Bitki yemek yanlış mı? ⏲️ 6 Minute English: İngilizce çalışma notları
BBC Learning English
Video özeti: Program, bitkilerin çevredeki sinyalleri algıladığına, öğrenip hatırladığına ve iletişim kurduğuna ilişkin kanıtları ele alıyor; ardından onları yemenin etik açıdan kabul edilebilir olup olmadığını soruyor. Sonuç, meyve veya yaprak toplamanın bütün organizmaya zarar verip vermemesi gibi bağlamsal koşullara bağlı. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Without eyes, plants can perceive / Without noses, plants can perceive / Without ears, plants can perceive — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Without + organ yapısıyla başlayıp aynı ana cümleyi yineleyen paralel ifadeleri tanımayı öğrenin. Bu düzen, bitkilerde bulunmayan organlarla yine de algılayabildikleri bilgileri karşılaştırır; bilimsel açıklamaları ve ikna edici karşılaştırmaları açık biçimde yapılandırmak için kullanılabilir. 2. and then some. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Bunun gerçek anlamda bir olay sırası değil, “hatta daha da fazlası” anlamında bir vurgu olduğunu kavrayın. Böylece konuşmacının önceki tanımın yetersiz kaldığını nasıl belirttiğini anlayabilirsiniz; örneğin bitkilerin algısı yalnızca insanınkine eşit değil, ondan da güçlü olabilir. 3. without taking anything else into account. — Kalıplaşmış söz öbekleri ve eşdizimler: Bir değerlendirmeye ilgili koşulları katmak için kullanılan take something into account kalıbını öğrenin. Olumsuz biçim, bir iddianın diğer etkenlerden ayrı ele alındığını gösterir ve bitkinin türü, toplanan kısmı ve olası zarar gibi unsurlara dayanan incelikli kararları açıklamanızı sağlar.
Bu derste
this is Six Minute English from BBC Learning English.
0:10BBC Learning English'ten Six Minute English programındasınız.
Many people these days choose not to eat meat. Notlar
0:15Bugünlerde birçok insan et yememeyi tercih ediyor.
these days ile güncel bir eğilimden söz etmek
These days, “içinde bulunduğumuz dönemde” veya “günümüz yaşamında” anlamına gelir. Bu cümlede et yememe seçimini yalnızca son birkaç günle sınırlı bir davranış olarak değil, güncel bir toplumsal eğilim olarak sunar. Bir alışkanlık veya durum şu anki dönemde genel olarak geçerliyse bu ifadeyi kullanabilirsiniz. İfade çoğu zaman geçmişle örtük bir karşılaştırma da içerir.
Alıştırma
Hangi cümlede these days güncel bir eğilimi anlatmak için kullanılmıştır?
- Many families shop online these days.
- Many families shopped online for three days.
- Many families are shopping online at this exact moment.
Cevabı göster
Many families shop online these days.
choose not to eat: bir eylemi yapmamaya karar vermek
Choose not to + fiilin yalın hâli yapısı, bir şeyi yapmamaya bilinçli olarak karar vermek anlamına gelir. Choose not to eat ifadesinde not, eat eylemini olumsuz yapar; choose fiilini olumsuz yapmaz. Bu yapı, eylemi yapmamayı bir seçimin sonucu olarak sunar. Alışkanlıklar, planlar ve davranışlarla ilgili bilinçli kararları anlatmak için kullanılabilir.
Alıştırma
Geniş zamanda choose not to + fiilin yalın hâli yapısını ve parantezdeki fiili kullanarak cümleyi tamamlayın: Because the path is unsafe after dark, we ____ it at night. (use)
Cevabı göster
choose not to use
Eating animals is wrong: özne olarak -ing öbeği
eating animals is wrong cümlesinde eating animals bir eylemi adlandırır ve cümlenin tam öznesidir. is wrong yüklemi bu eylemi yanlış olarak değerlendirir. Buradaki eating, devam eden bir zamanı bildiren fiil yapısının parçası değildir; bir gerund, yani isim görevi gören fiil biçimidir. eating animals bütünü bir gerund öbeğidir. Bu yapı, bir eylemi tek bir konu olarak ele alır. Tek bir gerund öbeği özne olduğunda genellikle tekil fiil alır; buradaki is bunu gösterir.
Alıştırma
swim fiilinin -ing biçimini özne olarak kullanın: ____ in cold water takes practice.
Cevabı göster
Swimming
digging up: bir şeyi toprağı kazarak çıkarmak
Dig up, gömülü olan ya da toprakta yetişen bir şeyi kazarak yerden çıkarmak anlamına gelir. Bu cümlede digging up a carrot, havucu topraktan çıkarma anlamındadır. up parçacığı eylemin sonucunu ekler: havuç topraktan çıkar ve ortaya çıkmış olur. Aynı phrasal verb, dig up an old record örneğindeki gibi gizli kalmış bilgiyi bulmak anlamına da gelebilir.
Alıştırma
Cümleyi dig up ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Yesterday, the archaeologists ____ an old coin near the wall.
Cevabı göster
dug up
What about digging up a carrot: başka bir durumu gündeme getirmek
What about + -ing öbeği, başka bir eylemi ya da durumu tartışmaya katar. Burada what about digging up a carrot, “Peki bu durum nasıl değerlendirilmeli?” anlamına gelir. Dinleyiciyi, önceki iddianın bitkilerin toplanması için de geçerli olup olmadığını düşünmeye yöneltir. about bir edat olduğu için ardından gelen fiil -ing biçimini alır: digging kullanılır; dig veya to dig kullanılmaz. Bu kalıp bir alternatif, gözden kaçmış bir örnek veya karşı örnek sunabilir.
Alıştırma
Soruyu What about + check fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: ____ the map before we leave?
Cevabı göster
What about checking
Plants aren't alive in the same way as animals, Kalıp ifadeler
0:29Bitkiler hayvanlar gibi aynı şekilde canlı değiller,
in the same way as: biçimi karşılaştırmak
In the same way as, iki şeyin nasıl gerçekleştiğini veya iki öznenin nasıl davrandığını karşılaştırır. Yapı in the same way as + isim, zamir veya yan cümledir; as karşılaştırmanın ikinci tarafını tanıtır. Bu cümlede ifade, bitkilerle hayvanların canlı olma biçimlerini karşılaştırır. Olumsuz yapı bu biçimlerin aynı olmadığını söyler; bitkilerin canlı olmadığını söylemez.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki beş kelimelik karşılaştırma ifadesiyle tamamlayın: Mia organises her notes ____ her brother does.
Cevabı göster
in the same way as
Olumsuz bir ifadeden sonra are they?
are they?, önceki ifadeyi dinleyiciye doğrulatmak veya dinleyiciyi aynı fikirde olduğunu belirtmeye çağırmak için cümlenin sonuna eklenen kısa bir onay sorusudur. Ana ifade olumsuz olduğu için (Plants aren't...), standart soru eki olumlu olur: are they? are yardımcı fiili aren't içindeki be fiiliyle, they zamiri de çoğul özne Plants ile eşleşir.
Alıştırma
Onay sorusunu doğru iki İngilizce sözcükle tamamlayın: The windows aren't open, ____?
