Saf OKB (Pure OCD) Nedir?: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
845 kelime 159 kel/dk

Video tanıtımı: Video, saf OKB ile ilişkilendirilen istemsiz düşünceleri anlatıyor; psikiyatri, BDT ve psikoterapi yaklaşımlarını karşılaştırıyor ve bu düşüncelerin altında utanç ile kendine güvensizlik bulunduğu görüşünü sunuyor. Başlıca İngilizce noktaları: 1. Dil Bilgisi ve Cümle Kalıplarında So burdened are they by these thoughts, so + sıfat sonrasındaki vurgulu devrik yapıyı ve yoğun sıkıntının sonuçlara bağlanmasını gösterir. 2. Deyimler ve Mecazlı İfadelerde what is actually at stake, görünür konu veya korkunun altındaki gerçek meseleyi belirtir. 3. Deyimler ve Mecazlı İfadelerde casts a generous and sympathetic eye on them, birine yalnızca bakmayı değil, onu sürekli olarak cömertlik ve empatiyle değerlendirmeyi anlatır.

Bu derste

Few mental afflictions are as humbling or as terrifying as what is known as pure OCD or more colloquially intrusive thoughts. Notlar

0:00

Saf OKB veya daha günlük tabirle istilacı düşünceler olarak bilinen durum kadar insanı aciz bırakan veya dehşete düşüren çok az zihinsel rahatsızlık vardır.

Dilbilgisi

as humbling or as terrifying as: iki niteliği karşılaştırma

as A or as B as yapısı, iki sıfatı aynı karşılaştırmada paralel biçimde kullanır. İlk as A'nın, ikinci as B'nin önüne gelir; sondaki as ise karşılaştırılan şeyi tanıtır. Buradaki or, iki nitelikten herhangi birinin karşılaştırmadaki dereceye ulaşmasının yeterli olduğunu gösterir. Few ise bu düzeye ulaşan ruhsal sıkıntıların çok az olduğunu belirtir.

Alıştırma

Bir özneyi iki olası nitelikle karşılaştırmak için as A or as B as yapısını kullanan cümleyi seç.

  1. Few life changes are as stressful and confusing as starting at a new school.
  2. Few life changes are as stressful or as confusing as starting at a new school.
Cevabı göster

Few life changes are as stressful or as confusing as starting at a new school.

Kalıp ifadeler

what is known as: bir ad tanıtmak

What is known as + bir isim, bir şeyin hangi adla tanındığını veya anıldığını tanıtır. Burada what, daha önce söz edilen ruhsal sıkıntıya gönderme yapar ve ifade pure OCD'yi onun adı olarak sunar; bu bir soru değildir. Known as, “adı verilen” veya “olarak bilinen” anlamına gelir. Teknik bir terimi, açıklayıcı bir adı ya da cümlenin devamında olduğu gibi daha günlük bir adlandırmayı tanıtırken kullanılır.

Alıştırma

Resmin adını tanıtacak şekilde cümleyi doğru tamamlayan ifadeyi seç: The painting is _____.

  1. what is known as a triptych
  2. what is familiar with a triptych
  3. known what as a triptych
Cevabı göster

what is known as a triptych

Kelime

more colloquially: Daha günlük bir adlandırmayı tanıtmak

more colloquially, kendisinden önce gelen terimden daha günlük konuşmaya ait veya daha az teknik bir adlandırmayı tanıtır. Burada intrusive thoughts ifadesini daha tanıdık bir açıklama olarak sunar; bunun tıbben daha kesin bir terim ya da kusursuz bir eşdeğer olduğunu söylemez. Bu ifade aynı konuyu adlandırmanın farklı yollarını karşılaştırır: ilk adlandırma resmî veya uzmanlık diline, sonraki ise gündelik konuşmaya daha yakındır. Konuşmacının neden terim değiştirdiğini açıklar.

Alıştırma

Teknik bir terimden sonra tanıdık ve günlük bir adlandırmayı tanıtmak için hangi ifade en uygundur?

  1. more colloquially
  2. more precisely
  3. more confidentially
Cevabı göster

more colloquially

In standard obsessive-compulsive disorder,

0:09

Standart obsesif-kompulsif bozuklukta,

a person is haunted by a worry Deyimler

0:12

kişi bir endişenin pençesindedir

that compels them to repeat Dilbilgisi

0:14

ki bu onu tekrar etmeye zorlar

an often counterproductive or fruitless action with manic intensity. Kelime

0:15

genellikle geri tepen veya sonuçsuz kalan bir eylemi manik bir yoğunlukla.

Deyimler

haunted by: Sürekli sıkıntıyı anlatan mecaz

Haunted by, bir düşünce, korku, anı veya başka bir duygu tarafından sürekli rahatsız edilmek anlamına gelir. Bu, mecazlı bir edilgen yapıdır: rahatsız edici deneyim, bir hayalet gibi tekrar tekrar geri dönüyormuş gibi anlatılır. Bu nedenle haunted by, basitçe bothered by demekten çok daha güçlü ve canlıdır. Bu cümledeki endişe doğaüstü bir olay değildir. Endişe kişinin zihnine tekrar tekrar girer ve yaptığı eylem yararlı olmasa bile onu bu eyleme yöneltir.

Alıştırma

Acı verici bir anının güçlü biçimde geri dönmesi anlamını vermek için cümleyi en iyi tamamlayan ifadeyi seçin: Even after ten years, Leo was ___ the sound of the alarm.

  1. bothered by
  2. haunted by
  3. proud of
Cevabı göster

haunted by

Dilbilgisi

compels them to repeat: compel + nesne + to'lu mastar

Compel someone to do something, güçlü bir kuvvetin, kuralın, duygunun veya durumun kişiye gerçek anlamda çok az seçim hakkı bırakması demektir. Bu cümlede kaygı, kişinin eylemi tekrarlamasına yol açacak kadar güçlü bir dürtü oluşturur. Kalıp compel + nesne + to'lu mastardır: compels them to repeat. Them, önceki tekil ve cinsiyet açısından tarafsız a person ifadesine gönderme yapar; to atılamaz.

Alıştırma

Cümleyi compel fiilinin doğru biçimi ve gerekli zamirle tamamlayın: Leo knows the door is locked, but a powerful urge ____ check it again.

Cevabı göster

compels him to

Kelime

counterproductive or fruitless: zararlı ters etki ile sonuçsuzluk

Counterproductive ve fruitless, bir eylemi olumsuz değerlendirir ancak farklı başarısızlık türlerini anlatır. Counterproductive, eylemin kendi amacına karşı işlemesi ve sorunu daha kötü hâle getirebilmesi demektir; fruitless ise hiçbir yararlı sonuç üretmemesi demektir. counterproductive or fruitless ifadesinde or, tekrarlanan eylemin iki olası sonucunu sunar: eylem ters tepebilir ya da yalnızca hiçbir şey başaramayabilir.

