Bitki yemek yanlış mı? ⏲️ 6 Minute English: İngilizce çalışma notları

BBC Learning English

Öğrenme zorluğu
925 kelime 156 kel/dk

Video özeti: Program, bitkilerin çevredeki sinyalleri algıladığına, öğrenip hatırladığına ve iletişim kurduğuna ilişkin kanıtları ele alıyor; ardından onları yemenin etik açıdan kabul edilebilir olup olmadığını soruyor. Sonuç, meyve veya yaprak toplamanın bütün organizmaya zarar verip vermemesi gibi bağlamsal koşullara bağlı. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Without eyes, plants can perceive / Without noses, plants can perceive / Without ears, plants can perceive — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Without + organ yapısıyla başlayıp aynı ana cümleyi yineleyen paralel ifadeleri tanımayı öğrenin. Bu düzen, bitkilerde bulunmayan organlarla yine de algılayabildikleri bilgileri karşılaştırır; bilimsel açıklamaları ve ikna edici karşılaştırmaları açık biçimde yapılandırmak için kullanılabilir. 2. and then some. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Bunun gerçek anlamda bir olay sırası değil, “hatta daha da fazlası” anlamında bir vurgu olduğunu kavrayın. Böylece konuşmacının önceki tanımın yetersiz kaldığını nasıl belirttiğini anlayabilirsiniz; örneğin bitkilerin algısı yalnızca insanınkine eşit değil, ondan da güçlü olabilir. 3. without taking anything else into account. — Kalıplaşmış söz öbekleri ve eşdizimler: Bir değerlendirmeye ilgili koşulları katmak için kullanılan take something into account kalıbını öğrenin. Olumsuz biçim, bir iddianın diğer etkenlerden ayrı ele alındığını gösterir ve bitkinin türü, toplanan kısmı ve olası zarar gibi unsurlara dayanan incelikli kararları açıklamanızı sağlar.

Bu derste

Six Minute English from bbclearningenglish.com.

0:01

bbclearningenglish.com'dan Six Minute English.

Hello,

0:09

Merhaba,

this is Six Minute English from BBC Learning English.

0:10

BBC Learning English'ten Six Minute English programındasınız.

I'm Neil.

0:13

Ben Neil.

And I'm Rob.

0:14

Ve ben Rob.

Many people these days choose not to eat meat. Notlar

0:15

Bugünlerde birçok insan et yememeyi tercih ediyor.

Kalıp ifadeler

these days ile güncel bir eğilimden söz etmek

These days, “içinde bulunduğumuz dönemde” veya “günümüz yaşamında” anlamına gelir. Bu cümlede et yememe seçimini yalnızca son birkaç günle sınırlı bir davranış olarak değil, güncel bir toplumsal eğilim olarak sunar. Bir alışkanlık veya durum şu anki dönemde genel olarak geçerliyse bu ifadeyi kullanabilirsiniz. İfade çoğu zaman geçmişle örtük bir karşılaştırma da içerir.

Alıştırma

Hangi cümlede these days güncel bir eğilimi anlatmak için kullanılmıştır?

  1. Many families shop online these days.
  2. Many families shopped online for three days.
  3. Many families are shopping online at this exact moment.
Cevabı göster

Many families shop online these days.

Dilbilgisi

choose not to eat: bir eylemi yapmamaya karar vermek

Choose not to + fiilin yalın hâli yapısı, bir şeyi yapmamaya bilinçli olarak karar vermek anlamına gelir. Choose not to eat ifadesinde not, eat eylemini olumsuz yapar; choose fiilini olumsuz yapmaz. Bu yapı, eylemi yapmamayı bir seçimin sonucu olarak sunar. Alışkanlıklar, planlar ve davranışlarla ilgili bilinçli kararları anlatmak için kullanılabilir.

Alıştırma

Geniş zamanda choose not to + fiilin yalın hâli yapısını ve parantezdeki fiili kullanarak cümleyi tamamlayın: Because the path is unsafe after dark, we ____ it at night. (use)

Cevabı göster

choose not to use

And for vegetarians,

0:19

Ve vejetaryenler için,

eating animals is wrong. Dilbilgisi

0:20

hayvanları yemek yanlıştır.

Dilbilgisi

Eating animals is wrong: özne olarak -ing öbeği

eating animals is wrong cümlesinde eating animals bir eylemi adlandırır ve cümlenin tam öznesidir. is wrong yüklemi bu eylemi yanlış olarak değerlendirir. Buradaki eating, devam eden bir zamanı bildiren fiil yapısının parçası değildir; bir gerund, yani isim görevi gören fiil biçimidir. eating animals bütünü bir gerund öbeğidir. Bu yapı, bir eylemi tek bir konu olarak ele alır. Tek bir gerund öbeği özne olduğunda genellikle tekil fiil alır; buradaki is bunu gösterir.

Alıştırma

swim fiilinin -ing biçimini özne olarak kullanın: ____ in cold water takes practice.

Cevabı göster

Swimming

But what about digging up a carrot Notlar

0:22

Peki ya bir havucu topraktan çıkarmak

Öbek fiiller

digging up: bir şeyi toprağı kazarak çıkarmak

Dig up, gömülü olan ya da toprakta yetişen bir şeyi kazarak yerden çıkarmak anlamına gelir. Bu cümlede digging up a carrot, havucu topraktan çıkarma anlamındadır. up parçacığı eylemin sonucunu ekler: havuç topraktan çıkar ve ortaya çıkmış olur. Aynı phrasal verb, dig up an old record örneğindeki gibi gizli kalmış bilgiyi bulmak anlamına da gelebilir.

Alıştırma

Cümleyi dig up ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Yesterday, the archaeologists ____ an old coin near the wall.

Cevabı göster

dug up

or picking apples from a tree?

0:24

veya ağaçtan elma toplamak?

Ton ve niyet

What about digging up a carrot: başka bir durumu gündeme getirmek

What about + -ing öbeği, başka bir eylemi ya da durumu tartışmaya katar. Burada what about digging up a carrot, “Peki bu durum nasıl değerlendirilmeli?” anlamına gelir. Dinleyiciyi, önceki iddianın bitkilerin toplanması için de geçerli olup olmadığını düşünmeye yöneltir. about bir edat olduğu için ardından gelen fiil -ing biçimini alır: digging kullanılır; dig veya to dig kullanılmaz. Bu kalıp bir alternatif, gözden kaçmış bir örnek veya karşı örnek sunabilir.

Alıştırma

Soruyu What about + check fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: ____ the map before we leave?

Cevabı göster

What about checking

Is that wrong,

0:27

Bu da yanlış mıdır,

too?

0:27

peki?

I don't think so,

0:28

Bence hayır,

Neil.

0:29

Neil.

Plants aren't alive in the same way as animals, Kalıp ifadeler

0:29

Bitkiler hayvanlar gibi aynı şekilde canlı değiller,

are they? Dilbilgisi

0:32

öyle değil mi?

Kalıp ifadeler

in the same way as: biçimi karşılaştırmak

In the same way as, iki şeyin nasıl gerçekleştiğini veya iki öznenin nasıl davrandığını karşılaştırır. Yapı in the same way as + isim, zamir veya yan cümledir; as karşılaştırmanın ikinci tarafını tanıtır. Bu cümlede ifade, bitkilerle hayvanların canlı olma biçimlerini karşılaştırır. Olumsuz yapı bu biçimlerin aynı olmadığını söyler; bitkilerin canlı olmadığını söylemez.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki beş kelimelik karşılaştırma ifadesiyle tamamlayın: Mia organises her notes ____ her brother does.

Cevabı göster

in the same way as

Dilbilgisi

Olumsuz bir ifadeden sonra are they?

are they?, önceki ifadeyi dinleyiciye doğrulatmak veya dinleyiciyi aynı fikirde olduğunu belirtmeye çağırmak için cümlenin sonuna eklenen kısa bir onay sorusudur. Ana ifade olumsuz olduğu için (Plants aren't...), standart soru eki olumlu olur: are they? are yardımcı fiili aren't içindeki be fiiliyle, they zamiri de çoğul özne Plants ile eşleşir.

Alıştırma

Onay sorusunu doğru iki İngilizce sözcükle tamamlayın: The windows aren't open, ____?

Cevabı göster

are they

They can't think or feel pain,

0:33

Düşünemezler veya acı hissedemezler,

and even vegetarians need to eat something.

0:35

ve vejetaryenlerin bile bir şeyler yemesi gerekir.

Fruit, vegetables, rice, beans,

0:38

Meyve, sebze, pirinç, fasulye,

they all come from plants.

0:40

hepsi bitkilerden gelir.

