Grey'in Kendisine Hiç Sorulmamış Sorulara Cevapları: İngilizce çalışma notları

CGP Grey

Öğrenme zorluğu
1.239 kelime 200 kel/dk

Video özeti: Bu hızlı soru-cevap; memler, kariyer ve üretkenlikten ölüme, D&D'ye, kabileciliğe, Balrog'un kanatları tartışmasına ve mizahi felsefeye uzanıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Deyim ve mecaz ifadesi “setting an impossibly high bar.”ı tavsiye, hedef veya ölçütlerde ulaşılamaz beklentileri eleştirmek için kullanın. 2. “comes down to” öbek fiilinin karmaşık bir konuyu belirleyici etkene indirgediğini, ardından gelen to'nun isim ya da -ing biçimi aldığını öğrenin. 3. Deyim ve mecaz ifadesi “a double-edged sword.”ı hem yarar hem zarar getiren şeyler için kullanın ve insan kabileciliğinin dengeli analizini izleyin.

Bu derste

Hello internet,

0:00

Merhaba internet,

it's Q&A time.

0:00

Soru-Cevap zamanı.

First question,

0:01

İlk soru,

are memes the future of society?

0:02

memler toplumun geleceği mi?

I think you meant this as a joke,

0:04

Sanırım bunu şaka olarak sordun,

but the answer is yes.

0:05

ama cevap evet.

The internet for memes is the perfect Petri dish, Deyimler

0:07

İnternet, memler için mükemmel bir Petri kabı,

Deyimler

Büyüme ortamı mecazı olarak Petri dish

Burada Petri dish bir mecazdır. Gerçek bir Petri kabı, mikroorganizmaları yetiştirmek için kullanılan sığ bir laboratuvar kabıdır; internet gerçek anlamda böyle bir kap değildir. İnternete the perfect Petri dish denmesi, onu memlerin hızla çoğalabildiği, değişebildiği ve rekabet edebildiği bir ortam olarak gösterir. Başka bağlamlara aktarılabilen a Petri dish for something kalıbı, bir olgunun gelişip yayılmasına yardım eden koşulları anlatır.

Alıştırma

“The unmoderated forum became a Petri dish for dangerous rumors.” cümlesinde “Petri dish” ne anlama gelir?

  1. Söylentilerin büyüyüp yayılabildiği bir ortam
  2. Söylentileri hemen kaldıran bir kural
  3. Forumda fiziksel olarak saklanan bir laboratuvar kabı
Cevabı göster

Söylentilerin büyüyüp yayılabildiği bir ortam

gladiatorial theater, and mutation chamber,

0:09

gladyatör arenası ve mutasyon odasıdır;

growing, selecting, and randomizing the memest memes to meme in our minds.

0:11

beyinlerimize yerleşecek en memetik memleri büyütür, seçer ve rastgele oluşturur.

Society has always been a war of memes, Deyimler

0:15

Toplum her zaman bir mem savaşı olmuştur,

Deyimler

a war of memes: yayılan fikirler arasındaki rekabet

Burada a war of memes, memler arasındaki rekabeti anlatan bir mecazdır. Bu kullanımda meme, kişiden kişiye yayılan fikir veya kültürel bilgi parçası anlamına gelir ve internette paylaşılan komik bir görselden daha geniş bir anlam taşır. a war of X kalıbı, X içindeki farklı üyeleri veya tarafları dikkat, etki ya da hayatta kalma uğruna mücadele eden rakipler gibi gösterir. Soyut bir rekabeti yoğun ve sert gösterir, ancak gerçek bir silahlı çatışmayı anlatmaz.

Alıştırma

Bir tartışmada birbiriyle rekabet eden çok sayıda slogan vardır. Hangi ifade sloganları birbirleriyle rekabet eden taraflar olarak gösterir?

  1. a slogan ban
  2. a war of slogans
  3. a war on slogans
Cevabı göster

a war of slogans

but before it was fought with sticks and stones.

0:17

ama eskiden sopalar ve taşlarla yapılırdı.

The internet, however,

0:19

Ancak internet,

has arms raced that fight to trench warfare of meme-driven brains in many areas.

0:20

bu savaşı birçok alanda mem güdümlü beyinlerin siper savaşına dönüştürerek bir silahlanma yarışına soktu.

They've not yet captured all fields of thought,

0:25

Henüz düşüncenin tüm alanlarını ele geçirmediler,

but I fear the meme trenches will only expand.

0:27

ama korkarım mem siperleri yalnızca genişleyecek.

In a previous Q&A,

0:30

Önceki bir Soru-Cevap'ta,

I was asked what topic I've changed my mind on, Kalıp ifadeler

0:31

hangi konuda fikrimi değiştirdiğim sorulmuştu,

Kalıp ifadeler

bir konu hakkındaki fikrini değiştirmek

Changed my mind on, belirli bir konu hakkındaki fikrinin eskisinden farklı hale geldiğini anlatır. Buradaki mind, zihinsel kontrol değil, görüş veya fikir anlamındadır. on, fikir değişikliğinin hangi konuyla ilgili olduğunu gösterir. Bu nedenle ifade, kişinin artık hangi konuda farklı düşündüğünü anlatır ve başka görüş değişikliği durumlarına da taşınabilir.

Alıştırma

changed my mind on a topic ne demektir? Doğru açıklamayı seç.

  1. Konu hakkında açıkça düşünme yetisini kaybetmek
  2. Konu hakkındaki fikrini değiştirmek
  3. Konu hakkında ilk kez karar vermek
Cevabı göster

Konu hakkındaki fikrini değiştirmek

and the unmitigated benefits of the internet sure is one of those things.

0:33

ve internetin mutlak faydaları kesinlikle bunlardan biri.

Rate from top to bottom:

0:37

En iyiden en kötüye sırala:

pancakes, waffles, French toast.

0:38

krep, waffle, Fransız tostu.

If you know you're at a great restaurant, Dilbilgisi

0:40

Harika bir restoranda olduğunuzu biliyorsanız,

then the ordering hierarchy is French toast before waffles before pancakes.

0:42

sipariş hiyerarşisi şöyledir: Fransız tostu, sonra waffle, sonra krep.

Dilbilgisi

If ... then ... ile koşul ve sonucu belirtmek

If bir koşul getirir: sonraki sonucun geçerli olması için neyin doğru olması gerektiğini söyler. Then ise bu koşul altında ortaya çıkan sonucu tanıtır. Bu cümlede If you know you're at a great restaurant öncülü kurar, then de konuşmacının bu durum için verdiği sipariş sıralamasını belirtir. Buradaki then zaman sırasındaki sonra anlamında değil, o durumda anlamındadır.

Alıştırma

Bir koşulu sonucuna bağlamak için açık bir if-then yapısı kullanan cümle hangisidir?

  1. If the weather clears, then we will eat outside.
  2. Then the weather clears, and we eat outside.
  3. When the weather clears, we will eat outside.
Cevabı göster

If the weather clears, then we will eat outside.

If you're at a restaurant of unknown quality,

0:45

Eğer kalitesi belirsiz bir restorandaysanız,

the hierarchy reverses.

0:47

hiyerarşi tersine döner.

