Bill Gates vs Ortalama Bir Amerikalı - Karşılaştırma - Ünlü Karşılaştırması: İngilizce çalışma notları

The Infographics Show

Öğrenme zorluğu
1.439 kelime 203 kel/dk

Video özeti: Bill Gates'in çocukluğu, eğitimi ve başarısı ile zekâsı, serveti, inançları, sahip oldukları ve alışkanlıkları ortalama bir Amerikalıyla karşılaştırılıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. could be said to be — Dil bilgisi: kişisiz edilgenin güçlü bir yargıyı yumuşattığını anlayın ve makul ama kesin olmayan iddialarda kullanın. 2. skirted around the answer — Deyimsel fiiller: fiziksel hareket değil, doğrudan yanıttan kaçınma anlamını ayırt edin ve mülakat ya da toplantıdaki kaçamak cevapları anlatın. 3. keeps his feet firmly on the ground. — Deyimler: başarıya rağmen gerçekçi ve alçakgönüllü kalma anlamını çıkarın ve gösterişçi olmayan kişiyi betimleyin.

Bu derste

William Henry Gates the 3rd, aka Bill Gates, Kelime

0:00

William Henry Gates III, namıdiğer Bill Gates,

Kelime

aka: başka bir adı tanıtmak

Aka, also known as ifadesinin kısaltmasıdır. Aynı kişi veya şey için kullanılan başka bir adı tanıtır. Burada resmî tam ad William Henry Gates the 3rd ile çok daha yaygın bilinen Bill Gates adını birbirine bağlar. Bu nedenle aka bir bağlayıcıdır; iki adın da parçası değildir. Cümlede eklenen ad çoğu zaman ara bilgi olarak virgüllerle ayrılır: tam ad, aka bilinen ad, ... Bu kalıp, dinleyiciler adlardan yalnızca birini biliyorsa kişiyi hızlı ve etkili biçimde tanıtmayı sağlar.

Alıştırma

Gündelik tanıtımı also known as anlamındaki kısaltmayla tamamlayın: Samuel Clemens, ____ Mark Twain, became a famous American author.

Cevabı göster

aka

currently ranks in first place on the Forbes list

0:03

şu anda Forbes listesinde ilk sırada yer alıyor

of the world's billionaires

0:06

dünyanın milyarderleri arasında,

with an estimated worth of $86.9 billion.

0:07

tahmini 86,9 milyar dolarlık servetiyle.

Nicknamed Trey throughout his early childhood,

0:11

Çocukluğunun ilk yıllarında Trey lakabıyla anılan,

the man who co-founded Microsoft and created the Windows operating system

0:13

Microsoft'un kurucu ortağı ve Windows işletim sisteminin yaratıcısı olan bu adam,

seemed destined as a precocious yet sometimes troubled youth Dilbilgisi

0:17

erken gelişmiş ama zaman zaman sorunlu bir genç olarak kaderinde,

to become a pioneer of computer technology.

0:20

bilgisayar teknolojisinin bir öncüsü olmak var gibi görünüyordu.

Dilbilgisi

seemed destined ... to become: biyografik anlatıda güçlü ön işaret

Temel kalıp özne + seem/seemed destined + to’lu mastardır. Bu kalıp, önceki özellik veya olaylar sonucu güçlü biçimde işaret etmiş gibi anlatır. Bu cümlede anlatıcı geçmişe bakar ve bilgisayar teknolojisinin öncüsü olmanın Gates’in yolu gibi göründüğünü söyler. as a precocious yet sometimes troubled youth ifadesi destined ile to become arasına girmiştir. Bu bölüm çıkarıldığında yapı ortaya çıkar: he seemed destined to become a pioneer. Araya giren ifade yaşam dönemini ve bir betimlemeyi ekler, ancak destined ile to’lu mastar arasındaki bağlantıyı değiştirmez.

Alıştırma

İlk işaretlerin sonraki bir rolü önceden gösterdiğini anlatan kalıbı hangi cümle doğru kullanıyor?

  1. Even as a child, Lina seemed destined becoming an inventor.
  2. Even as a child, Lina seemed destined to become an inventor.
  3. Even as a child, Lina seemed planned to become an inventor.
Cevabı göster

Even as a child, Lina seemed destined to become an inventor.

Gates could be said to be the apotheosis of computer programming, Dilbilgisi

0:23

Gates'in bilgisayar programcılığının zirvesi,

Dilbilgisi

could be said to be: Temkinli bir değerlendirme yapmak

Bu cümlede could be said to be, “makul biçimde ... olarak tanımlanabilir” veya “... olduğu söylenebilir” anlamına gelir. Yazarın güçlü bir değerlendirme yapmasına imkân verirken bunun tartışılmaz bir gerçek değil, bir yorum olduğunu da gösterir. Edilgen ifade kişisizdir; belirli bir konuşmacının sözlerini aktarmamaktadır. Aktarılabilir kalıp, özne + could be said to be + tanımlama biçimindedir ve özellikle temkinli yorumlar ile karşılaştırmalarda kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi dersteki temkinli değerlendirme ifadesiyle tamamlayın: Her debut novel ____ a modern classic.

Cevabı göster

could be said to be

a demigod of geekdom,

0:26

teknoloji meraklılarının yarı tanrısı olduğu söylenebilir,

but what does this prevailing pioneer have in common with us common folks? Kalıp ifadeler

0:27

peki ama bu eşsiz öncünün biz sıradan insanlarla ne gibi ortak noktaları var?

Kalıp ifadeler

have in common with: Ortak özellikleri sormak

Have in common with, bir özne ile başka bir kişi veya şey arasındaki ortak bir özelliği, deneyimi ya da niteliği ifade eder. Bu soruda what, have fiilinin nesnesidir: temel sıra “this pioneer has what in common with us?” biçimindedir ve what cümlenin başına taşınır. Yeniden kullanılabilir biçimler have something in common with someone ve What does X have in common with Y? kalıplarıdır. Bir soruda what ile ifadenin geri kalanı yazıda birbirinden ayrılır, ancak birlikte ortak özelliğin ne olduğunu sorarlar.

Alıştırma

Soruyu dersteki karşılaştırma ifadesiyle tamamlayın: What does this proposal ____ the earlier plan?

Cevabı göster

have in common with

Let us find out.

0:31

Gelin birlikte öğrenelim.

In this episode of the Infographics Show,

0:32

The Infographics Show'un bu bölümünde,

Bill Gates versus the average American.

0:34

Bill Gates ortalama bir Amerikalıya karşı.

Don't forget to subscribe and click the bell button

0:36

Abone olmayı ve zil düğmesine tıklamayı unutmayın

so that you could be part of our notifications squad.

0:38

böylece bildirim ekibimizin bir parçası olabilirsiniz.

Born on October 28th, 1955 in Seattle,

0:41

28 Ekim 1955'te Seattle'da doğan,

baby Bill, the second of three children,

0:44

üç çocuğun ikincisi olan bebek Bill,

weighed in at 9 lb 13 oz. Kalıp ifadeler

0:46

4,45 kg (9 lb 13 oz) ağırlığındaydı.

Kalıp ifadeler

weighed in at + belirli bir ağırlık

Bu cümlede weighed in at, ölçülen bir ağırlığı bildirir: bebek doğduğunda 9 lb 13 oz ağırlığındaydı. Kalıp weigh in at + ölçüm şeklindedir. Bu kalıbı doğum, sporcu tartısı veya ürün açıklaması gibi durumlarda resmî olarak ölçülen ya da dikkat çekici bir ağırlığı belirtirken kullanın. Burada in içeri doğru hareket anlamına gelmez; at ise kaydedilen sayıyı getirir.

Alıştırma

Cümleyi weigh in at kalıbının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: At the clinic, the puppy ____ 12 pounds.

Cevabı göster

weighed in at

This is just over 2 lb above the average weight of an American newborn.

0:48

Bu, Amerikalı bir yenidoğanın ortalama ağırlığının yaklaşık 1 kg (2 lb) üzerindedir.

His father, also named Bill Gates,

0:52

Kendi adını taşıyan babası Bill Gates,

was a successful lawyer and his mother, Mary,

0:54

başarılı bir avukattı ve annesi Mary ise

was a prominent businesswoman.

0:56

önde gelen bir iş kadınıydı.

The Gates ancestry is German, Irish, and Scottish Irish.

0:58

Gates'in soyu Alman, İrlandalı ve İskoç-İrlandalılara dayanıyor.

As a white American,

1:01

Beyaz bir Amerikalı olarak,

Gates belongs to 72.4% of other white Americans

1:02

Gates, diğer beyaz Amerikalıların %72,4'lük dilimine giriyor

that currently make up the US population.

1:05

ki bu oran şu anda ABD nüfusunu oluşturuyor.

