Alcatraz'da Mahkum Olmak Nasıldı?: İngilizce çalışma notları

The Infographics Show

Öğrenme zorluğu
1.176 kelime 189 kel/dk

Video özeti: Video, Alcatraz'daki hapishane yaşamını Hollywood imgesiyle karşılaştırıyor; ardından kaçışları ve San Francisco Körfezi'ni geçme kanıtlarını inceliyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. as many as — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: tarafsız bir üst sınır değil, şaşırtıcı derecede yüksek bir sayı anlatır; üç yüz mahkûm gibi miktarları öne çıkarır. 2. get around to trying — Phrasal verb'ler: ertelemeden sonra sonunda denemek demektir; geciken işleri fiziksel dolanma sanmadan anlatmayı sağlar. 3. make a break for it — Deyimler ve mecazlı ifadeler: ani bir kaçışı anlatır; deyimi takip, tehlike veya özgürlüğe doğru riskli atılım öykülerinde kullanmayı sağlar.

Bu derste

A secure lump of steel and concrete sat on an island surrounded by unforgiving currents,

0:00

Çelik ve betondan oluşan güvenli bir yığın, acımasız akıntılarla çevrili bir adada yer alıyordu,

home to as many as 300 convicted felons. Notlar

0:05

300 kadar hükümlü ağır suçluya ev sahipliği yapıyordu.

Kalıp ifadeler

home to: Bir yerde nelerin bulunduğunu belirtme

Bu cümlede home to, az önce sözü edilen yeri, yani adadaki yüksek güvenlikli tesisi, hüküm giymiş ağır suçluların tutulduğu yer olarak tanımlar. Home, mahkûmların burayı rahat bir kişisel yuva olarak gördüğü anlamına gelmez. Yeniden kullanılabilen yapı be home to + isim şeklindedir. Bir yeri insanların veya nesnelerin bulunduğu yer, yaşam alanı ya da merkez olarak tanımlar. Buradaki gibi virgülden sonra gelen ek açıklamada be kullanılmasa da home to önceki ismi tanımlamayı sürdürür.

Alıştırma

Cümleyi “bir şeyin bulunduğu yer veya üs olarak hizmet eder” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The research center is ____ three international science teams.

Cevabı göster

home to

Dilbilgisi

as many as: Sayılabilir büyük bir sayıyı vurgulama

as many as 300 convicted felons ifadesinde as many as, sayılabilir bir sayıyı vurgular: Konuşmacı 300'ü dikkat çekici derecede yüksek bir rakam olarak sunar. Daha geniş bağlam 300'ü azami kapasite olarak görse bile ifade, sayının şaşırtıcı biçimde 300'e ulaşabileceği anlamına gelir. Bu, sabit bir miktar yapısıdır; as + sıfat + as biçimindeki eşitlik karşılaştırması değildir. Çoğul ve sayılabilir insan ya da nesneleri belirten sayıların önünde as many as kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümle 5,000 sayısının şaşırtıcı derecede yüksek, sayılabilir bir sayı olduğunu en iyi vurgular?

  1. The hall can seat as much as 5,000 people.
  2. The hall can seat as many as 5,000 people.
  3. The hall can seat up to 5,000 people.
Cevabı göster

The hall can seat as many as 5,000 people.

Alcatraz was coined the highest security prison in America.

0:08

Alcatraz, Amerika'nın en yüksek güvenlikli hapishanesi olarak adlandırıldı.

Day-to-day, Alcatraz was also the most expensive prison,

0:11

Günlük olarak Alcatraz, aynı zamanda en pahalı hapishaneydi,

state or federal,

0:15

eyalet veya federal,

to operate in the nation.

0:16

ülkede işletilen.

The dark, hostile image of Alcatraz grew

0:18

Alcatraz'ın karanlık, düşmanca imajı büyüdü

as Hollywood dramatized the brutal conditions

0:20

Hollywood acımasız koşulları dramatize ettikçe

and glamorized the inmates who withstood them.

0:22

ve bunlara dayanan mahkumları göz alıcı kıldıkça.

Were the conditions at Alcatraz really any tougher Dilbilgisi

0:25

Alcatraz'daki koşullar gerçekten de

than any of the other state prisons of the era?

0:28

dönemin diğer eyalet hapishanelerinden daha mı zorluydu?

Dilbilgisi

“any tougher than” içinde any + karşılaştırma sıfatı

Bir soruda karşılaştırma sıfatından önce gelen any, “az da olsa” veya “herhangi bir ölçüde” anlamına gelir. Buradaki any tougher, Alcatraz'daki koşulların en küçük bir ölçüde bile daha ağır olup olmadığını sorar. Bu yapı karşılaştırmaya çoğu zaman sorgulayıcı veya kuşkucu bir ton verir: konuşan kişi, öne sürülen farkın gerçekten var olup olmadığını sınar. Yaygın bir soru kalıbı şöyledir: be + özne + any + karşılaştırma sıfatı + than ...?

Alıştırma

Soruyu “az da olsa daha sessiz” anlamındaki İngilizce ifadeyle tamamlayın: After the mechanic's adjustment, is the engine ____ than before?

Cevabı göster

any quieter

And did those inmates who attempted to escape

0:30

Peki oradan kaçmaya çalışan mahkumlar

the Rock succeed? Kültür

0:33

"Kaya"dan başarıyla kaçabildiler mi?

Kültür

Alcatraz'ın lakabı olarak “the Rock”

Bu cümlede the Rock, bir ada hapishanesi olan Alcatraz'ın lakabıdır. R harfinin büyük yazılması ve hapishaneden kaçış bağlamı, bunun sıradan bir kaya değil özel ad olarak kullanıldığını gösterir. Bu lakap, hapishanenin kayalık ada ortamını, tecrit edilmişliğini ve kaçmanın zorluğuna ilişkin ününü çağrıştırır. Mekânı tanımlar; mahkûmların gerçek anlamda bir taştan kaçmaya çalıştıkları anlamına gelmez.

Alıştırma

“Did those inmates who attempted to escape the Rock succeed?” cümlesinde “the Rock” neyi ifade eder?

  1. Sıradan bir taş
  2. Alcatraz hapishanesi
  3. Ünlü bir aktör
Cevabı göster

Alcatraz hapishanesi

And is it possible to swim

0:34

Peki yüzmek mümkün mü

from the island of Alcatraz

0:36

Alcatraz adasından

to the San Francisco Bay?

0:37

San Francisco Körfezi'ne?

Today, we'll go inside

0:38

Bugün, içine gireceğiz

one of the world's most infamous correctional facilities.

0:40

dünyanın en kötü şöhretli infaz kurumlarından birinin.

