SpaceX PATLAMALARI: Neden Önemli - Smarter Every Day 138: İngilizce çalışma notları

SmarterEveryDay

Öğrenme zorluğu
1.517 kelime 223 kel/dk

Video özeti: ISS’ye giden üç kargo roketi hatası, sağlam stokların ve insanlı uçuş öncesi bulunan kusurların güvenliği nasıl artırabileceğini gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. don't really grow on trees. deyimini, uzay giysilerinin nadir ve zor değiştirildiğini anlatan bir ifade olarak anlayın; ağaçlarla ilgili gerçek bir cümle sanmayın. 2. I would submit to you that kalıbıyla tartışılabilir bir görüşü resmî ve saygılı sunun; mutlak kesinlik iddia etmeyin. 3. double down. öbek fiilini, aksilikten sonra bağlılığı artırmak olarak tanıyın; burada kargo roketi derslerini insanlı uçuşa aktarmayı anlatır, kumar veya körü körüne inat değildir.

Bu derste

Hey, it's me Destin.

0:00

Hey, ben Destin.

Welcome back to Smarter Every Day.

0:00

Smarter Every Day'e tekrar hoş geldiniz.

Depending on where you get your media, Dilbilgisi

0:02

Haberleri nereden takip ettiğinize bağlı olarak,

you're probably aware that we just failed for the third time in 8 months to get cargo vehicles up to the International Space Station,

0:03

muhtemelen son 8 ayda kargo araçlarını Uluslararası Uzay İstasyonuna ulaştırmada üçüncü kez başarısız olduğumuzun farkındasınızdır,

which means that cargo didn't make it up there.

0:09

bu da kargonun oraya ulaşamadığı anlamına geliyor.

Dilbilgisi

Koşul belirten Depending on where ...

Depending on where bir koşul sunar: yer, kaynak veya seçim değiştiğinde ardından gelen ifade de değişebilir. Burada where you get your media, haberleri hangi kaynaktan aldığınızı anlatır. Dolayısıyla konuşmacı, bu haberden haberdar olmanın kullanılan medya kaynağına göre değişebileceğini söylüyor. Depending, -ing biçimindedir; ancak cümle başındaki bu ifade şu anda gerçekleşen bir eylemi anlatmaz. Yapı, Depending on + isim veya wh-yan cümlesi biçimindedir ve ardından ana cümle gelir.

Alıştırma

Sonucun kaynağa göre değiştiğini anlatan üç kelimelik tam başlangıç ifadesiyle cümleyi tamamlayın: ____ you get your news, you may hear a different version.

Cevabı göster

Depending on where

Now, the media's really negative about this,

0:11

Şimdi, medya bu konuda gerçekten olumsuz,

and I understand that.

0:13

ve bunu anlıyorum.

It's never good to blow up rockets. Öbek fiiller

0:14

Roketleri havaya uçurmak asla iyi bir şey değildir.

Öbek fiiller

“Patlamak” anlamındaki blow up

Bu cümlede blow up, “patlamak” veya “patlatmak” anlamına gelir; “içine hava üflemek” anlamında değildir. rockets, öbek fiilin nesnesi olarak geldiği için dil bilgisi açısından bir kişi ya da şey roketlerin patlamasına neden olmaktadır. Bağlamda konuşmacı, roket patlamaları ve görev başarısızlıkları hakkında genel bir yorum yapıyor.

Alıştırma

Roketin patladığı anlamına gelen cümleyi seçin.

  1. The rocket blew up on the launch pad.
  2. The rocket lifted off from the launch pad.
  3. The rocket blasted off from the launch pad.
Cevabı göster

The rocket blew up on the launch pad.

However, as a rocket tester,

0:15

Ancak bir roket testçisi olarak,

that's my day job, Kalıp ifadeler

0:17

ki bu benim asıl işim,

I think I'm a little bit more positive about this.

0:19

Sanırım bu konuda biraz daha olumlu düşünüyorum.

Kalıp ifadeler

my day job: düzenli veya asıl meslek

Burada my day job, kişinin düzenli veya temel ücretli mesleği anlamına gelir. Konuşmacı roket testini profesyonel işi olarak tanımlar; dolayısıyla görüşü sıradan bir ilgiden değil, mesleki deneyimden kaynaklanır. Bu ifadede day, işin yalnızca gündüz yapıldığı anlamına gelmez. İfade genellikle kişiye düzenli gelir sağlayan işi bir hobiden, yan projeden veya başka bir kamusal faaliyetten ayırır.

Alıştırma

Cümleyi düzenli ücretli meslek anlamındaki iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: I perform at local clubs in the evening, but graphic design is my ____.

Cevabı göster

day job

And the reason is because I've always learned more from rocket failures than from successes. Dilbilgisi

0:21

Ve nedeni şu ki, roket başarısızlıklarından her zaman başarılarından daha fazlasını öğrendim.

Dilbilgisi

Konuşmada ve resmî yazıda the reason is because

Bu konuşma cümlesinde the reason is because nedeni açıklar: konuşmacı daha olumludur, çünkü başarısızlıklardan başarılardan daha fazla şey öğrenmiştir. The reason ad öbeği özne görevindedir, is onu açıklamaya bağlar ve because nedeni bildiren yan cümleyi başlatır. Bu kalıp konuşmada yaygındır ve kolayca anlaşılır; ancak bazı editörler reason ile because sözcüklerini gereksiz bir tekrar olarak görür. Özenli resmî yazıda genellikle the reason is that + yan cümle tercih edilir. Önceki bir ifadeyi açıklarken This is because + yan cümle de kullanılabilir.

Alıştırma

Resmî bir yazılı rapor için en uygun cümleyi seçin.

  1. The reason for the delay is that the safety check took longer than expected.
  2. The reason for the delay is because the safety check took longer than expected.
  3. The reason why the delay because the safety check took longer than expected.
Cevabı göster

The reason for the delay is that the safety check took longer than expected.

Before I show the explosions,

0:25

Patlamaları göstermeden önce,

let's talk about one thing.

0:26

bir şey hakkında konuşalım.

It's called staging. Kelime

0:28

Buna kademe ayrılması (staging) deniyor.

Kelime

Staging: roket kademelerini ayırma

Bu cümlede staging, bir roketin stage adı verilen ayrı bölümler, yani kademeler hâlinde çalıştırıldığı havacılık ve uzay sürecidir. Bir kademe yakıtını tüketince ayrılır ve sonraki kademe uçuşu sürdürür. Boş tankları ve ilgili donanımı bırakan roket, gereksiz ağırlığı taşımaktan kurtulur. Buradaki staging, tiyatro sahnesi düzenlemek veya bir etkinlik hazırlamak anlamına gelmez.

Alıştırma

Mühendisin cümlesini, kullanılmış roket kademelerini ayırma sürecini belirten bu nottaki teknik isimle tamamlayın: "The vehicle gets lighter through ____ as empty sections fall away."

Cevabı göster

staging

So,

0:29

Yani,

imagine you've got this rocket and you got really big propellant tanks and you've got engines on it,

0:29

hayal edin ki bir roketiniz var, üzerinde gerçekten büyük yakıt tankları ve motorları var,

right?

0:33

değil mi?

At some point along the way, Kalıp ifadeler

0:34

Yolun bir noktasında,

Kalıp ifadeler

At some point along the way: bir süreçte zamanı belirtilmeyen bir an

At some point along the way, bir süreç veya olaylar dizisi sırasında zamanı belirtilmeyen bir anda demektir. At some point kesin bir zamanı söylemezken, along the way süreci bir yolculuk gibi sunar. Bu yolculuk gerçek olabilir, ancak bir proje, kariyer veya beceri öğrenme sürecinde olduğu gibi çoğu zaman mecazidir. Kesin zaman bilinmediğinde ya da önemli olmadığında bu ifade konuşmacının açıklamayı ilerletmesini sağlar.

Alıştırma

Cümleyi, bu nottaki “süreç sırasında zamanı belirtilmeyen bir anda” anlamına gelen altı sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: "____, the team realized the plan needed to change."

Cevabı göster

At some point along the way

you're going to have really big empty tanks,

0:35

gerçekten devasa boş tanklarınız olacak,

and that's just a lot of extra weight.

0:37

ve bu sadece bir sürü ekstra ağırlık demek.

Rocket engineers figured out a long time ago that if they drop off all that extra weight Öbek fiiller

0:39

Roket mühendisleri uzun zaman önce tüm bu ekstra ağırlığı atarlarsa

and they switch over to another rocket engine and smaller tanks Öbek fiiller

0:43

ve başka bir roket motoruna ve daha küçük tanklara geçerlerse

that they can get to orbit more efficiently.