It's true that plants don't have brains or nerves, Anlatım akışı

0:42

Bitkilerin beyni veya sinirleri olmadığı doğrudur,

but according to some scientists, Kalıp ifadeler

0:45

ama bazı bilim insanlarına göre,

Anlatım akışı

It's true that ..., but ...: önce kabul etme, sonra karşıt noktaya geçme

It's true that ..., but ... yapısı bir düşünceyi iki aşamada düzenler. İlk bölüm bir gerçeği açıkça kabul eder. Ardından but, bu gerçeğin bir sınırını, farklı bir noktayı veya konuşanın vurgulamak istediği düşünceyi gösterir. It's true that bölümünü son sonuç olarak görmeyin. Düşünceyi ilerleten kısım but sonrasında geldiği için dinlemeye veya okumaya devam edin.

Alıştırma

Hangi cümle önce bir gerçeği kabul edip sonra but ile konuşanın asıl noktasına geçiyor?

  1. It's true that the route is longer, but it is much safer.
  2. The route is longer because it is much safer.
  3. It's true that the route is longer, so there is nothing more to consider.
Cevabı göster

It's true that the route is longer, but it is much safer.

Kalıp ifadeler

according to some scientists: bilgi kaynağını belirtme

According to + bir isim öbeği, bilginin kaynağını belirtir. Burada some scientists, ardından gelen iddianın kaynağıdır; bu nedenle ifade “bazı bilim insanlarının söylediğine veya bildirdiğine göre” anlamına gelir. Bu yapı, konuşanın iddiayı bizzat doğruladığını veya iddiaya mutlaka katıldığını göstermez. Kaynak bir kişi, kuruluş, rapor, araştırma ya da kural olabilir.

Alıştırma

Hangi cümle, bilgi kaynağını belirtmek için according to ifadesini doğru kullanıyor?

  1. According the weather report, the roads may be icy tonight.
  2. According to the weather report, the roads may be icy tonight.
  3. According to I think, the roads may be icy tonight.
Cevabı göster

According to the weather report, the roads may be icy tonight.

they're much more than passive things Kalıp ifadeler

0:48

onlar pasif şeylerden çok daha fazlasıdır

rooted in the ground.

0:50

toprağa kök salmış.

Kalıp ifadeler

more than passive things: sınırlı bir tanımı reddetme

Burada more than + bir isim öbeği, sayı karşılaştırması değil, “yalnızca ... değil” anlamına gelir. Onların more than passive things olduğunu söylemek, sadece yerlerinde durdukları ve eylemde bulunup tepki vermedikleri şeklindeki dar görüşü reddeder. Much, bu düzeltmeyi güçlendirir: much more than, “yalnızca ... olmaktan çok daha fazlası” demektir. Burada passive, eylem veya tepki eksikliğini anlatır; dil bilgisi terimi passive voice anlamında değildir.

Alıştırma

Hangi cümle, bir kütüphanenin yalnızca kitap saklanan bir yer olmadığını doğal biçimde anlatır?

  1. A library is much more than a place to store books.
  2. A library is a more passive place to store books.
  3. A library has more places than books to store.
Cevabı göster

A library is much more than a place to store books.

Plants can learn and remember.

0:52

Bitkiler öğrenebilir ve hatırlayabilir.

They solve problems Kalıp ifadeler

0:54

Sorunları çözerler

Kalıp ifadeler

solve problems: işe yarayan bir çözüm bulmak

solve problems, zorluklara yanıt veya çözüm bulmak demektir. solve, yalnızca sorunla zaman geçirmeyi değil, bir çözüme ulaşmayı vurgular. Bu, yaygın bir fiil ve isim eşdizimidir. Bir problem; bulmaca, teknik arıza veya gerçek hayattaki bir zorluk olabilir. Bu nedenle ifade yalnızca okul alıştırmalarıyla sınırlı değildir.

Alıştırma

Hangi seçenek sorunun başarıyla giderildiğini gösterir? After restarting the router, the technician ___.

  1. worked on the problem
  2. noticed the problem
  3. solved the problem
Cevabı göster

solved the problem

and can even recognize other plants in their family. Kelime

0:55

ve hatta kendi ailelerinden diğer bitkileri tanıyabilirler.

Kelime

plants in their family: insan ailesi değil, biyolojik ilişki

Burada family, biyolojik olarak ilişkili bitkileri anlatır; insanların yaşadığı bir hane anlamına gelmez. other plants in their family, soy veya biyolojik gruplandırma yoluyla onlarla bağlantılı diğer bitkilerdir. family; plants, animals, species veya classification gibi sözcüklerle birlikte geçtiğinde, aynı evde yaşayan akrabalar anlamından önce bu biyolojik anlamı düşünün.

Alıştırma

"Wolves and foxes belong to the same biological family," cümlesinde family ne anlama gelir?

  1. hayvanların yaşadığı bir yer
  2. ebeveynler ve çocuklardan oluşan bir hane
  3. biyolojik sınıflandırmada ilişkili bir canlı grubu
Cevabı göster

biyolojik sınıflandırmada ilişkili bir canlı grubu

So,

0:59

Yani,

given the amazing things plants do, Dilbilgisi

0:59

bitkilerin yaptığı inanılmaz şeyler göz önüne alındığında,

is it right to eat them? Kelime

1:02

onları yemek doğru mu?

Dilbilgisi

given + isim öbeği: bir yargının dayanağını belirtmek

Cümlenin başında given + isim öbeği, “göz önüne alındığında” veya “dikkate alındığında” anlamına gelir. Ardından gelen soru ya da sonuçtan önce hesaba katılması gereken bilgiyi sunar. Buradaki isim öbeği the amazing things plants do ifadesidir. Plants do, things sözcüğünü niteleyen bir ilgi cümleciğidir; given burada verme eylemini anlatmaz.

Alıştırma

Hangi cümle, bir olguyu kararın dayanağı olarak sunmak için given + isim öbeği yapısını doğru kullanır?

  1. Given that the icy roads, we took the train.
  2. Given the icy roads, we took the train.
  3. Giving the icy roads, we took the train.
Cevabı göster

Given the icy roads, we took the train.

Kelime

Is it right to eat them?: ahlaken kabul edilebilir anlamındaki right

Bu soruda right, “ahlaken kabul edilebilir” veya “etik açıdan haklı” anlamına gelir. Konuşan kişi onları yemenin kabul edilebilir bir davranış olup olmadığını sorar; bir olgunun ya da cevabın doğru olup olmadığını değil. Başka durumlarda da kullanılabilen Is it right to + fiilin yalın hâli...? kalıbı, bir davranış hakkında ahlaki veya ilkelere dayalı bir yargı sorar.

Alıştırma

“Is it right to read someone else's private messages?” cümlesinde right neyi sorar?

  1. davranışın ahlaken kabul edilebilir olup olmadığı
  2. mesajların doğru bilgiler içerip içermediği
  3. telefonun sağ tarafta olup olmadığı
Cevabı göster

davranışın ahlaken kabul edilebilir olup olmadığı

That's what we'll be discussing in this program. Anlatım akışı

1:04

Bu programda bunu tartışacağız.

Anlatım akışı

That's what we'll be discussing: sıradaki konuyu duyurmak

That's what we'll be discussing daha önce sözü edilen bir konuya gönderme yapar ve onu yaklaşan tartışmanın ana konusu olarak gösterir. Bu cümlede that önceki konuyu belirtirken what we'll be discussing tartışacağımız şey veya konu anlamına gelir. what ile başlayan yan cümle doğrudan soru sormak yerine bilgi verir. Bu yüzden what we'll be discussing biçiminde özne-fiil sırasını korur; what will we be discussing biçimini almaz. That is what... kalıbının tamamı, sunucunun veya konuşmacının önceki bilgiyi sonraki bölüme bağlamasına yardımcı olur.

Alıştırma

Hangi cümle bir tartışmanın konusunu doğal biçimde önceden bildirir?

  1. That's what we'll be discussing today.
  2. That's what will we be discussing today.
  3. That's we'll be discussing what today.
Cevabı göster

That's what we'll be discussing today.

And as usual,

1:06

Ve her zamanki gibi,

we'll be learning some new useful vocabulary as well.

1:07

yeni faydalı kelimeler de öğreneceğiz.

But first,

1:11

Ama önce,

I have a question for you, Neil.

1:11

Sana bir sorum var Neil.

Anyone who's seen cows grazing Dilbilgisi

1:13

Otlayan inekleri gören herkes

knows it's usually animals that eat plants.

1:15

bitkileri yiyenlerin genellikle hayvanlar olduğunu bilir.