In this episode of The Infographics Show,

0:42

The Infographics Show'un bu bölümünde,

what was it like to be jailed at Alcatraz? Dilbilgisi

0:44

Alcatraz'da hapsedilmek nasıl bir şeydi?

Dilbilgisi

Hapsedilmek nasıl bir deneyimdi?

What was it like to be jailed...? cümlesindeki what was it like, durumun nasıl hissettirdiğini ve onu yaşamanın nasıl olduğunu, yani kişinin gerçek deneyimini sorar. Kalıp What was it like to be + geçmiş zaman ortacıdır. To be jailed edilgen anlam taşır: kişi, birinin onu hapse koyması deneyimini yaşamıştır. Bu yapı röportajlarda, anılarda ve tarih tartışmalarında gerçek ya da varsayılan deneyimleri sormak için kullanılabilir.

Alıştırma

Gerçek bir deneyimle ilgili bu röportaj sorusunu What was it like to be + geçmiş zaman ortacı kalıbıyla tamamlayın: ____ in an elevator during the blackout?

Cevabı göster

What was it like to be trapped

The first Alcatraz warden, James Johnston,

0:47

İlk Alcatraz müdürü James Johnston,

had a tough reputation

0:50

sert bir üne sahipti

and ran the prison with an iron fist. Deyimler

0:51

ve hapishaneyi demir yumrukla yönetti.

Deyimler

Demir yumrukla

With an iron fist, itiraza veya direnişe çok az yer bırakan, çok katı ve denetleyici bir şekilde anlamına gelen bir deyimdir. Gerçek bir demir yumruktan söz edilmez. Ran the prison with an iron fist ifadesinde bu deyim, Johnston'ın hapishaneyi nasıl yönettiğini gösterir. Yalnızca yetkinlik veya verimlilik değil, otoriter güce yönelik eleştirel bir görüntü yaratır.

Alıştırma

Cümleyi sert ve denetleyici bir şekilde anlamına gelen deyimle tamamlayın: The director ruled the company ____.

Cevabı göster

with an iron fist

Prisoners weren't allowed to speak to one another at all, Dilbilgisi

0:53

Mahkumların birbirleriyle konuşmalarına kesinlikle izin verilmiyordu,

except for the brief exchanges at break times.

0:56

mola saatlerindeki kısa konuşmalar dışında.

Dilbilgisi

weren't allowed to ... except for: istisnalı bir yasak

weren't allowed to + fiil kalıbı geçmişteki bir yasağı bildirir: bir yetkili veya kural, öznenin eylemi yapmasına izin vermemiştir. Burada speak, mahkûmların yapmasının yasak olduğu eylemdir; at all ise yasağın kesinliğini vurgular. Ardından gelen except for + isim öbeği, bu kuralın dışında kalan tek unsuru belirtir. Bu nedenle mola zamanlarındaki kısa konuşmalar, genel yasağı ortadan kaldıran bir durum değil, dar kapsamlı bir istisnadır. Bu kural ve istisna çerçevesi, politika ve kısıtlamaları kesin biçimde anlatmak için başka bağlamlarda da kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrenilen geçmiş zaman edilgen yasak kalıbı ve isim öbeği istisna belirteciyle tamamlayın: Visitors ____ enter the archive, ____ members of guided tours.

Cevabı göster

weren't allowed to · except for

Speaking aloud generally resulted Kalıp ifadeler

0:59

Yüksek sesle konuşmak genellikle

in a trip to the dungeon or an isolation cell.

1:01

zindana veya hücre hapsine gitmekle sonuçlanıyordu.

Kalıp ifadeler

resulted in: neden önce, sonuç sonra

Resulted in, result in kalıbının geçmiş zaman biçimidir ve bir şeyin başka bir sonuca neden olduğunu anlatır. Neden bu ifadeden önce, sonuç ise in sözcüğünden sonra gelir. Burada Speaking aloud nedendir; zindana veya tecrit hücresine gönderilmek ise bunun ardından gelen cezadır. a trip to isim öbeği hafif bir ifade gibi görünür, ancak bu bağlamda ceza olarak oraya götürülmeyi anlatır. Bu ifade biçimi neden-sonuç yapısını değiştirmez.

Alıştırma

Yazılım hatasının iki saatlik gecikmeye neden olduğunu hangi cümle doğru biçimde ifade ediyor?

  1. The two-hour delay resulted in the software error.
  2. The software error resulted from a two-hour delay.
  3. The software error resulted in a two-hour delay.
Cevabı göster

The software error resulted in a two-hour delay.

Eventually, the inmates realized, however,

1:03

Ancak mahkumlar sonunda fark ettiler ki,

that there were not enough isolation cells

1:06

hepsini aynı anda tutmaya yetecek kadar

to hold them all simultaneously,

1:07

hücre hapsi yeri yoktu,

so they began to relax and speak en masse. Kelime

1:09

bu yüzden rahatlamaya ve topluca konuşmaya başladılar.

Kelime

en masse: Tek Bir Büyük Grup Olarak Hareket Etmek

Bu cümlede en masse, “kalabalık bir grup hâlinde” veya “hep birlikte” demektir. Birçok kişinin tek tek hareket etmek yerine topluca aynı şeyi yapmaya başladığını gösterir. Fransızcadan alınmış bu kalıplaşmış ifade, bir eylemin nasıl gerçekleştiğini anlatan zarf işlevli bir söz öbeğidir. Burada began to relax and speak ifadesini niteler; “yüksek sesle” anlamına gelmez.

Alıştırma

“Tek bir büyük grup hâlinde” anlamındaki Fransızca kökenli resmî ifadeyle cümleyi tamamlayın: When the concert ended, the crowd moved toward the exits ____.

Cevabı göster

en masse

This eventually resulted in a relaxation of the talking ban.

1:12

Bu da sonunda konuşma yasağının esnemesine neden oldu.

Magazines and newspapers were banned

1:15

Mahkumların seks veya suç hakkında okumalarına izin verilmediği için

as the inmates weren't allowed to read about sex or crime.

1:18

dergiler ve gazeteler yasaklandı.

Contrary to popular belief, Anlatım akışı

1:20

Popüler inancın aksine,

the inmates weren't all hardened criminals. Kelime

1:22

mahkumların hepsi azılı suçlular değildi.

Anlatım akışı

Contrary to popular belief: Yaygın Bir Yanlış İnanışı Düzeltmek

Contrary to popular belief başlangıcı, yaygın olarak kabul edilen bir düşüncenin yanlış olduğunu ve ana cümlenin bu düşünceyi düzelteceğini dinleyiciye bildirir. Burada weren't all hardened criminals bölümünü yaygın bir kalıp yargıya karşı çıkan gerçek olarak sunar. Bilgiyi “inanışa karşı gerçek” düzenine yerleştirir: Contrary to popular belief, + tam ana cümle. Başlangıçtaki ifade hatalı toplumsal görüşe işaret eder; virgülden sonraki cümle ise konuşanın asıl iddiasını taşır.