0:46

yörüngeye daha verimli bir şekilde ulaşabileceklerini anladılar.

Öbek fiiller

“serbest bırakıp geride bırakmak” anlamındaki drop off

Burada drop off, roketin bir parçayı veya yükü serbest bırakması, üzerinden atması ve geride bırakması anlamına gelir. all that extra weight nesnesi, artık gerekmeyen büyük boş tankları ve bunlarla bağlantılı kademeleri ifade eder. Bu öbek fiilin anlamını nesne ve durum belirler. Roketten ayrılabilen donanımlarla kullanıldığında, bunların araçtan ayrılıp atılmasını anlatır; birini bir yere bırakmak veya miktarca azalmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Roket cümlesinde drop off ne anlama geliyor?

  1. Roket gereksiz ağırlığı serbest bırakıp geride bırakır.
  2. Roket ağırlığı başka bir motorun üzerine yerleştirir.
  3. Roket ağırlığı planlanan bir hedefe teslim eder.
  4. Ağırlık miktarı kendiliğinden yavaş yavaş azalır.
Cevabı göster

Roket gereksiz ağırlığı serbest bırakıp geride bırakır.

Öbek fiiller

sistem değiştirmek için switch over to

Switch over to, bir sistemi kullanmayı veya ona bel bağlamayı bırakıp başka bir sistemi kullanmaya başlamak anlamına gelir. Bu cümlede yeni düzen, başka bir roket motoru ve daha küçük tanklardır. Over, değişimi bir düzenden onun yerini alan düzene geçiş olarak sunarken to yeni düzeni belirtir. Yeniden kullanılabilecek kalıplar switch over to B ve switch over from A to B şeklindedir; burada over ‘üstünde’ anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi ‘mevcut sistemden ayrılıp başka bir sistemi kullanmaya başlamak’ anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: At midnight, the data center will ____ its backup power system.

Cevabı göster

switch over to

This is a beautiful thing,

0:48

Bu güzel bir şey,

and it works because of something called the rocket equation. Kalıp ifadeler

0:49

ve roket denklemi denen bir şey sayesinde çalışıyor.

Kalıp ifadeler

something called + bir ad

something called + name yapısı bir şeyi veya fikri tanıtır, ardından onun adını verir. Burada something, ileride gelen the rocket equation ifadesine işaret eder; called ise “adı verilen” veya “olarak bilinen” anlamındadır. Bu yapı, bir terim dinleyici için yeni olabilecekse kullanışlıdır: önce bir kavramın var olduğunu belirtir, ardından henüz tam bir tanım vermeden adını söyler.

Alıştırma

“The telescope uses something called adaptive optics,” cümlesinde something called ne işe yarar?

  1. O şeyin adı olmadığını söyler.
  2. Dinleyicinin henüz bilmeyebileceği bir şeyin adını tanıtır.
  3. Teleskobun telefon görüşmesi yaptığını söyler.
Cevabı göster

Dinleyicinin henüz bilmeyebileceği bir şeyin adını tanıtır.

Okay,

0:51

Pekala,

time to look at the failures.

0:52

arızalara bakma zamanı.

The first failure was an Orbital Sciences Antares vehicle carrying the Cygnus spacecraft.

0:53

İlk başarısızlık, Cygnus uzay aracını taşıyan Orbital Sciences Antares aracıydı.

Now,

0:58

Şimdi,

this vehicle was interesting because it used Russian engines that were literally 40 years old. Kelime

0:58

bu araç ilginçti çünkü tam anlamıyla 40 yıllık Rus motorları kullanıyordu.

Kelime

literally 40 years old: olgusal anlam

Literally, “40 years old” ifadesinin bir söz sanatı veya abartı değil, gerçeklere dayalı bir tanım olduğunu gösterir. Motorlar gerçekten o yaştaydı. Özenli açıklamalarda literally, dinleyiciye sonraki sözcükleri olağan ve gerçek anlamlarıyla yorumlamasını söyler. Mecazlı bir yorumu dışlayarak şaşırtıcı bir iddiayı güçlendirebilir.

Alıştırma

Hangi cümlede literally, videodaki cümleyle aynı olgusal anlamda kullanılmıştır?

  1. I laughed so hard that I literally exploded, but I was fine.
  2. The records show that the clock is 205 years old, so it is literally more than 200 years old.
  3. My slow laptop feels 20 years old.
Cevabı göster

The records show that the clock is 205 years old, so it is literally more than 200 years old.

Now,

1:03

Şimdi,

that sounds crazy at first,

1:03

bu ilk başta kulağa çılgınca geliyor,

but rocket engines are super expensive,

1:05

ama roket motorları son derece pahalıdır,

and these were actually really efficient engines.

1:07

ve bunlar aslında gerçekten verimli motorlardı.

Anyway,

1:09

Her neyse,

they were refurbished,

1:09

yenilenmişlerdi,

but still there was a catastrophic failure. Kalıp ifadeler

1:11

ama yine de feci bir başarısızlık yaşandı.

Kalıp ifadeler

catastrophic failure: son derece ciddi bir arıza

Catastrophic failure; yıkıcı hasara, tam kayba veya kontrolün kaybedilmesine neden olan bir arızayı anlatan resmî bir kalıptır. Bu cümlede yenileme işleminin en ciddi arıza türünü önleyemediğini gösterir. Catastrophic sıfatı, arızanın boyutunu ve sonuçlarını belirtir. Özellikle makineler, yapılar, görevler veya sistemler anlatılırken aşırı ciddiyet önemliyse kalıbın tamamını kullanın.

Alıştırma

Kalıbı “felaket boyutunda sonuçlara yol açan” anlamındaki sıfatla tamamlayın: After the explosion destroyed the entire test vehicle, engineers called it a ____ failure.

Cevabı göster

catastrophic

Unfortunately,

1:13

Ne yazık ki,

a lot of stuff didn't make it to the space station.

1:14

uzay istasyonuna bir sürü malzeme ulaşamadı.

The second failure was a Russian vehicle called Progress 59.

1:17

İkinci başarısızlık Progress 59 adlı bir Rus aracıydı.

It launched like normal from Baikonur,

1:20

Baykonur'dan normal bir şekilde fırlatıldı,

and it even made it to space,

1:22

ve hatta uzaya ulaştı,

but somewhere up there there was a failure on the third stage,

1:23

ama oralarda bir yerlerde üçüncü kademede bir arıza oldu,

and everything went cattywampus. Kelime

1:25

ve her şey ters gitti.

Kelime

cattywampus: eğri veya düzensiz

Cattywampus; eğri, yerinden çıkmış, birbirine girmiş veya düzensiz anlamına gelen renkli ve samimi bir Amerikan İngilizcesi sözcüğüdür. Burada went cattywampus, her şeyin normal ve kontrollü bir durumdan kaosa dönüştüğünü anlatır. go/went + sıfat yapısı, go wrong örneğinde olduğu gibi bir durum değişikliğini anlatır. Cattywampus, şakacı ve halk ağzına yakın bir ton katar; böylece konuşan kişi ciddi bir düzen kaybını canlı ve biraz mizahi biçimde ifade eder.

Alıştırma

Sarsıntılı bir taşınmadan sonra biri "Everything in the room is cattywampus." diyor. Ne demek istiyor?

  1. Her şey profesyonel olarak onarılmıştır.
  2. Her şey kusursuz biçimde düzenlenmiştir.
  3. Eşyalar dağınık, düzensiz veya eğri durumdadır.
Cevabı göster

Eşyalar dağınık, düzensiz veya eğri durumdadır.

The engineers couldn't regain control, Kalıp ifadeler

1:27

Mühendisler kontrolü yeniden sağlayamadı,

and the vehicle eventually burned up in the Earth's atmosphere. Öbek fiiller

1:29

ve araç sonunda Dünya atmosferinde yanarak yok oldu.

Kalıp ifadeler

regain control: kaybettikten sonra kontrolü yeniden ele geçirmek

Regain control, kontrol kaybedildikten sonra bir şeyi yeniden yönlendirebilir veya yönetebilir hâle gelmek demektir. Bu cümlede mühendisler aracın kontrolünü kaybetmiş ve yeniden sağlayamamıştır. Regain fiili zaten yeniden elde etmek anlamına gelir. Bu nedenle kalıp regain control şeklindedir; regain back control denmez.

Alıştırma

Hangi cümle, kontrol kaybedildikten sonra yeniden elde edilmesini doğru biçimde anlatır?

  1. The operator gained again back control of the robot.
  2. The operator regained back control of the robot.
  3. The operator regained control of the robot.
Cevabı göster

The operator regained control of the robot.