Pancakes are more reliably consistent,

0:49

Kreplerin tutarlılığı daha güvenilirdir,

and thus can't reach the repulsive troughs or sublime peaks of French toast. Deyimler

0:51

ve bu yüzden Fransız tostunun itici diplerine veya yüce zirvelerine ulaşamaz.

Deyimler

Kalitenin uçları olarak repulsive troughs or sublime peaks

Bu ifade, yiyecek kalitesinin ulaşabileceği iki uç noktayı anlatmak için dikey bir arazi benzetmesi kullanır. Trough çok alçak bir noktadır; bu yüzden repulsive troughs son derece kötü ve itici sonuçları anlatır. Peak ise çok yüksek bir noktadır; bu yüzden sublime peaks olağanüstü iyi sonuçları anlatır. Or, gerçek iki yeri değil, geniş bir aralığın iki ucunu sunar. Daha genel olarak peaks and troughs; kalite, performans, ruh hâli veya deneyimdeki en iyi ve en kötü noktaları anlatabilir.

Alıştırma

Bu cümlede repulsive troughs or sublime peaks ne anlama geliyor?

  1. Bir arazideki gerçek alçak ve yüksek yerler
  2. Kalitenin sıradan orta düzeyi
  3. Son derece kötü veya son derece iyi kalite düzeyleri
Cevabı göster

Son derece kötü veya son derece iyi kalite düzeyleri

What makes you unique compared to 7 billion people on Earth?

0:55

Dünyadaki 7 milyar insana kıyasla seni eşsiz kılan nedir?

In a world of billions,

0:57

Milyarlarca insanın olduğu bir dünyada,

no one is unique.

0:58

kimse eşsiz değildir.

If you could have a companion animal like The Golden Compass,

0:59

Eğer Altın Pusula'daki gibi bir hayvan yoldaşın olabilseydi,

what would you have?

1:02

neye sahip olurdun?

A chimpanzee daemon.

1:03

Bir şempanze daemonuna.

Maximize utility while minimizing inconvenience. Dilbilgisi

1:04

Zahmeti en aza indirirken faydayı en üst düzeye çıkarmak için.

Dilbilgisi

Eşleştirilmiş hedefler için Maximize ... while minimizing ...

Maximize utility while minimizing inconvenience, iki hedefi tek ve kısa bir cümlede belirtir: faydayı olabildiğince artırmak ve aynı zamanda rahatsızlığı olabildiğince azaltmak. Yapı maximize + isim while minimizing + isim şeklindedir. Ana fiil emir kipindedir ve -ing yan cümlesi örtük özne you'yu paylaşır. Burada while, zıt yönlü fakat aynı anda izlenen iki hedefi düzenler; temel anlamı “belirli bir süre boyunca” değildir.

Alıştırma

Cümleyi maximize X while minimizing Y yapısıyla tamamlayın: We need to ____ safety ____ delays.

Cevabı göster

maximize · while minimizing

What common life advice do you disagree with?

1:07

Hangi yaygın hayat tavsiyesine katılmıyorsun?

Do what you love and her sister meme,

1:08

"Sevdiğin işi yap" ve onun kardeş memi,

follow your passion. Kültür

1:10

"tutkunu takip et".

Kültür

Follow your passion: tutkunun peşinden git

“Follow your passion”, güçlü ve kalıcı bir ilginin önemli kararları, özellikle eğitim veya işle ilgili seçimleri yönlendirmesine izin vermek demektir. Burada follow, “arkasından yürümek” değil, “rehber olarak kullanmak” anlamındadır. Bu ifade, kişisel gelişim ve kariyer tavsiyelerinde sık kullanılan bir slogandır ve çoğu zaman “do what you love” ile birlikte anılır. Bu bağlamda, tekrarlanan ve meme benzeyen bir mesaj olarak sunulması, sloganın gerçekçi olmayan bir ölçüt olduğu yönündeki eleştiriye hazırlık yapar; yalnızca bir hobiden keyif alma tavsiyesi değildir.

Alıştırma

Kariyer tavsiyelerinde “follow your passion” genellikle kişiyi ne yapmaya teşvik eder?

  1. Güçlü bir ilginin hayat veya işle ilgili önemli kararları yönlendirmesine izin vermek.
  2. Yalnızca hızlı ve kolay hedefler seçmek.
  3. Heyecan verici bir işi olan birinin arkasından yürümek.
Cevabı göster

Güçlü bir ilginin hayat veya işle ilgili önemli kararları yönlendirmesine izin vermek.

The word passion here is a disgusting perversion of language

1:12

Eğer kelimelerin bir anlamı varsa,

if, you know, words mean things.

1:15

buradaki tutku kelimesi dilin iğrenç bir sapkınlığıdır.

And yes, there are people who are passionate, gross,

1:17

Ve evet, yaptıkları işe karşı tutkulu olan, iğrenç,

about their work, but guess what?

1:20

insanlar var ama bil bakalım ne?

Those kinds of people don't need advice.

1:21

Bu tür insanların tavsiyeye ihtiyacı yoktur.

They're going to do whatever they're uh passionate about anyway.

1:23

Onlar zaten neye... ıı, tutkuluysalar onu yapacaklardır.

So this advice is useless to those who are its exemplars

1:27

Yani bu tavsiye, onun mükemmel örnekleri olanlar için işe yaramazken,

while being anti-useful to everyone else,

1:30

diğer herkes için zararlıdır;

making most people feel bad about their lives and their work by setting an impossibly high bar. Deyimler

1:33

imkansız derecede yüksek bir çıta belirleyerek çoğu insanın hayatı ve işi hakkında kötü hissetmesine neden olur.

Deyimler

Setting an impossibly high bar: ulaşılamayacak kadar yüksek bir ölçüt belirlemek

“To set a high bar”, başarı, kalite veya kabul edilebilir performans için zorlayıcı bir standart belirlemek demektir. Bar mecazidir: İnsanların ulaşması beklenen düzeyi temsil eder. Impossibly, yargıyı çok daha güçlü hâle getirir. “Setting an impossibly high bar”, insanların gerçekçi olarak karşılayamayacağı kadar aşırı bir standart oluşturmak demektir; bu cümlede, bu haksız beklenti insanların kendilerini kötü hissetmesinin nedeni olarak sunulur.

Alıştırma

Bir şirket, yeni çalışanların ilk günlerinde her görevi tamamen öğrenmesini bekliyor. Bu beklentiyi en iyi eleştiren cümle hangisidir?

  1. The company is meeting a reasonable standard.
  2. The company is lowering its expectations.
  3. The company is setting an impossibly high bar.
Cevabı göster

The company is setting an impossibly high bar.

In life, rather than expecting to find a burning passion inside yourself Dilbilgisi

1:39

Hayatta, içinde gizli kalmış, alev alev yanan bir tutku bulmayı beklemektense—

that you somehow don't know about already,

1:42

nasıl olduysa henüz bilmediğin bir tutkuyu,

because it doesn't exist,

1:44

çünkü öyle bir şey yok—

it's better and more useful to think of life like fishing.

1:45

hayatı balık tutmak gibi düşünmek daha iyi ve daha faydalıdır.