His German and Irish ancestry

1:08

Alman ve İrlanda kökeni,

also make him part of the two largest ancestral groups

1:09

aynı zamanda onu en büyük iki etnik grubun bir parçası yapıyor

in America at 17.1% and 12% respectively.

1:12

Amerika'da sırasıyla %17,1 ve %12 oranlarıyla.

Notwithstanding Gates's unarguable status as a superlative genius, Dilbilgisi

1:16

Gates'in üstün bir dahi olduğu tartışılmaz olsa da,

Dilbilgisi

Notwithstanding + bir ad öbeği

Notwithstanding bir ödünleme ilişkisi kurar ve despite ya da in spite of, yani “-e rağmen” anlamına gelir. Burada önce Gates'in olağanüstü bir dâhi olarak tartışmasız konumunu kabul eder, ardından buna zıt bir noktanın geleceğini bildirir. Bu konumu inkâr etmez. Bu kullanımda notwithstanding bir edattır ve ardından Gates's unarguable status... ad öbeği gelir. Yeniden kullanılabilir kalıp Notwithstanding + ad öbeği, ana cümle şeklindedir.

Alıştırma

Hangi cümlede notwithstanding bir ad öbeğinden önce gelen edat olarak doğru kullanılmıştır?

  1. Although the delay, the show began.
  2. Notwithstanding was the delay, the show began.
  3. Notwithstanding the delay, the show began.
Cevabı göster

Notwithstanding the delay, the show began.

the parts of his body outside of his brain are very much average.

1:19

vücudunun beyni dışındaki kısımları oldukça sıradandır.

Gates stands at 5 ft 9 and a half inches,

1:23

Gates'in boyu yaklaşık 1,76 metredir (5 ft 9,5 inç),

which is just above the American average for a man.

1:25

bu da Amerikalı bir erkeğin ortalamasının biraz üzerindedir.

His figure is on the slight side Deyimler

1:27

Vücut yapısı biraz zayıf sayılır

Deyimler

on the slight side: biraz ince yapılı

On the slight side, “biraz ince ya da narin yapılı” demektir. Burada slight, ince ve hafif bir vücut yapısını anlatır; “küçük bir hata” ya da “önemsiz bir sorun” anlamına gelmez. on the + sıfat + side kalıbı, bir özelliği kesin bir gerçek olarak değil, belirli bir yöne eğilim olarak sunar. “Biraz” veya “oldukça” demeye benzer biçimde anlatımı yumuşatır.

Alıştırma

Cümleyi slight ile kurulan yumuşatma kalıbıyla tamamlayın: His build is ____.

Cevabı göster

on the slight side

with him weighing in at around 141 lb.

1:29

ve ağırlığı 64 kg (141 lb) civarındadır.

The average weight for an American male

1:32

Amerikalı bir erkeğin ortalama ağırlığı

is somewhere between 167 lb and 185 lb.

1:33

75 kg ile 84 kg (167-185 lb) arasındadır.

Although according to normal weight range ratios,

1:37

Yine de normal kilo aralığı oranlarına göre,

Mr. Gates can feel assured that he fits snugly

1:39

Bay Gates tam olarak uyduğundan emin olabilir

within the parameters of what is considered a safe weight. Kalıp ifadeler

1:41

güvenli bir kilo olarak kabul edilen parametrelere.

Kalıp ifadeler

within the parameters of: belirlenmiş sınırlar içinde

Within the parameters of, “bir şeyin belirlediği sınırların veya ölçütlerin içinde” demektir. Burada parameters, neyin güvenli kilo sayılacağını belirlemek için kullanılan sınırları ifade eder; matematik formülündeki değişkenler anlamına gelmez. Fits snugly within, kilosunun bu sınırların rahat ve açık biçimde içinde kaldığı anlamını ekler. Aynı ifade başka bağlamlarda bir planın, eylemin veya sonucun belirtilmiş kural ya da koşullara uyduğunu gösterebilir.

Alıştırma

Cümleyi within the parameters of ile tamamlayın: The proposal stays ____ the grant program.

Cevabı göster

within the parameters of

With light brown hair, blue eyes, and size 9 shoes,

1:44

Açık kahverengi saçları, mavi gözleri ve 9 numara ayakkabısıyla,

Gates has the most common hair color in the USA

1:47

Gates, ABD'deki en yaygın saç rengine

and the second most common eye color.

1:49

ve en yaygın ikinci göz rengine sahip.

He also departs from the average man regarding shoe size

1:51

Ayakkabı numarası konusunda da ortalama erkekten ayrılıyor,

with size 10 being the median for an American male.

1:53

çünkü Amerikalı bir erkeğin ortalaması 10 numaradır.

Where Bill Gates overrides his rather normal physical characteristics Dilbilgisi

1:56

Bill Gates'in oldukça normal fiziksel özelliklerini aştığı yer ise

is in the realm of his intelligence.

1:59

zekasının sınırlarıdır.

Dilbilgisi

Where ... is in ...: soyut bir boyuta odaklanma

Baştaki where yan cümleciği, "Where Bill Gates overrides his rather normal physical characteristics," özne görevindedir. Buradaki where soyut bir anlam taşır: fiziksel bir yer veya konum sorusu değil, "hangi açıdan ya da alanda" demektir. Where X differs or stands out is in Y kalıbı, ana bilgiyi is sözcüğünden sonrasına bırakır. Önce genel bir karşılaştırma kurar, ardından dikkati belirleyici boyuta yöneltir. Bu cümlede o boyut, Gates'in zekâsıdır.

Alıştırma

Soyut bir boyuta odaklanan yapıyı tek sözcükle tamamlayın: ____ this laptop stands out is in its battery life.

Cevabı göster

Where

While Gates's IQ has been a matter of debate, Kalıp ifadeler

2:01

Gates'in IQ'su bir tartışma konusu olsa da,

Kalıp ifadeler

a matter of debate: kesinleşmemiş bir mesele

A matter of debate olan bir konu, insanlar aynı fikirde olmadığı için tartışmalıdır veya henüz kesinleşmemiştir. Burada Gates'in IQ değerinin tam olarak kaç olduğu konusunda genel kabul gören bir cevap bulunmadığını belirtir. Matter, mesele veya konu anlamına gelir; debate ise anlaşmazlık ya da tartışmayı ifade eder. Bu ifade, resmî bir münazara etkinliğinin planlandığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Cevabın kesinleşmediğini göstermek için hedef ifadeyi kullanın: The cause of the sudden drop remains ____.

Cevabı göster

a matter of debate

it's thought to be in the region of 160. Kalıp ifadeler

2:03

160 civarında olduğu düşünülmektedir.

Kalıp ifadeler

in the region of + sayı: yaklaşık değer

Bu cümlede in the region of, 160'tan önce gelir ve bu sayının bir tahmin olduğunu gösterir: değerin kesin veya resmen doğrulanmış değil, yaklaşık 160 olduğu düşünülmektedir. Buradaki region coğrafi bir bölge anlamına gelmez. Mevcut bilgiler kesin bir değer yerine yalnızca kabaca bir sayı vermeyi mümkün kıldığında in the region of + sayı, miktar veya ölçüm kalıbını kullanın.

Alıştırma

Cümleyi region içeren ve yaklaşık anlamına gelen dört sözcüklü resmî ifadeyle tamamlayın: The repairs are expected to cost ____ $20,000, but the final quote is not ready.

Cevabı göster

in the region of

Gates, however, has never confirmed this publicly.

2:06

Ancak Gates bunu hiçbir zaman kamuoyuna doğrulamadı.

When asked by NDTV in 2012 what his IQ was,

2:08

2012'de NDTV tarafından IQ'sunun kaç olduğu sorulduğunda,

he skirted around the answer stating, Öbek fiiller

2:11

cevabı geçiştirerek şunları söyledi,

Öbek fiiller

skirted around the answer: doğrudan yanıttan kaçınmak

Burada skirted around the answer, ilgili bir şeyler söylerken doğrudan yanıt vermekten kaçındığı anlamına gelir. skirt fiilinin bir şeyin kenarından dolaşmak şeklindeki hareket anlamı mecazi olarak kullanılır: konuşmacı konuya yakın kalır ama konunun merkezini ele almaz. Aktarılabilir kalıp skirt around + soru, mesele, konu veya yanıt şeklindedir. Genellikle birinin ana noktayı ele almadan çevresindeki ayrıntılardan söz ettiğini düşündürür.

Alıştırma

Bir basın toplantısında belediye başkanı ilgili gerçeklerden söz ediyor ama hiçbir zaman doğrudan yanıt vermiyor. Olanları en iyi hangi cümle anlatır?

  1. The mayor gave a precise answer.
  2. The mayor skirted around the answer.
  3. The mayor asked for the question to be repeated.
Cevabı göster

The mayor skirted around the answer.

