Taylor Swift ile İngilizce Öğrenin! - Mini İngilizce Dersi: İngilizce çalışma notları
British Council | English
Video açıklaması: Taylor Swift’in kamuoyundaki itibarı ve basınla ilişkisi hakkındaki şarkı sözlerini inceleyen bu anlatım, küçük dil bilgisi tercihlerinin, mecazların ve gündelik dilin suçlama, eleştiri ve dedikodulara verdiği karşılıkları nasıl biçimlendirdiğini gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Look what you made me do — Konuşma edimbilimi ve tutum: Bu suçlayıcı kalıbın basit bir neden-sonuç ilişkisinden fazlasını anlattığını öğrenin. İstenmeyen bir eylemi başka birinin zorladığı veya kışkırttığı bir sonuç gibi sunar; dolayısıyla suçlama, kendini haklı çıkarma ya da meydan okuma iletebilir. Böylece ifadeyi gerçek bir tartışmada kullanmadan önce konuşanın tutumunu ve sözün sertliğini değerlendirebilirsiniz. 2. read you like a magazine. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Bu benzetmeyi, gerçek anlamda okuma değil, birinin düşünce veya duygularını kolayca çözebilme anlamındaki esprili bir anlatım olarak kavrayın. read fiilinin bir insanı anlama yönündeki genişletilmiş anlamını derginin medya imgesiyle ilişkilendirerek şarkılarda ve konuşmalarda benzer karşılaştırmaları tanıyabilirsiniz. 3. Ain't it funny, — Sözcük anlamı ve dil düzeyi: Ain't biçimini, burada retorik bir soruda isn't gibi kullanılan gündelik ve standart dışı bir form olarak tanıyın. Şarkı sözlerinde ve lehçesel konuşmada taşıdığı sözlü ve müzikal havayı anlayabilir, ayrıca resmî yazıda standart olumsuz biçimlerin yerine neden gelişigüzel kullanılmaması gerektiğini ayırt edebilirsiniz.
Bu derste
Taylor Swift's Eras Tour was one of the most successful of all time. Notlar
0:00Taylor Swift'in Eras Tour'u tüm zamanların en başarılı turnelerinden biriydi.
Eras Tour: Taylor Swift'in farklı müzik dönemlerini kapsayan turnesi
Eras Tour, Taylor Swift'in konser turnesinin resmî adıdır. Addaki eras, onun müzik kariyerindeki farklı dönemleri, genellikle farklı albüm ve tarzlarla bağlantılı aşamaları anlatır. Eras Tour ifadesini tek bir özel ad olarak okuyun. Burada eras yalnızca dünya tarihindeki çağlar anlamına gelmez; tour ise farklı yerlerde verilen bir konser dizisini ifade eder.
Alıştırma
Bu cümlede Eras Tour neyi ifade ediyor?
- Taylor Swift'in müzik kariyerindeki farklı dönemler üzerine kurulan turnesi.
- Yalnızca tek bir döneme ait şarkıları içeren bir albüm.
- Tarihsel çağları konu alan bir televizyon dizisi.
Cevabı göster
Taylor Swift'in müzik kariyerindeki farklı dönemler üzerine kurulan turnesi.
one of the most successful of all time: tüm zamanların en iyileri arasında
One of the most successful of all time, turnenin başarı düzeyi en yüksek gruba ait olduğunu söyler. Tek başına birinci olduğunu söylemez. Yeniden kullanılabilen yapı one of the + üstünlük derecesi + çoğul sayılabilir isim biçimindedir; one of the best films buna örnektir. Altyazıda successful sonrasındaki tours önceki ifadeden anlaşıldığı için kullanılmamıştır. Of all time, karşılaştırmayı geçmişten bugüne kadar bütün dönemleri kapsayacak şekilde genişletir.
Alıştırma
one of the + üstünlük derecesi + çoğul isim yapısını ve popular ile film kelimelerini kullanarak cümleyi tamamlayın: This is ____ of all time.
Cevabı göster
one of the most popular films
There's no doubt that our Queen Tay Tay is on top of the world. Notlar
0:04Kraliçemiz Tay Tay'in dünyanın zirvesinde olduğuna hiç şüphe yok.
There's no doubt that: kesin bir yargıyı ifade etmek
There's no doubt that... “... olduğundan kesinlikle şüphe yok” anlamına gelir. no doubt belirsizliği ortadan kaldırır; gerçek bir şüphe ortaya atmaz. that ile başlayan yan cümle, konuşanın güçlü biçimde desteklediği yargıyı belirtir. Bu giriş, yalnızca I think demek yerine sonraki düşünceyi açık veya tartışmasız bir gerçek gibi sunar.
Alıştırma
“Tamamen kesin” anlamına gelen dört kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____ regular sleep helps children learn.
Cevabı göster
There's no doubt that
our Queen Tay Tay: samimi bir hayran lakabı
our Queen Tay Tay, hayranların Taylor Swift için kullandığı samimi ve coşkulu bir hitaptır. Queen, popüler kültürde hayranlık duyulan bir kişiye yönelik abartılı bir övgüdür; gerçek bir kraliyet unvanı değildir. Tay Tay ise Taylor adından oluşturulmuş eğlenceli bir lakaptır. our kelimesi konuşanı hayran topluluğunun içine yerleştirir ve ortak bir sevgi olduğunu düşündürür. İfade bir bütün olarak sıcak, kutlayıcı ve bilerek abartılıdır.
Alıştırma
our Queen Tay Tay bu cümlede ne anlatıyor?
- Ortak hayranlığı gösteren samimi bir hayran lakabı.