Dilbilgisi

Öneri vermek için rather than expecting ... it's better and more useful to kullanımı

Rather than expecting, konuşmacının reddettiği yaklaşımı, yani gizli bir tutku keşfetmeyi beklemeyi anlatır. Burada rather than ifadesinden sonra, önerilmeyen etkinliği adlandıran -ing biçimindeki expecting gelir. It's better and more useful to, önerilen alternatif yaklaşımı sunar. Cümle önce bir seçeneği eler, ardından daha pratik ve güçlü bir öneri verir. İki tarafın dil bilgisi biçiminin aynı olması gerekmez: rather than expecting ve it is ... to think kullanımları doğaldır.

Alıştırma

Öneriyi dersteki iki bölümlü kalıbın aynısıyla tamamlayın: ____ waiting for motivation, ____ to start with one small task.

Cevabı göster

Rather than · it's better and more useful

Some spots are beautiful to you,

1:48

Bazı noktalar sana güzel gelir,

and in some spots your skills will catch fish,

1:49

ve bazı noktalarda becerilerin balık tutmanı sağlar,

others not.

1:52

bazılarında ise sağlamaz.

But you can't know where you'd like to spend time until you go there, Dilbilgisi

1:53

Ama gidene kadar nerede vakit geçirmek istediğini bilemezsin,

Dilbilgisi

Zaman sınırı için can't know ... until ... kullanımı

Can't know, cevabın şu aşamada belirlenemeyeceğini anlatır. Where you'd like to spend time, henüz bilinemeyen şeydir. know sözcüğünden sonra bir bildirimin içinde yer aldığı için soru cümlesi dizilişini değil, bildirme cümlesi dizilişini korur. Until you go there zaman sınırını belirler: ziyaretten önce bilemezsiniz; ziyaret etmek öğrenme fırsatı verir. Until neden bilmediğinizi değil, durumun ne zaman değişebileceğini gösterir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki zaman sınırı kalıbıyla tamamlayın: You ____ which route is faster ____ you try both.

Cevabı göster

can't know · until

and you can't know how many fish you can catch there until you try.

1:56

ve denemeden orada ne kadar balık tutabileceğini de bilemezsin.

The younger you are,

1:59

Ne kadar gençsen,

the more time you can spend sailing to different spots,

2:00

farklı noktalara yelken açmak için o kadar çok zaman harcayabilirsin;

and then the older you are,

2:02

ve sonra ne kadar yaşlanırsan,

the more time you get to spend in places you know you like,

2:03

sevdiğini bildiğin yerlerde o kadar çok zaman geçirebilir,

refining your abilities to catch fish there.

2:06

orada balık tutma yeteneklerini geliştirebilirsin.

Did you have a point in life that turned you around productivity-wise? Kelime

2:09

Hayatınızda üretkenlik açısından sizi değiştiren bir dönüm noktası oldu mu?

Kelime

productivity-wise içindeki -wise eki

Burada productivity-wise, “üretkenlik açısından” veya “üretkenlik bakımından” anlamına gelir. Productivity ismi konuşulan alanı belirtir, -wise ise soruyu bu alanla sınırlar. Günlük İngilizcede konuşanlar, time-wise, money-wise veya schedule-wise örneklerinde olduğu gibi belirli bir yönü öne çıkarmak için birçok isme -wise ekleyebilir. Buradaki -wise, “akıllı” anlamına gelmez.

Alıştırma

Timing ismine -wise ekleyerek cümleyi tamamlayın: The plan is fine ____, but it costs too much.

Cevabı göster

timing-wise

If so, what changed and what contributed to that change?

2:12

Eğer öyleyse, ne değişti ve bu değişime ne katkıda bulundu?

Yes, there was a time and an event.

2:14

Evet, bir zaman ve bir olay vardı.

I drifted through school without learning how to be organized, Deyimler

2:16

Organize olmayı öğrenmeden okul yıllarında sürüklendim,

Deyimler

drifted through school ifadesinin mecaz anlamı

drifted through school ifadesindeki drifted sözcüğü mecaz anlamda kullanılır. Konuşan kişinin okul yıllarını belirgin bir yönü veya planı olmadan ve güçlü bir katılım göstermeden pasif biçimde geçirdiğini anlatır. Bu ifade, konuşan kişinin yaşadıklarını etkin biçimde şekillendirmesi yerine zamanın ve olayların onu sürüklediğini düşündürür. Fiziksel olarak su üzerinde sürüklenmekten söz etmez ve tek başına kişinin mezun olup olmadığını göstermez.

Alıştırma

“She drifted through her first year at college” cümlesine en uygun anlam hangisidir?

  1. Yılı hızlı ve başarılı bir şekilde tamamladı.
  2. Yılı belirgin bir yönü veya etkin bir planı olmadan geçirdi.
  3. Kampüsün bir ucundan diğerine tekneyle gitti.
Cevabı göster

Yılı belirgin bir yönü veya etkin bir planı olmadan geçirdi.

because, despite what schools tell you about preparing you for the real world,

2:18

çünkü okulların sizi gerçek dünyaya hazırlamakla ilgili söylediklerine rağmen,

they're mostly a babysitting service obsessed with an endless game of Trivial Pursuit.

2:22

onlar çoğunlukla sonsuz bir Trivial Pursuit oyununa kafayı takmış bir bebek bakıcılığı servisidir.

When school dumped me into the real world,

2:27

Okul beni gerçek dünyaya attığında,

I had no idea how to adult and needed to figure it out fast. Kelime

2:28

nasıl yetişkin olunacağına dair hiçbir fikrim yoktu ve bunu çabucak çözmem gerekiyordu.

Kelime

How to adult: adult sözcüğünün gündelik bir fiil olarak kullanımı

How to adult ifadesinde adult fiil olarak kullanılır. Bütçe yapmak, yemek pişirmek, randevu almak veya ev işleriyle ilgilenmek gibi yetişkin yaşamının pratik sorumluluklarını yerine getirmek anlamına gelir. Yalnızca yetişkin olmak anlamına gelmez. İngilizcede kısa ve eğlenceli bir etki yaratmak için isimler bazen fiil olarak kullanılır. how to + fiilin yalın hâli yapısı, işlevi açıkça gösterir: adult burada konuşanın henüz nasıl yapacağını bilmediği bir eylemdir.

Alıştırma

Örnekte how to adult ne anlama geliyor?

  1. Yasal olarak yetişkin sayılacak yaşa nasıl ulaşılacağı
  2. Yetişkin yaşamının sorumluluklarını nasıl yerine getireceği
  3. Bir yetişkine yeni bir becerinin nasıl öğretileceği
Cevabı göster

Yetişkin yaşamının sorumluluklarını nasıl yerine getireceği

The single thing that changed me the most was keeping a paper notebook in my pocket Dilbilgisi

2:33

Beni en çok değiştiren tek şey cebimde kağıt bir defter taşımak,

Dilbilgisi

The single thing that ... was keeping: tek bir temel eylemi vurgulamak

Bu ifade bir odaklama kalıbı kullanır: The single thing + ilgi cümleciği + was + -ing öbeği. The single thing tek bir etkenin seçileceğini bildirir; that changed me the most ise bunun neden önemli olduğunu açıklar. Burada was bir bağ fiilidir. Keeping a paper notebook in my pocket, önemli şeyin ne olduğunu belirten bir isim-fiil öbeğidir; was keeping geçmişte belirli bir anda sürmekte olan bir eylemi anlatmaz.