"I did well" when he took IQ tests adding,

2:13

IQ testlerine girdiğinde "İyi bir sonuç aldım" dedi ve ekledi,

"I'm good at those goofy questions."

2:15

"O şapşal sorularda iyiyimdir."

But just for fun, let's say Gates's IQ is 160.

2:17

Ama sadece eğlence olsun diye Gates'in IQ'sunun 160 olduğunu varsayalım.

That would put him way above the average American of 98.

2:20

Bu onu 98 olan ortalama bir Amerikalının çok üzerine çıkarır.

It would also secure him a place in the world's high IQ society Kalıp ifadeler

2:23

Ayrıca dünyanın yüksek IQ'lu toplumunda ona bir yer sağlardı,

Kalıp ifadeler

secure him a place: onun bir yer edinmesini sağlamak

Bu cümlede secure, birinin bir yer, konum veya yeterlilik elde etmesini garanti etmek anlamına gelir. Burada onu korumaktan ya da bir şeyi fiziksel olarak sabitlemekten söz edilmez. Yapı secure + kişi + a place şeklindedir: secure him a place. Kişi sonucu alan kişidir; a place ise elde edilen şeyi belirtir. Bu ifade, puanın bu sonucu güvence altına alacağını vurgular.

Alıştırma

secure + kişi + a place yapısını kullanarak cümleyi tamamlayın: The scholarship could ____ in the summer program.

Cevabı göster

secure him a place

putting him in the 99.99th percentile of eggheads. Kelime

2:26

ve onu dâhilerin yüzde 99,99'luk dilimine yerleştirirdi.

Kelime

eggheads: çok zeki insanlar için gayriresmî bir ifade

Eggheads, egghead kelimesinin çoğuludur; çok zeki ve genellikle kitaplara ya da akademik çalışmalara düşkün kişiler için kullanılan gayriresmî bir sözdür. Kelime, kafaların gerçekten yumurta şeklinde olduğu anlamına gelmez. Burada 99,99. yüzdelik dilim iddiasının abartılı olması eggheads kelimesine şakacı bir hava verir. Konuşmacı onu son derece zeki insanların arasına yerleştirirken bu lakapla resmî bir değerlendirme değil, medyaya özgü hafif alaycı bir ton ekler.

Alıştırma

Yargı: Bir profesöre yazılan resmî bir mektupta birine egghead demek, zekâsını övmenin güvenli ve tarafsız bir yoludur.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

Not surprisingly then, we learn that at his school, Lakeside Prep, Anlatım akışı

2:30

O halde, Lakeside Prep adlı okulunda şaşırtıcı olmayan bir şekilde şunu öğreniyoruz ki,

Anlatım akışı

Mantıksal bir köprü olarak Not surprisingly then,

Not surprisingly, sıradaki olgunun önceki bilgilerin oluşturduğu beklentiyle uyumlu olduğunu gösterir. Buradaki then, zaman sırasındaki “sonra” değil, “durum böyleyse” veya “bu nedenle” anlamındadır. İfadenin tamamı bir söylem belirteci olarak çalışır: Önceki yargıya dönüp onu destekleyen bir kanıtı tanıtır. Böylece açıklama kesintisiz bir akıl yürütme çizgisi hâline gelir.

Alıştırma

Hangi cümlede then, örnektekiyle aynı mantıksal işlevde kullanılmıştır?

  1. She had trained every day. Not surprisingly then, she won the race.
  2. We ate dinner, and then we watched a movie.
  3. Back then, computers filled entire rooms.
Cevabı göster

She had trained every day. Not surprisingly then, she won the race.

he used what was then considered a far-out machine Kelime

2:33

o zamanlar çok gelişmiş kabul edilen bir makineyi kullanarak

to create a computer versus human game of tic-tac-toe.

2:35

insana karşı bilgisayar temelli bir XOX (tic-tac-toe) oyunu yaratmıştı.

Kelime

far-out machine: geleceğin teknolojisi için retro argo

far-out machine ifadesindeki far-out, son derece alışılmadık, geleceğe dönük veya şaşırtıcı anlamına gelen, dönemsel renk taşıyan gündelik bir sıfattır. Makinenin nerede bulunduğunu değil, o dönemde insanlara nasıl göründüğünü anlatır. what was then considered yan cümlesi bu değerlendirmeyi geçmişe yerleştirir: O dönemin ölçütlerine göre makine alışılmadık derecede ileri görünüyordu.

Alıştırma

Bu tarihsel bağlamda far-out machine ifadesine en uygun açıklama hangisidir?

  1. Çok uzak bir yerde bulunan bir makine.
  2. Yalnızca uzay yolculuğu için kullanılan bir makine.
  3. O dönemde olağanüstü ölçüde geleceğe dönük veya şaşırtıcı görünen bir makine.
Cevabı göster

O dönemde olağanüstü ölçüde geleceğe dönük veya şaşırtıcı görünen bir makine.

The school was so impressed they allowed Dilbilgisi

2:38

Okul bundan o kadar etkilendi ki, ona

him to write the code for scheduling classes.

2:39

ders programlarını hazırlayan kodu yazma izni verdiler.

Dilbilgisi

so + sıfat + (that) + sonuç cümleciği

so + sıfat + (that) + cümlecik yapısı, bir niteliğin çok yüksek bir dereceye ulaştığını ve bunun bir sonuca yol açtığını gösterir. Bu cümlede okul çok etkilenmiş ve bu tepki, onun ders programı kodunu yazmasına izin verme kararına yol açmıştır. That sonuç cümleciğini başlatır, ancak özellikle konuşmada ve hızlı ilerleyen anlatılarda atılabilir. Bu nedenle so impressed they allowed..., so impressed that they allowed... ile aynı anlama gelir; birbiriyle ilgisiz iki eylem anlatmaz.

Alıştırma

Hangi cümle, zorluk derecesinin yüksek olmasının bir sonuca yol açtığını doğru biçimde gösterir?

  1. The puzzle was difficult so that we needed a hint.
  2. The puzzle was so difficult that we needed a hint.
  3. The puzzle was so that difficult we needed a hint.
Cevabı göster

The puzzle was so difficult that we needed a hint.

Gates, a rebellious iconoclast from a young age,

2:42

Genç yaşından itibaren isyankar ve yenilikçi biri olan Gates'in,

then was said to have written the code

2:44

daha sonra o kodu

so that he was put in classes with a disproportionate number of interesting girls.

2:45

ilgi çekici kızların orantısız derecede fazla olduğu sınıflara düşmek için yazdığı söylendi.

This went against averageness in every way as in those days

2:49

Bu, o günlerde her yönüyle sıradanlığa aykırıydı,

not only was kids writing code unbelievable, Dilbilgisi

2:52

sadece çocukların kod yazması inanılmaz olmakla kalmıyor,

but most humans didn't know what computer code was.

2:55

aynı zamanda çoğu insan bilgisayar kodunun ne olduğunu bile bilmiyordu.

Dilbilgisi

not only ... but ... ile güçlü ekleme ve devrik yapı

not only ... but ... çifti iki olguyu birbirine bağlar ve ikinci olguyu eklenen, çoğu zaman daha güçlü bir nokta olarak sunar. Burada çocukların kod yazması zaten inanılmazdı; but cümleciği daha ileri giderek çoğu insanın bilgisayar kodunun ne olduğunu bile bilmediğini söyler. İkinci bölüm çoğunlukla but also ile başlar; ekleme anlamı burada olduğu gibi zaten açıksa also atılabilir. Not only bir cümleciği baştan tanıttığında devrik yapı oluşturur: fiil veya yardımcı fiil özneden önce gelir. not only was kids writing code unbelievable ifadesinde -ing cümleciği kids writing code bütünüyle öznedir ve tek bir faaliyet olarak değerlendirilir; bu yüzden tekil was kullanılır. not only özne ve fiilden sonra gelirse normal sözcük sırası korunur.

Alıştırma

Hangi cümle, cümlecik başındaki Not only yapısını doğru kullanır?

  1. Not only the museum was free, but it also stayed open late.
  2. Not only was free the museum, but it also stayed open late.
  3. Not only was the museum free, but it also stayed open late.
Cevabı göster

Not only was the museum free, but it also stayed open late.

He made $4,200 from the school for his first computer program

2:57

Sadece 17 yaşındayken yaptığı ilk bilgisayar programı için

when he was just 17.

3:00

okuldan 4.200 dolar kazandı.

That was in 1972

3:02

Yıl 1972'ydi ve

when the average yearly American wage was $7,133.

3:03

o dönemde Amerikalıların ortalama yıllık ücreti 7.133 dolardı.