Alıştırma

Bir okul o kadar çok ödev verir ki öğrenciler iyi öğrenemeyecek kadar yorulur. Bu politikayı en iyi hangi sıfat tanımlar?

  1. fruitless
  2. counterproductive
  3. inefficient
Cevabı göster

counterproductive

Hand-washing, turning off gas pipes, checking their pulse and so on.

0:20

El yıkamak, gaz borularını kapatmak, nabzını kontrol etmek ve benzeri şeyler.

But in pure OCD,

0:24

Ancak saf OKB'de,

there is no outward physical action.

0:26

dışa dönük hiçbir fiziksel eylem yoktur.

The problem unfolds,

0:28

Sorun ortaya çıkar,

hence the name, Anlatım akışı

0:30

adından da anlaşılacağı gibi,

purely in the mind.

0:31

tamamen zihnin içinde.

Anlatım akışı

hence the name: adın nedenini kısaca açıklama

Ara söz niteliğindeki “hence the name”, bir olguyu bir adın verilme nedenine bağlar. Burada sorunun bütünüyle zihinde gerçekleşmesi, bağlamda söz edilen adın nedeni olarak sunulur. Buradaki “hence”, “bu nedenle” ya da “bundan dolayı” anlamına gelir. Bu ifade, cümlenin ana betimlemesini sürdürmesine izin verirken adın nedenini kısaca açıklar.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve “bu olgu adı açıklıyor” anlamına gelen üç sözcüklük ifadeyle tamamlayın: Our running club meets before sunrise—____, Dawn Runners.

Cevabı göster

hence the name

Yet, it is, if anything, Anlatım akışı

0:33

Yine de, eğer bir şeyse,

an even more distressing condition.

0:34

bu çok daha sıkıntı verici bir durumdur.

Anlatım akışı

if anything: daha güçlü bir yargıya doğru düzeltme

“If anything”, parantez niteliğinde bir söylem belirtecidir; gerçek anlamlı bir koşul değildir. “Az önce öne sürülenden bir fark varsa” anlamına gelir. Beklenen bir sonucu düzeltir ve daha güçlü ya da karşıt bir sonuca yöneltir. Burada dışarıdan görülen davranışların olmaması, durumun daha az sıkıntı verici olduğu anlamına gelmez; konuşmacı onu daha da sıkıntı verici olarak sunar.

Alıştırma

Hangi cümlede “if anything”, bir varsayımı daha güçlü bir iddiayla düzelten söylem belirteci olarak kullanılmıştır?

  1. The delay did not make the trip easier; if anything, it made the trip more tiring.
  2. Please tell me if anything changes before noon.
  3. There were few, if any, empty seats.
Cevabı göster

The delay did not make the trip easier; if anything, it made the trip more tiring.

The pure OCD sufferer is tortured by thoughts that they want to do or have done Dilbilgisi

0:37

Saf OKB hastası, yapmak istediği ya da yapmış olduğu düşünceleriyle işkence görür

some of the most censored and abhorred acts in our societies,

0:42

toplumlarımızda en çok kınanan ve nefret edilen eylemlerden bazılarını,

acts that they themselves despise and fear at an intellectual level. Kalıp ifadeler

0:46

entelektüel düzeyde kendilerinin de küçümsediği ve korktuğu eylemler.

Dilbilgisi

want to do or have done: basit mastar ve tamamlanmış mastar

want fiilinden sonra to, eşgüdümlü iki fiil biçimini başlatır: do ve have done. want to [do or have done] yapısında to iki öğe tarafından paylaşılır; bu nedenle ikinci öğede to tekrarlanmasa da anlam to have done olur. Basit mastar do, eylemi isteme anına göre şimdiki ya da hâlâ mümkün bir eylem olarak sunar. Tamamlanmış mastar have done ise eylemi ilgili bakış noktasından önce bitmiş olarak sunar. Buradaki iki olasılık da rahatsız edici düşüncelerin kişiye dayattığı içeriklerdir; gerçek isteklerin veya gerçek eylemlerin doğrulanması değildir.

Alıştırma

Cümleyi submit fiilinin tamamlanmış mastar biçimiyle tamamlayın: Nora appears ____ the form already.

Cevabı göster

to have submitted

Kalıp ifadeler

at an intellectual level: zekâ değil, akılcı kavrayış

At an intellectual level, bilinçli ve akılcı kavrayış açısından demektir. Burada kişinin bu eylemleri akıl yoluyla iğrenç ve korkutucu olarak gördüğünü anlatır. Bu ifade, birinin mantıksal olarak bildiği veya değerlendirdiği şeyleri duygusal ya da içgüdüsel olarak hissedebileceklerinden ayırır. Kişinin ne kadar zeki olduğunu değerlendirmez.

Alıştırma

Doğru mu, yanlış mı? Şu cümleyi değerlendirin: "At an intellectual level, I know the bridge is safe, but I still feel afraid." İfade, konuşanın zekâsından ziyade akılcı kavrayışını anlatır.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Doğru

They grow convinced of their wish, for example,

0:50

Örneğin, kendi arzularına ikna olurlar,

to murder a loved one,

0:53

sevilen birini öldürmek,

harm a child sexually,

0:54

bir çocuğa cinsel olarak zarar vermek,

or assault a stranger.

0:56

veya bir yabancıya saldırmak.

They cannot shut out the idea Öbek fiiller

0:58

Bu fikri kafalarından atamazlar

that they may become or have already shown signs that they are

1:00

şunlara dönüşebilecekleri veya halihazırda dönüştüklerine dair işaretler gösterdikleri

a psychopath,

1:03

bir psikopat,

a rapist,

1:04

bir tecavüzcü,

or a pedophile.

1:04

veya bir pedofili.

Öbek fiiller

shut out: Bir Düşünceyi Bilincin Dışında Tutmak

Shut out, bir şeyin dikkate ya da bilince girmesini bilinçli olarak engellemek demektir. Bu cümlede korkutucu bir düşünceyi zihinlerinden uzak tutmaya çalışırlar ancak başaramazlar; cannot bu başarısızlığı açıkça gösterir. Bu, ayrılabilen geçişli bir öbek fiildir: shut something out veya shut out something. Nesne bir düşünce, anı, gürültü, ışık, dikkat dağıtıcı unsur ya da kişi olabilir; dışlamanın tam türünü bağlam belirler.

Alıştırma

“She tried to shut out the painful memory,” cümlesinde shut out ne anlama gelir?