Alıştırma

Prepare fiilini kullanarak The single thing that ... was + isim-fiil kalıbını tamamlayın: The single thing that improved my mornings the most ____ breakfast the night before.

Cevabı göster

was preparing

and writing down my thoughts and simply looking back at that notebook on a regular basis. Kalıp ifadeler

2:36

düşüncelerimi yazmak ve düzenli olarak o deftere geri dönüp bakmaktı.

Kalıp ifadeler

Tekrarlanan eylemler için on a regular basis

Bu cümlede on a regular basis, konuşanın deftere ne sıklıkla dönüp baktığını belirtir: yalnızca bir kez değil, normal bir alışkanlık olarak tekrar tekrar. İfadenin tamamını zaman sıklığı belirten bir zarf öbeği olarak düşünün. Burada basis fiziksel bir taban anlamına gelmez; on a regular basis kalıbı “düzenli olarak” demektir ve çoğu zaman bir rutin ya da program ima eder.

Alıştırma

Cümleyi “düzenli olarak” anlamındaki dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: We check the emergency supplies ____.

Cevabı göster

on a regular basis

That loop booted me into a real human.

2:41

Bu döngü beni gerçek bir insana dönüştürdü.

It's so simple,

2:43

Çok basit,

but it comes down to increasing communication between the past, present, and future you. Öbek fiiller

2:44

ama geçmiş, şimdi ve gelecekteki sen arasındaki iletişimi artırmaya dayanıyor.

Öbek fiiller

comes down to + isim veya -ing biçimi

Burada comes down to, daha karmaşık bir açıklamadan sonra temel noktayı belirtir: düşünce sonuçta iletişimi artırmaya bağlıdır veya iletişimi artırma noktasına indirgenebilir. Bu deyimde to bir edattır, mastar işareti değildir. Ardından isim, zamir, soru yan cümlesi veya -ing biçimi gelir: comes down to timing, comes down to us, comes down to whether we agree, comes down to communicating. Bu nedenle burada increase değil, increasing kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi “sonuçta ... tarafından belirlenir” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: After comparing the two plans, our decision ____ cost.

Cevabı göster

comes down to

That's how you direct change in yourself over time.

2:48

Zaman içinde kendinizdeki değişimi böyle yönlendirirsiniz.

What motivates you to do anything productive when everything is meaningless anyway?

2:52

Zaten her şey anlamsızken seni üretken bir şeyler yapmaya motive eden nedir?

This if we all die, what's the point meme is a bad one for brains.

2:56

Bu "hepimiz öleceksek ne anlamı var" memi beyinler için kötüdür.

Like, it's true that in the long run we are all naught but dust, Notlar

3:00

Yani, uzun vadede hepimizin sadece bir toz olacağı,

Kalıp ifadeler

in the long run: uzun vadeli genel sonucu düşünmek

In the long run, ‘uzun bir sürenin ardından genel sonucu düşündüğümüzde’ anlamına gelir. Uzun vadeli bakış açısını, şu anda önemli görünebilecek şeylerle karşılaştırır. Burada konuşmacı önce çok uzak bir sonucu kabul eder: İnsanlar sonunda toza dönüşür. Ancak bu uzak sonuç, bugünkü yaşamla ilgili her sorunu belirlemez. Run, kalıplaşmış bir deyimin parçasıdır; gerçekten koşmayı anlatmaz.

Alıştırma

Konuşmacı bugünkü maliyetle uzun bir süre sonraki genel sonucu karşılaştırıyorsa cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? This plan costs more now, but it will save us money ___.

  1. eventually
  2. in the long run
  3. over time
Cevabı göster

in the long run

Deyimler

naught but dust: yok oluşun edebî bir imgesi

Naught ‘hiçbir şey’, but ise burada ‘dışında’ veya ‘yalnızca’ anlamına gelir. Bu nedenle naught but dust, ‘toz dışında hiçbir şey’ ya da daha doğal bir ifadeyle ‘tozdan başka bir şey değil’ demektir. Toz; ölümün, çürümenin ve yok oluşun geleneksel bir imgesidir. Buradaki edebî ifade, çok uzun bir zaman ölçeğinde insan yaşamının sona erdiğini ve bedenin toza döndüğünü söyler; insanları şu anda kelimenin gerçek anlamıyla toz olarak tanımlamaz.

Alıştırma

Şu İngilizce cümleyi okuyun: 'By dawn, the ghostly tower was naught but dust.' Naught but dust ne anlama gelir?

  1. Tozlanmıştı ama bunun dışında değişmemişti.
  2. Tozdan başka hiçbir şey kalmamıştı.
  3. Tozun içinde hızla hareket ediyordu.
Cevabı göster

Tozdan başka hiçbir şey kalmamıştı.

forgotten forever.

3:04

sonsuza dek unutulacağı doğrudur.

But, your present experiences are real,

3:06

Ancak, şu anki deneyimlerin gerçektir,

and they're all you'll ever have.

3:08

ve sahip olacağın tek şey de onlardır.

A sunset doesn't need meaning to be enjoyed. Dilbilgisi

3:10

Bir gün batımından keyif almak için bir anlama ihtiyaç yoktur.

Dilbilgisi

Bir gün batımının keyfini çıkarmak için anlam taşıması gerekmez

Burada doesn't need meaning to be enjoyed, anlamın gün batımından keyif almak için gerekli bir koşul olmadığını söyler. Gün batımının daha büyük bir amacı veya mesajı olmasa da insanlar ondan keyif alabilir. Kalıp something doesn't need X to be Y biçimindedir. X, gerekli olmadığı söylenen koşuldur. Asıl cümledeki to be enjoyed edilgen bir mastardır: keyif alınan şey gün batımıdır; gün batımı bir şeyden keyif alan taraf değildir.

Alıştırma

Bir şarkıdan keyif almak için sözlerin gerekli olmadığını anlatacak şekilde cümleyi tamamlayın. Doesn't need X to be enjoyed kalıbını kullanın: A song ____ words ____.

Cevabı göster

doesn't need · to be enjoyed

The enjoyment is the meaning.

3:12

Keyif almanın kendisi anlamdır.

Using productivity to build a life you want to live is intrinsically meaningful,

3:14

Sonunda uçurum hepimizi yutacak olsa bile,

despite abyss swallowing us all in the end.

3:19

yaşamak istediğin hayatı inşa etmek için üretkenliği kullanmak doğası gereği anlamlıdır.

If you're not in a good place,

3:22

Eğer iyi bir yerde değilsen,

there's lots of small stuff you can do to start turning that around. Öbek fiiller

3:23

bunu tersine çevirmeye başlamak için yapabileceğin pek çok küçük şey var.