Cevabı göster
are they
It's true that plants don't have brains or nerves, Anlatım akışı
0:42Bitkilerin beyni veya sinirleri olmadığı doğrudur,
It's true that ..., but ...: önce kabul etme, sonra karşıt noktaya geçme
It's true that ..., but ... yapısı bir düşünceyi iki aşamada düzenler. İlk bölüm bir gerçeği açıkça kabul eder. Ardından but, bu gerçeğin bir sınırını, farklı bir noktayı veya konuşanın vurgulamak istediği düşünceyi gösterir. It's true that bölümünü son sonuç olarak görmeyin. Düşünceyi ilerleten kısım but sonrasında geldiği için dinlemeye veya okumaya devam edin.
Alıştırma
Hangi cümle önce bir gerçeği kabul edip sonra but ile konuşanın asıl noktasına geçiyor?
- It's true that the route is longer, but it is much safer.
- The route is longer because it is much safer.
- It's true that the route is longer, so there is nothing more to consider.
Cevabı göster
It's true that the route is longer, but it is much safer.
according to some scientists: bilgi kaynağını belirtme
According to + bir isim öbeği, bilginin kaynağını belirtir. Burada some scientists, ardından gelen iddianın kaynağıdır; bu nedenle ifade “bazı bilim insanlarının söylediğine veya bildirdiğine göre” anlamına gelir. Bu yapı, konuşanın iddiayı bizzat doğruladığını veya iddiaya mutlaka katıldığını göstermez. Kaynak bir kişi, kuruluş, rapor, araştırma ya da kural olabilir.
Alıştırma
Hangi cümle, bilgi kaynağını belirtmek için according to ifadesini doğru kullanıyor?
- According the weather report, the roads may be icy tonight.
- According to the weather report, the roads may be icy tonight.
- According to I think, the roads may be icy tonight.
Cevabı göster
According to the weather report, the roads may be icy tonight.
more than passive things: sınırlı bir tanımı reddetme
Burada more than + bir isim öbeği, sayı karşılaştırması değil, “yalnızca ... değil” anlamına gelir. Onların more than passive things olduğunu söylemek, sadece yerlerinde durdukları ve eylemde bulunup tepki vermedikleri şeklindeki dar görüşü reddeder. Much, bu düzeltmeyi güçlendirir: much more than, “yalnızca ... olmaktan çok daha fazlası” demektir. Burada passive, eylem veya tepki eksikliğini anlatır; dil bilgisi terimi passive voice anlamında değildir.
Alıştırma
Hangi cümle, bir kütüphanenin yalnızca kitap saklanan bir yer olmadığını doğal biçimde anlatır?
- A library is much more than a place to store books.
- A library is a more passive place to store books.
- A library has more places than books to store.
Cevabı göster
A library is much more than a place to store books.
solve problems: işe yarayan bir çözüm bulmak
solve problems, zorluklara yanıt veya çözüm bulmak demektir. solve, yalnızca sorunla zaman geçirmeyi değil, bir çözüme ulaşmayı vurgular. Bu, yaygın bir fiil ve isim eşdizimidir. Bir problem; bulmaca, teknik arıza veya gerçek hayattaki bir zorluk olabilir. Bu nedenle ifade yalnızca okul alıştırmalarıyla sınırlı değildir.
Alıştırma
Hangi seçenek sorunun başarıyla giderildiğini gösterir? After restarting the router, the technician ___.
- worked on the problem
- noticed the problem
- solved the problem
Cevabı göster
solved the problem
and can even recognize other plants in their family. Kelime
0:55ve hatta kendi ailelerinden diğer bitkileri tanıyabilirler.
plants in their family: insan ailesi değil, biyolojik ilişki
Burada family, biyolojik olarak ilişkili bitkileri anlatır; insanların yaşadığı bir hane anlamına gelmez. other plants in their family, soy veya biyolojik gruplandırma yoluyla onlarla bağlantılı diğer bitkilerdir. family; plants, animals, species veya classification gibi sözcüklerle birlikte geçtiğinde, aynı evde yaşayan akrabalar anlamından önce bu biyolojik anlamı düşünün.
Alıştırma
"Wolves and foxes belong to the same biological family," cümlesinde family ne anlama gelir?
- hayvanların yaşadığı bir yer
- ebeveynler ve çocuklardan oluşan bir hane
- biyolojik sınıflandırmada ilişkili bir canlı grubu
Cevabı göster
biyolojik sınıflandırmada ilişkili bir canlı grubu
given the amazing things plants do, Dilbilgisi
0:59bitkilerin yaptığı inanılmaz şeyler göz önüne alındığında,
given + isim öbeği: bir yargının dayanağını belirtmek
Cümlenin başında given + isim öbeği, “göz önüne alındığında” veya “dikkate alındığında” anlamına gelir. Ardından gelen soru ya da sonuçtan önce hesaba katılması gereken bilgiyi sunar. Buradaki isim öbeği the amazing things plants do ifadesidir. Plants do, things sözcüğünü niteleyen bir ilgi cümleciğidir; given burada verme eylemini anlatmaz.
Alıştırma
Hangi cümle, bir olguyu kararın dayanağı olarak sunmak için given + isim öbeği yapısını doğru kullanır?
- Given that the icy roads, we took the train.
- Given the icy roads, we took the train.
- Giving the icy roads, we took the train.
Cevabı göster
Given the icy roads, we took the train.
Is it right to eat them?: ahlaken kabul edilebilir anlamındaki right
Bu soruda right, “ahlaken kabul edilebilir” veya “etik açıdan haklı” anlamına gelir. Konuşan kişi onları yemenin kabul edilebilir bir davranış olup olmadığını sorar; bir olgunun ya da cevabın doğru olup olmadığını değil. Başka durumlarda da kullanılabilen Is it right to + fiilin yalın hâli...? kalıbı, bir davranış hakkında ahlaki veya ilkelere dayalı bir yargı sorar.
Alıştırma
“Is it right to read someone else's private messages?” cümlesinde right neyi sorar?
- davranışın ahlaken kabul edilebilir olup olmadığı
- mesajların doğru bilgiler içerip içermediği
- telefonun sağ tarafta olup olmadığı
Cevabı göster
davranışın ahlaken kabul edilebilir olup olmadığı
That's what we'll be discussing: sıradaki konuyu duyurmak
That's what we'll be discussing daha önce sözü edilen bir konuya gönderme yapar ve onu yaklaşan tartışmanın ana konusu olarak gösterir. Bu cümlede that önceki konuyu belirtirken what we'll be discussing tartışacağımız şey veya konu anlamına gelir. what ile başlayan yan cümle doğrudan soru sormak yerine bilgi verir. Bu yüzden what we'll be discussing biçiminde özne-fiil sırasını korur; what will we be discussing biçimini almaz. That is what... kalıbının tamamı, sunucunun veya konuşmacının önceki bilgiyi sonraki bölüme bağlamasına yardımcı olur.
Alıştırma
Hangi cümle bir tartışmanın konusunu doğal biçimde önceden bildirir?
- That's what we'll be discussing today.
- That's what will we be discussing today.
- That's we'll be discussing what today.
Cevabı göster
That's what we'll be discussing today.
knows it's usually animals that eat plants.
1:15bitkileri yiyenlerin genellikle hayvanlar olduğunu bilir.