Dilbilgisi

Anyone who's seen ... knows ...: deneyimden hareketle sonuç sunmak

Anyone who's seen cows grazing knows it's... ifadesi anyone + who yan cümlesi + knows + sonuç kalıbını izler. Belirtilen deneyime sahip herkesin sonucu bilmesinin beklendiğini anlatır. Bu kalıp, ortak bir deneyimi bir şeyi apaçıkmış gibi sunmanın gerekçesine dönüştürür. Burada who's, who has anlamındadır; çünkü seen geçmiş zaman ortacıdır: who has seen. Present perfect, şu ana kadarki deneyimi anlatır. seen cows grazing içinde cows, seen fiilinin nesnesidir; grazing ise ineklerin gözlemlendikleri sırada yaptıkları eylemi gösterir. knows sonrasında that çoğu zaman atlanır ve doğrudan it's gelir; it's, it is anlamındadır.

Alıştırma

Hangi cümle deneyime dayalı bir sonuç sunmak için bu kalıbı doğru kullanır?

  1. Anyone who is cared for a puppy knows it takes patience.
  2. Anyone who's cared for a puppy knows it takes patience.
  3. Anyone who's cared for a puppy know it takes patience.
Cevabı göster

Anyone who's cared for a puppy knows it takes patience.

But some plants have turned the evolutionary tables Deyimler

1:19

Ancak bazı bitkiler evrimsel kuralları tersine çevirerek

to eat animals instead.

1:22

hayvanları yemeğe başlamıştır.

Deyimler

turned the evolutionary tables: olağan rolleri tersine çevirmek

Turn the tables, daha zayıf ya da bir eyleme maruz kalan tarafın üstünlüğü ele geçireceği şekilde durumu tersine çevirmek anlamına gelen bir deyimdir. Burada olağan roller tersine döner: hayvanların bitkileri yemesi yerine bazı bitkiler hayvanları yer. Konuşmacı, bu tersine dönüşü evrimle ilişkilendirmek için deyimin içine evolutionary sözcüğünü ekler. Tables mobilya anlamına gelmez; başka durumlara aktarılabilecek temel deyim turn the tables biçimindedir.

Alıştırma

Hangi cümlede turn the tables, dezavantajlı tarafın durumu tersine çevirmesi anlamında kullanılmıştır?

  1. The family bought two tables for the dining room.
  2. The staff turned the tables onto their sides before moving them.
  3. The visitors were losing, but they turned the tables and won 3-2.
Cevabı göster

The visitors were losing, but they turned the tables and won 3-2.

So,

1:24

Peki,

which tropical plant is famous for trapping insects to eat? Kalıp ifadeler

1:25

Hangi tropikal bitki böcekleri yiyerek tuzağa düşürmesiyle ünlüdür?

Kalıp ifadeler

famous for trapping insects: be famous for + -ing

Be famous for, bir kişiyi veya şeyi tanınmış yapan nedeni ya da özelliği belirtir. Bu soruda trapping insects, tropik bitkinin tanındığı özelliktir. For bir edat olduğu için ardından gelen fiil -ing biçimini alır: be famous for trapping doğrudur, be famous for trap değildir. Famous for its flowers örneğinde olduğu gibi ardından bir isim de gelebilir.

Alıştırma

Cümleyi for ve trap fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The plant is famous ____ insects.

Cevabı göster

for trapping

Is it A,

1:29

A mı,

the corpse flower,

1:30

ceset çiçeği,

B,

1:31

B,

the American skunk cabbage,

1:32

Amerikan kokarca lahanası mı,

or C,

1:34

yoksa C,

the Venus flytrap? Kültür

1:34

Venüs sinekkapanı mı?

Kültür

the Venus flytrap: etçil bir bitki

The Venus flytrap, iyi bilinen etçil bir bitki olan Venüs sinekkapanıdır. Yaprakları böcekleri hapsetmek için hızla kapanabilir; bu temel bilgi, burada test seçeneğinin neyi anlattığını anlamaya yeter. Bu adın içinde flytrap, bitkinin adının bir parçasıdır. Sinek yakalamak için yapılmış ayrı bir araç anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümlede "the Venus flytrap" neyi ifade ediyor?

  1. Tropikal bir kuş
  2. Sinek yakalamak için yapılmış bir araç
  3. Etçil bir bitki
Cevabı göster

Etçil bir bitki

I think it's C,

1:36

Bence C,

the Venus flytrap.

1:37

Venüs sinekkapanı.

Okay,

1:39

Tamam,

Neil.

1:39

Neil.

We'll find out if that's the right answer later in the program. Öbek fiiller

1:39

Bunun doğru cevap olup olmadığını programın ilerleyen kısımlarında öğreneceğiz.

Öbek fiiller

find out if: bir şeyin doğru olup olmadığını öğrenmek

Find out, daha önce bilinmeyen bir bilgiyi kontrol ederek, sorarak, gözlemleyerek ya da sonucu bekleyerek öğrenmek veya ortaya çıkarmak demektir. Find out if, netleştirilmek istenen evet-hayır sorusunu getirir. Bu cümlede program, cevabın doğru olup olmadığını daha sonra doğrulayacaktır. Bu kalıptaki find, bir nesnenin yerini bulmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Konuşanın müzenin açık olup olmadığını kontrol edeceğini doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. I'll find out if the museum is open tomorrow.
  2. I'll find the museum tomorrow.
  3. I already know the museum is open tomorrow.
Cevabı göster

I'll find out if the museum is open tomorrow.

Plants have been on the planet for hundreds of millions of years Dilbilgisi

1:43

Bitkiler bu gezegende yüz milyonlarca yıldır var

Dilbilgisi

have been ... for ...: geçmişten bugüne devam eden bir durum

have/has been + yer veya durum, bir durumun geçmişte başlayıp şimdi de devam ettiğini gösterir. Burada have been on the planet, bitkilerin geçmişte Dünya’da var olduğunu ve bugün de var olmaya devam ettiğini anlatır. for + süre, “ne kadar süre?” sorusunu yanıtlar. Bu cümlede for hundreds of millions of years sürenin uzunluğunu verir; bu nedenle for’dan sonra takvimdeki belirli bir başlangıç noktası değil, bir zaman aralığı gelir.

Alıştırma

Cümleyi be fiilinin present perfect biçimiyle ve bir süreden önce kullanılan edatla tamamlayın: These trees ____ in this park ____ more than a century.

Cevabı göster

have been · for

longer than humans Dilbilgisi

1:46

insanlardan daha uzun süredir

Dilbilgisi

longer than humans: süre karşılaştırmasında atılan sözcükler

longer than humans ifadesinde longer süreleri karşılaştırır: Bitkiler gezegende insanlardan daha uzun süredir vardır. humans sözcüğü, anlaşılmış ancak söylenmemiş humans have been on the planet yan cümlesinin öznesidir. İngilizcede bağlam açık olduğunda karşılaştırmalardaki tekrarlanan sözcükler sık sık atılır. Burada fiziksel uzunluk karşılaştırılmaz. Tam cümledeki hundreds of millions of years, bitkilerin var olma süresinin ne kadar daha uzun olduğunu belirtir.

Alıştırma

Bu cümlede longer neyi karşılaştırıyor? The library has been open longer than the café.

  1. Kütüphane fiziksel olarak kafeden daha uzun.
  2. Kafe kütüphaneden önce açıldı.
  3. Kütüphane kafeden daha uzun süredir açık.
Cevabı göster

Kütüphane kafeden daha uzun süredir açık.

and have used that time to evolve special skills. Kalıp ifadeler

1:48

ve bu zamanı özel beceriler geliştirmek için kullandılar.

Kalıp ifadeler

used that time to evolve special skills: use + süre + to + fiil

Use + bir zaman dilimi + to + fiilin yalın hâli, o süreyi bir eylem ya da gelişim için kullanılabilen zaman olarak sunar. Burada that time daha önce sözü edilen uzun döneme gönderme yapar; to evolve special skills ise bu dönem boyunca gerçekleşen gelişimi belirtir. Özne insan olduğunda bu kalıp, hafta sonunu pratik yapmak için kullanmak gibi bilinçli bir seçimi sıkça anlatır. Ancak bu cümle evrimden söz ettiği için canlıların evrimi bilinçli olarak planladığı anlamına gelmez; uzun bir dönemi kademeli değişim için fırsat olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi hedef kalıbın geçmiş zamanı ve 'the train ride' sözleriyle tamamlayın: Ava ____ to finish her science notes.

Cevabı göster

used the train ride

Here's Professor Rick Karban,

1:51

İşte Profesör Rick Karban,

a biologist at the University of California,

1:53

Kaliforniya Üniversitesi'nde bir biyolog,

explaining more to James Wong,

1:56

James Wong'a daha fazlasını açıklıyor,

botanist and presenter of BBC Radio 4 program

1:58

botanikçi ve BBC Radio 4 programının sunucusu

Is eating plants wrong?