Öbek fiiller

burned up: ateş veya ısıyla tamamen yok olmak

Burada burned up, aracın tamamen yanarak yok olması anlamına gelir. up parçacığı tamamlanma veya bütünüyle tükenme anlamı ekler; yukarı doğru hareketi anlatmaz. Yanan şey aracın kendisidir; bu nedenle burned up burada nesne almadan kullanılmıştır.

Alıştırma

“The small satellite burned up during reentry,” cümlesinde ne oldu?

  1. Yoğun ısıyla tamamen yok oldu.
  2. Öfkelendi.
  3. Yanarken yukarı doğru hareket etti.
Cevabı göster

Yoğun ısıyla tamamen yok oldu.

Among other things, Anlatım akışı

1:32

Diğer şeylerin yanı sıra,

there were a lot of toilet repair parts on that Progress vehicle,

1:32

o Progress aracında bir sürü tuvalet tamir parçası vardı,

which is a pretty big deal.

1:35

ki bu oldukça büyük bir mesele.

Anlatım akışı

Among other things: Daha geniş bir kümeden bir örnek sunmak

Among other things, daha geniş bir olgu veya öğe grubundan seçilen bir örneği tanıtan bir çerçeveleme ifadesidir. Burada tuvalet tamir parçalarının yükün yalnızca bir bölümünü oluşturduğunu, listenin tamamı olmadığını belirtir. Konuşanın her şeyi sıralamadan geniş bir konudan temsilî bir ayrıntıya geçmesine yardımcı olur. Buradaki Among, tamir parçalarının fiziksel olarak başka nesnelerin arasında bulunduğunu anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi Among ile başlayan ve daha geniş bir kümeden tek bir örnek sunulduğunu belirten üç sözcüklü kalıp ifadeyle tamamlayın: ____, the update improves battery life.

Cevabı göster

Among other things

You got to poop somewhere.

1:36

Bir yerlerde kakanızı yapmanız gerekiyor.

The most recent failure was of a Falcon 9 rocket made by SpaceX.

1:37

En son başarısızlık SpaceX yapımı bir Falcon 9 roketindeydi.

Again,

1:40

Yine,

the launch seemed to be normal,

1:41

fırlatma normal görünüyordu,

everything seemed to be going well,

1:42

her şey yolunda gidiyor gibiydi,

and then it seemed to vent something out the side that looked like liquid oxygen,

1:43

sonra yandan sıvı oksijene benzeyen bir şey püskürtüyor gibi göründü,

and then all of a sudden it exploded.

1:46

ve sonra aniden patladı.

I'm not going to speculate on why it exploded because I'm not a system expert.

1:49

Neden patladığı konusunda spekülasyon yapmayacağım çünkü sistem uzmanı değilim.

Those exist,

1:52

Onlar var,

and I'm not one of them.

1:53

ve ben onlardan biri değilim.

In terms of hardware loss, Anlatım akışı

1:54

Donanım kaybı açısından bakıldığında,

there was a lot of normal supplies and scientific gear,

1:55

çok sayıda normal malzeme ve bilimsel ekipman vardı,

as well as an International Docking Adapter,

1:57

ayrıca bir Uluslararası Kenetlenme Adaptörü,

a HoloLens, and a space suit.

1:59

bir HoloLens ve bir uzay giysisi.

Anlatım akışı

In terms of: Bir iddiayı tek bir boyutla sınırlamak

In terms of, ardından gelen ifadenin sınırlandığı yönü veya kategoriyi belirtir. Bu cümlede seçilen kategori donanım kaybıdır; bu nedenle liste olayın tüm sonuçlarını değil, kaybedilen ekipmanları anlatır. Bu çerçeve, tek bir boyutla ilgili bir ifadenin konunun bütünü hakkında verilmiş bir yargı gibi duyulmasını önleyerek analizi düzenlemeye yardımcı olur. Burada “hakkında” veya “göz önüne alındığında” anlamındadır; “... terminolojisini kullanarak” anlamında değildir.

Alıştırma

Hangi cümle ürünü bütünüyle değerlendirmek yerine iddiayı tek bir yönle sınırlar?

  1. In terms of price, the basic model is the best choice.
  2. The price uses special terms for the basic model.
  3. The basic model is the best choice in every way.
Cevabı göster

In terms of price, the basic model is the best choice.

Space suits don't really grow on trees. Deyimler

2:02

Uzay giysileri ağaçta yetişmiyor sonuçta.

Deyimler

don't really grow on trees ifadesinin anlamı

“Space suits don't really grow on trees” cümlesindeki don't really grow on trees, uzay giysilerinin nadir, pahalı ve değiştirilmesi zor olduğunu anlatan bir deyimdir. Bitkilerle ilgili değildir. Yaygın kalıp “X doesn't/don't grow on trees” şeklindedir. Buradaki really, başka bir giysinin kolayca temin edilemeyeceğini vurgularken uyarıya konuşma diline özgü, hafif esprili bir ton verir.

Alıştırma

Yedek parçaların sınırlı olduğunu belirten deyimi tamamlayın: “These custom parts ____, so don't lose one.”

Cevabı göster

don't grow on trees

Okay,

2:03

Pekala,

let's talk about what this means for the space station because there's a lot of chow that didn't make it up there. Kelime

2:04

bunun uzay istasyonu için ne anlama geldiği hakkında konuşalım çünkü oraya ulaşamayan bir sürü yemek var.

Kelime

chow: yiyecek için kullanılan gündelik Amerikan İngilizcesi sözcüğü

Bu cümlede chow, “yiyecek” anlamına gelen gündelik bir Amerikan İngilizcesi sözcüğüdür. Burada belirli bir yemeği değil, istasyona ulaşamayan astronot yiyeceklerini ifade eder. Bu gündelik sözcük, anlatımı tarafsız food sözcüğüne göre daha samimi ve esprili hâle getirir.

Alıştırma

Gündelik Amerikan İngilizcesinde chow, “Let's get some chow after practice” cümlesinde ne anlama gelir?

  1. belirli bir yemek
  2. ekipman
  3. yiyecek
Cevabı göster

yiyecek

There's a person in the front of the control room called the ISO, Kültür

2:08

Kontrol odasının ön tarafında ISO adında biri var,

the Inventory and Stowage Officer.

2:10

Yani Envanter ve Depolama Sorumlusu.

Their job is to know exactly what is where on the International Space Station.

2:12

Onların işi, Uluslararası Uzay İstasyonunda neyin nerede olduğunu tam olarak bilmektir.

Kültür

ISO: Envanter ve Yerleştirme Görevlisi

Burada ISO, Uluslararası Uzay İstasyonu’nu destekleyen bir görev kontrol pozisyonu olan Inventory and Stowage Officer anlamına gelir. Bu görevli malzemeleri takip eder ve eşyaların nerede saklandığını bilir. Virgülden sonraki tam görev adı kısaltamayı açıklar. Bu yapı, az bilinen bir kısaltmanın anlamını hemen ardından gelen sözcüklerden çıkarmanıza yardımcı olur.

Alıştırma

Bu uzay istasyonu bağlamında ISO neyi ifade ediyor?

  1. Uluslararası Standardizasyon Örgütü
  2. Envanter ve Yerleştirme Görevlisi
  3. İstasyondaki bir depo odası
Cevabı göster

Envanter ve Yerleştirme Görevlisi

For example,

2:16

Örneğin,

food.

2:17

yemek.

When it comes time to eat on the space station, Dilbilgisi

2:18

Uzay istasyonunda yemek yeme zamanı geldiğinde,

Dilbilgisi

When it comes time to + fiilin yalın hâli

When it comes time to + fiilin yalın hâli, “bir şeyi yapma zamanı geldiğinde” veya “bir sürecin o aşaması başladığında” anlamına gelir. Burada sıradaki rutin aşamayı, yani uzay istasyonunda yemek yemeyi bildirir. to’dan sonra fiilin yalın hâlini kullanın: When it comes time to eat. Bu yapı, bir rutin veya süreçte beklenen bir aşamayı anlatmak için doğaldır.

Alıştırma

İngilizce cümleyi burada öğretilen zaman yapısıyla tamamlayın: ____ pack up the classroom, everyone helps.

Cevabı göster

When it comes time to

astronauts have large bags of food.

2:20

astronotların büyük yiyecek torbaları vardır.

They'll scan it with a scanner.

2:22

Onu bir tarayıcıyla tararlar.

Boop.

2:24

Bip.

That tells the ISO that that bag is now open.

2:24

Bu ISO'ya o torbanın artık açık olduğunu söyler.

They'll open the bag up,

2:27

Torbayı açarlar,

and they'll start eating food out of that bag,

2:28

ve o torbadan yemek yemeye başlarlar,

and that bag will last them about a week. Kelime

2:30

ve o torba onlara yaklaşık bir hafta yeter.

