Beyaz Ölüm - İnsanlığın Tanıdığı En İyi Keskin Nişancı: İngilizce çalışma notları

The Infographics Show

Öğrenme zorluğu
1.215 kelime 211 kel/dk

Video özeti: Bu biyografi Simo Häyhä’nın Kış Savaşı kaydını, yöntemlerini, yarasını, sonraki yaşamını ve kapanış sözünü anlatır. Başlıca İngilizce noktaları: 1. “body count.” — Sözcük anlamı ve kullanım: Ölü veya öldürülen sayısı için kullanılan bu resmî olmayan ifadenin insanlıktan çıkarıcı tonunu anlayın; gerekirse death toll ya da confirmed kills seçin. 2. “With maps very scarce” — Dil bilgisi: with + isim + sıfat yapısının koşul verdiğini ve harita eksikliğini sonucuna bağladığını görün. 3. “right from the horse's mouth.” — Deyimler: Bilginin gerçek bir attan değil, ilgili kişiden geldiğini anlayın; doğrudan kaynağı vurgulayın ama doğruluğu garanti etmeyin.

Bu derste

When we say the best sniper,

0:00

En iyi keskin nişancı dediğimizde,

we could be referring to who had the best shot in terms of distance Kalıp ifadeler

0:01

mesafe açısından en iyi atışı kimin yaptığından

Kalıp ifadeler

in terms of: ölçütü belirtmek

Burada in terms of distance, “en iyi atış” değerlendirilirken kullanılan ölçütün mesafe olduğunu gösterir. İddia yalnızca mesafeyle ilgilidir; becerinin olası bütün ölçütlerinde en iyi olunduğunu söylemez. Bir ifadeyi tek bir yönle sınırlamak için in terms of + isim veya isim öbeği yapısını kullanın: in terms of cost, in terms of safety ya da in terms of how far something can travel.

Alıştırma

Karşılaştırmayı tek bir yönle sınırlayan ifadeyle cümleyi tamamlayın: "The two plans are similar in cost but very different ____ safety."

Cevabı göster

in terms of

or who had the most kills to his or her name. Deyimler

0:04

veya kimin adına en çok leş kaydedildiğinden bahsediyor olabiliriz.

Deyimler

to his or her name: bir şeyi kişinin siciline yazmak

To his or her name, “o kişinin kaydının bir parçası olarak ona yazılmış” demektir. Burada öldürme sayıları keskin nişancının kaydına geçen sonuçlar olarak sayılır; ifade gerçek anlamda bir adın yazılmasından söz etmez. Yeniden kullanılabilen yapı have + a number or achievement + to + possessive + name biçimindedir: She has three patents to her name. Eserler, ödüller, rekorlar, sahip olunan şeyler ve hatta olumsuz gerçekler için kullanılabilir; yalnızca olumlu başarılarla sınırlı değildir.

Alıştırma

Hangi cümle üç patentin Lena’nın başarı sicilinin bir parçası olduğunu doğru biçimde söyler?

  1. Lena has three patents on her name.
  2. Lena has three patents to her name.
  3. Lena has three patents in her name.
Cevabı göster

Lena has three patents to her name.

Today, we'll focus more on the most prolific sniper, Kelime

0:07

Bugün daha çok en üretken keskin nişancıya odaklanacağız,

Kelime

Prolific sniper: yüksek beceri değil, yüksek sayı

Bu cümlede prolific, genellikle taşıdığı "çok üretmek" anlamının genişletilmiş hâlidir. Bir keskin nişancı için kullanıldığında, o kişinin çok sayıda öldürme veya ölümcül atış kaydı bulunduğunu belirtir. Sözcük kendi başına beceriyi değil, miktarı anlatır. Genellikle yazarlar veya sanatçılar için kullanılan bir sözcüğün öldürmeyi bir tür üretim gibi göstermesi, ifadeye mesafeli ve ürpertici bir ton verir.

Alıştırma

Bu bağlamda prolific sniper neyi vurgular?

  1. Keskin nişancının kayıtlı öldürme sayısı yüksektir.
  2. Keskin nişancı en uzak mesafeden ateş edebilir.
  3. Keskin nişancı mutlaka diğer herkesten daha beceriklidir.
Cevabı göster

Keskin nişancının kayıtlı öldürme sayısı yüksektir.

the person with the biggest body count. Kelime

0:09

yani en çok ceset sayısına sahip kişiye.

Kelime

Body count: resmî olmayan ölüm veya öldürme sayısı

Bu şiddet bağlamında body count, öldürülen kişi sayısı anlamına gelir. "the person with the biggest body count" ifadesinde sayı tek bir kişiye atfedildiği için o kişinin birikmiş öldürme sayısını belirtir. Tek bir yerde bulunan cesetlerin kelimesi kelimesine sayılması değildir. İfade insanları istatistiğe dönüştürdüğünden kaba, sansasyonel veya soğuk bir ton yaratabilir.

Alıştırma

Bir eleştirmen, kurgusal bir kötü karakterin kaç kişiyi öldürdüğünü resmî olmayan biçimde anlatıyor. Amaçlanan kaba tona en uygun ifade hangisidir?

  1. confirmed kills
  2. body count
  3. death toll
Cevabı göster

body count

You've probably all heard of Chris Kyle,

0:12

Amerikan Keskin Nişancı (American Sniper) filmine ilham veren

the American soldier who was the inspiration behind the movie American Sniper. Kalıp ifadeler

0:13

Amerikalı asker Chris Kyle'ı muhtemelen hepiniz duymuşsunuzdur.

Kalıp ifadeler

the inspiration behind: ardındaki ilham kaynağı

“The inspiration behind”, bir eserin, planın veya projenin ortaya çıkmasını sağlayan kişi, deneyim ya da fikri belirtir. Burada askerin yaşam öyküsü film için yaratıcı kaynak olmuştur. “Behind” burada mecazidir: fiziksel bir konumu değil, bir şeyin ortaya çıkmasına yardım eden kaynağı gösterir. Kalıp X is/was the inspiration behind Y şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki “yaratıcı kaynağı” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Her travel journals were the ____ the documentary.

Cevabı göster

inspiration behind

The Department of Defense tells us he had 160 kills to his name.

0:17

Savunma Bakanlığı, onun adına 160 leş kaydedildiğini söylüyor.

Ironically, Kyle was later shot and killed at a shooting range in the US.

0:21

İronik bir şekilde Kyle, daha sonra ABD'de bir atış poligonunda vurularak öldürüldü.

The British media in 2015 reported that a Royal Marine

0:25

İngiliz medyası 2015'te bir Kraliyet Deniz Piyadesinin

was the world's deadliest sniper with 173 kills,

0:29

173 leşle dünyanın en ölümcül keskin nişancısı olduğunu bildirdi,

though they didn't name him.

0:32

ancak adını açıklamadılar.

But none of these sniping upstarts have anything on the man we are going to talk about today, Deyimler

0:33

Fakat keskin nişancılık dünyasının bu yeni yetmelerinin hiçbiri bugün bahsedeceğimiz adamın yanına bile yaklaşamaz,

Deyimler

olumsuz karşılaştırmada have anything on

Olumsuz not/never/none ... have anything on someone kalıbında ifade, o kişiyle “boy ölçüşebilmek veya onu geçebilmek” anlamına gelir. Burada özne none of these sniping upstarts olduğu için cümle, bu kişilerin birazdan tanıtılacak adamla kıyaslanamayacağını söyler. Bu, sahiplikle ilgili bir ifade değil, deyimsel bir karşılaştırmadır. Yeniden kullanılabilen A doesn't have anything on B kalıbı, B’yi en az A kadar etkileyici ve çoğu zaman A’dan çok daha iyi gösterir.

Alıştırma

“The other singers don't have anything on Mateo when he performs live,” cümlesinde don't have anything on ne anlama gelir?

  1. Diğer şarkıcılar Mateo’nun arkasında duruyor.
  2. Diğer şarkıcıların Mateo hakkında zarar verici bilgileri var.
  3. Diğer şarkıcılar Mateo’yla boy ölçüşemez.
Cevabı göster

Diğer şarkıcılar Mateo’yla boy ölçüşemez.

in this episode of The Infographics Show,

0:37

The Infographics Show'un bu bölümünde,

The Best Sniper in History.

0:39

Tarihin En İyi Keskin Nişancısı var.

If you look around the web,

0:41

İnternette biraz araştırırsanız,

the consensus is that the focus of today's show is indeed the deadliest sniper that ever lived. Notlar

0:42

bugünkü programın odak noktasının gerçekten de gelmiş geçmiş en ölümcül keskin nişancı olduğu konusunda ortak bir fikir görürsünüz.

Kalıp ifadeler

The consensus is that ...: geniş ölçüde paylaşılan bir görüşü sunmak

“The consensus is that ...” ifadesinde consensus, ilgili grup, uzmanlar veya kaynaklar bütünü tarafından geniş ölçüde paylaşılan görüş anlamına gelir. That ile başlayan yan cümle bu görüşün içeriğini belirtir. Bu kalıp yeni bir resmî karar açıklamak yerine önemli ölçüde uzlaşılan görüşü özetler. Consensus herkesin aynı fikirde olmasını gerektirmez ve böyle bir uzlaşının varlığı, sonucun doğru olduğunu tek başına kanıtlamaz.