  1. Anının kesinlikle doğru olduğunu kabul etmek
  2. Anıyı bilinçli olarak farkındalığının dışında tutmak
  3. Anıyı ayrıntılı biçimde anlatmak
Cevabı göster

Anıyı bilinçli olarak farkındalığının dışında tutmak

They scan their minds ceaselessly,

1:06

Zihinlerini durmaksızın tararlar,

looking for evidence to confirm their dreadful apprehension. Kalıp ifadeler

1:08

bu korkunç endişelerini doğrulayacak kanıtlar arayarak.

Kalıp ifadeler

looking for evidence to confirm: Destekleyici Kanıt Aramak

Looking for evidence to confirm X, X’in doğru olduğunu destekleyecek bilgi aramak demektir. Burada X onların korkunç kaygısıdır; dolayısıyla ifade aramanın amacını belirtir, böyle bir kanıtı bulduklarını söylemez. -ing yan cümlesi looking for..., zihinlerini tararken ne yaptıklarını açıklar. Daha genel olarak bu yapı, ana eylemin yöntemini veya amacını gösteren eş zamanlı bir eylem ekler.

Alıştırma

“The analyst looked for evidence to confirm her theory” bize ne anlatır?

  1. Teorinin doğru olduğunu zaten kanıtlamıştı.
  2. Theory sözcüğünün tanımını istiyordu.
  3. Teoriyi destekleyecek bilgi aradı.
Cevabı göster

Teoriyi destekleyecek bilgi aradı.

So burdened are they by these thoughts, Dilbilgisi

1:13

Bu düşüncelerin o kadar yükü altındadırlar ki,

they may not be able to go anywhere near children Kalıp ifadeler

1:15

çocukların yanına bile yaklaşamayabilirler

or may take fright at the sight of a knife in a drawer. Kalıp ifadeler

1:17

ya da çekmecede bir bıçak gördüklerinde korkuya kapılabilirler.

Dilbilgisi

So burdened are they: öne alınmış so + sıfat yapısında devriklik

Burada so, “bu derece” anlamındadır; “bu nedenle” anlamına gelmez. Geçmiş zaman ortacı burdened sıfat gibi görev yapar: bu düşünceler onlara ağır bir zihinsel yük bindirir. So burdened başa alındığında devriklik oluşur: are, özne they'den önce gelir. Normal sıra They are so burdened by these thoughts. şeklindedir. Bu bir soru değil, bildirme cümlesidir. Başa alınan derece öbeği zihinsel yükü güçlü biçimde vurgular ve cümlenin geri kalanındaki sonucu hazırlar: yük o kadar büyüktür ki çocuklardan veya bıçaklardan kaçınabilirler.

Alıştırma

Resmî So + sıfat devriklik yapısını kullanarak cümleyi tamamlayın: ____ that she could not say a word.

Cevabı göster

So nervous was she

Kalıp ifadeler

go anywhere near: olumsuzluk altında güçlü kaçınma

may not be able to go anywhere near ifadesinde olumsuz anlam tüm öbeği kapsar. Anywhere, near sözcüğünü güçlendirir: çocuklara en küçük bir ölçüde bile yaklaşamayabilirler. Bu, güçlü bir kaçınma ifadesidir. Herhangi bir yeri seçmek anlamına gelmez; olumsuz cümlelerde ve uyarılarda anywhere near, ardından gelen kişi, yer, nesne veya duruma herhangi bir ölçüde yakın olmak, yani hiç yaklaşmak anlamındadır.

Alıştırma

Tamamen uzak durma anlamını vermek için vurgulanan ifadeyle cümleyi tamamlayın: Because the wires are exposed, I will not ____ them.

Cevabı göster

go anywhere near

Kalıp ifadeler

take fright at the sight of: bir şeyi görünce aniden korkuya kapılmak

Bu cümlede take fright at the sight of, “bir şeyi görür görmez aniden korkmak” anlamına gelir. İfadenin tamamı görsel bir tetikleyiciyi anlatır: bıçağı görmek anlık bir korku tepkisine yol açar. Take fright bir deyimdir; “korkuyu taşımak” anlamına gelmez. At the sight of, “görünce” ya da “görür görmez” demektir. Bu nedenle kalıp take fright at the sight of + isim şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi “take fright at the sight of” ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The hikers ____ the snake on the path.

Cevabı göster

took fright at the sight of

Left alone with a colleague,

1:20

Bir meslektaşıyla yalnız kaldıklarında,

they may panic that they could lose control

1:22

kontrolü kaybedebileceklerinden panikleyebilirler

and lunge inappropriately at them.

1:24

ve uygunsuz bir şekilde onlara saldırabileceklerinden.

At the station,

1:26

İstasyonda,

they're flooded with anxiety with the feeling Deyimler

1:27

şu hisle birlikte kaygıya boğulurlar

that they may push their partner or their child

1:29

eşlerini veya çocuklarını

under a train.

1:32

trenin altına itebilecekleri.

Deyimler

flooded with anxiety: yoğun kaygı altında ezilmek

Burada flooded with anxiety, duygunun kişinin başa çıkabileceğinden daha hızlı akın etmesi gibi, aniden ve yoğun biçimde kaygıyla dolmak anlamına gelir. Bu mecazi bir anlatımdır; gerçek bir sel değildir. be flooded with + isim kalıbı, bunaltıcı bir miktar ya da yoğunluk anlatır. Bu cümlede with anxiety, flooded ifadesini tamamlar; daha sonraki with the feeling ise ayrı bir öbek başlatır.

Alıştırma

“Lena was flooded with anxiety before the exam” cümlesi ne anlama gelir?

  1. Küçük bir endişe fark etti ama tamamen sakin kaldı.
  2. Birdenbire bunaltıcı derecede yoğun bir kaygı hissetti.
  3. Sınav salonuna su girdi ve bu onu kaygılandırdı.
Cevabı göster

Birdenbire bunaltıcı derecede yoğun bir kaygı hissetti.

Having to think of oneself in these terms

1:33

Kişinin kendisini bu şekilde düşünmek zorunda kalması

quickly drains life of any of its pleasure. Deyimler

1:35

hayatın tüm neşesini hızla alıp götürür.

Deyimler

drains life of any of its pleasure: drain X of Y kalıbı

Bu cümlede drains life of any of its pleasure, bu düşünme biçiminin hayattaki bütün zevki giderek ortadan kaldırdığı anlamına gelir. Zevk, bir kaptan boşaltılabilen bir şey gibi gösterilir; bu nedenle drains kaybın bütünüyle ve yıpratıcı biçimde gerçekleştiğini hissettirir. Kalıp drain X of Y şeklindedir. X, bir şeyden yoksun kalan kişi veya şeydir; Y ise elinden alınan şeydir. Burada X life, Y ise any of its pleasure ifadesidir.