Anyone who's seen ... knows ...: deneyimden hareketle sonuç sunmak
Anyone who's seen cows grazing knows it's... ifadesi anyone + who yan cümlesi + knows + sonuç kalıbını izler. Belirtilen deneyime sahip herkesin sonucu bilmesinin beklendiğini anlatır. Bu kalıp, ortak bir deneyimi bir şeyi apaçıkmış gibi sunmanın gerekçesine dönüştürür. Burada who's, who has anlamındadır; çünkü seen geçmiş zaman ortacıdır: who has seen. Present perfect, şu ana kadarki deneyimi anlatır. seen cows grazing içinde cows, seen fiilinin nesnesidir; grazing ise ineklerin gözlemlendikleri sırada yaptıkları eylemi gösterir. knows sonrasında that çoğu zaman atlanır ve doğrudan it's gelir; it's, it is anlamındadır.
Alıştırma
Hangi cümle deneyime dayalı bir sonuç sunmak için bu kalıbı doğru kullanır?
- Anyone who is cared for a puppy knows it takes patience.
- Anyone who's cared for a puppy knows it takes patience.
- Anyone who's cared for a puppy know it takes patience.
Cevabı göster
Anyone who's cared for a puppy knows it takes patience.
turned the evolutionary tables: olağan rolleri tersine çevirmek
Turn the tables, daha zayıf ya da bir eyleme maruz kalan tarafın üstünlüğü ele geçireceği şekilde durumu tersine çevirmek anlamına gelen bir deyimdir. Burada olağan roller tersine döner: hayvanların bitkileri yemesi yerine bazı bitkiler hayvanları yer. Konuşmacı, bu tersine dönüşü evrimle ilişkilendirmek için deyimin içine evolutionary sözcüğünü ekler. Tables mobilya anlamına gelmez; başka durumlara aktarılabilecek temel deyim turn the tables biçimindedir.
Alıştırma
Hangi cümlede turn the tables, dezavantajlı tarafın durumu tersine çevirmesi anlamında kullanılmıştır?
- The family bought two tables for the dining room.
- The staff turned the tables onto their sides before moving them.
- The visitors were losing, but they turned the tables and won 3-2.
Cevabı göster
The visitors were losing, but they turned the tables and won 3-2.
which tropical plant is famous for trapping insects to eat? Kalıp ifadeler
1:25Hangi tropikal bitki böcekleri yiyerek tuzağa düşürmesiyle ünlüdür?
famous for trapping insects: be famous for + -ing
Be famous for, bir kişiyi veya şeyi tanınmış yapan nedeni ya da özelliği belirtir. Bu soruda trapping insects, tropik bitkinin tanındığı özelliktir. For bir edat olduğu için ardından gelen fiil -ing biçimini alır: be famous for trapping doğrudur, be famous for trap değildir. Famous for its flowers örneğinde olduğu gibi ardından bir isim de gelebilir.
Alıştırma
Cümleyi for ve trap fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The plant is famous ____ insects.
Cevabı göster
for trapping
the Venus flytrap: etçil bir bitki
The Venus flytrap, iyi bilinen etçil bir bitki olan Venüs sinekkapanıdır. Yaprakları böcekleri hapsetmek için hızla kapanabilir; bu temel bilgi, burada test seçeneğinin neyi anlattığını anlamaya yeter. Bu adın içinde flytrap, bitkinin adının bir parçasıdır. Sinek yakalamak için yapılmış ayrı bir araç anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümlede "the Venus flytrap" neyi ifade ediyor?
- Tropikal bir kuş
- Sinek yakalamak için yapılmış bir araç
- Etçil bir bitki
Cevabı göster
Etçil bir bitki
We'll find out if that's the right answer later in the program. Öbek fiiller
1:39Bunun doğru cevap olup olmadığını programın ilerleyen kısımlarında öğreneceğiz.
find out if: bir şeyin doğru olup olmadığını öğrenmek
Find out, daha önce bilinmeyen bir bilgiyi kontrol ederek, sorarak, gözlemleyerek ya da sonucu bekleyerek öğrenmek veya ortaya çıkarmak demektir. Find out if, netleştirilmek istenen evet-hayır sorusunu getirir. Bu cümlede program, cevabın doğru olup olmadığını daha sonra doğrulayacaktır. Bu kalıptaki find, bir nesnenin yerini bulmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Konuşanın müzenin açık olup olmadığını kontrol edeceğini doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?
- I'll find out if the museum is open tomorrow.
- I'll find the museum tomorrow.
- I already know the museum is open tomorrow.
Cevabı göster
I'll find out if the museum is open tomorrow.
Plants have been on the planet for hundreds of millions of years Dilbilgisi
1:43Bitkiler bu gezegende yüz milyonlarca yıldır var
have been ... for ...: geçmişten bugüne devam eden bir durum
have/has been + yer veya durum, bir durumun geçmişte başlayıp şimdi de devam ettiğini gösterir. Burada have been on the planet, bitkilerin geçmişte Dünya’da var olduğunu ve bugün de var olmaya devam ettiğini anlatır. for + süre, “ne kadar süre?” sorusunu yanıtlar. Bu cümlede for hundreds of millions of years sürenin uzunluğunu verir; bu nedenle for’dan sonra takvimdeki belirli bir başlangıç noktası değil, bir zaman aralığı gelir.
Alıştırma
Cümleyi be fiilinin present perfect biçimiyle ve bir süreden önce kullanılan edatla tamamlayın: These trees ____ in this park ____ more than a century.
Cevabı göster
have been · for
longer than humans: süre karşılaştırmasında atılan sözcükler
longer than humans ifadesinde longer süreleri karşılaştırır: Bitkiler gezegende insanlardan daha uzun süredir vardır. humans sözcüğü, anlaşılmış ancak söylenmemiş humans have been on the planet yan cümlesinin öznesidir. İngilizcede bağlam açık olduğunda karşılaştırmalardaki tekrarlanan sözcükler sık sık atılır. Burada fiziksel uzunluk karşılaştırılmaz. Tam cümledeki hundreds of millions of years, bitkilerin var olma süresinin ne kadar daha uzun olduğunu belirtir.
Alıştırma
Bu cümlede longer neyi karşılaştırıyor? The library has been open longer than the café.
- Kütüphane fiziksel olarak kafeden daha uzun.
- Kafe kütüphaneden önce açıldı.
- Kütüphane kafeden daha uzun süredir açık.
Cevabı göster
Kütüphane kafeden daha uzun süredir açık.
and have used that time to evolve special skills. Kalıp ifadeler
1:48ve bu zamanı özel beceriler geliştirmek için kullandılar.
used that time to evolve special skills: use + süre + to + fiil
Use + bir zaman dilimi + to + fiilin yalın hâli, o süreyi bir eylem ya da gelişim için kullanılabilen zaman olarak sunar. Burada that time daha önce sözü edilen uzun döneme gönderme yapar; to evolve special skills ise bu dönem boyunca gerçekleşen gelişimi belirtir. Özne insan olduğunda bu kalıp, hafta sonunu pratik yapmak için kullanmak gibi bilinçli bir seçimi sıkça anlatır. Ancak bu cümle evrimden söz ettiği için canlıların evrimi bilinçli olarak planladığı anlamına gelmez; uzun bir dönemi kademeli değişim için fırsat olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi hedef kalıbın geçmiş zamanı ve 'the train ride' sözleriyle tamamlayın: Ava ____ to finish her science notes.