Alıştırma

Cümlenin yaygın bir yanlış inanışı düzelttiğini en iyi gösteren başlangıç hangisidir?

  1. Because bats are active at night, they use echolocation.
  2. Contrary to popular belief, bats are not blind.
  3. Although bats are not blind, they still use echolocation.
Cevabı göster

Contrary to popular belief, bats are not blind.

Kelime

hardened criminals: suça alışmış ve ıslahı zor suçlular

Burada hardened mecaz anlamdadır. A hardened criminal, suç alışkanlıkları çoğunlukla uzun deneyim sonucunda kökleşmiş ve değişmesi ya da ıslah edilmesi zor görülen kişidir. Bu ifade, kişinin yerleşmiş davranış biçimi ve tutumu hakkındaki bir değerlendirmedir; resmî bir hukuk kategorisi değildir. weren't all, her mahkûmun bu tür kökleşmiş bir suçlu olduğu yönündeki kalıp yargıyı reddeder.

Alıştırma

“The novel portrays him as a hardened criminal.” cümlesinde hardened criminal en güçlü biçimde neyi ifade eder?

  1. Suç alışkanlıkları kökleşmiş ve ıslah edilmesi zor görülen bir suçlu
  2. Herhangi bir suçtan ilk kez hüküm giyen biri
  3. Davası federal hukuk kapsamında ele alınan herhangi biri
Cevabı göster

Suç alışkanlıkları kökleşmiş ve ıslah edilmesi zor görülen bir suçlu

Anyone who had committed a federal offense Kültür

1:24

Federal bir suç işlemiş olan herkes

might have been sent to Alcatraz.

1:27

Alcatraz'a gönderilebilirdi.

Kültür

federal offense: suçun ağırlığı değil, hukuki yetki alanı

ABD hukukunda federal offense, federal hükümet tarafından çıkarılan bir yasayı ihlal eden ve federal mahkeme ve cezaevi sisteminde ele alınabilen bir eylemdir. Federal, hangi hükümet düzeyinin yetkili olduğunu belirtir; eylemin ne kadar şiddet içerdiğini veya ağır olduğunu tek başına göstermez. Alcatraz federal bir cezaeviydi; bu yüzden federal yetki alanı, kimlerin oraya gönderilebileceğini açıklamaya yardımcı olur. Federal bir suçun felony olması şart değildir ve bir felony federal hukukta da eyalet hukukunda da tanımlanabilir.

Alıştırma

“The report concerns a federal offense.” cümlesindeki federal offense ifadesini hangi seçenek doğru açıklar?

  1. Bir eyaletin sınırları içinde gerçekleşen herhangi bir suç
  2. Federal hukuku ihlal eden bir suç
  3. Mutlaka şiddet içeren ve felony olarak sınıflandırılan bir suç
Cevabı göster

Federal hukuku ihlal eden bir suç

Prisoners included shoplifters

1:28

Mahkumlar arasında, içinde bir postane şubesi bulunan

who had stolen from a store

1:30

bir mağazadan

with a post office branch inside

1:31

hırsızlık yapmış olanlar

and folks who had carried alcohol across state lines. Kültür

1:33

ve eyalet sınırlarından içki taşımış olan kişiler de vardı.

Kültür

across state lines: ABD’de eyalet sınırlarını aşmak

Bu cümlede across state lines, ABD’de bir eyaletten diğerine geçmek demektir. State lines, eyaletler arasındaki hukuki sınırlardır; ülke sınırları ya da insan kuyrukları değildir. Bu ifade önemlidir çünkü bir eyalet sınırını geçmek federal veya eyaletler arası yetki alanı sorununa yol açabilir. Burada, alkol taşımanın yalnızca kişinin nereye gittiğini belirtmekten öte neden federal bir suç sayılabildiğini açıklar.

Alıştırma

“ABD’de bir eyaletten diğerine” anlamına gelen, dersteki üç kelimelik ifadeyi tam olarak yazın: The company ships wine ____, so it must check the laws in each state.

Cevabı göster

across state lines

A total of 336 cells were in B and C block

1:36

B ve C bloklarında toplam 336 hücre vardı

and a further 36 segregation cells

1:40

ve 36 tecrit hücresi

and six solitary in D block.

1:42

ve D bloğunda altı hücre hapsi vardı.

A block was used mostly for storage.

1:44

A bloğu çoğunlukla depo olarak kullanılıyordu.

The cells in B and C block

1:47

B ve C bloklarındaki hücreler

were 5 ft deep by 9 ft wide Dilbilgisi

1:48

5 fit derinliğinde ve 9 fit genişliğindeydi

with a small cold water sink.

1:51

ve küçük bir soğuk su lavabosu vardı.

Dilbilgisi

5 ft deep by 9 ft wide: iki boyutu birbirine bağlamak

Sayı + birim + boyut sıfatı + by + sayı + birim + boyut sıfatı kalıbı, iki ölçüyü söylendiği sırayla verir. Burada 5 ft deep önden arkaya derinliği, 9 ft wide ise bir yandan diğer yana genişliği belirtir. By iki boyutu birbirine bağlar; “birinin eylemiyle” anlamına gelmez ve son tarih belirtmez. Sıfatlar her sayının hangi boyutu ölçtüğünü gösterir, bu yüzden doğru sayılarla birlikte tutulmalıdır.

Alıştırma

Yönlere uyan boyut sıfatlarını yazın: The box extends 3 ft from front to back and 8 ft from side to side. It is 3 ft ____ by 8 ft ____.

Cevabı göster

deep · wide

You could extend your arms

1:53

Kollarınızı uzatabilir

and touch both sides of the cell,

1:54

ve hücrenin iki tarafına da dokunabilirdiniz,

which is something you might get around to trying Öbek fiiller

1:55

ki bu, orada bir yıl veya daha fazla hapis yatarsanız

if you were imprisoned in one for a year or more.

1:58

denemeye kalkışabileceğiniz bir şeydir.

Öbek fiiller

get around to trying: erteledikten sonra sonunda denemek

Bu cümlede get around to trying, bir şeyi bir süre yapmadıktan sonra sonunda onu denemek için zaman veya istek bulmak anlamına gelir. Bir yerin etrafından dolaşmayı değil, gecikmeden sonra yapılan eylemi anlatır. Kalıp get around to + isim veya -ing biçimidir. Burada to bir edattır; bu yüzden trying doğrudur, get around to try değildir.