He also got banned from programming at school Dilbilgisi

3:07

Ayrıca okulda programlama yapması yasaklandı,

Dilbilgisi

got banned from programming: get edilgeni + banned from -ing

“Got banned”, konuşma dilinde kullanılan bir get edilgenidir: özne yasağı koyan değil, yasağa maruz kalan kişidir. “Was banned” ile karşılaştırıldığında, yasaklanma olayına veya bunun sonucunda oluşan durum değişikliğine biraz daha fazla vurgu yapar. Gerekli yapı “ban someone from something/doing something” şeklindedir. Buradaki “from programming”, artık yapmasına izin verilmeyen etkinliği belirtir; “from”dan sonra isim ya da -ing biçimi gelir, mastar veya fiilin yalın hâli gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “ban” fiilinin konuşma dilindeki get edilgeniyle tamamlayın: After repeatedly breaking the lab rules, Maya ____ using the school computers for a month.

Cevabı göster

got banned from

with his friend and co-founder of Microsoft, Paul Allen,

3:09

arkadaşı ve Microsoft'un kurucu ortağı Paul Allen ile birlikte,

as the two had exploited the code to get more computer time. Kelime

3:12

çünkü ikisi daha fazla bilgisayar süresi elde etmek için sistemi istismar etmişti.

Kelime

exploited the code: teknik bir zayıflığın kötüye kullanılması

Bu teknik bağlamda “exploited the code”, avantaj elde etmek için yazılımdaki bir zayıflığın veya amaçlanmamış davranışın kasıtlı olarak kullanıldığı anlamına gelir; burada elde edilen avantaj daha fazla bilgisayar süresidir. Bu, yalnızca “used the code” demenin başka bir yolu değildir. Siber güvenlik ve teknoloji haberlerinde “exploit”, çoğu zaman izinsiz ve olumsuz bir anlamla bir güvenlik açığından yararlanmayı anlatan bir fiil olabilir. Nesnesi, zayıflığı kötüye kullanılan bir bug, flaw, vulnerability, system veya code olabilir.

Alıştırma

Birinin erişim elde etmek için yazılımdaki bir zayıflığı kasıtlı olarak kötüye kullandığını en iyi anlatan cümle hangisidir?

  1. They exploited a flaw in the login code to gain unauthorized access.
  2. They used the login code exactly as the guide instructed.
  3. They rewrote the login code to improve its readability.
Cevabı göster

They exploited a flaw in the login code to gain unauthorized access.

In spite of his disregard for school rules, Dilbilgisi

3:15

Okul kurallarını hiçe saymasına rağmen,

Gates did remarkably well on his SATs,

3:17

Gates, SAT sınavlarında dikkate değer bir başarı göstererek

scoring a 1590 out of 1600.

3:19

1600 üzerinden 1590 puan aldı.

Dilbilgisi

Ödünleme için In spite of + isim öbeği

In spite of bir ödünleme ilişkisi kurar: Ardından gelen durum bir beklenti yaratır, ancak ana sonuç bu beklentiyle çelişir. Burada okul kurallarını önemsememesi düşük bir akademik performans beklentisi yaratabilirken cümle son derece yüksek bir SAT puanı bildirir. Dil bilgisi bakımından ardından bir isim öbeği gelir: in spite of + his disregard for school rules. Tam bir yan cümle kullanmak için in spite of the fact that he disregarded school rules denir; he disregarded ifadesi doğrudan of sonrasına getirilemez.

Alıştırma

Cümleyi dersteki üç sözcüklü edat öbeğiyle tamamlayın: ____ the heavy traffic, we arrived on time.

Cevabı göster

In spite of

This put him in the 99th percentile of test takers

3:22

Bu onu sınava girenlerin yüzde 99'luk dilimine yerleştirdi

with only 1,149 other students from 1.67 million testers

3:24

ve 1,67 milyon katılımcı arasından sadece 1.149 öğrenci

being able to do as well as he did. Dilbilgisi

3:28

onun kadar başarılı olabildi.

Dilbilgisi

do as well as he did: eşit performans ve did ile ikame

do as well as he did kalıbı iki performans düzeyini karşılaştırır ve bunları eşit gösterir. Well, birinin bir işi nasıl yaptığını ya da nasıl performans gösterdiğini açıklayan bir zarftır; ikinci as ise ölçüt olan kişiyi ve yan cümleyi getirir. Did, daha önce anlaşılmış olan geçmiş zamanlı do well on the SATs yükleminin yerini alır; ayrı bir eylem eklemez. Yardımcı fiille yapılan bu ikame, tekrarı önler. İkame biçimini zamana ve özneye uydurun: şimdiki zamanda üçüncü tekil şahıs için does, geçmiş için did, gelecekteki karşılaştırma için will kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi dersteki eşit performans kalıbıyla ve tekrarlanan eylemin geçmiş zaman ikamesiyle tamamlayın: Maya hoped to perform ____ her sister ____ last year.

Cevabı göster

as well as · did

Incidentally, his good friend Paul Allen Anlatım akışı

3:30

Bu arada, iyi arkadaşı Paul Allen

and future business partner did even better,

3:32

ve gelecekteki iş ortağı daha da iyisini yaparak,

attaining a perfect score.

3:34

mükemmel bir puan elde etti.

Anlatım akışı

Incidentally: yan bilgi belirteci

Incidentally, ana noktayı değil, konuyla ilgili fakat ikincil bir bilgiyi tanıtan bir söylem belirtecidir. Burada anlatıcı, ana konu Gates'in SAT sonucu iken Paul Allen hakkında kısa bir bilgi ekler. Bu sözcük, konuşanın bilgiyi nasıl düzenlediğini gösterir; Allen'ın puanının kazara veya bir tesadüf sonucunda alındığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Herhangi bir şeyin tesadüfen gerçekleştiğini söylemeden, konuyla ilgili bir yan bilgi ekleyen başlangıç sözcüğü hangisidir?

  1. Coincidentally
  2. Accidentally
  3. Incidentally
Cevabı göster

Incidentally

On seeing the young Gates's proclivity for programming, Kalıp ifadeler

3:36

Genç Gates'in programlamaya olan yatkınlığı görülünce,

Kalıp ifadeler

proclivity for programming: programlamaya doğal eğilim

proclivity for programming ad öbeği, programlamadan hoşlanmaya veya onu seçmeye yönelik güçlü ve doğal bir eğilim anlamına gelir. Proclivity sözcüğünden sonra for ile bir ad ya da -ing biçimi gelir: a proclivity for puzzles; a proclivity for taking risks. Bu cümlede Gates'in genç yaşta programlamaya duyduğu eğilimi gösterir. Sözcüğün kendisi bir tercihi veya tekrarlanan eğilimi anlatır; kanıtlanmış beceriyi anlatmaz.

Alıştırma

Hangi cümle Lina'nın bunu yapma becerisine sahip olduğunu değil, doğal olarak her şeyi planlama eğiliminde olduğunu söyler?

  1. Lina has permission to plan everything.
  2. Lina has a proclivity for planning everything.
  3. Lina has an aptitude for planning everything.
Cevabı göster

Lina has a proclivity for planning everything.

he was granted a place at Ivy League Harvard University. Kalıp ifadeler

3:38

Ivy League okullarından Harvard Üniversitesi'ne kabul edildi.

Kalıp ifadeler

be granted a place at a university: üniversiteye resmen kabul edilmek

Bu cümlede was granted a place at, Harvard’ın onu resmî olarak kabul ettiği anlamına gelir. Grant burada bir fiildir; a place ise fiziksel bir koltuk ya da yer değil, kayıt olma hakkı veya kontenjan anlamındadır. Edilgen yapı be granted a place, kabulü bir kurumun karar verdikten sonra sağladığı bir hak olarak sunar. Günlük get into ifadesine göre kurumun resmî kararını daha fazla öne çıkarır.

Alıştırma

Örnekteki “was granted a place at Harvard University” ne anlama gelir?

  1. Harvard ona öğrenim ücreti için para verdi.
  2. Harvard onu resmî olarak kabul etti.
  3. Harvard ona fiziksel bir koltuk ayırdı.
Cevabı göster

Harvard onu resmî olarak kabul etti.

As of 2013, 65.9% of Americans achieve entrance at university level.

3:41

2013 yılı itibarıyla, Amerikalıların %65,9'u üniversite düzeyinde eğitime geçiş yapmaktadır.

Getting into Harvard, however,

3:46

Ancak Harvard'a girmek,

is no easy feat with the admission rate for 2020 standing at 5.22%. Deyimler

3:47

2020 yılındaki %5,22'lik kabul oranıyla hiç de kolay bir başarı değil.

Deyimler

is no easy feat: zor bir başarı

is no easy feat ifadesinde feat, gerçek beceri, çaba veya kararlılık gerektiren bir başarı ya da görev anlamına gelir. İfadenin tamamı “başarması çok zordur” demektir ve başarılı olmanın etkileyici olduğunu da düşündürür. no + sıfat + isim kalıbı, olumsuz biçimle güçlü bir vurgu oluşturur. Burada no easy feat, yalnızca very difficult demekten daha özenli ve başarının değerine daha fazla odaklıdır.