Öbek fiiller

turning that around: bu durumu iyileştirmek

Turn that around, that sözcüğünün işaret ettiği kötü durumu iyileştirmek anlamına gelir. Burada that, daha önce sözü edilen işlerin iyi gitmediği duruma gönderme yapar. Turning it around küçük adımlarla başlayabilir; her şeyi hemen ve tamamen çözmek anlamına gelmez. Turn something around ayrılabilen bir phrasal verb yapısıdır. Nesne bir zamir olduğunda turn ile around arasına gelir: turn it around, turn them around veya turn that around.

Alıştırma

Hangi cümle turn something around ifadesini kötü bir durumu iyileştirmek anlamında doğru kullanır?

  1. The business had months of losses, but the new strategy helped turn it away.
  2. The business had months of losses, but the new strategy helped turn around it.
  3. The business had months of losses, but the new strategy helped turn it around.
Cevabı göster

The business had months of losses, but the new strategy helped turn it around.

Watch this, do the opposite.

3:27

Bunu izle, tam tersini yap.

What would you do if you became immortal?

3:29

Eğer ölümsüz olsaydın ne yapardın?

I'd live a really long time.

3:30

Gerçekten çok uzun bir süre yaşardım.

On a Dungeons and Dragons alignment chart, Kültür

3:31

Bir Zindanlar ve Ejderhalar hizalama tablosunda,

Kültür

Dungeons & Dragons karakter yönelimi tablosu

Dungeons & Dragons karakter yönelimi tablosu, bir karakterin ahlaki duruşunu anlatmak için kullanılan üçe üçlük bir tablodur. Eksenlerden biri düzene bağlılıktan kaosa, diğeri iyilikten kötülüğe uzanır ve düzenli iyi ya da kaotik kötü gibi dokuz yönelim oluşturur. Bu cümlede tablo, karmaşık insanları basit iki boyutlu kutulara ayırmanın bir örneğidir. Burada alignment, metin veya nesnelerin hizalanmasını değil, ahlaki bir kategoriyi ifade eder.

Alıştırma

Bu cümlede a Dungeons and Dragons alignment chart nedir?

  1. Fantastik bir zindandaki odaların haritası
  2. Karakterleri ahlaki yönelimlerine göre sınıflandıran dokuz bölümlü bir tablo
  3. Bir sayfadaki metni hizalamaya yarayan bir tablo
Cevabı göster

Karakterleri ahlaki yönelimlerine göre sınıflandıran dokuz bölümlü bir tablo

where would you place yourself?

3:33

kendinizi nereye yerleştirirdiniz?

Oh, D&D alignment charts,

3:34

Ah, D&D hizalama tabloları,

so fun because of the endless disagreements over what the words lawful, chaotic, good, evil, and neutral mean.

3:36

kanunlara uyan, kaotik, iyi, kötü ve tarafsız kelimelerinin ne anlama geldiği konusundaki bitmek bilmeyen anlaşmazlıklar yüzünden çok eğlencelidir.

You think it's obvious,

3:42

Sen bunun açık olduğunu düşünürsün,

but so does the guy you're arguing with. Dilbilgisi

3:43

ama tartıştığın adam da aynı şeyi düşünür.

Dilbilgisi

so + yardımcı fiil + özne: so does the guy

so + yardımcı fiil + özne kalıbı, az önce belirtilen durumun ikinci bir kişi veya şey için de geçerli olduğunu anlatır. Burada so does the guy, “adam da bunun bariz olduğunu düşünüyor” demektir; does, önceki geniş zaman fiil öbeğinin yerini tutar. Önceki cümleciğe uyan yardımcı fiili seç: be, have, bir kiplik yardımcı fiili veya do/does/did. so'dan sonra yardımcı fiil yeni özneden önce gelir.

Alıştırma

Cümleyi, Maya'nın da cevabın bariz olduğunu düşündüğü anlamına gelecek şekilde tamamla. so + yardımcı fiil + özne kullan: Leo thinks the answer is obvious, and ____.

Cevabı göster

so does Maya

People might think I'm over here,

3:45

İnsanlar benim şurada olduğumu düşünebilir,

but I might view myself as over here,

3:47

ama ben kendimi şurada görebilirim,

or depending on how much you want to D&D rules lawyer the word chaos, Kelime

3:49

ya da kaos kelimesi üzerinde D&D kural avukatı gibi ne kadar tartışmak istediğine bağlı olarak,

Kelime

D&D rules lawyer ifadesini fiil olarak kullanmak

Burada D&D rules lawyer, want to ifadesinden sonra fiil olarak kullanılıyor. Bir Dungeons & Dragons kuralının veya teriminin—bu durumda chaos sözcüğünün—tam ifadesini, her küçük ayrıntının kurallarla karara bağlanması gerekiyormuş gibi inceleyip tartışmak anlamına gelir. Rules lawyer normalde teknik kural ayrıntılarına fazlasıyla dayanan birini anlatan isimdir. Bu isim öbeğini fiile dönüştürmek, yoruma şakacı ve hafif alaycı bir hava verir; gerçek bir avukat veya hukuki iş söz konusu değildir.

Alıştırma

Bu cümlede D&D rules lawyer ne anlama geliyor?

  1. Gerçek bir avukattan terimi tanımlamasını istemek
  2. Oyun kurallarını daha az ayrıntılı hâle getirmek
  3. Bir D&D teriminin tam ifadesini tartışmak
Cevabı göster

Bir D&D teriminin tam ifadesini tartışmak

maybe even over here.

3:53

belki şurada bile olabilirim.

But the question ultimately presupposes the lie that people are consistent selves,

3:54

Ancak soru en nihayetinde insanların tutarlı benlikler olduğu yalanını varsayar,

and in reality our selves are situational,

3:59

oysa gerçekte benliklerimiz duruma bağlıdır,

and everyone is everything for a time or under the right circumstances. Kalıp ifadeler

4:01

ve herkes bir süreliğine veya doğru koşullar altında her şey olabilir.

Kalıp ifadeler

under the right circumstances: uygun koşullar altında

Under the right circumstances, “uygun koşullar varsa” veya “durum elverişliyse” anlamına gelen bir edat öbeğidir. Burada iddianın kapsamını sınırlar: Bir kişi her zaman değil, bazı durumlarda belirli bir şekilde olabilir. Under burada fiziksel bir konumu değil, bir koşulu ifade eder. Right, “uygun” veya “gerekli” anlamındadır; left sözcüğünün karşıtı değildir ve mutlaka ahlaken doğru anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “uygun koşullar varsa” anlamına gelen standart ifadeyle tamamlayın: Even a shy person can lead the group ____.

Cevabı göster

under the right circumstances

But that's no fun.

4:06

Ama bu hiç eğlenceli değil.

It's easier and memesier to put people on a 2D grid, Kelime

4:07

İnsanları 2 boyutlu bir ızgaraya yerleştirmek daha kolay ve daha çok memliktir,

Kelime

Şakacı biçimde türetilmiş karşılaştırma sözcüğü memesier

Memesier, şaka amacıyla o anda türetilmiş bir karşılaştırma sözcüğüdür. Konuşmacı bunu meme sözcüğünden oluşturup “meme olmaya daha uygun” veya “meme olarak yayılma olasılığı daha yüksek” anlamında kullanır. Sözcük easier ile yan yana gelir: insanları basit bir ızgaraya yerleştirmek hem daha kolaydır hem de internet şakaları üretmeye daha uygundur. Memesier standart bir sözlük biçimi değildir; ancak burada -ier olarak görülen karşılaştırma eki -er yine de bir karşılaştırma yapıldığını gösterir. Günlük İngilizcede, bağlam anlamı açıkça gösteriyorsa insanlar bazen bu şekilde yeni sözcükler türetir.