- Taylor Swift'in resmî kraliyet unvanı.
- Albümlerinden birinin tam adı.
Cevabı göster
Ortak hayranlığı gösteren samimi bir hayran lakabı.
on top of the world: başarının zirvesinde olmak
On top of the world, çok başarılı veya çok iyi bir konumda olmak anlamına gelen bir deyimdir. Bu cümlede Taylor Swift'in kariyerinin ve gördüğü ilginin zirvede olduğunu anlatır. İfadeyi bütünüyle tek bir kalıp olarak anlamak gerekir. Birinin fiziksel olarak dünyanın tepesinde bulunduğunu anlatmaz.
Alıştırma
Hangi cümlede on top of the world büyük başarıyı anlatmak için kullanılmıştır?
- After releasing her third hit album, Nia was on top of the world.
- After releasing her third hit album, Nia put it on the highest shelf.
- After releasing her third hit album, Nia bought a map of the world.
Cevabı göster
After releasing her third hit album, Nia was on top of the world.
Even if: sonucu değiştirmeyen bir koşul
Even if, “... olsa bile” anlamında bir koşul getirir. Koşul gerçekleşebilir veya doğru olabilir, ancak ana cümledeki sonucu değiştirmez. Burada, onun şarkılarını özellikle dinlememek, bu şarkıları daha önce duymuş olduğunuz iddiasını değiştirmez. İfade cümleyi “Even if X, Y yine de geçerlidir” şeklinde düzenler; Y'nin nedenini vermez.
Alıştırma
Antrenör yağmur yağıp yağmayacağını bilmiyor, ancak takım her iki durumda da içeride antrenman yapacak. Bunu en iyi hangi cümle anlatır?
- Even if it rains, the team will practise indoors.
- Because it will rain, the team will practise indoors.
- Even though it is raining, the team will practise indoors.
Cevabı göster
Even if it rains, the team will practise indoors.
you have: düzeltmede yardımcı fiil eksiltmesi
you have içindeki have, present perfect yapıdaki have heard them ifadesinin yardımcı fiilidir. heard them daha önceki cümleden anlaşıldığı için tekrarlanmaz; tam anlam you have heard them şeklindedir. Bu kısa bölüm, you think you haven't ifadesini doğrudan düzeltir. Buradaki have, “sahip olmak” anlamına gelmez; önceki fiil grubunun yerini alır ve olumsuz düşünceyi olumluya çevirir.
Alıştırma
Düzeltmeyi present perfect yardımcı fiiliyle tamamlayın: "Mia thinks she hasn't seen this film, but she ____."
Cevabı göster
has
Look, we all know our Queen writes great songs about boys and heartbreak.
0:22Bakın, hepimiz Kraliçemizin erkekler ve kalp kırıklıkları hakkında harika şarkılar yazdığını biliyoruz.
But she also writes great songs about her relationship with the media
0:28Ama aynı zamanda medya ile ilişkisi
her reputation: kamuoyu imajı ve Reputation albümü
Burada reputation önce normal anlamıyla kullanılır: insanların ve medyanın onun hakkında sahip olduğu genel görüş, yani itibarı veya kamuoyu önündeki imajı. Devamındaki sözler, Reputation ifadesinin ilk şarkının yer aldığı albümün adı da olduğunu söyler. Konuşmacı aynı kelimeyle onun kamuoyu önündeki imajını albüm adına bağlar. Albüm adı olarak Reputation büyük harfle başlar.
Alıştırma
Bu cümlede reputation neden iki anlam katmanına sahiptir?
- Yalnızca kaç albüm sattığını ifade eder.
- Birlikte çalıştığı medya şirketinin adıdır.
- Onun kamuoyu önündeki imajını ifade eder ve aynı zamanda Reputation albümünün adına gönderme yapar.
Cevabı göster
Onun kamuoyu önündeki imajını ifade eder ve aynı zamanda Reputation albümünün adına gönderme yapar.
I'm going to explain some of my favorite Taylor Swift lyrics
0:41Taylor Swift'in itibarı ve basınla ilişkisi hakkındaki
that are about her reputation and her relationship with the press. Kelime
0:44en sevdiğim sözlerinden bazılarını açıklayacağım.
the press: haber kuruluşları ve gazeteciler
Bu cümlede the press, haber kuruluşlarını ve haber yapan gazetecileri topluca anlatır. Her relationship with the press, onun haber dünyasıyla nasıl ilişki kurduğunu ve bu dünyanın onun hakkında nasıl haber yaptığını ifade eder. Buradaki press, gazetecilikle ilgili bir isimdir; “bastırmak” anlamındaki press fiili değildir. the sözcüğü, basının bir bütün olarak kastedildiğini göstermeye yardımcı olur.
Alıştırma
'The mayor answered questions from the press,' cümlesinde the press ne anlama gelir?
- haber kuruluşları ve gazeteciler
- bir şeyi bastırma eylemi
- baskı yapmak için kullanılan bir makine
Cevabı göster
haber kuruluşları ve gazeteciler
Look what you made me do: dramatik bir suçlama
Look what you made me do, Look what... ifadesiyle make + kişi + fiilin yalın hâli yapısını birleştirir. Made me do, birinin konuşan kişinin bir şey yapmasına neden olduğu veya onu buna zorladığı anlamına gelir; do, made sözcüğünden sonra yalın hâlde kalır. Cümlenin bütünü, bir sonuca dikkat çeker ve bu sonuca neden olduğu için karşıdaki kişiyi suçlar. Çoğu zaman “Bunu yapmak istemedim ama senin davranışların beni buna itti” anlamını sezdirir; bu yüzden sorumluluğu karşı tarafa atmak gibi de duyulabilir.