Kelime

last someone + bir süre: birine o süre boyunca yetmek

Bu cümlede last geçişli kullanılır: torbada onlara yaklaşık bir hafta yetecek kadar malzeme vardır. Them kaynağı kullanan kişileri, about a week ise kaynağın yeteceği süreyi belirtir. Yiyecek, para, ilaç veya pil gücü gibi sınırlı bir kaynaktan söz ederken something + lasts + someone + a length of time kalıbını kullanın.

Alıştırma

Cümleyi hedef fiille tamamlayın: This pack of batteries should ____ us a month.

Cevabı göster

last

They try to plan at least 60 days ahead of the next cargo vehicle. Kalıp ifadeler

2:32

Bir sonraki kargo aracından en az 60 gün öncesini planlamaya çalışırlar.

Kalıp ifadeler

plan + bir süre + ahead of + bir olay: planlamanın ne kadar önceden yapıldığını belirtmek

Burada plan at least 60 days ahead of the next cargo vehicle, söz konusu araç gelmeden 60 gün veya daha önce planlama yapmak anlamına gelir. At least bir alt sınır belirler, 60 days zaman farkını ölçer, ahead of ise referans alınan olayı tanıtır. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp plan + amount of time + ahead of + event şeklindedir. Planlamanın ne kadar sürdüğünü değil, ne kadar önceden yapıldığını belirtir.

Alıştırma

Hangi cümle ekibin bir ürün lansmanından en az 30 gün önce planlama yaptığını açıkça belirtir?

  1. The team plans at least 30 days ahead of the product launch.
  2. The team starts planning 30 days after the product launch.
  3. The team spends at least 30 days planning the product launch.
Cevabı göster

The team plans at least 30 days ahead of the product launch.

It's called a skip cycle.

2:36

Buna atlama döngüsü denir.

So,

2:37

Yani,

when Cygnus blew up,

2:37

Cygnus patladığında,

they took that 60-day window,

2:39

o 60 günlük pencereyi aldılar,

and they compressed it down to about 45 days. Kalıp ifadeler

2:40

ve onu yaklaşık 45 güne sıkıştırdılar.

Kalıp ifadeler

compressed it down to + son değer

Bu cümlede compressed it down to, 60 günlük süreyi kısaltıp yeni sonucu yaklaşık 45 gün yaptıkları anlamına gelir. it zamiri bu süreyi ifade eder. compress something down to + son değer kalıbı, azaltmadan sonraki varış noktasına odaklanır. to sonrasındaki değer, çıkarılan miktar değil, son boyut, uzunluk veya süredir.

Alıştırma

Yeni son süreyi belirtmek için cümleyi vurgulanan kalıpla tamamlayın: The original plan was ten weeks long, but the team ____ six weeks.

Cevabı göster

compressed it down to

This is an internal discussion that these guys have to manage their assets.

2:43

Bu, bu adamların varlıklarını yönetmek için yapmak zorunda olduğu şirket içi bir tartışmadır.

The good news is there's no longer three astronauts on the American side of the space station eating up all the food. Öbek fiiller

2:47

İyi haber şu ki, uzay istasyonunun Amerikan tarafında artık tüm yiyecekleri bitiren üç astronot yok.

Öbek fiiller

eating up sınırlı bir stok

Burada eating up, istasyondaki sınırlı yiyecek stokunu tüketmek anlamına gelir. Up, eylemi sonuca odaklar: yiyecek kullanılır ve elde kalan miktar azalır; hatta tükenmeye yaklaşabilir. Bu bağlamda, daha az kişinin erzakın daha uzun dayanmasını sağlamasını hafif ve esprili bir biçimde açıklar. İfade tek başına astronotları açgözlü olmakla suçlamaz.

Alıştırma

'Cloud backups can eat up your storage space,' cümlesinde eat up ne anlama gelir?

  1. Normal bir öğün yemek
  2. Sınırlı bir kaynağın büyük miktarını kullanmak
  3. Kaynağı sonrası için saklamak
Cevabı göster

Sınırlı bir kaynağın büyük miktarını kullanmak

There's only one,

2:52

Sadece bir tane var,

Scott Kelly.

2:54

Scott Kelly.

And trust me,

2:55

Ve inanın bana,

Scott Kelly can't eat three astronauts worth of food. Dilbilgisi

2:55

Scott Kelly üç astronotluk yemek yiyemez.

Dilbilgisi

three astronauts' worth of food: ölçüt + worth of

Burada three astronauts worth of food, üç astronotun normalde yiyeceği veya ihtiyaç duyacağı miktarda yiyecek demektir. Worth eşdeğer bir miktarı belirtir; astronotların insan olarak değerini değerlendirmez. Başka durumlarda da kullanılabilen yapı ölçüt + worth of + isim şeklindedir. Ölçüt bir süre, para miktarı veya bir kişinin ya da grubun normalde kullandığı miktar olabilir.

Alıştırma

Cümleyi burada öğretilen miktar yapısıyla tamamlayın: We packed three days' ____ food for the camping trip.

Cevabı göster

worth of

The fact that we've lost three vehicles pretty much in a row,

2:58

Neredeyse arka arkaya üç araç kaybetmiş olmamız,

and we still have plenty of supplies on the space station,

3:01

ve uzay istasyonunda hala bol miktarda malzeme olması,

speaks to how awesome these engineers and mission planners are. Kalıp ifadeler

3:03

bu mühendislerin ve görev planlamacılarının ne kadar harika olduğunu gösteriyor.

Kalıp ifadeler

speaks to how: bir derecenin kanıtı

Burada speaks to how, “ne kadar veya ne ölçüde olduğunu gösteren kanıt sağlar” demektir. Hâlâ yeterli malzeme bulunması, mühendislerin ve planlayıcıların ne kadar yetkin olduğuna dair kanıttır; hiçbir şey gerçekten konuşmaz. Yapı kanıt veya sonuç + speaks to how + sıfat ya da zarf içeren yan cümle şeklindedir. How değerlendirilen dereceyi belirtir, speaks to ise özneyi bu değerlendirmeyi destekleyen kanıt olarak sunar.

Alıştırma

“The spotless classroom speaks to how carefully the children cleaned it,” cümlesinde speaks to how ne anlama gelir?

  1. Sınıf gerçekten çocuklara nasıl temizlik yapacaklarını söyler.
  2. Sınıf temizlik adımlarını açıklar.
  3. Tertemiz sınıf, çocukların çok dikkatli temizlik yaptığının kanıtıdır.
Cevabı göster

Tertemiz sınıf, çocukların çok dikkatli temizlik yaptığının kanıtıdır.

ISOs are pretty awesome.

3:06

ISO'lar oldukça harikadır.

Is it okay to keep blowing up rockets?

3:07

Roketleri havaya uçurmaya devam etmek sorun değil mi?

No.

3:09

Hayır.

But,

3:10

Ama,

I would submit to you that this might be the perfect time for it to happen if it has to. Ton ve niyet

3:11

bunun olması gerekiyorsa, şu an bunun için mükemmel bir zaman olabileceğini size sunmak isterim.

Ton ve niyet

I would submit to you that: bir iddiayı resmî biçimde sunmak

Bu cümlede I would submit to you that, konuşmacının üzerinde düşünülmüş iddiasını sunar: olay kaçınılmazsa şu an en uygun zaman olabilir. Buradaki submit, “değerlendirilmek üzere bir görüş ileri sürmek” demektir; “belge teslim etmek” ya da “boyun eğmek” anlamına gelmez. İfade kararlı ama ölçülüdür. I would doğrudan iddiayı yumuşatır, to you dinleyiciyi dikkate aldığını gösterir ve that tam bir yan cümleyi başlatır. Kullanılabilir kalıp I would submit to you that + cümlecik şeklindedir.

Alıştırma

Tartışılabilir bir iddiayı resmî ve ölçülü biçimde en iyi hangi giriş sunar?

  1. I have submitted the evidence for a different conclusion.
  2. I would submit to you that the evidence supports a different conclusion.
  3. You are clearly wrong; the evidence supports a different conclusion.
Cevabı göster

I would submit to you that the evidence supports a different conclusion.

The cargo vehicle program has been incredibly reliable,

3:15

Kargo aracı programı inanılmaz derecede güvenilirdi,

almost routine,

3:18

neredeyse sıradandı,

in fact.

3:18

aslında.

I mean,

3:19

Yani,

look at these numbers.

3:20

şu rakamlara bir bakın.

These reliability rates are right on par for the non-human-rated rocket business. Kalıp ifadeler

3:21

Bu güvenilirlik oranları, insan taşımayan roket sektörüyle tam olarak aynı seviyede.

