
- The rescue helicopters flew above the coast for three hours.
- The rescue helicopters took to the sky at dawn.
Cevabı göster
The rescue helicopters took to the sky at dawn.
Popular with pilots because of its power and ability to defeat the enemy
1:04Gücü ve düşmanı yenme becerisi sayesinde pilotlar arasında çok seviliyor;
through massive destruction and direct fire air-to-ground bombardment.
1:08bunu büyük çaplı yıkım ve doğrudan ateşle havadan karaya bombardıman yaparak başarıyor.
First introduced in 1977 to the United States Air Force,
1:12İlk kez 1977’de ABD Hava Kuvvetlerine katılan
the A-10 Thunderbolt was put into the role of close air support, or CAS. Kültür
1:16A-10 Thunderbolt’a yakın hava desteği, yani CAS görevi verildi.
close air support, yani CAS
Close air support, uçakların çatışmaya girmiş kara birliklerine doğrudan yardım ettiği bir askerî görevdir. Buradaki close, bu birliklerle yakın koordinasyonu anlatır; yalnızca uçağın fiziksel olarak yakında olduğu anlamına gelmez. Support ise duygusal veya teknik yardımı değil, görevin türünü adlandırır. İngilizcedeki tam terim, or kısaltma kalıbı daha kısa bir ad tanıtır: CAS, close air support ifadesinin kısaltmasıdır. Tam terim bir kez açıklandıktan sonra sonraki kullanımlarda yalnızca CAS denebilir.
Alıştırma
Örnekte CAS neyi ifade ediyor?
- Bir uçağın bakımı için sağlanan genel teknik yardım
- Kısa mesafede gerçekleştirilen herhangi bir askerî uçuş
- Çatışmadaki kara birliklerini desteklemek için yakın koordinasyonla yürütülen hava harekâtı
Cevabı göster
Çatışmadaki kara birliklerini desteklemek için yakın koordinasyonla yürütülen hava harekâtı
It's been instrumental in several American conflicts including Grenada, the Balkans, Kalıp ifadeler
1:20Grenada ve Balkanlar dâhil birçok Amerikan çatışmasında kritik rol oynadı;
Afghanistan, Iraq, and the fight against the Islamic State
1:24Afganistan, Irak ve İslam Devleti’ne karşı mücadelede de kullanıldı.
in the Middle East during the War on Terror. Kültür
1:28Bunlar Terörle Savaş sırasında Orta Doğu’da gerçekleşti.
It's been instrumental in: önemli bir rol oynadı
Has been instrumental in, bir etkinlikte veya sonuçta çok önemli bir rol oynamış olmak demektir. Örnekte bu ifade, A-10'u belirtilen askerî operasyonlara büyük katkı sağlayan bir unsur olarak değerlendirir; instrumental burada müzik aletleriyle ilgili değildir. Yeniden kullanılabilen kalıp be instrumental in + isim veya -ing biçimidir: instrumental in the project; instrumental in reaching an agreement. Buradaki It's been, It has been ifadesinin kısaltmasıdır; present perfect bu rolü şimdiki bakış açısına kadar uzanan bir dönemle ilişkilendirir.
Alıştırma
Cümleyi be instrumental in ifadesinin present perfect biçimiyle tamamlayın: For years, the volunteer network ____ delivering food to isolated residents.
Cevabı göster
has been instrumental in
Geniş kapsamlı tarihî ve siyasi bir etiket olarak War on Terror
Bu cümlede the War on Terror, 11 Eylül 2001 saldırılarından sonra başlayan ve ABD'nin öncülük ettiği geniş kapsamlı terörle mücadele faaliyetlerini ifade eder. Buna politikalar, güvenlik önlemleri ve terör örgütlerini hedef alan askerî operasyonlar dahildir. Bu, tek bir savaş alanı veya düşmanı olan resmî bir savaşın adı değil, geniş kapsamlı tarihî ve siyasi bir etikettir. on, war on drugs ifadesinde olduğu gibi bu kalıplaşmış adın bir parçasıdır.
Alıştırma
The policy began during the War on Terror. cümlesinde the War on Terror en doğru biçimde neyi ifade eder?
- 11 Eylül sonrasında terörle mücadele politikalarını ve askerî operasyonları kapsayan geniş bir faaliyet
- Tek bir ülkede yürütülen, resmen ilan edilmiş tek bir savaş
- Terror adlı bir yere karşı yapılan bir muharebe
Cevabı göster
11 Eylül sonrasında terörle mücadele politikalarını ve askerî operasyonları kapsayan geniş bir faaliyet
The mission of the A-10 is to decimate tanks, armored vehicles,
1:30A-10’un görevi tankları, zırhlı araçları
and installations in support of enemy ops.
1:33ve düşman operasyonlarını destekleyen tesisleri yok etmektir.
It's suitable for makeshift environments with short or even improvised landing strips Kelime
1:35Kısa, hatta geçici olarak hazırlanmış pistlerin bulunduğu zorlu ortamlara uygundur.
makeshift ve improvised: geçici alternatif mi, anlık üretim mi
Bu cümlede iki sözcük de ortamın standart ve tam donanımlı bir havaalanı olmadığını gösterir. Makeshift, environments sözcüğünü niteler ve normal tesisler bulunmadığı için kullanılan geçici düzenlemeleri anlatır. Improvised ise landing strips ifadesini niteler ve pistlerin durumun gerektirdiği şekilde o anda yapıldığını veya uyarlandığını anlatır. Her iki sözcük de eldeki imkânlarla çalışmayı içerir. Temel fark odak noktasıdır: makeshift geçici bir alternatif olmayı, improvised ise önceden hazırlık yapmadan bir şeyi üretmeyi veya uyarlamayı vurgular. İki sözcük de bir şeyin mutlaka güvensiz veya kötü yapılmış olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir selden sonra gönüllüler bir çadırı geçici klinik olarak kullanıyor ve o anda bir sedye yapıyor. Bu iki fikre en uygun İngilizce sözcük çifti hangisidir?
- a makeshift clinic and an improvised stretcher
- an improvised clinic and a makeshift stretcher
- a permanent clinic and a planned stretcher
Cevabı göster
a makeshift clinic and an improvised stretcher
due to its short landing capability and oversized rugged wheels and reinforced landing gear assembly.
1:40Bunu kısa mesafede iniş yeteneğine, büyük ve sağlam tekerleklerine ve güçlendirilmiş iniş takımlarına borçludur.