Alıştırma

Cümleyi “gecikmeden sonra sonunda zaman bulmak” anlamındaki sabit ifadeyle tamamlayın: After weeks of postponing it, I finally ____ organizing my photos.

Cevabı göster

got around to

Having your own cell

2:00

Kendi hücrenize sahip olmak,

means that there is less chance of being sexually assaulted Dilbilgisi

2:01

diğer hapishanelere kıyasla

compared with other prisons,

2:04

cinsel saldırıya uğrama ihtimalinin daha az olduğu anlamına geliyordu

and many prisoners found the privacy beneficial.

2:05

ve birçok mahkum bu mahremiyeti faydalı buluyordu.

Dilbilgisi

less chance of being ... compared with ...: edilgen bir riski karşılaştırmak

Less chance of being + geçmiş zaman ortacı, bir kişinin bir eyleme maruz kalma olasılığının daha düşük olduğunu anlatır. being sexually assaulted ifadesinde being edilgen yapıyı kurar: mahkûmlar saldırıyı yapan değil, saldırıdan etkilenen kişilerdir. Compared with, daha düşük olasılığın karşılaştırıldığı ölçütü tanıtır. Burada özel hücredeki risk, diğer cezaevlerindeki riskle karşılaştırılır. Bu olasılık anlamında less chance, chance sözcüğünü ayrı ayrı fırsatların sayısı olarak değil, bir olasılık derecesi olarak ele alır.

Alıştırma

Cümleyi dersteki tam risk karşılaştırma kalıbıyla tamamlayın: There is ____ injured with the new safety guard ____ the old one.

Cevabı göster

less chance of being · compared with

You would be allowed an approved visit

2:08

Alcatraz'da ayda bir kez onaylanmış bir

once a month at Alcatraz,

2:09

ziyarete izin verilirdi,

but you wouldn't be allowed to touch that visitor

2:11

ancak o ziyaretçiye dokunmanıza

nor discuss any current events.

2:13

veya güncel olayları tartışmanıza izin verilmezdi.

Conversations were via intercom and usually monitored.

2:15

Konuşmalar dahili hat üzerinden yapılırdı ve genellikle dinlenirdi.

Inmate Willie Radkay,

2:18

Machine Gun Kelly'nin yanındaki hücreyi paylaşan

who shared a cell next to Machine Gun Kelly,

2:20

Mahkum Willie Radkay'in,

is on record saying that the food at Alcatraz Kalıp ifadeler

2:22

Alcatraz'daki yemeğin

was better than any other prison he'd been at.

2:25

bulunduğu diğer tüm hapishanelerden daha iyi olduğunu söylediği kayıtlara geçmiştir.

Kalıp ifadeler

Belgelenmiş ve kişiye atfedilebilir bir söz için on record saying

Burada is on record saying, Willie Radkay'in sözlerinin doğrulanabilecek ve kendisine atfedilebilecek bir biçimde kayda geçmiş olduğu anlamına gelir. İddia, anonim bir söylenti olarak değil, kaynağı belli bir kanıt olarak sunulur. be on record saying that + yan cümle kalıbı, bir kişinin belgelenmiş görüşü veya sözü aktarılırken yaygındır. On record, sözün kamuya açık ya da doğrulanabilir bir kaydı olduğunu belirtir; yalnızca bir kayıt cihazının çalıştığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi, kamuya açık biçimde belgelenmiş ve bir kişiye atfedilebilir anlamındaki ifadeyle tamamlayın: In a published interview, the CEO is ____ that the company will not sell customer data.

Cevabı göster

on record saying

Alcatraz may not have been the brutal hell hole Dilbilgisi

2:27

Alcatraz, birçok Hollywood filminin resmettiği gibi

illustrated by many a Hollywood movie, Dilbilgisi

2:29

acımasız bir cehennem çukuru olmayabilir,

but it was no picnic either. Deyimler

2:31

ama piknik alanı da değildi.

Dilbilgisi

Sınırlı karşıtlık için may not have been ... but it was ...

may not have been X, but it was Y biçimindeki ikili yapı, konuşanın geçmişteki bir duruma ilişkin bir tanımı yumuşatmasını veya reddetmesini ve ardından karşıt bir değerlendirme sunmasını sağlar. May not have been, geçmişe ilişkin temkinli ve kesin olmayan bir değerlendirme belirtir; yasak ifade etmez. Bu cümlede ilk yan cümle brutal hell hole şeklindeki aşırı nitelemeyi sorgularken but it was no picnic either daha ılımlı fakat yine de olumsuz bir sonuç ekler. Yapı, en uç anlamda korkunç olmak ile kolay veya hoş olmak arasındaki yanlış ikili seçimi önler.

Alıştırma

Dersin ikili kalıbını kullanarak geçmişteki bir çalışma durumu hakkındaki sınırlı karşıtlığı tamamlayın: The overnight shift ____ dangerous, ____ exhausting.

Cevabı göster

may not have been · but it was

Dilbilgisi

many a + tekil isim

Many a + tekil sayılabilen isim, “çok sayıda” veya “birçok” anlamına gelir. Bu cümlede many a Hollywood movie birçok Hollywood filmini ifade eder, ancak movie tekil kalır. Bu kalıp büyük bir grubun üyelerini tek tek ele alır; bu nedenle ardından gelen fiil de normalde tekil olur: Many a viewer has believed the story.

Alıştırma

Cümleyi “birçok” anlamındaki daha az yaygın, edebî kalıpla tamamlayın: Over the years, ____ traveler has stopped at this inn.

Cevabı göster

many a

Deyimler

no picnic: zor veya tatsız

No picnic, bir şeyin zor, tatsız veya yorucu olduğunu belirten gündelik bir deyimdir; gerçek anlamda piknik yapılmadığını anlatmaz. Burada değerlendirmeyi hafifletmek için ölçülü bir ifade kullanılır: Alcatraz filmlerin öne sürdüğü kadar korkunç olmayabilir, ancak oradaki hayat yine de hiç kolay değildi. Yaygın kalıp be no picnic biçimindedir; örneğin The job was no picnic.

Alıştırma

“The overnight bus ride was no picnic,” cümlesinde no picnic ne anlama gelir?

  1. Yolculuk zor veya tatsızdı.
  2. Yolcuların dışarıda yemek yemesine izin verilmiyordu.
  3. Yolculuk rahat ve keyifliydi.
Cevabı göster

Yolculuk zor veya tatsızdı.

Inmates were marched from place to place,

2:33

Mahkumlar bir yerden bir yere yürütülür,

worked under tough conditions,

2:35

zorlu koşullarda çalıştırılır

and had a strict daily routine.

