Karanlık Madde ve Karanlık Enerji Nedir?: İngilizce çalışma notları

Kurzgesagt – In a Nutshell

Öğrenme zorluğu
960 kelime 161 kel/dk

Video özeti: Galaksilerin oluşumu ve hızlanan genişleme karanlık madde ile karanlık enerjiyi destekliyor, ancak doğaları belirsizliğini koruyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “high concentration of” — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: bir alandaki büyük miktarı anlatın ve kalıbı bilimsel ya da veriye dayalı açıklamalarda kullanın. 2. “not so much.” — Konuşma edimbilimi ve tutum: eksiltili bir yanıtın iddiayı tekrarlamadan nasıl sınırladığını anlayın ve ölçülü karşılaştırmalar yapın. 3. “On the one hand, / On the other hand,” — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: aynı belirsizliğe verilen iki tepkiyi ayırın, hayal kırıklığıyla heyecanı karşılaştırın ve argümanı dengede tutun.

Bu derste

Matter, as we know it,

0:00

Bildiğimiz haliyle madde,

atoms, stars and galaxies,

0:02

atomlar, yıldızlar ve galaksiler,

planets and trees,

0:04

gezegenler ve ağaçlar,

rocks and us.

0:06

kayalar ve bizler.

This matter accounts for less than 5% of the known universe. Öbek fiiller

0:08

Bu madde bilinen evrenin %5'inden daha azını oluşturur.

Öbek fiiller

accounts for: belirli bir oranı oluşturmak

Burada accounts for, bir bütünün bir payını “oluşturur” veya “meydana getirir” anlamındadır. Özne olan this matter parçadır; less than 5% of the known universe ise bu parçanın bütün içindeki payıdır. Bu anlamda account for şu kalıpta kullanılır: X accounts for + sayı/yüzde/pay + of Y. Fiil X ile uyum gösterir: tek bir şey için accounts for, birden fazla şey için account for kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümlede account for “bir bütünün belirli bir oranını oluşturmak” anlamındadır?

  1. Remember to account for traffic when planning the trip.
  2. Small businesses account for half of the town's jobs.
  3. How do you account for the missing key?
Cevabı göster

Small businesses account for half of the town's jobs.

About 25% is dark matter and 70% is dark energy,

0:12

Yaklaşık %25'i karanlık madde ve %70'i karanlık enerjidir,

both of which are invisible. Dilbilgisi

0:18

ve her ikisi de görünmezdir.

Dilbilgisi

both of which: iki öncül hakkında bilgi eklemek

Both of which, daha önce geçen iki şey hakkında aynı ek bilgiyi veren sınırlayıcı olmayan bir ilgi cümleciği başlatır. Both, yorumun iki öğeye de uygulandığını gösterir; which ise yalnızca en yakın isim olan dark energy’ye değil, dark matter ve dark energy’ye birlikte gönderme yapar. Virgül, bunun ek bilgi olduğunu gösterir. Kalıp two things, both of which + çoğul fiil şeklindedir; burada both of which are invisible kullanılmıştır.

Alıştırma

İki yer hakkında sınırlayıcı olmayan bir ilgi cümleciği başlatan, both ile başlayan üç kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: The library and the museum offer free tours, ____ are open on Sundays.

Cevabı göster

both of which

This is kind of strange

0:21

Bu biraz tuhaf

because it suggests that everything we experience

0:22

çünkü deneyimlediğimiz her şeyin

is really only a tiny fraction of reality. Kalıp ifadeler

0:25

aslında gerçekliğin sadece küçücük bir kısmı olduğunu gösteriyor.

Kalıp ifadeler

a tiny fraction of: bütünün çok küçük bir bölümü

Bu cümlede a tiny fraction of reality, var olan her şeyin çok küçük bir parçası anlamına gelir. Buradaki fraction, yalnızca yazılı bir matematiksel kesri değil, bir bütünün herhangi bir bölümünü veya oranını ifade eder. a tiny fraction of + isim yapısı, bütün ile söz konusu bölüm arasındaki büyük farkı vurgular. Bir miktar daha büyük bir toplamın payı olarak anlatılabildiğinde kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi “bütünün çok küçük bir parçası” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: The telescope detects only ____ the light from this region.

Cevabı göster

a tiny fraction of

But it gets worse. Anlatım akışı

0:28

Ama durum daha da kötüleşiyor.

Anlatım akışı

it gets worse: olumsuz durumun ağırlaştığını bildiren geçiş

Burada it gets worse bir geçiş ifadesidir: Konuşmacı, sıradaki bilginin durumu daha da kaygı verici göstereceğini haber verir. Açıklamayı olumsuz bir noktadan daha ağır bir noktaya taşır. it zamiri belirli bir nesneyi değil, genel olarak mevcut durumu veya sorunu ifade eder. Bu yapı, dinleyenin sıradaki bilginin hangi yönde ilerleyeceğini tahmin etmesini sağlar.

Alıştırma

Sıradaki bilginin daha da kaygı verici olduğunu haber veren geçişi tamamlayın: The hotel lost our reservation. And ____—there are no rooms left anywhere nearby.

Cevabı göster

it gets worse

We really have no clue what dark matter and energy are, Kalıp ifadeler

0:29

Karanlık madde ve enerjinin ne olduğu

or how they work.

0:33

veya nasıl çalıştıkları hakkında gerçekten hiçbir fikrimiz yok.

Kalıp ifadeler

have no clue: hiçbir şey bilmediğini söylemek

Have no clue, “hiç bilmemek” anlamına gelir. Bu cümlede insanların karanlık madde ile karanlık enerjinin ne olduğunu ve nasıl işlediğini hâlâ bilmediğini anlatır. Clue sözcüğü kelime anlamıyla bir şeyi çözmeye yardımcı olan bilgi veya “ipucu” demektir; ancak have no clue bir bütün hâlinde kullanılan bir ifadedir. Yalnızca do not know demekten daha güçlü ve daha konuşma diline özgüdür.

Alıştırma

Cümleyi have no clue ile tamamlayın: I ____ where my glasses are.

Cevabı göster

have no clue

We are pretty sure they exist, though. Ton ve niyet

0:35

Yine de var olduklarından oldukça eminiz.

Ton ve niyet

Hafif bir karşıtlık için cümle sonunda though

Though cümlenin sonunda kullanıldığında “ancak” veya “yine de” anlamına gelir. Önceki bir düşünceye gönderme yapıp karşıtlık ekler: karanlık madde ile karanlık enerjinin ne olduğu bilinmese de bunların var olduğundan oldukça emin olunur. Cümle sonundaki bu kullanım yeni bir yan cümle başlatmaz. Ana düşünce söylendikten sonra eklenen hafif ve konuşma diline özgü bir karşıtlık görevi görür; böylece karşıtlık daha az resmî ve daha yumuşak gelir.

Alıştırma

İkinci cümleyi derste öğrendiğiniz, cümle sonunda kullanılan gündelik karşıtlık sözcüğüyle tamamlayın: Sam had never cooked before. The meal tasted good, ____.

Cevabı göster

though

So, what do we know? Anlatım akışı

0:37

Peki, ne biliyoruz?

Anlatım akışı

So, what do we know? ile bilinen olgulara geçiş

Burada So, what do we know?, açıklamayı düzenleyen retorik bir sorudur. So, bir sonraki adıma geçildiğini gösterir; soru da artık doğrulanabilen olguların anlatılacağı bölümü açar. Konuşmacı belirli bir dinleyiciden bilgi istemez. Bir açıklamada bu kalıp, belirsizlikten veya bir sorundan o anda mevcut olan kanıtlara geçiş yapabilir.

Alıştırma

So, what do we know? bu cümlede ne işe yarıyor?

  1. Konuşmacı bilinen olguları sıralamadan önce açıklamayı düzenler.
  2. Belirli bir dinleyiciden eksik bilgiyi vermesini ister.
  3. Konuşmacının konuyu bitirdiğini gösterir.
Cevabı göster

Konuşmacı bilinen olguları sıralamadan önce açıklamayı düzenler.

Dark matter is the stuff that makes it possible Dilbilgisi

0:46

Karanlık madde, galaksilerin var olmasını

for galaxies to exist.