Cevabı göster
used the train ride
plants can perceive a lot of information about light. Kelime
2:05bitkiler ışık hakkında pek çok bilgiyi algılayabilir.
perceive information: algılamak, yalnızca görmek değil
Burada perceive, duyusal veya biyolojik bir sistem aracılığıyla bilgiyi almak ya da algılamak anlamına gelir. Bitkilerin insanlar gibi gerçek anlamda gördüğünü belirtmez; insan benzeri bir görme yetileri olmadan da ışık hakkında bilgi alabilirler. Perceive, günlük see veya notice fiillerinden daha resmîdir. Belirli bir duyuyu adlandırmadan bilgi alımını anlatabildiği için bilimsel açıklamalarda kullanışlıdır.
Alıştırma
Bu bilimsel bağlamda perceive ne anlama geliyor?
- Bilgiyi sözcüklerle açıklamak
- Bilgiyi almak veya algılamak
- İnsan gözüyle bir şeye bakmak
Cevabı göster
Bilgiyi almak veya algılamak
Without eyes/noses/ears, plants can perceive ...: paralel karşıtlık
Üç cümle Without + duyu organı, plants can perceive + bilgi kalıbını tekrarlar. Bu paralel yapı listenin kolay izlenmesini sağlar ve eyes, noses ile ears ögelerini eşleşen konumlara yerleştirir. Cümle sonlarındaki bilgiler ise ışıktan kimyasallara ve seslere ilerler. Without, neyin bulunmadığını belirtir. Ardından ana cümle yine de kalan yeteneği verir ve bitkilerde bu organlar olmasa da anlamına yakın bir karşıtlık oluşturur. Çünkü anlamına gelmez.
Alıştırma
Tekrarlanan Without ..., plants can perceive ... yapısı temel olarak neyi vurgular?
- Üç cümle ortak bir karşıtlık taşımayan, ilgisiz yetenekleri anlatır.
- Bitkiler, adı geçen duyu organlarına sahip oldukları için bu bilgileri algılarlar.
- Bitkilerde adı geçen duyu organları yoktur, ancak ilgili bilgileri yine de algılayabilirler.
Cevabı göster
Bitkilerde adı geçen duyu organları yoktur, ancak ilgili bilgileri yine de algılayabilirler.
come to realize: zamanla anlayıp farkına varmak
Come to realize; zaman, deneyim, kanıt veya düşünme sürecinin ardından bir şeyi anlamaya ulaşmak demektir. Bu cümledeki present perfect yapı we've come to realize, bu anlayışı gelişen bir araştırma sürecinin sonucu olarak sunar. Burada come to, yeni bir zihinsel duruma geçişi belirtir; bir yere doğru hareket etmeyi anlatmaz. Yeniden kullanılabilen kalıp come to + fiil şeklindedir ve özellikle realize, understand veya accept gibi zihinsel durum fiilleriyle görülür.
Alıştırma
Cümleyi come to realize ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After several weeks of testing, the team ____ that the battery was faulty.
Cevabı göster
came to realize
very perceptive: çevresindekileri çok iyi fark eden
Perceptive, ayrıntıları, değişiklikleri veya işaretleri hızlı ve doğru biçimde fark etme ya da anlama becerisini anlatır. Very sıfatın derecesini güçlendirir; bu nedenle very perceptive çok duyarlı ve dikkatli olmak demektir. Burada bitkilerin çevrelerinde olup bitenleri algılayabildiğini anlatır. Bitkilerin görebildiği anlamına gelmez; bu yetenek farklı algılama ve tepki verme biçimlerini içerebilir.
Alıştırma
Cümleyi en iyi hangi sözcük tamamlar? Lina noticed the small change in the teacher's tone immediately. She is very ____.
- perceptible
- perceptive
- visible
Cevabı göster
perceptive
what's going on: neler olup bittiği veya mevcut durum
What's going on, “ne oluyor” veya “mevcut durum nedir” anlamına gelir. Buradaki go on deyimsel bir ifadedir; fiziksel olarak bir yere gitmek değil, bir şeyin gerçekleşmekte olması anlamındadır. Bu cümlede what's going on yan cümlesinin tamamı about sözcüğünden sonra gelir ve bitkilerin neyi algıladığını, yani çevrelerindeki olayları ve değişiklikleri belirtir.
Alıştırma
Yan odada şu anda gerçekleşen olayları soran cümle hangisidir?
- Do you know what's going on in the next room?
- Do you know who's going into the next room?
- Do you know what's being stored in the next room?
Cevabı göster
Do you know what's going on in the next room?
that plants can perceive most of the senses that humans can.
2:25bitkiler insanların sahip olduğu duyuların çoğunu algılayabilir.
You could argue: bir görüşü temkinli biçimde sunmak
“You could argue that ...”, makul dayanağı olan ancak hâlâ tartışmaya açık bir iddia ortaya koyar. Buradaki could, iddiayı yumuşatır; geçmişteki bir yeteneği anlatmaz. You genellikle belirli bir dinleyiciyi değil, genel olarak insanları ifade eder; argue ise “kavga etmek” değil, “bir gerekçe veya görüş ileri sürmek” demektir. Bu yapı, bir yorumu tek mümkün sonuçmuş gibi sunmadan ortaya koymayı sağlar.
Alıştırma
Örnekteki You could argue ne işe yarıyor?
- Dinleyicinin geçmişte kavga etme yeteneği olduğunu söyler.
- Ardından gelen iddiayı tartışmasız bir gerçek olarak gösterir.
- Makul bir görüş sunarken görüş ayrılığına da yer bırakır.
Cevabı göster
Makul bir görüş sunarken görüş ayrılığına da yer bırakır.
and then some: söylenenden de fazlası
“And then some”, “hatta bundan da fazlası” anlamına gelen bir deyimdir. Bir miktar, derece veya değerlendirmenin ardından gelir ve önceki sözlerin durumun tamamını anlatmaya yetmediğini belirtir. Bu cümlede konuşan kişi yalnızca katılmakla kalmaz; önceki iddianın gerçeği olduğundan az gösterdiğini düşünür. Buradaki some belirli şeyleri ifade etmez; belirtilmemiş ek bir miktarı veya dereceyi temsil eder.
Alıştırma
Cümleyi “az önce belirtilen miktardan daha fazla” anlamına gelen üç kelimelik deyimle tamamlayın: The hike took six hours, ____.
Cevabı göster
and then some
that dogs have a much keener sense of smell than humans do. Notlar
2:34köpekler insanlardan çok daha keskin bir koku alma duyusuna sahiptir.
much keener sense of smell: çok daha keskin bir koku alma duyusu
a much keener sense of smell ifadesinde keen, çok hassas olmayı ve çok küçük farkları algılayabilmeyi anlatır. Keener karşılaştırma biçimidir ve much karşılaştırmayı güçlendirir: much keener, çok daha hassas demektir. Burada keen bir duyusal yeteneği anlatır. Aynı yapı keskin işitme, görme veya tat alma duyusu için de kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi cümle bir tilkinin işitme duyusunun bir insanınkinden çok daha hassas olduğunu doğal biçimde anlatır?