Alıştırma

Bu cümlede memesier ne anlama geliyor?

  1. Meme olmaya veya meme olarak yayılmaya daha uygundur.
  2. Kesin ölçülerle çizilmesi daha kolaydır.
  3. Daha ciddidir ve paylaşılma olasılığı daha düşüktür.
Cevabı göster

Meme olmaya veya meme olarak yayılmaya daha uygundur.

and I've yet to see a D&D alignment chart for YouTube. Dilbilgisi

4:10

ve ben henüz YouTube için bir D&D hizalama tablosu görmedim.

Dilbilgisi

I've yet to see: şu ana kadar görmedim

I've yet to see, “şu ana kadar görmedim” anlamına gelir. have yet to + fiil yapısı, bir şeyin şu ana kadar gerçekleşmediğini söylerken ileride gerçekleşme olasılığını açık bırakır. Burada present perfect, konuşmacının geçmiş deneyimini şimdiki zamana bağlar. Bu yapıda yet, to ile kullanılan mastardan önce gelir; “ama” anlamına gelmez.

Alıştırma

Sonucun hâlâ bilinmediğini göstermek için cümleyi have yet to yapısıyla tamamlayın: The judges ____ announce the winner.

Cevabı göster

have yet to

Who among Tubers is our lawful good,

4:13

YouTuberlar arasında bizim kanunlara uyan iyimiz kim,

and who is our chaotic evil?

4:15

ve kaotik kötümüz kim?

On the Reddit,

4:17

Reddit'te,

I look forward to seeing your 2D D&D interpretations of the multifaceted people on this site. Kalıp ifadeler

4:18

bu sitedeki çok yönlü insanların 2 boyutlu D&D yorumlarınızı görmeyi dört gözle bekliyorum.

Kalıp ifadeler

look forward to seeing: look forward to + -ing yapısı

Look forward to seeing, gelecekte bir şeyi görecek olmaktan mutluluk ve heyecan duymak anlamına gelir. Bu cümlede seeing, izleyicilerin daha sonra göndereceği yorumları alıp görmeyi ifade eder. look forward to + isim/-ing biçimi yapısında to bir ilgeçtir; mastar işaretleyicisi değildir. Bu yüzden seeing doğrudur: look forward to seeing something denir, look forward to see something denmez.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için hear sözcüğünü doğru biçime getirin: I look forward to ____ from you after the meeting.

Cevabı göster

hearing

You are allowed to change the name of the seventh planet in our solar system.

4:23

Güneş sistemimizdeki yedinci gezegenin adını değiştirme izniniz var.

What would you call it?

4:26

Adını ne koyardınız?

King George, of course.

4:26

Kral George, tabii ki.

I'm still serious about this meme.

4:28

Bu mem konusunda hala ciddiyim.

#7thPlanetKingGeorge

4:29

#7nciGezegenKralGeorge

If you could remove a single trait or characteristic from human beings as a species,

4:31

İnsanlardan bir tür olarak tek bir özelliği veya karakteristiği kaldırabilseydin,

what would it be and why?

4:34

bu ne olurdu ve neden?

Human tribalism is a double-edged sword. Deyimler

4:36

İnsan kabileciliği iki tarafı keskin bir kılıçtır.

Deyimler

a double-edged sword: yararlar ve zararlar

A double-edged sword, hem yararlı hem de zararlı bir yönü olan şeyleri anlatan bir benzetmedir. Bu cümlede insan kabileciliği, bir grubun içindeki insanların iş birliği yapmasına yardımcı olabilir; ancak dışarıdaki kişilere karşı düşmanlık da yaratabilir. Bu imge, aynı şeyin iki yönde kesebildiğini anlatır. İki etki de önemli olduğunda kullanılır; yalnızca bir şeyin tehlikeli olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki deyimle tamamlayın: The new tool makes research faster but can spread errors, so it is ____.

Cevabı göster

a double-edged sword

There were 14,000 questions submitted to this Q&A on my the Reddit,

4:38

Benim Reddit'imdeki bu Soru-Cevap için 14.000 soru gönderildi,

and it's astounding to see how many are really asking,

4:44

ve ne kadarının aslında şunu sorduğunu görmek şaşırtıcı:

are you part of my tribe or not? Deyimler

4:47

benim kabilemin bir parçası mısın, değil misin?

Deyimler

“Benim kabilemden misin, değil misin?” sorusuyla bağlılığı sınamak

Bu soruda my tribe, konuşmacıyla aynı inançlara ya da bağlılıklara sahip grubu anlatan bir benzetmedir. Bu grubun parçası olmak, genellikle gerçek bir kabileye mensup olmak değil, konuşmacıyla aynı tarafta görülmek demektir. Sondaki or not? ifadesi kişiyi içeride ya da dışarıda olma konusunda evet-hayır seçimine zorlar. Bu, karmaşık bir görüşün esas olarak gruba bağlılık testi gibi değerlendirildiğini düşündürür.

Alıştırma

Bir tartışmada biri “Are you part of my tribe or not?” diye soruyor. Büyük olasılıkla neyi öğrenmek istiyor?

  1. Bir grupla seyahat etmeyi sever misin?
  2. Benimle aynı tarafı mı destekliyorsun?
  3. Tarihsel olarak tanımlanmış bir kabileye mi mensupsun?
Cevabı göster

Benimle aynı tarafı mı destekliyorsun?

And it's disappointing to see how badly people react when the answer is no,

4:49

Ve cevap hayır olduğunda, en önemsiz şeylerde bile,

even on the most trivial of things.

4:54

insanların ne kadar kötü tepki verdiğini görmek hayal kırıklığı yaratıyor.

However, tribalism is how we develop teamwork, Anlatım akışı

4:57

Bununla birlikte, kabilecilik ekip çalışmasını geliştirmemizin yoludur,

and teamwork is how we build civilizations.

4:59

ve ekip çalışması medeniyetleri nasıl inşa ettiğimizdir.

Anlatım akışı

Tekrarlanan X is how we Y zinciri

Tekrarlanan X is how we Y kalıbı, X’i Y’nin gerçekleşmesini sağlayan araç olarak sunar. Burada kabilecilik, ekip çalışmasını geliştirmenin aracı olarak sunulur; ekip çalışması da medeniyetler kurmanın aracı hâline gelir. Kalıbın tekrarlanması, ilk cümlenin sonucu olan teamwork’ü ikinci cümlenin başlangıç noktası yapar. Böylece adım adım ilerleyen bir zincir oluşur: tribalism → teamwork → civilizations.

Alıştırma

Tekrarlanan X is how we Y yapısıyla neden-sonuç zincirini tamamlayın: Daily practice ____ we build skill, and skill ____ we solve harder problems.