2:01

Bitki yemek yanlış mı?

Without eyes, Dilbilgisi

2:04

Gözleri olmamasına rağmen,

plants can perceive a lot of information about light. Kelime

2:05

bitkiler ışık hakkında pek çok bilgiyi algılayabilir.

Kelime

perceive information: algılamak, yalnızca görmek değil

Burada perceive, duyusal veya biyolojik bir sistem aracılığıyla bilgiyi almak ya da algılamak anlamına gelir. Bitkilerin insanlar gibi gerçek anlamda gördüğünü belirtmez; insan benzeri bir görme yetileri olmadan da ışık hakkında bilgi alabilirler. Perceive, günlük see veya notice fiillerinden daha resmîdir. Belirli bir duyuyu adlandırmadan bilgi alımını anlatabildiği için bilimsel açıklamalarda kullanışlıdır.

Alıştırma

Bu bilimsel bağlamda perceive ne anlama geliyor?

  1. Bilgiyi sözcüklerle açıklamak
  2. Bilgiyi almak veya algılamak
  3. İnsan gözüyle bir şeye bakmak
Cevabı göster

Bilgiyi almak veya algılamak

Without noses,

2:09

Burunları olmamasına rağmen,

plants can perceive chemical information.

2:10

bitkiler kimyasal bilgileri algılayabilir.

Without ears,

2:13

Kulakları olmamasına rağmen,

plants can perceive sounds.

2:14

bitkiler sesleri algılayabilir.

Dilbilgisi

Without eyes/noses/ears, plants can perceive ...: paralel karşıtlık

Üç cümle Without + duyu organı, plants can perceive + bilgi kalıbını tekrarlar. Bu paralel yapı listenin kolay izlenmesini sağlar ve eyes, noses ile ears ögelerini eşleşen konumlara yerleştirir. Cümle sonlarındaki bilgiler ise ışıktan kimyasallara ve seslere ilerler. Without, neyin bulunmadığını belirtir. Ardından ana cümle yine de kalan yeteneği verir ve bitkilerde bu organlar olmasa da anlamına yakın bir karşıtlık oluşturur. Çünkü anlamına gelmez.

Alıştırma

Tekrarlanan Without ..., plants can perceive ... yapısı temel olarak neyi vurgular?

  1. Üç cümle ortak bir karşıtlık taşımayan, ilgisiz yetenekleri anlatır.
  2. Bitkiler, adı geçen duyu organlarına sahip oldukları için bu bilgileri algılarlar.
  3. Bitkilerde adı geçen duyu organları yoktur, ancak ilgili bilgileri yine de algılayabilirler.
Cevabı göster

Bitkilerde adı geçen duyu organları yoktur, ancak ilgili bilgileri yine de algılayabilirler.

And so we've come to realize that plants are very perceptive Notlar

2:17

Böylece bitkilerin çok algılayıcı olduklarını fark ettik

about what's going on in their environments. Öbek fiiller

2:20

çevrelerinde olup bitenler hakkında.

Kalıp ifadeler

come to realize: zamanla anlayıp farkına varmak

Come to realize; zaman, deneyim, kanıt veya düşünme sürecinin ardından bir şeyi anlamaya ulaşmak demektir. Bu cümledeki present perfect yapı we've come to realize, bu anlayışı gelişen bir araştırma sürecinin sonucu olarak sunar. Burada come to, yeni bir zihinsel duruma geçişi belirtir; bir yere doğru hareket etmeyi anlatmaz. Yeniden kullanılabilen kalıp come to + fiil şeklindedir ve özellikle realize, understand veya accept gibi zihinsel durum fiilleriyle görülür.

Alıştırma

Cümleyi come to realize ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After several weeks of testing, the team ____ that the battery was faulty.

Cevabı göster

came to realize

Kelime

very perceptive: çevresindekileri çok iyi fark eden

Perceptive, ayrıntıları, değişiklikleri veya işaretleri hızlı ve doğru biçimde fark etme ya da anlama becerisini anlatır. Very sıfatın derecesini güçlendirir; bu nedenle very perceptive çok duyarlı ve dikkatli olmak demektir. Burada bitkilerin çevrelerinde olup bitenleri algılayabildiğini anlatır. Bitkilerin görebildiği anlamına gelmez; bu yetenek farklı algılama ve tepki verme biçimlerini içerebilir.

Alıştırma

Cümleyi en iyi hangi sözcük tamamlar? Lina noticed the small change in the teacher's tone immediately. She is very ____.

  1. perceptible
  2. perceptive
  3. visible
Cevabı göster

perceptive

Öbek fiiller

what's going on: neler olup bittiği veya mevcut durum

What's going on, “ne oluyor” veya “mevcut durum nedir” anlamına gelir. Buradaki go on deyimsel bir ifadedir; fiziksel olarak bir yere gitmek değil, bir şeyin gerçekleşmekte olması anlamındadır. Bu cümlede what's going on yan cümlesinin tamamı about sözcüğünden sonra gelir ve bitkilerin neyi algıladığını, yani çevrelerindeki olayları ve değişiklikleri belirtir.

Alıştırma

Yan odada şu anda gerçekleşen olayları soran cümle hangisidir?

  1. Do you know what's going on in the next room?
  2. Do you know who's going into the next room?
  3. Do you know what's being stored in the next room?
Cevabı göster

Do you know what's going on in the next room?

You could argue, Ton ve niyet

2:23

İddia edebilirsiniz ki,

for example,

2:24

örneğin,

that plants can perceive most of the senses that humans can.

2:25

bitkiler insanların sahip olduğu duyuların çoğunu algılayabilir.

Ton ve niyet

You could argue: bir görüşü temkinli biçimde sunmak

“You could argue that ...”, makul dayanağı olan ancak hâlâ tartışmaya açık bir iddia ortaya koyar. Buradaki could, iddiayı yumuşatır; geçmişteki bir yeteneği anlatmaz. You genellikle belirli bir dinleyiciyi değil, genel olarak insanları ifade eder; argue ise “kavga etmek” değil, “bir gerekçe veya görüş ileri sürmek” demektir. Bu yapı, bir yorumu tek mümkün sonuçmuş gibi sunmadan ortaya koymayı sağlar.

Alıştırma

Örnekteki You could argue ne işe yarıyor?

  1. Dinleyicinin geçmişte kavga etme yeteneği olduğunu söyler.
  2. Ardından gelen iddiayı tartışmasız bir gerçek olarak gösterir.
  3. Makul bir görüş sunarken görüş ayrılığına da yer bırakır.
Cevabı göster

Makul bir görüş sunarken görüş ayrılığına da yer bırakır.

I would agree with that

2:29

Buna katılıyorum

and then some. Deyimler

2:30

ve daha fazlası.

Deyimler

and then some: söylenenden de fazlası

“And then some”, “hatta bundan da fazlası” anlamına gelen bir deyimdir. Bir miktar, derece veya değerlendirmenin ardından gelir ve önceki sözlerin durumun tamamını anlatmaya yetmediğini belirtir. Bu cümlede konuşan kişi yalnızca katılmakla kalmaz; önceki iddianın gerçeği olduğundan az gösterdiğini düşünür. Buradaki some belirli şeyleri ifade etmez; belirtilmemiş ek bir miktarı veya dereceyi temsil eder.

Alıştırma

Cümleyi “az önce belirtilen miktardan daha fazla” anlamına gelen üç kelimelik deyimle tamamlayın: The hike took six hours, ____.

Cevabı göster

and then some

What do you mean and then some?

2:31

'Ve daha fazlası' derken ne kastediyorsunuz?

Anyone who's had a dog knows

2:32

Köpeği olan herkes bilir ki

that dogs have a much keener sense of smell than humans do. Notlar

2:34

köpekler insanlardan çok daha keskin bir koku alma duyusuna sahiptir.

Kelime

much keener sense of smell: çok daha keskin bir koku alma duyusu

a much keener sense of smell ifadesinde keen, çok hassas olmayı ve çok küçük farkları algılayabilmeyi anlatır. Keener karşılaştırma biçimidir ve much karşılaştırmayı güçlendirir: much keener, çok daha hassas demektir. Burada keen bir duyusal yeteneği anlatır. Aynı yapı keskin işitme, görme veya tat alma duyusu için de kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümle bir tilkinin işitme duyusunun bir insanınkinden çok daha hassas olduğunu doğal biçimde anlatır?

  1. A fox has a very keen sense of hearing.
  2. A fox is much keener on hearing than a person is.
  3. A fox has a much keener sense of hearing than a person does.
Cevabı göster

A fox has a much keener sense of hearing than a person does.