- A fox has a very keen sense of hearing.
- A fox is much keener on hearing than a person is.
- A fox has a much keener sense of hearing than a person does.
Cevabı göster
A fox has a much keener sense of hearing than a person does.
than humans do: yerine geçen fiil olarak do
than humans do içindeki do, daha önce geçen have fiilinin ve bağlamdan anlaşılan devamının yerini tutar. Bu karşılaştırma, insanların da koku alma duyusuna sahip olduğunu ama köpeklerin duyusunun daha keskin olduğunu anlatır. do kullanmak have ... sense of smell ifadesinin tekrarını önler. Buradaki do yeni bir eylem anlatmaz. Benzer karşılaştırmalarda, önceki asıl fiilin öznesine ve zamanına uygun olarak do, does veya did kullanılır.
Alıştırma
Karşılaştırmayı bir yerine geçen fiille tamamlayın: Maria reads more books than her brother ____.
Cevabı göster
does
And we're now learning that plants are very responsive Kalıp ifadeler
2:39Ve şimdi bitkilerin çok tepkisel olduğunu öğreniyoruz
be responsive to chemicals: kimyasallara tepki vermek
Be responsive to + isim, bir şeyden etkilenince tepki vermek veya değişmek anlamına gelir. Bu cümlede plants are very responsive to chemicals, bitkilerin çevrelerindeki kimyasallara kolayca tepki verdiğini anlatır. To edatı, be responsive to something sıfat kalıbını tamamlar. Özne bir canlı, kişi, kuruluş veya sistem olabilir.
Alıştırma
Responsive kelimesinden sonra gelen edatı yazın: This sensor is responsive ____ small changes in temperature.
Cevabı göster
to
that plants perceive as much as humans and then some,
2:55bitkiler insanlar kadar ve hatta daha fazlasını algılarlar,
understatement: gerçeği olduğundan hafif söylemek
Understatement, bir şeyi gerçekte olduğundan daha az önemli, ciddi, büyük veya aşırı gösteren bir ifadedir. Burada bitkilerin insanlar kadar algıladığını söylemek yeterince güçlü bulunmaz; and then some, gerçeğin bu iddianın ötesine geçtiğini anlatır. Understatement istemeden yapılabilir, ancak vurgu, nezaket veya kuru mizah yaratmak için bilinçli olarak da kullanılabilir. Dinleyen kişi gerçek durumun kullanılan sözcüklerden daha güçlü olduğunu anlar.
Alıştırma
Hangi cümlede understatement doğru kullanılmıştır?
- Calling a light breeze 'a deadly hurricane' is an understatement.
- Calling a blizzard 'a little chilly' is an understatement.
- Giving the exact temperature is an understatement.
Cevabı göster
Calling a blizzard 'a little chilly' is an understatement.
which they use to detect chemicals in the air.
3:12bunu havadaki kimyasalları tespit etmek için kullanırlar.
so plants can see light and smell the air,
3:19yani bitkiler ışığı görebilir ve havayı koklayabilir,
but does that mean they're intelligent? Dilbilgisi
3:23ama bu onların zeki olduğu anlamına mı gelir?
Does that mean ...? ile bir sonucu sorgulamak
Does that mean + cümlecik? daha önce belirtilen bir olgu veya düşüncenin belirli bir sonuca götürüp götürmediğini sorar. Burada that daha önce sözü edilen yetenekleri gösterir; they're intelligent ise sınanan sonuçtur. Konuşan kişi bu sonucun doğru olduğunu söylemez. Soru, kanıttan çıkarıma geçişi gösterir ve bu geçişin haklı olup olmadığını sorgular.
Alıştırma
Hangi soru, ilk olgunun sonucu destekleyip desteklemediğini soruyor?
- The classroom is empty. Does that mean the lesson was cancelled?
- The classroom is empty. Do you mean the lesson was cancelled?
- The classroom is empty. What does 'lesson' mean?
Cevabı göster
The classroom is empty. Does that mean the lesson was cancelled?
Maybe so. ile temkinli biçimde katılmak
Maybe so ifadesi “Bu doğru olabilir” anlamına gelir. Maybe belirsizlik gösterirken so az önce sözü edilen düşüncenin tamamının yerini alır; böylece konuşan kişi onu tekrarlamaz. Kesin bir yes yerine temkinli bir katılma ifade eder. Ses tonuna ve bağlama göre konuşan kişinin hâlâ şüpheleri olduğunu da gösterebilir.
Alıştırma
Bir arkadaşınız “The delay might be caused by the weather.” diyor. Hangi yanıt kesinlik iddia etmeden temkinli biçimde katıldığınızı gösterir?
- Definitely.
- Maybe so.
- I don't think so.
Cevabı göster
Maybe so.
Studies modeled on the famous Pavlov's dog experiment, Notlar
3:26Ünlü Pavlov'un köpeği deneyinden modellenen çalışmalar,
modeled on: var olan bir model örnek alınarak tasarlanmış
“Modeled on something”, var olan bir şeyin model olarak kullanılmasıyla tasarlanmış veya düzenlenmiş olmak demektir. Burada çalışmalar, Pavlov'un deneyinin temel düzenini izliyor. Studies modeled on ... ifadesinde modeled on ..., Studies sözcüğünü açıklayan bir geçmiş zaman ortaç öbeğidir. Studies that were modeled on ... yapısının kısaltılmış biçimidir. On edatı bu ifadenin bir parçasıdır.
Alıştırma
Yeni bir kursun başka bir kursu model aldığını hangi cümle doğru ifade eder?
- The new course is modeled with a successful course in Finland.
- The new course is modeled on a successful course in Finland.
- The new course is modeled at a successful course in Finland.
Cevabı göster
The new course is modeled on a successful course in Finland.
Pavlov's dog experiment: klasik koşullanmanın ünlü bir örneği
“Pavlov's dog experiment”, Ivan Pavlov'un koşullu tepkiler üzerine yaptığı klasik çalışmaların yaygın adıdır. Bilinen özete göre, önceden nötr olan bir sinyal tekrar tekrar yiyecekle eşleştirilmiştir. Sonunda yalnızca sinyal bile koşullu bir tepki olan salya salgılamayı tetikleyebilmiştir. Bu cümlede bu ad, öğrenilmiş bağlantılar üzerine yapılan çalışmaların modelini belirtir. Sıradan bir evcil köpeğin yer aldığı herhangi bir deneyi değil, ünlü bir deneysel fikri ifade eder.
Alıştırma
Bu cümlede Pavlov's dog experiment neyi ifade ediyor?
- Esas olarak köpeklerin ne kadar hızlı koştuğunu ölçen bir deney.
- Yiyecekle eşleştirilen bir sinyalin zamanla öğrenilmiş bir tepkiyi tetikleyebileceğini gösteren klasik bir deney.
- Tesadüfen sıradan bir evcil köpeğin yer aldığı herhangi bir deney.