Alıştırma

Geniş ölçüde paylaşılan bir görüşü sunan ifadeyle resmî özeti tamamlayın: The committee reviewed all five reports; ____ the outage began with a network failure.

Cevabı göster

the consensus is that

Dilbilgisi

The deadliest sniper that ever lived: tüm tarihi kapsayan üstünlük derecesi

Üstünlük bildiren “the deadliest sniper” isim öbeği, “that ever lived” ilgi yan cümlesiyle nitelenir. Burada ever, karşılaştırmanın kapsamını herhangi bir dönemde yaşamış tüm keskin nişancılara genişleterek bütün tarihin en üst derecesi iddiasını oluşturur. Bu yapıda ever “bir zamanlar” anlamına gelmez ve geçmiş bir deneyimi anlatmaz. İfadenin tamamı güçlü bir vurgu taşır ve kişiyi tarih boyunca bu kategorideki diğer herkesin üstünde gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle bir kâşifin tüm tarih boyunca birinci sırada olduğu yönündeki en güçlü iddiayı ortaya koyar?

  1. She was a very great explorer in her time.
  2. She was the greatest explorer that ever lived.
  3. She was one of the greatest explorers who ever lived.
Cevabı göster

She was the greatest explorer that ever lived.

His name was Simo Häyhä,

0:47

Adı Simo Häyhä'ydı,

and he was a Finnish Army second lieutenant.

0:49

ve Finlandiya Ordusunda bir asteğmendi.

We are told he killed somewhere between 505 and 542 people. Dilbilgisi

0:51

Bize 505 ile 542 arasında kişiyi öldürdüğü söyleniyor.

Dilbilgisi

Belirsiz bir tahmin için somewhere between 505 and 542

Burada somewhere sayının kesinliğini azaltır; bir yeri ifade etmez. somewhere between A and B kalıbı, gerçek ya da bildirilen değerin belirsiz olduğunu ancak bu iki sınır arasında bulunmasının beklendiğini anlatır. Kaynaklar birbiriyle uyuşmadığında veya yalnızca tahmini bir değer bulunduğunda bu yapı kullanılır. Kesin bir sayı biliniyormuş gibi davranmaktan daha doğaldır.

Alıştırma

Kesin günün belirsiz ancak iki günle sınırlandırılmış olduğunu göstermek için somewhere ile başlayan hedef ifadeyi yazın: The package should arrive ____ Tuesday and Thursday.

Cevabı göster

somewhere between

His victims were Russian,

0:56

Kurbanları Rus'tu,

and they were killed during the Winter War. Kültür

0:57

ve Kış Savaşı sırasında öldürüldüler.

This was a conflict between Finland and the Soviet Union

0:59

Bu, Finlandiya ile Sovyetler Birliği arasında

that started in 1939 and lasted just over three months.

1:02

1939'da başlayan ve üç aydan biraz fazla süren bir çatışmaydı.

Kültür

Tarihî özel ad olarak Winter War

Winter War, soğuk havada yapılan çatışmaların genel bir açıklaması değil, belirli bir çatışmanın yerleşik İngilizce adıdır. Tarihî bir özel ad olduğu için iki sözcük de büyük harfle başlar. Bu cümlede, Finlandiya ile Sovyetler Birliği arasında 1939'da başlayıp üç aydan biraz fazla süren çatışmayı belirtir. Bu adı tanımak, bildirilen ölümlerin ülke, karşı güç ve zaman bağlamını anlamayı sağlar.

Alıştırma

Örnekteki the Winter War ne anlama gelir?

  1. Adı belirtilmeyen daha uzun bir savaşın kış aşaması
  2. Soğuk kış koşullarında yapılan herhangi bir askerî çatışma
  3. Finlandiya ile Sovyetler Birliği arasında 1939'da başlayan belirli çatışma
Cevabı göster

Finlandiya ile Sovyetler Birliği arasında 1939'da başlayan belirli çatışma

That's a short amount of time,

1:05

Bu kısa bir süre,

but it was enough time to cement Häyhä's name in history. Deyimler

1:07

ama Häyhä'nın adını tarihe kazımak için yeterli bir zamandı.

Deyimler

Häyhä'nın adını tarihte kalıcılaştıran cement

Burada cement fiili mecazi anlamda kullanılır: çimentonun bir şeyi sağlamlaştırması gibi, bu başarı da Häyhä'nın tarihsel itibarını sağlam biçimde yerleştirir ve kalıcı olmasını sağlar. İfade gerçek çimentodan ya da yalnızca onun adını yazmaktan söz etmez. cement + nesne kalıbı, bir şeyi sağlam biçimde yerleştirmek veya değiştirilmesini zorlaştırmak anlamına gelir. cement someone's name in history ifadesinde nesne, kişinin tarihsel hafızada uzun süre tanınmasını temsil eder.

Alıştırma

Hangi cümlede cement, örnektekiyle aynı mecazi anlamda kullanılmıştır?

  1. They poured cement around the base of the fence post.
  2. Winning a third title cemented her reputation as one of the sport's greatest players.
  3. The reporter wrote her name in the history section of the article.
Cevabı göster

Winning a third title cemented her reputation as one of the sport's greatest players.

The number of casualties in those three months was reportedly around 25,900 Finnish deaths

1:09

Bildirildiğine göre o üç ay içindeki zayiat sayısı yaklaşık 25.900 Finlandiyalı ölümü

and 126,900 Russian deaths.

1:15

ve 126.900 Rus ölümüydü.

Häyhä's kills were even recorded by the Finnish military.

1:18

Häyhä'nın öldürdüğü kişiler Finlandiya ordusu tarafından bile kaydedilmişti.

The document states how many people he had killed up until that day, Dilbilgisi

1:21

Belge, o güne kadar kaç kişiyi öldürdüğünü belirtiyor,

not how many people he killed on that day.

1:24

o gün kaç kişiyi öldürdüğünü değil.

Dilbilgisi

up until that day ile on that day arasındaki fark

up until that day, o günü geçmişte bir sınır noktası olarak belirler ve o noktaya kadar geçen sürede biriken toplamı ele alır. on that day ise sayımı yalnızca o takvim gününde gerçekleşen olaylarla sınırlar. İlki birikimli bir zaman aralığını, ikincisi tek bir günlük zaman konumunu ifade eder. Geçmiş zamanın tamamlanmış biçimi olan had killed, öldürmelerin geçmişteki referans noktasından önce birikmiş olduğunu gösterdiği için bu sınır noktası bakışına uygundur. Temel karşıtlık, bir noktaya kadarki birikim ile yalnızca o tarihte gerçekleşen miktar arasındadır; sınır gününün kendisinin dahil olup olmadığı bağlama göre değişebilir.

Alıştırma

Dersteki iki zaman ifadesiyle karşıtlığı tamamlayın: The report shows the total number of applications received ____ that day, not the number received ____ that day.

Cevabı göster

up until · on

It's thought his biggest tally on one day was about 25 deaths.

1:27

Bir günde kaydettiği en yüksek leş sayısının yaklaşık 25 olduğu düşünülüyor.

On December 22nd, 1939,

1:31

22 Aralık 1939'da,

the document states that he killed 138 people.

1:33

belgede 138 kişiyi öldürdüğü belirtiliyor.

On January 26th, 1940,

1:36

26 Ocak 1940'ta,

he killed 199 people.

1:38

199 kişiyi öldürdü.

On February 17th, 1940,

1:40

17 Şubat 1940'ta,

he killed 217 people,

1:42

217 kişiyi öldürdü,

and on March 7th, 1940,

1:44

ve 7 Mart 1940'ta,

he killed 259 people.

1:46

259 kişiyi öldürdü.

That day wasn't the best day of his life,

1:48

O gün hayatının en iyi günü değildi,

as he was very seriously wounded.

1:50

çünkü çok ağır yaralanmıştı.

He took a Red Army bullet right to the face, Kalıp ifadeler

1:52

Tam yüzüne bir Kızıl Ordu kurşunu yedi,

Kalıp ifadeler

“Took a Red Army bullet”: kurşunla vurulmak

Bu cümlede took a Red Army bullet, “Kızıl Ordu’dan gelen bir kurşunla vuruldu” demektir. Take, darbenin alınmasını veya etkisine maruz kalınmasını anlatır; bir mermiyi bilerek yerden almak ya da teslim almak anlamına gelmez. Yeniden kullanılabilen kalıp take + a/the + bullet biçimindedir ve çoğu zaman bir niteleyici ya da vücut bölümünü belirten bir ifadeyle kullanılır. take a bullet in the shoulder omuzdan, take a bullet to the face ise yüzden vurulmayı anlatır; eklenen ifade kurşunun nereye isabet ettiğini gösterir.

Alıştırma

Örnekte onun başına ne geldi?