Alıştırma

Cümleyi “başarması çok zor” anlamındaki üç sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: Completing the hike before dark was ____; the trail was steep and icy.

Cevabı göster

no easy feat

This didn't seem to have much impact on our young soon-to-be entrepreneur,

3:52

Bunun genç girişimci adayımız üzerinde pek bir etkisi olmamış gibiydi,

who dropped out of Harvard

3:55

çünkü o, Harvard'ı bıraktı

to devote himself to what would become one of the world's most recognizable corporations. Kalıp ifadeler

3:56

ve kendini dünyanın en tanınmış şirketlerinden biri olacak şeye adadı.

Kalıp ifadeler

devote himself to: kendini bütünüyle bir şeye adamak

Bu cümlede devote himself to, kişinin zamanının, enerjisinin veya yaşamının büyük bölümünü ciddi bir amaca adaması demektir. Tek seferlik bir eylemden çok uzun süreli bağlılık anlatır. Yapı devote + dönüşlülük zamiri + to + isim veya fiilin -ing biçimidir. Burada what would become ... ifadesi, to edatının nesnesi olan bir isim cümleciğidir. Bu to, mastar işareti değil bir edattır.

Alıştırma

Hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın ve dönüşlülük zamirini Daniel’a uyarlayın: After graduation, Daniel decided to ____ developing clean-water technology.

Cevabı göster

devote himself to

Dropping out of university in the USA

4:00

ABD'de üniversiteyi bırakmak,

is perhaps more common than you may have thought

4:02

belki de sandığınızdan daha yaygındır,

with more than half of enrolled university students

4:04

üniversiteye kayıtlı öğrencilerin yarısından fazlası,

deciding not to finish their degree

4:06

diplomalarını bitirmemeye karar veriyor,

in one sitting at least. Deyimler

4:08

en azından tek seferde.

Deyimler

in one sitting: tek bir kesintisiz oturumda

In one sitting, önemli bir ara vermeden tek ve kesintisiz bir oturum içinde demektir. Bir kitabı, filmi, yemeği, sınavı veya görevi tek seferde bitirmeyi anlatmak için sık kullanılır. Burada sitting mecazidir: bir üniversite derecesi yıllar sürdüğü için ifade, kesintisiz bir kayıt dönemini tek bir oturum gibi ele alır. Fiziksel olarak sürekli oturmak anlamına gelmez ve tek başına üniversiteyi sonsuza kadar bırakmak demek değildir.

Alıştırma

Kesintisiz tek bir oturum sırasında anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: The documentary was so engaging that we watched all four episodes ____.

Cevabı göster

in one sitting

When Gates and Allen started Microsoft in 1975,

4:10

Gates ve Allen 1975'te Microsoft'u kurduğunda,

Gates was just 20 years old.

4:13

Gates henüz 20 yaşındaydı.

While the tech industry is renowned for some of its most successful entrepreneurs

4:14

Teknoloji sektörü en başarılı bazı girişimcilerinin

to have started young,

4:17

işe genç yaşta başlamasıyla ün salmış olsa da,

this is still today a fairly ripe age to start a company.

4:18

bu bugün bile bir şirket kurmak için oldukça olgun bir yaştır.

While today we don't associate Bill Gates with a devil-may-care reckless attitude, Kelime

4:22

Bugün Bill Gates'i umursamaz ve pervasız bir tavırla bağdaştırmasak da,

Kelime

devil-may-care: sonuçları umursamayan cesaret

Devil-may-care, tehlikeyi, kuralları veya sonuçları cesurca umursamamak anlamına gelen bileşik bir sıfattır. Burada tavrı pervasız olarak anlatır; gerçek anlamda şeytanla ilgisi yoktur. Bu ifade birini özgür ruhlu ve kendine güvenli ya da dikkatsiz ve sorumsuz gösterebilir. Hangi tonun daha güçlü olduğunu bağlam belirler.

Alıştırma

Rina tehlikeli bir gösteriye devil-may-care bir yaklaşımla girişiyor. Bu neyi düşündürür?

  1. Önce olası her tehlikeyi dikkatle kontrol eder.
  2. Ceza almaktan korktuğu için harekete geçmeyi reddeder.
  3. Cesurca davranır ve riskleri umursamıyor gibi görünür.
Cevabı göster

Cesurca davranır ve riskleri umursamıyor gibi görünür.

two years after leaving Harvard

4:25

Harvard'dan ayrıldıktan iki yıl sonra,

the young man was arrested for driving without a license

4:26

bu genç adam ehliyetsiz araç kullanmaktan tutuklandı

and speeding and two years later arrested again for driving without a license

4:29

ve aşırı hız yapmaktan; iki yıl sonra ise tekrar ehliyetsiz araç kullanmaktan

and not stopping at a stop sign.

4:32

ve dur levhasında durmamaktan tutuklandı.

He joins one in three Americans that have a police record.

4:34

Böylece polis kaydı olan her üç Amerikalıdan birinin arasına katılmış oldu.

Aside from his brushes with the law, Deyimler

4:37

Kanunlarla olan bu sürtüşmelerinin yanı sıra,

Gates was making hay while most of the world wasn't even aware the sun was shining Deyimler

4:38

Gates, dünyanın geri kalanı güneşin parladığının bile farkında değilken samanını yapıyordu (fırsatları değerlendiriyordu)

on a place we now know as Silicon Valley.

4:42

bugün Silikon Vadisi olarak bildiğimiz yerde.

Deyimler

brushes with the law: kısa süreli hukuki sorunlar

Brushes with the law, a brush with the law ifadesinin çoğuludur. Bu deyim, polisle kısa karşılaşmaları veya çoğu zaman nispeten küçük hukuki sorunları anlatır. Burada bu tür birkaç olayı, onları ağır suçlar gibi göstermeden bir arada ifade eder. Deyim yalnızca bir temas veya sorun bildirir; nihai hukuki sonucu bildirmez. A brush with the law, tek başına birinin suçlandığı veya hüküm giydiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Leo küçük bir olaydan sonra polis tarafından sorgulandı, ancak burada hüküm giydiği söylenmiyor. Hangi cümle bunu en doğru şekilde aktarır?

  1. Leo received a criminal conviction.
  2. Leo was proven innocent in court.
  3. Leo had a brush with the law.
Cevabı göster

Leo had a brush with the law.

Deyimler

making hay while ... the sun was shining: yeniden şekillendirilmiş bir deyim

Bu cümle, koşullar elverişliyken harekete geçip avantaj elde etmek anlamındaki “make hay while the sun shines” deyimini yeniden şekillendirir. Buradaki kullanım mecazidir: “sun” hava durumunu değil değerli bir teknoloji fırsatını, “making hay” ise bu fırsatı etkili biçimde değerlendirmeyi anlatır. Anlatıcı bilinen ifadeyi bölüp genişletir: “Gates was making hay while ... the sun was shining on ... Silicon Valley.” Böylece hem Gates'in erken harekete geçtiğini hem de insanların çoğunun fırsatı henüz fark etmediğini gösterir. Tanıdık bir deyim bu şekilde uzatıldığında, kalıbın bire bir aynı hâlini aramak yerine tüm cümleye yayılan imgeyi takip edin.

Alıştırma

Bu cümlede yeniden şekillendirilmiş saman ve güneş imgesi ne anlama geliyor?

  1. Silikon Vadisi'nde hava fazla güneşli olduğu için Gates çalışmayı bıraktı.
  2. Gates, dünyanın geri kalanı fırsatı anlayana kadar bekledi.
  3. Gates erken harekete geçti ve çoğu kişinin fark etmediği bir fırsattan yararlandı.
Cevabı göster

Gates erken harekete geçti ve çoğu kişinin fark etmediği bir fırsattan yararlandı.

Gates built IBM's MS-DOS operating system in the early '80s,

4:44

Gates 80'lerin başında IBM'in MS-DOS işletim sistemini kurarak,

giving him his first windfall of $50,000,

4:48

kendisine 50.000 dolarlık ilk büyük kazancını sağladı,

a measly sum in retrospect considering what was about to happen. Anlatım akışı

4:50

olacaklar göz önüne alındığında, geriye dönüp bakıldığında bu çok cüzi bir miktardı.

Anlatım akışı

in retrospect: geçmişi sonradan edinilen bilgiyle değerlendirmek

“In retrospect”, değerlendirmenin sonuç bilindikten sonra, daha sonraki bir zamanda yapıldığını okuyucuya bildirir. Cümleyi iki bakış açısına göre düzenler: 50.000 dolar o zaman onun ilk beklenmedik kazancıydı, fakat sonrasında yaşananlar ışığında bakıldığında “önemsiz” görünür. Sonradan edinilen bilgiyle geriye bakıldığını açıkça belirtmek için bu ifadeyi kullanın. Böylece daha sonraki bir değerlendirme, kişinin olayın yaşandığı anda düşündüğü şeyle karıştırılmaz.

