Aşkta Çok Kibar Olmanın Tehlikesi: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
629 kelime 161 kel/dk

Video özeti: Aşırı kibarlık hayal kırıklığını bastırıp sevgiyi gerçeklikten uzaklaştırabilir. Video dürüst çatışmayı istismardan ayırır ve öfkenin güven ile hoşgörüyü gösterebileceğini anlatır. Başlıca İngilizce noktaları: 1. "not because of" / "but because of" - Dil bilgisi ve cümle kalıpları: görünürdeki nedeni reddedip gerçek nedeni belirterek kesin bir neden karşıtlığı kurun. 2. "read the explosion for what it is," - Kalıplaşmış söz öbekleri ve eşdizimler: read fiilini “yorumlamak” olarak anlayıp duygusal tepkinin altındaki anlamı açıklayın. 3. "blown over," - Öbek fiiller: anlaşmazlığın veya öfkenin geçtiğini anlayarak geçici çatışmayı kalıcı hasardan ayırın.

Bu derste

It's natural to imagine that the highest virtue in love would be kindness and a close second politeness. Kalıp ifadeler

0:00

Aşkta en yüksek erdemin nezaket ve hemen ardından kibarlık olacağını düşünmek doğaldır.

Kalıp ifadeler

It's natural to imagine that: sezgisel bir varsayımı ortaya koymak

It's natural to imagine that + yan cümle yapısında natural, “anlaşılır” veya “ilk sezgimize uyduğu için kolayca düşünülebilir” anlamına gelir. İfade, ardından gelen düşünceyi kesin bir gerçek olarak değil, yaygın bir ilk düşünce olarak sunar. Bu çerçeveleme, konuşan kişi ilk düşünceyi sorgulamadan, sınırlamadan veya tersine çevirmeden önce sıkça kullanılır. Tartışmaya sakin ve ölçülü bir biçim verir: önce açık görünen düşünce kabul edilir, sonra incelenir.

Alıştırma

Hangi cümle sezgisel bir ilk varsayımı kesinmiş gibi sunmadan ifade eder?

  1. A bigger team will certainly finish sooner.
  2. It's natural to imagine that a bigger team will finish sooner.
  3. It is impossible to imagine a bigger team finishing sooner.
Cevabı göster

It's natural to imagine that a bigger team will finish sooner.

Kalıp ifadeler

a close second: küçük bir farkla ikinci sırada

a close second ifadesinde second, ikinci sıradaki seçeneği belirtir; close ise birinci sırayla arasındaki farkın küçük olduğunu söyler. Burada kibarlık, yalnızca listedeki başka bir madde olarak değil, iyilik kadar neredeyse önemli olarak sunulur. Yaygın kalıplar X is a close second to Y ve Y comes first, with X a close second biçimindedir. Close fiziksel mesafeyi değil, sıralamadaki farkı anlatır.

Alıştırma

Cümleyi “ikinci sırada, birincinin yalnızca biraz gerisinde” anlamına gelen sabit sıralama ifadesiyle tamamlayın: The blue design won, with the green design ____.

Cevabı göster

a close second

But there is an odd danger lurking here. Deyimler

0:07

Ancak burada gizlenen tuhaf bir tehlike var.

Deyimler

danger lurking: gizli kalan bir risk

Burada danger, yakınlarda saklanan bir insan ya da hayvanmış gibi anlatılır. danger lurking ifadesi, bir riskin zaten var olduğu ancak henüz belirginleşmediği veya görünür bir zarara yol açmadığı anlamına gelir. Bu benzetme, okurlar sorunu kendileri fark etmeden önce onları uyarmayı sağlar. Lurking soyut bir tehdidi anlatabilir; gerçekten saklanan bir canlı olması gerekmez.

Alıştırma

Bu cümlede danger lurking ne anlama gelir?

  1. Tehlike tamamen ortadan kalkmıştır.
  2. Bir risk zaten vardır ancak henüz belirgin değildir.
  3. Yakınlarda tehlikeli bir hayvan saklanmaktadır.
Cevabı göster

Bir risk zaten vardır ancak henüz belirgin değildir.

A relationship where we are overly polite,

0:10

Aşırı kibar olduğumuz,

where there is not enough directness,

0:13

yeterince dobralığın olmadığı,

where things go wrong not because of a lack of tenderness or serenity, Dilbilgisi

0:16

işlerin şefkat veya huzur eksikliğinden değil de,

but because of a stifling excess of manners. Kelime

0:19

boğucu bir görgü kuralları fazlalığından dolayı ters gittiği bir ilişki.

Dilbilgisi

not because of ... but because of: nedeni düzeltmek

not because of A, but because of B kalıbı önce A'yı açıklama olarak reddeder, ardından B'yi gerçek neden olarak sunar. Bu cümlede şefkat veya huzur eksikliği elenirken boğucu bir görgü fazlalığı vurgulanır. Birinin yanlış nedeni varsayabileceğini düşündüğünüzde ve dikkati açıkça gerçek nedene yöneltmek istediğinizde bu kalıbı kullanın.

Alıştırma

Cümleyi not because of ... but because of kalıbıyla tamamlayın: Maya left early ____ boredom, ____ a sudden headache.