Kalıp ifadeler

right on par for: bir kategori için tam olarak normal

Right on par for, “bir kategori için olağan ya da beklenen düzeyle tam olarak aynı” anlamına gelir. Bu cümlede güvenilirlik oranları, insanlı uçuş onayı olmayan roket sektöründeki normal düzeye uymaktadır. Right, on par ifadesini güçlendirir ve “tam olarak” demektir; “doğru” ya da yön anlamında değildir. Kullanılabilir kalıp be right on par for + kategori veya durum şeklindedir. For sonrasındaki sözler, normal düzeyi ölçmek için kullanılan kıyas kategorisini verir.

Alıştırma

Fiyatın bu tür bir etkinlik için tam olarak normal olduğunu belirten cümleyi seçin.

  1. The ticket price is on par with last year's price.
  2. The ticket price is below par for a major summer festival.
  3. The ticket price is right on par for a major summer festival.
Cevabı göster

The ticket price is right on par for a major summer festival.

You know why this is impressive to me?

3:25

Bunun beni neden etkilediğini biliyor musunuz?

There are billions of Wi-Fi connections all over the world,

3:26

Tüm dünyada milyarlarca Wi-Fi bağlantısı var,

and there are absolutely no moving parts.

3:30

ve kesinlikle hiçbir hareketli parça yok.

Yet, we

3:32

Yine de biz

still don't have it figured out. That's crazy. Öbek fiiller

3:35

hâlâ çözebilmiş değiliz. Bu çılgınca.

Öbek fiiller

have it figured out: bir şeyi anlamış veya çözmüş olmak

have it figured out ifadesindeki have + nesne + geçmiş zaman ortacı yapısı, ulaşılmış bir durumu anlatır: Konu anlaşılmıştır veya sorun için işe yarar bir çözüm bulunmuştur. Yalnızca bir gerçeği bilmekten farklı olarak düşünme, deneme veya sorun çözme sürecini ima eder. Vurgulanan sözler still don't have it figured out yapısının içindedir. Bu nedenle cümlenin tamamı, insanların Wi-Fi sorununu henüz bütünüyle anlamadığını veya güvenilir biçimde çözemediğini anlatır; çözümün zaten bulunduğunu söylemez.

Alıştırma

have + nesne + figured out yapısını tamamlayın: After several tests, we now ____ the timing ____.

Cevabı göster

have · figured out

Now,

3:38

Şimdi,

think about rockets.

3:38

roketleri düşünün.

If you had a million movable parts on this Wi-Fi connection, Dilbilgisi

3:39

Bu Wi-Fi bağlantısında bir milyon hareketli parçanız olsaydı,

would you expect it to work?

3:43

çalışmasını bekler miydiniz?

I wouldn't.

3:44

Ben beklemezdim.

Dilbilgisi

If you had ..., would you expect ...?: varsayımsal bir durum

Burada had geçmiş biçimindedir, ancak geçmişteki bir olayı değil, şimdiki zamanda gerçek dışı veya son derece varsayımsal bir durumu belirtir. Kalıp If + geçmiş biçim, would + fiilin yalın hâli şeklindedir. if yan cümlesi hayal edilen koşulu verir, would ile kurulan soru da bu koşulun hayalî sonucunu sorar. Bir milyon hareketli parça gerçekte bulunmadığı için would you expect it to work? yanıtı “hayır”a yönlendiren retorik bir sorudur. I wouldn't bu beklenen yanıtı doğrular. Aynı kalıp, olasılığı düşük herhangi bir varsayımın sonucunu değerlendirmek için kullanılabilir.

Alıştırma

Bu gerçek dışı şimdiki zaman koşulunu have ve would sözcüklerinin doğru biçimleriyle tamamlayın: If the phone ____ ten moving buttons, ____ you expect it to survive a fall?

Cevabı göster

had · would

But,

3:45

Ama,

somehow, rockets work.

3:45

bir şekilde roketler çalışıyor.

That's amazing.

3:47

Bu şaşırtıcı.

Space is hard,

3:48

Uzay zordur,

but we're doing it.

3:50

ama biz bunu yapıyoruz.

Think about staging again.

3:51

Kademe ayrılmasını tekrar düşünün.

You compute your guidance and control algorithm based on a huge rocket to hit the right course.

3:52

Doğru rotayı tutturmak için rehberlik ve kontrol algoritmanızı devasa bir rokete göre hesaplıyorsunuz.

When you get to altitude,

3:56

İrtifaya ulaştığınızda,

you've got to stop one set of rocket engines,

3:57

bir roket motoru setini durdurmalısınız,

break the rocket in half,

3:59

roketi ortadan ikiye kırmalı,

safely separate the two parts,

4:00

iki parçayı güvenli bir şekilde ayırmalı,

recalibrate your entire guidance and control scheme,

4:02

tüm rehberlik ve kontrol şemanızı yeniden kalibre etmeli,

start another rocket engine,

4:04

başka bir roket motorunu çalıştırmalı,

and make sure that one's on the same track.

4:06

ve onun da aynı yolda olduğundan emin olmalısınız.

Oh,

4:08

Oh,

by the way, Anlatım akışı

4:08

bu arada,

did your center of gravity just move halfway down your vehicle?

4:08

ağırlık merkeziniz aracınızın yarısına kadar aşağı mı kaydı?

Anlatım akışı

Bilerek rahat bir yan bilgi olarak by the way

By the way, ek bir noktayı sıradaki ana adım olarak değil de gelişigüzel söylenmiş bir yan bilgi gibi sunan bir söylem belirtecidir. Burada eklenen soru aslında büyük bir kontrol sorunu ortaya çıkarır. Bilerek rahat tutulan geçiş ile bilginin ciddiyeti arasındaki karşıtlık mizah yaratır ve etkiyi artırır; bu, sorunun önemsiz olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Örnekte by the way ne işe yarıyor?

  1. Konuşmacının asıl ana konuya döndüğünü gösterir.
  2. Ağırlık merkezindeki değişimin önemsiz olduğunu gösterir.
  3. Başka bir ciddi sorunu bilerek rahat bir biçimde gündeme getirir.
Cevabı göster

Başka bir ciddi sorunu bilerek rahat bir biçimde gündeme getirir.

You're doing this while you're on a collision course with the ground, Kalıp ifadeler

4:11

Bunu yerle çarpışma rotasındayken yapıyorsunuz,

Kalıp ifadeler

On a Collision Course With: çarpışma henüz gerçekleşmedi

On a collision course with, adı verilen nesneye çarpmayla sonuçlanması beklenen bir yol izlemek demektir. Bu cümlede yer, gerçek anlamdaki son noktadır; dolayısıyla ifade sıradan bir varış noktasını değil, fiziksel bir tehlikeyi anlatır. Aynı kalıp mecazi olarak da kullanılabilir: on a collision course olan insanlar, planlar veya politikalar ciddi bir çatışmaya doğru ilerliyordur. Çatışmanın zaten gerçekleştiğini değil, gelecekte gerçekleşme olasılığının yüksek olduğunu belirtir.

Alıştırma

Cümleyi, çarpışma beklendiğini belirten beş sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: The two aircraft are ____ each other.

Cevabı göster

on a collision course with

and you're going several times the speed of sound using materials that were the lightest you had available,

4:13

ve mevcut en hafif malzemeleri kullanarak ses hızının birkaç katı hızda ilerliyorsunuz,

and you shaved every single gram you could so you could get more payload to orbit. Kelime

4:18

ve yörüngeye daha fazla yük taşıyabilmek için yapabileceğiniz her gramı tıraşladınız.

Kelime

Shaved every single gram: her gramı dikkatle azaltmak

Bu cümlede shaved every single gram, tasarımdan çıkarılması mümkün olan her gram ağırlığın çıkarıldığı anlamına gelir. Shave mecaz anlamda kullanılmıştır ve azaltılan ölçü değerini doğrudan nesne olarak alır. İfade, büyük bir parçayı çıkarmaktan ziyade dikkatli ve aşamalı bir optimizasyonu anlatır. Every single, en küçük ağırlık tasarrufunun bile önemli olduğunu vurgular.

Alıştırma

Hangi cümlede shaved, dikkatli optimizasyonla elde edilen küçük bir azaltma anlamındadır?

  1. She shaved chocolate over the cake.
  2. The engineers shaved 50 grams off the camera mount.
  3. He shaved his beard before the interview.
Cevabı göster

The engineers shaved 50 grams off the camera mount.

That's really hard.

4:21

Bu gerçekten çok zor.

So,

4:22

Peki,

what do these failures mean for human space flight?