Alıştırma
Cümleyi hedef suçlama ifadesiyle tamamlayın: You startled me, and I dropped the box. ____!
Cevabı göster
Look what you made me do
turned into something: yeni bir duruma dönüşmek
Turn into, “dönüşmek” veya “hâline gelmek” demektir: özne bir durumdan, biçimden ya da kimlikten başka birine geçer. Into’dan sonraki kelime veya ifade sonucu belirtir. Burada turned geçmiş zamandadır ve something else farklı türde bir kişi veya durum anlamına gelir. Bu ifade, onun nasıl biri olduğundaki değişimi anlatır; fiziksel olarak dönmesini veya yön değiştirmesini değil.
Alıştırma
Cümleyi turn into ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The caterpillar ____ a butterfly.
Cevabı göster
turned into
like she stopped trusting people as much. Dilbilgisi
1:09mesela insanlara eskisi kadar güvenmeyi bırakması gibi.
Look what you made me: eylem değil, sonuç
Burada what, made me ifadesinden sonraki sonucu, yani “beni nasıl birine dönüştürdüğünü” sorar. Ardından gelen she turned into something else sözleri bu sonuç yorumunu açıkça destekler. do olmadığı için ifade bir eylemi anlatmaz. Konuşanın değişmiş kimliğine veya durumuna işaret eder. Dil bilgisi açısından what, make + kişi + sonuç yapısındaki sonuç yerini doldurur.
Alıştırma
she turned into something else ipucuna göre Look what you made me neye odaklanıyor?
- Birinin konuşan için yaptığı bir nesne.
- Konuşanın dönüştürüldüğü kişi türü veya durum.
- Konuşanın yapmaya zorlandığı eylem.
Cevabı göster
Konuşanın dönüştürüldüğü kişi türü veya durum.
stopped trusting people as much: güvenin azalması
Stop + -ing yapısı, -ing biçiminin anlattığı eylem veya durumun değiştiğini ya da sona erdiğini gösterir. stopped trusting people as much ifadesinde değişen şey, onun insanlara ne kadar güvendiğidir. Buradaki as much dereceyi karşılaştırır. Söylenmeyen karşılaştırma as much as before, yani “eskisi kadar”dır. Bu nedenle ifade, insanlara daha az güvenmeye başladığını anlatır; herkese güvenmeyi tamamen bıraktığı anlamına gelmez.
Alıştırma
“After the betrayal, Nina stopped trusting people as much” cümlesinin en açık anlamı nedir?
- İnsanlara eskisinden daha az güveniyordu.
- İnsanlara güvenebilmek için başka bir eyleme ara verdi.
- Herkese tamamen güvenmeye başladı.
Cevabı göster
İnsanlara eskisinden daha az güveniyordu.
The play on words: kelime oyunu
A play on words, bir sözcüğün sesini, yazımını, biçimini veya birden fazla anlamını akıllıca kullanarak ek bir anlam ya da şaka oluşturmayı ifade eder. Burada made me do ile made me arasındaki küçük değişikliğin yarattığı yeni anlamı anlatır. Konuşan kişi bu ifade biçimini zekice ve akılda kalıcı bulmaktadır; play burada fiziksel bir oyun anlamına gelmez.
Alıştırma
“The slogan contains a play on words” cümlesindeki a play on words ne anlama gelir?
- Her sözcüğün yavaşça söylenmesini gerektiren bir kural.
- Seslere, biçimlere veya birden fazla anlama dayanan zekice bir dil etkisi.
- Üzerinde sözcükler bulunan kartlarla oynanan fiziksel bir oyun.
Cevabı göster
Seslere, biçimlere veya birden fazla anlama dayanan zekice bir dil etkisi.
calm down: sakinleşmek ve ses tonuna dikkat etmek
Calm down, “daha az öfkeli, korkmuş veya heyecanlı hâle gelmek”, yani sakinleşmek anlamına gelen bir öbek fiildir. Buradaki down fiziksel olarak aşağı doğru hareket etmeyi anlatmaz; calm down duygunun şiddetinin azalmasını belirten tek bir birim olarak çalışır. You need to calm down cümlesinde konuşan kişi, karşısındakine bu duyguları kontrol etmesini söyler. Need to, cümleyi tarafsız bir betimleme olmaktan çıkarıp karşıdaki kişinin ne yapması gerektiğine dair doğrudan bir yargıya dönüştürür.
Alıştırma
calm down kullanımıyla ilgili hangi ifade doğrudur?
- Çok üzgün veya öfkeli birine doğrudan Calm down demek küçümseyici ya da buyurgan duyulabilir.
- Calm down her zaman birini teselli etmenin nazik ve kibar bir yoludur.
Cevabı göster
Çok üzgün veya öfkeli birine doğrudan Calm down demek küçümseyici ya da buyurgan duyulabilir.
You're being too loud. Dilbilgisi
1:28You're being too loud (Çok gürültü yapıyorsun / Abartıyorsun).
You're being too loud: şu anki davranışa odaklanmak
You're being too loud, şu anda gösterilen davranışa odaklanmak için be + being + sıfat yapısını kullanır. Being gereksiz değildir; yüksek sesli olmayı kişinin her zamanki özelliği olarak değil, şu anki davranışı olarak sunar. Too loud, sesin kabul edilebilir düzeyin üzerinde olduğu anlamına gelir. Bu yüzden cümlenin tamamı kişinin o anda yaptığı şeyi eleştirir.
Alıştırma
Bugün gerçekleşen bir davranışa odaklanmak için be + being + sıfat yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?
- You're being unusually quiet today.