This makes it the premier choice for frontline combat,
1:45Bu özellikler onu cephe hattındaki çatışmalar için ilk seçenek hâline getirir,
though it still boasts a range of 800 mi. Kelime
1:48üstelik yine de 800 millik bir menzile sahiptir.
boasts a range of: etkileyici bir menzili vurgulamak
Bu cümlede boasts, “bir özelliğe sahip olmak ve onu etkileyici bir üstünlük olarak sunmak” anlamına gelir. Özne bir hava aracı olduğu için burada gerçek anlamda övünen biri yoktur. boast(s) a range of + mesafe kalıbı, araç ve teknoloji tanıtımlarında yaygındır. Özelliği yalnızca bildirmek yerine ona olumlu ve tanıtım amaçlı bir vurgu katar.
Alıştırma
Cümleyi “etkileyici bir çalışma mesafesine sahip” anlamındaki tanıtım ifadesiyle tamamlayın: The compact electric boat ____ 120 miles.
Cevabı göster
boasts a range of
The maneuverability of the plane allows it to fly low and slow, Kalıp ifadeler
1:50Uçağın manevra kabiliyeti alçaktan ve yavaş uçmasını sağlar,
fly low and slow: kısa bir eşleşmede iki zarf
Burada low and slow, uçağın nasıl uçtuğunu anlatır: alçak irtifada ve düşük hızda. Hem low hem de slow, fly fiilini niteleyen zarflardır. Birbirine uyan bu tek heceli sözcükler anlatımı kısa ve ritmik yapar. Bu bilinen eşleşmede slow, -ly almayan bir zarf olarak doğal biçimde kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi hem alçak irtifayı hem de düşük hızı anlatan kısa ifadeyle tamamlayın: To inspect the power lines, the helicopter flew ____.
Cevabı göster
low and slow
being able to effectively target enemies of all shapes and sizes and decimate them.
1:54böylece her şekil ve boyuttaki düşmanı etkili biçimde hedef alıp yok edebilir.
Flown by one pilot, the plane is basically an armored tank that flies.
1:58Tek pilotla uçurulan bu uçak, esasen uçan zırhlı bir tanktır.
While powerful, the A-10 Thunderbolt is painfully slow, Kalıp ifadeler
2:02A-10 Thunderbolt güçlüdür ama acı verecek kadar yavaştır;
painfully slow: güçlü olumsuz değerlendirme bildiren derece
painfully slow ifadesinde painfully, slow sıfatının derecesini güçlendirir. Bir şeyin insanı bezdirecek kadar yavaş olduğunu veya yavaşlığın belirgin bir dezavantaja dönüştüğünü anlatır; fiziksel acıdan söz etmez. Başka durumlara aktarılabilen yapı painfully + sıfattır. Derece istenmeyen ya da rahatsız edici olduğunda, painfully awkward veya painfully obvious örneklerinde olduğu gibi sıfatı güçlendirir. Hem dereceyi hem de konuşanın tepkisini ifade eder.
Alıştırma
Hangi cümlede painfully, yavaşlığın bezdirici olduğunu anlatan bir derece zarfı olarak kullanılmıştır?
- The website is painfully slow during peak hours.
- The nurse cleaned the painful cut carefully.
- Her injured shoulder moved painfully after the fall.
Cevabı göster
The website is painfully slow during peak hours.
typically cruising at around 365 kn or about 420 mph in relation to typical commercial passenger jet,
2:05normal seyir hızı yaklaşık 365 knot, yani saatte 420 mildir. Buna karşılık tipik bir ticari yolcu uçağı
flies at a speed of about 400 to 500 kn or 460 to 575 mph.
2:12yaklaşık 400-500 knot, yani saatte 460-575 mil hızla uçar.
However, it usually flies most missions at around 300 kn or less,
2:18Ancak çoğu görevde genellikle 300 knot veya daha düşük hızda,
Since the plane is not intended to compete with fighter jets like the F-35, Kalıp ifadeler
2:25Bu uçak F-35 gibi savaş uçaklarıyla yarışmak için tasarlanmadığından,
be intended to compete with: verilmiş amaç, yetenek değil
Be intended to + fiilin yalın hâli, tasarımcıların, planlamacıların veya karar vericilerin bir şeye verdiği amacı belirtir. Burada compete with, rakip olmak veya boy ölçüşmeye çalışmak demektir; dolayısıyla not intended to compete with, uçağın savaş uçaklarına rakip olma rolü için tasarlanmadığını anlatır. Edilgen yapı önemlidir: uçak, kendisine amaç verilen şeydir; kendi planını yapan bir özne değildir. Cümle planlanan rolünü açıklar, ancak tek başına uçağın rekabet edip edemeyeceğini söylemez.
Alıştırma
Cümleyi “karşı rekabet etmek amacıyla tasarlanmış” anlamındaki ders ifadesiyle tamamlayın: This budget laptop is not ____ premium gaming machines.
Cevabı göster
intended to compete with
The A-10 is a simple airplane made to be flown despite serious damage. Dilbilgisi
2:31A-10, ağır hasar alsa bile uçmaya devam etmek için yapılmış basit bir uçaktır.
despite serious damage: ciddi hasara rağmen
Despite, beklenen sonuca ters düşen bir durumu gösterir: ciddi hasar normalde bir uçağın uçmasını engellerdi, ancak bu uçak yine de uçabilecek şekilde tasarlanmıştır. Burada despite sözcüğünden sonra serious damage isim öbeği gelir. despite + isim öbeği, zamir veya -ing biçimi kullanılır; despite sözcüğünün ardından doğrudan özne ve çekimli fiil içeren tam bir cümlecik getirilmez.
Alıştırma
Beklenmedik bir sonucu anlatmak için despite sözcüğünü doğru kullanan cümle hangisidir?
- The aircraft landed safely despite the wing was damaged.
- The aircraft landed safely although the damaged wing.
- The aircraft landed safely despite the damaged wing.
Cevabı göster
The aircraft landed safely despite the damaged wing.
A key feature to increase survivability is the fact that its landing gear is only partly retractable.
2:35Beka kabiliyetini artıran temel özelliklerden biri, iniş takımlarının yalnızca kısmen içeri çekilmesidir.