0:48

mümkün kılan şeydir.

Dilbilgisi

makes it possible for ... to ... kalıbı

makes it possible for galaxies to exist ifadesinde make it possible, “bir şeyin gerçekleşmesini sağlayan koşulları oluşturmak” anlamına gelir. Cümle, karanlık maddeyi galaksilerin var olmasına imkân veren bir koşulu sağlayan unsur olarak sunar. Kalıp make + it + possible + for + isim veya kişi + to + fiil şeklindedir. It, nesne konumunu dolduran bir sözcüktür ve karanlık maddeye gönderme yapmaz. For galaxies, sonraki eylemi veya durumu gerçekleştiren ya da yaşayan öğeyi belirtir; to exist ise mümkün kılınan sonucu ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi make it possible for ... to kalıbıyla ve doğru fiil biçimiyle tamamlayın: The new ramp ____ wheelchair users ____ enter the building easily.

Cevabı göster

makes it possible for · to

When we calculated why the universe is structured the way it is, Dilbilgisi

0:51

Evrenin neden bu şekilde yapılandığını hesapladığımızda,

Dilbilgisi

the way it is: mevcut duruma gönderme yapmak

Burada the way it is, “bir şeyin şu anda sahip olduğu belirli durum veya biçim” anlamına gelir. it is yan cümlesi way sözcüğünün anlamını tamamlar; böylece bütün ifade evrenin nasıl yapılandığını anlatır. Bu yapı, tüm ayrıntıları tekrarlamadan önceden bilinen bir duruma gönderme yapmayı sağlar. the way + özne + fiil yapısında özne ve fiil gereklidir; it is gereksiz bir tekrar değildir.

Alıştırma

Cümleyi “mevcut durumunda” anlamına gelen dört sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: Please leave the model ____.

Cevabı göster

the way it is

it quickly became clear that there's just not enough normal matter. Kalıp ifadeler

0:54

yeterince normal madde olmadığı hemen anlaşıldı.

Kalıp ifadeler

became clear that: kanıta dayalı bir sonucu bildirmek

Bu cümlede became clear that, “... olduğu anlaşılır veya açık hâle geldi” anlamındadır. Became bir değişimi gösterir: sonuç başlangıçta kesin değildi, ancak hesaplama onu açık hâle getirdi. That yan cümlesi sonucu, yani yeterli normal madde bulunmadığını belirtir. Bu ifade, bunu kimin fark ettiğini söylemeden kanıt veya analiz sonucunu bildirmek için kullanışlıdır. Herhangi bir şeyin saydamlaştığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir araştırmanın sonucunu üç sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: After we checked the map twice, it ____ we were on the wrong road.

Cevabı göster

became clear that

The gravity of the visible matter

0:58

Görünür maddenin kütleçekimi

is not strong enough to form galaxies and complex structures. Dilbilgisi

1:00

galaksiler ve karmaşık yapılar oluşturacak kadar güçlü değil.

Dilbilgisi

not strong enough to + fiil: yetersiz derece

not + sıfat + enough + to-infinitive kalıbı, bir niteliğin bir eylem veya sonuç için gereken düzeye ulaşmadığını belirtir. Enough sıfattan sonra gelir: not strong enough to form. Bu cümlede kütle çekimi, galaksilerin ve karmaşık yapıların oluşması için gereken gücün altında kalır. Kalıp, yetersiz düzeyi doğrudan bunun sonucuna bağlar.

Alıştırma

strong ve not ... enough to kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: The rope is ____ hold the heavy box.

Cevabı göster

not strong enough to

The stars would more likely be scattered all over the place Notlar

1:04

Yıldızlar galaksiler oluşturmak yerine

and not form galaxies.

1:07

muhtemelen her yere saçılmış olurlardı.

Dilbilgisi

more likely: olasılıkları karşılaştırma

More likely, likely sözcüğünün karşılaştırma biçimidir. Bir sonucun diğerinden daha yüksek olasılığa sahip olduğunu söyler, ancak o sonucun kesin olduğunu belirtmez. Burada would varsayımsal bir sonucu sunar; more likely ise yıldızların dağılmasıyla galaksiler oluşturmasını karşılaştırır. Diğer seçenek than ile açıkça söylenebilir veya bağlam yeterince açıksa belirtilmeyebilir.

Alıştırma

Cümleyi likely sözcüğünün iki kelimelik karşılaştırma biçimiyle tamamlayın: Because the road is closed, we are ____ to take the train than to drive.

Cevabı göster

more likely

Kalıp ifadeler

scattered all over the place: yıldızların her yere dağılması

Bu cümlede scattered, yıldızların bir arada durmak yerine ayrı konumlara yayılması demektir. all over the place görüntüyü tüm alana yayar: yıldızlar her yerdedir ve belirgin bir küme oluşturmaz. Bu nedenle bütün ifade geniş ve düzensiz bir mekânsal dağılımı anlatır. Burada all over the place kelimesi kelimesine konum bildirir; birinin düşüncelerinin veya işlerinin dağınık olduğu anlamında kullanılmaz.

Alıştırma

Geniş ve düzensiz biçimde dağılmış anlamındaki ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: After the parade, bits of paper were ____.

Cevabı göster

scattered all over the place

So, we know there is something else inside and around them.

1:09

Bu yüzden, onların içinde ve etrafında başka bir şey olduğunu biliyoruz.

Something that doesn't emit or reflect light. Anlatım akışı

1:13

Işık yaymayan veya yansıtmayan bir şey.

Something dark.

1:16

Karanlık bir şey.

Anlatım akışı

Something that doesn't emit or reflect light. Something dark.: açıklamadan etikete

İlk parça, tam bir cümle kurmak yerine bir özelliği adlandırır: bir şey ne ışık üretir ne de ışığı geri gönderir. that doesn't emit or reflect light ilgi cümleciği, henüz adı belirtilmeyen şeyi tanımlar. İkinci parça olan Something dark, bu açıklamayı kısa bir etikete ve son anahtar kelimeye indirger. Something sözcüğünün tekrarı, sözlü açıklama veya anlatımda etkili olan adım adım bir ritim oluşturur; bu eksik cümleler kasıtlıdır ve resmî düzyazı için örnek değildir.

Alıştırma

Doğru mu, yanlış mı: Resmî bir araştırma makalesinde kısa ve özenli bir cümle elde etmek için Something that doesn't emit or reflect light. Something dark. parça dizisini olduğu gibi bırakmak genellikle en iyisidir.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

But besides being able to calculate the existence of dark matter, Dilbilgisi

1:18

Ancak karanlık maddenin varlığını hesaplayabilmenin yanı sıra,

we can see it, kind of. Ton ve niyet

1:22

onu bir nevi görebiliriz.

Dilbilgisi

besides being able to: başka bir nokta eklemek

Besides + -ing, daha önce sözü edilen bir olguya, nedene veya yeteneğe bir başkasını ekler. Burada being able to calculate the existence of dark matter ilk kanıt türünü belirtir; we can see it yan cümlesi ise ikinci bir kanıt ekler. besides sonrasında bir isim veya -ing biçimi kullanılır. Being able to + fiil, bir şeyi yapma yeteneğine sahip olmak demektir. Bu nedenle besides being able to calculate, “hesaplayabilmenin yanı sıra” anlamına gelir; “bu yetenek dışında” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi besides being able to yapısıyla tamamlayın: ____ edit photos, this app can also make short videos.

Cevabı göster

Besides being able to

Ton ve niyet

Cümle sonundaki kind of: bir iddiayı yumuşatmak

Cümlenin sonundaki kind of, geriye dönüp we can see it ifadesini yumuşatır. Konuşmacı “sınırlı veya yaklaşık bir anlamda” demektedir: Karanlık maddenin kendisini doğrudan görmeyiz; yalnızca etkilerini gözlemlememizi sağlayan bir şeyi görürüz. Cümle sonundaki bu kullanım, konuşmada sonradan eklenen bir düzeltmedir. Fazla güçlü duyulan bir iddiayı düzeltir; bu yüzden can see it tamamen gerçek veya kesin anlamıyla anlaşılmamalıdır.