Alıştırma

Cümleyi drain fiilinin geçmiş zaman biçimiyle ve drain X of Y kalıbının gerektirdiği edatla tamamlayın: Last season, repeated setbacks ____ the team ____ its confidence.

Cevabı göster

drained · of

The pure OCD sufferer wakes up every morning

1:38

Saf OKB hastası her sabah uyanır

certain that they are one of the worst people ever to have walked on the planet.

1:41

bu gezegende yürümüş en kötü insanlardan biri olduğundan emin olarak.

There is not, as yet, Kalıp ifadeler

1:46

Henüz,

a foolproof way of treating the condition.

1:48

bu durumu tedavi etmenin kesin bir yolu yoktur.

Kalıp ifadeler

as yet: şu ana kadar anlamındaki resmî zaman belirteci

As yet, 'şu ana kadar' anlamına gelir. there is not ile birlikte kullanıldığında şu anda kesin sonuç veren bir tedavinin bulunmadığını, ancak ileride bulunabileceğini ifade eder. Burada ara söz niteliğinde bir zaman belirtecidir: virgüller ifadeyi ayırır, fakat olumsuz yargıyı yine de mevcut aşamayla sınırlar ve kalıcı bir tahminde bulunmaz.

Alıştırma

'Şu ana kadar' anlamındaki, derste öğrenilen iki kelimelik resmî ifadeyle durum güncellemesini tamamlayın: No final date has been announced ____.

Cevabı göster

as yet

But discussions of how to approach it reveal large differences

1:51

Ancak buna nasıl yaklaşılacağına dair tartışmalar,

in assessments of how the mind operates.

1:54

zihnin nasıl işlediğine dair değerlendirmelerde büyük farklılıklar olduğunu ortaya koyuyor.

Psychiatrists tend to prescribe antidepressants

1:58

Psikiyatristler antidepresan yazma eğilimindedir

in order to lift the general mood of sufferers Dilbilgisi

2:00

hastaların genel ruh halini iyileştirmek

and thereby lessen the tendency to ruminate to the point of exhaustion. Notlar

2:03

ve böylece tükenme noktasına kadar düşünme eğilimini azaltmak için.

Dilbilgisi

in order to + yalın fiil: amacı açıkça belirtme

in order to bir eylemin amacını belirtir. Bu cümlede psikiyatristler, acı çeken kişilerin genel ruh hâlini yükseltmek amacıyla antidepresan yazar; in order to ifadesinden sonra fiilin yalın hâli olan lift gelir. Bu ifade, uzun bir cümlede amaç ilişkisini özellikle açık hâle getirir. Buradaki order emir ya da sıra anlamında değildir; amaç bildiren kalıp yapının bir parçasıdır.

Alıştırma

Amacı açıkça belirten ve boşluğa gelebilecek ifadeyi seçin: The clinic changed its schedule ___ give patients more time.

  1. in order to
  2. although
  3. because
Cevabı göster

in order to

Anlatım akışı

thereby lessen: bir aracı sonucuna bağlamak

Thereby “bunu yaparak” veya “bu eylemin sonucunda” anlamına gelir. Bu cümlede hastaların genel ruh hâlini yükseltmek bir araç olarak sunulur; thereby lessen ise bunun sonucu olan, aynı şeyleri düşünüp durma eğiliminin azalmasını getirir. Lessen, in order to yapısı altında lift ile paralel olduğu için yalın hâldedir. Bu ifade neden-sonuç zincirini tek bir cümlede sıkıştırır. Sadece “sonra” anlamına gelmez; önceki eylemin sonraki sonucu ortaya çıkardığını vurgular.

Alıştırma

Doğru mu yanlış mı: “The school added shaded areas, thereby making outdoor breaks more comfortable” cümlesinde thereby, daha rahat açık hava molalarını gölgelik eklemenin sonucu olarak gösterir.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Doğru

Dilbilgisi

Derece bildiren to the point of exhaustion yapısı

To the point of + isim veya -ing biçimi, bir eylem ya da durumun ulaştığı aşırı sonucu veya sınırı belirtir. Burada sonuç exhaustion durumudur: Hastalar o kadar çok düşünüp durabilir ki sonunda tükenebilirler. Buradaki point bir görüşü ya da fiziksel konumu değil, derece bakımından bir eşiği veya sınırı ifade eder. Bu yapı, varılan sonucu adlandırdığı için very sözcüğünden daha belirgindir.

Alıştırma

“Tükenene kadar” anlamını vermek için cümleyi to the point of + isim hedef yapısıyla tamamlayın: After answering emails for hours, Maya kept working ____.

Cevabı göster

to the point of exhaustion

CBT psychologists will try to argue closely with the intrusive thoughts,

2:07

BDT psikologları istilacı düşüncelerle yakından tartışmaya çalışacaklardır,

so that eventually sufferers can logically acknowledge

2:12

böylece nihayetinde hastalar mantıklı bir şekilde şunları kabul edebilir

that they truly have no intention of harming anyone Kalıp ifadeler

2:15

gerçekten kimseye zarar verme niyetinde olmadıklarını

or doing anything obscene.

2:18

veya müstehcen bir şey yapma niyetinde olmadıklarını.

Kalıp ifadeler

have no intention of harming: bir planı reddetmek

Have no intention of + -ing, bir kişinin söz konusu eylemi yapmayı planlamadığı veya amaçlamadığı anlamına gelir. Bilinçli bir planı kesin ve açık biçimde reddeden bir ifadedir. Bu cümlede have no intention of harming, rahatsız edici düşüncelerin hastaların gerçek niyetleri olmadığını belirtir. Intention isminden sonra of ve ardından bir gerund kullanılır: harming. Anyone, harming fiilinin nesnesidir; doing anything obscene ise ona paralel bir -ing grubudur.

Alıştırma

Lena'nın kesinlikle istifa etmeyi planlamadığını göstermek için cümleyi have no intention of + -ing yapısının uygun biçimiyle tamamlayın: Lena ____ before the project is finished.

Cevabı göster

has no intention of resigning

But it is psychotherapists Dilbilgisi

2:20

Ancak psikoterapistler

who have what is perhaps the most imaginative and unexpected solution.

2:22

belki de en yaratıcı ve beklenmedik çözüme sahip olanlardır.

Dilbilgisi

Vurgu yapısı it is psychotherapists who ...

Bu bir it-cleft, yani it ile kurulan bölünmüş vurgu yapısıdır: It is + odaklanan kişi veya grup + who + cümlenin geri kalanı. Baştaki it yapısal bir sözcüktür; herhangi bir şeye gönderme yapmaz. Normal söz diziminde temel cümle Psychotherapists have what is perhaps the most imaginative and unexpected solution olurdu. Bu yapı psychotherapists ögesini karşıtsal odağa yerleştirir. But ile birlikte, çözümün diğer gruplarda değil psikoterapistlerde olduğunu özellikle öne çıkarır; yalnızca onların neye sahip olduğunu bildirmekle kalmaz.