Cevabı göster

not because of · but because of

Kelime

Bunaltıcı ölçüde aşırı nezaket

Burada stifling, insanların özgürce davranamadığını veya konuşamadığını hissettirecek kadar kısıtlayıcı ya da baskıcı demektir. Mecazidir; kimse gerçekten nefes alamaz durumda değildir. An excess of manners, nezaketin, ölçülülüğün ve başkalarını incitmeme kaygısının sağlıklı ya da yararlı olandan fazla olması demektir. İfade bir bütün olarak aşırı nezaketin dürüst ifadeyi bastırmasını eleştirir; excess, mükemmelliği değil, zarar verici bir fazlalığı belirtir.

Alıştırma

Örnekteki stifling excess of manners ifadesi ne anlama geliyor?

  1. Herkesi rahat ettiren mükemmel görgü kuralları
  2. Resmî kıyafetlerin yol açtığı gerçek bir hava yetersizliği
  3. Dürüst ifadeyi sınırlayan baskıcı miktarda nezaket
Cevabı göster

Dürüst ifadeyi sınırlayan baskıcı miktarda nezaket

Because there aren't enough raised voices, Kalıp ifadeler

0:23

Çünkü yeterince yükselen sesler,

Kalıp ifadeler

Yükselen sesler

Raised voices, normalden daha yüksek sesle konuşan insanların seslerini ifade eder. Bu ifade, özellikle yakından duyulduğunda çoğu zaman öfke, gerginlik veya hararetli bir tartışmayı düşündürür. Raised, ses düzeyinin artırıldığını belirtir; seslerin fiziksel olarak kaldırıldığı anlamına gelmez. Bu ifade, tam olarak ne söylendiğini belirtmeden çatışma işaretlerini aktarmayı sağlar.

Alıştırma

Cümleyi, normalden daha yüksek ve tartışmayı düşündüren konuşmayı anlatan doğal iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The neighbors heard ____ through the wall.

Cevabı göster

raised voices

insults, legitimate furies,

0:26

hakaretler, haklı öfkeler,

and moments where both partners feel free to call each other idiots and much worse. Dilbilgisi

0:28

ve her iki partnerin de birbirine aptal veya çok daha kötüsünü söylemekte özgür hissettiği anlar yoktur.

Dilbilgisi

call each other idiots: call + nesne + isim

call each other idiots ifadesinde call, ‘telefon etmek’ değil, ‘…… diye adlandırmak veya nitelemek’ anlamındadır. Yapı call + nesne + isim şeklindedir: each other nesnedir; idiots ise bu nesneye verilen etiketi belirten isimdir. Each other eylemi karşılıklı hâle getirir: iki partner de diğeri için bu etiketi kullanır. Aynı yapı call someone a hero örneğinde olduğu gibi ad, rol, övgü veya eleştiri belirtmek için kullanılabilir.

Alıştırma

call, each other ve detectives sözcüklerini doğru sırada kullanarak cümleyi tamamlayın: When they solve a mystery, the friends ____.

Cevabı göster

call each other detectives

When we hear arguments between lovers,

0:33

Aşıklar arasındaki tartışmaları duyduğumuzda,

perhaps through a hotel bedroom wall,

0:36

belki bir otel odasının duvarından,

it's easy to fear for them and their union. Kalıp ifadeler

0:38

onlar ve birliktelikleri için endişelenmek kolaydır.

Kalıp ifadeler

fear for them ile fear them arasındaki fark

fear for them ifadesinde fear ‘ciddi biçimde kaygılanmak’ anlamındadır; for ise güvenliği, durumu veya geleceği konusunda kaygı duyduğunuz kişileri gösterir. Konuşan kişi âşıklar için endişelenmektedir; onlardan korkmamaktadır. Bu yapı fear for + kişi veya grup biçiminde başka durumlara aktarılabilir. Edat önemlidir çünkü kimin veya neyin tehlikede görüldüğünü değiştirir.

Alıştırma

Yürüyüşçülerin güvenliği için endişe duyulduğunu gösteren tek sözcükle cümleyi tamamlayın: The storm is getting worse, and I fear ____ the hikers.

Cevabı göster

for

We have, most of us,

0:42

Çoğumuz,

been deeply and rightly sensitized to the horrors of abusive relationships. Kalıp ifadeler

0:43

istismarcı ilişkilerin dehşetine karşı derinden ve haklı olarak duyarlı hale geldik.

Kalıp ifadeler

Be sensitized to: zamanla gelişen risk farkındalığı

be sensitized to something yapısında sensitized, bir kişinin deneyim, eğitim veya kamusal tartışmalar yoluyla bir sorunun “daha fazla farkına varıp ona karşı daha dikkatli hâle getirilmesi” anlamına gelir. to edatı, farkına varılan konuyu belirtir. Burada been deeply and rightly sensitized to, insanların istismarcı ilişkilerin tehlikelerine karşı güçlü ve haklı bir farkındalık geliştirdiğini anlatır. Alerjiyi veya duygusal kırılganlığı değil, artan farkındalığı ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi “bir etki sonucunda daha farkında ve dikkatli hâle gelmek” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: After the safeguarding workshop, the coaches were ____ early warning signs of abuse.

Cevabı göster

sensitized to

But there is, within reason, Anlatım akışı

0:48

Fakat mantık çerçevesinde,

and we stress within reason with great seriousness,

0:50

-ki bunu büyük bir ciddiyetle vurguluyoruz-

Anlatım akışı

Within reason ... within reason: bir sınırı tekrarlamak

Within reason, “makul ve kabul edilebilir sınırlar içinde kaldığı sürece” anlamına gelir. Sınırsız izin vermek yerine bir ifadenin kapsamını sınırlar. Konuşmacı devam etmeden önce bu ifadeyi iki kez söyler. Bu tekrar, sınırın gözden kaçmasını zorlaştırır ve sonraki iddianın her tür veya şiddetteki çatışmayı onayladığı şeklinde anlaşılmasını önler.