Alıştırma

Leo yeni bir atıştırmalığı tattıktan sonra “It tastes good, kind of.” diyor. kind of neyi gösterir?

  1. Bu, iyi yiyeceklerin belirli bir türüdür.
  2. Tadı kesinlikle mükemmeldir.
  3. Tadı bir ölçüde iyi, ancak konuşmacı güçlü bir iddiada bulunmuyor.
Cevabı göster

Tadı bir ölçüde iyi, ancak konuşmacı güçlü bir iddiada bulunmuyor.

Places with a high concentration of dark matter Kalıp ifadeler

1:24

Karanlık maddenin yoğun olarak bulunduğu yerler,

bend light passing near by.

1:27

yakından geçen ışığı büker.

Kalıp ifadeler

high concentration of: bir alandaki yüksek miktar

Bu cümlede a high concentration of dark matter, belirli bir alanda çok miktarda karanlık madde bulunduğu anlamına gelir. Buradaki concentration, bir insanın odaklanma becerisini değil, bir alanda bir şeyden ne kadar bulunduğunu anlatır. Yeniden kullanılabilir kalıp a high concentration of + isim şeklindedir. Tuz veya kirlilik gibi sayılamayan bir maddeyi ya da mağazalar ve insanlar gibi bir yerde çok sayıda bulunan sayılabilen varlıkları anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi “belirli bir alanda toplanmış büyük miktar” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The sample contained a ____ salt.

Cevabı göster

high concentration of

So, we know there's something there that interacts with gravity.

1:29

Yani, orada kütleçekimi ile etkileşime giren bir şey olduğunu biliyoruz.

Right now, we have more ideas about what dark energy is not Dilbilgisi

1:33

Şu anda, karanlık enerjinin ne olduğu hakkında olduğundan

than what it is.

1:38

ne olmadığı hakkında daha fazla fikrimiz var.

Dilbilgisi

ne olduğundan çok ne olmadığına dair fikirler

Bu cümle iki bilgi miktarını karşılaştırır: karanlık enerjinin ne olmadığına dair fikirler ve ne olduğuna dair fikirler. More ... than ilk grubun daha büyük olduğunu söyler; yani olası açıklamaları eleme konusunda, gerçek yapıyı belirlemeye göre daha fazla ilerleme vardır. What dark energy is not ve what it is, about sözcüğünden sonraki iki konuyu adlandıran tam yan cümlelerdir. Daha kısa olan ikinci bölümde ideas about ifadesi anlaşılır ancak tekrarlanmaz; tam anlam more ideas about A than ideas about B şeklindedir. Bu kalıp, bilgi iki soru veya konu arasında eşit dağılmadığında kullanışlıdır.

Alıştırma

Hangi cümle, elenmiş nedenlerin gerçek nedenden daha iyi anlaşıldığını söyler?

  1. We have more evidence about what caused the failure than about what did not cause it.
  2. We have equal evidence about what caused the failure and what did not cause it.
  3. We have more evidence about what did not cause the failure than about what caused it.
Cevabı göster

We have more evidence about what did not cause the failure than about what caused it.

We know dark matter is not just clouds

1:39

Karanlık maddenin sadece yıldızsız

of normal matter without stars,

1:41

normal madde bulutları olmadığını biliyoruz,

because it would emit particles we could detect.

1:43

çünkü tespit edebileceğimiz parçacıklar yayardı.

Dark matter is not antimatter,

1:46

Karanlık madde antimadde değildir,

because antimatter produces unique gamma rays when it reacts with normal matter.

1:48

çünkü antimadde normal maddeyle reaksiyona girdiğinde benzersiz gama ışınları üretir.

Dark matter is also not made up of black holes, Öbek fiiller

1:53

Karanlık madde, kara deliklerden de oluşmaz,

Öbek fiiller

be made up of: bir bütünün yapısını anlatmak

Burada is not made up of, kara deliklerin karanlık maddeyi oluşturan bileşenler olmadığı anlamına gelir. Bu ifade bir bütünün nelerden oluştuğunu anlatır; nasıl yaratıldığını anlatmaz. Şu kalıbı kullanın: bütün + be + made up of + bileşenler: The team is made up of five players.

Alıştırma

Cümleyi bir bütünün parçalarını anlatan üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The committee is ____ twelve volunteers.

Cevabı göster

made up of

very compact objects that violently affect their surroundings,

1:57

yani çevrelerini şiddetli bir şekilde etkileyen çok yoğun nesnelerden;

while dark matter seems to be scattered all over the place. Dilbilgisi

2:01

oysa karanlık madde her yere dağılmış gibi görünüyor.

Dilbilgisi

İki yan cümleyi karşılaştıran while

Burada while, iki olayın aynı anda gerçekleştiği anlamına gelmez. İki açıklamayı karşı karşıya getirir: kara delikler yoğun nesnelerdir ve yakınlarındaki uzayı güçlü biçimde etkiler, ancak karanlık madde geniş bir alana dağılmış görünür. Karşıtlık bildiren while iki yan cümleyi bağlar ve bir gerçek doğruyken farklı ya da karşıt başka bir gerçeğin de doğru olduğunu gösterir. Bu kullanım kanıtları, özellikleri veya görüşleri karşılaştırırken yaygındır.

Alıştırma

"Maya likes working early, while Leo is most productive at night," cümlesinde while ne işlev görür?

  1. Leo'nun neden geceleri çalıştığını açıklar.
  2. Maya'nın tercihiyle Leo'nun tercihini karşılaştırır.
  3. Maya ile Leo'nun aynı anda çalıştığını söyler.
Cevabı göster

Maya'nın tercihiyle Leo'nun tercihini karşılaştırır.

Basically, we only know three things for sure. Anlatım akışı

2:05

Temel olarak, kesin olarak bildiğimiz sadece üç şey var.

Anlatım akışı

Basically ... three things for sure: özetleme ve listeyi haber verme

Basically, konuşmacının karmaşık bir tartışmayı ana sonucuna indirgediğini dinleyiciye gösterir. Burada bir özetleme işaretidir; gerçeklerin yaklaşık ya da önemsiz olduğu anlamına gelmez. We only know three things for sure, iddiayı kesin olan üç gerçekle sınırlar ve dinleyiciyi numaralı bir listeye hazırlar. Cümle bir bütün olarak önceki akıl yürütmeyi kapatır ve sonraki bölüme açık bir yapı verir.

Alıştırma

Bu cümle bir açıklamada ne işe yarar? “Basically, we only know three things for sure.”

  1. Konuşmacının kontrol etmediği üç tahmini sunar.
  2. Sonraki üç maddenin yaklaşık ve önemsiz olduğunu söyler.
  3. Tartışmayı özetler ve kesin olan üç maddelik bir listeyi haber verir.
Cevabı göster

Tartışmayı özetler ve kesin olan üç maddelik bir listeyi haber verir.

One, something is out there. Kalıp ifadeler

2:08

Birincisi, dışarıda bir şey var.

Kalıp ifadeler

Something is out there: kimliği belirsiz bir şey var

Something is out there, konuşmacının şu anda göremediği veya ne olduğunu belirleyemediği bir yerde, kimliği belirsiz bir şeyin gerçekten var olduğu anlamına gelir. Cümle bir şeyin varlığını ileri sürer, ancak onun ne olduğunu bildiğini ileri sürmez. Out there, daha geniş ya da görünmeyen bir alanı belirsiz biçimde gösterir. Bu bağlamda sadece dışarıyı değil, uzayda bir yeri anlatır.

Alıştırma

Cümleyi “kimliği belirsiz bir şey görüş alanımızın ötesinde bir yerde var” anlamındaki dört sözcüklük İngilizce ifadeyle tamamlayın: We cannot see it yet, but ____.

Cevabı göster

something is out there

Two, it interacts with gravity.

2:10

İkincisi, kütleçekimi ile etkileşime giriyor.

Three, there is a lot of it.

2:13

Üçüncüsü, ondan çok miktarda var.

Dark matter is probably made up of a complicated exotic particle

2:16

Karanlık madde muhtemelen, ışık ve maddeyle beklediğimiz şekilde

that doesn't interact with light and matter in a way we expect. Dilbilgisi

2:20

etkileşime girmeyen karmaşık ve egzotik bir parçacıktan oluşuyor.