4:22

bu başarısızlıklar insanlı uzay uçuşları için ne anlama geliyor?

Well,

4:24

Şey,

for one thing, Anlatım akışı

4:24

bir kere,

cargo vehicles are not human-rated vehicles. Kelime

4:25

kargo araçları insanlı uçuşlar için derecelendirilmiş araçlar değildir.

Anlatım akışı

For one thing: olası nedenlerden birini sunmak

Bu yanıtın başındaki for one thing, daha geniş bir olası nedenler veya farklar kümesinden ilgili bir tanesini sunar. Bunun tek nokta olduğunu ya da eksiksiz bir liste verileceğini iddia etmeden açıklamayı düzenler. Genellikle başka nedenlerin de gelebileceğini düşündürür, ancak konuşmacının for another thing demesi gerekmez. Burada insan taşımaya uygunluk onayı, kargo araçlarıyla mürettebatlı araçların eşdeğer sayılmaması için önemli nedenlerden biri olarak sunulur.

Alıştırma

Tüm nedenleri kapsama iddiası olmadan bir neden sunmak için dersteki üç sözcüklü söylem işaretleyicisini kullanın: ____, this route is safer after dark.

Cevabı göster

For one thing

Kelime

human-rated vehicles: insan taşımaya uygunluk standartlarını karşılayan araçlar

Human-rated, teknik bir bileşik sıfattır. Bir aracın insan taşımak için gereken güvenlik koşullarını karşılayacak şekilde tasarlandığını, test edildiğini ve doğrulandığını belirtir. “İnsanlar tarafından puanlanmış” anlamına gelmez. Burada not human-rated, kargo araçlarının insanlı görevler için üretilen araçlara göre daha az katı koşullara tabi olabilmesini açıklar. Bu terim, belirli bir uçuşta araçta insan bulunup bulunmadığını değil, aracın güvenlik standardını anlatır.

Alıştırma

“This spacecraft is human-rated” cümlesini en iyi hangi ifade açıklar?

  1. İnsan taşımak için gereken güvenlik standartlarını karşılar.
  2. Bu belirli uçuşta araçta mürettebat vardır.
  3. İnsanlar araca çok yüksek değerlendirme puanları vermiştir.
Cevabı göster

İnsan taşımak için gereken güvenlik standartlarını karşılar.

Once you put a human on top of that rocket, Dilbilgisi

4:28

O roketin tepesine bir insan koyduğunuz an,

the rules change.

4:30

kurallar değişir.

Dilbilgisi

Once ..., the rules change: koşul gerçekleşince kurallar değişir

Once, yeni bir aşamayı başlatan koşulu, yani rokete bir insan yerleştirmeyi tanıtır. Ana cümle olan the rules change, o noktadan sonra geçerli olan sonucu belirtir. Once + geniş zamanlı yan cümle, ana cümle kalıbı çoğu zaman bir eşiği belirtir. Koşul gerçekleştiğinde yeni bir sonuç ya da yeni kurallar ortaya çıkar. Burada the rules change, güvenlik koşullarının farklılaştığı ve daha katı hâle geldiği anlamına gelir.

Alıştırma

Ekip yolcu eklemeye karar verdi. Yolcular araca bindiği andan itibaren daha katı kuralların uygulanacağını en iyi hangi bağlaç vurgular? “___ passengers are on board, the safety rules become stricter.”

  1. Once
  2. Because
  3. If
Cevabı göster

Once

For example,

4:32

Örneğin,

a cargo vehicle might have two guidance computers,

4:32

bir kargo aracında iki rehberlik bilgisayarı olabilir,

but a human-rated vehicle might have six.

4:35

ama insanlı bir araçta altı tane olabilir.

Human-rated vehicles might have extra valves so you can isolate a problem with propellant. Kalıp ifadeler

4:37

İnsanlı araçların ekstra valfleri olabilir, böylece itici gazla ilgili bir sorunu izole edebilirsiniz.

Kalıp ifadeler

Mühendislikte isolate a problem with propellant ifadesinin anlamı

Bu mühendislik bağlamında isolate a problem, arızalı kısmı ayırmak ve etkilerinin tüm sisteme yayılmasını önlemek demektir. Ek valfler, etkilenen itici yakıt hattını veya bölümünü kapatabilir. Buradaki with propellant, sorunun alanını belirtir: roketin itici yakıtıyla ilgili bir sorundur. Dolayısıyla isolate, sorunu yalnızca fark etmekten veya incelemekten daha fazlasını ifade eder.

Alıştırma

Ek valfler, sızıntı yapan bir yakıt hattını kapatarak sızıntının aracın geri kalanını etkilemesini önlüyor. Burada isolate the problem ne anlama gelir?

  1. Bir arıza olduğunu keşfetmek ama etkisini sınırlamamak
  2. Arızayı tamamen onarmak
  3. Etkilenen bölümü ayırarak arızanın etkisini sınırlamak
Cevabı göster

Etkilenen bölümü ayırarak arızanın etkisini sınırlamak

Another thing,

4:41

Başka bir şey de,

the very top of a human-rated system is often a launch abort system. Kültür

4:42

insanlı bir sistemin en tepesinde genellikle bir fırlatma iptal sistemi bulunur.

If something goes squirrely with the big rocket, Kelime

4:46

Büyük roketle ilgili bir şeyler ters giderse,

Kelime

goes squirrely: düzensiz veya öngörülemez hâle gelmek

Bu cümlede goes squirrely, bir şeyin anormal, kararsız veya öngörülemez hâle gelmesi anlamındadır. Rokette ciddi bir sorun olduğunu düşündürür; sincapla gerçek anlamda bir ilgisi yoktur. go + sıfat kalıbı bir durum değişikliğini anlatır: Başta her şey normaldir, sonra düzensizleşir. Bu gündelik ifade teknik bir arızayı daha konuşma diline yakın gösterir, ancak bağlam yine de fırlatmayı iptal etmenin gerekebileceğine işaret eder.

Alıştırma

Bir teknisyen resmî bir olay raporuna şu cümleyi yazıyor: The guidance system went squirrely. went squirrely bu belge için uygun mudur?

  1. Uygun değil
  2. Uygun
Cevabı göster

Uygun değil

you can just punch the launch abort system, Kelime

4:48

sadece fırlatma iptal sistemine basarsınız,

Kelime

punch the launch abort system: bir kumandayı hızla devreye sokmak

Burada punch, hızlı ve kararlı bir şekilde basmak ya da tetiklemek anlamına gelir. Nesne olarak fırlatma iptal sistemi söylenmiştir, ancak amaçlanan eylem sistemin kumandasını çalıştırmaktır; uzay aracının donanımına yumruk atmak değildir. Bu gündelik kullanım button, key veya control ile sık görülür. İşlemi anlık ve güçlü gösterir; bu da acil bir müdahaleye uygundur.

Alıştırma

When the warning light flashes, punch the red stop button talimatında punch ne anlama gelir?

  1. Kumandayı etkinleştirmek için düğmeye hızla basmak
  2. Makinenin tamamına yumruk atmak
  3. Düğmenin bozuk olduğunu bildirmek
Cevabı göster

Kumandayı etkinleştirmek için düğmeye hızla basmak

and it'll pull the capsule away,

4:49

ve o kapsülü uzağa çeker,

saving the humans.

4:51

insanları kurtarır.

Kültür

launch abort system ne işe yarar

launch abort system, insanlı fırlatma sırasında kullanılan bir acil mürettebat güvenlik sistemidir. Fırlatma aracında tehlikeli bir arıza oluşursa sistem mürettebat kapsülünü hızla ayırıp roketten uzaklaştırır. Bu isimde abort, mürettebatı korumak amacıyla fırlatma girişimini sona erdirmek demektir. Roketin tamamını anında durdurmak anlamına gelmez. Cümlede tepedeki sistem kapsülü çekerek uzaklaştırır.

Alıştırma

İnsanlı bir rokette acil durum yaşandığında launch abort system sisteminin temel görevi nedir?

  1. Mürettebat kapsülünü arızalanan roketten hızla uzaklaştırmak
  2. Tüm motorlara ek itici yakıt akışını sürdürmek
  3. Roketin tamamını havada anında durdurmak
Cevabı göster

Mürettebat kapsülünü arızalanan roketten hızla uzaklaştırmak

Okay,

4:52

Pekala,

my words might not be right, Ton ve niyet

4:52

kelimelerim doğru olmayabilir,

but I'm a little excited that these failures happened exactly when they did.

4:53

ama bu başarısızlıkların tam olarak o zaman meydana gelmesinden biraz heyecanlıyım.