Dilbilgisi

than humans do: yerine geçen fiil olarak do

than humans do içindeki do, daha önce geçen have fiilinin ve bağlamdan anlaşılan devamının yerini tutar. Bu karşılaştırma, insanların da koku alma duyusuna sahip olduğunu ama köpeklerin duyusunun daha keskin olduğunu anlatır. do kullanmak have ... sense of smell ifadesinin tekrarını önler. Buradaki do yeni bir eylem anlatmaz. Benzer karşılaştırmalarda, önceki asıl fiilin öznesine ve zamanına uygun olarak do, does veya did kullanılır.

Alıştırma

Karşılaştırmayı bir yerine geçen fiille tamamlayın: Maria reads more books than her brother ____.

Cevabı göster

does

And we're now learning that plants are very responsive Kalıp ifadeler

2:39

Ve şimdi bitkilerin çok tepkisel olduğunu öğreniyoruz

to chemicals in their environment.

2:43

çevrelerindeki kimyasallara.

Kalıp ifadeler

be responsive to chemicals: kimyasallara tepki vermek

Be responsive to + isim, bir şeyden etkilenince tepki vermek veya değişmek anlamına gelir. Bu cümlede plants are very responsive to chemicals, bitkilerin çevrelerindeki kimyasallara kolayca tepki verdiğini anlatır. To edatı, be responsive to something sıfat kalıbını tamamlar. Özne bir canlı, kişi, kuruluş veya sistem olabilir.

Alıştırma

Responsive kelimesinden sonra gelen edatı yazın: This sensor is responsive ____ small changes in temperature.

Cevabı göster

to

Even without ears, eyes, or a nose,

2:46

Kulakları, gözleri veya burunları olmasa bile,

plants are very perceptive.

2:49

bitkiler çok algılayıcıdır.

They notice things around them.

2:51

Etrafındaki şeyleri fark ederler.

In fact,

2:53

Aslında,

Professor Karban says

2:54

Profesör Karban diyor ki

that plants perceive as much as humans and then some,

2:55

bitkiler insanlar kadar ve hatta daha fazlasını algılarlar,

an idiom meaning and even more,

2:59

ve daha da fazlası anlamına gelen bir deyim,

which is used to emphasize that what you mentioned before

3:01

bu, daha önce bahsettiğiniz şeyin

was an understatement. Kelime

3:04

bir hafifletme olduğunu vurgulamak için kullanılır.

Kelime

understatement: gerçeği olduğundan hafif söylemek

Understatement, bir şeyi gerçekte olduğundan daha az önemli, ciddi, büyük veya aşırı gösteren bir ifadedir. Burada bitkilerin insanlar kadar algıladığını söylemek yeterince güçlü bulunmaz; and then some, gerçeğin bu iddianın ötesine geçtiğini anlatır. Understatement istemeden yapılabilir, ancak vurgu, nezaket veya kuru mizah yaratmak için bilinçli olarak da kullanılabilir. Dinleyen kişi gerçek durumun kullanılan sözcüklerden daha güçlü olduğunu anlar.

Alıştırma

Hangi cümlede understatement doğru kullanılmıştır?

  1. Calling a light breeze 'a deadly hurricane' is an understatement.
  2. Calling a blizzard 'a little chilly' is an understatement.
  3. Giving the exact temperature is an understatement.
Cevabı göster

Calling a blizzard 'a little chilly' is an understatement.

For example,

3:05

Örneğin,

Bill Gates is rich

3:06

Bill Gates zengindir

and then some.

3:08

ve daha da fazlasıdır.

Hmm.

3:09

Hmm.

Like dogs,

3:10

Köpekler gibi,

plants have a keen sense of smell,

3:10

bitkiler keskin bir koku alma duyusuna sahiptir,

which they use to detect chemicals in the air.

3:12

bunu havadaki kimyasalları tespit etmek için kullanırlar.

Here,

3:15

Burada,

keen means powerful and intense.

3:16

keen (keskin), güçlü ve yoğun anlamına gelir.

Okay,

3:18

Tamam,

so plants can see light and smell the air,

3:19

yani bitkiler ışığı görebilir ve havayı koklayabilir,

but does that mean they're intelligent? Dilbilgisi

3:23

ama bu onların zeki olduğu anlamına mı gelir?

Dilbilgisi

Does that mean ...? ile bir sonucu sorgulamak

Does that mean + cümlecik? daha önce belirtilen bir olgu veya düşüncenin belirli bir sonuca götürüp götürmediğini sorar. Burada that daha önce sözü edilen yetenekleri gösterir; they're intelligent ise sınanan sonuçtur. Konuşan kişi bu sonucun doğru olduğunu söylemez. Soru, kanıttan çıkarıma geçişi gösterir ve bu geçişin haklı olup olmadığını sorgular.

Alıştırma

Hangi soru, ilk olgunun sonucu destekleyip desteklemediğini soruyor?

  1. The classroom is empty. Does that mean the lesson was cancelled?
  2. The classroom is empty. Do you mean the lesson was cancelled?
  3. The classroom is empty. What does 'lesson' mean?
Cevabı göster

The classroom is empty. Does that mean the lesson was cancelled?

Maybe so. Ton ve niyet

3:25

Belki de.

Ton ve niyet

Maybe so. ile temkinli biçimde katılmak

Maybe so ifadesi “Bu doğru olabilir” anlamına gelir. Maybe belirsizlik gösterirken so az önce sözü edilen düşüncenin tamamının yerini alır; böylece konuşan kişi onu tekrarlamaz. Kesin bir yes yerine temkinli bir katılma ifade eder. Ses tonuna ve bağlama göre konuşan kişinin hâlâ şüpheleri olduğunu da gösterebilir.

Alıştırma

Bir arkadaşınız “The delay might be caused by the weather.” diyor. Hangi yanıt kesinlik iddia etmeden temkinli biçimde katıldığınızı gösterir?

  1. Definitely.
  2. Maybe so.
  3. I don't think so.
Cevabı göster

Maybe so.

Studies modeled on the famous Pavlov's dog experiment, Notlar

3:26

Ünlü Pavlov'un köpeği deneyinden modellenen çalışmalar,

Kalıp ifadeler

modeled on: var olan bir model örnek alınarak tasarlanmış

“Modeled on something”, var olan bir şeyin model olarak kullanılmasıyla tasarlanmış veya düzenlenmiş olmak demektir. Burada çalışmalar, Pavlov'un deneyinin temel düzenini izliyor. Studies modeled on ... ifadesinde modeled on ..., Studies sözcüğünü açıklayan bir geçmiş zaman ortaç öbeğidir. Studies that were modeled on ... yapısının kısaltılmış biçimidir. On edatı bu ifadenin bir parçasıdır.

Alıştırma

Yeni bir kursun başka bir kursu model aldığını hangi cümle doğru ifade eder?

  1. The new course is modeled with a successful course in Finland.
  2. The new course is modeled on a successful course in Finland.
  3. The new course is modeled at a successful course in Finland.
Cevabı göster

The new course is modeled on a successful course in Finland.

Kültür

Pavlov's dog experiment: klasik koşullanmanın ünlü bir örneği

“Pavlov's dog experiment”, Ivan Pavlov'un koşullu tepkiler üzerine yaptığı klasik çalışmaların yaygın adıdır. Bilinen özete göre, önceden nötr olan bir sinyal tekrar tekrar yiyecekle eşleştirilmiştir. Sonunda yalnızca sinyal bile koşullu bir tepki olan salya salgılamayı tetikleyebilmiştir. Bu cümlede bu ad, öğrenilmiş bağlantılar üzerine yapılan çalışmaların modelini belirtir. Sıradan bir evcil köpeğin yer aldığı herhangi bir deneyi değil, ünlü bir deneysel fikri ifade eder.

Alıştırma

Bu cümlede Pavlov's dog experiment neyi ifade ediyor?

  1. Esas olarak köpeklerin ne kadar hızlı koştuğunu ölçen bir deney.
  2. Yiyecekle eşleştirilen bir sinyalin zamanla öğrenilmiş bir tepkiyi tetikleyebileceğini gösteren klasik bir deney.
  3. Tesadüfen sıradan bir evcil köpeğin yer aldığı herhangi bir deney.
Cevabı göster

Yiyecekle eşleştirilen bir sinyalin zamanla öğrenilmiş bir tepkiyi tetikleyebileceğini gösteren klasik bir deney.

have trained pea seedlings Dilbilgisi

3:29

bezelye fidelerini eğiterek

to find the quickest route to light through a maze

3:31

bir labirentten ışığa giden en hızlı yolu bulmalarını sağladı

Dilbilgisi

train + nesne + to do: trained pea seedlings to find yapısı

train + nesne + to + fiilin yalın hâli kalıbı; bir insanı, hayvanı, bitkiyi, modeli veya sistemi bir eylemi yapabilecek şekilde eğitmek anlamına gelir. Burada pea seedlings eğitimi alan nesnedir; to find ise eğitimle geliştirilen eylemi belirtir. find kelimesinden önceki to, mastar işaretidir; hedef gösteren bir edat değildir. Aynı sözcük dizilişi train a dog to wait ve train a model to detect errors ifadelerinde de kullanılır.