Half of each main wheel protrudes from its fairing in flight,
2:40Uçuş sırasında her ana tekerleğin yarısı kaplamasından dışarıda kalır.
a feature instituted because it allows the wings to remain free of wheel wells, Dilbilgisi
2:43Bu özellik, kanatlarda tekerlek yuvalarına ihtiyaç bırakmadığı için kullanılmıştır
allows the wings to remain free of wheel wells: kanatlarda tekerlek yuvası bulunmamasını sağlar
Kalıp allow + nesne + to-infinitive şeklindedir. Burada it söz konusu özelliğe gönderme yapar, the wings nesnedir ve to remain bu özelliğin mümkün kıldığı sonucu anlatır. Remain free of wheel wells, 'tekerlek yuvaları olmadan kalmaya devam etmek' anlamına gelir. Teknik açıklamalarda allow genellikle 'izin vermek' değil, 'mümkün kılmak' anlamındadır.
Alıştırma
Cümleyi allow + nesne + to-infinitive kalıbına uygun biçimde tamamlayın: The ramp allows wheelchair users ____ enter the building.
Cevabı göster
to
making construction simple, straightforward, and strong.
2:47ve yapıyı basit, yalın ve sağlam kılar.
It also allows the aircraft to be landed in case of landing gear failure. Kalıp ifadeler
2:50Ayrıca iniş takımları arızalansa bile uçağın indirilmesini sağlar.
in case of + isim öbeği
In case of + isim öbeği, adı verilen durum gerçekleşirse buna uygun bir şey yapılacağını belirtir. Buradaki landing gear failure, konuşanın zaten gerçekleştiğini söylediği bir neden değil, olası bir acil durumdur. Bu ifade, uçağın güvenlik özelliğinin başa çıkmak üzere tasarlandığı koşulu belirtir. Bir plan veya talimatta olası bir olayın kısa biçimde adlandırılması gerektiğinde özellikle kullanışlıdır.
Alıştırma
“Bir yangın çıkarsa” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The emergency instructions are posted by the door ____ a fire.
Cevabı göster
in case of
and is made with 3.8 cm thick titanium armor plating that surrounds it,
2:57ve çevresi 3,8 cm kalınlığında titanyum zırh plakalarıyla kaplıdır.
Titanium tub: A-10 kokpit zırhının takma adı
Burada titanium tub, A-10 kokpitini çevreleyen koruyucu titanyum yapının takma adıdır. Sıradan bir küvet veya bir titanyum malzemenin resmî adı değildir. Tub sözcüğü biçime dayalı bir benzetme kurar: zırh, pilotu derin bir kap gibi çevreler. Bu nedenle takma ad hem yapının şeklini hem de koruyucu işlevini anlatır.
Alıştırma
A-10 hakkındaki bir belgeselde titanium tub takma adı neyi ifade eder?
- Uçağın taşıdığı çıkarılabilir bir küvet
- Kokpitin çevresindeki titanyum zırh yapısı
- Titanyumdan yapılmış bir yakıt deposu
Cevabı göster
Kokpitin çevresindeki titanyum zırh yapısı
which is not forged but instead several plates of titanium bolted together.
3:01Bu yapı tek parça hâlinde dövülmemiş, birkaç titanyum plaka birbirine cıvatalanmıştır.
The A-10 also has a huge bulletproof bubble canopy,
3:06A-10’da ayrıca devasa, kurşun geçirmez, baloncuk biçimli bir kanopi bulunur.
which gives the pilot an all-around good vision and makes it easy for them to target. Dilbilgisi
3:09Bu kanopi pilota her yönde iyi görüş sunar ve hedef almayı kolaylaştırır.
makes it easy for them to target: make it + sıfat + for someone + to do
Make it + sıfat + for someone + to do yapısı, bir şeyin bir eylemi bir kişi için kolay, zor, güvenli veya mümkün hâle getirdiğini anlatır. Burada uçağın tasarımı, pilotun daha kolay hedef almasını sağlar. It biçimsel nesnedir; asıl değerlendirilen eylem to target ifadesidir. Them, tekil pilot sözcüğüne gönderme yapar. Buradaki tekil they/them kullanımı cinsiyet belirtmez.
Alıştırma
Cümleyi make it + easy + for visitors + to navigate yapısıyla tamamlayın: The color-coded map ____ the museum.
Cevabı göster
makes it easy for visitors to navigate
This makes the A-10 a powerful flying armored machine.
3:13Böylece A-10, güçlü ve uçan zırhlı bir makineye dönüşür.
In addition, the A-10's cockpit is equipped with a heads-up display targeting system, Notlar
3:17Ayrıca A-10’un kokpitinde baş üstü göstergeli hedefleme sistemi,
heads-up display (baş üstü göstergesi, HUD)
Bu cümlede heads-up display, uçuş ve hedefleme bilgilerini pilotun ön görüş alanına yerleştiren ve pilotun gösterge paneline bakmak için başını eğmeden bilgileri okumasını sağlayan bir göstergedir. Genellikle HUD olarak kısaltılır; burada bir hedefleme sisteminin parçasıdır. Kısa çizgiyle bağlanan heads-up sözcükleri, display sözcüğünün önünde birleşik bir niteleyici oluşturur. Terimin tamamını tek bir teknik birim olarak anlamak gerekir; kelimesi kelimesine birkaç başın yukarı dönük olduğunu anlatmaz.
Alıştırma
Bu cümlede heads-up display ne anlama geliyor?
- Pilota önceden verilen gündelik bir uyarı
- Temel uçuş ve hedefleme bilgilerini pilotun ön görüş alanına yerleştiren bir gösterge
- Aşağı bakılarak görülmesi gereken bir panel
Cevabı göster
Temel uçuş ve hedefleme bilgilerini pilotun ön görüş alanına yerleştiren bir gösterge
radio communication, and tactical air navigation system.
3:21telsiz iletişimi ve taktik hava seyrüsefer sistemi bulunur.
is equipped with: sağlanan ekipmanı açıklama
Be equipped with + isim, bir şeyin belirli bir ekipman, araç veya özellikle donatılmış olduğunu anlatır. Burada is equipped with, kokpite yerleştirilen sistemlerin listesini tanıtır. Özne, ekipmana sahip olan şeydir; with ise sahip olunan şeyi tanıtır. Bu edilgen yapı, zaman ve sayıya göre is equipped with, are equipped with ve was equipped with biçimlerini alabilir.
Alıştırma
Cümleyi hedef kalıpla tamamlayın: The science lab ____ safety goggles and fire extinguishers.