Cevabı göster
Yiyecekle eşleştirilen bir sinyalin zamanla öğrenilmiş bir tepkiyi tetikleyebileceğini gösteren klasik bir deney.
to find the quickest route to light through a maze
3:31bir labirentten ışığa giden en hızlı yolu bulmalarını sağladı
train + nesne + to do: trained pea seedlings to find yapısı
train + nesne + to + fiilin yalın hâli kalıbı; bir insanı, hayvanı, bitkiyi, modeli veya sistemi bir eylemi yapabilecek şekilde eğitmek anlamına gelir. Burada pea seedlings eğitimi alan nesnedir; to find ise eğitimle geliştirilen eylemi belirtir. find kelimesinden önceki to, mastar işaretidir; hedef gösteren bir edat değildir. Aynı sözcük dizilişi train a dog to wait ve train a model to detect errors ifadelerinde de kullanılır.
Alıştırma
trained, the robot ve to ifadelerini train + nesne + to do kalıbında kullanarak cümleyi tamamlayın: The engineers ____ sort packages by size.
Cevabı göster
trained the robot to
evidence of memory: evidence of + olgu
Evidence of + isim, adı verilen şeyin var olduğunu veya doğru olduğunu düşündüren olgular ya da işaretler anlamına gelir. evidence of memory ifadesinde memory, kanıtların desteklediği olgudur. of sonrasındaki isim, kanıtın nereden geldiğini değil, neye işaret ettiğini belirtir. Kaynağı adlandırırken evidence from an experiment örneğindeki gibi evidence from + kaynak kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümle, bilim insanlarının gezegende suyun var olduğunu gösteren işaretler bulduğunu anlatır?
- Scientists found evidence of water on the planet.
- Scientists found evidence from water on the planet.
- Scientists found an evidence of water on the planet.
Cevabı göster
Scientists found evidence of water on the planet.
were lined up: sıra hâlinde dizilmişti
Line up, sıra oluşturmak ya da insanları veya nesneleri bir sıra hâlinde dizmek demektir. Bu cümlede were lined up, basit geçmiş zamanda edilgen yapıdadır: saksı bitkileri eylemden etkilendiği için vurgu, onları kimin dizdiğine değil, dizilmiş konumlarına yapılır. Buradaki up, line up öbek fiilinin bir parçasıdır; yukarı doğru hareket anlamına gelmez. Aynı ifade sırayla yerleştirilmiş nesneleri veya kuyruk oluşturan insanları anlatabilir.
Alıştırma
Cümleyi line up ifadesinin geçmiş zaman edilgen biçimiyle tamamlayın: Before the event, the chairs ____ along the wall.
Cevabı göster
were lined up
with roots joining them like a chain of people holding hands. Notlar
3:39kökleri onları el ele tutuşan insanlardan oluşan bir zincir gibi birleştiriyordu.
with roots joining them: with + isim + -ing yapısı
With roots joining them, with + isim + -ing kalıbını kullanır. Ana anlatıma eşlik eden bir görüntü ekler: kökler aynı anda bitkileri birbirine bağlamaktadır. Roots, joining fiilinin öznesi olarak anlaşılır. Joining, ayrı bir ana cümlenin çekimli fiili değildir; köklerin ne yaptığını anlatan bir ortaçtır. Bu kısa kalıp, arka plandaki bir eylemi veya görünen bir ayrıntıyı ekleyebilir.
Alıştırma
Verilen sözcükleri doğru sıraya koyun ve gerektiğinde fiilin biçimini değiştirin: with / the children / hold hands. Cümleyi tamamlayın: The class crossed the road, ____.
Cevabı göster
with the children holding hands
like a chain of people holding hands: bağlantıyı göstermek için benzetme kullanımı
like a chain of people holding hands ifadesi bir benzetme kurar. Birbirine bağlı kökleri el ele tutuşan insanlara benzeterek bağlantı düzenini gözde canlandırmayı kolaylaştırır. Bu benzetme ortak bir biçim veya dizilişle ilgilidir. Bitkilerin gerçekten elleri olduğu ya da insanlar gibi davrandığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Vurgulanan benzetme, dinleyicinin öncelikle neyi anlamasına yardımcı olur?
- Köklerin nasıl bağlantılı bir düzen oluşturduğunu.
- İnsanların kökleri fiziksel olarak tuttuğunu.
- Bitkilerin gerçek elleri olduğunu.
Cevabı göster
Köklerin nasıl bağlantılı bir düzen oluşturduğunu.
plants talked to each other: bilgi alışverişini kişileştirme
The plants talked to each other ifadesi, bitkilere insana özgü bir eylem yükleyerek onları kişileştirir. Each other eylemi karşılıklı hâle getirir: bilgi yalnızca tek yönde ilerlemek yerine bitkiler arasında aktarılır. Buradaki talked, sözcükler veya seslerle gerçek anlamda konuşmayı ifade etmez. Bu bilimsel açıklamada bitkilerin sinyal ya da bilgi alışverişi yaptığını canlı bir biçimde anlatır.
Alıştırma
Bu bilimsel açıklamada The plants talked to each other ifadesinin en doğru anlamı nedir?
- İnsanlar bitkilerin yanında durup konuştu.
- Bitkiler sinyal veya bilgi alışverişi yaptı.
- Bitkiler insan dilinde yüksek sesle konuştu.
Cevabı göster
Bitkiler sinyal veya bilgi alışverişi yaptı.
passing along information about water and air temperature Öbek fiiller
3:45su ve hava sıcaklığı hakkında bilgileri birbirlerine aktardılar
passing along information: bilgiyi bir sonrakine aktarmak
Bu cümlede passing along information, aldığınız veya öğrendiğiniz bilgiyi başka bir kişiye ya da bir aktarım zincirinin sonraki halkasına vermek anlamına gelir. Bilgi, bir kaynaktan sonraki alıcıya doğru ilerleyen bir şey olarak sunulur. Pass along ayrılabilen bir öbek fiildir: pass the information along ve pass along the information kullanımlarının ikisi de doğaldır. Alıcı to ile belirtilebilir: pass the information along to the team.
Alıştırma
Bir güncelleme aldığınızı ve bunu ekibinize aktarmanız gerektiğini en açık biçimde anlatan cümle hangisidir?
- Please pass along the update to your team.
- Please keep the update from your team.
- Please check the update with your team.
Cevabı göster
Please pass along the update to your team.
like children playing a game where a message is passed on
3:50çocukların bir mesajın iletildiği bir oyun oynaması gibi
distorted in the process: aktarım sırasında yanlış hâle gelmek
Distorted, bir şeyin özgün biçimini, sesini, görüntüsünü veya anlamını yanlış hâle getirecek şekilde değiştiğini anlatır. Burada becoming distorted, bilginin aktarılırken doğruluğunu yavaş yavaş kaybetmesini ifade eder. In the process, söz konusu etkinlik gerçekleşirken anlamına gelir. Bu cümledeki etkinlik bir üretim süreci değil, bilginin aktarılmasıdır.
Alıştırma
Hangi cümlede distorted, bilginin aktarılırken yanlış hâle geldiğini anlatır?
- The report became distorted as people repeated it.
- The report became public after the meeting.
- The report became longer when the editor added a chart.
Cevabı göster
The report became distorted as people repeated it.
Distorted means changed from its original form.