Alıştırma

trained, the robot ve to ifadelerini train + nesne + to do kalıbında kullanarak cümleyi tamamlayın: The engineers ____ sort packages by size.

Cevabı göster

trained the robot to

and remember it,

3:34

ve bunu hatırlamalarını sağladı,

evidence of memory. Kalıp ifadeler

3:35

hafızanın bir kanıtı.

Kalıp ifadeler

evidence of memory: evidence of + olgu

Evidence of + isim, adı verilen şeyin var olduğunu veya doğru olduğunu düşündüren olgular ya da işaretler anlamına gelir. evidence of memory ifadesinde memory, kanıtların desteklediği olgudur. of sonrasındaki isim, kanıtın nereden geldiğini değil, neye işaret ettiğini belirtir. Kaynağı adlandırırken evidence from an experiment örneğindeki gibi evidence from + kaynak kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümle, bilim insanlarının gezegende suyun var olduğunu gösteren işaretler bulduğunu anlatır?

  1. Scientists found evidence of water on the planet.
  2. Scientists found evidence from water on the planet.
  3. Scientists found an evidence of water on the planet.
Cevabı göster

Scientists found evidence of water on the planet.

In another experiment,

3:36

Başka bir deneyde,

potted plants were lined up Öbek fiiller

3:38

saksı bitkileri sıraya dizildi

Öbek fiiller

were lined up: sıra hâlinde dizilmişti

Line up, sıra oluşturmak ya da insanları veya nesneleri bir sıra hâlinde dizmek demektir. Bu cümlede were lined up, basit geçmiş zamanda edilgen yapıdadır: saksı bitkileri eylemden etkilendiği için vurgu, onları kimin dizdiğine değil, dizilmiş konumlarına yapılır. Buradaki up, line up öbek fiilinin bir parçasıdır; yukarı doğru hareket anlamına gelmez. Aynı ifade sırayla yerleştirilmiş nesneleri veya kuyruk oluşturan insanları anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi line up ifadesinin geçmiş zaman edilgen biçimiyle tamamlayın: Before the event, the chairs ____ along the wall.

Cevabı göster

were lined up

with roots joining them like a chain of people holding hands. Notlar

3:39

kökleri onları el ele tutuşan insanlardan oluşan bir zincir gibi birleştiriyordu.

Dilbilgisi

with roots joining them: with + isim + -ing yapısı

With roots joining them, with + isim + -ing kalıbını kullanır. Ana anlatıma eşlik eden bir görüntü ekler: kökler aynı anda bitkileri birbirine bağlamaktadır. Roots, joining fiilinin öznesi olarak anlaşılır. Joining, ayrı bir ana cümlenin çekimli fiili değildir; köklerin ne yaptığını anlatan bir ortaçtır. Bu kısa kalıp, arka plandaki bir eylemi veya görünen bir ayrıntıyı ekleyebilir.

Alıştırma

Verilen sözcükleri doğru sıraya koyun ve gerektiğinde fiilin biçimini değiştirin: with / the children / hold hands. Cümleyi tamamlayın: The class crossed the road, ____.

Cevabı göster

with the children holding hands

Anlatım akışı

like a chain of people holding hands: bağlantıyı göstermek için benzetme kullanımı

like a chain of people holding hands ifadesi bir benzetme kurar. Birbirine bağlı kökleri el ele tutuşan insanlara benzeterek bağlantı düzenini gözde canlandırmayı kolaylaştırır. Bu benzetme ortak bir biçim veya dizilişle ilgilidir. Bitkilerin gerçekten elleri olduğu ya da insanlar gibi davrandığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Vurgulanan benzetme, dinleyicinin öncelikle neyi anlamasına yardımcı olur?

  1. Köklerin nasıl bağlantılı bir düzen oluşturduğunu.
  2. İnsanların kökleri fiziksel olarak tuttuğunu.
  3. Bitkilerin gerçek elleri olduğunu.
Cevabı göster

Köklerin nasıl bağlantılı bir düzen oluşturduğunu.

The plants talked to each other, Deyimler

3:43

Bitkiler birbirleriyle konuştular,

Deyimler

plants talked to each other: bilgi alışverişini kişileştirme

The plants talked to each other ifadesi, bitkilere insana özgü bir eylem yükleyerek onları kişileştirir. Each other eylemi karşılıklı hâle getirir: bilgi yalnızca tek yönde ilerlemek yerine bitkiler arasında aktarılır. Buradaki talked, sözcükler veya seslerle gerçek anlamda konuşmayı ifade etmez. Bu bilimsel açıklamada bitkilerin sinyal ya da bilgi alışverişi yaptığını canlı bir biçimde anlatır.

Alıştırma

Bu bilimsel açıklamada The plants talked to each other ifadesinin en doğru anlamı nedir?

  1. İnsanlar bitkilerin yanında durup konuştu.
  2. Bitkiler sinyal veya bilgi alışverişi yaptı.
  3. Bitkiler insan dilinde yüksek sesle konuştu.
Cevabı göster

Bitkiler sinyal veya bilgi alışverişi yaptı.

passing along information about water and air temperature Öbek fiiller

3:45

su ve hava sıcaklığı hakkında bilgileri birbirlerine aktardılar

Öbek fiiller

passing along information: bilgiyi bir sonrakine aktarmak

Bu cümlede passing along information, aldığınız veya öğrendiğiniz bilgiyi başka bir kişiye ya da bir aktarım zincirinin sonraki halkasına vermek anlamına gelir. Bilgi, bir kaynaktan sonraki alıcıya doğru ilerleyen bir şey olarak sunulur. Pass along ayrılabilen bir öbek fiildir: pass the information along ve pass along the information kullanımlarının ikisi de doğaldır. Alıcı to ile belirtilebilir: pass the information along to the team.

Alıştırma

Bir güncelleme aldığınızı ve bunu ekibinize aktarmanız gerektiğini en açık biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. Please pass along the update to your team.
  2. Please keep the update from your team.
  3. Please check the update with your team.
Cevabı göster

Please pass along the update to your team.

through their roots,

3:49

kökleri aracılığıyla,

like children playing a game where a message is passed on

3:50

çocukların bir mesajın iletildiği bir oyun oynaması gibi

in a whisper through a chain of people,

3:53

insanlardan oluşan bir zincir boyunca fısıltıyla,

becoming distorted in the process. Kelime

3:56

süreç içinde çarpıtılarak.

Kelime

distorted in the process: aktarım sırasında yanlış hâle gelmek

Distorted, bir şeyin özgün biçimini, sesini, görüntüsünü veya anlamını yanlış hâle getirecek şekilde değiştiğini anlatır. Burada becoming distorted, bilginin aktarılırken doğruluğunu yavaş yavaş kaybetmesini ifade eder. In the process, söz konusu etkinlik gerçekleşirken anlamına gelir. Bu cümledeki etkinlik bir üretim süreci değil, bilginin aktarılmasıdır.

Alıştırma

Hangi cümlede distorted, bilginin aktarılırken yanlış hâle geldiğini anlatır?

  1. The report became distorted as people repeated it.
  2. The report became public after the meeting.
  3. The report became longer when the editor added a chart.
Cevabı göster

The report became distorted as people repeated it.

Distorted means changed from its original form.

3:58

Distorted (çarpıtılmış), orijinal biçiminden değiştirilmiş anlamına gelir.

All this takes brain power, Deyimler

4:01

Tüm bunlar beyin gücü gerektirir

Deyimler

takes brain power: zihinsel çaba gerektirmek

Bu cümlede takes brain power, “zihinsel çaba veya bilişsel yetenek gerektirir” anlamına gelir. Burada take, “gerektirmek” veya “harcamak” anlamındadır; brain power ise düşünme ve bilgiyi işleme yeteneğini anlatan, gündelik ve canlı bir ifadedir. Buradaki ifade mecazidir. Gözlemlenen etkinliğin biliş gerektirdiğini anlatır; bitkilerin insan beyni gibi bir beyne sahip olduğunu iddia etmez.

Alıştırma

Cümleyi, derste öğrenilen ve “zihinsel çaba gerektirir” anlamına gelen üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: Solving this puzzle ____.