Cevabı göster
is equipped with
It also carries 11 pylons for external loads including extra fuel, rockets,
3:24Ek yakıt ve roketler gibi dış yükler için 11 pilon da taşır;
and everything it needs to get tank in the sky.
3:28yani gökyüzünde bir tank olmak için gereken her şeye sahiptir.
However, the 30-mm GAU-8 Avenger rotary cannon has become the A-10's best known weapon.
3:30Ancak 30 mm’lik GAU-8 Avenger döner namlulu top, A-10’un en tanınmış silahı olmuştur.
The 30-mm GAU-8 is a hydraulically driven seven-barrel rotary cannon
3:3630 mm’lik GAU-8, hidrolik tahrikli, yedi namlulu döner bir toptur
invented to beat tanks and other armored vehicles.
3:40ve tanklarla diğer zırhlı araçları yenmek için geliştirilmiştir.
The Thunderbolt's 30-mm gun is one of the most powerful aircraft cannons ever made
3:43Thunderbolt’un 30 mm’lik topu, bugüne kadar üretilmiş en güçlü uçak toplarından biridir
which are extremely dense and thus have enormous impact power.
3:52Bunlar son derece yoğundur ve bu nedenle muazzam bir darbe gücüne sahiptir.
zırh delici mühimmattaki depleted uranium cores
Depleted uranium cores, bu zırh delici mühimmatın seyreltilmiş uranyumdan yapılmış yoğun iç çekirdekleridir. Yüksek yoğunlukları, kuvvetin küçük bir alanda yoğunlaşmasına ve zırhın delinmesine yardımcı olur; bu da cümlede extremely dense ile enormous impact power arasındaki bağlantıyı açıklar. Burada depleted, uranyumdaki bölünebilir uranyum-235 izotopunun oranının doğal uranyuma göre daha düşük olduğu anlamına gelir. Boş, tamamen tükenmiş veya hiç radyoaktif olmayan anlamına gelmez; cores ise bilgisayar işlemci çekirdeklerini değil, mühimmatın merkezindeki malzemeyi ifade eder.
Alıştırma
depleted uranium cores ifadesinde depleted ne anlama gelir?
- Uranyumdaki uranyum-235 oranı doğal uranyumdakinden daha düşüktür
- Uranyum tamamen kullanılmıştır ve içinde hiçbir malzeme kalmamıştır
- Çekirdekler, gücü azaltılmış bilgisayar işlemcileridir
Cevabı göster
Uranyumdaki uranyum-235 oranı doğal uranyumdakinden daha düşüktür
The rounds are also self-sharpening,
3:56Mermiler ayrıca kendi kendini bileyen bir yapıya sahiptir.
meaning the projectile doesn't flatten as it pierces armor Dilbilgisi
3:58Yani mermi zırhı delerken yassılaşmaz;
doesn't flatten ... but fractures and remains relatively pointed karşıtlığı
does not/doesn't X but Y kalıbı önce olası bir sonucu reddeder, ardından karşıt olan gerçek sonucu belirtir. Burada doesn't flatten, merminin genişleyip körelmesi fikrini dışlar; but ise gerçekte olanı tanıtır: mermi parçalanır ve nispeten sivri kalır. as it pierces armor ifadesi ilk bölümün içine girer ve zamanı ya da süreci belirtir. Bu ifade karşıtlığı bozmaz: doesn't flatten, fractures ve remains fiillerinin ortak öznesi the projectile'dır. Bir beklentiyi düzeltip gerçek sonucu vurgulamak için bu kalıbı kullanın.
Alıştırma
Karşıtlığı does not X but Y ile tamamlayın: The safety coating does ____ peel away under heat ____ stays firmly attached.
Cevabı göster
not · but
The A-10's 30-mm gun is fired in bursts of roughly 60 to 65 rounds per second Kalıp ifadeler
4:05A-10’un 30 mm’lik topu, saniyede yaklaşık 60-65 mermilik seri atışlar yapar
fired in bursts of + miktar veya atış hızı
Be fired in bursts, bir silahın sürekli ateş etmek yerine kısa sürelerle ateşlenmesi ve aralarda duraklaması demektir. Burada burst, patlama değil, yoğun bir atış grubu ya da kısa bir atış dizisi anlamına gelir. of roughly 60 to 65 rounds per second ifadesi, bu kısa seriler sırasındaki yaklaşık atış hızını verir. Daha genel olarak bursts of ifadesinden sonra bursts of three rounds örneğindeki gibi bir sayı gelebilir ve her grupta kaç atış olduğunu gösterebilir.
Alıştırma
'Kısa gruplar hâlinde ateş etti' anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: During training, the crew ____ five rounds, pausing between each group.
Cevabı göster
fired in bursts of
A popular myth is that the firing of the gun results in recoil so severe Anlatım akışı
4:12Yaygın bir efsaneye göre top ateşlendiğinde öylesine güçlü bir geri tepme oluşur ki
It is true that the gun's recoil is indeed strong enough
4:18Topun geri tepmesinin gerçekten de son derece güçlü olduğu doğrudur.
that had the GAU-8 been installed off-center, Dilbilgisi
4:21GAU-8 merkezden kaçık biçimde yerleştirilmiş olsaydı,
the resulting yaw would cause the firing pattern of the gun to become erratic rather than precise.
4:24ortaya çıkan sapma, atış dağılımını hassas olmak yerine düzensiz hâle getirirdi.
A popular myth is that ... It is true that: düzeltirken sınırlı bir gerçeği kabul etmek
“A popular myth is that”, ardından gelen iddiayı yaygın biçimde tekrarlanan fakat yanlış ya da yanıltıcı bir düşünce olarak işaretler. Dinleyiciye bu iddiayı gerçek olarak kabul etmemesi gerektiğini bildirir. “It is true that” ise daha sonra kapsamı daha dar ve doğru bir noktayı kabul eder. Burada ikinci cümle efsanenin tamamını yeniden doğrulamaz; güçlü geri tepme gibi gerçek bir etkiyi, perdövitesin imkânsız olduğu yönündeki abartılı sonuçtan ayırarak düzeltmeyi netleştirir. Doğruluk kontrolünde bu düzen, geniş iddiayı reddedip gerçekten doğru olan kısmı korumayı sağlar.
Alıştırma
Hangi sıralama abartılı bir iddiayı reddederken kapsamı daha dar bir gerçeği korur?