3:58Distorted (çarpıtılmış), orijinal biçiminden değiştirilmiş anlamına gelir.
takes brain power: zihinsel çaba gerektirmek
Bu cümlede takes brain power, “zihinsel çaba veya bilişsel yetenek gerektirir” anlamına gelir. Burada take, “gerektirmek” veya “harcamak” anlamındadır; brain power ise düşünme ve bilgiyi işleme yeteneğini anlatan, gündelik ve canlı bir ifadedir. Buradaki ifade mecazidir. Gözlemlenen etkinliğin biliş gerektirdiğini anlatır; bitkilerin insan beyni gibi bir beyne sahip olduğunu iddia etmez.
Alıştırma
Cümleyi, derste öğrenilen ve “zihinsel çaba gerektirir” anlamına gelen üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: Solving this puzzle ____.
Cevabı göster
takes brain power
and there's clearly evidence that plants might have some kind of intelligence. Dilbilgisi
4:03ve bitkilerin bir tür zekaya sahip olabileceğine dair açık bir kanıt vardır.
might have some kind of intelligence: temkinli bir iddiada bulunmak
Might have, kesinlik yerine olasılık belirtir. Some kind of intelligence, genel kategorinin uygun olabileceğini ancak bu zekânın kesin biçiminin veya niteliğinin hâlâ belirsiz olduğunu anlatır. Bu iki ihtiyatlı ifade birlikte, yan cümleyi kanıta dayalı fakat temkinli bir iddiaya dönüştürür. Konuşan kişi bu fikre eğilim gösterir ancak onu tamamen kanıtlanmış gibi sunmaz. Kanıtlar belli bir yöne işaret ediyor fakat kesin sonuca yetmiyorsa might have some kind of + isim kalıbını kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Temkinli iddiayı, olasılığı ve türün belirsizliğini gösteren beş kelimelik ders kalıbıyla tamamlayın: The device ____ hidden sensor.
Cevabı göster
might have some kind of
given all of this: önceki kanıtları kullanarak bir soru yöneltmek
Given all of this, “az önce söylenenlerin tümünü göz önünde bulundurarak” anlamına gelir. Buradaki given, “dikkate alındığında” anlamındaki bir edattır; bir şeyin birine verildiğini anlatmaz. Bu ifade, önceki kanıtları bir araya getirip ardından gelen sorunun dayanağı yapar. Gerçeklerden veya gerekçelerden bir yargıya, sonuca, karara ya da yeni bir soruya geçmek için kullanışlıdır.
Alıştırma
Örnekte given all of this ne işe yarıyor?
- Önceki tüm bilgileri sorunun dayanağı olarak ele alır.
- Dinleyene önceki bilgileri görmezden gelmesini söyler.
- Her nesnenin birine verildiğini söyler.
Cevabı göster
Önceki tüm bilgileri sorunun dayanağı olarak ele alır.
That's what James Wong asked Michael Marder,
4:12İşte James Wong'un Michael Marder'a sorduğu buydu,
professor of philosophy at the University of the Basque Country,
4:14Bask Bölgesi Üniversitesi'nde felsefe profesörü,
for his BBC Radio 4 program Is Eating Plants Wrong?
4:18BBC Radio 4 programı 'Bitkileri Yemek Yanlış mı?' için.
It is not in and of itself wrong to eat plants, Deyimler
4:25Bitki yemek kendi başına yanlış değildir,
in and of itself wrong: eylemi kendi başına değerlendirmek
In and of itself, “dış koşullardan ayrı olarak, kendi başına değerlendirildiğinde” anlamına gelir. Örnekte wrong sözcüğünü niteler: Bitki yemek, yalnızca eylemin kendi niteliği nedeniyle yanlış değildir. Bu ifade; yöntem, neden, miktar veya sonuçlar göz önüne alındığında farklı bir yargıya varılmasına imkân tanır. Not wrong in and of itself, “mümkün olan her durumda doğru” demek değildir.
Alıştırma
“The rule is not unfair in and of itself; the problem is how it is applied” cümlesine en uygun yorum hangisidir?
- Kural mümkün olan her durumda adildir.
- Kural yalnızca var olduğu için adaletsizdir.
- Kuralın kendisi adaletsiz değildir, ancak uygulanma biçimi adaletsiz olabilir.
Cevabı göster
Kuralın kendisi adaletsiz değildir, ancak uygulanma biçimi adaletsiz olabilir.
but we have to do so while keeping in mind the context Kalıp ifadeler
4:28ancak bunu yaparken bağlamı aklımızda tutmalıyız
so while keeping in mind the context: harekete geçerken durumu dikkate almak
do so ifadesinde so, daha önce belirtilen eylemin yerini tutar; böylece konuşan kişi eylemi tekrar etmez. while keeping in mind the context, bu eylem yapılırken geçerli olan bir koşul ekler. keep the context in mind, çevredeki durumu hatırlamak ve nasıl davranılacağına karar verirken onu dikkate almak demektir. Buradaki mind düşünme ve dikkatle ilgilidir; rahatsız olmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi keep something in mind kalıbının iki parçasıyla tamamlayın: Before choosing a route, ____ the weather ____.
Cevabı göster
keep · in mind
in which we're doing this: edat + which kalıbı
in which we're doing this, context sözcüğünü niteleyen bir ilgi yan cümleciğidir. which, this sözcüğüne değil context sözcüğüne gönderme yapar; in ise eylemin o bağlam içinde gerçekleştiğini gösterir. Temel düşünce we're doing this in that context şeklindedir. Edatı which sözcüğünden önce koymak daha resmî İngilizcede yaygındır. Daha konuşma diline yakın biçim the context that we're doing this in şeklindedir. Edat ilgi zamirinden önce geldiğinde, bir nesne için that değil which kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi resmî edat + which kalıbıyla tamamlayın: The room ____ we met was quiet.
Cevabı göster
in which
first of all: ilk noktayı belirtmek
first of all ifadesi, düzenli bir açıklama, liste veya çözümlemedeki ilk noktayı gösterir. Burada dinleyiciye, hangi tür bitkileri yediğimizi düşünmenin daha geniş bir çözümlemenin ilk bölümü olduğunu bildirir. Olaylardan hangisinin önce gerçekleştiğini söylemek yerine fikirleri düzenler. Konuşmacı secondly demese bile ardından başka noktaların geleceğini çoğu zaman sezdirir.
Alıştırma
İlk noktayı tanıtan, bu dersteki üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____, let's agree on the main goal before discussing the details.
Cevabı göster
First of all
in fact: daha güçlü bir iddiayı kontrol etmek
in fact ifadesi, dikkati gerçekte doğru olan şeye yönelten bir söylem işaretleyicisidir. Bu soruda konuyu daha keskin hâle getirir: konuşmacı, eylemin gerçekten bütün canlı varlığı yok etmek anlamına gelip gelmediğini sorar. Sorunun içine yerleştirilip virgüllerle ayrılan in fact, dinleyiciden daha kesin ve daha güçlü bir ifadenin doğru olup olmadığını kontrol etmesini ister. Sözcüğü sözcüğüne ‘bir gerçeğin içinde’ anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu soruda in fact ne yapıyor: Is the machine, in fact, using less energy?
- Daha güçlü iddianın gerçekten doğru olup olmadığını sorar.
- Listedeki ilk maddeyi tanıtır.