Alıştırma

Cümleyi “makul sınırlar içinde kaldığı sürece” anlamındaki iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: You may rearrange the room ____, but keep the emergency exits clear.

Cevabı göster

within reason

there is something extremely vital and redemptive

0:53

ara sıra yaşanan hararetli bir tartışmanın içinde ortaya çıkabilecek,

that can unfold within the occasional heated discussion.

0:56

son derece hayati ve kurtarıcı bir şeyler vardır.

Living around someone is bound to be, at points, Dilbilgisi

1:01

Birinin etrafında yaşamak, bazı anlarda, kaçınılmaz olarak

extremely disappointing.

1:04

son derece hayal kırıklığı yaratacaktır.

Dilbilgisi

Be bound to: neredeyse kesin bir sonuç

be bound to + fiilin yalın hâli yapısında bound to, bir şeyin gerçekleşmesinin beklendiğini ve bundan kaçınmanın çok zor olduğunu anlatır. Burada, biriyle yakın biçimde yaşamanın bazı anlarda neredeyse kesin olarak büyük bir hayal kırıklığı yaratacağı söyleniyor. Bu, bir kural ya da dışarıdan gelen zorunluluk değil, güçlü bir öngörüdür. Durumun kendisi bir sonucu neredeyse kaçınılmaz kıldığında bu kalıp kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi bound to ile tamamlayın: If you never update the software, it is ____ develop security problems.

Cevabı göster

bound to

For love to remain vital, Dilbilgisi

1:06

Aşkın hayati kalması için,

we need the freedom to give this disappointment expression.

1:08

bu hayal kırıklığını ifade etme özgürlüğüne ihtiyacımız var.

Dilbilgisi

For X to happen, we need Y: hedef ile gerekliliği bağlamak

Cümle başındaki for + isim + to-infinitive kalıbı, mastara kendi mantıksal öznesini verir. For love to remain vital ifadesinde remain vital eyleminin öznesi love sözcüğüdür. Baştaki yan cümle bir hedefi veya gerekli koşulu belirtir; ana cümle de bunun için ne gerektiğini açıklar. Kullanışlı bir kalıp For X to happen, we need Y biçimindedir.

Alıştırma

For + isim + to-infinitive kalıbını tamamlayın: ____ the plants ____ stay healthy, we need more sunlight.

Cevabı göster

For · to

It seems we cannot love if love is all we're allowed to do. Dilbilgisi

1:11

Görünen o ki, eğer tek yapmamıza izin verilen şey sevmekse, sevemeyiz.

Dilbilgisi

all we're allowed to do: all + ilgi cümleciği

love is all we're allowed to do ifadesinde all, “tek şey” anlamına gelir. we're allowed to do, all sözcüğünü niteleyen bir ilgi cümleciğidir; ilgi sözcüğü that düşürülmüştür: all (that) we're allowed to do. X is all we're allowed to do kalıbı, izin verilen eylemin X ile sınırlandırıldığını anlatır. Başka şeyleri yapamama değil, dışarıdan konmuş bir izin sınırı söz konusudur. Burada kabul edilebilir duygunun yalnızca sevgiyle sınırlandırılması bir sorun olarak sunulur.

Alıştırma

Hangi cümle, iznin dışarıda beklemekle sınırlı olduğunu açıkça belirtir?

  1. Waiting outside is what we usually choose to do.
  2. Waiting outside is all we can manage to do.
  3. Waiting outside is all we're allowed to do.
Cevabı göster

Waiting outside is all we're allowed to do.

Many of us have implicitly been taught in childhood

1:17

Birçoğumuza çocukluğumuzda örtülü bir şekilde,

that disappointments are best swallowed quietly. Deyimler

1:20

hayal kırıklıklarının sessizce sineye çekilmesinin en iyisi olduğu öğretildi.

Deyimler

disappointments are best swallowed quietly: duyguyu bastırma mecazı

Swallowed burada mecazidir: hayal kırıklığı, söylenmek veya gösterilmek yerine içeri doğru bastırılan bir şey gibi düşünülür. Edilgen yapı disappointments are best swallowed quietly, insanlara hayal kırıklığını dile getirmeden bastırmalarının öğretildiği anlamına gelir. Best, öğretilen kuralı veya inancı aktarır; konuşanın buna katıldığını göstermez. Aynı imge swallow your anger veya swallow a protest ifadelerinde de görülür ve bir duygunun ya da tepkinin tutulmasını anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede swallowed her disappointment ne anlama gelir? After the rejection, Maya swallowed her disappointment and congratulated the winner.

  1. Hayal kırıklığına neden olan bir şeyi gerçekten yuttu.
  2. Hayal kırıklığını dışa vurmadı.
  3. Hayal kırıklığı hissetmeyi hemen bıraktı.
Cevabı göster

Hayal kırıklığını dışa vurmadı.

Perhaps a parent was very fragile Kelime

1:23

Belki de bir ebeveynimiz çok kırılgandı

or they were very volatile,

1:26

veya çok dengesizdi,

Kelime

fragile ve volatile: kırılganlık mı, patlayıcı tepkiler mi?