Dilbilgisi

in a way we expect: beklenen bir biçimi anlatmak

In a way, parçacığın ışık ve maddeyle nasıl etkileşime girdiğini belirtir. Olumsuzluk, bu biçimin insanların beklediği gibi olmadığını söyler; tek başına hiçbir etkileşim olmadığını söylemez. We expect, way sözcüğünü niteleyen bir yan cümledir. Daha açık hâli “the way that we expect it to interact” şeklindedir ve tekrarlanan sözcükler söylenmemiştir. Bir biçimi kimin ölçütünün veya beklentisinin belirlediğini göstermek için in a way + yan cümle kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Cümleyi in a way + yan cümle yapısıyla ve the engineers expected sözlerini kullanarak tamamlayın: The robot did not move ____.

Cevabı göster

in a way the engineers expected

But right now, we just don't know.

2:23

Ama şu anda, sadece bilmiyoruz.

Dark energy is even more strange and mysterious.

2:26

Karanlık enerji ise çok daha garip ve gizemli.

We can't detect it, Anlatım akışı

2:29

Onu tespit edemiyoruz,

we can't measure it,

2:31

ölçemiyoruz,

and we can't taste it.

2:32

ve tadına bakamıyoruz.

Anlatım akışı

We can't ..., we can't ..., and we can't ...: paralel tekrar

Her yan cümle aynı kalıbı kullanır: We can't + fiil + it. Kalıbın tekrarlanması detect, measure ve taste sözcüklerini aynı düzeye koyar; listeyi açık ve ritmik yapar. And son ögeyi bildirir. Taste burada normal bir bilimsel test değildir. Onu sona bırakmak, paralel dil bilgisini korurken komik bir sürpriz yaratır.

Alıştırma

Hangi cümle üç paralel yan cümle kullanır ve bilerek şaşırtıcı bir ögeyi sona bırakır?

  1. I can't open the file, I can't rename the file, and I can't bribe it with a cookie.
  2. I can't open the file, renaming it is difficult, and the password is missing.
  3. The file is locked, the password is missing, and I tried again.
Cevabı göster

I can't open the file, I can't rename the file, and I can't bribe it with a cookie.

But we do see its effects very clearly. Dilbilgisi

2:34

Ancak etkilerini çok net bir şekilde görebiliyoruz.

Dilbilgisi

do see ifadesindeki vurgulu do

Olumlu we do see cümlesinde do, vurgu yardımcı fiilidir. see fiilini güçlendirir: Konuşmacı, özellikle önceki durum bunun tersini düşündürebiliyorsa, etkilerin gerçekten gözlemlenebildiğini kesin biçimde doğrular. Burada see, nesnenin kendisini kelimenin tam anlamıyla görmek değil, “gözlemlemek veya tespit etmek” demektir. do/does/did + fiilin yalın hâli yapısı, bir ifadenin doğru olduğunu vurgulayabilir.

Alıştırma

Şimdiki zamandaki bir gerçeği güçlü biçimde doğrulayan vurgu yardımcı fiiliyle cümleyi tamamlayın: We ____ understand your concern.

Cevabı göster

do

In 1929,

2:37

1929'da,

Edwin Hubble examined how the wavelength of light emitted by distant galaxies Kültür

2:38

Edwin Hubble, uzak galaksilerin yaydığı ışığın dalga boyunun

shifts towards the red end of the electromagnetic spectrum as it travels through space.

2:43

uzayda ilerlerken elektromanyetik spektrumun kırmızı ucuna nasıl kaydığını inceledi.

He found that fainter, more distant galaxies

2:48

Daha soluk ve daha uzak galaksilerin

showed a large degree of redshift.

2:51

büyük ölçüde kırmızıya kayma gösterdiğini buldu.

Kültür

Edwin Hubble ve büyük ölçüde kırmızıya kayma

Edwin Hubble, gözlemleriyle bir galaksinin uzaklığı ile ışığındaki kayma arasında bağlantı kuran bir astronomdu. Kırmızıya kayma, bize ulaşan ışıktaki ayırt edilebilir özelliklerin daha uzun dalga boylarında, yani tayfın kırmızı ucuna doğru görünmesi demektir. Bu bölümde daha sönük ve daha uzak galaksiler daha büyük kırmızıya kayma gösteriyordu. Uzaklık ile kırmızıya kayma arasındaki bu örüntü, uzak galaksilerin bizden uzaklaştığına ve evrenin genişlediğine dair kanıt oluşturdu; görüntülerin yalnızca kırmızıya boyandığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu bölümde redshift neyi anlatır?

  1. Galaksinin ışık yaymayı bırakması.
  2. Bir galaksiden gelen ışığın, tayfın kırmızı ucuna doğru kaymış dalga boylarında alınması.
  3. Birinin galaksi görüntüsüne kırmızı bir ton eklemesi.
Cevabı göster

Bir galaksiden gelen ışığın, tayfın kırmızı ucuna doğru kaymış dalga boylarında alınması.

Closer galaxies, not so much. Ton ve niyet

2:54

Yakın galaksilerde ise bu pek görülmüyordu.

Ton ve niyet

not so much: kısa ve eksiltili bir karşıtlık

Bu kısa parçada not so much, “bu durum daha yakın galaksiler için daha az geçerlidir” anlamına gelir. Daha uzun biçimiyle, yakın galaksilerin bu kadar yüksek derecede kırmızıya kayma göstermediğini anlatır. Bu bir eksiltidir: konuşan kişi, önceki cümleden anlaşılabilen sözcükleri söylemez. Much, önceki açıklamanın ne ölçüde geçerli olduğunu belirtir; yakın galaksilerin sayısını belirtmez.

Alıştırma

“The first printer was reliable. The second one, not so much,” cümlesinde not so much ne anlama gelir?

  1. İkinci tür yazıcılardan fazla yoktu.
  2. İkinci yazıcı daha az mürekkep kullanıyordu.
  3. İkinci yazıcı daha az güvenilirdi.
Cevabı göster

İkinci yazıcı daha az güvenilirdi.

Hubble determined that this was because the universe itself is expanding.

2:57

Hubble bunun nedeninin evrenin kendisinin genişlemesi olduğunu belirledi.

The redshift occurs because the wavelengths of light

3:01

Kırmızıya kayma meydana gelir çünkü ışığın dalga boyları

are stretched as the universe expands. Dilbilgisi

3:05

evren genişledikçe gerilir.

Dilbilgisi

as the universe expands: birlikte gelişen değişimler

Burada as bir zaman yan cümlesi başlatır: evren genişleme sürecindedir ve bu süreç sırasında dalga boyları gerilir. Dinleyicinin iki değişimin birlikte ilerlediğini düşünmesini sağlar. Genişleme, gerilmeyi de açıklar; ancak as bu bağlantıyı basit bir because ilişkisi olarak sunmaz. Odak noktası, süreç ilerlerken ne olduğudur.

Alıştırma

Hangi cümle iki kademeli değişimi birlikte gelişiyor gibi en iyi biçimde sunar?

  1. After the air cools, the balloon gets smaller.
  2. As the air cools, the balloon gets smaller.
  3. Because the air cools, the balloon gets smaller.
Cevabı göster

As the air cools, the balloon gets smaller.

More recent discoveries have shown that Kalıp ifadeler

3:08

Daha yakın zamandaki keşifler,

the expansion of the universe is accelerating.

3:10

evrenin genişlemesinin hızlandığını göstermiştir.

Kalıp ifadeler

More recent discoveries have shown that: birikmiş kanıtları bildirme

More recent discoveries have shown that, konuşanın kişisel tahminini değil, araştırma kanıtlarıyla desteklenen bir sonucu tanıtır. Burada shown, sergilenmiş değil, kanıtlanmış veya ortaya konmuş anlamındadır. Present perfect yapıdaki have shown, geçmişte yapılan keşifleri bugün kabul edilen bilgiyle ilişkilendirir. Ardından gelen that yan cümlesi, birikmiş kanıtların desteklediği sonucu belirtir.