Alıştırma

Hangi cümle, sorunu çözen kişiyi vurgulamak için bir it-cleft yapısı kullanır?

  1. The problem that Lena solved was difficult.
  2. It was Lena who solved the problem.
  3. Lena solved the problem.
Cevabı göster

It was Lena who solved the problem.

They don't target the thoughts themselves

2:26

Düşüncelerin kendilerini hedef almazlar

or argue with them directly.

2:29

ya da onlarla doğrudan tartışmazlar.

They don't try to reassure people logically

2:31

İnsanları mantıklı bir şekilde rahatlatmaya çalışmazlar

that they're not about to murder a loved one or harm a child

2:33

sevdikleri birini öldürmek ya da bir çocuğa zarar vermek üzere olmadıkları konusunda

because they don't believe that this is what is actually at stake Deyimler

2:37

çünkü asıl meselenin bu olduğuna inanmıyorlar

and judge that offering reassurance on these points

2:40

ve bu konularda güvence vermenin

only legitimates a pattern of thinking that has no basis in reality. Kalıp ifadeler

2:43

sadece gerçeklikte hiçbir temeli olmayan bir düşünce kalıbını meşrulaştırdığını düşünüyorlar.

Deyimler

what is actually at stake deyimi

What is at stake, bir durumdan etkilenebilecek asıl mesele, çıkar, değer veya olası sonuç anlamına gelir. Burada what, 'the thing that' anlamındadır; actually ise yalnızca görünürdeki konuyu değil, konuşanın gerçek mesele olarak gördüğü şeyi vurgular. Bu cümlede psikoterapistler, hakkında güvence verilen noktaların altta yatan asıl sorun olmadığına karar verir. İfade, dikkati yüzeydeki kaygıdan düşünme biçiminde gerçekten önemli olan şeye yöneltir.

Alıştırma

'Before we vote, we need to understand what is at stake,' cümlesinde what is at stake ne anlama gelir?

  1. Daha önce oy vermiş kişiler
  2. En son bahsedilen konu
  3. Oylamanın etkileyebileceği önemli çıkarlar veya sonuçlar
Cevabı göster

Oylamanın etkileyebileceği önemli çıkarlar veya sonuçlar

Kalıp ifadeler

has no basis in reality: gerçeklikte dayanağı olmamak

Has no basis in reality, bir şeyin gerçek dünyadaki olgular veya kanıtlarla desteklenmediği anlamına gelir. Basis burada fiziksel bir tabanı değil, bir şeye inanmak için gereken nedeni veya dayanağı ifade eder. Fiil özneyle uyum sağlar: a claim has no basis in reality, fakat claims have no basis in reality. Bu cümlede özne a pattern of thinking ifadesidir. Kalıp, bu düşünme biçiminin olgusal dayanağını reddeder; kişinin sıkıntısının veya duygularının gerçek olmadığını söylemez.

Alıştırma

“Gerçek dünyadaki olgularla desteklenmiyor” anlamındaki beş kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: The investigators found that the rumor was invented. The rumor ____.

Cevabı göster

has no basis in reality

They locate the origin of the problem somewhere quite different.

2:48

Sorunun kaynağını çok farklı bir yerde buluyorlar.

The sufferer of pure OCD has first and foremost Anlatım akışı

2:52

Saf OKB hastasının her şeyden önce

a problem with self-esteem and shame.

2:56

özgüven ve utançla ilgili bir sorunu vardır.

Anlatım akışı

first and foremost: her şeyden önce

First and foremost, bir noktayı hem ilk dikkate alınacak konu hem de en önemli konu olarak işaretler. Burada öz saygı ve utanca, konuşanın analizindeki en yüksek önceliği verir. First and foremost ifadesini iki ayrı adım olarak değil, tek bir kalıplaşmış söylem belirteci olarak ele alın. Bir yan cümleyi başlatabilir veya buradaki gibi yan cümlenin içinde yer alarak bir tanımı diğerlerinden daha üst sıraya koyabilir.

Alıştırma

“İlk ve en önemli öncelik olarak” anlamındaki üç kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____, we need to keep everyone safe.

Cevabı göster

First and foremost

The unfortunate person feels,

2:59

Bu talihsiz kişi,

at some level,

3:01

bir düzeyde,

utterly disgusting and beyond the pale Deyimler

3:02

tamamen iğrenç ve kabul edilemez hisseder

and will, in the background,

3:05

ve arka planda,

have been feeling like this for a long time.

3:06

uzun zamandır böyle hissetmektedir.

Deyimler

beyond the pale: kabul edilebilir sınırların dışında

Beyond the pale, özellikle ahlaki davranışlar açısından toplumun veya bir grubun kabul edilebilir saydığı şeylerin tamamen dışında olmak anlamına gelen kalıplaşmış bir deyimdir. Buradaki pale, açık renk anlamına değil, tarihsel olarak “sınır” anlamına gelir. Bu cümlede kişinin kendi içinde duyduğu utancı anlatır: kişi kendisini son derece iğrenç ve topluluğun ahlaki sınırlarının dışında hisseder. Cümle bu öz yargıyı aktarır; anlatıcının nesnel bir hüküm verdiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir iş arkadaşı güvenlik verilerini bilerek değiştirdi. Hangi cümle, eylemin kabul edilebilir sınırların dışında olduğunu belirten güçlü bir ahlaki yargı ifade eder?

  1. That was beyond the deadline.
  2. That was beyond the pale.
  3. That made the data look pale.
Cevabı göster

That was beyond the pale.

Somewhere in their past,

3:10

Geçmişlerinin bir yerinde,

normally as a result of very traumatic and degrading childhood relationships,

3:11

genellikle çok travmatik ve onur kırıcı çocukluk ilişkilerinin bir sonucu olarak,

they will have derived an impression

3:16

şu izlenimi edinmiş olacaklardır

that they did not deserve to exist.

3:18

yaşamayı hak etmediklerine dair.

Their current thoughts are not plans for the future.

3:21

Mevcut düşünceleri gelecek için planlar değildir.

They are attempts by the mind to find a match

3:24

Zihnin,

between their basic sense of self

3:27

temel benlik duyguları ile

and what would be needed by their society

3:29

toplumlarının onaylayacağı şeyler arasında

to concur with it.

3:31

bir eşleşme bulma çabalarıdır.

They are a move to bring about a form of dreadful inner equilibrium, Öbek fiiller

3:33

Korkunç bir içsel denge biçimi meydana getirme hamlesidir,

ensuring that the judgment of the world

3:38

dünyanın yargısının

falls in line with the judgment of the self. Deyimler

3:40

benliğin yargısıyla aynı çizgiye gelmesini sağlarlar.