Cevabı göster

takes brain power

and there's clearly evidence that plants might have some kind of intelligence. Dilbilgisi

4:03

ve bitkilerin bir tür zekaya sahip olabileceğine dair açık bir kanıt vardır.

Dilbilgisi

might have some kind of intelligence: temkinli bir iddiada bulunmak

Might have, kesinlik yerine olasılık belirtir. Some kind of intelligence, genel kategorinin uygun olabileceğini ancak bu zekânın kesin biçiminin veya niteliğinin hâlâ belirsiz olduğunu anlatır. Bu iki ihtiyatlı ifade birlikte, yan cümleyi kanıta dayalı fakat temkinli bir iddiaya dönüştürür. Konuşan kişi bu fikre eğilim gösterir ancak onu tamamen kanıtlanmış gibi sunmaz. Kanıtlar belli bir yöne işaret ediyor fakat kesin sonuca yetmiyorsa might have some kind of + isim kalıbını kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Temkinli iddiayı, olasılığı ve türün belirsizliğini gösteren beş kelimelik ders kalıbıyla tamamlayın: The device ____ hidden sensor.

Cevabı göster

might have some kind of

So,

4:08

Yani,

given all of this, Anlatım akışı

4:08

bütün bunlar göz önüne alındığında,

is it wrong to eat them?

4:10

onları yemek yanlış mı?

Anlatım akışı

given all of this: önceki kanıtları kullanarak bir soru yöneltmek

Given all of this, “az önce söylenenlerin tümünü göz önünde bulundurarak” anlamına gelir. Buradaki given, “dikkate alındığında” anlamındaki bir edattır; bir şeyin birine verildiğini anlatmaz. Bu ifade, önceki kanıtları bir araya getirip ardından gelen sorunun dayanağı yapar. Gerçeklerden veya gerekçelerden bir yargıya, sonuca, karara ya da yeni bir soruya geçmek için kullanışlıdır.

Alıştırma

Örnekte given all of this ne işe yarıyor?

  1. Önceki tüm bilgileri sorunun dayanağı olarak ele alır.
  2. Dinleyene önceki bilgileri görmezden gelmesini söyler.
  3. Her nesnenin birine verildiğini söyler.
Cevabı göster

Önceki tüm bilgileri sorunun dayanağı olarak ele alır.

That's what James Wong asked Michael Marder,

4:12

İşte James Wong'un Michael Marder'a sorduğu buydu,

professor of philosophy at the University of the Basque Country,

4:14

Bask Bölgesi Üniversitesi'nde felsefe profesörü,

for his BBC Radio 4 program Is Eating Plants Wrong?

4:18

BBC Radio 4 programı 'Bitkileri Yemek Yanlış mı?' için.

Is it wrong to eat plants?

4:23

Bitki yemek yanlış mı?

It is not in and of itself wrong to eat plants, Deyimler

4:25

Bitki yemek kendi başına yanlış değildir,

Deyimler

in and of itself wrong: eylemi kendi başına değerlendirmek

In and of itself, “dış koşullardan ayrı olarak, kendi başına değerlendirildiğinde” anlamına gelir. Örnekte wrong sözcüğünü niteler: Bitki yemek, yalnızca eylemin kendi niteliği nedeniyle yanlış değildir. Bu ifade; yöntem, neden, miktar veya sonuçlar göz önüne alındığında farklı bir yargıya varılmasına imkân tanır. Not wrong in and of itself, “mümkün olan her durumda doğru” demek değildir.

Alıştırma

“The rule is not unfair in and of itself; the problem is how it is applied” cümlesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Kural mümkün olan her durumda adildir.
  2. Kural yalnızca var olduğu için adaletsizdir.
  3. Kuralın kendisi adaletsiz değildir, ancak uygulanma biçimi adaletsiz olabilir.
Cevabı göster

Kuralın kendisi adaletsiz değildir, ancak uygulanma biçimi adaletsiz olabilir.

but we have to do so while keeping in mind the context Kalıp ifadeler

4:28

ancak bunu yaparken bağlamı aklımızda tutmalıyız

in which we're doing this. Dilbilgisi

4:31

bunu yaptığımız bağlamı.

Kalıp ifadeler

so while keeping in mind the context: harekete geçerken durumu dikkate almak

do so ifadesinde so, daha önce belirtilen eylemin yerini tutar; böylece konuşan kişi eylemi tekrar etmez. while keeping in mind the context, bu eylem yapılırken geçerli olan bir koşul ekler. keep the context in mind, çevredeki durumu hatırlamak ve nasıl davranılacağına karar verirken onu dikkate almak demektir. Buradaki mind düşünme ve dikkatle ilgilidir; rahatsız olmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi keep something in mind kalıbının iki parçasıyla tamamlayın: Before choosing a route, ____ the weather ____.

Cevabı göster

keep · in mind

Dilbilgisi

in which we're doing this: edat + which kalıbı

in which we're doing this, context sözcüğünü niteleyen bir ilgi yan cümleciğidir. which, this sözcüğüne değil context sözcüğüne gönderme yapar; in ise eylemin o bağlam içinde gerçekleştiğini gösterir. Temel düşünce we're doing this in that context şeklindedir. Edatı which sözcüğünden önce koymak daha resmî İngilizcede yaygındır. Daha konuşma diline yakın biçim the context that we're doing this in şeklindedir. Edat ilgi zamirinden önce geldiğinde, bir nesne için that değil which kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi resmî edat + which kalıbıyla tamamlayın: The room ____ we met was quiet.

Cevabı göster

in which

We have to,

4:33

Bizim yapmamız gereken,

first of all, Anlatım akışı

4:34

her şeyden önce,

think about what kinds of plants we're eating,

4:34

ne tür bitkiler yediğimizi düşünmektir,

Anlatım akışı

first of all: ilk noktayı belirtmek

first of all ifadesi, düzenli bir açıklama, liste veya çözümlemedeki ilk noktayı gösterir. Burada dinleyiciye, hangi tür bitkileri yediğimizi düşünmenin daha geniş bir çözümlemenin ilk bölümü olduğunu bildirir. Olaylardan hangisinin önce gerçekleştiğini söylemek yerine fikirleri düzenler. Konuşmacı secondly demese bile ardından başka noktaların geleceğini çoğu zaman sezdirir.

Alıştırma

İlk noktayı tanıtan, bu dersteki üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____, let's agree on the main goal before discussing the details.

Cevabı göster

First of all

what are the parts of those plants.

4:37

bu bitkilerin parçaları nelerdir.

Are we,

4:39

Acaba biz,

in fact, Anlatım akışı

4:40

aslında,

destroying the entire living being Kelime

4:40

bütün canlı varlığı mı yok ediyoruz,

Anlatım akışı

in fact: daha güçlü bir iddiayı kontrol etmek

in fact ifadesi, dikkati gerçekte doğru olan şeye yönelten bir söylem işaretleyicisidir. Bu soruda konuyu daha keskin hâle getirir: konuşmacı, eylemin gerçekten bütün canlı varlığı yok etmek anlamına gelip gelmediğini sorar. Sorunun içine yerleştirilip virgüllerle ayrılan in fact, dinleyiciden daha kesin ve daha güçlü bir ifadenin doğru olup olmadığını kontrol etmesini ister. Sözcüğü sözcüğüne ‘bir gerçeğin içinde’ anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu soruda in fact ne yapıyor: Is the machine, in fact, using less energy?

  1. Daha güçlü iddianın gerçekten doğru olup olmadığını sorar.
  2. Listedeki ilk maddeyi tanıtır.
  3. Makinenin kullanıldığı kesin saati verir.
Cevabı göster

Daha güçlü iddianın gerçekten doğru olup olmadığını sorar.

Kelime

the entire living being: canlının tamamı

Bu cümlede the entire living being, yalnızca seçilmiş bazı parçaları değil, canlı bireyin tamamını ifade eder. Entire bütünlüğü vurgularken living being söz konusu varlığı bir nesne olarak değil, canlı bir varlık olarak sunar. Burada being, canlı bir bireyi ifade eden sayılabilen bir isimdir; be fiilinin bir biçimi değildir. Bu resmî ifade, söze ciddi bir etik bakış açısı kazandırır.

Alıştırma

Bu cümlede the entire living being ifadesi neyi vurgular?

  1. Be fiilinin bir biçimi.
  2. Yalnızca kullanılabilecek parçalar.
  3. Yalnızca bazı parçaları değil, canlı bireyin tamamı.
Cevabı göster

Yalnızca bazı parçaları değil, canlı bireyin tamamı.

or just taking certain of its parts, Dilbilgisi

4:43

yoksa sadece belirli parçalarını mı alıyoruz,

Dilbilgisi

certain of its parts: bazı kısımları

Certain of its parts ifadesinde certain, önceden belirlenmiş its parts grubunun bazı belirli üyeleri anlamına gelir. İfade bunların tam olarak hangi parçalar olduğunu belirtmez; bütün yerine sınırlı bir alt küme seçer. Kalıp, certain of + belirleyici + çoğul isim biçimindedir; certain of the documents buna örnektir. Burada certain, miktar belirten resmî bir sözcük olarak kullanılır; “emin” anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede certain, bir grubun bazı belirli üyeleri anlamına gelir?