Alıştırma

Birikmiş araştırma kanıtlarının bugün hâlâ geçerli bir sonucu desteklediğini en iyi hangi cümle anlatır?

  1. I think regular sleep probably improves memory.
  2. Recent studies have shown that regular sleep improves memory.
  3. One study in 2018 showed that regular sleep improved memory.
Cevabı göster

Recent studies have shown that regular sleep improves memory.

Before that, it was thought that the pull of gravity would cause the expansion to either slow down Dilbilgisi

3:13

Ondan önce, kütleçekiminin çekim kuvvetinin genişlemeyi yavaşlatacağı

or even retract and collapse in on itself at some point. Öbek fiiller

3:18

veya bir noktada geri çekilip kendi içine çökeceği düşünülüyordu.

Dilbilgisi

It was thought that: geçmişteki genel bir inancı bildirme

it was thought that yapısında it boş öznedir; evrene, yer çekimine veya başka bir isme gönderme yapmaz. İnsanların inandığı düşünceyi that yan cümlesi taşır. Edilgen was thought, bu düşünceye sahip kişileri belirtmez ve inancı geçmişte genel olarak kabul edilen bir görüş şeklinde sunar. Yeni kanıtları vermeden önce eski bir açıklamayı gözden geçirirken kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi think fiilinin geçmiş zamandaki kişisiz edilgen biçimiyle tamamlayın: Before modern research, ____ ulcers were caused mainly by stress.

Cevabı göster

it was thought that

Dilbilgisi

either A or even B: daha uç bir ikinci sonuç

either A or even B yapısında either ... or iki olası sonucu birbirine bağlar. Burada A slow down, B ise retract and collapse in on itself ifadesidir. Eş görevli iki bölüm de genişlemenin ne yapabileceğini anlatan fiil öbekleridir. Even, B seçeneğini daha güçlü ya da daha uç bir olasılık olarak gösterir. Bu kalıp, önce olası bir sonuç sunup ardından daha çarpıcı bir alternatifle düzeyi yükseltir.

Alıştırma

İkinci ve daha uç bir olasılık sunan iki sözcüklük bağlantıyla cümleyi tamamlayın: The storm could either weaken ____ destroy the bridge.

Cevabı göster

or even

Öbek fiiller

collapse in on itself: kendi içine çökmek

Collapse in on itself, bir bütünün kendi merkezine doğru katlanması, küçülmesi ya da içe çökmesi anlamına gelir. Bu cümlede, genişlemenin tersine dönerek tüm evrenin içe doğru büzülmesi düşüncesini anlatır; bir yapının yalnızca aşağı doğru yıkılmasını anlatmaz. Bu ifade, kendi parçaları artık onu destekleyemediği için içeriden çöken bir sistem veya kuruluş için de kullanılabilir. Temel fikir içe doğru ya da içeriden gerçekleşen çöküştür.

Alıştırma

Aynı yapının içine doğru hareketi gösteren sözcüklerle hedef ifadeyi tamamlayın: Without internal supports, the shell began to collapse ____.

Cevabı göster

in on itself

Space doesn't change its properties as it expands.

3:21

Uzay genişlerken özelliklerini değiştirmez.

There's just more of it.

3:25

Sadece ondan daha fazla olur.

New space is constantly created everywhere.

3:26

Her yerde sürekli olarak yeni uzay yaratılıyor.

Galaxies are tight-bound clusters of stuff held together by gravity, Öbek fiiller

3:30

Galaksiler kütleçekimi ile bir arada tutulan sıkı bağlara sahip madde kümeleridir,

so we don't experience this expansion in our daily lives.

3:35

bu yüzden günlük yaşantımızda bu genişlemeyi hissetmeyiz.

Öbek fiiller

held together by: bir şey sayesinde bir arada tutulmak

be held together by ifadesinde held, hold fiilinin geçmiş zaman ortacıdır ve ifade edilgen bir yapıdadır. Ayrı parçaların by sonrasında belirtilen güç, malzeme veya destek sayesinde birleşik kalması ya da bir bütünün kararlılığını koruması anlamına gelir. Burada kütleçekimi, galaksideki maddeyi bir arada tutar; held, “elde taşınmak” anlamına gelmez. Aynı kalıp hem fiziksel nesneleri hem de soyut grupları anlatabilir: be + held together + by + neden veya destek. Özne, birliği sağlayan şey değil, bir arada tutulan bütündür.

Alıştırma

Cümleyi “bir şey sayesinde tek parça hâlinde tutulan” anlamındaki üç sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: The raft is ____ strong ropes.

Cevabı göster

held together by

But we see it everywhere around us.

3:38

Ama bunu çevremizdeki her yerde görebiliriz.

Wherever there is empty space in the universe, Dilbilgisi

3:40

Evrende nerede boş bir uzay varsa,

more is forming every second.

3:43

her saniye daha fazlası oluşuyor.

Dilbilgisi

Wherever there is: bir şeyin bulunduğu her yerde

Wherever there is, yer bildiren bir koşul yan cümlesi başlatır. “Bir şeyin var olduğu veya gerçekleştiği her yerde” anlamına gelir ve koşulu karşılayan bütün yerler için geçerli genel bir kuralı ifade eder; belirli bir yerin nerede olduğunu soran bir soru değildir. Kalıp wherever there is + tekil ya da sayılamayan isim öbeğidir. Çoğul bir isimle wherever there are kullanılır. Wherever yan cümlesi ana cümleden önce veya sonra gelebilir. Altyazıdaki more, more empty space anlamındadır; dolayısıyla fikir, boş uzayın bulunduğu her yer için geçerlidir.

Alıştırma

Cümleyi “bir şeyin bulunduğu her yerde” anlamındaki üç sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: ____ enough sunlight, these flowers grow well.

Cevabı göster

Wherever there is

So, dark energy seems to be some kind of energy Ton ve niyet

3:45

Yani karanlık enerji, boş uzaya

intrinsic to empty space. Kalıp ifadeler

3:48

özgü bir tür enerji gibi görünüyor.

Ton ve niyet

seems to be some kind of: geçici bir sınıflandırma belirtmek

Seems to be, ifadenin doğrulanmış bir gerçek değil, mevcut kanıtlara dayanan bir çıkarım olduğunu gösterir. Ardından gelen some kind of, karanlık enerjiyi geniş bir kategoriye yerleştirir ancak onun tam doğasının bilindiğini ileri sürmez. Bu iki temkinli ifade birlikte iki sınırı aktarır: sonuç geçicidir ve sınıflandırma yaklaşık bir sınıflandırmadır. Kanıtlar bir yöne işaret ettiği hâlde kesin ve nihai bir tanımlama için yeterli olmadığında bu yapı yararlıdır.

Alıştırma

Kanıtlar eksikken geçici ve yaklaşık bir sınıflandırmayı en iyi hangi cümle ifade eder?

  1. The signal seems to be some kind of background interference.
  2. The signal cannot be classified.
  3. The signal is background interference.
Cevabı göster

The signal seems to be some kind of background interference.

Kalıp ifadeler

intrinsic to: doğasında bulunan bir özelliği anlatmak

Intrinsic to, bir niteliğin doğal olarak bir şeye ait veya onun yapısına yerleşik olduğunu belirtir. Burada önerilen enerjinin uzaya dışarıdan eklenen bir şey değil, boş uzayın kendi özelliği olduğu söylenir. Intrinsic sıfatı, bu yerleşik özelliğe sahip olan şeyden önce normalde to alır: X is intrinsic to Y.

Alıştırma

Cümleyi sabit edatla tamamlayın: Uncertainty is intrinsic ____ scientific discovery.

Cevabı göster

to

Energy that is stronger than anything else we know

3:50

Bildiğimiz diğer her şeyden daha güçlü olan

and that keeps getting stronger as time passes by. Dilbilgisi

3:52

ve zaman geçtikçe güçlenmeye devam eden bir enerji.