  1. Bir Kızıl Ordu askerine mermi verdi.
  2. Kızıl Ordu’dan gelen bir kurşun yüzüne isabet etti.
  3. Bir Kızıl Ordu mermisini yerden aldı ve yüzünün yakınında tuttu.
Cevabı göster

Kızıl Ordu’dan gelen bir kurşun yüzüne isabet etti.

and that's why photos of him that circulated around the web depict a monstrous-looking man.

1:54

işte bu yüzden internette dolaşan fotoğrafları onu canavar görünümlü bir adam olarak resmediyor.

Sorry about being so blunt, Simo. Ton ve niyet

1:59

Bu kadar açık sözlü olduğum için üzgünüm, Simo.

Ton ve niyet

“Sorry about being so blunt”: doğrudan sözler için özür dilemek

Sorry about being so blunt, konuşmada yapılan bir ilişki onarımıdır. Konuşmacı, az önce kullandığı sözlerin alışılmadık ölçüde doğrudan olduğunu ve sert duyulmuş olabileceğini kabul eder. Burada blunt, sözü fazla yumuşatmadan konuşmayı anlatır; fiziksel olarak kör bir kenar anlamına gelmez. Yeniden kullanılabilen kalıp sorry about + isim veya -ing biçimidir. Bu cümlede about sözcüğünden sonra being gerekir. Özür, mesajın kendisini mutlaka geri çekmekten ziyade mesajın ifade edilme biçimine yöneliktir.

Alıştırma

Az önce aşırı doğrudan bir yorum yaptınız. Hangi özür ifadesinde sorry about sonrasında -ing biçimi doğru kullanılmıştır?

  1. Sorry about to be so blunt.
  2. Sorry about being so blunt.
  3. Sorry about be so blunt.
Cevabı göster

Sorry about being so blunt.

The wound didn't slow him down so much, though, Öbek fiiller

2:01

Yine de yara onu pek yavaşlatmadı,

Öbek fiiller

slow him down: ayrılabilen bir öbek fiil

Slow someone down, birinin hareketini, çalışmasını veya ilerlemesini yavaşlatmak demektir. Bu cümlede yara, onun yoluna devam etme becerisini büyük ölçüde azaltmamıştır. Bu, ayrılabilen bir öbek fiildir: slow fiil, down parçacık, him ise etkilenen kişidir. Kalıp slow + nesne + down şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi slow someone down ifadesinin geçmiş zamanıyla ve us zamirini kullanarak tamamlayın: Road construction ____ on our trip.

Cevabı göster

slowed us down

and he lived a long life.

2:03

ve uzun bir hayat yaşadı.

He was born in 1905

2:04

1905'te doğdu

and lived until the ripe old age of 97, Deyimler

2:06

ve 97 yaşına kadar olgun bir yaşlılık dönemi geçirdi,

Deyimler

the ripe old age of: uzun bir yaşamı vurgulamak

The ripe old age of + sayı, birinin etkileyici derecede ileri bir yaşa ulaştığını vurgulayan bir deyimdir. Bu cümlede onun 97 yaşına kadar yaşaması gerçeğine hayranlık ve hafifçe sıcak, neşeli bir ton ekler. Buradaki ripe sözcüğü gerçek anlamında değildir; kişiyi bir meyve gibi tanımlamaz. İfadenin tamamını yaşı öne çıkaran kalıplaşmış bir söyleyiş olarak düşünün.

Alıştırma

"She lived to the ripe old age of 103" cümlesindeki ifade ne anlama gelir?

  1. Yalnızca orta yaşa kadar yaşadı.
  2. 103 yaşında fiziksel olgunluğa erişti.
  3. Etkileyici derecede ileri bir yaşa kadar yaşadı.
Cevabı göster

Etkileyici derecede ileri bir yaşa kadar yaşadı.

dying in 2002.

2:08

2002'de vefat etti.

But who was this man?

2:10

Peki bu adam kimdi?

Well,

2:11

Şey,

the Finnish told all kinds of stories about him,

2:12

Finliler onun hakkında her türlü hikayeyi anlattılar,

as he was the focus of a lot of propaganda.

2:14

çünkü kendisi pek çok propagandanın odak noktasıydı.

Back in those days, Kalıp ifadeler

2:16

O günlerde,

Kalıp ifadeler

Back in those days: daha eski bir döneme dönmek

Back in those days, dinleyicinin bakış açısını bağlamdan zaten bilinen daha eski bir döneme götüren bir zaman ifadesidir. Buradaki back zamansal anlam taşır; “o eski zamanda” demektir, “arkada” anlamına gelmez. Bu ifade, ardından gelen bilgiyi çoğunlukla o döneme özgü tipik bir durum olarak çerçeveler ve bugünle bir karşıtlık ima edebilir. Virgül, bunun cümle başında kullanılan bir zaman ifadesi olduğunu gösterir.

Alıştırma

Anlatıyı daha eski bir döneme götüren dört sözcüklük zaman ifadesiyle cümleyi tamamlayın: “We had no smartphones when I was at school. ____, we called home from pay phones.”

Cevabı göster

Back in those days

war heroes were an important piece of national storytelling in many countries,

2:17

savaş kahramanları birçok ülkede ulusal hikaye anlatımının önemli bir parçasıydı,

used to foment pride in the public and give people hope. Kelime

2:21

halkta gurur uyandırmak ve insanlara umut vermek için kullanılırlardı.

Kelime

foment pride: duyguların körüklenmesini anlatan resmî bir ifade

Foment, güçlü bir duyguyu veya düzen bozucu bir faaliyeti kasıtlı olarak körüklemek ya da şiddetlendirmek anlamına gelir. Foment pride ifadesinde kahramanların hikâyeleri, halkın gururunu yaratıp büyütmek için kullanılan bir araç olarak sunulur. Bu fiil resmî ve değerlendirici bir tona sahiptir; unrest, conflict, hatred veya rebellion ile sık kullanılır. Pride ile eşleştirilmesi, sürecin yalnızca destekleyici değil, stratejik veya yönlendirici görünmesine yol açabilir.

Alıştırma

Bir tarihçi, halkın öfkesini ve kargaşayı kasıtlı olarak artıran propagandayı anlatmak için resmî ve eleştirel bir fiil kullanmak istiyor. Cümleyi en iyi hangi fiil tamamlar? “The broadcasts were designed to ___ anger and unrest.”

  1. foment
  2. foster
  3. encourage
Cevabı göster

foment

He was born in Finland,

2:24

Finlandiya'da doğdu,

very close to the border with Russia.

2:25

Rusya sınırına çok yakın bir yerde.

At the age of 20,

2:27

20 yaşındayken,

he became a volunteer in the Finnish Civil Guard,

2:28

Finlandiya Sivil Muhafızlarına gönüllü olarak katıldı,

and it was certain he was going to be of some use. Kalıp ifadeler

2:30

ve kesinlikle bir işe yarayacağı belliydi.

Kalıp ifadeler

be of some use: bir şekilde işe yaramak

“Be of some use”, “bir şekilde yararlı olmak veya işe yaramak” demektir. Bu cümlede konuşmacı, onun deneyiminin pratik bir amaca hizmet edeceğini düşünüyor. be + of + soyut isim yapısı, sıfat tümleci gibi işlev görür. “Some”, yararın tam türünü veya derecesini açık bırakır; “yalnızca biraz yararlı” anlamına gelmez. Aynı yapı be of value, be of importance ve be of help ifadelerinde de görülür.

Alıştırma

Cümleyi “bir şekilde yardımcı olmak” anlamındaki dört sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: The old records may ____ to the investigators.

Cevabı göster

be of some use

Prior to signing up, Notlar

2:33

Yazılmadan önce,

Kalıp ifadeler

Prior to + isim veya -ing biçimi

“Prior to”, “önce” anlamına gelir ve daha erken bir zamanı veya olayı tanıtır. “Prior to signing up” ifadesinde signing up, daha sonra gerçekleşen referans olaydır. Buradaki to, mastarın bir parçası değil, bir edattır. Bu nedenle, ardından gelen eylem -ing biçimini alır: prior to signing up. Aynı ifade bir ismi de tanıtabilir: prior to the meeting.

Alıştırma

Resmî talimatı “önce” anlamındaki iki sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: ____ submitting the form, check every date.

Cevabı göster

Prior to

Öbek fiiller

Signing up: kaydolmak veya katılmak

Sign up, bir etkinliğe, hizmete veya kuruluşa kaydolmak ya da katılmayı kabul etmek anlamına gelir. Burada signing up, yalnızca imza atmayı değil, Finlandiya Sivil Muhafızları'na gönüllü üye olmayı ifade eder. Up parçacığı bu öbek fiilin bir parçasıdır. Katılınan şeyi belirtirken sign up for + isim kullanılır. Yapılacak bir eylemi belirtirken sign up to do something kullanılır. Bu parçada nesne, çevredeki bağlamdan anlaşılır.

Alıştırma

Cümleyi “kaydolmak” anlamındaki öbek fiil ve edatla tamamlayın: Maya decided to ____ the first-aid course.