- You're be unusually quiet today.
- You're being unusually quietly today.
Cevabı göster
You're being unusually quiet today.
Kanye West and his ex-wife Kim Kardashian.
1:34ve eski eşi Kim Kardashian ile yaşadığı kavga hakkında yazıldı.
When the media responded to how she talked about that
1:38Medya onun bu konu hakkında konuşma şekline tepki gösterdiğinde
was being too much: aşırı bulunan davranış
Was being too much, konuşanın onun o andaki davranışını aşırı bulduğu anlamına gelir. Davranışları fazla yoğun, dramatik, talepkâr veya dikkat çekici olabilir. Burada too much bir miktarı değil, davranışı değerlendirir. Geçmişte devam eden yapı was being, eleştirinin mutlaka kalıcı bir kişilik özelliğine değil, o andaki davranışına yöneldiğini gösterir. Yine de bu, öznel ve olumsuz bir yargıdır.
Alıştırma
Bu cümlede she was being too much en büyük olasılıkla ne anlama geliyor?
- Beklenenden daha fazla insan geldi.
- Bir şeyden çok büyük miktarda vardı.
- Davranışı aşırı veya başa çıkılması zor geliyordu.
Cevabı göster
Davranışı aşırı veya başa çıkılması zor geliyordu.
The being too loud part could be taken figuratively or literally. Kelime
1:51Being too loud kısmı mecazi veya kelime anlamıyla alınabilir.
taken figuratively or literally: sözcükleri yorumlamanın iki yolu
Could be taken figuratively or literally ifadesindeki taken, fiziksel olarak götürülmek değil, anlaşılmak veya yorumlanmak demektir. Bu ifade iki olası okuma sunar. Mecazi okuma genişletilmiş bir anlam ararken, gerçek anlamlı okuma sözcüklerin doğrudan anlamını korur. Burada being too loud gerçekten yüksek ses düzeyi anlamına gelebilir ya da mecazi olarak cesur ve çok dikkat çekici davranmayı anlatabilir.
Alıştırma
Cümleyi hem mecazi hem de gerçek anlamlı okumayı belirten ders ifadesiyle tamamlayın: Depending on the context, the line could be ____.
Cevabı göster
taken figuratively or literally
too much, too extra: Bir davranışı aşırı bulmak
Bu cümlede too much ve too extra, birinin davranışını aşırı bulmak için kullanılıyor. You're being too much, kişinin davranışının konuşanın kabul edebileceği sınırı aştığını belirtir; too extra ise davranışı aşırı dramatik, gösterişli veya fazla zorlanmış olarak niteleyip eleştiriyi güçlendirir. Buradaki extra, “ilave” anlamında değil, davranışı değerlendiren samimi bir sıfattır. be extra kalıbı bir kişinin tavrını veya davranışını anlatırken You're being ... kişinin o anda nasıl davrandığına odaklanır.
Alıştırma
Hangi cümlede extra, “aşırı dramatik veya gösterişli” anlamında kullanılmıştır?
- She packed an extra shirt for the trip.
- His entrance was so extra, with fireworks and a ten-minute speech.
- The café charged an extra pound for oat milk.
Cevabı göster
His entrance was so extra, with fireworks and a ten-minute speech.
Too loud is often used against members of the LGBTQ+ community Ton ve niyet
2:03Too loud genellikle LGBTQ+ topluluğu üyelerine karşı kullanılır
Görünür LGBTQ+ öz ifadesine yönelik eleştiri olarak Too loud
Burada Too loud bir ifade olarak ele alınıyor; loud her zaman ses düzeyinin yüksek olduğu anlamına gelmez. Bu toplumsal bağlamda LGBTQ+ kişileri ya da onların kendilerini ifade etme biçimlerini fazla görünür, açık, cesur veya dikkat çekici diye mecazen etiketleyebilir. Bir topluluğa karşı bu şekilde kullanıldığında, insanları kimliklerini gizlemeye veya kamusal ifadelerini daha az görünür hâle getirmeye zorlayabilir. Bu yüzden görünüşte davranış biçimiyle ilgili olan bir yorum, dışlama ya da susturma işlevi görebilir.
Alıştırma
Bu bağlamda Too loud hakkında hangi ifade doğrudur?
- Too loud yalnızca fiziksel ses düzeyi yüksek olan bir sesi anlatabilir.
- Bu bağlamda Too loud, gerçek ses düzeyi yerine görünür bir öz ifadeyi eleştirebilir.
Cevabı göster
Bu bağlamda Too loud, gerçek ses düzeyi yerine görünür bir öz ifadeyi eleştirebilir.
GLAAD: LGBTQ+ medya haklarını savunan bir kuruluş
GLAAD, kâr amacı gütmeyen bir savunuculuk kuruluşunun adıdır. Medyada LGBTQ+ kişilerin adil ve doğru biçimde temsil edilmesi ve toplumda daha fazla kabul görmesi için çalışır. Bu cümlede GLAAD'den söz edilmesi, Taylor'ın çalışmalarını LGBTQ+ haklarını destekleme ve ayrımcılığa karşı çıkma bağlamına yerleştirir. GLAAD büyük harflerle yazılan özel bir addır; İngilizcede “mutlu” anlamına gelen sıradan glad sıfatı değildir. Adı ilk olarak bir kısaltmadan doğmuştur, ancak kuruluş artık GLAAD'i resmî adı olarak kullanır.
Alıştırma
Bu cümlede GLAAD neyi ifade ediyor?