Öbek fiiller

bring about: bir sonuç doğurmak

Bring about, bir şeyin olmasına neden olmak veya bir sonucun ortaya çıkmasını sağlamak demektir. Geçişli bir öbek fiildir ve nesnesi genellikle bir değişimi, etkiyi, durumu ya da başka bir sonucu adlandırır. Burada amaçlanan sonuç korkunç bir iç dengedir: dünyanın yargısı kişinin kendisi hakkındaki yargısıyla eşleşir. Bring about, bu dengeyi söz konusu hamlenin yaratmayı amaçladığı sonuç olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi “gerçekleşmesine neden olmak” anlamındaki öbek fiille tamamlayın: The campaign could ____ lasting change.

Cevabı göster

bring about

Deyimler

falls in line with: bir ölçütle uyumlu hâle gelmek

Bu cümlede falls in line with, bir ölçütle, yargıyla veya beklentiyle uyumlu hâle gelmek demektir. Dünyanın yargısının kişinin kendi yargısıyla aynı hizaya getirilmesi anlatılıyor; burada gerçek bir insan sırası söz konusu değildir. Bu ifade, uyumu zaten bir referans noktası olarak kabul edilen bir şeye aynı hizaya gelmenin sonucu olarak sunar. Buradaki temel fikir yargıların birbirine uymasıdır; ifade mutlaka bir emre itaat edildiği anlamına gelmez.

Alıştırma

‘Uyumlu hâle gelmek’ anlamını veren ve cümleyi en iyi tamamlayan ifadeyi seçin: The updated timetable [expression] the school calendar.

  1. falls out of line with
  2. falls behind
  3. falls in line with
Cevabı göster

falls in line with

Cases of pure OCD are sometimes diagnosed

3:43

Saf OKB vakaları bazen

just after sufferers have achieved something rather positive in the eyes of others. Deyimler

3:46

hastaların başkalarının gözünde oldukça olumlu bir şey başarmasından hemen sonra teşhis edilir.

Deyimler

in the eyes of others: başkalarının değerlendirmesine göre

Bu cümlede in the eyes of others, başkalarının bir şeyi nasıl değerlendirdiğine veya ona ne değer verdiğine göre demektir. Bir şey başkalarının gözünde olumlu olabilir; ancak bunu başaran kişinin de aynı şekilde hissettiği anlamına gelmez. Bu ifade, cümleyi dışarıdan bir bakış açısıyla çerçeveler. Olayın gerçek gözlerle görüldüğü anlamına gelmez ve bu değerlendirmenin nesnel olarak doğru olduğunu iddia etmez.

Alıştırma

In the eyes of the review panel bu cümlede ne anlama geliyor? In the eyes of the review panel, the quiet design was the most convincing.

  1. İnceleme kurulu tasarımı fiziksel olarak gördü, fakat hiçbir değerlendirme yapmadı.
  2. İnceleme kurulu sade tasarımı en ikna edici tasarım olarak değerlendirdi.
  3. Tasarımcı tasarımı kişisel olarak en ikna edici tasarım olarak değerlendirdi.
Cevabı göster

İnceleme kurulu sade tasarımı en ikna edici tasarım olarak değerlendirdi.

They have been promoted or begun a fulfilling relationship

3:51

Terfi etmişler, tatmin edici bir ilişkiye başlamışlar

or mastered a project.

3:54

ya da bir projeyi ustalıkla tamamlamışlardır.

It should be a cause for celebration, Kalıp ifadeler

3:55

Bu kutlama için bir neden olmalıdır,

but happiness simply feels unwarranted.

3:57

ancak mutluluk basitçe yersiz hissettirir.

Kalıp ifadeler

a cause for celebration: kutlamak için bir neden

A cause for celebration, bir olayı kutlamak için açık bir neden olarak sunan isim öbeğidir. Bu cümlede It, konuşanın duygusunu doğrudan anlatmaktan çok, nesnel olarak kutlamayı haklı çıkaracak bir şey olarak değerlendirilir. Should be, beklentiye veya mantığa göre olması gereken durumu anlatır. Ancak but, nesnel olarak kutlama nedeni bulunmasına rağmen konuşana mutluluğun haklı görünmediğini belirterek bir karşıtlık kurar.

Alıştırma

Bu cümleyi dersteki hangi ifade en iyi tamamlar? The successful launch was ___, so the team held a small party.

  1. a cause for celebration
  2. an excuse to cancel the celebration
  3. a cause for concern
Cevabı göster

a cause for celebration

By latching onto thoughts of complete illegality, Öbek fiiller

4:00

Tamamen yasadışı düşüncelere tutunarak,

one is assured that one's self-esteem

4:03

kişi özgüveninin

will remain at rock bottom. Deyimler

4:05

dibe vurmuş bir şekilde kalacağından emin olur.

Öbek fiiller

latching onto: bir düşünceye sıkıca tutunmak

Latching onto, bir düşünceye, ayrıntıya veya bilgiye sıkıca tutunup onu bırakmamaya devam etmek demektir. Canlı bir mecazdır: Zihin, bir şeye mandallanmış gibi davranır. Bu cümlede latching onto thoughts of complete illegality, “tamamen yasa dışı” düşüncesine saplanıp kalmak ve onu bırakmamak anlamına gelir. By + -ing yapısı, bu tutunmayı özsaygıyı en düşük düzeyde tutan yöntem olarak sunar. İfade, anlık fark etmeyi değil, süreklilik gösteren ve muhtemelen yararsız bir odaklanmayı anlatır.

Alıştırma

Maya'nın küçük bir hataya takılıp kalmaya devam ettiğini göstermek için cümleyi hangi ifade en iyi tamamlar? Maya keeps ___ one small mistake and ignoring the rest.

  1. glancing at
  2. noticing
  3. latching onto
Cevabı göster

latching onto

Deyimler

At rock bottom: mümkün olan en düşük seviyede

At rock bottom, mümkün olan en düşük seviyede olmak demektir. Burada kişinin öz saygısının son derece düşük kalmasını anlatır; rock bottom gerçek bir yer değil, mecazi bir dip noktadır. Yaygın yapı be, remain veya stay at rock bottom şeklindedir. Özgüven, moral, fiyatlar, güven ya da bir ilişkinin durumu için kullanılabilir ve very low ifadesinden daha güçlüdür.

Alıştırma

Yatırımcı güveninin mümkün olan en düşük seviyede olduğunu doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. After months of losses, investor confidence was on rock bottom.
  2. After months of losses, investor confidence was at a rock bottom.
  3. After months of losses, investor confidence was at rock bottom.
Cevabı göster

After months of losses, investor confidence was at rock bottom.