Alıştırma

Sonuç bilindikten sonra yapılan bir değerlendirmeyi hangi ifade doğru biçimde belirtir?

  1. In retrospect
  2. From now on
  3. At the time
Cevabı göster

In retrospect

He held onto the copyright of the software Öbek fiiller

4:54

Yazılımın telif hakkını elinde tuttu

and when PCs started becoming a feature in households all over the world,

4:56

ve bilgisayarlar tüm dünyadaki evlerin bir parçası olmaya başladığında,

the Microsoft empire is on its way to becoming a technology monopoly. Dilbilgisi

4:59

Microsoft imparatorluğu teknoloji tekeli olma yolunda ilerliyordu.

Öbek fiiller

held onto the copyright: telif hakkını elinde tutmak

Bu cümlede held onto, “fiziksel olarak sıkıca tuttu” değil, “mülkiyetini veya denetimini korudu” anlamına gelir. Nesne olan copyright yasal bir haktır; dolayısıyla bu hakkı devretmediğini veya bırakmadığını anlatır. hold onto öbek fiili, fiziksel nesnelerin yanı sıra haklar, varlıklar, kayıtlar ve fırsatlar gibi soyut şeyler için de kullanılabilir. Temel fikir, kaybedilebilecek veya devredilebilecek bir şeyi elinde tutmaya ya da denetlemeye devam etmektir.

Alıştırma

Cümleyi “devretmek yerine yasal mülkiyeti korudu” anlamındaki vurgulanan öbek fiille tamamlayın: The developer ____ the copyright after licensing the app.

Cevabı göster

held onto

Dilbilgisi

is on its way to becoming: olma yolunda ilerlemek

Is on its way to becoming, Microsoft imparatorluğunu becoming sözcüğünden sonra belirtilen duruma doğru aşamalı bir değişim sürecine çoktan girmiş olarak sunar. Yalnızca bağımsız bir tahmin değil, güncel olaylarla desteklenen gelişmekte olan bir yönelim bildirir. Kalıp be + on + iyelik belirleyicisi + way + to + -ing biçimi veya isim şeklindedir. Burada to bir edattır; bu yüzden becoming doğrudur, become ise bu kalıba uymaz. İfade yön ve kanıt belirtir, ancak nihai sonucu garanti etmez.

Alıştırma

Aşamalı bir değişimin çoktan başladığını göstermek için cümleyi vurgulanan yapıyla tamamlayın: Based on its recent growth, the small studio ____ a major publisher.

Cevabı göster

is on its way to becoming

Soon after Microsoft created its first Windows operating system in 1985,

5:03

Microsoft 1985'te ilk Windows işletim sistemini yarattıktan kısa bir süre sonra,

90% of PCs worldwide would be running it. Dilbilgisi

5:07

dünya çapındaki bilgisayarların %90'ı bu sistemi kullanacaktı.

Dilbilgisi

would be running it: geçmişten bakılan gelecek

Burada would, 1985'teki geçmiş referans noktasından bakıldığında gelecekte olan bir zamanı gösterir. Anlatıcı, hikâyeyi aktarırken sonucu zaten biliyor olsa da o yıldan daha sonra gerçekleşen olaylara doğru bakar. Be running, sonraki durumu devam etmekte olan bir hâl olarak sunar: daha sonraki o aşamada bilgisayarların %90'ı Windows kullanıyordu. Bu, geçmişe göre gelecektir; istek bildirmez ve gerçek dışı bir koşulun sonucu değildir.

Alıştırma

Geçmişe göre gelecek ve devam eden bir etkinlik kullanarak tarihsel anlatımı tamamlayın: In 2005, the founders launched the site. Within a decade, millions of people ____ it every day.

Cevabı göster

would be using

Still,

5:09

Yine de,

it's thought that only about 8% of American households

5:10

o zamanlar Amerikan hanelerinin sadece yaklaşık %8'inin

had a PC back then.

5:12

bir bilgisayara sahip olduğu düşünülüyor.

Windows 1.0 was $99 and it would make Gates a small fortune. Deyimler

5:14

Windows 1.0, 99 dolardı ve Gates'e küçük bir servet kazandıracaktı.

Deyimler

a small fortune: hatırı sayılır miktarda para

a small fortune ifadesinin tamamı, şaşırtıcı derecede büyük veya hatırı sayılır miktarda para anlamına gelir. Small, miktarı gerçekten küçük yapmaz; fortune kelimesinin gücünü biraz yumuşatırken ifadenin büyük bir meblağı vurgulamasını sürdürür. Burada make a small fortune, hatırı sayılır miktarda para kazanmak demektir. Aynı ifade cost, spend, pay veya be worth ile de sık kullanılır; kişinin parayla ilişkisini çevresindeki fiil gösterir.

Alıştırma

İngilizce "Repairing the roof cost a small fortune," cümlesinde a small fortune ne anlama gelir?

  1. uzun sürmeyen iyi şans
  2. şaşırtıcı derecede büyük miktarda para
  3. tam olarak hesaplanmış küçük miktarda para
Cevabı göster

şaşırtıcı derecede büyük miktarda para

Windows 1.0 became Windows 10 in 2016

5:18

Windows 1.0, 2016'da Windows 10'a dönüştü

and billions of dollars had been made by a once-precocious little Bill.

5:21

ve bir zamanların çok bilmiş küçük Bill'i tarafından milyarlarca dolar kazanılmıştı.

He's donated billions to charity,

5:24

Hayır kurumlarına milyarlarca dolar bağışladı,

appeared on the Simpsons as every tech geek seems to do,

5:26

her teknoloji meraklısının yaptığı gibi The Simpsons'ta yer aldı,

and throughout it all he's held onto a childish curiosity.

5:29

ve tüm bunlar boyunca çocuksu merakından hiçbir şey kaybetmedi.

When asked about religion and the meaning of life,

5:32

Din ve hayatın anlamı sorulduğunda,

Gates has been vague, once saying,

5:34

Gates hep kaçamak cevaplar verdi ve bir keresinde şöyle dedi,

"The mystery and the beauty of the world is overwhelmingly amazing

5:35

"Dünyanın gizemi ve güzelliği son derece şaşırtıcı

and there's no scientific explanation of how it came about." Öbek fiiller

5:38

ve bunun nasıl ortaya çıktığının bilimsel bir açıklaması yok."

Öbek fiiller

came about: bir şeyin nasıl gerçekleştiği veya oluştuğu

how it came about ifadesindeki came about, come about fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve bir şeyin “gerçekleştiği, ortaya çıktığı veya var olmaya başladığı” anlamına gelir. Burada it dünyayı gösterir; how ise bir yere doğru hareketi değil, dünyanın varlığına yol açan süreci veya koşulları sorar. Come about geçişsizdir: gerçekleşen şey ya da olay özne olur ve ardından doğrudan nesne gelmez. how/why + something + came about kalıbı, köken veya neden tam olarak bilinmediğinde yaygın biçimde kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi “gerçekleşti veya gelişti” anlamındaki phrasal verb ile tamamlayın: No one knows how the policy ____.

Cevabı göster

came about

Gates's doubt in divinity doesn't reflect the average American,

5:41

Gates'in ilahiyata yönelik şüpheleri, ortalama bir Amerikalıyı yansıtmıyor,

however,

5:44

ancak,

with the Pew Research Center reporting in 2014 that 92% of Americans

5:44

Pew Araştırma Merkezi'nin 2014'teki raporuna göre Amerikalıların %92'si

believed in the existence of God

5:48

Tanrı'nın varlığına inanıyordu

with 63% of Americans

5:50

ve Amerikalıların %63'ü

feeling absolutely sure that God exists.

5:51

Tanrı'nın var olduğundan kesinlikle emin olduklarını belirtiyordu.

There's an anecdote people like to tell

5:54

İnsanların anlatmayı sevdiği bir anekdot vardır:

which states that Bill Gates makes so much money, Dilbilgisi

5:56

Bill Gates o kadar çok para kazanıyordur ki,

over $100 a second,

5:58

saniyede 100 dolardan fazla,

that it wouldn't be worth his time to pick up a $100 bill Kalıp ifadeler

6:00

100 dolarlık bir banknotu yerden almak zamanına değmez

if he dropped one.

6:02

eğer yere düşürürse.