- Taylor'ın mutlu olduğunu belirten bir sıfat
- LGBTQ+ haklarını ve medyada adil temsili savunan bir kuruluşun adı
- Resmî bir ulusal şarkının adı
Cevabı göster
LGBTQ+ haklarını ve medyada adil temsili savunan bir kuruluşun adı
So, this song became somewhat of an anti-hate anthem. Kelime
2:21Böylece, bu şarkı bir nevi nefret karşıtı bir marş haline geldi.
anti-hate anthem: ortak bir davayı temsil eden şarkı
Anti-hate anthem, nefrete karşı ortak bir mesajı temsil eder hâle gelen ve insanları bu mesaj etrafında bir araya getirebilen bir şarkıdır. Anti-hate, anthem sözcüğünü niteler ve şarkının neyi temsil ettiğini gösterir. Popüler kültürde anthem yalnızca resmî bir ulusal marş değil, bir grup, hareket veya tutumla bağlantılı, geniş kitlelerce bilinen bir şarkı anlamına da gelebilir. Bu şarkıya anti-hate anthem denmesi, onun simgesel ve insanları harekete geçirici önemini vurgular.
Alıştırma
Burada anti-hate anthem ne anlama geliyor?
- Nefreti teşvik eden bir şarkı
- Anti-Hate adlı bir ülkenin resmî ulusal marşı
- Nefret karşıtı bir mesajı temsil eden ve insanları bu mesaj etrafında birleştiren bir şarkı
Cevabı göster
Nefret karşıtı bir mesajı temsil eden ve insanları bu mesaj etrafında birleştiren bir şarkı
What an icon!: What an... ile güçlü övgü
What an icon!, What + a/an + tekil sayılabilen isim ünlem kalıbını kullanır. What an icon she is! cümlesinin, özne ve be fiilinin atıldığı kısa biçimidir. Burada icon, bilgisayar simgesi değil; çok beğenilen, etkili veya temsil gücü yüksek bir kişidir. Konuşan kişi güçlü bir övgüde bulunur.
Alıştırma
Ünlemi What a/an + icon ile tamamlayın: That singer changed pop music. ____!
Cevabı göster
What an icon
Lyric number three is one of the first songs that made me pay attention to Taylor.
2:27Üç numaralı söz, Taylor'a dikkat etmemi sağlayan ilk şarkılardan birinden.
shake it off: olumsuz bir duyguyu geride bırakmak
Burada shake it off, eleştirinin, hayal kırıklığının veya başka hoş olmayan bir deneyimin sizi rahatsız etmesine artık izin vermemek anlamına gelir. Shake gerçek bir beden hareketini anlatmaz; ifadenin tamamı, etkinin üstesinden gelmek şeklinde mecaz bir anlam taşır. Bu bir emir cümlesidir, dolayısıyla teşvik veya tavsiye gibi duyulur. Nesne bir zamirse shake ile off arasına gelir: shake it off veya shake them off denir, shake off it denmez.
Alıştırma
‘Artık seni rahatsız etmesine izin vermemek’ anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: One rude comment doesn't have to ruin your day—____ and keep going.
Cevabı göster
shake it off
and about how the media loves to criticize her,
2:37ve medyanın onu eleştirmeyi ne kadar sevdiğinden bahsediyor,
but she's not going to let it bother her. Dilbilgisi
2:40ama bunun onu rahatsız etmesine izin vermeyecek.
let it bother: let + nesne + fiilin yalın hâli
let it bother her ifadesinde let + nesne + fiilin yalın hâli yapısı kullanılır. Burada it eleştirileri belirtir, bother “üzmek veya endişelendirmek” anlamına gelir ve her etkilenen kişiyi gösterir. let sonrasında to bother değil, bother kullanılır. Olumsuz biçimi olan not let something bother someone, olumsuz bir yorumun veya olayın kişinin duygularını etkilemesine izin vermemeyi seçmek demektir. Rahatsız eden şeyi ve etkilenen kişiyi değiştirerek bu yapıyı başka durumlarda da kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Cümleyi let it bother me ile tamamlayın: I won't ____.
Cevabı göster
let it bother me
new money: yakın zamanda zengin olmuş kişiler veya aileler
New money, nispeten yakın zamanda zengin olmuş kişileri, aileleri veya grupları belirten bir toplumsal sınıf ifadesidir. Bu cümlede bir kişi ya da sosyal grup türünü etiketler; yeni basılmış para anlamına gelmez. Bu ifade olumsuz bir yargı taşıyabilir. Kişilerin zengin oldukları hâlde köklü bir toplumsal konuma veya geleneksel zevke sahip olmadıklarını ima edebilir. Bu yargı, konuşanın tonuna ve bağlama göre değişir.
Alıştırma
Toplumsal sınıfla ilgili bir konuşmada new money ne anlama gelir?
- Yeni basılmış banknotlar
- Serveti birçok nesildir miras kalan aileler
- Nispeten yakın zamanda zengin olmuş kişiler veya aileler
Cevabı göster
Nispeten yakın zamanda zengin olmuş kişiler veya aileler
suit and tie ile ifade edilen özenli ve resmî iş dünyası imajı
Suit and tie düz anlamıyla iki giyim unsurunu, yani takım elbise ile kravatı adlandırır. Burada ise bu giysiler özenli, resmî ve iş dünyasına ait bir imajı; statü ve saygınlık çağrıştırabilen dış görünüşü temsil eder. Bu bir metonimidir: ilişkili bir nesne, daha geniş bir kişiyi ya da fikri temsil eder. Diğer zenginlik göstergeleriyle birlikte kullanıldığında, yalnızca birinin ne giydiğini anlatmak yerine dış görünüşe dikkat çeker.