Cevabı göster

sign up for

he was said to be an excellent hunter,

2:34

mükemmel bir avcı olduğu söyleniyordu,

but he'd also won awards for his marksmanship in many shooting competitions. Kelime

2:36

ama aynı zamanda birçok atış yarışmasında nişancılığıyla ödüller de kazanmıştı.

Kelime

Marksmanship: isabetli atış becerisi

Marksmanship, özellikle ateşli silahla isabetli atış yapma becerisi anlamına gelir. Bu cümlede awards for his marksmanship, yarışmalarda gösterdiği atış becerisinin ödüllerle takdir edilmesi demektir. Bu sözcük bir atışı, atış yapan kişiyi, askerî bir görevi veya öldürme sayısını değil, beceriyi ya da yetenek düzeyini adlandırır. İlgili isim marksman, yetenekli bir atıcıyı belirtir.

Alıştırma

Hangi cümlede marksmanship doğru kullanılmıştır?

  1. She recorded three marksmanships during practice.
  2. Her marksmanship improved as she learned to control her breathing.
  3. The marksmanship checked his rifle before the match.
Cevabı göster

Her marksmanship improved as she learned to control her breathing.

Apparently,

2:39

Görünüşe göre,

he had amassed so many trophies,

2:40

o kadar çok kupa biriktirmişti ki,

his house was full of them.

2:42

evi bunlarla doluydu.

He was later enlisted as a sniper in the Finnish Army,

2:43

Daha sonra Finlandiya Ordusuna bir keskin nişancı olarak kaydoldu,

and his battleground was mostly in the snow,

2:46

ve savaş alanı çoğunlukla karların içindeydi,

hence many photos of him are dressed in all white, Anlatım akışı

2:48

bu yüzden birçok fotoğrafında tamamen beyaz giyinmiş,

Anlatım akışı

Hence: bir sonucu belirtmek

Hence, ardından gelen bilginin az önce verilen nedenin sonucu olduğunu gösterir. Burada karlı ortam, onun birçok fotoğrafta neden baştan aşağı beyaz giyindiğini açıklar. Therefore sözcüğüne benzeyen, kısa ve öz bir sonuç bağlayıcısıdır. Önceden belirtilen nedene gönderme yapar ve anlatımı bu nedenin sonucuna taşır.

Alıştırma

Hangi cümlede hence bir sonucu sunmak için doğru kullanılmıştır?

  1. The school opened late; hence, the roads were icy.
  2. Hence the school opened late, the roads were icy.
  3. The roads were icy; hence, the school opened late.
Cevabı göster

The roads were icy; hence, the school opened late.

looking a bit like James Bond.

2:51

ve biraz James Bond'a benzeyen bir görünümü var.

Apparently,

2:52

Görünüşe göre,

the Soviets were a bit behind the Finnish in this respect,

2:53

Sovyetler bu konuda Finlilerin biraz gerisindeydi,

and their army was decked out in normal army clothing. Öbek fiiller

2:56

ve orduları normal ordu kıyafetleriyle donatılmıştı.

Öbek fiiller

Be decked out in: dikkat çekici bir kıyafet giymek

be decked out in + kıyafet yapısında özne, dikkat çekici veya eksiksiz bir kıyafet giymiş olarak gösterilir. Burada ordunun kar kamuflajı yerine sıradan askerî kıyafetler giydiği anlatılır. Bu ifade be dressed in ifadesinden daha canlıdır. Decked out çoğu zaman özel, şık veya gösterişli kıyafetleri çağrıştırsa da bu cümlede askerlerin genel görünüşünü anlatmak için daha geniş bir anlamda kullanılmıştır.

Alıştırma

Cümleyi “dikkat çekici ve uyumlu bir kıyafet giymek” anlamındaki canlı ifadeyle tamamlayın: For the parade, the musicians were ____ bright blue jackets.

Cevabı göster

decked out in

This made them very easy to spot and kill,

2:59

Bu onların tespit edilip öldürülmesini çok kolaylaştırıyordu,

while lucky Häyhä was extremely difficult to see.

3:01

şanslı Häyhä'yı görmek ise son derece zordu.

The Finnish media jumped on this, Öbek fiiller

3:03

Fin medyası bunun üzerine atladı,

Öbek fiiller

“Jumped on this”: medyanın hızlı ve hevesli tepkisi

Bu cümlede jumped on this, Finlandiya medyasının haber değeri taşıyan kullanışlı bir açıyı hızla fark edip bundan yararlanmaya başladığı anlamına gelir. This, onun karda görülmesinin zor olması özelliğini ifade eder. Jump on something genellikle bir fırsata, iddiaya, hataya veya haber ayrıntısına hemen tepki verip onu kullanmak, öne çıkarmak ya da eleştirmek anlamına gelir. İfade hevesli veya fırsatçı bir tavır çağrıştırabilir; burada fiziksel olarak bir şeyin üzerine atlamayı anlatmaz.

Alıştırma

Hangi cümlede jumped on, bir şeye hızla tepki verip ondan yararlanmak şeklindeki aynı mecaz anlamda kullanılmıştır?

  1. Maya jumped on the trampoline after school.
  2. The tabloids jumped on the rumor and published stories within hours.
  3. The reporter noticed the rumor but decided not to act on it.
Cevabı göster

The tabloids jumped on the rumor and published stories within hours.

calling him the invisible soldier and giving him the sobriquet White Death. Kelime

3:05

ona görünmez asker adını verdi ve Beyaz Ölüm lakabını taktı.

Kelime

“Sobriquet White Death”: resmî ve betimleyici bir lakap

Sobriquet, bir kişiyle ilişkilendirilen ve çoğu zaman dikkat çekici bir özelliği veya kamuoyundaki itibarını anlatan gayriresmî bir addır. Burada White Death, medyanın ona verdiği sobriquet'tir; gerçek adı veya askerî rütbesi değildir. give someone the sobriquet X kalıbında X, söz konusu gayriresmî adın kendisidir. Kişinin bu adı seçmesi gerekmez; başkaları adı oluşturup yaygın biçimde tanınmasını sağlayabilir.

Alıştırma

Bir tarihçi Mountain Fox gibi gayriresmî ve betimleyici bir ad için resmî bir kelime kullanmak istiyor. En uygun seçenek hangisidir?

  1. rank
  2. sobriquet
  3. surname
Cevabı göster

sobriquet

What else do we know about him?

3:09

Onun hakkında başka ne biliyoruz?

According to Business Insider,

3:11

Business Insider'a göre,

the Nordic version,

3:12

Kuzey Avrupa versiyonu,

he was humble.

3:13

o mütevazı biriydi.

The same source says he would wait for his victims,

3:14

Aynı kaynak onun kurbanlarını bekleyeceğini,

sometimes as far as 300 m away, Dilbilgisi

3:16

bazen 300 m kadar uzaktan,

Dilbilgisi

as far as 300 m away: mümkün olan uç bir mesafe

Bu cümlede as far as 300 m away, “mesafenin bazen 300 metreye kadar çıkabilmesi” anlamına gelir. as far as + distance + away kalıbı olağan mesafeyi değil, dikkat çekici derecede uzak bir son noktayı veya üst sınırı vurgular. Sometimes burada önemlidir: 300 metreyi sürekli bir ölçü olarak değil, ara sıra mümkün olan bir mesafe olarak sunar. Başka bağlamlarda can veya from gibi sözcükler de bunun sabit bir ölçüm değil, en uzak erişim mesafesi olduğunu gösterebilir.

Alıştırma

Cümleyi dikkat çekici bir maksimum mesafeyi belirten ifadeyle tamamlayın: The mountain can be seen ____ on a clear day.

Cevabı göster

as far as forty miles away

but usually around 150 m away.

3:18

ama genellikle yaklaşık 150 m uzaktan avladığını söylüyor.

Hard to spot in his camouflage,

3:21

Kamuflajı içinde fark edilmesi zordu,

you couldn't even see his breath in the cold,

3:22

soğukta nefesini bile göremezdiniz,

as he put snow in his mouth.

3:25

çünkü ağzına kar koyuyordu.

The BBC interviewed him on a few occasions,

3:26

BBC onunla birkaç kez röportaj yaptı,

and so we know the following.

3:28

ve böylece şunları biliyoruz.

Apparently,

3:30

Görünüşe göre,

Häyhä was what we might call a Finnish hick and enjoyed a life in the wilderness. Notlar

3:31

Häyhä bizim Fin taşralısı diyebileceğimiz türden biriydi ve vahşi doğada yaşamaktan zevk alıyordu.

Ton ve niyet

what we might call: bir etiketi temkinli biçimde tanıtmak

what we might call a Finnish hick ifadesinde what we might call yan cümlesi, ardından gelen etiketi tanıtır. İfadenin tamamı was fiilinin tümleci olarak görev yapar ve kabaca “şu anki anlatım amacıyla ... diye tanımlayabileceğimiz bir kişi” anlamına gelir. Might, kişinin adını sormak yerine sınıflandırmayı geçici ve temkinli hâle getirir. Bu yumuşatma, anlatıcının yüklü ve küçümseyici hick sözcüğünden bir ölçüde uzak durmasını da sağlar. Etiketin kesinliğini ve doğrudanlığını azaltır, ancak sözcüğün hakaret içeren çağrışımlarını ortadan kaldırmaz.