2:37

ve katı bir günlük rutine tabi tutulurlardı.

Each morning at 6:20 a.m.,

2:39

Her sabah saat 6:20'de,

a whistle blew,

2:40

bir düdük çalınır,

prisoners rose,

2:41

mahkumlar kalkar,

made their beds,

2:42

yataklarını yapar,

and generally tidied up their cells,

2:43

ve genel olarak hücrelerini toparlar,

washed, and dressed.

2:45

yıkanır ve giyinirlerdi.

At a quarter to 7:00,

2:47

7'ye çeyrek kala,

inmates moved to the mess hall,

2:48

mahkumlar yemekhaneye taşınır,

where guards supervised seating and serving,

2:49

burada gardiyanlar oturma düzenini ve servisi denetler,

giving the signal to start and stop eating.

2:52

yemeye başlama ve durma sinyalini verirlerdi.

Work detail was split into laundry, tailoring, cobbling, Kelime

2:54

İş kolları çamaşırhane, terzilik, ayakkabı tamirciliği,

modeling, gardening, and other labor details.

2:58

modelleme, bahçıvanlık ve diğer iş detaylarına ayrılmıştı.

Kelime

Atanmış görev anlamındaki Work detail ve labor details

Bu kurumsal hapishane bağlamında detail, küçük bir bilgi parçası anlamına gelmez. Atanmış bir görev ya da o görevi yerine getirmek üzere görevlendirilen grup anlamındadır. Work detail cezaevindeki düzenli iş görevlendirmesini, labor details ise ardından sıralanan ayrı iş görevlerini veya ekiplerini belirtir. Bu kullanım askerî ve diğer kurumsal anlatılarda da görülür.

Alıştırma

Örnekte Work detail ve labor details neyi ifade ediyor?

  1. Atanmış iş görevleri veya ekipleri
  2. İşlerle ilgili küçük bilgi parçaları
  3. Uzmanlık gerektiren meslekler için profesyonel yeterlilikler
Cevabı göster

Atanmış iş görevleri veya ekipleri

At 9:30, there was a rest period

3:00

9:30'da, mahkumların izin verilen alanlarda sigara içmelerine izin verilen,

in which inmates were allowed to smoke in permitted areas,

3:02

ancak bir araya toplanmalarına izin verilmeyen

but not allowed to crowd together.

3:05

bir dinlenme süresi vardı.

At 9:40, it was back to work until 11:30,

3:07

9:40'ta, 11:30'a kadar işe geri dönülürdü,

when a count was taken,

3:10

o zaman bir sayım yapılırdı,

and it was back to the mess hall for food

3:12

ve yemek için yemekhaneye geri dönülür

and then back to the cells.

3:14

ve sonra hücrelere geri gidilirdi.

12:30 back to work until 4:15 p.m.,

3:15

12:30'da 16:15'e kadar işe dönüş,

final eating,

3:18

son yemek,

and 4:50 p.m.,

3:19

ve 16:50,

final lockup and a head count.

3:20

son kilitlenme ve bir sayım.

At 9:30 p.m., the lights were put out. Öbek fiiller

3:22

21:30'da ışıklar söndürülürdü.

Öbek fiiller

Işıkları söndürmek anlamındaki put out

Burada put out, söndürmek veya kapatmak anlamındadır. Lights nesnesi, birden fazla anlamı olan bu deyimsel fiilin hangi anlamda kullanıldığını belirler; ışıkların dışarıya yerleştirildiği anlamına gelmez. Were put out edilgen yapıdadır: program, eylemi yapan kişiye değil, ışıklara ve resmî olarak uygulanan eyleme odaklanır. Kurumsal bir rutinde sabit ışıkları söndürme saatini belirtir.

Alıştırma

İngilizce cümlenin tamamını dinleyin ve duyduğunuz sürümü seçin. Put sözcüğünden sonraki sözcüğün ünlüsüne ve son ünsüzüne odaklanın.

  1. The lights were put on at nine thirty.
  2. The lights were put out at nine thirty.
  3. The lights were put up at nine thirty.
Cevabı göster

The lights were put out at nine thirty.

There were three more counts at midnight,

3:25

Gece yarısı üç sayım daha yapılırdı,

3:00 a.m., and 5:00 a.m.

3:27

03:00'te ve 05:00'te.

The prisoners nicknamed the central walkway Broadway, Kültür

3:28

Mahkumlar merkezdeki yürüyüş yoluna Broadway lakabını taktılar

and other walkways were named Park Avenue and Michigan Avenue.

3:31

ve diğer yollara Park Avenue ve Michigan Avenue adları verildi.

The area between cell blocks and the mess hall

3:34

Hücre blokları ile yemekhane arasındaki alan

was named Times Square.

3:36

Times Square olarak adlandırıldı.

Kültür

Hapishane lakapları olarak Broadway, Park Avenue, Michigan Avenue ve Times Square

Burada Broadway, Park Avenue, Michigan Avenue ve Times Square, mahkûmların hapishanenin farklı bölümlerine verdiği gayriresmî adlardır. Bunlar Alcatraz'ın içinde gerçekten bulunan caddeler veya meydanlar değildir. Broadway, Park Avenue ve Times Square New York'taki ünlü yerleri çağrıştırırken Michigan Avenue, Chicago'nun önemli caddelerinden biridir. Görkemli ve hareketli şehir yerlerinin adlarını kapalı hapishane koridorlarına vermek ironik bir mizah yaratır. Bu adlar aynı zamanda ortak bir iç harita oluşturur: mahkûmlar hapishane içindeki alanları tanıdık şehir etiketleriyle belirtebilir.

Alıştırma

Bu cümledeki yer adları büyük olasılıkla neyi ifade ediyor?

  1. Hapishane binalarının gerçekten bu caddelerde bulunduğunu gösterirler.
  2. Bunlar hapishane alanlarını ünlü şehir yerleriyle karşılaştıran gayriresmî lakaplardır.
  3. Bunlar New York Belediyesi tarafından belirlenen resmî mimari adlardır.
Cevabı göster

Bunlar hapishane alanlarını ünlü şehir yerleriyle karşılaştıran gayriresmî lakaplardır.

At either end was the gun gallery walkway

3:38

Her iki uçta demir parmaklıklarla çevrili

enclosed by bars,

3:40

silah galerisi yürüyüş yolu vardı,

patrolled by armed guards,

3:41

silahlı gardiyanlar devriye geziyordu

who from that vantage point Kelime

3:43

ve o görüş açısından

had a clear shot at the cell blocks. Kalıp ifadeler

3:45

hücre bloklarına net bir atış imkanına sahiplerdi.