Alıştırma
Bu dizede suit and tie, giysilerin kendisi dışında neyi düşündürüyor?
- Giysilerin rahatsız olduğuna dair bir şikâyet
- İki giysinin nasıl giyileceğine ilişkin talimatlar
- Özenli ve resmî bir iş dünyası imajı
Cevabı göster
Özenli ve resmî bir iş dünyası imajı
I can read you like a magazine. Deyimler
2:53I can read you like a magazine (Seni bir dergi gibi okuyabilirim).
read you like a magazine: birini kolayca çözmek
Read fiili, birinin yüzü, sesi veya davranışı gibi ipuçlarından ne düşündüğünü ya da hissettiğini anlamak anlamına gelebilir. Burada read you, “seni çözmek” demektir; “sana yüksek sesle bir şeyler okumak” anlamına gelmez. Like a magazine benzetmesi, karşıdaki kişinin düşüncelerinin bir sayfadaki sözcükler kadar kolay taranabildiğini düşündürür. Konuşan kişi, karşısındakini kolayca çözebildiğinden çok emin görünür.
Alıştırma
Burada I can read you like a magazine ne anlama geliyor?
- Konuşan kişi, dergideki sözcükleri anlamanın imkânsız olduğunu düşünür.
- Konuşan kişi, karşısındakine yüksek sesle bir dergi okuyacaktır.
- Konuşan kişi, karşısındakinin ne düşündüğünü veya hissettiğini kolayca anlayabilir.
Cevabı göster
Konuşan kişi, karşısındakinin ne düşündüğünü veya hissettiğini kolayca anlayabilir.
Ain't it funny: samimi biçimde Isn't it funny
Bu dizede Ain't it funny?, Isn't it funny? anlamına gelir. Soru, dinleyicinin bir şeyin şaşırtıcı, tuhaf veya ironik olduğunu fark etmesini sağlar; funny her zaman kahkaha attıracak kadar komik demek değildir. Ain't gerçekten kullanılan standart dışı bir olumsuz biçimdir. Burada isn't yerine geçer ve cümleye son derece samimi, konuşma diline özgü bir hava verir.
Alıştırma
Hangi ifade ain't kullanımının sınırlarına uygundur?
- Resmî bir okul yazısında Ain't it funny? yerine Isn't it funny? kullanılmalıdır.
- Ain't it funny? her resmî ve gayriresmî durumda uygundur.
Cevabı göster
Resmî bir okul yazısında Ain't it funny? yerine Isn't it funny? kullanılmalıdır.
rumors fly: söylentiler hızla yayılır
Rumors fly, doğrulanmamış hikâyelerin kişiden kişiye çok hızlı yayıldığı anlamına gelir. Fly burada mecazidir; söylentiler kuşlar gibi gerçekten havada uçmaz. Bu ifade, hikâyeleri kimin aktardığını çoğu zaman belirtmeden hızlı ve kontrol edilmesi zor yayılmaya odaklanır.
Alıştırma
Doğrulanmamış hikâyelerin hızla yayıldığını anlatan, dersteki iki kelimelik tam ifadeyle cümleyi tamamlayın: When nobody explains the change, ____.
Cevabı göster
rumors fly
and I know you heard about me.
2:57and I know you heard about me (ve benim hakkımda bir şeyler duyduğunu biliyorum).
New money, suit and tie refers to superficial material things Kalıp ifadeler
3:03New money, suit and tie yüzeysel maddi şeyleri ifade ediyor
refers to: bir ifadenin anlamını açıklamak
X refers to Y kalıbında X bir kelime, ifade, işaret ya da fikir; Y ise onun anlamı veya işaret ettiği şeydir. Burada refers to, alıntılanan sözlerin anlamını açıklar: bu sözlerin yüzeysel ve maddi şeyleri temsil ettiği söylenir. Refer özneyle uyumlu biçim alır: tekil özneyle refers, çoğul özneyle refer kullanılır. Burada önceki sözler tek bir alıntı ifade olarak ele alındığı için tekil biçim olan refers kullanılmıştır.
Alıştırma
Tanımı refer to ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The word 'habitat' ____ the natural home of a plant or animal.
Cevabı göster
refers to
have no depth: karmaşıklık veya anlamdan yoksun olmak
Have no depth, fiziksel derinliği bir benzetme olarak kullanır. Burada ilişkilerde gerçek duygu, karmaşıklık veya anlamlı içerik bulunmadığını anlatır; sonraki They're just superficial cümlesi de bu anlamı doğrular. Aynı fikir ilişkileri, konuşmaları, karakterleri veya düşünceleri tanımlayabilir. Biçim özneye göre değişir: tekil özneyle it has no depth, çoğul özneyle they have no depth kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi okuyun ve have no depth ifadesinin anlamını seçin: The characters have no depth, so it is hard to care about them.
- Karakterler beklenenden daha kısadır.
- Karakterler karmaşık değildir veya yeterince geliştirilmemiştir.
- Karakterler sığ suda durmaktadır.
Cevabı göster
Karakterler karmaşık değildir veya yeterince geliştirilmemiştir.
she's directly referring to a form of media here,
3:19burada doğrudan bir medya formatına atıfta bulunuyor,
she can read her potential lover.
3:26potansiyel sevgilisini okuyabileceği gerçeğinden de bahsediyor.