Alıştırma

what we might call, “He is what we might call an unconventional manager” cümlesinde nasıl bir tutum ifade eder?

  1. Etiket geçici veya özneldir.
  2. Etiket resmî bir iş unvanıdır.
  3. Konuşan yöneticinin adını soruyor.
Cevabı göster

Etiket geçici veya özneldir.

Kelime

Finnish hick: aşağılayıcı bir kırsal insan kalıp yargısı

Finnish hick ifadesinde hick, kırsal kesimden gelen ve görgüsüz ya da dar görüşlü olduğu varsayılan biri için kullanılan gayriresmî ve aşağılayıcı bir yaftadır. Finnish kişinin milliyetini veya geçmişini belirtir; hick sözcüğünü tarafsız hâle getirmez. Anlatıcı burada resmî bir kimlik belirtmek yerine kırsal ve doğa yaşamına dönük bir karakter görüntüsü çizmek için bu yaftayı kullanır. Başka bağlamlara aktarılabilecek nokta, hick sözcüğünün kırsal kökenin yanı sıra konuşanın küçümseyici tutumunu da yansıtmasıdır.

Alıştırma

Bu kullanımı değerlendirin: Tarafsız bir haber yazısında bir çiftçiye yalnızca kırsal kesimde yaşadığı için hick deniyor.

  1. Uygun değil
  2. Uygun
Cevabı göster

Uygun değil

His hobbies,

3:35

Röportajlara göre,

according to interviews,

3:35

hobileri,

were skiing, hunting, and shooting.

3:37

kayak yapmak, avlanmak ve ateş etmekti.

The same article says that the Russians feared this man so much Dilbilgisi

3:38

Aynı makale Rusların bu adamdan o kadar çok korktuklarını söylüyor ki

they once tried to kill him by just bombarding the area he was in with hails of bullets and mortar, Deyimler

3:42

bir keresinde bulunduğu bölgeyi kurşun yağmuru ve havan topu mermileriyle bombardımana tutarak onu öldürmeye çalıştılar,

Dilbilgisi

feared ... so much (that) ...: sonuca yol açan derece

feared this man so much they once tried to kill him ifadesinde so much, feared fiilinin derecesini belirtir: bu adamdan aşırı derecede korkuyorlardı. Ardından gelen they once tried to kill him yan cümlesi bu yoğunluğun sonucunu bildirir. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp “fiil + nesne + so much (that) + sonuç cümlesi”dir. That konuşmada ve gayriresmî ya da tarafsız anlatımda, burada olduğu gibi, atılabilir; so much, man sözcüğünün miktarını belirtmez.

Alıştırma

Cümleyi dersteki sonuç kalıbıyla tamamlayın ve isteğe bağlı that sözcüğünü atın: Leo feared the storm ____ he refused to leave the shelter.

Cevabı göster

so much

Deyimler

hails of bullets: yoğun mermi yağmuru

Bu cümlede hails of bullets, çok sayıda merminin bir bölgeye yoğun şekilde uçtuğu büyük ateş dalgalarını ifade eder. Hail burada bir mecazdır: mermiler, fırtınadaki dolu taneleri gibi sık ve şiddetli biçimde geliyor olarak betimlenir. Yaygın kalıp, a hail of bullets örneğindeki gibi a hail of + isim yapısıdır. Buradaki çoğul hails, birden fazla ateş dalgasını düşündürür ancak tekil ifade kadar yaygın değildir.

Alıştırma

“The patrol took cover as a hail of bullets struck the wall,” cümlesinde “a hail of bullets” ne anlama gelir?

  1. Fırtına sırasında küçük buz parçalarının düşmesi
  2. Çok sayıda merminin hızlı ve yoğun biçimde gelmesi
  3. Dikkatlice nişan alınmış tek bir mermi
Cevabı göster

Çok sayıda merminin hızlı ve yoğun biçimde gelmesi

but they missed and the White Death walked away. Öbek fiiller

3:46

ama ıskaladılar ve Beyaz Ölüm oradan yürüyerek uzaklaştı.

Öbek fiiller

walked away: tehlikeden sağ çıkıp ayrılmak

Burada walked away, onun saldırıdan sağ çıktığı ve oradan ayrılabildiği anlamına gelir. Önemli olan yürüme eylemi değil, hayatta kalması veya ciddi bir zarardan kurtulmasıdır. Kazalar, saldırılar veya başka tehlikelerle ilgili haberlerde walk away, birinin hayatta kaldığını ve ayrılabilecek kadar iyi durumda olduğunu ima edebilir. İfadenin bu sağ kalma anlamında mı yoksa sıradan “yürüyerek ayrılma” anlamında mı olduğu bağlama göre belirlenir.

Alıştırma

Bir haber metninde “All four workers walked away after the explosion” büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Dört işçinin hepsi sağ kaldı ve oradan ayrılabildi.
  2. Dört işçinin hepsi polisten kaçtı.
  3. Dört işçinin hepsi patlamadan önce yürüyüş yaptı.
Cevabı göster

Dört işçinin hepsi sağ kaldı ve oradan ayrılabildi.

They once dropped an artillery shell on him, too,

3:49

Bir keresinde de onun üzerine top mermisi attılar,

and apparently all that happened to Häyhä Dilbilgisi

3:51

ve görünüşe göre Häyhä'ya olan tek şey

was his coat got ripped and he again walked away with a minor scratch. Dilbilgisi

3:53

paltosunun yırtılmasıydı ve yine ufak bir çizikle oradan uzaklaştı.

Dilbilgisi

all that happened to Häyhä was ...: sonucu tek bir durumla sınırlamak

all that happened to Häyhä was ... yapısında all that happened to Häyhä, sonucun tamamını tek bir bütün olarak adlandırır ve was fiilinin öznesi olur. all başka bağlamlarda birden fazla şeyi anlatabilse de buradaki all that yan cümlesi tek bir birim sayıldığı için tekil was doğaldır. all that happened was ... kalıbı, ardından gelen kısmı sonucun tamamı olarak sunar ve çoğu zaman daha kötü bir şey olmadığını ima eder. Burada tehlikeli bir saldırıyla yalnızca paltonun zarar görmesi ve küçük bir sıyrık arasındaki karşıtlığı güçlendirir.

Alıştırma

Tek sonucun beş dakikalık bir gecikme olduğunu doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. All happened that the train was arriving five minutes late.
  2. All that happened were that the train arrived five minutes late.
  3. All that happened was that the train arrived five minutes late.
Cevabı göster

All that happened was that the train arrived five minutes late.

Dilbilgisi

his coat got ripped: get edilgen yapısı

his coat got ripped ifadesindeki got ripped, get + geçmiş zaman ortacından oluşan bir get edilgen yapısıdır. His coat zararı gören taraftır ve got burada “elde etti” anlamına gelmez. Nötr be edilgeni was ripped ile karşılaştırıldığında get edilgeni, konuşma dilindeki anlatımda olaya veya ortaya çıkan değişime daha fazla vurgu yapar. Özellikle kazara gerçekleşen ya da istenmeyen olaylarda kullanılır.

Alıştırma

Ceketin zarar gördüğünü belirten konuşma diline özgü edilgen yapıyla cümleyi en iyi tamamlayan seçenek hangisidir? The jacket _____ on a sharp branch during the hike.

  1. got ripped
  2. got to rip
  3. got ripping
Cevabı göster

got ripped

It's said he treated his occupation as a sniper like he would hunting,

3:57

Keskin nişancılık mesleğine tıpkı avlanmaya yaklaştığı gibi yaklaştığı söylenir,

once telling the press that he felt no guilt about killing.

4:00

bir keresinde basına insan öldürmekten dolayı suçluluk duymadığını söylemişti.

"I only did my duty and what I was told to do as well as I could," Notlar

4:04

"Ben sadece görevimi ve bana söylenenleri elimden geldiğince iyi yaptım,"

Kalıp ifadeler

did my duty: bir yükümlülüğü yerine getirmek

Bu cümlede did my duty, “benden beklenen sorumlulukları veya yükümlülükleri yerine getirdim” anlamına gelir. Kalıp do + iyelik sözcüğü + duty şeklindedir ve do zamana göre değişir: do my duty, did his duty vb. Bu ifade çoğu zaman bir eylemi bir role, yasaya veya ahlaki yükümlülüğe itaat olarak sunar. Burada konuşanın kendi davranışını gerekçelendirmesinin bir parçasıdır; ifade bu gerekçeyi aktarır, ancak davranışın doğru olduğunu kendi başına kanıtlamaz.

Alıştırma

“Yükümlülüğümü yerine getirdim” anlamındaki kalıpla cümleyi tamamlayın: When the alarm sounded, I stayed at my post and ____.