Dilbilgisi

keeps getting stronger ile sürekli artış

Keep + -ing biçimi, bir eylemin veya değişimin devam ettiğini gösterir. Burada keeps, tekil özne Energy ile uyumludur; getting stronger ise “daha güçlü hâle gelmek” anlamına gelir. Birlikte keeps getting stronger, gücün zaman geçtikçe artmaya devam ettiğini anlatır. Getting bir durum değişimini gösterir; daha güçlü bir şeyi “elde etmek” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi geniş zamanda keep getting + strong sözcüğünün karşılaştırma biçimiyle tamamlayın: The wind ____ as the storm moves closer.

Cevabı göster

keeps getting stronger

Empty space has more energy

3:56

Boş uzay, evrendeki diğer

than everything else in the universe combined.

3:58

her şeyin toplamından daha fazla enerjiye sahiptir.

We have multiple ideas about what dark energy might be.

4:02

Karanlık enerjinin ne olabileceğine dair birçok fikrimiz var.

One idea is that dark energy is not a thing, Dilbilgisi

4:06

Bir fikir, karanlık enerjinin bir şey olmadığı,

but just a property of space.

4:09

sadece uzayın bir özelliği olduğu yönündedir.

Dilbilgisi

not a thing, but just a property ile düzeltme

not A, but just B kalıbı, doğru tanım olarak A’yı reddeder ve yerine B’yi koyar. Bu cümlede karanlık enerji bağımsız bir varlık olarak değil, uzayın kendisine ait bir özellik olarak sunulur. Burada just, “yalnızca” veya “sadece” anlamına gelir. Yerine konan tanımı sınırlar ve biraz küçümser gibi gösterir; “adil” veya “az önce” anlamına gelmez.

Alıştırma

Açıklamayı not A, but just B ile tamamlayın: This mark is ____ a crack, ____ a scratch on the paint.

Cevabı göster

not · but just

Empty space is not nothing. Dilbilgisi

4:12

Boş uzay bir hiçlik değildir.

Dilbilgisi

is not nothing: vurgulu bir çift olumsuzluk

is not nothing ifadesindeki iki olumsuzluk, doğrudan nothing anlamına gelmez. İlk not, nothing ile anlatılan “hiçbir şey yok” düşüncesini reddeder; bu nedenle ifade, boş uzayın özelliklerden veya içerikten tamamen yoksun olmadığını anlatır. Bu, temkinli ve vurgulu bir olumlu iddiadır: boş uzayda anlamlı bir şey bulunduğunu söyler, fakat onun sıradan maddeyle dolu olduğunu ileri sürmez.

Alıştırma

Empty space is not nothing. bu bağlamda ne anlama gelir?

  1. Boş uzayın her yerinde sıradan madde vardır.
  2. Boş uzay, özelliklerden veya içerikten tamamen yoksun değildir.
  3. Boş uzay tam anlamıyla mutlak hiçliktir.
Cevabı göster

Boş uzay, özelliklerden veya içerikten tamamen yoksun değildir.

It has its own energy.

4:14

Kendi enerjisine sahiptir.

It can generate more space and is quite active.

4:15

Daha fazla uzay üretebilir ve oldukça aktiftir.

So, as the universe expands,

4:18

Bu nedenle, evren genişledikçe,

it could be that Dilbilgisi

4:20

boşlukları doldurmak için

just more and more space appears to fill the gaps, Dilbilgisi

4:21

gittikçe daha fazla uzay ortaya çıkıyor olabilir,

Dilbilgisi

more and more + sayılamayan isim

Sayılamayan "space" isminin önündeki "more and more", süreç devam ettikçe uzay miktarının sürekli arttığını belirtir. İki sabit miktarı karşılaştırmaz; gelişmekte olan bir artış eğilimini anlatır. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp "more and more + sayılamayan isim" şeklindedir: "more and more water", "more and more time" ve "more and more information".

Alıştırma

Miktarın sürekli arttığını belirten hedef kalıpla cümleyi tamamlayın: As the rain continued, ____ water flowed into the street.

Cevabı göster

more and more

and this leads to a faster expanding universe. Kalıp ifadeler

4:24

ve bu da evrenin daha hızlı genişlemesine yol açar.

Dilbilgisi

it could be that: olası bir açıklama sunmak

it could be that ifadesinde it, belirli bir şeye gönderme yapmayan biçimsel öznedir. Öne sürülen asıl fikir, that ile başlayan yan cümlede bulunur. Could, açıklamanın doğrulanmış değil, mümkün olduğunu gösterir. Burada geçmişteki bir yeteneği değil, belirsizliği ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi, olası bir açıklamayı başlatan dersteki dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: ____ the sensor needs more time to update.

Cevabı göster

It could be that

Kalıp ifadeler

leads to: neden ile sonucu bağlamak

Bu cümlede "leads to", bir nedeni sonucuna bağlar: "this" ile belirtilen süreç, "a faster expanding universe" sonucunu doğurur. Birini bir yere götürme eylemini anlatmaz. "lead to + isim öbeği veya -ing biçimi" kalıbını kullanın. Burada "to" bir edattır; bu nedenle "lead to delays" ve "lead to losing time" doğal devam örnekleridir.

Alıştırma

Cümleyi hedef neden-sonuç ifadesiyle tamamlayın: Ignoring the warning can ____ serious damage.

Cevabı göster

lead to

This idea is close to an idea

4:28

Bu fikir, 1917'de

that Einstein had back in 1917

4:30

Einstein'ın ortaya attığı

of a concept of a cosmological constant, Kültür

4:33

kozmolojik sabit kavramına yakındır;

a force that counteracted the force of gravity.

4:35

yani kütleçekimine karşı koyan bir kuvvet.

Kültür

cosmological constant: Einstein'ın 1917 tarihli terimi

Kozmolojik sabit, Einstein'ın 1917'de genel görelilik denklemlerine eklediği bir terimdir. Bu cümlede konuşmacı, bu eski bilimsel fikri karanlık enerji hakkındaki modern tartışmayla ilişkilendiriyor. Cümle basitleştirilmiş bir anlatım sunuyor: bu terim, büyük ölçekte kütleçekimsel çekime karşı işleyen bir etkiyle bağlantılıdır. Burada constant, yerleşik bir bilimsel adın parçasıdır; yalnızca bir şeyin 'aynı kaldığı' anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede cosmological constant neyi ifade ediyor?

  1. Evrenin her parçasının daima değişmeden kaldığını söyleyen bir ifade
  2. Yer çekiminin ne kadar hızlı güçlendiğini ölçen bir sayı
  3. Burada yer çekimine karşı işleyen bir etkiyle bağlantılı eski bir kozmoloji terimi
Cevabı göster

Burada yer çekimine karşı işleyen bir etkiyle bağlantılı eski bir kozmoloji terimi

The only problem is that Anlatım akışı

4:38

Tek sorun şu ki,

Anlatım akışı

The only problem is that: temel bir engeli belirtmek

The only problem is that + yan cümle kalıbı, işe yarar görünen bir fikirden o fikrin önündeki temel engele geçiş yapar. that sonrasındaki yan cümle engeli açıklar; böylece dinleyici yön değişikliğini kolayca takip eder. Dil bilgisi açısından only, problem sözcüğünü niteler: konuşmacı sonraki noktayı tek sorun veya en azından şu anda odaklanılan sorun olarak sunar. Bu, başka hiçbir yerde başka bir sorun bulunmadığına dair kesin bir iddia olmak zorunda değildir.

Alıştırma

Maliyeti odaktaki tek sorun olarak sunan bu dersteki beş sözcüklük kalıpla geçişi tamamlayın: The plan sounds good. ____ it costs too much.

Cevabı göster

The only problem is that

when we tried to calculate the amount of this energy,

4:39

bu enerjinin miktarını hesaplamaya çalıştığımızda,

the result was so wrong and weird that it only added to the confusion. Dilbilgisi

4:42

sonuç o kadar yanlış ve tuhaftı ki sadece kafa karışıklığını artırdı.

Dilbilgisi

so wrong and weird that ... added to the confusion: derece ve sonuç

so + sıfat + that + sonuç kalıbı, aşırı bir dereceyi onun sonucuna bağlar. Burada wrong and weird, sonucun ne kadar olağandışı olduğunu anlatır; that ise bu derece yüzünden ne olduğunu, yani kafa karışıklığının arttığını belirtir. Buradaki that bir sonuç işaretidir, ilgi zamiri değildir. So yalnızca very anlamına gelmez; dinleyiciyi that yan cümlesinde açıklanacak sonuca da hazırlar.