Bu cümle, bir kişinin dürüst duygularını ebeveyninden saklamasının iki farklı nedenini sunar. Fragile, duygusal olarak kolayca incinebilen veya bunalan bir ebeveyni; volatile ise ruh hâli ya da tepkileri aniden değişip çoğu zaman öfkeyle şiddetlenebilen birini anlatır. İlk sözcük kırılganlığa, ikincisi ise öngörülemezliğe ve patlama ihtimaline odaklanır. Dolayısıyla aynı kişilik özelliğini değil, farklı riskleri ifade ederler.

Alıştırma

Ruh hâli aniden değişebilen ve öfkeyle patlayabilen bir kişiye en uygun sıfat hangisidir?

  1. fragile
  2. volatile
Cevabı göster

volatile

so that we feared either annihilating them Dilbilgisi

1:27

bu yüzden onları mahvetmekten

or provoking them unbearably

1:30

veya katlanılmaz derecede kışkırtmaktan korktuk,

by giving vent to our more honest and troubling feelings. Kalıp ifadeler

1:32

daha dürüst ve rahatsız edici duygularımızı dışa vurarak.

Dilbilgisi

either annihilating ... or provoking: paralel alternatifler

Either A or B, iki alternatif sonucu aynı fiile, yani feared sözcüğüne bağlar. Burada A annihilating them, B ise provoking them unbearably bölümüdür; her ikisi de konuşanın yapmaktan korktuğu şeyi adlandıran -ing yapılarıdır. İki kol aynı dil bilgisel biçime sahip olduğu için uzun cümle açık kalır: feared her iki alternatife de uygulanır. Bu yapı korkulan olasılıkları sunar; olaylardan birinin gerçekten yaşandığını iddia etmez.

Alıştırma

İki alternatif korkuyu göstermek için eşli yapıyı either ... or ile tamamlayın: She feared ____ missing the train ____ arriving too late for the meeting.

Cevabı göster

either · or

Kalıp ifadeler

Giving vent to: bastırılmış duyguları dışa vurmak

Giving vent to, bastırılmış duyguların çoğu zaman söz veya davranış yoluyla dışarı çıkmasına izin vermek demektir. Buradaki nesne our more honest and troubling feelings olduğu için ifade, duyguları yalnızca belirtmekten ziyade onları serbest bırakma anlamı taşır. Kalıp give vent to + isim veya isim öbeğidir. Give zamana göre değişir; vent ve to sabit kalır: gave vent to her anger, giving vent to their frustration.

Alıştırma

Cümleyi “bastırılmış duyguları dışa vurdu” anlamındaki resmî ifadeyle tamamlayın: After staying silent all day, Maya finally ____ her frustration in her journal.

Cevabı göster

gave vent to

We grew up polite and good, Dilbilgisi

1:36

Kibar ve iyi biri olarak büyüdük,

Dilbilgisi

Grew up polite and good: grow up + sıfat

Grew up polite and good ifadesinde grow up, çocukluk boyunca oluşan veya sürdürülen özellikleri anlatan sıfatlarla devam eder. İfade yalnızca yetişkinliğe ulaşmayı değil, konuşanların yetiştirilirken nasıl kişiler olduğunu da anlatır. Buradaki good, özellikle polite ile birlikte kullanıldığında, uslu davranmak ve yetişkinlerin beklentilerini karşılamak anlamına gelir. Konuşanların genel olarak ahlaken iyi insanlar olup olmadığına dair geniş bir yargı değildir.

Alıştırma

Cümleyi çocukluk boyunca gelişen bir özelliği gösteren iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: Lina ____ bilingual because both languages were spoken at home.

Cevabı göster

grew up

but also in danger of feeling inwardly dead

1:38

ama aynı zamanda içsel olarak ölü hissetme tehlikesiyle

and convinced that no one could witness us as we are and still love us. Kalıp ifadeler

1:41

ve kimsenin bizi olduğumuz gibi görüp de hala sevemeyeceğine ikna olmuş bir şekilde.

Kalıp ifadeler

As we are: birini gerçek hâliyle görmek

witness us as we are ifadesindeki as we are, “gerçek ve şu anki hâlimizle” ya da “gerçek benliğimiz olarak” demektir. Konuşan kişi, özenle düzeltilmiş bir görüntü yerine genellikle saklanan duygu ve özelliklerin biri tarafından görüldüğünü hayal eder. Burada as, görüldüğümüz durumu anlatır; “-dığında” anlamına gelmez. Kalıp kişiye göre değişir: accept me as I am, take them as they are.

Alıştırma

“gerçek ve süslenmemiş hâlimizle” anlamına gelen üç kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: Real friends can see us ____ and still care about us.

Cevabı göster

as we are

A certain kind of politeness is the enemy of love. Deyimler

1:46

Belirli bir tür kibarlık aşkın düşmanıdır.

Deyimler

Politeness is the enemy of love: güçlü bir mecaz

X is the enemy of Y kalıbı, X'in Y'ye güçlü biçimde karşı çalıştığını veya Y'nin gelişmesini engellediğini söyleyen bir mecazdır. Politeness bir kişi değildir ve gerçek bir savaş kastedilmez; bu söyleyiş çatışmayı acil ve ciddi gösterir. Baştaki a certain kind of nitelemesi iddiayı sınırlar. Konuşan kişi genel olarak nezaketi değil, dürüst duyguları gizleyen nezaket türünü eleştirir.