Cevabı göster

did my duty

Dilbilgisi

as well as I could: kendi sınırları içinde elinden gelenin en iyisi

Burada as well as I could, as ... as yapısıyla kurulan bir derece karşılaştırmasıdır: well eylemin nasıl yapıldığını anlatır, I could ise o koşullarda konuşanın yeteneğini üst sınır olarak belirler. “Yapabileceğim en iyi düzeyde” anlamına gelir; sonucun kusursuz olduğunu göstermez. could sonrasında tekrarlanacak eylem, önceki yan cümleden anlaşılabildiği için düşürülmüştür: as well as I could [do it]. Bu, “ve ayrıca” anlamındaki ekleyici as well as değildir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki as ... as ifadesiyle, “yeteneğimin izin verdiği en iyi düzeyde” anlamına gelecek şekilde tamamlayın: The software was unfamiliar, but I configured the settings ____.

Cevabı göster

as well as I could

he said.

4:07

dedi.

As for his modus operandi, Notlar

4:08

Çalışma yöntemine gelince,

Anlatım akışı

Konuyu değiştirmek için As for + isim öbeği

“As for”, konuşmacının şimdi ele alacağı bağlantılı bir konuyu tanıtır. Bu cümlede tartışmayı kişinin tutumundan onun olağan çalışma biçimine geçirir. Bu ifade bir neden sunmak yerine bilgiyi düzenler. Kalıp“As for + isim öbeği” şeklindedir; ardından çoğu zaman virgül ve o konu hakkında bir yorum gelir.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrendiğiniz iki kelimelik konu değiştirme ifadesiyle tamamlayın: ____ the budget, we'll discuss it tomorrow.

Cevabı göster

As for

Kelime

Modus operandi: Karakteristik çalışma biçimi

“Modus operandi”, bir kişinin bir şeyi yaparken kullandığı kendine özgü veya olağan yolu ifade eden, Latince kökenli kalıplaşmış bir isim öbeğidir. Burada keskin nişancının alışılmış çalışma yöntemini tarafsız biçimde belirtir; otomatik olarak suç teşkil eden bir davranış anlamına gelmez. Bu ifade tekrarlanan bir düzeni anlatır; bu nedenle normalde yalnızca tek bir durum için oluşturulmuş planla aynı değildir.

Alıştırma

Hangi durum bir kuruluşun modus operandi'si olarak en doğal biçimde tanımlanır?

  1. Bir danışman, şirketin her ürün lansmanında kullandığı aynı iş akışını tespit eder.
  2. Bir yönetici bugünkü toplantıdan sonra tek seferlik bir değişiklik yapar.
  3. Bir yolcu, bir kez geciken tren için yedek plan oluşturur.
Cevabı göster

Bir danışman, şirketin her ürün lansmanında kullandığı aynı iş akışını tespit eder.

the BBC writes,

4:10

BBC şöyle yazıyor,

"He also became a master of using sounds, Kalıp ifadeler

4:11

"O aynı zamanda pozisyon değiştirirken hareketlerini gizlemek için sesleri,

Kalıp ifadeler

a master of using: isim öbeği ve -ing biçimi

Burada a master, “olağanüstü beceriye sahip kişi” demektir. İfade, onun sesleri kullanma konusunda son derece becerikli hâle geldiğini anlatır; master burada isimdir, “tamamen öğrenmek veya denetlemek” anlamındaki fiil değildir. Kalıp a master of + isim ya da -ing biçimidir. of bir edat olduğu için burada yalın fiil use değil, using kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi tam olarak a master of kalıbıyla tamamlayın: After years of editing, Priya became ____ creating suspense with sound.

Cevabı göster

a master of

smoke, and artillery fire to cover his movements when changing position. Kalıp ifadeler

4:13

dumanı ve topçu ateşini kullanma konusunda da bir usta haline geldi.

Kalıp ifadeler

cover his movements: tespit edilmemek için hareketleri gizlemek

Bu bağlamda cover his movements, rakibin onun nereye gittiğini kolayca fark edememesi için hareketlerini gizlemek veya perdelemek demektir. Cover, gözlemden ya da tespit edilmekten korunmayı anlatır. Aktarılabilir kalıp cover + iyelik belirleyicisi + movements biçimindedir. Cümlede gizleme aracı olarak genellikle duman, karanlık, gürültü, arazi veya başka bir dikkat dağıtıcı unsur belirtilir.

Alıştırma

“The patrol used fog to cover its movements.” cümlesinde cover its movements ne anlama gelir?

  1. Devriyenin nereye gittiğini haber yapmak.
  2. Devriyenin yolculuk masraflarını ödemek.
  3. Devriyenin hareketlerini tespit edilmemeleri için gizlemek.
Cevabı göster

Devriyenin hareketlerini tespit edilmemeleri için gizlemek.

With maps very scarce during the war, Dilbilgisi

4:17

Savaş sırasında haritalar çok kıt olduğu için,

Häyhä relied on his memory to find the best hiding positions. Kalıp ifadeler

4:19

Häyhä en iyi saklanma pozisyonlarını bulmak için hafızasına güveniyordu.

Dilbilgisi

With maps very scarce: with + isim + sıfat yapısı

With maps very scarce, with + isim + sıfat yapısıdır. Maps özne benzeri isimdir; scarce ise maps sözcüğünün durumunu, yani haritaların çok kıt olduğunu anlatır. Ana cümleden önce kullanılan bu yapı, ana eylemi açıklamaya yardımcı olan arka plan koşulunu kısa ve yoğun biçimde verir. Burada haritaların kıtlığı hafızaya güvenmeyi gerekli kılmıştır; with, onun “kıt haritalar” taşıdığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle arka plan koşulu sunmak için with + isim + sıfat yapısını doğru kullanıyor?

  1. With the roads icy, the buses stopped running.
  2. The buses with stopped running the roads icy.
  3. With icy the roads, the buses stopped running.
Cevabı göster

With the roads icy, the buses stopped running.

Kalıp ifadeler

relied on his memory: rely on + kaynak

Relied on his memory ifadesinde rely on, “güvenmek, bağımlı olmak veya güvenilir bir kaynak olarak kullanmak” anlamına gelir. His memory, saklanma yerlerini bulmak için gereken bilgiyi sağlar. Rely, destek sağlayan kişi veya şeyden önce on edatını gerektirir: rely on memory, data, experience veya someone. Geçmiş zaman biçimi relied zamanı değiştirir, ancak rely on kalıbı sabit kalır.

Alıştırma

Cümleyi gerekli edatla tamamlayın: When the network failed, the technician had to rely ____ her notes.

Cevabı göster

on

It's said he was always careful and even obsessive about finding the right position,

4:23

Her zaman dikkatli olduğu ve hatta doğru pozisyonu bulma konusunda takıntılı olduğu,

making sure his gun wouldn't jam, Notlar

4:27

silahının tutukluk yapmayacağından emin olduğu,

Dilbilgisi

Ek bilgi veren making sure + yan cümle yapısı

Making sure, şimdiki zaman ortacıyla kurulan ek bir yapıyı başlatır. Burada onun dikkatli hazırlığı sırasında yaptığı bir kontrolü ekler: silahının tutukluk yapmaması için önlem alır. making ifadesinin örtük öznesi position değil he'dir. sure ifadesinden sonra his gun wouldn't jam tam yan cümlesi gelir. Bu kalıp, eş zamanlı bir kontrolü veya önlemi yeni bir tam cümle kurmadan kısa biçimde ekler.

Alıştırma

Eş zamanlı bir kontrol eklemek için örnekte kullanılan iki sözcüklü -ing ifadesiyle cümleyi tamamlayın: Leo reviewed the form, ____ every box was filled in.

Cevabı göster

making sure

Kelime

jam: mekanik olarak sıkışmak

Bu cümlede jam, mekanik bir parçanın sıkışıp normal biçimde çalışmayı bırakması anlamına gelen geçişsiz bir fiildir. His gun wouldn't jam, silahın mekanik bir tıkanma yüzünden sıkışmayacağı veya ateş edemez hâle gelmeyeceği anlamına gelir. Aynı anlam yazıcı, kilit, çekmece ve fermuar gibi cihazlar veya hareketli parçalar için de kullanılır. Özne, sıkışan şeydir: The printer jammed.

Alıştırma

Bir atıştan sonra silahın hareketli parçaları sıkıştı ve mekanizma çevrimini tamamlayamadı. Sorunu en doğru anlatan cümle hangisidir?

  1. The gun overheated.
  2. The cartridge misfired.
  3. The gun jammed.
Cevabı göster

The gun jammed.

and generally setting up the place where he would be shooting from.

4:29

ve genel olarak ateş edeceği yeri önceden hazırladığı söylenir.

The strange thing is,

4:31

İşin garibi,

his M28-30 gun didn't even have a telescopic sight,

4:32

M28-30 silahının teleskopik bir dürbünü bile yoktu,

but this was the same gun that Häyhä had hunted with throughout his life,

4:36

ama bu, Häyhä'nın hayatı boyunca avlandığı silahın ta kendisiydi,

and so he was very familiar with it. Kalıp ifadeler

4:39

ve bu yüzden ona çok aşinaydı.