- It is true that + abartılı iddia; A popular myth is that + kapsamı daha dar gerçek
- A popular myth is that + abartılı iddia; It is true that + kapsamı daha dar gerçek
- A popular myth is that + kapsamı daha dar gerçek; It is true that + abartılı iddia
Cevabı göster
A popular myth is that + abartılı iddia; It is true that + kapsamı daha dar gerçek
had the GAU-8 been installed: geçmişe aykırı resmî koşul devrikliği
“had the GAU-8 been installed off-center” ifadesinde had özneden önce gelir, ancak yan cümle bir soru değildir. Bu, “if the GAU-8 had been installed off-center” ile aynı anlama gelen resmî bir koşul devrikliğidir. Kalıp had + özne + geçmiş zaman ortacıdır. Geçmişte gerçekleşmemiş bir koşulu sunar; would içeren yan cümle ise hayal edilen sonucu belirtir. Top gerçekte merkezden kaçık yerleştirilmemiştir; cümle bu gerçekleşmemiş yerleştirme seçiminin varsayımsal etkisini inceler.
Alıştırma
If yan cümlesini resmî koşul devrikliğiyle yeniden yazın: If the safety valve had been installed correctly, the leak would have been prevented. ____, the leak would have been prevented.
Cevabı göster
Had the safety valve been installed correctly
For this reason, the GAU-8 rotating barrel cannon is mounted exactly on the A-10 centerline, Anlatım akışı
4:29Bu nedenle GAU-8 döner namlulu top, A-10’un tam merkez hattına monte edilmiştir.
with its nose gear strut mounted to ensure it clears the barrel.
4:36burun iniş takımı dikmesi de namludan uzak kalacak şekilde konumlandırılmıştır.
Neden-sonuç bağlayıcısı olarak For this reason
“For this reason”, az önce açıklanan sorun ya da olguya geri gönderme yapar ve ardından gelen bilgiyi bunun sonucu olarak sunar. Burada, merkez hattı dışındaki geri tepmenin daha önce açıklanan riski, topun neden merkez hattına monte edildiğini açıklar. Bir cümlenin ya da yan cümlenin başında kullanıldığında neden-sonuç zincirini izlemeyi kolaylaştırır: önceki neden → mevcut karar veya sonuç. Bir örnek sunmak için kullanılmaz.
Alıştırma
Bu cümlede “For this reason” bilgiler arasında nasıl bir ilişki kuruyor?
- Bir uçak tasarımı örneği sunar.
- Topu merkez hattına monte etme kararını, daha önce açıklanan geri tepme sorununun sonucu olarak sunar.
- Topla ilgisi olmayan bir ayrıntı ekler.
Cevabı göster
Topu merkez hattına monte etme kararını, daha önce açıklanan geri tepme sorununun sonucu olarak sunar.
A-10 enthusiasts argue that the Warthog is cheap to fly,
4:39A-10 tutkunları Warthog’u uçurmanın ucuz olduğunu,
is extremely survivable, and can put steel on target reliably. Deyimler
4:42son derece dayanıklı kaldığını ve mühimmatı hedefe güvenilir biçimde ulaştırabildiğini savunur.
put steel on target reliably: askerî metonimi
Bu askerî ifadede “steel”, top mermileri ya da bombalar gibi mühimmatı temsil eder. “Put steel on target”, bu silahları amaçlanan hedefe isabetli biçimde ulaştırmak demektir; “reliably” ise bunun yalnızca bir kez değil, tutarlı biçimde yapılabildiğini ekler. İfade metonimi kullanır: malzemenin adı, ondan yapılan mermi veya silahların yerine geçer. Sıradan bir metali fiziksel bir hedefin üzerine koymak anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümlede “put steel on target reliably” ne anlama geliyor?
- Sağlam ekipman kullanarak ticari hedeflere ulaşmak.
- Silahları amaçlanan hedefe tekrar tekrar isabetli biçimde ulaştırmak.
- Ham çeliği işaretli bir depolama alanına gecikmeden taşımak.
Cevabı göster
Silahları amaçlanan hedefe tekrar tekrar isabetli biçimde ulaştırmak.
An A-10 can put ordnance as close as 20 ft away from ground troops without putting them in danger. Dilbilgisi
4:46Bir A-10, kara birliklerini tehlikeye atmadan onların sadece 20 fit yakınına mühimmat bırakabilir.
without putting them in danger: onları tehlikeye atmadan
Bu yapıda without bir edattır. Ardından bir fiil geldiğinde fiil -ing biçimini alır; bu nedenle without putting doğrudur, without put ve without to put ise yanlıştır. Burada without putting them in danger, ana eylem yapılırken kaçınılan sonucu anlatır: uçak mühimmatı yakına isabet ettirirken kara birliklerini güvende tutabilir. Them, ground troops ifadesini gösterir. without + -ing yapısı, bir eylemin zararlı veya istenmeyen bir sonuca yol açmadan gerçekleştiğini belirtir.
Alıştırma
Cümleyi put fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The technician restarted the server without ____ any files at risk.
Cevabı göster
putting
The plane has electronic guidance and laser support.
4:51Uçakta elektronik güdüm ve lazer desteği bulunur.
Its armament includes surface-to-air missiles as well as warheads of different kinds
4:54Silahları arasında karadan havaya füzelerin yanı sıra farklı türlerde savaş başlıkları da vardır;
including Sidewinder missiles to take out enemy choppers. Notlar
4:58bunlara düşman helikopterlerini vurmak için kullanılan Sidewinder füzeleri de dâhildir.
take out enemy choppers: düşman helikopterlerini etkisiz hâle getirmek
to take out enemy choppers ifadesinde take out, helikopterleri yok etmek veya savaşmaya devam edemeyecek duruma getirmek anlamına gelir. Choppers, helicopters sözcüğünün gündelik bir karşılığıdır. Mastar öbeği, Sidewinder füzelerinin amacını açıklar. Bu deyimsel fiilin anlamını nesne ve durum belirler. enemy choppers gibi askerî bir hedef, yok etme veya etkisiz hâle getirme anlamını açıkça gösterir; take out burada yalnızca bir şeyi dışarı taşımak anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümlede take out, etkisiz hâle getirmek veya yok etmek anlamında kullanılmıştır?
- The storm took out three power lines.
- Jordan took Alex out for dinner.
- Please take the trash out.