Alıştırma

“A certain kind of politeness is the enemy of love,” cümlesinde hem mecazı hem de nitelemeyi en iyi koruyan yorum hangisidir?

  1. Bütün nazik davranışlar sevgiyi yok eder.
  2. Nezaket ve sevgi, birbiriyle savaşan gerçek düşmanlardır.
  3. Bazı nezaket biçimleri dürüst yakınlığı ve sevgiyi ciddi biçimde engelleyebilir.
  4. Nezaket her zaman sevgiyi göstermenin en iyi yoludur.
Cevabı göster

Bazı nezaket biçimleri dürüst yakınlığı ve sevgiyi ciddi biçimde engelleyebilir.

We cannot love or be properly in a relationship that feels alive

1:50

Çekincelerimizin çoğunu öylece içimize hapsederek,

and simply lock away too many of our reservations. Öbek fiiller

1:55

sevemeyiz veya canlı hissettiren bir ilişki içinde düzgünce var olamayız.

Öbek fiiller

Duyguları ve şüpheleri gizlemek için lock away

Burada lock away mecaz anlamda kullanılır. İlişkiyle ilgili şüphe veya kaygılar olan reservations sözcüğünün anlattığı şeyleri saklamak ve onlarla yüzleşmemek anlamına gelir; sanki bunlar kilitli bir yere kapatılıyormuş gibidir. away parçacığı, bir şeyi erişilemeyecek ya da görülemeyecek bir yere koyma fikrini ekler. Düşünceler veya duygularla kullanıldığında lock away, yalnızca konuşmak için daha iyi bir zamanı beklemeyi değil, bilinçli ve uzun süreli bir bastırmayı anlatır.

Alıştırma

“Bir duyguyla yüzleşmek yerine onu gizli tutmak” anlamına gelen phrasal verb ile cümleyi tamamlayın: You cannot ____ your grief forever.

Cevabı göster

lock away

We need for love to be first and foremost real, Kalıp ifadeler

1:58

Aşkın her şeyden önce gerçek olmasına ihtiyacımız var

Kalıp ifadeler

En yüksek öncelik göstergesi olarak first and foremost

First and foremost, “her şeyden önce ve her şeyden daha önemli olarak” anlamına gelen kalıplaşmış bir vurgu ifadesidir. İki sözcük birlikte tek bir öncelik göstergesi oluşturur; iki ayrı sıralamayı anlatmaz. Cümlede, sevginin gerçek olmasını sevgiden beklenen diğer tüm niteliklerin önüne koyar. First and foremost, ... biçiminde tam bir düşünceyi başlatabilir veya first and foremost real örneğindeki gibi vurgulanan niteliğin hemen önüne gelebilir.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki kalıplaşmış vurgu ifadesiyle tamamlayın: ____, make sure everyone is safe.

Cevabı göster

First and foremost

and this will involve giving expression to all kinds of more ambivalent feelings. Notlar

2:02

ve bu, her türlü daha çelişkili duyguyu ifade etmeyi gerektirecektir.

Kalıp ifadeler

giving expression to: duygu veya düşüncelere dışsal bir biçim vermek

Give expression to kalıbı, bir düşünceyi veya duyguyu iletmek ya da ona dışarıdan algılanabilen bir biçim vermek anlamına gelir. Burada giving, involve fiilinden sonra kullanılan -ing biçimidir; all kinds of more ambivalent feelings ise to ile getirilen, ifade edilen içeriktir. Kalıp give expression to + isim öbeği biçimindedir. Özellikle sözlerin, sanatın veya eylemlerin içteki düşünce ve duyguları görünür hâle getirdiği durumlarda express fiiline göre daha resmî ve düşünsel bir seçenektir.

Alıştırma

Cümleyi “iletmek veya dışarıdan algılanabilen bir biçim vermek” anlamındaki resmî kalıpla tamamlayın: The memorial was designed to ____ the community's grief.

Cevabı göster

give expression to

Kelime

ambivalent feelings: aynı anda yaşanan çelişkili duygular

Ambivalent feelings, aynı kişi, seçim veya konu hakkında olumlu ve olumsuz duyguların aynı anda yaşanmasıdır. Bu cümlede more ambivalent, duyguların yok olmadığını; giderek daha karmaşık veya çatışmalı hâle geldiğini gösterir. Ambivalence tereddüt içerebilir, ancak temel anlamı tutumlar arasındaki iç çatışmadır. Bu nedenle ambivalent, birini yalnızca undecided diye nitelemekten daha kesindir.

Alıştırma

Hangi açıklama ambivalent feelings ifadesine en uygun anlamı verir?

  1. Bir kişi veya konu hakkında hiçbir duyguya sahip olmamak
  2. Bir seçimin doğru olduğundan tamamen emin olmak
  3. Aynı kişi veya konu hakkında güçlü ama birbiriyle çatışan duygular
Cevabı göster

Aynı kişi veya konu hakkında güçlü ama birbiriyle çatışan duygular

In most arenas of life,

2:07

Hayatın çoğu alanında,

mere politeness will do. Kelime

2:09

sadece kibar olmak yeterlidir.

Kelime

will do: yeterli olmak

Bu cümlede will do, “yeterli olmak” veya “ihtiyacı karşılamak” anlamındadır. Çoğu durumda yalnızca kibar olmanın yeterli olduğu belirtiliyor. Burada will geleceğe dönük ya da genel bir yargıyı ifade ederken do, “yeterli olmak” anlamındaki geçişsiz ana fiildir. Birinin daha sonra belirtilmemiş bir eylemi yapacağı anlamına gelmez.