Kalıp ifadeler

Be familiar with something: bir şeye aşina olmak

Be familiar with something, deneyim veya tekrarlanan temas sayesinde bir şeyi iyi bilmek demektir. Burada kişi, silahı uzun süre kullandığı için onun nasıl çalıştığını iyi biliyor. Kalıp kişi + be familiar with + şey veya konu şeklindedir. With edatı, kişinin iyi bildiği şeyi tanıtır.

Alıştırma

En doğal tamamlamayı seçin: After three years on this project, Lena is ___ the reporting system.

  1. familiar with
  2. familiar by
  3. familiar to
Cevabı göster

familiar with

It's said that as a kid,

4:41

Çocukken,

he would hunt birds in the forests,

4:42

ormanlarda kuş avladığı,

and to hunt this small prey,

4:43

ve bu küçük avları avlamak için,

you needed to have a remarkable shot.

4:45

olağanüstü bir atış yeteneğine sahip olmanız gerektiği söylenir.

We are told that this is one of the reasons why hunters so often make the best snipers. Kelime

4:47

Bize, avcıların sıklıkla en iyi keskin nişancıları olmalarının nedenlerinden birinin bu olduğu söylendi.

Kelime

Make the best snipers: bir role uygunluk

Make the best snipers ifadesinde make, yaratmak değil, bir role uygun olduğunu göstermek veya o rolü başarıyla yerine getirmek anlamına gelir. Burada değerlendirilen kişiler avcıların kendileridir; keskin nişancı rolüne özellikle uygun oldukları söylenir. Aktarılabilir kalıp özne + make + değerlendirme bildiren isim öbeğidir ve genellikle X makes a good Y biçiminde gösterilir. Tamamlayıcı, öznenin iyi yerine getirdiği bir rolü veya işlevi anlatır.

Alıştırma

“Experienced nurses often make excellent mentors” cümlesinde make ne anlama gelir?

  1. olarak çok uygun olduğunu göstermek
  2. birini olmaya zorlamak
  3. yaratmak veya üretmek
Cevabı göster

olarak çok uygun olduğunu göstermek

You can't focus on moving targets at the army shooting range,

4:51

Ordu atış poligonunda hareketli hedeflere odaklanamazsınız,

so experience killing animals is a must. Kelime

4:54

bu yüzden hayvan öldürme tecrübesi şarttır.

Kelime

is a must: “vazgeçilmez” anlamındaki isim kullanımı

Bu cümlede is a must, “vazgeçilmezdir” veya “gerekli bir koşuldur” anlamına gelir. a must isim öbeği, is fiilinden sonra özne tamamlayıcısı olarak kullanılır ve hayvan öldürme deneyimini vazgeçilmez olarak niteler. Buradaki must, önünde a bulunan sayılabilir bir isimdir. Kiplik fiili must değildir; bu nedenle ardından fiilin yalın hâli gelmez. Başka durumlara aktarılabilen kalıp X is a must şeklindedir ve X'in zorunlu ya da son derece önemli kabul edildiğini belirtir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki isim ifadesiyle tamamlayın: For this overnight hike, a warm sleeping bag ____.

Cevabı göster

is a must

The smaller the better. Dilbilgisi

4:56

Ne kadar küçükse o kadar iyidir.

Dilbilgisi

The smaller the better: the + karşılaştırma, the + karşılaştırma

The smaller the better, the + karşılaştırma, the + karşılaştırma bağıntılı yapısının eksiltili biçimidir. Bir şey küçüldükçe sonucun daha iyi hâle geldiğini belirtir. Bu bağlamda, daha küçük hedeflerin eğitim açısından daha yararlı olduğu ifade edilir. Her iki the da sıradan belirli tanımlık değil, yapısal birer işarettir. Bağlam gerekli bilgiyi sağladığı için tekrarlanan isimler ve fiiller cümleden çıkarılmıştır: The smaller the target is, the better it is for the purpose. Bu kalıp yalnızca tek bir karşılaştırmayı değil, birbirine bağlı iki ölçeği ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi light ve easy sözcüklerinin karşılaştırma biçimleriyle tamamlayın: ____ the suitcase is, ____ it is to carry.

Cevabı göster

the lighter · the easier

The BBC writes,

4:58

BBC şöyle yazıyor,

"As a young man,

4:59

"Genç bir adamken,

he also learned to estimate the effects of wind and rain on shooting and conditions in forests."

5:00

aynı zamanda rüzgarın ve yağmurun atış üzerindeki etkilerini ve ormanlardaki koşulları tahmin etmeyi de öğrendi."

Alas, Anlatım akışı

5:04

Ne yazık ki,

our meritorious marksman was finally hit in the face

5:05

değerli nişancımız sonunda yüzünden vuruldu

and the shot took off much of his jaw. Öbek fiiller

5:08

ve atış çenesinin büyük bir kısmını kopardı.

Anlatım akışı

Edebî anlatıda üzüntü bildiren “Alas,”

Alas, ardından gelen şey karşısında anlatıcının üzüntü veya kederini bildiren bir ünlemdir. Burada dinleyiciyi nişancının sonunda ağır biçimde yaralanmasına hazırlar ve önceki kurtuluşlardan talihsiz bir sonuca geçişi işaretler. Cümlenin başında yer alıp virgülle ayrıldığı için Alas bir eylemi adlandırmak yerine tüm ifade üzerine yorum yapar. Dinleyiciye yeni bilgiyi üzücü bir gelişme olarak değerlendirmesini söyler.

Alıştırma

Günümüz konuşmasında biri kötü bir habere Alas diyerek başlarsa en olası etki nedir?

  1. İfadeyi daha gündelik ve argo hâle getirir.
  2. Edebî veya bilerek dramatik gelir.
  3. Konuşanın haberin doğru olup olmadığını bilmediğini gösterir.
Cevabı göster

Edebî veya bilerek dramatik gelir.

Öbek fiiller

Şiddetle koparmak anlamındaki “took off”

Burada took off, bir şeyin bir kısmını zorla ortadan kaldırmak veya yok etmek anlamına gelen geçişli bir öbek fiildir. Özne the shot, nesne ise much of his jaw olduğundan ifade ağır bir fiziksel hasarı anlatır. İfadeyi dil bilgisi ve bağlamdan yorumlayın: bir kuvvet veya darbe, bir nesnenin ya da bedenin bir kısmını take off edebilir. Bu, çenenin kendiliğinden uçup gittiği, birinin giysisini çıkardığı veya bir uçağın havalandığı anlamına gelmez.

Alıştırma

The explosion took off part of the balcony cümlesinde took off ne anlama gelir?

  1. Onu şiddetle kopardı
  2. Uçmaya başlamasına neden oldu
  3. Üzerindeki giysiyi çıkardı
Cevabı göster

Onu şiddetle kopardı

It's said that he spent the rest of his life in near constant pain, Dilbilgisi

5:10

Hayatının geri kalanını neredeyse sürekli bir acı içinde geçirdiği söylenir,

Dilbilgisi

spend the rest of his life in near constant pain: bir süreyi belirli bir durumda geçirmek

Burada spend, “para ödemek” anlamına gelmez. spend + bir zaman dilimi + in + bir durum yapısı, o süreyi söz konusu durumda kalarak geçirmek demektir. The rest of his life, hayatının geriye kalan tüm yıllarını kapsar. Near constant pain, her saniye olması şart olmamakla birlikte ağrının neredeyse her zaman var olduğu anlamına gelir.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: "After the crash, he spent the rest of his life in chronic pain." Burada spent ne anlama geliyor?

  1. Kalan yıllarını ağrı çekerek yaşadı.
  2. Bir öğleden sonrayı ağrı hakkında düşünmek için kullandı.
  3. Ağrı elde etmek için para ödedi.
Cevabı göster

Kalan yıllarını ağrı çekerek yaşadı.

not to mention looking something like Sloth from The Goonies. Anlatım akışı

5:13

The Goonies (Define Çetesi) filmindeki Sloth'a biraz benzemesinden bahsetmiyoruz bile.

Anlatım akışı

not to mention: daha güçlü bir destekleyici nokta eklemek

Not to mention, ilk nokta zaten ortaya konduktan sonra onu destekleyen başka bir nokta ekleyerek bilgiyi düzenler. Eklenen nokta çoğu zaman genel iddiayı daha güçlü, çarpıcı veya görmezden gelinmesi zor hâle getirir. Sözcük anlamının aksine bu ifade, konuşanın gerçekten belirtmek istediği bir şeyi sunar. Burada kendisinden sonra gelen looking something like ... biçimindeki -ing öbeği, önceki sonuca bir sonuç daha ekler.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: "The job requires weekend work, not to mention frequent overnight travel." Burada not to mention ne yapıyor?