Interestingly, in societies that find religious transgression particularly abhorrent,

4:08

İlginçtir ki, dini ihlalleri özellikle iğrenç bulan toplumlarda,

pure OCD sufferers will be haunted by feelings

4:13

saf OKB hastalarına şu hisler musallat olacaktır

that they have offended God

4:16

Tanrı'yı gücendirdikleri

and are about to be outed as sinners. Öbek fiiller

4:18

ve günahkar olarak ifşa edilmek üzere oldukları.

Öbek fiiller

Be outed as sinners: istenmeyen biçimde kamuya ifşa edilmek

be outed as sinners ifadesinde out, gizli veya özel bir kimliği ya da etiketi kamuya açıklamak anlamında kullanılan bir fiildir. Edilgen be outed yapısı odağı ifşa edilen kişilere verir; as ise onlara atfedilen kimliği veya kategoriyi getirir. Burada rahatsızlığı yaşayan kişiler, başkalarının kendilerini kamuya günahkâr olarak tanıtmasından korkar. Cümle bu korkuyu bildirir; onların gerçekten günahkâr olduğunu söylemez. Daha genel olarak be outed as X, açıklamanın kişinin rızası olmadan yapıldığını sıkça ima eder.

Alıştırma

Hangi cümle, Maya'nın gizli kimliğinin muhtemelen rızası olmadan başka biri tarafından kamuya açıklandığı anlamına gelir?

  1. Maya was introduced as the anonymous author.
  2. Maya was outed as the anonymous author.
  3. Maya came out as the anonymous author.
Cevabı göster

Maya was outed as the anonymous author.

Behind pure OCD is a person's need

4:20

Saf OKB'nin arkasında kişinin şu ihtiyacı yatar

to find a reason to feel awful.

4:23

kendini berbat hissetmek için bir neden bulma.

It isn't about this or that condemned act. Kalıp ifadeler

4:26

O veya bu kınanan eylemle ilgili değildir.

Kalıp ifadeler

“It isn't about this or that condemned act.” cümlesinde “this or that” kullanımı

“this or that”, tam olarak hangisi olduğu önemli olmadan belirli bir örneği veya başka bir örneği gevşek biçimde belirtir. Bu cümlede, kınanması gereken eylemleri tek tek belirtmek yerine onları ayrı ayrı örnekler olarak bir araya getirir. Burada bilinen iki seçenek arasında gerçek bir seçim yapılmıyor. İfade, odağı belirli örneklerden tartışılan daha genel meseleye taşır.

Alıştırma

“The policy is not about this or that isolated mistake” cümlesinde “this or that” ne işe yarar?

  1. Dinleyenden adı verilen iki hatadan birini seçmesini ister
  2. İki hatanın da aynı derecede ciddi olduğunu söyler
  3. Tek tek örnekleri gevşek biçimde belirtir ve gerçek bir seçim sunmaz
Cevabı göster

Tek tek örnekleri gevşek biçimde belirtir ve gerçek bir seçim sunmaz

And as the definition of awful changes, Dilbilgisi

4:29

Ve berbatın tanımı değiştikçe,

so too will the manifest content of the intrusive thoughts.

4:32

istilacı düşüncelerin açık içeriği de değişecektir.

Dilbilgisi

“As ... so too will ...” yapısının “And as the definition of awful changes, so too will the manifest content of the intrusive thoughts.” cümlesindeki kullanımı

“as A changes, so too will B” yapısı, B'nin A ile birlikte ya da A'ya paralel olarak değişeceğini anlatır. Buradaki as, değişimin zamanını veya koşulunu başlatır: korkunç olanın tanımı değiştiğinde, düşüncelerin içeriği de buna karşılık değişir. Buradaki as, bir rolü ya da kimliği belirten as değildir; yapı tek başına doğrudan bir neden-sonuç ilişkisi de kurmaz. İkinci bölümde resmî bir devrik yapı vardır. “So too will B”, normal söz dizimiyle “B will change too” demektir. So too “aynı şekilde” veya “o da” anlamını ekler; bölüm so too ile başladığı için will özneden önce gelir ve change fiili ilk bölümden anlaşılır.

Alıştırma

İki gelişmenin birlikte ilerlediğini göstermek için “as A changes, so too will B” yapısını kullanan cümle hangisidir?

  1. Because the city grows, the demand for public transport will rise.
  2. As the city grows, the demand for public transport will stay the same.
  3. As the city grows, so too will the demand for public transport.
Cevabı göster

As the city grows, so too will the demand for public transport.

The disease is anchored in self-loathing, Deyimler

4:35

Hastalık, kendinden nefret etmeye dayanır,

not in blasphemy,

4:38

küfre,

incipient pedophilia,

4:39

başlangıç aşamasındaki pedofiliye,

or murderous intent.

4:41

veya cinayet niyetine değil.

Deyimler

Be anchored in: derin ve sağlam bir temel

be anchored in ifadesindeki çapa imgesi mecazidir: Bir şey derin ve sağlam bir temele sıkıca bağlıdır. Burada self-loathing, hastalığın altta yatan kaynağı olarak sunulur; not in ifadesinden sonraki unsurların ise gerçek temel olmadığı belirtilir. in sonrasındaki nesne bir yeri değil, temeli belirtir. Bu yapı bir düşüncenin, kimliğin, kurumun, kararın veya sorunun neye derinden dayandığını açıklamak için kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi anchored in ile tamamlayın: Her confidence is ____ years of careful practice.

Cevabı göster

anchored in

This analysis opens the way to treatment. Deyimler

4:43

Bu analiz tedaviye giden yolu açmaktadır.

Deyimler

Open the way to: sonraki bir adımı mümkün kılmak

opens the way to ifadesindeki way, mecazi bir yoldur. Analiz bir engeli ortadan kaldırır veya tedaviyi mümkün kılan koşulları oluşturur. Bu ifade tamamlanmayı ya da kesinliği değil, bir şeyi mümkün kılmayı belirtir: Tedavi daha sonra gelebilir, ancak cümle tedavinin çoktan gerçekleştiğini veya kesinlikle başarılı olacağını söylemez. Buradaki to bir edattır; bu nedenle ardından bir isim öbeği ya da -ing biçimi gelebilir.

Alıştırma

Hangi cümle, yeni kanıtın yeniden yargılamayı mümkün kıldığını; ancak bunun gerçekleşeceğini ya da çoktan bittiğini söylemediğini belirtir?

  1. The new evidence opens the way to a retrial.
  2. The new evidence shows that the retrial is over.
  3. The new evidence will lead to a retrial.
Cevabı göster

The new evidence opens the way to a retrial.