Ain't ve AAVE: Afro-Amerikan Yerel İngilizcesi
AAVE, African American Vernacular English ifadesinin kısaltmasıdır. Afro-Amerikan topluluklarıyla ilişkili, kendi tutarlı örüntüleri olan ve kurallarla işleyen bir İngilizce varyetesidir; yalnızca “yanlış İngilizce” değildir. Cümle ain't biçimini AAVE ile ilişkilendiriyor. Ain't gerçekten AAVE'de ve Afro-Amerikan müzik geleneklerinden etkilenmiş müziklerde kullanılır. Ancak “AAVE'den gelir” demek aşırı bir basitleştirmedir: ain't daha geniş bir geçmişe sahiptir ve İngilizcenin başka bölgesel ve toplumsal varyetelerinde de görülür. Tek bir sözcük, konuşanın dil varyetesini veya kimliğini belirlemez.
Alıştırma
AAVE ve ain't hakkında hangi ifade doğrudur?
- Her Afro-Amerikalı her durumda AAVE'nin tamamen aynı biçimini kullanır.
- AAVE, kurallarla işleyen bir İngilizce varyetesidir ve ain't yalnızca ona özgü değildir.
- AAVE rastgele hatalardan oluşur ve her ain't kullanımı konuşanın AAVE kullandığını kanıtlar.
Cevabı göster
AAVE, kurallarla işleyen bir İngilizce varyetesidir ve ain't yalnızca ona özgü değildir.
be no exception: aynı genel örüntüye uymak
Be no exception, bir kişi ya da şeyin az önce söylenen genel örüntüye onun da uyduğunu, yani istisna olmadığını belirtir. Cümle önce ain't biçiminin birçok şarkıda yer aldığını söyler, sonra Taylor'ın şarkılarının da aynı durumda olduğunu ekler. Yaygın yapı, tekil özneyle X is no exception ve çoğul özneyle X are no exception biçimindedir. Burada Taylor's, Taylor's songs yerine kullanılır; bu nedenle are, anlaşılmakla birlikte yazılmayan çoğul songs ismiyle uyumludur. Bu ifade, genel bir açıklamadan belirli bir örneğe geçmeye yardımcı olur.
Alıştırma
Cümleyi dersteki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Most children need encouragement, and Mia is ____.
Cevabı göster
no exception
about how news, especially gossip or rumors,
3:51haberlerin, özellikle dedikodu veya söylentilerin,
get told again and again: tekrarlanan, konuşma diline özgü edilgen yapı
Burada get told, “anlatılmak” veya “sözle aktarılmak” anlamına gelir. get + geçmiş zaman ortacı kalıbı konuşma diline özgü bir edilgen yapı kurar; bu nedenle odak, haberi, dedikoduyu ya da söylentiyi kimin anlattığı değil, bunlara ne olduğudur. Again and again, “tekrar tekrar” demektir. İfade bir bütün olarak aynı bilginin birçok kez aktarıldığını gösterir.
Alıştırma
İnsanların hikâyeyi tekrar tekrar anlattığını konuşma diline özgü bir edilgen yapıyla belirten cümle hangisidir?
- The story gets people to tell it again and again.
- The story gets told again and again.
- People tell the story again and again.
Cevabı göster
The story gets told again and again.
you've heard about me: biri hakkında bilgi edinmek
You've, you have ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Present perfect yapıdaki you've heard, daha önce bilgi edinme deneyimini şu anda bildiklerinizle ilişkilendirir. Hear about someone, o kişiyle ilgili haber, bilgi veya söylenti edinmek demektir. Kişinin sesini doğrudan duymak anlamına gelmez.
Alıştırma
Maya'nın sesini duyduğunuzu değil, onun hakkında bazı haberler bildiğinizi söyleyen cümle hangisidir?
- I've heard about Maya.
- I've heard Maya.
- I've heard Maya sing.
Cevabı göster
I've heard about Maya.
because Taylor is often the topic of gossip columns. Kelime
3:59çünkü Taylor sık sık dedikodu köşelerinin konusudur.
the topic of gossip columns: magazin köşelerinin konusu
the topic of gossip columns ifadesi, ünlülerle ilgili dedikodu köşelerinin tekrar tekrar konuştuğu kişi veya konu anlamına gelir. Burada bu köşelerin hakkında yazdığı kişi Taylor'dır. Buradaki column, bir binayı taşıyan sütun değil; gazete, dergi veya internet sitesindeki düzenli bir köşedir. Gossip columns çoğunlukla ünlülerin özel hayatına, ilişkilerine ve onlar hakkındaki söylentilere odaklanır.
Alıştırma
Hangi cümlede gossip columns örnekteki medya anlamıyla kullanılmıştır?
- The actor became the topic of gossip columns after the surprise wedding.
- The museum replaced two damaged stone columns near the entrance.
- The scientist organized figures into columns in a spreadsheet.
Cevabı göster
The actor became the topic of gossip columns after the surprise wedding.
Many Swifties believe that because Travis Kelce is her 13th boyfriend, Kültür
4:03Birçok Swiftie, Travis Kelce onun 13. erkek arkadaşı olduğu için,
Swifties: Taylor Swift hayranlarının adı
Swifties, Taylor Swift hayranları için kullanılan çoğul addır; tekili Swiftie'dir. Cümlede Many Swifties, bu hayran topluluğunun birçok üyesi anlamına gelir. Bu, Swift soyadından oluşturulmuş bir popüler kültür adıdır; hızlı anlamındaki sıradan swift sıfatı değildir. Eğlence haberlerinde ve sosyal medyada bu tür hayran adları ortak bir grup kimliğini ifade eder.
Alıştırma
Kime doğru biçimde Swiftie denebilir?
- Çok hızlı hareket eden herhangi bir kişi.
- Ünlülerle ilgili her haberi yazan bir muhabir.
- Taylor Swift'in müziğini yakından takip eden bir hayran.