Dilbilgisi

so much + sayılamayan isim + that: miktar ve sonuç

makes so much money ... that it wouldn't be worth his time yapısında so olağanüstü büyük bir miktarı belirtir, much sayılamayan money ismini niteler ve that yan cümlesi ortaya çıkan sonucu verir. Yeniden kullanılabilir yapı subject + verb + so much + uncountable noun + that + result biçimindedir. Araya giren over $100 a second ayrıntısı daha kesin bir miktar verir, ancak so ... that eşleşmesini bozmaz. states sonrasındaki ilk that, hikâyenin ileri sürdüğü içeriği tanıtır; sonraki that ise so much money ile eşleşen sonuç belirtecidir.

Alıştırma

Sonuç kalıbını eksik iki parçayla tamamlayın: The storm caused ____ damage ____ the road stayed closed for a week.

Cevabı göster

so much · that

Kalıp ifadeler

Pola wouldn't be worth his time to

be worth someone's time to do something kalıbı, bir eylemin getirisinin belirli bir kişinin ayıracağı zamanı hak edip etmediğini değerlendirir. Burada wouldn't be worth his time to pick up..., küçük kazancın Gates'in banknotu almak için harcayacağı zamandan daha az değerli gösterildiği anlamına gelir. İyelik sözcüğü, zamanı değerlendirilen kişiye göre değişir: worth my time to check, worth her time to apply. Olumsuz biçim, eylemin imkânsız olduğunu değil, fırsat maliyetini karşılamadığını vurgular. Buradaki rakamlar kesin bir hesap değil, abartılı bir örnektir.

Alıştırma

Bir danışman sorunu iki dakikada çözebiliyor, ancak evrak işleri üç saat sürüyor. Evrak işinin danışmanın zamanını hak etmeyecek kadar az fayda sağladığını en iyi hangi cümle ifade eder?

  1. The paperwork wouldn't be worth for her time.
  2. It wouldn't be worth her time to complete the paperwork.
  3. She wouldn't have time to complete the paperwork.
Cevabı göster

It wouldn't be worth her time to complete the paperwork.

But Gates is no believer in the supposition that lots of money makes you happy.

6:04

Ancak Gates, çok paranın insanı mutlu ettiği varsayımına inanmıyor.

In fact, he says he's only leaving his children about $10 million from his fortune,

6:07

Hatta servetinden çocuklarına sadece 10'ar milyon dolar bırakacağını söylüyor

once saying,

6:11

ve bir keresinde şöyle diyor,

"Leaving kids massive amounts of money is not a favor to them."

6:12

"Çocuklara devasa miktarlarda para bırakmak onlara yapılmış bir iyilik değildir."

Regardless, his three children should do okay

6:15

Yine de üç çocuğu gayet iyi idare edecektir,

considering the US Census Bureau says

6:17

ABD Nüfus Sayım Bürosu'nun

the average salary in America is $35,000 a year.

6:19

Amerika'da ortalama maaşın yılda 35.000 dolar olduğunu belirttiği düşünülürse.

That's $1,400,000 for 40 years hard graft. Kelime

6:22

Bu da 40 yıllık sıkı bir çalışma için 1.400.000 dolar demektir.

Kelime

Zorlu çalışma anlamındaki hard graft

Britanya İngilizcesindeki gündelik kullanımda hard graft, uzun süre devam eden zorlu çalışma anlamına gelir. Bu cümlede 40 years hard graft, parayı onlarca yıllık çabayla birikmiş kazanç olarak sunar. Graft burada nakledilen doku, bitki aşısı veya yolsuzluktan elde edilen kazanç anlamında değildir. Kalıplaşmış hard graft ifadesi ile çalışma ve kazanç bağlamı, zorlu çalışma anlamını seçtirir.

Alıştırma

“Their success came after years of hard graft,” İngilizce cümlesinde hard graft ne anlama gelir?

  1. uzun süreli zorlu çalışma
  2. yolsuzlukla elde edilen para
  3. nakledilmiş doku
Cevabı göster

uzun süreli zorlu çalışma

While Gates is not an ostentatious spender, Kelime

6:26

Gates gösterişli harcamalar yapan biri olmasa da,

he likes his cars.

6:28

arabalarını seviyor.

Kelime

ostentatious spender: zenginliği sergilemek için harcayan kişi

Ostentatious spender, başkalarının zenginliğini fark etmesi için parasını bilinçli olarak gösterişli bir şekilde harcayan kişidir. Ostentatious yalnızca yüksek fiyatı değil, sergilemeyi ve dikkat çekme isteğini anlatır. Bu cümlede ifade, Gates'in genellikle harcamalarıyla gösteriş yapan biri olarak tanınmadığını belirtir. Arabalar gibi pahalı şeylere sahip olabilir; bu, her pahalı alışverişinin bir zenginlik gösterisi olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi, zenginliğini göstermek için para harcayan kişiyi anlatan iki kelimelik tam İngilizce ifadeyle tamamlayın: The profile describes Victor as an ____ who buys diamond-covered gadgets just to attract attention.

Cevabı göster

ostentatious spender

He said to sometimes drive his Ford Focus to work,

6:29

İşe bazen Ford Focus'uyla gittiği söyleniyor,

but his most cherished vehicle is his $225,000 Porsche 959.

6:31

ancak en değer verdiği aracı 225.000 dolarlık Porsche 959'udur.

He owns 23 cars altogether,

6:35

Toplamda 23 arabası var,

a few more than the average American household,

6:37

bu da ortalama bir Amerikan hanesinden biraz daha fazla,

which owned 1.927 cars in 2013.

6:39

ki 2013'te bu hane başına 1,927 arabaydı.

According to Gates,

6:43

Gates'e göre,

his big splurge is his private plane, Kelime

6:44

en büyük savurganlığı özel uçağıdır,

Kelime

big splurge: alışılmadık derecede büyük bir lüks harcama

Big splurge, zevk veya rahatlık için seçilen, alışılmadık derecede büyük ve isteğe bağlı tek bir harcamadır. Splurge, kişinin bilerek normalden daha fazla para harcadığını ve kendisine özel bir lüks tanıdığını ima eder. Burada özel uçağı, onun en dikkat çekici lüks harcaması olarak sunuluyor. Bu ifade her pahalı eşyanın splurge olduğu anlamına gelmez ve genellikle düzenli masraflar yerine belirli bir satın almayı veya olayı anlatır.

Alıştırma

Cümleyi, özel ve alışılmadık derecede büyük bir keyif harcamasını anlatan iki kelimelik tam İngilizce ifadeyle tamamlayın: After cooking at home all year, our ____ was a weekend at a luxury hotel.

Cevabı göster

big splurge

but the Gates's main property was hardly a paltry acquisition. Anlatım akışı

6:46

ancak Gates'in ana mülkü pek de önemsiz bir kazanım değildi.

Anlatım akışı

hardly a paltry acquisition: büyük bir satın almayı hafife alarak vurgulama

Burada hardly “kesinlikle değil”, paltry ise “çok küçük ya da önemsiz” demektir. Birlikte kullanıldığında hardly a paltry acquisition, bu mülkün hiç de küçük bir satın alma olmadığını anlatır. Anlatıcı “son derece pahalı bir satın alma” demek yerine ölçülü bir olumsuzluk kullanır. Bu hafife alan ifade, büyüklüğü ve maliyeti daha da çarpıcı gösterir ve çoğu zaman kuru bir mizah taşır.

Alıştırma

Müze tek bir tablo için 80 milyon dolar ödedi. Anlatıcı bunu “hardly a paltry acquisition” diye nitelendiriyor. İfade ne anlama gelir?

  1. Neredeyse bedavaydı.
  2. Fiyatı düşüktü ama anlamı önemliydi.
  3. Kesinlikle küçük ya da önemsiz bir satın alma değildi.
Cevabı göster

Kesinlikle küçük ya da önemsiz bir satın alma değildi.

His mansion in King County, Medina

6:49

Medina, King County'deki malikanesinin

is said to be worth a princely $120 million Deyimler

6:51

görkemli bir 120 milyon dolar değerinde olduğu söyleniyor,

compared to the average house cost in the USA

6:54

ABD'deki ortalama konut maliyetiyle karşılaştırıldığında,

of $188,900 in 2014 at least.

6:56

ki bu oran en azından 2014'te 188.900 dolardı.

Deyimler

princely $120 million: görkemli ve etkileyici derecede büyük bir miktar

Princely sözcüğü gerçek anlamıyla bir prensle ilgilidir, ancak bir para miktarından önce “çok büyük, cömert ya da etkileyici” anlamına gelebilir. Princely $120 million ifadesinde miktarı devasa olarak değerlendirir; paranın kime ait olduğunu belirtmez. Sözcük, rakama görkemli ve neredeyse kraliyete özgü bir hava katar. Burada ortalama ev fiyatıyla yapılan karşılaştırma, savurganlık duygusunu güçlendirir.