Alıştırma

“For a short meeting, this small room will do.” cümlesinde will do ne anlama gelir?

  1. Daha sonra bir eylem gerçekleştirecek.
  2. Daha sonra onarılacak.
  3. Yeterli olacak.
Cevabı göster

Yeterli olacak.

There should be little else around friends and colleagues,

2:11

Arkadaşlar ve meslektaşların yanında bundan biraz daha fazlası olmalıdır,

but love needs something riskier.

2:14

ama aşk daha riskli bir şeye ihtiyaç duyar.

We have to be able to say that we hate when we hate, Anlatım akışı

2:16

Nefret ettiğimizde nefret ettiğimizi söyleyebilmeliyiz ki,

so that later we can properly love when it's time to love.

2:19

daha sonra sevme zamanı geldiğinde hakkıyla sevebilelim.

Anlatım akışı

say that we hate ... love when it's time to love: paralel karşıtlık

say that we hate when we hate ve love when it's time to love yapıları, hate ile love sözcüklerini birbirine karşılık gelen konumlara yerleştirir. Bu paralellik karşıtlığı ve sıralamayı anlaşılır kılar: önce olumsuz bir duygu dürüstçe kabul edilir, daha sonra sevgi içtenlikle ifade edilebilir. So that, iki bölümü amaç veya ileri sürülen sonuç ilişkisiyle bağlar: şimdi dürüstçe ifade etmek, daha sonra gerektiği gibi sevebilmeyi mümkün kılan bir şey olarak sunulur. when we hate ve when it's time to love zaman yan cümleleri, iki duyguyu kalıcı etiketler olarak değil, farklı zamanlardaki durumlar olarak çerçeveler.

Alıştırma

Cümledeki paralel hate/love kullanımı ile so that ifadesinin temel etkisi nedir?

  1. Aralarında bağlantı göstermeden ilgisiz iki duyguyu sıralar.
  2. İki aşama kurar ve şimdiki nefretin dürüstçe ifade edilmesini, daha sonra içtenlikle sevebilmeyi mümkün kılan şey olarak sunar.
  3. Nefret ve sevginin her zaman aynı anda yaşanması gerektiğini söyler.
Cevabı göster

İki aşama kurar ve şimdiki nefretin dürüstçe ifade edilmesini, daha sonra içtenlikle sevebilmeyi mümkün kılan şey olarak sunar.

This is why,

2:23

İşte bu yüzden,

in the interests of the relationship, Kalıp ifadeler

2:24

ilişkinin yararına,

we might need to tell the partner that they've ruined our life,

2:26

partnere hayatımızı mahvettiğini,

Kalıp ifadeler

in the interests of the relationship: ilişkinin iyiliği için

In the interests of the relationship, ilişkiyi uzun vadede korumak ya da ilişkiye yarar sağlamak için demektir. Burada acı verici bir dürüstlük, daha büyük bir amaca, yani ilişkiyi korumaya veya geliştirmeye hizmet eden bir şey olarak sunulur. Yapı in the interests of + kişi, grup veya amaç şeklindedir. Burada interests, hobiler değil, refah veya yarar anlamına gelir. Bu ifade genellikle zor bir eylemin neden yapılmaya değer olabileceğini açıklar.

Alıştırma

Vurgulanan ifade, bu zor konuşma hakkında ne anlatıyor?

  1. Konuşmanın amacı ilişkiyi hemen bitirmektir.
  2. Konuşma, ilişkinin uzun vadeli yararına yardımcı olan bir şey olarak sunuluyor.
  3. Konuşma, iki partnerin de keyif aldığı hobilerle ilgilidir.
Cevabı göster

Konuşma, ilişkinin uzun vadeli yararına yardımcı olan bir şey olarak sunuluyor.

that they're selfish and infuriating,

2:29

bencil ve çileden çıkarıcı olduğunu,

and that we've had more than enough.

2:31

ve artık canımıza tak ettiğini söylememiz gerekebilir.

And the partner,

2:33

Ve partner,

far from getting simply offended, Dilbilgisi

2:34

sadece gücenmekten ziyade,

though that has its role too,

2:36

gerçi bunun da bir rolü var,

they should take it and read the explosion for what it is, Kalıp ifadeler

2:38

bunu kabullenmeli ve bu patlamayı olduğu gibi okumalıdır,

Dilbilgisi

far from getting simply offended: yalnızca gücenmekten çok uzak

Far from + -ing, beklenen veya durumu açıklamakta yetersiz kalan bir tanımı güçlü biçimde reddeder. Burada far from getting simply offended, partnerin yalnızca gücenmekle kalmaması ve daha düşünceli bir karşılık vermesi gerektiği anlamına gelir. Buradaki far mecazidir; fiziksel mesafeyi anlatmaz. Cümle, gücenmenin de bir rolü olduğunu söylediği için bu duyguyu tamamen dışlamaz. Odağı basit tepkiden onunla karşıtlık oluşturan daha karmaşık bir tepkiye kaydırır.

Alıştırma

Vurgulu far from + -ing yapısını tamamlayın: 'Far ____ calming the audience, the announcement caused panic.'

Cevabı göster

from

a homage to the trust and bond between us.