Cevabı göster
Taylor Swift'in müziğini yakından takip eden bir hayran.
no more blank spaces: boş yerler ile Blank Space başlığı arasındaki kelime oyunu
blank spaces ifadesinin normal anlamı, daha fazla ismin yazılabileceği boş yerlerdir. Burada Blank Space aynı zamanda Taylor Swift'in şarkısının adını çağrıştırır; böylece aynı sözler hem gerçek anlamlı bir görüntü hem de bir eser adına gönderme olarak işlev görür. Yakındaki “yazılacak başka isim yok” düşüncesiyle birlikte cümle, başka bir erkek arkadaşın adını yazacak yer kalmadığı şakasını yapar. Bu, mevcut partnerin son kişi olabileceğini öne süren eğlenceli bir hayran yorumudur; resmî bir duyurunun kanıtı değildir.
Alıştırma
no more blank spaces ifadesi burada neden iki anlam taşır?
- Daha fazla isim için boş yer düşüncesini Blank Space şarkı adına yapılan göndermeyle birleştirir.
- Taylor Swift'in son ilişkisini resmen açıkladığını doğrular.
- Yalnızca basılı bir formda yer kalmadığını bildirir.
Cevabı göster
Daha fazla isim için boş yer düşüncesini Blank Space şarkı adına yapılan göndermeyle birleştirir.
as in: kesin bir açıklama eklemek
as in, konuşmada kullanılan bir açıklama işaretidir. Dinleyiciye “Kastettiğim özel anlam budur” mesajını verir ve “yani” ya da “başka bir deyişle” şeklinde anlaşılabilir. Burada he's endgame, daha önceki “yazılacak başka isim yok” düşüncesini açıklar: konuşan kişi onun son partner olabileceğini kasteder. as in ifadesinden sonra bir sözcük, bir söz öbeği veya tam bir yan cümle gelebilir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki iki sözcüklü açıklama ifadesiyle tamamlayın: The room is cool—____, slightly cold, not fashionable.
Cevabı göster
as in
he's endgame: romantik ilişkideki nihai partner
Bu romantik bağlamda he's endgame, onun uzun vadede birlikte kalacağı düşünülen veya umulan kişinin bu erkek olduğu anlamına gelir. Endgame, bir oyunun son aşamasını değil, ilişkinin hayal edilen nihai sonucunu anlatır. Bu ifade, ilişkinin geleceğiyle ilgili bir tahmin veya yorum sunar. Tek başına nişan, evlilik ya da kalıcı bir bağlılığı doğrulamaz.
Alıştırma
Bir çift hakkında konuşurken 'Leo is her endgame' ne anlama gelir?
- Leo'nun konuşmalarını bitirmeye karar verdiğine inanıyor.
- Leo'nun sonunda birlikte kalacağı kişi olduğuna inanıyor.
- Leo'nun bir oyunun son bölümünü oynadığına inanıyor.
Cevabı göster
Leo'nun sonunda birlikte kalacağı kişi olduğuna inanıyor.
So, did I leave out any of your favorite Taylor lyrics? Öbek fiiller
4:15Peki, en sevdiğiniz Taylor sözlerinden herhangi birini dışarıda bıraktım mı?
leave out: atlamak veya dâhil etmemek
Burada leave out, atlamak veya dâhil etmemek anlamına gelir. Konuşan kişi, ele aldığı içerikte dinleyicilerin sevdiği şarkı sözlerinden herhangi birinin eksik kalıp kalmadığını sorar. Bu öbek fiil nesnenin iki yanına ayrılabilir: leave out a detail veya leave a detail out. Nesne bir zamirse ortaya koyun: leave it out denir, leave out it denmez.
Alıştırma
Bu nottaki iki sözcüklü öbek fiili 'dâhil etmemek' anlamında kullanın: I checked the guest list twice, but did I ____ anyone?
Cevabı göster
leave out
Write them in the comments: çevrim içi yanıt verme yönergesi
Write them in the comments, izleyicilere ilgili öğeleri bir videonun veya gönderinin altındaki yorum bölümünde paylaşmalarını söyleyen doğrudan bir yönergedir. Buradaki the comments, genel anlamdaki görüşleri değil, çevrim içi yorum alanını belirtir. Them, daha önce sözü edilen birden fazla öğeye gönderme yapar. Tek bir öğe için it kullanılır: Write it in the comments. Başka durumlara aktarılabilen kalıp Write + object + in the comments biçimindedir.
Alıştırma
Bir video sunucusu, izleyicilerin üç cevabı videonun altında paylaşmasını istiyor. Hangi yönerge uygundur?
- Write them in the comments.
- Write them in your notebook.
- Write it in the comments.
Cevabı göster
Write them in the comments.
and we'll have a sing-along later on. Kalıp ifadeler
4:20ve daha sonra hep birlikte şarkı söyleyelim.
have a sing-along: toplu şarkı söyleme etkinliği yapmak
Have a sing-along, herkesin birlikte şarkı söylediği bir etkinlik düzenlemek veya bu etkinliğe katılmak demektir. Burada have, “sahip olmak” değil, “bir etkinlik yapmak veya düzenlemek” anlamındadır. Sing-along, a sözcüğünden sonra gelen sayılabilir bir isimdir. Genellikle tek bir kişinin şarkı söylemesini değil, insanların tanıdık müziğe katılarak birlikte şarkı söylemesini anlatır.
Alıştırma
Hangi cümlede sing-along, toplu şarkı söyleme etkinliğini anlatan bir isim olarak kullanılmıştır?
- We had a sing-along after dinner.
- We sang along after dinner.
- We listened to a solo after dinner.
Cevabı göster
We had a sing-along after dinner.