Kelime

from that vantage point: açık bir görüş avantajı sağlayan konum

From that vantage point, “gözlem için yararlı veya avantajlı olan o konumdan” anlamına gelir. From konumu belirtir; that ise gardiyanların bulunduğu, parmaklıklarla korunan silahlı nöbetçi galerisi geçidine gönderme yapar. Vantage point sıradan bir konumdan fazlasıdır: kişiye daha net bir görüş veya başka bir pratik avantaj sağlar. Burada gardiyanların korunaklı konumu, hücre bloklarını görmelerini ve engelsiz bir atış hattına sahip olmalarını sağlar. İfade, bir rolün veya deneyimin bir durumu anlamayı kolaylaştırdığı soyut durumlarda da kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede vantage point, yararlı bir görüş sağlayan fiziksel konumu vurgular?

  1. At that point, the parade had already ended.
  2. From her point of view, the parade should have started earlier.
  3. From that vantage point, the photographer could see the whole parade.
Cevabı göster

From that vantage point, the photographer could see the whole parade.

Kalıp ifadeler

Had a clear shot at: engelsiz bir atış hattına sahip olmak

Bu cümlede had a clear shot at gerçek anlamıyla kullanılmıştır: gardiyanların hücre bloklarına doğru önünde engel bulunmayan bir atış hattı vardı; bu nedenle geçitten nişan alıp ateş edebiliyorlardı. Yakındaki gun gallery ve armed guards ifadeleri silahla ilgili anlamı açıkça gösterir. Aktarılabilir kalıp have/had a clear shot at + hedef şeklindedir. Bağlama göre shot ateş etmeyi ya da mecazi olarak önünde engel bulunmayan bir fırsatı ifade edebilir; at ise atışın veya fırsatın yöneldiği hedefi getirir.

Alıştırma

Örnek cümlede had a clear shot at the cell blocks ne anlama geliyor?

  1. Gardiyanların hücre bloklarına girme olasılığı yüksekti.
  2. Gardiyanlar hücre bloklarının fotoğraflarını görebiliyordu.
  3. Gardiyanlar hiçbir engel olmadan hücre bloklarına doğru ateş edebiliyordu.
Cevabı göster

Gardiyanlar hiçbir engel olmadan hücre bloklarına doğru ateş edebiliyordu.

A prisoner named Bernard Coy decided to break that routine

3:47

Bernard Coy adlı bir mahkum bu rutini bozmaya karar verdi

and attempted one of the most brutal attempts to escape the prison

3:50

ve hapishaneden kaçmak için en acımasız girişimlerden birini denedi,

when he hatched up a plan

3:53

Mayıs 1946'da Alcatraz Savaşı ile sonuçlanan

that ended in the Battle of Alcatraz in May 1946. Kültür

3:55

bir plan hazırladığında.

Kültür

Battle of Alcatraz: 1946'daki cezaevi çatışması

Battle of Alcatraz, Mayıs 1946'da Alcatraz Federal Cezaevi'nin içinde gerçekleşen silahlı çatışmanın yerleşik adıdır. Başarısız bir kaçış girişiminden doğmuştur; Battle sözcüğü olayın özel adının bir parçası olduğu için büyük harfle yazılır. Burada Battle, ülkeler arasındaki bir savaş anlamına gelmez. Bu ad, daha sonra değinilen ölümlerin, yaralanmaların ve cezaevi denetiminin yeniden sağlanmasının aynı tarihî olayın parçaları olarak anlaşılmasını sağlar.

Alıştırma

Bu cümlede Battle of Alcatraz ifadesini en iyi hangi açıklama karşılar?

  1. Bir kaçış girişiminden doğan ve 1946'da cezaevi içinde gerçekleşen, özel adı olan silahlı çatışma.
  2. Alcatraz ziyaretçileri arasındaki sıradan bir tartışma.
  3. 1946'da Amerika Birleşik Devletleri ile başka bir ülke arasındaki savaş.
Cevabı göster

Bir kaçış girişiminden doğan ve 1946'da cezaevi içinde gerçekleşen, özel adı olan silahlı çatışma.

Two guards and three inmates were killed

3:59

Kaçış girişiminde iki gardiyan ve üç mahkum öldürüldü

and several were injured in the attempted outbreak.

4:01

ve birçoğu yaralandı.

Kentuckian bank robber Coy,

4:03

Kentucky'li banka soyguncusu Coy,

along with five other inmates,

4:05

diğer beş mahkumla birlikte,

dreamed up the escape plan. Öbek fiiller

4:07

kaçış planını hayal etti.

Öbek fiiller

dreamed up: Bir Fikir veya Plan Tasarlamak

Burada dreamed up, kaçış planını icat etmek veya tasarlamak anlamına gelir. Mahkûmlar planı düşünerek ve hayal güçlerini kullanarak oluşturdular; planı uykularında gördükleri bir rüyada görmediler. Kalıp dream up + fikir, plan, açıklama, mazeret veya zihinde oluşturulan başka bir şey biçimindedir. Sonucun özgün, ayrıntılı veya yaratıcı olduğunu sıklıkla ima eder.

Alıştırma

Cümleyi dream up ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The writers ____ a surprising ending during their meeting.

Cevabı göster

dreamed up

Coy smeared himself in axle grease

4:09

Coy kendine dingil gresi sürdü

and climbed the west end gun gallery.

4:11

ve batı ucundaki silah galerisine tırmandı.

He used some tools crudely fashioned in the prison workshop

4:13

Hapishane atölyesinde kabaca yapılmış bazı aletleri kullanarak

to manipulate the bars open to a width of 10 in,

4:16

parmaklıkları 10 inç genişliğe kadar açtı,

which due to Coy's partial starvation of himself,

4:19

ki Coy'un kendini kısmen aç bırakması nedeniyle

was wide enough to squeeze through.

4:22

bu, aradan sıyrılabilecek kadar genişti.

Coy then took on the first guard Öbek fiiller

4:24

Coy daha sonra ilk gardiyanla karşılaştı

Öbek fiiller

took on: Bir Rakiple Yüzleşmek

Took on the first guard ifadesinde took on, gardiyanla karşı karşıya gelmek veya ona karşı dövüşmek anlamındadır. İnsan belirten first guard nesnesi ve çevredeki fiziksel mücadele, karşı koyma anlamını etkinleştirir. Take on birden fazla anlama sahiptir. Bir meydan okuma bağlamında kişi, takım veya rakiple kullanıldığında çoğunlukla o kişi ya da grupla rakip olarak yüzleşmek anlamına gelir; kastedilen anlamı nesne ve çevredeki olaylar belirler.