  1. The time of the meeting is not certain.
  2. I am certain of the answer.
  3. Certain of the guests left early.
Cevabı göster

Certain of the guests left early.

such as fruits and leaves,

4:45

meyveler ve yapraklar gibi,

that are not essential to it, Kalıp ifadeler

4:47

onun için temel olmayan,

Kalıp ifadeler

not essential to it: organizmanın bütünü için vazgeçilmez değil

A is essential to B yapısında to’dan sonra gelen B, varlığı, işleyişi ya da başarısı için A’ya ihtiyaç duyar. Buradaki it, organizmanın tamamını ifade eder. Not essential to it, bu parçaların organizmanın tamamının çalışmaya devam etmesi için gerekli olmadığı anlamına gelir. Bu, parçaların hiçbir işe yaramadığı anlamına gelmez; yalnızca bütünün onlar olmadan da varlığını sürdürebildiğini anlatır.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki hedef yapıyla tamamlayın: Trust is ____ a strong friendship.

Cevabı göster

essential to

that can actually fall off without doing harm to the whole organism? Notlar

4:49

aslında tüm organizmaya zarar vermeden düşebilecek parçaları mı?

Öbek fiiller

fall off: bağlı olduğu nesneden ayrılıp düşmek

Fall off, bir şeyin bağlı olduğu yerden ayrılıp düşmesi anlamına gelir. Burada özne, ayrılan parçaların kendisidir: Bu parçalar organizmadan kopup düşebilir. Bu fiziksel anlamda fall off geçişsizdir; ayrılan nesne özne olur. Bağlı olduğu şey A button fell off my coat örneğindeki gibi off sözcüğünden sonra gelebilir veya hiç belirtilmeyebilir.

Alıştırma

Cümleyi fall off ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: One of the buttons ____ my coat on the way home.

Cevabı göster

fell off

Kalıp ifadeler

doing harm to the whole organism: tüm organizmaya zarar vermek

do harm to something kalıbında harm, hasar veya zarar anlamına gelen bir isimdir. Yapı do harm to + etkilenen kişi ya da şey biçimindedir. Burada without doing harm to the whole organism, bir şeyin organizmanın tamamına zarar vermeden gerçekleşebileceğini belirtir. Başka durumlara aktarılabilecek anlam, bir eylemin belirtilen hedefe zarar vermeden gerçekleşmesidir.

Alıştırma

do harm to kalıbındaki eksik sözcükle cümleyi tamamlayın: This chemical could do harm ____ river life.

Cevabı göster

to

Professor Marder says that eating plants is not wrong in and of itself,

4:53

Profesör Marder, bitkileri yemenin kendi başına yanlış olmadığını söylüyor,

when considered alone,

4:58

tek başına düşünüldüğünde,

without taking anything else into account. Kalıp ifadeler

5:00

başka hiçbir şeyi hesaba katmadan.

Kalıp ifadeler

without taking anything else into account: başka hiçbir şeyi hesaba katmadan

Take something into account, değerlendirirken, planlarken veya karar verirken bir şeyi etken olarak hesaba katmak anlamına gelir. Yapı take + nesne + into account biçimindedir; bu nedenle anything else, take ile into account arasına yerleştirilen nesnedir. Without taking anything else into account ifadenin kapsamını daraltır: Eylem, diğer bütün etkenler dışarıda bırakılarak tek başına değerlendirilir. Daha geniş koşullar veya sonuçlar hesaba katıldığında sonucun değişebileceğini ima eder.

Alıştırma

take + nesne + into account yapısını kullanarak cümleyi tamamlayın: Before choosing a campsite, we need to ____ the weather ____.

Cevabı göster

take · into account

But he thinks it's important to remember the context,

5:02

Ancak o, bağlamı hatırlamanın önemli olduğunu düşünüyor,

the situation or circumstances in which something happens.

5:06

bir şeyin meydana geldiği durum veya koşulları.

Picking an apple,

5:10

Bir elma koparmak,

for example,

5:11

örneğin,

is okay

5:11

sorun değildir

because it doesn't kill the tree itself,

5:12

çünkü ağacın kendisini öldürmez,

which can go on to produce more fruit. Öbek fiiller

5:14

ve ağaç daha fazla meyve üretmeye devam edebilir.

Öbek fiiller

go on to produce: sonraki aşamaya geçmek

can go on to produce more fruit ifadesinde go on to + fiilin yalın hâli, daha fazla meyve üretmeyi önceki bir olayın veya aşamanın ardından gelen bir gelişme olarak sunar. Buradaki can, bu sonraki sonucun mümkün olduğunu belirtir. Go on burada bir yere doğru hareket etmeyi anlatmaz. Odak, özellikle yeni bir eylem, sonuç veya aşama olmak üzere daha sonra ne olduğundaysa go on to do something kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümle sonraki yeni bir aşamayı anlatmak için go on to do kullanıyor?

  1. Lena went on working as a nurse until midnight.
  2. Lena stopped working as a nurse and went home.
  3. After working as a nurse, Lena went on to become a doctor.
Cevabı göster

After working as a nurse, Lena went on to become a doctor.

It seems plants really are clever.

5:17

Görünüşe göre bitkiler gerçekten de zeki.

But do they know the answer to your question,

5:19

Peki senin sorunun cevabını biliyorlar mı,

Rob?

5:22

Rob?

Oh,

5:22

Ah,

yes.

5:22

evet.

I asked you to name the famous insect-eating tropical plant. Dilbilgisi

5:23

Senden o ünlü böcek yiyen tropikal bitkinin adını istemiştim.

Dilbilgisi

famous insect-eating tropical plant: bir ismi niteleyen birden çok sözcük

Ana isim plant sözcüğüdür. Famous, insect-eating ve tropical sözcüklerinin tümü plant sözcüğünden önce gelir ve aynı bitkiyi tanımlar: bitki ünlüdür, böcek yer ve tropiktir. Insect-eating, isim + -ing biçiminden oluşan birleşik bir sıfattır. Kısa çizgi iki sözcüğü tek bir niteleyicide birleştirir ve -ing biçiminin etkin anlamı, böceklerin bitkiyi değil, bitkinin böcekleri yediğini gösterir.

Alıştırma

Cümleyi insect ve eating sözcüklerinden oluşan kısa çizgili birleşik sıfatla tamamlayın: This is an ____ tropical plant.

Cevabı göster

insect-eating

And I said it was the Venus flytrap.

5:27

Ve ben de Venüs sinekkapanı olduğunu söyledim.

Which was the correct answer.

5:30

Ki bu doğru cevaptı.

Well done,

5:32

Tebrikler,

Neil.

5:32

Neil.

Okay,

5:33

Tamam,

let's recap the vocabulary we've learned,

5:33

öğrendiğimiz kelimeleri tekrarlayalım,

starting with the adjective perceptive,

5:35

perceptive (algılayıcı) sıfatıyla başlayalım,

quick to notice and understand things.

5:38

bir şeyleri fark etmede ve anlamada hızlı.

The idiom and then some means and even more

5:41

and then some (ve daha da fazlası) deyimi 've hatta daha fazlası' anlamına gelir

and is used to show that something has been understated.

5:44

ve bir şeyin hafifletildiğini göstermek için kullanılır.

A keen sense of smell, sight, or hearing

5:48

keen (keskin) bir koku, görme veya işitme duyusu,

is powerful and intense.

5:50

güçlü ve yoğun demektir.

Distorted means changed from its original form.

5:53

Distorted (çarpıtılmış), orijinal biçiminden değiştirilmiş anlamına gelir.

The phrase in and of itself

5:56

in and of itself (kendi başına) ifadesi

means when considered alone,

5:59

tek başına düşünüldüğünde,

without taking anything else into account.

6:01

başka hiçbir şeyi hesaba katmadan demektir.

And finally,

6:03

Ve son olarak,

the context is the general situation

6:04

context (bağlam) genel durumdur,

in which something happens.

6:06

içinde bir şeyin meydana geldiği.

Once again,

6:08

Bir kez daha,

our Six Minutes are up.

6:09

Altı Dakikamız doldu.

Goodbye.

6:10

Hoşça kalın.

Goodbye.

6:10

Hoşça kalın.

Six Minute English from the BBC.

6:12

BBC'den Six Minute English.