Cevabı göster
The storm took out three power lines.
enemy choppers: düşman helikopterleri için gayriresmî ifade
Burada choppers, helicopters yani helikopterler anlamına gelen gayriresmî bir çoğul isimdir. Bu nedenle enemy choppers, karşı tarafın kullandığı helikopterleri ifade eder. Havadan havaya füzeler ve hava araçlarından söz edilen askerî bağlam, helikopter anlamını öne çıkarır. Chopper ayrıca büyük bir kesici aleti veya özel olarak modifiye edilmiş bir motosikleti de ifade edebilir; bu yüzden amaçlanan anlamı çevredeki konuya göre belirleyin.
Alıştırma
Bu cümlede enemy choppers ne anlama geliyor?
- Düşmana ait kesici aletler
- Düşmana ait modifiye motosikletler
- Düşman helikopterleri
Cevabı göster
Düşman helikopterleri
Enemy fighters that get past an A-10's enemy counter-air escorts or leakers Öbek fiiller
5:01A-10’un hava savunma eskortlarını aşan veya savunma hattından sızan düşman savaş uçakları,
may be surprised to find that the A-10 may not be easy prey after all in a dogfight. Notlar
5:05bir it dalaşında A-10’un hiç de kolay bir av olmadığını görünce şaşırabilir.
get past: bir engeli aşmak veya atlatmak
Bu cümlede get past, A-10'u koruyan eskortları aşmak veya atlatmak ve A-10'a ulaşmak anlamına gelir. Düşman avcılarının yalnızca eskortların yanından uçtuğunu değil, savunma engeline karşı başarılı olduğunu ima eder. get past + kişi, kontrol noktası, koruma, kural veya zorluk yapısı, nesneyi çoğu zaman kişiyle hedefi arasındaki bir engel olarak sunar. Bağlama göre bu engel fiziksel veya soyut olabilir.
Alıştırma
Cümleyi, bir engeli aşmak veya atlatmak anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The intruder could not ____ the security guard.
Cevabı göster
get past
Savunmasız Bir Hedef İçin “easy prey”
“Easy prey” ifadesinde prey; kolayca saldırılabilen, yenilebilen veya sömürülebilen bir kişiyi, grubu, kuruluşu ya da şeyi anlatmak için mecaz olarak kullanılır. Burada A-10, gerçekten avlanan bir hayvan olarak değil, yenilmesinin kolay olduğu varsayılan bir uçak olarak sunulur. Aktarılabilir yapı be, become veya seem + easy prey biçimindedir ve ardından sık sık for + saldıran taraf gelir. Bu yapı, savunmasız tarafı saldıranın bakış açısından gösterir. Bu ifadede prey genellikle sayılamazdır; bu nedenle an easy prey değil, easy prey denir.
Alıştırma
“Without basic security, the website became easy prey for hackers” cümlesinde “easy prey” ne anlama gelir?
- Gerçek anlamda yiyecek olarak avlanan bir şey
- Kendisini başarıyla savunan bir şey
- Bilgisayar korsanlarının kolayca saldırabileceği veya sömürebileceği bir şey
Cevabı göster
Bilgisayar korsanlarının kolayca saldırabileceği veya sömürebileceği bir şey
Bir Beklentiyi Düzelten Cümle Sonu “after all”
Burada after all, daha önceki bir beklentiye — yavaş A-10'un kolayca yenilebileceği düşüncesine — dönüp yeni sonucun bu beklentiye aykırı olduğunu gösterir. Yan cümle, başlangıçta düşünülenin aksine uçağın kolay lokma olmayabileceği anlamına gelir. Beklentiyi düzelten bu kullanımda after all, It wasn't a mistake after all örneğinde olduğu gibi, çoğu zaman yan cümlenin sonuna yakın gelir. Dinleyiciye önceki bir inancı gözden geçirmesi gerektiğini bildirerek bilgiyi düzenler; her şeyden sonra gerçekleşen bir olayı anlatmaz.
Alıştırma
Maya onarımın pahalı olmasını bekliyordu, ancak son fatura düşüktü. Hangi cümle onun önceki beklentisini en iyi şekilde düzeltir?
- The repair wasn't expensive after all.
- The repair wasn't expensive finally.
- After the repair, it wasn't expensive.
Cevabı göster
The repair wasn't expensive after all.
The big plane has a much tighter turning radius than most fighters,
5:10Bu büyük uçağın dönüş yarıçapı çoğu savaş uçağından çok daha dardır.
allowing it to outrun an enemy and bring its nose toward target faster.
5:13Bu sayede düşmanı geride bırakıp burnunu hedefe daha hızlı çevirebilir.
At this point, it's all clear to fire away with Sidewinders.
5:17Bu noktada Sidewinder’ları ateşlemek için önünde hiçbir engel kalmaz.
Even its 30-mm cannon has a much greater range than most fighters' 20-mm cannons.
5:2030 mm’lik topunun menzili bile çoğu savaş uçağındaki 20 mm’lik toplardan çok daha uzundur.
Soru-cevaplı açıklamada What makes ...? It's ...
What makes + isim + sıfat? kalıbı, isme o niteliği hangi etkenin kazandırdığını sorar. Burada powerful açıklanacak sonuçtur; bu nedenle soru, teknik ayrıntılardan önce konuyu ortaya koyar. It's + isim öbeği, temel etkeni adlandırarak cevap verir: non-afterburning turbofan engines. Konuşanın kendi cevapladığı bu soru, dinleyiciyi ana meseleden açıklamaya taşır; ardından gelen that yan cümlesi motorlarla ilgili destekleyici verileri sunar.
Alıştırma
Açıklamayı tam What makes ...? It's ... kalıbıyla tamamlayın: ____ this bridge so stable? ____ the deep foundation.
Cevabı göster
What makes · It's
non-afterburning turbofan engines öbeğini çözümleme
Bu teknik isim öbeğini sağdan sola okuyun. Engines çoğul temel isimdir, turbofan motor türünü belirtir ve non-afterburning bu motorların geçici bir ek itiş artışı üretmek için art yakıcı kullanmadığını ayrıca belirtir. Non- ön eki burning sözcüğünü değil, afterburning sözcüğünü olumsuz yapar. Bu motorlar yine de yakıt yakar. Benzer yoğun isim öbeklerinde önce sondaki temel ismi bulun, ardından sola doğru ilerlerken her niteleyiciyi ona bağlayın.
Alıştırma
non-afterburning turbofan engines isim öbeğinde, söz konusu şeylerin ne olduğunu bildiren temel isim hangisidir?