Alıştırma

Hangi cümlede take on bir rakiple yüzleşmek veya yarışmak anlamındadır?

  1. The old hall began to take on a festive look.
  2. Leila decided to take on an extra project.
  3. The champion agreed to take on a younger challenger.
Cevabı göster

The champion agreed to take on a younger challenger.

and with brute strength knocked him to the ground Kalıp ifadeler

4:26

ve kaba kuvvetle onu yere serdi,

Kalıp ifadeler

knocked him to the ground: eylem ve sonuç

Bu cümlede knocked him to the ground, Coy'un muhafıza vurduğu veya ona kuvvet uygulayarak düşüp yerde kalmasına neden olduğu anlamına gelir. Him nesnedir; to the ground ise sonucu belirtir. Knock + someone + to the ground kalıbı, eylem ile sonucunu birleştirir. Yalnızca bir yön göstermez; knock eyleminin düşmeye neden olduğunu anlatır.

Alıştırma

Cümleyi knock someone to the ground ifadesinin tam geçmiş zaman biçimiyle ve him kullanarak tamamlayın: The charging dog ____.

Cevabı göster

knocked him to the ground

before strangling him unconscious with his necktie. Dilbilgisi

4:28

kravatıyla onu bayıltana kadar boğmadan önce.

Dilbilgisi

strangling him unconscious: sıfatla kurulan sonuç tamamlayıcısı

Strangling him unconscious ifadesinde him, strangling fiilinin nesnesidir; unconscious ise bu eylemin ortaya çıkardığı durumu anlatan bir sıfattır. Yani muhafız, boğazı sıkıldığı için bilincini kaybeder. Bu, fiil + nesne + sıfat biçimindeki sonuç yapısıdır. Sıfat, nesnenin eylem sonucunda aldığı yeni durumu belirtir; muhafızın eylem başlamadan önce zaten bilinçsiz olduğunu söylemez.

Alıştırma

Hangi cümle, boğma eyleminin muhafızın bilincini kaybetmesine neden olduğunu anlatır?

  1. The attacker strangled the guard unconscious.
  2. The attacker strangled the unconscious guard.
  3. The attacker found the guard unconscious.
Cevabı göster

The attacker strangled the guard unconscious.

He then lowered firearms and riot clubs

4:31

Daha sonra ateşli silahları ve isyan coplarını

to his accomplices below,

4:33

aşağıdaki suç ortaklarına indirdi,

who swiftly took nine unarmed guards hostage. Kalıp ifadeler

4:35

ve onlar silahsız dokuz gardiyanı hızla rehin aldı.

Kalıp ifadeler

took ... hostage: ayrık fiil kalıbı

took nine unarmed guards hostage ifadesindeki took, insanları rehin olarak kullanmak üzere ele geçirme veya alıkoyma eylemini belirtir. Eylemi yapanlar suç ortaklarıdır; yakalanan kişiler ise dokuz gardiyandır. Tekrar kullanılabilen kalıp take + kişi + hostage şeklindedir. Zamana göre take fiilini değiştirin, ancak kişiyi take ile hostage arasına yerleştirin: take her hostage, took the guards hostage, have taken them hostage.

Alıştırma

Cümleyi take ... hostage kalıbının geçmiş zamanıyla tamamlayın: The gunmen ____ Maya ____ during the robbery.

Cevabı göster

took · hostage

However, they were unable to locate the key

4:38

Ancak dinlenme avlusunun anahtarını

to the recreational yard

4:40

bulamadılar

as one of the guards had concealed it

4:41

çünkü gardiyanlardan biri onu

in the toilet of the cell

4:43

rehin tutulduğu hücrenin tuvaletine

he was being held hostage in.

4:44

saklamıştı.

Three other inmates were released from their cells,

4:46

Diğer üç mahkum hücrelerinden serbest bırakıldı,

but by this time the breakout was discovered

4:48

ancak o zamana kadar firar fark edilmiş

and the distress sirens wailed.

4:51

ve acil durum sirenleri çalmıştı.

San Francisco Coast Guard and Marines were alerted,

4:53

San Francisco Sahil Güvenliği ve Deniz Piyadeleri uyarıldı

and together they blocked all of the industry working inmates

4:55

ve hapishanenin içinde

while inside the prison

4:58

bir savaş sürerken

a battle was going on.

5:00

birlikte tüm sanayi işçisi mahkumların yolunu kestiler.

Two inmates were shot dead in the battle

5:01

Savaşta iki mahkum vurularak öldürüldü,

before the guards took back control of the prison. Kalıp ifadeler

5:03

gardiyanlar hapishanenin kontrolünü geri almadan önce.

Kalıp ifadeler

took back control of: kaybedilen kontrolü geri almak

took back control of the prison ifadesindeki back, gardiyanların daha önce kontrole sahip olduğunu, bu kontrolü kaybettiğini ve sonra geri aldığını gösterir. Control of, yeniden kontrol altına alınan yeri veya durumu belirtir. Tekrar kullanılabilen kalıp take back control of + isim şeklindedir. Zamana göre take fiilini değiştirin: take back control of the project, took back control of the building.

Alıştırma

Cümleyi take back control of ifadesinin geçmiş zamanıyla tamamlayın: After isolating the malware, the engineers ____ the network.

Cevabı göster

took back control of

Other escapes were attempted.

5:05

Başka kaçış girişimleri de oldu.

Joseph Bowers was shot and killed climbing a fence in 1936.

5:07

Joseph Bowers 1936'da bir çite tırmanırken vurularak öldürüldü.

Two prisoners escaped the prison in 1937,

5:10

1937'de iki mahkum hapishaneden kaçtı,

but it is generally understood that they died crossing the water, Anlatım akışı

5:13

ancak cesetleri hiçbir zaman bulunamamış olsa da

although their bodies were never discovered.

5:17

suyu geçerken öldükleri genel olarak kabul ediliyor.

Anlatım akışı

it is generally understood that: uzlaşıyı kişisiz biçimde bildirme

Bu cümlede it belirli bir şeyi göstermez. it is generally understood that + yan cümle biçimindeki kişisiz edilgen yapıyı başlatır. Burada understood, anlaşılmış değil, ortak görüş olarak kabul edilmiş demektir. Bu yapı, görüşü kimin taşıdığını belirtmez ve ardından gelen iddiayı geniş ölçüde kabul gören bir sonuç olarak sunar. Temkinli bir tondadır: ölümler olağan sonuç olarak ele alınır, ancak ifade doğrudan kanıt bulunduğunu söylemez.

Alıştırma

Bir sonucu doğrudan kanıt bulunduğunu ileri sürmeden geniş ölçüde kabul edilmiş olarak en iyi hangi yapı sunar?