Ton ve niyet

Hassasiyet belirten bir giriş olarak “My words might not be right”

Burada “my words might not be right” öncelikle gerçeklerden şüphe edildiğini göstermez. Konuşmacı, birazdan kullanacağı ifadenin, özellikle başarısızlıkları “exciting” olarak nitelemenin, duyarsız gelebileceğini veya yanlış bir izlenim yaratabileceğini kabul eder. Bu giriş, ifadenin sertliğini azaltır ve dinleyicilerden asıl kastedilen daha incelikli noktayı dikkate almalarını ister. Bu tür bir öz düzeltme, duygusal açıdan karmaşık veya sezgilere aykırı bir görüşten önce yararlıdır.

Alıştırma

Konuşmacı “my words might not be right” diyerek öncelikle ne yapıyor?

  1. Kastedilen nokta daha incelikli olsa da sonraki sözlerin duyarsız gelebileceği konusunda uyarmak.
  2. Sonuçlarını önemsemeden başarısızlıkları kutlamak.
  3. Başarısızlıklarla ilgili gerçeklerin yanlış olabileceğini kabul etmek.
Cevabı göster

Kastedilen nokta daha incelikli olsa da sonraki sözlerin duyarsız gelebileceği konusunda uyarmak.

And this is why.

4:57

Ve işte nedeni.

If you think about it,

4:57

Düşünürseniz,

we are stressing the system in a way we did not anticipate. Kelime

4:58

sistemi öngörmediğimiz bir şekilde strese sokuyoruz.

Kelime

Mühendislikte “Stressing the system”

Mühendislikte “stressing the system”, kapasitesini ve zayıf noktalarını görünür kılmak için sistemi ağır, olağan dışı veya sınırına yakın taleplere maruz bırakmak anlamına gelir. Sistemin duygusal stres yaşadığı anlamına gelmez. Burada bu baskıyı planlanmış bir test değil, beklenmedik tedarik arızaları yaratmaktadır. Fiil geçişlidir: dışarıdan gelen bir yük veya koşul stresses the system.

Alıştırma

Cümleyi vurgulanan mühendislik ifadesiyle tamamlayın. The unexpected traffic surge is ____ and revealing its capacity limits.

Cevabı göster

stressing the system

Three cargo vessels did not make it.

5:01

Üç kargo gemisi hedefe ulaşamadı.

That's a big deal,

5:03

Bu büyük bir mesele,

but everything's still working.

5:05

ama her şey hala çalışıyor.

So,

5:06

Yani,

we have great mission planning.

5:06

harika bir görev planlamamız var.

We stressed the system in a way we didn't expect,

5:08

Sistemi beklemediğimiz bir şekilde zorladık,

and it's working flawlessly.

5:10

ve kusursuz çalışıyor.

Number two,

5:11

İki numara,

we're going to uncover something,

5:12

bir şeyler ortaya çıkaracağız,

right?

5:13

değil mi?

We did something wrong.

5:14

Yanlış bir şey yaptık.

I don't know what it is,

5:15

Ne olduğunu bilmiyorum,

but there might have been a weld that was wrong.

5:16

ama yanlış yapılmış bir kaynak olabilir.

We might have done something wrong procedurally.

5:17

Prosedürel olarak yanlış bir şey yapmış olabiliriz.

Something is wrong,

5:20

Bir şeyler yanlış,

and we're going to take a really stinking hard look at it right now, Kalıp ifadeler

5:21

ve biz şu anda ona gerçekten çok sert bir şekilde bakacağız,

just before we transition to human flight,

5:25

tam da insanlı uçuşa geçiş yapmadan önce,

Kalıp ifadeler

Take a really stinking hard look at: çok ciddi ve kapsamlı biçimde incelemek

To take a hard look at something, özellikle bir sorun olabileceğinde veya önemli bir karar verilmesi gerektiğinde bir şeyi ciddi ve kapsamlı biçimde incelemek demektir. Burada really ve stinking sözcüklerinin ikisi de hard sözcüğünü güçlendirir. Stinking kötü bir kokuyu anlatmaz; güçlü ve gündelik bir vurgu ekleyerek konuşanın araştırma konusundaki kararlılığını gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede take a really stinking hard look at ne anlama gelir?

  1. Bir şeye kısa bir an göz atmak.
  2. Bir şeyin kötü kokup kokmadığını kontrol etmek.
  3. Bir şeyi çok ciddi ve kapsamlı biçimde incelemek.
Cevabı göster

Bir şeyi çok ciddi ve kapsamlı biçimde incelemek.

and we're probably going to be safer because of it because if these rockets had kept working every single time, Dilbilgisi

5:27

ve muhtemelen bu sayede daha güvende olacağız çünkü bu roketler her seferinde çalışmaya devam etseydi,

that flaw in the system or in that part would still be there,

5:31

sistemdeki veya o parçadaki kusur hala orada olacaktı,

but it would remain uncovered.

5:35

ama keşfedilmemiş kalacaktı.

Dilbilgisi

If ... had kept working, ... would still be there: gerçek dışı geçmiş ve şimdiki sonuç

If ile başlayan yan cümlede geçmişte gerçekleşmemiş bir durumu hayal etmek için past perfect olan had kept working kullanılır: Roketler gerçekte her seferinde çalışmaya devam etmedi. Would still be there, şimdiki zamandaki varsayımsal bir sonucu verir. Bu bir karma koşul cümlesidir: Geçmişteki gerçek dışı bir koşul, hayal edilen şimdiki duruma yol açar. Bu yapı tek başına belirli bir kusurun varlığını doğrulamaz; hayal edilen koşulda neyin doğru olacağını belirtir.

Alıştırma

Karma koşul cümlesini would, still ve be kullanarak tamamlayın: If Nina had not repaired the server yesterday, it ____ offline now.

Cevabı göster

would still be

So,

5:37

Yani,

it's a really good thing that it happened right now

5:37

bunun tam da şu anda olması gerçekten iyi bir şey

before we put humans on these rockets.

5:39

insanları bu roketlere bindirmeden önce.

So,

5:41

Yani,

my grandfather worked on Apollo,

5:41

büyükbabam Apollo'da çalışmıştı,

and my mom found something really cool this week in the basement.

5:43

ve annem bu hafta bodrumda gerçekten harika bir şey buldu.

It is a coin made from materials that flew with Apollo 8 around the moon.

5:45

Bu, Ay'ın etrafında Apollo 8 ile uçan malzemelerden yapılmış bir madeni para.

Really cool.

5:50

Gerçekten harika.

It comes with this letter from Frank Borman,

5:51

Astronotlardan biri olan Frank Borman'dan gelen bu mektupla birlikte geliyor,

who was one of the astronauts,

5:53

roketini yapan insanlara

thanking the people that made his rocket for their dedication to safety. Kalıp ifadeler

5:54

güvenliğe olan bağlılıkları için teşekkür ediyor.

Kalıp ifadeler

dedication to safety: sürdürülen mesleki bağlılık

“Dedication to safety”, güvenliği öncelik hâline getirmeye yönelik sürekli ve ciddi bir bağlılık anlamına gelir. Bu cümlede roketi yapan kişiler, yalnızca bir kez çaba gösterdikleri için değil, insanları koruyacak biçimde sürekli çalıştıkları için övülüyor. Başka durumlara aktarılabilen yapı dedication to + isim veya -ing biçimidir; dedication to quality ve dedication to serving customers buna örnektir. Buradaki dedication, birine yazılan ithaf değil, “bağlılık” veya “adanmışlık” anlamındadır.

Alıştırma

Cümleyi, insanları güvende tutmaya yönelik sürekli bağlılık anlamına gelen üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: The award recognizes the crew's ____.

Cevabı göster

dedication to safety

Really,

5:57

Gerçekten,

really cool.

5:57

gerçekten harika.

Also,

5:58

Ayrıca,

there's this.

5:59

bu var.

It's a lunar landing celebration invitation from Dr. Wernher von Braun.

5:59

Bu, Dr. Wernher von Braun'dan bir aya iniş kutlaması davetiyesi.

And if you zoom in here,

6:04

Ve burayı yakınlaştırırsanız,

you can see what he says in closing. Anlatım akışı

6:05

kapanışta ne dediğini görebilirsiniz.

Anlatım akışı

in closing: son sözleri bildiren söylem işareti

“In closing”, “sonunda” veya “konuşmacı ya da yazar sözlerini bitirirken” anlamına gelen bir söylem işaretidir. Burada izleyicilere mektubun neresine bakmaları gerektiğini, yani son sözleri gösterir; fiziksel olarak kapanan bir nesneyi anlatmaz. Son bir düşünceye, özete, ricaya veya teşekküre geçişi işaretleyerek bilgiyi düzenler. Bir konuşmanın ya da mektubun son bölümünü de başlatabilir: In closing, I'd like to thank everyone.