- engines
- turbofan
- non-afterburning
Cevabı göster
engines
The location of these engines on the plane allows it to fly
5:33Bu motorların uçaktaki konumu, uçağın
even if one engine has been completely destroyed or is not operating. Dilbilgisi
5:36motorlardan biri tamamen yok edilse veya çalışmasa bile uçmasını sağlar.
even if: uç bir koşulda da geçerli kalan sonuç
Bu cümlede even if, bir motorun yok olması veya çalışmayı durdurması gibi gerçekleşmesi mümkün uç bir koşulu tanıtır. Ana sav yine geçerlidir: uçak uçabilir. Koşul gerçekleşse de gerçekleşmese de sonuç değişmeyecekse even if kullanılır. Bu yapı, tek başına if kullanımından daha güçlü bir ödünleme anlamı taşır.
Alıştırma
Hangi cümle, bir motor arızalansa da arızalanmasa da uçuşun süreceğini belirtir?
- The plane can keep flying if one engine fails.
- The plane can keep flying even though one engine failed.
- The plane can keep flying even if one engine fails.
Cevabı göster
The plane can keep flying even if one engine fails.
The positioning also helps protect the engines from sucking up dust and debris Öbek fiiller
5:40Bu yerleşim, motorların toz ve enkaz parçalarını içine çekmesini de önler.
when flying off improvised airfields.
5:43Özellikle geçici havaalanlarından kalkış sırasında işe yarar.
sucking up: toz veya döküntüyü içeri çekmek
Burada sucking up, hava akımıyla toz ve döküntülerin bir motorun içine çekilmesi anlamına gelir. Suck fiili ile up parçacığı birlikte fiziksel emiş bildiren bir öbek fiil oluşturur. Nesne suck up dust örneğindeki gibi up'tan sonra veya suck the dust up örneğindeki gibi fiil ile parçacığın arasında gelebilir. Bu fiziksel anlamda zamir mutlaka ortada olmalıdır: the vacuum sucked it up.
Alıştırma
Cümleyi, "emiş yoluyla içeri çekmek" anlamındaki suck up biçimiyle tamamlayın: The vacuum is ____ the spilled rice.
Cevabı göster
sucking up
The A-10 Thunderbolt also has some of the best visibility to aid with both precision-guided and unguided munitions
5:46A-10 Thunderbolt, hassas güdümlü ve güdümsüz mühimmatları kullanmayı kolaylaştıran görüş açısından da
than any other plane in the United States military.
5:52ABD ordusundaki diğer tüm uçaklardan daha üstündür.
Gündelik karşılaştırma pekiştiricisi olarak way more than
Bu cümlede way, karşılaştırma ifadesi more than’i güçlendirir. way more than, “çok daha fazla” anlamına gelir; dolayısıyla konuşmacı bu hava aracının kapasitesini herhangi bir uçağın kapasitesinden çok daha üstün olarak sunar. Bu, kesin bir ölçümden çok genel ve güçlü bir karşılaştırmadır. Buradaki way, “yol” veya “yöntem” anlamındaki isim değil, gündelik bir derece zarfıdır. Bu kalıp way faster ve way less expensive gibi başka karşılaştırma biçimlerinin önünde de kullanılabilir.
Alıştırma
Yeni planın çok daha fazla şey sunduğunu gündelik İngilizcede doğal biçimde ifade eden cümle hangisidir?
- The new plan offers a way more the basic plan.
- The new plan offers way more than the basic plan.
- The new plan offers way much than the basic plan.
Cevabı göster
The new plan offers way more than the basic plan.
In addition, the A-10 Thunderbolt has redundant primary structural sections,
5:59Ayrıca A-10 Thunderbolt’un ana yapısal bölümleri yedekli olarak tasarlanmıştır.
which makes it much more survivable than any other aircraft in any military's arsenal.
6:02Bu da onu herhangi bir ordunun cephaneliğindeki diğer tüm uçaklardan çok daha dayanıklı kılar.
Pratik bir sonucu tanıtmak için That means that
Bu bölümde ilk That, daha önce sözü edilen yedekli yapı bölümlerine gönderme yapar. means, dinleyicinin bu tasarım özelliğinden çıkarması gereken sonucu tanıtır; ikinci that ise bu sonucu ifade eden yan cümleyi başlatır. Bilgiyi düzenleyen bir ifade olarak That means that, soyut bir olgudan onun pratik sonucuna geçiş yapar. Önceki ifadeyi yalnızca tekrarlamaz; dinleyiciye o bilginin neden önemli olduğunu gösterir.
Alıştırma
The server will be offline tonight. Bu olguyu pratik etkisine en iyi dönüştüren devam cümlesi hangisidir?
- That means that users will not be able to log in.
- For example, the server was purchased last year.
- In other words, the server will be offline tonight.
Cevabı göster
That means that users will not be able to log in.
Takes direct hits: birden fazla doğrudan darbeye maruz kalmak
Bu cümlede takes direct hits, doğrudan vurulmak ve darbelerin etkisine maruz kalmak anlamına gelir. Hasarı alan taraf hava aracıdır; take burada etkin biçimde bir şeyi almak veya isabetlere neden olmak anlamına gelmez. take a hit kalıbı tek bir darbeyi, take hits ise tekrarlanan darbeleri ifade eder. Aynı kalıp bir işletmeyi, mali durumu veya itibarı etkileyen kayıp ve aksilikleri de anlatabilir.
Alıştırma
Cümleyi take direct hits ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The satellite ____ from several pieces of debris but kept working.
Cevabı göster
took direct hits
The Tank Buster features redundant control systems on opposite sides of the plane
6:13Tank Avcısı’nın uçağın karşılıklı iki tarafında yedekli kontrol sistemleri
and self-healing fuel tanks that can automatically plug punctures. Kelime
6:17ve delikleri otomatik olarak kapatabilen kendinden sızdırmaz yakıt tankları vardır.
Self-healing fuel tanks: self- + -ing yapılı birleşik sıfat
Self-healing, self- ile -ing biçimindeki healing öğesinden oluşan birleşik bir sıfattır. fuel tanks ifadesini niteler ve depoların hasara kendi kendine karşılık verebildiğini anlatır. Burada healing mühendislik alanında kullanılan bir benzetmedir: depolar delikleri otomatik olarak kapatıp çalışmayı sürdürür; canlı dokunun yeniden büyüdüğü anlamına gelmez.