Alıştırma

so + sıfat + that sonuç kalıbını difficult kullanarak tamamlayın: The puzzle was ____ nobody in the group could solve it.

Cevabı göster

so difficult that

Another idea is that empty space is actually full of temporary virtual particles

4:47

Başka bir fikir, boş uzayın aslında geçici sanal parçacıklarla dolu olduğu,

that spontaneously and continually form from nothing Anlatım akışı

4:52

bunların hiçlikten kendiliğinden ve sürekli olarak oluştuğu

and then disappear into nothing again.

4:56

ve sonra tekrar hiçliğe kaybolduğu yönündedir.

Anlatım akışı

form from nothing ... disappear into nothing again: köken ve zıt yöndeki son nokta

İki ifade, açıklamayı birbirine karşılık gelen bir çift olarak düzenler. Form from nothing geriye, bir kökene işaret ederken disappear into nothing ileriye, bir son noktaya yönelir. Zıt yönleri gösteren from ve into edatları iki aşamanın kolayca izlenmesini sağlar. Then sıralamayı verir, again ise tekrarlanan bir döngüyü düşündürür. Bu hipotezde ifadeler, geçici sanal parçacıkların ortaya çıkıp kaybolmasını anlatır; sıradan nesnelerin de bunu yaptığına dair genel bir iddia değildir.

Alıştırma

Hangi cümle, bir kökeni ve ardından zıt yöndeki bir son noktayı içeren süreci en açık biçimde anlatır?

  1. Mist forms from moisture near the ground and then disappears into the morning air.
  2. Mist appears in the morning because the air is cool.
  3. Mist is light, cool, and common near the ground.
Cevabı göster

Mist forms from moisture near the ground and then disappears into the morning air.

The energy from those particles could be dark energy.

4:58

Bu parçacıklardan gelen enerji karanlık enerji olabilir.

Or maybe dark energy

5:02

Ya da belki de karanlık enerji,

is an unknown kind of dynamic energy fluid or field,

5:03

bilinmeyen bir tür dinamik enerji akışkanı veya alanıdır,

which permeates the entire universe,

5:07

tüm evrene nüfuz eden,

but somehow has the opposite effect on the universe Kalıp ifadeler

5:09

ancak bir şekilde evren üzerinde normal enerji ve maddeden

than normal energy and matter.

5:12

tam tersi bir etkiye sahiptir.

Kalıp ifadeler

has the opposite effect on: üzerinde ters etki yaratmak

X has the opposite effect on Y kalıbında X, Y üzerinde başka bir etkinin ya da beklenen sonucun ters yönünde bir sonuç doğurur. Bu cümlede bilinmeyen enerjinin evren üzerinde normal enerji ve maddeden farklı olarak ters yönde etki gösterdiği söyleniyor. Effect bir isimdir; on ise etkiden etkilenen şeyi belirtir. than normal energy and matter gibi bir karşılaştırma ifadesi, etkinin neyle karşılaştırıldığını gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle ters bir sonucu anlatmak için effect ismini doğru kullanıyor?

  1. Too much pressure has the opposite effect on performance.
  2. Too much pressure has the opposite affect on performance.
  3. Too much pressure affects on performance in the opposite way.
Cevabı göster

Too much pressure has the opposite effect on performance.

But if it exists,

5:14

Fakat eğer varsa,

we don't know how and where, Dilbilgisi

5:15

nasıl ve nerede olduğunu

or how we could detect it.

5:16

veya onu nasıl tespit edebileceğimizi bilmiyoruz.

Dilbilgisi

Bağlı dolaylı sorular: how and where ... how we could detect it

we don't know sonrasında how ve where, ayrı doğrudan sorular sormak yerine eksik olan bilgileri belirtir. Bu iki soru sözcüğü bağlanmıştır ve bağlamdan yaklaşık olarak ‘nasıl var olduğu’ ve ‘nerede var olduğu’ anlaşılabildiği için kısaltılmıştır. Son bölüm olan or how we could detect it ise başka bir bilinmeyeni ekler. how we could detect it, bir bildirme cümlesinin içindeki dolaylı soru olduğu için öznenin kiplik fiilden önce geldiği we could sırasını korur. Doğrudan bir soruda devrik sıra kullanılır: How could we detect it?

Alıştırma

Hangi cümle don't know sonrasında dolaylı soruyu doğru kullanıyor?

  1. We don't know how could we detect the leak.
  2. We don't know how could detect we the leak.
  3. We don't know how we could detect the leak.
Cevabı göster

We don't know how we could detect the leak.

So, there are still a lot of questions to answer.

5:19

Yani, cevaplanması gereken hâlâ bir sürü soru var.

Our theories about dark matter and dark energy are still just that, Ton ve niyet

5:22

Karanlık madde ve karanlık enerji hakkındaki teorilerimiz hâlâ sadece bundan ibaret:

theories.

5:26

teoriler.

Ton ve niyet

still just that, theories: iddiayı “hâlâ yalnızca teori” olarak sınırlamak

Burada that, cümlenin başında geçen theories sözcüğüne gönderme yapar. Virgülden sonra theories isminin tekrarlanması, göndermeyi açık ve vurgulu hâle getirir. be still just that, + isim kalıbı, bir şeyin o ismin tanımladığı durumla sınırlı kaldığını ve daha güçlü bir konuma ulaşmadığını belirtir. Bu cümlede dinleyiciyi teorileri doğrulanmış gerçekler gibi görmemesi için uyarır.

Alıştırma

Haber doğrulanmadı. Durumunu sınırlı tutan ifadeyle cümleyi tamamlayın: “The rumor is ____, a rumor.”

Cevabı göster

still just that

On the one hand, this is kind of frustrating. Anlatım akışı

5:27

Bir yandan, bu biraz sinir bozucu.

On the other hand, this is frontier science,

5:30

Diğer yandan, bu, bilimsel bilginin sınırlarının araştırıldığı bir alandır,

making it very exciting. Dilbilgisi

5:32

ve bu da onu çok heyecan verici kılıyor.

Anlatım akışı

On the one hand ... On the other hand: iki yönü sunmak

On the one hand karşılaştırmanın ilk yönünü sunar; On the other hand ise onunla karşıtlık oluşturan ikinci yönü belirtir. Bu ikili, dinleyicinin iki değerlendirmeyi ayrı ayrı takip etmesini sağlar. Burada iki yön de aynı durumu anlatır: Belirsizlik can sıkıcıdır, ancak bilimin sınırında çalışmak da heyecan vericidir. İkinci yön ilkini geçersiz kılmaz; eşit derecede geçerli başka bir bakış açısı ekler.

Alıştırma

Örnekte On the one hand ... On the other hand ne yapıyor?

  1. Her ikisi de geçerli olabilen karşıt iki bakış açısını birbirinden ayırır.
  2. Aralarında karşıtlık bulunmayan iki destekleyici nokta sıralar.
  3. İlk bakış açısının yanlış olduğunu söyler ve onun yerine ikincisini koyar.
Cevabı göster

Her ikisi de geçerli olabilen karşıt iki bakış açısını birbirinden ayırır.

Dilbilgisi

making it very exciting: sonuç bildiren bir -ing yan cümlesi

Bu cümlede making it very exciting, sonucu belirten ek bir yapıdır. “Virgül + -ing yan cümlesi”, virgülden önceki düşüncenin tamamından hangi sonucun doğduğunu gösterir: bunun öncü bir bilimsel çalışma olması, durumu çok heyecan verici kılar. making sözcüğünün örtük öznesi önceki durumun tamamıdır; science sözcüğü, gerçek anlamda bir şey üreten kişi ya da varlık değildir. Bu kalıp, and this makes ... yapısını sık sık kısaltarak bir gerçek ile sonucunu daha özlü biçimde bağlar.

Alıştırma

İlk yan cümlenin tamamının etkisini göstermek için -ing sonuç ifadesini doğru kullanan tamamlama hangisidir? The city added more buses, ____

  1. makes the commute easier.
  2. to making the commute easier.
  3. making the commute easier.
Cevabı göster

making the commute easier.