Alıştırma

Cümleyi “sözlerimi bitirirken” anlamına gelen iki kelimelik resmî işaretle tamamlayın: “____, I want to thank every volunteer.”

Cevabı göster

In closing

He says,

6:06

Diyor ki,

"My greatest hope is that together we can work on ever greater ventures in the future."

6:07

"En büyük umudum, gelecekte hep birlikte daha büyük girişimler üzerinde çalışabilmemizdir."

That's exactly what the International Space Station is.

6:12

Uluslararası Uzay İstasyonu tam olarak budur.

It's a greater thing.

6:14

Daha büyük bir şeydir.

It transcends politics. Anlatım akışı

6:15

Siyaseti aşar.

It transcends language.

6:16

Dili aşar.

Anlatım akışı

It transcends ... It transcends ...: paralel yapıyla vurgu

Burada transcend, bir şeyin oluşturduğu sınırların veya ayrımların ötesine geçmek demektir. İddia, Uluslararası Uzay İstasyonu'nun siyasi ve dilsel farklılıklara rağmen insanları birleştirebildiğidir; siyasetin ya da dillerin ortadan kalktığı değildir. Kısa “It transcends + isim” kalıbının tekrarı paralel yapı oluşturur. İlk cümle bir sınırı belirtir, ikinci cümle de aynı iddiayı başka bir sınıra genişletir. Böylece bilinçli bir ritim doğar ve sav daha geniş ve güçlü görünür.

Alıştırma

Örnekte “It transcends ...” ifadesini tekrarlamanın temel etkisi nedir?

  1. Paralel bir ritim oluşturur ve iddiayı iki farklı sınır türüne genişletir.
  2. Siyasetin ve dilin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelir.
  3. İkinci cümlenin ilk cümledeki bir olgu hatasını düzelttiğini gösterir.
Cevabı göster

Paralel bir ritim oluşturur ve iddiayı iki farklı sınır türüne genişletir.

It's just amazing.

6:18

Tek kelimeyle harika.

And so,

6:19

Ve bu yüzden,

you got to ask yourself, Kalıp ifadeler

6:19

kendinize sormalısınız,

in this situation,

6:20

bu durumda,

resupply vehicles fail,

6:21

ikmal araçları başarısız olduğunda,

what would von Braun do?

6:24

von Braun ne yapardı?

Kalıp ifadeler

ask yourself: soruyu kişinin kendisine yöneltmesi

Bu örnekte ask yourself, başka birinden bilgi istemek yerine bir soruyu kendi içinde ciddi ve dürüst biçimde düşünmek anlamına gelir. Soruyu soran kişi ile sorunun yöneltildiği kişi aynı olduğu için yourself dönüşlü nesnedir. Konuşmacılar, retorik veya varsayımsal bir sorudan önce dinleyicileri düşünme süreçlerine katmak için sık sık “you have got to ask yourself” ya da daha kısa emir biçimi olan “ask yourself” ifadesini kullanır. Bu ifade düşünmeye davet eder; mutlaka sesli bir cevap istemez.

Alıştırma

Cümleyi, soruyu kişinin kendisine yöneltmesi anlamına gelen iki sözcüklü dönüşlü ifadeyle tamamlayın: Before accepting the offer, ____ whether it fits your long-term goals.

Cevabı göster

ask yourself

And I think he would double down. Öbek fiiller

6:25

Ve bence çabalarını iki katına çıkarırdı.

Öbek fiiller

Bir aksilikten sonra double down

Bu cümlede double down, bir aksilik karşısında geri adım atmak yerine aynı yöne daha da güçlü biçimde bağlanarak karşılık vermek demektir. İfade bahis dünyasından gelir, ancak burada mecazi anlamdadır. Artan kararlılığı veya çabayı anlatır; seçimin cesur, akıllıca ya da inatçı olduğunu tek başına belirtmez.

Alıştırma

Eleştiriden sonra daha da güçlü biçimde bağlanmak anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: After investors questioned the plan, the founder decided to ____ on the same strategy.

Cevabı göster

double down

I think he would realize that he could learn from mistakes in these resupply vehicles

6:26

Bence bu ikmal araçlarındaki hatalardan ders çıkarabileceğini fark eder

and roll that knowledge into the human space flight effort. Öbek fiiller

6:31

ve bu bilgiyi insanlı uzay uçuşu çabalarına aktarırdı.

Öbek fiiller

roll that knowledge into ile bilgiyi daha büyük bir çalışmaya dâhil etmek

Burada roll that knowledge into the human space flight effort, öğrenilenleri alıp daha büyük programa dâhil etmek ve sonraki çalışmaları etkilemesini sağlamak demektir. Yeniden kullanılabilir kalıp roll + resource or input + into + larger whole şeklindedir. knowledge, feedback, costs veya features gibi soyut nesnelerle roll mecazidir: içerik fiziksel olarak hareket ettirilmez, daha büyük bütüne entegre edilir.

Alıştırma

Cümleyi hedef kalıp roll X into Y ile tamamlayın: We will ____ the survey findings ____ next month's product redesign.

Cevabı göster

roll · into

And I'm really excited about that.

6:34

Ve bunun için gerçekten heyecanlıyım.

I hope you enjoyed this episode of Smarter Every Day.

6:35

Umarım Smarter Every Day'in bu bölümünü beğenmişsinizdir.

It was sponsored by audible.com,

6:37

Bu bölüm, audible.com tarafından desteklenmiştir.

where you can get a free audiobook by going to audible.com/smarter.

6:39

audible.com/smarter adresine giderek ücretsiz bir sesli kitap alabilirsiniz.

I recommend Endurance by Alfred Lansing.

6:43

Alfred Lansing'in Endurance (Dayanıklılık) kitabını tavsiye ederim.

I read this book because I saw a space station astronaut reading this book on one of the tours I watched online.

6:45

Bu kitabı okudum çünkü çevrimiçi izlediğim turların birinde bir uzay istasyonu astronotunun bu kitabı okuduğunu gördüm.

Incredible parallels.

6:50

İnanılmaz paralellikler var.

They were stuck trying to cross Antarctica by land. Dilbilgisi

6:52

Antarktika'yı karadan geçmeye çalışırken mahsur kalmışlar.

Dilbilgisi

Stuck trying to: çabalarken ilerleyememek

be stuck trying to + fiilin yalın hâli yapısında stuck, mutlaka fiziksel olarak sıkışmak değil, ilerleyememek anlamına gelir. Kişi çaba gösterir, ancak bir engel hedefe ulaşmasını önler. Bu yapı, basit bir couldn't ifadesine göre süregelen zorluğu daha fazla vurgular. Burada cross, ulaşmaya çalıştıkları ancak ilerleme kaydedemedikleri hedeftir.

Alıştırma

Sürekli çabaya rağmen ilerleyememek anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: After three failed attempts, Maya was ____ submit the online form.

Cevabı göster

stuck trying to

They tried to resupply by boat.

6:54

Tekneyle ikmal yapmaya çalışmışlar.

Didn't work.

6:56

İşe yaramamış.

They had to survive on what they had. Öbek fiiller

6:56

Ellerinde olanla hayatta kalmak zorundaydılar.

Öbek fiiller

Survive on: sınırlı kaynaklarla hayatta kalmak

Survive on + kaynak, yiyecek, para, ekipman veya başka bir malzemeye dayanarak hayatta kalmak anlamına gelir. On, hayatta kalmaya devam etmeyi mümkün kılan şeyi belirtir ve ifade çoğu zaman mevcut kaynakların sınırlı olduğunu düşündürür. Bu cümlede what they had, ellerinde zaten bulunan malzemeleri ifade eder.

Alıştırma

Hayatı sürdüren sınırlı kaynakları belirten hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: During the blackout, the family had to ____ canned food and bottled water.

Cevabı göster

survive on

There's penguins that they would kill and eat.

6:58

Öldürüp yedikleri penguenler vardı.

I'm not going to tell you if they eat the dogs,

7:00

Köpekleri yiyip yemediklerini size söylemeyeceğim,

but it's an incredible book.

7:02

ama inanılmaz bir kitap.

Anyway,

7:04

Her neyse,

check it out.

7:04

bir göz atın.

It's about Shackleton's incredible voyage.

7:05

Shackleton'ın inanılmaz yolculuğu hakkında.

audible.com/smarter,

7:07

audible.com/smarter,

Endurance by Alfred Lansing.

7:08

Alfred Lansing'den Endurance.

I am Destin.

7:10

Ben Destin.

You're getting smarter every day.

7:11

Her geçen gün daha da akıllanıyorsunuz.

Have a good one.

7:13

İyi günler.