Alıştırma
The jacket uses self-healing fabric cümlesinde self-healing büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Kumaş sınırlı hasarı kendi kendine onarabilir.
- Kumaş canlı deriden yapılmıştır.
- Kumaş hiçbir zaman hasar görmez.
Cevabı göster
Kumaş sınırlı hasarı kendi kendine onarabilir.
Who wouldn't ...? Well, the enemy: retorik soru ve istisna
“who wouldn't want that in the air?” ifadesinde konuşmacı gerçekten insanlardan oluşan bir liste istemez. Olumsuz biçimli bu retorik soru, neredeyse herkesin bunu isteyeceğini varsayar ve böylece uçan tankı açıkça arzu edilen bir şey gibi sunar. Ardından “Well, the enemy.” bariz istisnayı belirtir. Çok kısa olan bu yanıt, beklenen fikir birliğini tersine çevirerek kuru bir espri yaratır.
Alıştırma
Şunu okuyun: “Who wouldn't want a shorter commute? Well, someone who works from home.” Bu konuşma nasıl bir etki yaratıyor?
- Neredeyse herkesin paylaştığı bir istek ima edilir, ardından belirli bir istisna belirtilir.
- Evden çalışan kişinin bunu herkesten daha çok istediği anlatılır.
- Well soruyu geçersiz kılar ve konuyu tamamen değiştirir.
- Konuşmacı gerçekten herhangi birinin bunu isteyip istemediğini bilmiyordur.
Cevabı göster
Neredeyse herkesin paylaştığı bir istek ima edilir, ardından belirli bir istisna belirtilir.
The Warthog is a mission-capable machine that has changed modern warfare, Dilbilgisi
6:26Warthog, modern savaşı değiştirmiş, görev kabiliyeti yüksek bir makinedir;
saved countless lives, and become feared by the enemies of the US.
6:30sayısız hayat kurtarmış ve ABD’nin düşmanlarının korkulu rüyası hâline gelmiştir.
has changed ..., saved ... ve become feared: ortak kullanılan tek yardımcı fiil
has changed modern warfare, saved countless lives, and become feared yapısında tek bir has yardımcı fiili üç geçmiş zaman ortacının hepsine uygulanır: has changed, has saved ve has become. has sözcüğünü tekrarlamak dil bilgisi açısından mümkündür; ancak ikinci ve üçüncü fiilden önce kullanmamak listeyi daha özlü yapar. Present perfect, üç öğeyi de geçmişte başlayan ve konuşma anında önemini koruyan başarılar ya da etkiler olarak sunar. Paylaşılan yardımcı fiilden sonra her öğeyi aynı geçmiş zaman ortacı biçiminde tutun.
Alıştırma
Hangi cümlede tek bir has, paralel üç geçmiş zaman ortacını doğru biçimde yönetir?
- The program has reduced costs, improves safety, and created new jobs.
- The program has reduced costs, improved safety, and created new jobs.
- The program reduced costs, improved safety, and has create new jobs.
- The program has reduce costs, improve safety, and create new jobs.
Cevabı göster
The program has reduced costs, improved safety, and created new jobs.
The A-10 can achieve air superiority, bomb anything,
6:33A-10 hava üstünlüğü sağlayabilir, her türlü hedefi bombalayabilir
and provide close air support for ground troops,
6:36ve kara birliklerine yakın hava desteği verebilir.
making it a multi-mission aircraft that's almost totally invincible. Dilbilgisi
6:38Bu da onu neredeyse tamamen yenilmez, çok görevli bir uçak yapar.
making it ...: önceki olguların sonucunu sunmak
Cümle sonundaki making it ... şeklindeki -ing yan cümlesi, az önce sıralanan üç yeteneğin tümüne gönderme yapar. Örtük öznesi önceki durumun tamamıdır: A-10 bu görevleri yerine getirebildiği için sonuç olarak çok görevli bir uçak sayılır. Cümle sonundaki bir -ing yan cümlesi, ana cümlenin ardından gelen sonucu veya özet değerlendirmeyi kısa biçimde verebilir. Buradaki making, aynı anda gerçekleşen ayrı bir “üretme” eylemini anlatmaz; make + object + complement kalıbında make, “bir şeyi bir duruma getirmek” anlamındadır: making + it + a multi-mission aircraft.
Alıştırma
Bu cümlede sondaki -ing yan cümlesinin görevi nedir? “The new route cuts the trip by twenty minutes, making the bus a better option for commuters.”
- Daha kısa yolculuğun doğurduğu sonucu ve değerlendirmeyi sunar.
- Otobüsün aynı anda yaptığı ayrı bir eylemi anlatır.
- Yeni güzergâhın neden oluşturulduğunu açıklar.
Cevabı göster
Daha kısa yolculuğun doğurduğu sonucu ve değerlendirmeyi sunar.
So now you know pigs can fly, and that pig is the A-10 Warthog. Anlatım akışı
6:42Artık domuzların uçabildiğini biliyorsunuz; o domuz da A-10 Warthog.
So now you know ...: başlangıca gönderme yaparak bitirmek
So now you know, cümleyi dinleyicinin açıklamadan çıkarabileceği sonuç olarak işaretler. Konuşmacı daha sonra başta ilgi çekmek için kullandığı pigs can fly sözünü tekrar eder; böylece son, yeni bir iddia sunmak yerine bilinçli olarak başlangıca döner. İkinci bölüm espriyi açıklar: that pig, A-10 Warthog'a işaret eder ve uçağın lakabı “domuz” imgesini sağlar. ‘Sonucu belirtme, başlangıçtaki imgeyi tekrarlama, ardından neye gönderme yaptığını açıklama’ düzeni, önceki bilgiyi akılda kalıcı bir sona dönüştürür. Bu, uçan domuzlarla imkânsız bir şey arasındaki olağan çağrışımı değiştirmez.
Alıştırma
Kısa bir video “Can a library travel?” sorusuyla başlayıp bir şehrin gezici kütüphane aracının nasıl çalıştığını açıklıyor. Hangi bitiş aynı başlangıca gönderme düzenini en iyi kullanır?
- So now you know a library can travel, and that library is the city bookmobile.
- However, the driver checks the fuel every morning.
- As you know, libraries are usually quiet.
Cevabı göster
So now you know a library can travel, and that library is the city bookmobile.
Now go check out why the F-22 Raptor still reigns supreme,
6:46Şimdi F-22 Raptor’ın neden hâlâ zirvede olduğunu izleyin