It shows us that no matter how much we feel we're on top of things, Notlar

5:34

Bize her şeyi kontrol altında hissetsek bile,

Dilbilgisi

no matter how much: dereceye rağmen ödünleme

No matter how much bir ödünleme anlamı başlatır: derece çok yüksek olsa bile ana sonuç değişmez. Burada how much, feel we're on top of things ile ifade edilen duygunun ne kadar güçlü olduğunu ölçer; sayılabilen şeylerin sayısını belirtmez. Yeniden kullanılabilen kalıp no matter how much + özne + fiil biçimindedir ve ardından ana cümle gelir. “Derecesi ne kadar olursa olsun” anlamına gelir ve yoğunluktaki değişimin sonucu değiştirmediğini anlatır.

Alıştırma

Cümleyi no matter ile başlayan dört sözcüklük hedef ifadeyle tamamlayın: ____ I want to stay, I have to leave by ten.

Cevabı göster

No matter how much

Deyimler

Be on top of things: durumu anlayıp yönetmek

Be on top of things, neler olduğunu anlamak ve ilgili görevleri ya da sorunları etkili biçimde yönetmek anlamına gelen bir deyimdir. Burada insanlığın bilgiye ve olaylara hâkim olduğu hissini anlatır; fiziksel olarak bir şeylerin üzerinde bulunmak anlamına gelmez. Feel we're on top of things ifadesindeki feel, bir inancı ya da izlenimi aktarır. Daha geniş no matter how much... yapısı, kontrol hissi ne kadar güçlü olursa olsun konuşmacının ardından söyleyeceği noktayı değiştirmediğini belirtir.

Alıştırma

Cümleyi “her şeyi anlamaya ve iyi yönetmeye devam etmek” anlamındaki dört sözcüklü deyimle tamamlayın: Even during the busy week, Maya stayed ____.

Cevabı göster

on top of things

we're still very much apes with smartphones Deyimler

5:37

uzayda minik, kırılgan bir adada yaşayan,

on a tiny fragile island in space,

5:40

gökyüzüne bakan

Deyimler

Uzaydaki küçük ve kırılgan bir adada akıllı telefonlu insansı maymunlar

Apes with smartphones, insanları yoğunlaştırılmış bir imgeyle anlatan bir metafordur: Biyolojik olarak evrimleşmiş primatlarız, ancak aynı zamanda gelişmiş teknolojiler taşıyoruz. Eski içgüdüler ve sınırlamalarla modern araçlar arasında keskin bir karşıtlık kurar; başka insansı maymunların gerçekten telefon sahibi olduğu iddiası ya da bir gruba yöneltilmiş hakaret değildir. A tiny fragile island in space, Dünya'yı uçsuz bucaksız evrende küçük, yalnız ve savunmasız bir yer olarak metaforik biçimde sunar. İki imge birlikte alçakgönüllü bir bakış oluşturur: Teknolojik ilerleme insanlığı her şeyi bilen veya tamamen güvende olan bir türe dönüştürmemiştir.

Alıştırma

"apes with smartphones on a tiny fragile island in space" metaforu ne anlatıyor?

  1. İnsanların gelişmiş teknolojisi vardır, ancak küçük ve savunmasız bir gezegende yaşayan sınırlı canlılar olmaya devam ederler.
  2. Uzak adalarda akıllı telefonları güvenli biçimde yalnızca insansı maymunlar kullanabilir.
  3. Dünya, teknolojinin bütün sorunları çözdüğü büyük ve korunaklı bir yerdir.
Cevabı göster

İnsanların gelişmiş teknolojisi vardır, ancak küçük ve savunmasız bir gezegende yaşayan sınırlı canlılar olmaya devam ederler.

looking into the sky, Dilbilgisi

5:42

ve evrenimizin nasıl çalıştığını merak eden,

wondering how our universe works.

5:43

elinde akıllı telefonlar olan maymunlar olduğumuzu gösteriyor.

Dilbilgisi

gökyüzüne bakıp evrenimizin nasıl işlediğini merak etmek

Looking into the sky ve wondering how our universe works, paralel kullanılan iki -ing öbeğidir. İkisinin de anlamca öznesi önceki cümlecikteki we sözcüğüdür: Hem bakan hem de merak eden biziz. İlk öbek bir eylemi, ikincisi ise onunla birlikte gerçekleşen düşünceyi anlatır. İki öbeği paralel kullanmak, we are ifadesini tekrarlamadan akıcı bir betimleme oluşturur. wondering sonrasındaki how our universe works bir dolaylı sorudur; bu yüzden özne + fiil şeklindeki bildirme cümlesi dizilişini kullanır.

Alıştırma

Hangi cümle, aynı anlamca özneye sahip paralel -ing öbeklerini ve doğru dolaylı soru dizilişini kullanır?

  1. Maya stood on the hill, watching the stars and wondering how they formed.
  2. The stars shone above Maya, watching the sky and wondering how they formed.
  3. Maya stood on the hill, watching the stars and wondering how did they form.
Cevabı göster

Maya stood on the hill, watching the stars and wondering how they formed.

There is so much left to learn, Dilbilgisi

5:46

Öğrenilecek daha o kadar çok şey var ki,

Dilbilgisi

öğrenilecek çok şey kalması

so much left to learn ifadesindeki left, leave fiilinin geçmiş zaman ortacıdır ve kalan anlamına gelir; right sözcüğünün karşıtı olan yönü belirtmez. To learn, hâlâ tamamlanması gereken eylemi açıklar: Büyük miktarda bilgi henüz öğrenilmemiştir. Yeniden kullanılabilir kalıp miktar veya isim + left to + fiil şeklindedir: three pages left to read, very little time left to decide. there is/are ile birlikte bu yapı tamamlanmamış işleri, kalan kaynakları veya gidilecek mesafeyi doğal biçimde özetler.

Alıştırma

İngilizce cümleyi left to ve parantezdeki fiille tamamlayın: Before the trip, there are still two bags ____. (pack)

Cevabı göster

left to pack

and that is awesome.

5:48

ve bu tek kelimeyle harika.

This video is supported by the Australian Academy of Science,

5:52

Bu video, bilimde mükemmelliği teşvik eden ve destekleyen

which promotes and supports excellence in science.

5:55

Avustralya Bilim Akademisi tarafından desteklenmektedir.

Learn more about this topic and others like it at nova.org.au.

5:59

Bu ve benzeri konular hakkında daha fazla bilgiyi nova.org.au adresinden edinebilirsiniz.

It was a blast to work with them, Deyimler

6:03

Onlarla çalışmak bir harikaydı,

Deyimler

a blast to work with them: onlarla çalışmak çok keyifliydi

Burada a blast, çok keyifli ve heyecan verici bir deneyim demektir. Konuşan kişi, grupla çalışmanın çok eğlenceli olduğunu sıcak ve coşkulu bir biçimde söylüyor; bu cümlede blast patlama anlamına gelmez. It was a blast to + fiil kalıbı, geçmişteki bir etkinliği olumlu biçimde anmanın samimi ve gayriresmî bir yoludur. to ile başlayan bölüm, hangi etkinliğin keyifli olduğunu belirtir.

Alıştırma

Konuşan kişi "It was a blast to work with them" derken neyi kastediyor?

  1. Onlarla çalışmak sıkıcıydı ama gerekliydi.
  2. Bir patlama nedeniyle onlarla çalışmak tehlikeliydi.
  3. Onlarla çalışmak çok keyifliydi.
Cevabı göster

Onlarla çalışmak çok keyifliydi.

so go check out their site.

6:05

bu yüzden gidip sitelerine bir göz atın.

Our videos are also made possible by your support on patreon.com.

6:06

Videolarımız ayrıca patreon.com adresindeki desteklerinizle de mümkün oluyor.

If you want to support us and become part of the Kurzgesagt bird army,

6:11

Eğer bizi desteklemek ve Kurzgesagt kuş ordusunun bir parçası olmak isterseniz,

check out our Patreon page.

6:15

Patreon sayfamıza göz atın.