What the sufferer of pure OCD needs,

4:46

Saf OKB hastasının ihtiyaç duyduğu şey,

above all else, Anlatım akışı

4:48

her şeyden önce,

is to begin to repair their self-loathing and shame.

4:49

kendinden nefret etme ve utanç duygularını onarmaya başlamaktır.

Anlatım akışı

En yüksek önceliği gösteren above all else

Above all else, diğer her şeyden daha önemli anlamına gelen bir öncelik belirtecidir. İlgili ihtiyacın veya eylemin en yüksek önceliğe sahip olduğunu gösterir. Bu cümlede, kişinin kendinden nefret etme ve utanç duygularını onarmaya başlamasına özel vurgu yapar. Above burada fiziksel bir konumu anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi vurgulanan öncelik belirteciyle tamamlayın: ____, make sure everyone leaves the building safely.

Cevabı göster

above all else

They need to learn,

4:53

Şunu öğrenmeleri gerekir,

through repeated encounters with an outsider

4:54

bir dış kapının mandalıyla tekrar eden karşılaşmalar yoluyla

who casts a generous and sympathetic eye on them, Deyimler

4:56

onlara cömert ve şefkatli bir gözle bakan,

that they're not the worthless being they take themselves for. Kalıp ifadeler

4:59

kendilerini zannettikleri gibi değersiz bir varlık olmadıklarını.

Deyimler

casts a generous and sympathetic eye on them: memandang dengan murah hati dan penuh simpati

cast a/an + sıfat + eye on someone yapısı, birine sıfatın belirttiği tutumla bakmak veya onu değerlendirmek anlamına gelir. A generous and sympathetic eye, nazik ve anlayışlı bir bakış açısıdır. Burada casts mecazidir: dışarıdan gelen kişi hiçbir şey fırlatmaz ve ifade, birine bir kez hızlıca bakmayı değil, onu tekrar tekrar belli bir biçimde görmeyi anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle cast an ... eye on yapısını gözetim veya hızlı inceleme yerine bir kişinin değerlendirici tutumunu anlatmak için kullanıyor?

  1. The editor cast a patient and encouraging eye on the young writer's draft.
  2. The coach kept an eye on the injured player during practice.
  3. She cast an eye over the report before lunch.
Cevabı göster

The editor cast a patient and encouraging eye on the young writer's draft.

Kalıp ifadeler

Öne alınmış tümleçle take themselves for X

Take someone for X, birini X olarak tanımak ya da değerlendirmek demektir ve çoğu zaman bu yargı yanlıştır. themselves kullanıldığında yargıyı verenlerle yargılananlar aynı kişilerdir. Buradaki tam ilişki they take themselves for the worthless being şeklindedir. the worthless being [they take themselves for] yapısında tümleç ilgi cümlesinden önce gelirken for cümlenin sonunda kalır. Bu kalıp, bir ismin ardından gelen cümleyle birinin o kişiye yüklediği kimliği veya özelliği açıklamayı sağlar.

Alıştırma

Cümleyi take someone for X yapısının üç sözcüklü geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Because of his uniform, I ____ a police officer.

Cevabı göster

took him for

Their problem began with a deficit of love

5:03

Sorunları bir sevgi eksikliği ile başladı

and needs to be healed by a loving act of witnessing.

5:06

ve sevgi dolu bir tanıklık eylemiyle iyileştirilmesi gerekir.

Pure OCD thoughts are not wishes.

5:11

Saf OKB düşünceleri dilek değildir.

They are symptoms of radical self-distrust,

5:14

Köklü bir kendine güvensizliğin belirtileridirler,

and these will start to lift Kelime

5:17

ve bu belirtiler hafiflemeye başlayacaktır

once the afflicted learn

5:20

hastalar bir kez öğrendiğinde

that most vital of arts,

5:21

o en hayati sanatı,

being a friend to oneself. Kalıp ifadeler

5:24

kişinin kendi kendisinin dostu olmayı.

Kelime

start to lift: hafiflemeye veya dağılmaya başlamak

Burada lift geçişsizdir; herhangi bir şey kaldırılmıyor. Belirtiler, sis, gerginlik, kasvet veya karanlık bir ruh hâli lift olduğunda güçleri azalır ya da kaybolmaya başlar. These sözcüğü symptoms ifadesine gönderme yapar; dolayısıyla start to lift, belirtilerin hafiflemeye başlayacağı anlamına gelir. Start to + fiil, iyileşmenin tamamlanmasını değil, başlangıcını vurgular.

Alıştırma

Hangi cümlede lift, “şiddeti azalmak veya kaybolmaya başlamak” anlamında kullanılmıştır?

  1. She lifted the suitcase onto the table.
  2. The elevator carried us to the tenth floor.
  3. The tension began to lift after the apology.
Cevabı göster

The tension began to lift after the apology.

Kalıp ifadeler

being a friend to oneself: kendine dost olmak

Bu cümlede being a friend to oneself, önceki en önemli sanat ifadesinin ne olduğunu açıklar. İyi bir dosta göstereceğiniz sabrı, desteği ve adaleti kendinize de göstermek, kendinize düşman gibi davranmamak anlamına gelir. Oneself, belirli bir kişi adlandırılmadığında kullanılan resmî ve genel dönüşlü biçimdir. Doğrudan bir cümlede dönüşlü zamiri özneye uydurun: I need to be a friend to myself; Be a friend to yourself.

Alıştırma

Cümleyi, kişinin kendisine dostça destek vermesi anlamına gelen dersteki tam ifadeyle tamamlayın: The first step in self-compassion is ____.

Cevabı göster

being a friend to oneself

Our book What is Psychotherapy

5:30

Psikoterapi Nedir kitabımız,

tells us exactly what going through therapy is like Öbek fiiller

5:32

terapi görmenin tam olarak nasıl bir şey olduğunu

and why it is so important.

5:35

ve neden bu kadar önemli olduğunu tam olarak anlatır.

Öbek fiiller

going through therapy: terapi sürecinden geçmek

Burada going through therapy, terapinin aşamalarını, gerektirdiği çabayı ve değişimleri içeren bir süreci bizzat yaşamak anlamına gelir. Bir yerin içinden fiziksel olarak geçmeyi anlatmaz. -ing yapısındaki going through therapy, what ... is like içinde özne görevi görür: kitap bu deneyimin nasıl hissettirdiğini açıklar. Aktarılabilir kalıp go through + süreç veya dönem biçimindedir; go through training ve go through a difficult time buna örnektir.

Alıştırma

Hangi cümlede going through, bir süreci bizzat yaşamak anlamında kullanılmıştır?

  1. We went through the side door because the front door was locked.
  2. I went through the report and corrected three dates.
  3. Going through the training program taught Mina how to lead a team.
Cevabı göster

Going through the training program taught Mina how to lead a team.