- Makinenin kullanıldığı kesin saati verir.
Cevabı göster
Daha güçlü iddianın gerçekten doğru olup olmadığını sorar.
the entire living being: canlının tamamı
Bu cümlede the entire living being, yalnızca seçilmiş bazı parçaları değil, canlı bireyin tamamını ifade eder. Entire bütünlüğü vurgularken living being söz konusu varlığı bir nesne olarak değil, canlı bir varlık olarak sunar. Burada being, canlı bir bireyi ifade eden sayılabilen bir isimdir; be fiilinin bir biçimi değildir. Bu resmî ifade, söze ciddi bir etik bakış açısı kazandırır.
Alıştırma
Bu cümlede the entire living being ifadesi neyi vurgular?
- Be fiilinin bir biçimi.
- Yalnızca kullanılabilecek parçalar.
- Yalnızca bazı parçaları değil, canlı bireyin tamamı.
Cevabı göster
Yalnızca bazı parçaları değil, canlı bireyin tamamı.
certain of its parts: bazı kısımları
Certain of its parts ifadesinde certain, önceden belirlenmiş its parts grubunun bazı belirli üyeleri anlamına gelir. İfade bunların tam olarak hangi parçalar olduğunu belirtmez; bütün yerine sınırlı bir alt küme seçer. Kalıp, certain of + belirleyici + çoğul isim biçimindedir; certain of the documents buna örnektir. Burada certain, miktar belirten resmî bir sözcük olarak kullanılır; “emin” anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümlede certain, bir grubun bazı belirli üyeleri anlamına gelir?
- The time of the meeting is not certain.
- I am certain of the answer.
- Certain of the guests left early.
Cevabı göster
Certain of the guests left early.
not essential to it: organizmanın bütünü için vazgeçilmez değil
A is essential to B yapısında to’dan sonra gelen B, varlığı, işleyişi ya da başarısı için A’ya ihtiyaç duyar. Buradaki it, organizmanın tamamını ifade eder. Not essential to it, bu parçaların organizmanın tamamının çalışmaya devam etmesi için gerekli olmadığı anlamına gelir. Bu, parçaların hiçbir işe yaramadığı anlamına gelmez; yalnızca bütünün onlar olmadan da varlığını sürdürebildiğini anlatır.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki hedef yapıyla tamamlayın: Trust is ____ a strong friendship.
Cevabı göster
essential to
that can actually fall off without doing harm to the whole organism? Notlar
4:49aslında tüm organizmaya zarar vermeden düşebilecek parçaları mı?
fall off: bağlı olduğu nesneden ayrılıp düşmek
Fall off, bir şeyin bağlı olduğu yerden ayrılıp düşmesi anlamına gelir. Burada özne, ayrılan parçaların kendisidir: Bu parçalar organizmadan kopup düşebilir. Bu fiziksel anlamda fall off geçişsizdir; ayrılan nesne özne olur. Bağlı olduğu şey A button fell off my coat örneğindeki gibi off sözcüğünden sonra gelebilir veya hiç belirtilmeyebilir.
Alıştırma
Cümleyi fall off ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: One of the buttons ____ my coat on the way home.
Cevabı göster
fell off
doing harm to the whole organism: tüm organizmaya zarar vermek
do harm to something kalıbında harm, hasar veya zarar anlamına gelen bir isimdir. Yapı do harm to + etkilenen kişi ya da şey biçimindedir. Burada without doing harm to the whole organism, bir şeyin organizmanın tamamına zarar vermeden gerçekleşebileceğini belirtir. Başka durumlara aktarılabilecek anlam, bir eylemin belirtilen hedefe zarar vermeden gerçekleşmesidir.
Alıştırma
do harm to kalıbındaki eksik sözcükle cümleyi tamamlayın: This chemical could do harm ____ river life.
Cevabı göster
to
Professor Marder says that eating plants is not wrong in and of itself,
4:53Profesör Marder, bitkileri yemenin kendi başına yanlış olmadığını söylüyor,
without taking anything else into account: başka hiçbir şeyi hesaba katmadan
Take something into account, değerlendirirken, planlarken veya karar verirken bir şeyi etken olarak hesaba katmak anlamına gelir. Yapı take + nesne + into account biçimindedir; bu nedenle anything else, take ile into account arasına yerleştirilen nesnedir. Without taking anything else into account ifadenin kapsamını daraltır: Eylem, diğer bütün etkenler dışarıda bırakılarak tek başına değerlendirilir. Daha geniş koşullar veya sonuçlar hesaba katıldığında sonucun değişebileceğini ima eder.
Alıştırma
take + nesne + into account yapısını kullanarak cümleyi tamamlayın: Before choosing a campsite, we need to ____ the weather ____.
Cevabı göster
take · into account
But he thinks it's important to remember the context,
5:02Ancak o, bağlamı hatırlamanın önemli olduğunu düşünüyor,
the situation or circumstances in which something happens.
5:06bir şeyin meydana geldiği durum veya koşulları.
which can go on to produce more fruit. Öbek fiiller
5:14ve ağaç daha fazla meyve üretmeye devam edebilir.
go on to produce: sonraki aşamaya geçmek
can go on to produce more fruit ifadesinde go on to + fiilin yalın hâli, daha fazla meyve üretmeyi önceki bir olayın veya aşamanın ardından gelen bir gelişme olarak sunar. Buradaki can, bu sonraki sonucun mümkün olduğunu belirtir. Go on burada bir yere doğru hareket etmeyi anlatmaz. Odak, özellikle yeni bir eylem, sonuç veya aşama olmak üzere daha sonra ne olduğundaysa go on to do something kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümle sonraki yeni bir aşamayı anlatmak için go on to do kullanıyor?
- Lena went on working as a nurse until midnight.
- Lena stopped working as a nurse and went home.
- After working as a nurse, Lena went on to become a doctor.
Cevabı göster
After working as a nurse, Lena went on to become a doctor.
I asked you to name the famous insect-eating tropical plant. Dilbilgisi
5:23Senden o ünlü böcek yiyen tropikal bitkinin adını istemiştim.
famous insect-eating tropical plant: bir ismi niteleyen birden çok sözcük
Ana isim plant sözcüğüdür. Famous, insect-eating ve tropical sözcüklerinin tümü plant sözcüğünden önce gelir ve aynı bitkiyi tanımlar: bitki ünlüdür, böcek yer ve tropiktir. Insect-eating, isim + -ing biçiminden oluşan birleşik bir sıfattır. Kısa çizgi iki sözcüğü tek bir niteleyicide birleştirir ve -ing biçiminin etkin anlamı, böceklerin bitkiyi değil, bitkinin böcekleri yediğini gösterir.
Alıştırma
Cümleyi insect ve eating sözcüklerinden oluşan kısa çizgili birleşik sıfatla tamamlayın: This is an ____ tropical plant.
Cevabı göster
insect-eating
The idiom and then some means and even more
5:41and then some (ve daha da fazlası) deyimi 've hatta daha fazlası' anlamına gelir
and is used to show that something has been understated.
5:44ve bir şeyin hafifletildiğini göstermek için kullanılır.
Distorted means changed from its original form.
5:53Distorted (çarpıtılmış), orijinal biçiminden değiştirilmiş anlamına gelir.