Cevabı göster

is how · is how

But tribes are so often motivated by the totem they construct of the other tribe to yell at.

5:02

Fakat kabileler genellikle diğer kabilenin üzerine bağırmak için inşa ettikleri totem tarafından motive olurlar.

So, if tribalism and the teamwork it creates could still exist when removing the tendency to build totems to burn in effigy, Kültür

5:07

Bu yüzden, sembolik olarak yakmak için totem inşa etme eğilimini ortadan kaldırırken kabilecilik ve onun yarattığı ekip çalışması hala var olabilseydi,

Kültür

burn in effigy: temsili kuklasını yakmak

Burn someone or something in effigy, güçlü öfke veya karşı çıkışı açıkça göstermek için hedefi temsil eden bir resim, maket ya da başka bir simgenin yakılması demektir. Protesto edilen kişi veya grup gerçekten yakılmaz. Burada totemler, grubun yok edebileceği bir düşmanın simgeleri olarak düşünülür. Bu ifade, ortak bir düşmanlık hedefi yaratmanın grup bağlılığını güçlendirebildiğini gösterir.

Alıştırma

Kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: The crowd did not burn the ruler himself; they burned him ____.

Cevabı göster

in effigy

I'd do that.

5:14

bunu yapardım.

Can you wear a hat for the rest of the video?

5:15

Videonun geri kalanında şapka takabilir misin?

Uh okay.

5:16

Iı, tamam.

What's your opinion on whether Balrogs have wings?

5:17

Balrogların kanatları olup olmadığı konusundaki fikriniz nedir?

Ah, the great Balrog debate of 2000 lives on. Notlar

5:19

Ah, 2000'lerin o büyük Balrog tartışması hala yaşıyor.

Kültür

the great Balrog debate of 2000: 2000'deki büyük Balrog tartışması

Bu ifade, Balrogların gerçekten kanatları olup olmadığı konusunda Tolkien okurları arasında tekrar tekrar ortaya çıkan tanınmış bir tartışmaya gönderme yapar. Tartışma, kanadı andıran betimlemelerin farklı yorumlara da açık olmasından doğar. Buna the great ... debate demek şakacı ve abartılıdır. Of 2000, hatırlanan tartışmayı 2000 yılıyla ilişkilendirir; bir Balrog modelini veya türünü adlandırmaz. Bu gönderme, basit bir soruyu eski bir hayran tartışmasının yeni turuna dönüştürür.

Alıştırma

Burada the great Balrog debate of 2000 neyi ifade ediyor?

  1. 2000 sürümü adı verilen bir Balrog modeli.
  2. Balrogların gerçekten kanatları olup olmadığı hakkında, burada 2000 yılına dayandırılan uzun soluklu bir Tolkien hayran tartışması.
  3. 2000 yılında yayımlanan bir Tolkien kitabının adı.
Cevabı göster

Balrogların gerçekten kanatları olup olmadığı hakkında, burada 2000 yılına dayandırılan uzun soluklu bir Tolkien hayran tartışması.

Öbek fiiller

lives on: beklenen bitişten sonra da sürmek

Burada lives on, ‘varlığını sürdürür veya hatırlanmaya devam eder’ anlamındadır. Tartışma yıllar önce başlamıştır ama insanlar hâlâ ondan söz eder. Özne bir tartışma, gelenek, hikâye, fikir veya etki gibi soyut bir şey olduğunda live on, onun bitmesi beklenen zamanın ötesinde devam ettiğini anlatır. Öznenin gerçekten canlı olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi ‘varlığını sürdürmek veya hatırlanmaya devam etmek’ anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Years after the radio show ended, its funniest characters still ____ in local stories.

Cevabı göster

live on

There's a good reason my Balrog is drawn the way it is.

5:23

Benim Balrog'umun böyle çizilmesinin iyi bir nedeni var.

The line from Fellowship reads,

5:26

Yüzük Kardeşliği'ndeki satırda şöyle der:

Gandalf's enemy halted again,

5:27

Gandalf'ın düşmanı tekrar durdu,

facing him,

5:29

onunla yüzleşti,

and the shadow about the Balrog reached out like two vast wings.

5:30

ve Balrog'un etrafındaki gölge iki devasa kanat gibi uzandı.

Unambiguous.

5:33

Kesin ve net.

A shadow that's like wings isn't wings.

5:35

Kanat gibi olan bir gölge, kanat değildir.

They're metaphorical wings.

5:37

Onlar metaforik kanatlardır.

Yet, not two paragraphs later, Kalıp ifadeler

5:39

Ancak, daha iki paragraf geçmeden,

Kalıp ifadeler

not two paragraphs later: şaşırtıcı derecede kısa bir aralığı vurgulamak

Not two paragraphs later, sonraki ifade ortaya çıkmadan önce iki tam paragrafın geçmediği anlamına gelir. Not, iki nokta arasındaki metin miktarını sınırlar; later sözcüğünün ileriye doğru olan anlamını ortadan kaldırmaz. not + miktar + later kalıbı, bir şeyin şaşırtıcı derecede erken gerçekleştiğini vurgular. Yazarlar bunu yakın ifadeler arasındaki keskin bir karşıtlığa veya tutarsızlığa dikkat çekmek için sıkça kullanır.

Alıştırma

Hangi cümle, çelişkinin iki tam paragraf geçmeden ortaya çıktığını söylüyor?

  1. Two paragraphs later, the author recommends the same method.
  2. Not two paragraphs later, the author recommends the same method.
  3. Not until two paragraphs later, the author recommends the same method.
Cevabı göster

Not two paragraphs later, the author recommends the same method.

Tolkien writes,

5:41

Tolkien şöyle yazar:

The Balrog drew itself up to a great height, Öbek fiiller

5:42

Balrog kendini büyük bir yüksekliğe ulaştırdı,

Öbek fiiller

drew itself up: daha uzun görünmek için doğrulmak

Bu cümlede drew itself up, Balrog’un çok uzun ve heybetli görünmek için bedenini doğrultup yükseltmesi anlamına gelir. Drew, draw fiilinin geçmiş zaman biçimidir; ancak burada draw resim çizmek anlamına gelmez. draw + dönüşlülük zamiri + up yapısı, birinin ya da bir canlının bedenini dikleştirerek daha uzun görünmesini anlatır. Bu hareket güç, gurur, öfke veya özgüven gösterebilir.

Alıştırma

Cümleyi draw oneself up ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The captain ____ to her full height before speaking.

Cevabı göster

drew herself up

and its wings were spread from wall to wall.

5:44

ve kanatları duvardan duvara yayıldı.

Unambiguous wings.

5:47

Kesin ve net kanatlar.

Or maybe not. Anlatım akışı

5:48

Ya da belki değil.

Anlatım akışı

Or maybe not: önceki kesinliği geri çekmek

Burada Or maybe not yalnızca ikinci bir seçenek sunmaz. Or önceki iddiaya geri döner; maybe not ise bu iddianın aslında yanlış olabileceğini belirtir. Kendinden emin bir ifadenin ardından kısa ve bağımsız bir cümle olarak kullanıldığında bir duraklama yaratır ve mesajın yönünü tersine çevirir. Bu öz düzeltme şüphe, merak, mizah veya az önce söylenene karşı çıkan bir kanıt sunabilir.