2:42

yani aramızdaki güven ve bağa bir saygı duruşu olarak.

Kalıp ifadeler

“read the explosion for what it is”: gerçek anlamını yorumlamak

Burada read, yazılı kelimeleri okumak değil, yorumlamak veya anlamak demektir. read X for what it is yapısı, X’in yüzeydeki görünüşünün ötesine geçip gerçek anlamını ya da neyi temsil ettiğini görmeyi anlatır. Bu cümlede patlama, konuşan kişiler arasındaki güven ve bağın bir göstergesi olarak yorumlanıyor. Bu ifade, bir davranışı veya olayı yalnızca görünen yüzüne bakarak yorumlamayı düzeltmek için kullanılır.

Alıştırma

“Read the sudden silence for what it is” cümlesinde read ne anlama gelir?

  1. sessizliği bir konuşmadan kaldırmak
  2. sessizliği gerçek anlamına göre yorumlamak
  3. yazılı silence kelimesine bakmak
Cevabı göster

sessizliği gerçek anlamına göre yorumlamak

That a red-faced accuser would never speak like this to anyone else on Earth

2:45

Yüzü kızarmış bir suçlayıcının dünyadaki başka hiç kimseye bu şekilde konuşmayacağı gerçeği,

should be interpreted as the greatest privilege.

2:49

en büyük ayrıcalık olarak yorumlanmalıdır.

They don't just hate you,

2:53

Onlar sadece sizden nefret etmiyorlar,

though they do at the moment.

2:54

her ne kadar o an etseler de.

They have a lot of hope in you

2:56

Size çok fazla umut bağlıyorlar

and a lot of faith that you love them enough to take their reality. Kelime

2:58

ve onların gerçekliğini kabullenecek kadar onları sevdiğinize dair büyük bir inançları var.

Kelime

“take their reality”yi kabul etmek ve onunla yüzleşmek

Burada take, bir şeyi fiziksel olarak taşımak veya ortadan kaldırmak anlamına gelmez. Take someone’s reality, o kişinin yaşadığı deneyimi, duyguları ve zor koşulları da kapsayacak şekilde, o kişi için gerçek ve önemli kabul edip onunla yüzleşmek demektir; bunu küçümsememek veya yok saymamak gerekir. Their iyelik sözcüğü, karşı tarafın kendi bakış açısını gösterir; nesnel gerçeklerin eksiksiz bir listesini göstermez. Bu ilişki bağlamında ifade, duygusal bir kapasiteyi anlatır: Karşı taraf, senin gerçekten yaşadıkları şeyle yüzleşebileceğine güvenir.

Alıştırma

Yargı: “A good listener can take their reality seriously” cümlesi, dinleyen kişinin karşı tarafın yaptığı her olgusal iddiaya katılması gerektiği anlamına gelir.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

And when it's all blown over, Öbek fiiller

3:02

Ve her şey yatıştığında,

Öbek fiiller

Geçip giden sorunlar için blown over

Blow over, geçici bir sorunun, tartışmanın, skandalın veya güçlü bir duygunun giderek hafifleyip geçmesi anlamına gelen geçişsiz bir öbek fiildir. when it's all blown over ifadesinde it's, it has anlamındadır; bu nedenle blown, present perfect yapısındaki geçmiş zaman ortacıdır. Burada bütün tartışmanın yatışması anlatılır; bir şeyin rüzgârla yukarı taşınması değil.

their love will be as sincere as their anger once was. Dilbilgisi

3:04

sevgileri bir zamanlar öfkelerinin olduğu kadar samimi olacaktır.

Dilbilgisi

Eşit derece ve eksiltme için as sincere as ... once was

as + sıfat + as kalıbı, iki şeyin bir niteliğe aynı derecede sahip olduğunu belirtir. Burada gelecekteki sevgilerinin, önceki öfkeleri kadar gerçek ve içten olacağı öngörülür. Once, geçmişteki bir zamanı belirtir. their anger once was ifadesinde was, was sincere yerine kullanılır; sincere sözcüğünün söylenmemesi tekrarı önler. Sincere bir sıfat olduğu için bu tür eksiltmede be fiilinin bir biçimi kullanılır.

We should get angry when the occasion fairly demands it. Kalıp ifadeler

3:08

Durum haklı olarak gerektirdiğinde öfkelenmeliyiz.

Kalıp ifadeler

the occasion fairly demands it ile durumun haklı bir gereklilik oluşturması

Bu yan cümle, “durum bu tepkiyi gerçekten ve makul biçimde gerektirdiğinde” anlamına gelir. Buradaki occasion bir kutlamayı değil, koşulları veya uygun anı ifade eder. It, öfkelenme eylemine gönderme yapar. Bu yapı genel bir emir vermek yerine bir eylemi durumun ihtiyaçlarına dayandırır. Fairly, bu gerekliliğin haklı olduğu anlamını ekler. Demands mecazidir; doğrudan emir veren bir kişi yoktur.

Alıştırma

Hangi cümle, durumun gerçekten kararlı bir tepki gerektirdiğini anlatmak için bu yapıyı en doğru biçimde kullanır?

  1. A good leader speaks firmly when the occasion clearly demands it.
  2. A good leader speaks firmly because the occasion receives a demand.
  3. A good leader speaks firmly when the celebration clearly demands it.
Cevabı göster

A good leader speaks firmly when the occasion clearly demands it.