Alıştırma

Hangi cümlede princely, bir miktarı etkileyici derecede büyük olarak değerlendirmek için kullanılmıştır?

  1. The rare comic book sold for a princely $3 million.
  2. The report lists a total of $3 million.
  3. The prince's $3 million was placed in a trust.
Cevabı göster

The rare comic book sold for a princely $3 million.

For all his grand accomplishments and indisputable genius, Dilbilgisi

7:00

Tüm büyük başarılarına ve tartışılmaz dehasına rağmen,

Gates likes to maintain that he is just an average guy. Kelime

7:03

Gates sıradan bir adam olduğu imajını korumayı seviyor.

Dilbilgisi

Ödünleme başlangıcı olarak For all + isim öbeği

Cümle başındaki For all + isim öbeği bir ödünleme yapısıdır. Buradaki “For all his grand accomplishments and indisputable genius”, “despite all of his impressive achievements and clear genius” anlamına gelir: “bütün etkileyici başarılarına ve açık dehasına rağmen”. Bu yapı önce bir beklenti oluşturur, ardından ana cümlede şaşırtıcı bir karşıtlık verir: Gates bu niteliklere rağmen kendisini sıradan biri olarak sunar. İsim öbeği farklı bir sonuç beklememize yol açtığında bu yapı kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki ödünleme ifadesiyle tamamlayın: ____ his years of experience, Marcus still gets nervous before a presentation.

Cevabı göster

For all

Kelime

maintain that + yan cümle: bir görüşü savunmayı sürdürmek

maintain that + yan cümle yapısında maintain, “bir şeyin doğru olduğunu söylemeye veya bunda ısrar etmeye devam etmek” anlamına gelir ve çoğu zaman başkalarının bunu sorgulayabileceği durumlarda kullanılır. Burada Gates, “he is just an average guy” sözünü sürdürdüğü bir görüş olarak sunar; maintain bakım yapmak anlamında değildir. Yapı maintain(s/ed) that + özne + fiildir. Bir kişinin belirttiği görüşü kanıtlamadan aktarır ve çoğu zaman bu görüşün zaman içinde değişmeden kaldığını düşündürür.

Alıştırma

Bu cümlede maintains that ne anlama gelir: “The company maintains that the product is safe.”?

  1. ürünün güvenli olduğunu ileri sürmeye devam ediyor
  2. ürünü fiziksel olarak iyi durumda tutuyor
  3. ürünün güvenli olduğunu hiçbir kuşkuya yer bırakmadan kanıtlıyor
Cevabı göster

ürünün güvenli olduğunu ileri sürmeye devam ediyor

He says he is fond of indie band Weezer Kalıp ifadeler

7:06

Bağımsız (indie) müzik grubu Weezer'ı sevdiğini

and has a liking for watching reruns of the spoof documentary Spinal Tap.

7:08

ve sahte belgesel Spinal Tap'in tekrarlarını izlemekten hoşlandığını söylüyor.

Kalıp ifadeler

be fond of ve have a liking for

Vurgulanan iki ifade de birinin bir şeyi sevdiğini veya ondan hoşlandığını belirtir. Bu cümlede yazar, like sözcüğünü tekrarlamadan iki tercihi anlatır. Kalıplar be fond of + isim veya -ing biçimi ile have a liking for + isim veya -ing biçimidir. İkinci kalıpta liking bir isimdir ve yaygın kullanımda a gereklidir.

Alıştırma

Cümleyi iki hedef ifadeyle tamamlayın. İlk boşlukta be fond of, ikinci boşlukta have a liking for kullanın: Leo ____ old maps and ____ solving logic puzzles.

Cevabı göster

is fond of · has a liking for

"Money has no utility to me beyond a certain point," Kalıp ifadeler

7:11

"Belli bir noktadan sonra paranın benim için hiçbir faydası yok,"

Kalıp ifadeler

beyond a certain point: belli bir sınırdan sonra

Beyond a certain point, belirtilmemiş bir eşiğin sonrasında anlamına gelir. Burada para belli bir düzeye kadar yararlı olabilir, ancak o düzeyden fazlasına sahip olmak konuşmacı için ek bir yarar sağlamaz. beyond + sınır ifadesi yapısı, anlamı bir ölçek üzerindeki sınırın öteki tarafına taşır. Buradaki point, fiziksel bir yer veya puan değil, soyut bir eşiktir.

Alıştırma

Cümleyi “belirtilmemiş bir sınırdan sonra” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: Extra features can help, but ____, they make the app harder to use.

Cevabı göster

beyond a certain point

Gates has said,

7:14

demişti Gates,

along with, "I do the dishes every night." Kalıp ifadeler

7:15

ve eklemişti, "Her gece bulaşıkları yıkarım."

Kalıp ifadeler

do the dishes: günlük bir ev işi ifadesi

Do the dishes, yemekten sonra kullanılan tabak, bardak, kâse ve çatal bıçakları yıkamak için kullanılan standart günlük ifadedir. Buradaki dishes yalnızca tabakları değil, yıkanması gereken bütün sofra eşyalarını genel olarak belirtir. Bu eşdizimde do, bir ev işini tamamlamak anlamındadır. Sözcükleri ayrı ayrı çevirmek yerine do the dishes ifadesini bir bütün olarak öğrenin.

Alıştırma

Mia’nın akşam yemeğinden sonra kullanılmış sofra eşyalarını yıkadığını doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. Mia does the plates after dinner.
  2. Mia does the dishes after dinner.
  3. Mia makes the dishes after dinner.
Cevabı göster

Mia does the dishes after dinner.

This is perhaps testament to the fact that the techno god Kalıp ifadeler

7:17

Belki de bu, teknoloji tanrısının

keeps his feet firmly on the ground. Deyimler

7:19

ayaklarını yere sağlam bastığının bir kanıtıdır.

Kalıp ifadeler

testament to the fact that: kanıtı bir sonuca bağlamak

Testament to the fact that, bir örneği veya gözlemi that ile başlayan tam bir cümleciğin ifade ettiği sonuca bağlar. X is (a) testament to the fact that + cümlecik yapısında X, sonucun doğru olduğuna dair güçlü bir kanıt veya açık bir işaret olarak sunulur. Burada gündelik alışkanlık, kişinin ayaklarının yere bastığının kanıtı olarak gösterilir. Testament mecazidir; vasiyetname veya başka bir yasal belge anlamına gelmez.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: "The full donation box is testament to the fact that the community wants to help." Burada testament to the fact that ne anlama geliyor?

  1. Toplumu yasal olarak yardım etmeye zorunlu kılar.
  2. Bağış kutusunun boş olduğu anlamına gelir.
  3. Toplumun yardım etmek istediğine dair güçlü bir kanıttır.
Cevabı göster

Toplumun yardım etmek istediğine dair güçlü bir kanıttır.

Deyimler

Keeps His Feet Firmly on the Ground: Gerçekçi ve alçakgönüllü kalmak

Keep one's feet on the ground, özellikle başarı ya da heyecan birini kendine aşırı güvenir hâle getirebilecekken aklı başında, gerçekçi ve alçakgönüllü kalmak anlamına gelen bir deyimdir. Bu cümlede keeps tekil özneye uyar; his ise kişiye göre your, her veya their olur. Firmly, sağlamlık imgesini güçlendirir: kişinin ayakları yere basmaya devam eder ve başarının kararlarını etkilemesine izin vermez. Cümle onun karakteri hakkında olumlu bir değerlendirmedir; ayaklarının fiziksel konumunu anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi keep one's feet firmly on the ground ile tamamlayın ve keep fiilini geçmiş zamana çevirin: Even after her first book became a bestseller, Lina ____.

Cevabı göster

kept her feet firmly on the ground

So how do you compare to the man from Seattle?

7:21

Peki siz bu Seattlelı adamla nasıl karşılaştırılırdınız?

Let us know in the comments.

7:24

Yorumlarda bizimle paylaşın.

And if you like these types of comparisons,

7:25

Ve bu tür karşılaştırmaları seviyorsanız,

be sure to check out our other video,

7:27

diğer videomuza da göz atmayı unutmayın,

Donald Trump versus the average American.

7:28

Donald Trump ortalama bir Amerikalıya karşı.

Thanks for watching and as always,

7:30

İzlediğiniz için teşekkürler ve her zaman olduğu gibi,

don't forget to like, share, and subscribe.

7:32

beğenmeyi, paylaşmayı ve abone olmayı unutmayın.

Also, please consider heading over to our Patreon.

7:34

Ayrıca Patreon hesabımıza da göz atmayı düşünebilirsiniz.

We are currently raising money to hire more writers

7:36

Şu anda daha fazla yazar tutmak için fon topluyoruz,

so that we can continue bringing you this bi-weekly show.

7:38

böylece size iki haftada bir yayınlanan bu programı sunmaya devam edebiliriz.