  1. Hafta sonu çalışmasının yerine gece yolculuklarını koyar.
  2. Hafta sonu çalışmasının ardından sık yapılan gece yolculuklarını başka bir olumsuzluk olarak ekler.
  3. Dinleyiciden gece yolculuklarını gizli tutmasını ister.
Cevabı göster

Hafta sonu çalışmasının ardından sık yapılan gece yolculuklarını başka bir olumsuzluk olarak ekler.

He had 26 surgical operations,

5:16

26 cerrahi operasyon geçirdi,

but his face would never be the same again. Kalıp ifadeler

5:18

ama yüzü bir daha asla eskisi gibi olmayacaktı.

Kalıp ifadeler

never be the same again: bir daha asla eskisi gibi olmamak

Bu cümlede never be the same again, yüzünün yaralanmalar ve ameliyatlardan önceki durumuna dönemeyeceği anlamına gelir. Again önceki duruma gönderme yapar; gelecekte her şeyin birbirinden farklı olacağı anlamına gelmez. Bu yapı, bir değişikliği kalıcı veya geri döndürülemez olarak sunar. Genellikle güçlü bir kayıp, hasar veya önemli bir dönüm noktası duygusu taşır.

Alıştırma

İlişkinin önceki durumuna dönemeyeceğini belirten ifadeyle cümleyi tamamlayın: After the betrayal, their friendship would ____.

Cevabı göster

never be the same again

He would carry on hunting, Öbek fiiller

5:20

Avlanmaya devam edecekti,

Öbek fiiller

carry on + -ing: bir etkinliğe devam etmek

Carry on, özellikle bir zorluk, kesinti veya durmak için bir neden olmasına rağmen bir şeyi yapmaya devam etmek anlamına gelir. Burada carry on hunting, yaralanmalarına rağmen avlanmayı sürdürdüğünü belirtir. Devam eden etkinlik hemen ardından geliyorsa carry on + -ing biçimi kullanılır: carry on hunting, carry on reading. Buradaki carry sözcüğü gerçek anlamıyla “taşımak” değildir; herhangi bir nesne taşınmaz.

Alıştırma

Hangi cümle Maya'nın kesintiden sonra okumaya devam ettiğini belirtir?

  1. Maya carried the book to another room after the interruption.
  2. Maya carried on reading after the interruption.
  3. Maya carried out the reading task after the interruption.
Cevabı göster

Maya carried on reading after the interruption.

however,

5:21

bununla birlikte,

and his eyesight was always just as good as it was during the war. Dilbilgisi

5:21

görme yeteneği her zaman savaş sırasındaki kadar iyiydi.

Dilbilgisi

just as good as: tam eşitlik bildiren karşılaştırma

Just as good as iki şeyi karşılaştırır ve niteliklerinin ya da düzeylerinin eşit olduğunu belirtir. Burada onun daha sonraki görme yetisi savaş sırasındaki görme yetisiyle karşılaştırılıyor; yani görme yetisi kötüleşmemişti. Kalıp just as + sıfat veya zarf + as + karşılaştırma ölçütü şeklindedir. İlk as dereceyi ifade etmeye yardımcı olur, ikinci as ise karşılaştırma ölçütünü getirir. Just tam eşitlik anlamını güçlendirir; burada “az önce” anlamına gelmez.

Alıştırma

Kalitelerin tam olarak eşit olduğunu göstermek için cümleyi just as + sıfat + as kalıbıyla tamamlayın: The cheaper camera is ____ the expensive one.

Cevabı göster

just as good as

His victims were never again human,

5:24

Kurbanları bir daha asla insan olmadı,

and perhaps as moose was his favorite animal to kill,

5:27

ve belki de avlamayı en sevdiği hayvan geyik olduğu için,

he wouldn't miss very often.

5:29

çok sık ıskalamazdı.

He even did some hunting trips with one Finnish president.

5:31

Hatta bir Finlandiya cumhurbaşkanı ile bazı av gezilerine bile çıktı.

There is a book about him out called The White Sniper,

5:34

Daha fazlasını bilmek isterseniz,

if you want to know more.

5:36

onun hakkında yayınlanmış The White Sniper (Beyaz Keskin Nişancı) adında bir kitap var.

We'll leave you with a quote right from the horse's mouth. Notlar

5:37

Sizi doğrudan kendisinden gelen bir alıntıyla baş başa bırakıyoruz.

Kalıp ifadeler

leave you with: kapanışta akılda kalacak bir fikir sunmak

Burada leave you with, “bitirmeden önce size üzerinde düşüneceğiniz son bir şey vermek” anlamına gelir. Anlatıcı bir alıntı sunarak kapanış yapıyor; dinleyiciyi fiziksel olarak bir yerde bırakmıyor. Yeniden kullanılabilen kalıp leave + kişi + with + son bir düşünce, soru, görüntü, alıntı veya mesaj şeklindedir. Sondaki bu içeriğin dinleyicinin aklında tutması gereken temel fikir olduğunu belirtir.

Alıştırma

Kapanış cümlesini hedef ifadeyle tamamlayın: Before we end, let me ____ this question: What matters most to you?

Cevabı göster

leave you with

Deyimler

Right from the horse's mouth: doğrudan kaynaktan gelen bilgi

Right from the horse's mouth, bilginin onu birinci elden bilen veya olayla en yakından ilgili kişiden doğrudan geldiği anlamına gelir. Bu bir deyimdir; gerçek bir attan söz edilmez. Buradaki right, doğrudanlık anlamını güçlendirir: alıntı, ilgili kişinin kendi sözleri olarak sunulur. Bu ifade bilginin izlediği yolu vurgular; açıklamanın doğru veya tarafsız olduğunu garanti etmez.

Alıştırma

Bir muhabir, “I heard the decision right from the horse's mouth.” diyor. Muhabir ne demek istiyor?

  1. Kararı veren veya karardan haberdar olan kişi bunu muhabire doğrudan söyledi.
  2. Muhabir dolaylı ipuçlarından yola çıkarak kararı tahmin etti.
  3. Karar kesinlikle adil ve olgusal olarak doğrudur.
Cevabı göster

Kararı veren veya karardan haberdar olan kişi bunu muhabire doğrudan söyledi.

"War is not a pleasant experience,

5:40

"Savaş hoş bir deneyim değil,

but who else would protect this land

5:42

ama biz kendimiz yapmaya istekli olmazsak

unless we are willing to do it ourselves?" Dilbilgisi

5:43

bu toprakları başka kim korur?"

Dilbilgisi

Unless: olumsuz koşul ifade etmek

Unless olumsuz bir koşul belirtir ve çoğu zaman if ... not ile yeniden ifade edilebilir. Burada unless we are willing to do it ourselves, if we are not willing to do it ourselves anlamına gelir. Bu retorik sorunun beklediği yanıt başka hiç kimse şeklindedir: toprağı korumaya istekli değilsek konuşmacı başka hiç kimsenin onu korumayacağına inanır. Unless olumsuz koşulu zaten taşıdığı için yan cümlede are not willing değil, are willing kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi “Şimdi ayrılmazsak treni kaçıracağız” anlamına gelecek şekilde tek sözcükle tamamlayın: We will miss the train ____ we leave now.

Cevabı göster

unless

So,

5:45

Peki,

have you ever shot a gun before?

5:46

siz daha önce hiç silahla ateş ettiniz mi?

Do you think you have what it would take to become a professional sniper? Dilbilgisi

5:47

Profesyonel bir keskin nişancı olmak için gerekenlere sahip olduğunuzu düşünüyor musunuz?

Dilbilgisi

what it would take to: Zor bir hedefin gerektirdiği niteliklere sahip olmak

Tam yapı olan have what it would take to + fiil kalıbında what, “gerekecek nitelikler, beceriler, kararlılık veya kaynaklar” anlamındadır. İfade, adı konmuş tek bir beceriyi değil, gerekli koşulların tümünü sorar. Burada soru, kişinin profesyonel keskin nişancı olmak için gereken her şeye sahip olup olmadığıdır. Would, hedefi varsayımsal veya henüz gerçekleşmemiş olarak sunar. Buradaki take “almak” değil, “gerektirmek” demektir. Bu kalıp, zor bir rol ya da hedef için genel uygunluğu değerlendirirken kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi “gerekecek niteliklerin tümü” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: Do you think Maya has ____ lead the expedition?

Cevabı göster

what it would take to

Let us know your thoughts in the comments.

5:50

Düşüncelerinizi yorumlarda bize bildirin.

Also,

5:52

Ayrıca,

be sure to check out our other video called US F-35 versus Russian Su-35 fighter jet,

5:52

ABD F-35 ile Rus Su-35 savaş uçağı karşı karşıya isimli diğer videomuza da mutlaka göz atın,

which would win.

5:57

hangisi kazanırdı.

Thanks for watching,

5:58

İzlediğiniz için teşekkürler,

and as always,

5:59

ve her zamanki gibi,

don't forget to like, share,

6:00

beğenmeyi, paylaşmayı,

and subscribe.

6:02

ve abone olmayı unutmayın.

See you next time.

6:02

Bir dahaki sefere görüşmek üzere.