We, the overly meek and cowed ones,

3:12

Biz, aşırı uysal ve sindirilmiş olanlar,

should experience how good and necessary it feels Dilbilgisi

3:14

cesaret edip kendimizi bırakmanın, kızgınlığımızı ve sinirimizi dışa vurmanın,

to dare to let go and vent our annoyance and irritation

3:18

ne kadar iyi ve gerekli hissettirdiğini deneyimlemeliyiz;

Dilbilgisi

How good and necessary it feels to dare to let go ile kendini bırakmaya cesaret etmenin verdiği his

Experience fiilinden sonra how, iç içe geçmiş bir ünlem yan cümlesini başlatır: how good and necessary it feels to.... How + sıfat + it feels + to-infinitive kalıbı hissin derecesini vurgular ve bütün how cümlesi, konuşanın bu kişilerin deneyimlemesi gerektiğini söylediği şeyi ifade eder. Dare to, korkuyu veya çekingenliği aşmayı belirtir. Buradaki let go, bir nesneyi bırakmak ya da bir ilişkiyi bitirmek değil, özdenetimi gevşetip duyguların dışarı çıkmasına izin vermektir.

Alıştırma

Hangi cümle how + sıfat + it feels/felt + to-infinitive yapısını realized fiilinin nesnesi olarak doğru kullanır?

  1. She realized how freeing did it feel to dare to speak honestly.
  2. She realized how freeing it felt to dare to speak honestly.
  3. She realized what freeing it felt to dare to speak honestly.
Cevabı göster

She realized how freeing it felt to dare to speak honestly.

without the usual huge,

3:22

o alışılagelmiş devasa

and sometimes valuable, inhibitions.

3:23

ve bazen de değerli olan engellemeler olmadan.

We should not be overly scared of the odd loud argument. Kelime

3:26

Ara sıra yaşanan yüksek sesli bir tartışmadan aşırı derecede korkmamalıyız.

Kelime

the odd + tekil isim: ara sıra gerçekleşen bir olay

the odd loud argument ifadesinde the odd, “ara sıra olan” veya “zaman zaman bir kez yaşanan” anlamına gelir. Tuhaf bir tartışmayı değil, nadiren yaşanan yüksek sesli bir tartışmayı anlatır. the odd + tekil sayılabilen isim kalıbı, bir şeyi zaman zaman gerçekleşebilen düşük sıklıktaki bir olay olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi “ara sıra olan” anlamındaki Britanya İngilizcesi kalıbıyla tamamlayın: Even close friends have ____ disagreement.

Cevabı göster

the odd

We should form our irritations into some beautifully creative insults.

3:29

Sinirimizi, güzelce yaratıcı bazı hakaretlere dönüştürmeliyiz.

It's not a sign that everything is coming to an end and love has died, Anlatım akışı

3:34

Bu, her şeyin sona erdiğinin ve aşkın öldüğünün bir işareti değildir;

it's a sign that our relationship still has a lot of kindness,

3:38

ilişkimizin içinde hala bolca nezaket,

sincerity, and tolerance left within it.

3:42

samimiyet ve hoşgörü barındırdığının bir işaretidir.

Anlatım akışı

It's not a sign that ... it's a sign that ...: bir yorumu reddedip yerine yenisini koymak

Tekrarlanan bu çerçeve, aynı kanıta ilişkin yorumu iki adımda düzenler. It's not a sign that, konuşanın reddettiği yorumu sunar; ardından it's a sign that, dinleyicinin kabul etmesini istediği yorumu verir. a sign that ifadesinin tekrarlanması dönüşü açık hâle getirir: farklı bir konuya geçilmez, aynı durum yeniden sınıflandırılır. Bu kalıp, dinleyiciyi korkutucu bir sonuçtan daha yapıcı bir sonuca yönlendirebilir.

Alıştırma

İki parçalı yeniden yorumlamayı tekrarlanan sign that kalıbıyla tamamlayın: The team asked one more question. ____ they reject the plan; ____ they are considering it carefully.

Cevabı göster

It's not a sign that · it's a sign that

Love is a skill that we can learn.

3:47

Aşk öğrenebileceğimiz bir beceridir.

Our relationships book calmly guides us with calm and charm

3:50

İlişkiler kitabımız sakin ve büyüleyici bir şekilde bizi,

through the key issues of relationships

3:54

ilişkilerin temel meseleleri boyunca yönlendiriyor,

to ensure that success in love need not be a matter of good luck. Dilbilgisi

3:57

böylece aşkta başarının sadece bir şans meselesi olmamasını sağlıyor.

Dilbilgisi

need not be a matter of good luck ifadesinin anlamı ve yapısı

need not be yapısında need kiplik yardımcı fiilidir ve ardından doğrudan be fiilinin yalın biçimi gelir. need not, “zorunda olmamak” veya “mutlaka öyle olmamak” anlamına gelir. Zorunluluğu reddeder; şansın hiçbir rol oynamasını yasaklamaz. A matter of X, bir şeyin X tarafından belirlendiğini veya X'e bağlı olduğunu anlatır. Birlikte kullanıldığında need not be a matter of good luck, sonucun iyi şansa bağlı olmak zorunda olmadığını söyler.

Alıştırma

Cümleyi does not have to be anlamındaki üç kelimelik kiplik yapıyla tamamlayın: With good preparation, getting the job ____ a matter of luck.

Cevabı göster

need not be

For more, click the link now.

4:02

Daha fazlası için şimdi bağlantıya tıklayın.