Alıştırma

Bir konuşmacı “The path is completely safe. Or maybe not.” diyor. İkinci cümle ne yapıyor?

  1. Önceki iddianın kesinliğini geri çeker.
  2. Güvenli olan farklı bir yol daha sunar.
  3. Önceki iddiayı hiç şüphe duymadan doğrular.
Cevabı göster

Önceki iddianın kesinliğini geri çeker.

Are these wings the metaphorical wings from but 12 sentences earlier? Kelime

5:50

Bu kanatlar, sadece 12 cümle önceki metaforik kanatlar mı?

Kelime

but 12 sentences earlier = yalnızca 12 cümle önce

but 12 sentences earlier ifadesindeki but, only veya merely, yani “yalnızca” anlamındadır. 12 sentences miktarını sınırlar; dolayısıyla ifade, önceki söz edişin şu anki cümleden yalnızca on iki cümle önce olduğunu anlatır. Buradaki but, karşıtlık bildiren bağlaç değildir. Bu ifade, iki söz ediş arasında ne kadar az metin bulunduğunu vurgular.

Alıştırma

'The clue appeared but three pages earlier,' cümlesinde 'but three pages earlier' ne anlama gelir?

  1. yalnızca üç sayfa önce
  2. üç sayfadan daha önce
  3. üç sayfa önce ve ardından bir karşıtlık
Cevabı göster

yalnızca üç sayfa önce

Well, now this has become an argument about how big the room is

5:54

İşte, şimdi bu, gerçek veya metaforik kanatların boyunca uzanması gereken

that these real or metaphorical wings must stretch across.

5:58

odanın ne kadar büyük olduğuyla ilgili bir tartışmaya dönüştü.

Asking, did the Balrog have wings?

6:02

Balrog'un kanatları var mıydı diye sormak,

The books have the same answer as,

6:04

kitaplarda şu soruyla aynı cevaba sahiptir:

hey, where did the orcs come from?

6:06

hey, orklar nereden geldi?

Day, month, year or month, day, year? Kültür

6:08

Gün, ay, yıl mı yoksa ay, gün, yıl mı?

Kültür

Gün, ay, yıl ile ay, gün, yıl

Konuşmacı tarihin ne olduğunu sormuyor; iki tarih biçimini karşılaştırıyor. day, month, year biçiminde gün sayısı önce, month, day, year biçiminde ise ay önce gelir. Gün-ay-yıl sıralaması Birleşik Krallık'ta ve başka birçok yerde yaygındır. Ay-gün-yıl sıralaması ise Amerika Birleşik Devletleri'nde yaygındır. Bu nedenle 04/07/2026 gibi sayısal bir tarih, biçime göre 4 Temmuz veya 7 Nisan anlamına gelebilir.

Alıştırma

Bir Britanya duyurusunda day, month, year biçimi kullanılıyor. 04/07/2026 hangi tarihi gösterir?

  1. Bu biçim bir tarihi gösteremez
  2. April 7, 2026
  3. 4 July 2026
Cevabı göster

4 July 2026

Year, month, day.

6:10

Yıl, ay, gün.

What are your thoughts on thoughts?

6:10

Düşünceler hakkındaki düşünceleriniz neler?

Who knows where thoughts come from?

6:12

Düşüncelerin nereden geldiğini kim bilebilir?

They just appear.

6:13

Sadece belirirler.

Is the glass half full or half empty? Deyimler

6:14

Bardak yarı dolu mu yarı boş mu?

Deyimler

the glass half full or half empty?: bakış açısını anlatan bir metafor

Bu soru, içinde aynı miktar bulunan tek bir bardağı aynı duruma bakmanın iki farklı yolunu göstermek için kullanır. Bardağa half full demek mevcut olana odaklanır ve iyimserlik ifade eder; half empty demek eksik olana odaklanır ve kötümserlik ifade eder. Bu soru genellikle gerçek bir ölçüm istemez. Hem olumlu hem olumsuz yönleri olan gerçeklerin nasıl çerçevelendiğini sorar: gerçekler aynı kalır, ancak değerlendirme değişir.

Alıştırma

Bir ekip on işin beşini tamamladı. Hangi yorum iyimser bir bakış açısını vurgulamak için bu metaforu kullanıyor?

  1. The glass metaphor means that all ten tasks are complete.
  2. We are looking at the glass as half empty: five tasks are still unfinished.
  3. We are looking at the glass as half full: five tasks are already done.
Cevabı göster

We are looking at the glass as half full: five tasks are already done.

Why must judgment be passed? Kalıp ifadeler

6:16

Neden yargıya varılmak zorunda?

Kalıp ifadeler

judgment be passed?: pass judgment ifadesinin edilgen biçimi

Pass judgment, birinin veya bir şeyin iyi, kötü, doğru ya da yanlış olduğu hakkında bir görüş oluşturmak veya ifade etmek demektir. Bir judgment ifadesini fiziksel olarak geçirmek ya da teslim etmek anlamına gelmez. Burada judgment edilgen fiilin öznesidir ve yapı Why + must + judgment + be + passed? şeklindedir. Why must judgment be passed? biçimindeki tam retorik soru, kimin değerlendireceğini sormak yerine değerlendirme yapmanın gerekli olup olmadığını sorgular.

Alıştırma

Retorik soruyu pass judgment ifadesinin edilgen biçimiyle tamamlayın: When we do not know the whole story, why must ____?

Cevabı göster

judgment be passed

The glass is this full.

6:17

Bardak bu kadar dolu.

How would you rule the world?

6:18

Dünyayı nasıl yönetirdin?

With compassion and an iron fist. Deyimler

6:20

Merhametle ve demir yumrukla.

Deyimler

an iron fist: sert ve baskıcı yönetim

“An iron fist”, sert ve zorlayıcı denetimi anlatan bir mecazdır. Bir yeri demir yumrukla yöneten kişi katı emirler verir, muhalefete çok az izin verir ve iktidarda kalmak için ceza ya da korku kullanabilir. Burada demirden yapılmış gerçek bir yumruk veya fiziksel güç kastedilmez. Burada ifade, neredeyse zıt bir özellik olan “compassion” ile yan yana getirilir. Konuşmacı iyilik ile sert denetimi tek bir yönetim biçimi gibi sunar. Bu çatışma şakayı oluştururken ilgi ile otoriter gücün rahatsız edici bir karışımını da düşündürür.

Alıştırma

Bu cümlede “ruled with an iron fist” ne anlama gelir? “The governor ruled the island with an iron fist and punished anyone who objected.”

  1. Sert bir denetim uyguladı ve muhalefete çok az izin verdi.
  2. Adayı metal silahlarla korudu.
  3. Yumuşak bir şekilde yönetti ve karşıt görüşleri memnuniyetle karşıladı.
Cevabı göster

Sert bir denetim uyguladı ve muhalefete çok az izin verdi.

Am I first?

6:22

Birinci miyim?

No, you were exactly 10,044th.

6:23

Hayır, tam olarak 10.044'üncüydün.