  1. it is generally understood that — kaynak belirtmeden geniş ölçüde kabul edilen bir görüş sunar
  2. it is known that — iddiayı yerleşmiş bir olgu olarak sunar
  3. one witness said that — iddiayı belirli bir kişiye dayandırır
Cevabı göster

it is generally understood that — kaynak belirtmeden geniş ölçüde kabul edilen bir görüş sunar

In 1962, brothers Clarence and John Anglin

5:19

1962'de, Clarence ve John Anglin kardeşler

and Frank Morris, probably the most famous escapees,

5:22

ve muhtemelen en ünlü kaçaklar olan Frank Morris,

chipped away with spoons at the concrete Öbek fiiller

5:26

hücrelerindeki havalandırma ızgaralarının etrafındaki betonu

around ventilation grates in their cells.

5:28

kaşıklarla yonttular.

Öbek fiiller

chip away ... at: aracı belirten ifade araya girerken kademeli olarak çıkarma

Chip away at something, tekrarlanan hareketlerle bir şeyden küçük parçaları azar azar çıkarmak demektir. Hareket kademelidir; nesnenin tamamını tek darbede kırmak anlamına gelmez. Olağan yapı chip away at + hedef biçimindedir. Burada aracı belirten with spoons, away sözcüğünden sonra eklenmiştir; at ise hâlâ hedef olan concrete sözcüğünü getirir. İfade mecaz olarak da kullanılabilir: tekrarlanan küçük çabalar chip away at a debt, a lead, or someone's confidence anlamını verebilir.

Alıştırma

Küçük miktarları kademeli olarak çıkarmak anlamındaki öbek fiili tamamlayın: The workers used small tools to chip ____ the damaged concrete.

Cevabı göster

away at

They moved through a maintenance area

5:30

Bir bakım alanından geçtiler

and made a raft with life jackets and raincoats.

5:32

ve can yelekleri ve yağmurluklardan bir sal yaptılar.

They avoided being detected in the nightly head count Dilbilgisi

5:34

Yataklarına kağıt hamurundan yapılmış kafalar bırakarak

by leaving papier-mâché heads in their bunks.

5:37

gece sayımlarında tespit edilmekten kurtuldular.

Dilbilgisi

avoided being detected: avoid + edilgen ulaç

Avoided sözcüğünden sonra mastar değil, being detected ulaç yapısı gelir. Being + geçmiş zaman ortacı edilgen bir ulaç oluşturur: üçlü, tespit etme eylemini yapan değil, bu eyleme maruz kalan taraftır. Özne istenmeyen bir eylemin kendisine yapılmasını önlemeye çalıştığında avoid + being + geçmiş zaman ortacı kullanılır. Burada gardiyanların gittiklerini fark etmemesi için bir düzen kurdular.

Alıştırma

Recognize fiilini avoid sonrasında edilgen ulaç olarak kullanın: To protect her identity, she avoided ____ in the photograph.

Cevabı göster

being recognized

They hopped a fence to the bay.

5:39

Körfeze giden bir çiti aştılar.

Again, the trio was considered drowned,

5:41

Yine, bu üçlünün boğulduğu varsayıldı,

yet made famous in the Hollywood film Escape from Alcatraz Kültür

5:43

ancak Clint Eastwood'un başrolde oynadığı

starring Clint Eastwood.

5:47

Hollywood filmi Alcatraz'dan Kaçış ile ün kazandılar.

Kültür

Film adı olarak Escape from Alcatraz

Büyük harflerle yazılan Escape from Alcatraz, Clint Eastwood'un başrolünde olduğu 1979 yapımı bir Hollywood filminin adıdır. Film, üç mahkûmun 1962'de Alcatraz'dan kaçma girişimini dramatize eder. Altyazı, üçlünün nasıl geniş çapta tanındığını açıklamak için filmden söz eder. Bir film bir hikâyeyi popülerleştirebilir, ancak gerçek kişilerin hayatta kaldığını veya güvenli bir yere ulaştığını kanıtlamaz.

Alıştırma

Altyazıda Escape from Alcatraz neyi ifade ediyor?

  1. Kaçışla ilgili bir Hollywood filminin adı
  2. Birine Alcatraz'dan ayrılmasını söyleyen bir emir
  3. Üç adamın kaçıştan sağ çıktığının kanıtı
Cevabı göster

Kaçışla ilgili bir Hollywood filminin adı

Television show MythBusters tested a raft across the same stretch of water

5:48

Televizyon programı MythBusters aynı su yolunda bir salı test etti

and found that the escape was technically possible. Kelime

5:52

ve kaçışın teknik olarak mümkün olduğunu buldu.

Kelime

technically possible ifadesindeki sınırlı iddia

Technically possible ifadesinde technically, possible ile yapılan iddianın kapsamını daraltır. Eylemin ilgili teknik veya fiziksel koşullarda yapılabileceğini belirtir; kolay, güvenli, güvenilir veya muhtemel olduğunu söylemez. Burada test yalnızca yapılabilirlik iddiasını destekler. Tarihî kaçışın gerçekten başarılı olduğunu kanıtlamaz veya kaçaklara ne olduğunu belirlemez.

Alıştırma

Mühendisler “The rescue plan is technically possible.” diyor. Bu söz büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Ucuzdur ve uygulanması kolaydır.
  2. Teknik veya fiziksel koşullarda uygulanabilir, ancak pratikte yine de zor olabilir veya başarı olasılığı düşük olabilir.
  3. Başarılı olması neredeyse kesindir.
Cevabı göster

Teknik veya fiziksel koşullarda uygulanabilir, ancak pratikte yine de zor olabilir veya başarı olasılığı düşük olabilir.

And for those who think swimming the distance to the mainland undoable, Anlatım akışı

5:55

Anakaraya kadar olan mesafeyi yüzmenin imkansız olduğunu düşünenler için,

there's an annual Alcatraz swimming trip

5:59

adanın etrafındaki 3,6 mili

open to all open water swimmers Kalıp ifadeler

6:01

veya adadan anakaraya olan daha kolay 1,25 mili

willing to tackle the 3.6 mi around the island Kelime

6:03

katetmeye istekli tüm açık su yüzücülerine açık,

or the easier 1.25 mi from the island to the mainland.

6:06

yıllık bir Alcatraz yüzme gezisi vardır.

Anlatım akışı

Dinleyici grubuna yönelen bir kalıp olarak For those who think ...

For those who think ... cümlenin başına belirli bir dinleyici grubunu, yani belirtilen görüşü taşıyan kişileri yerleştirir. Burada for, “amacıyla” değil, “yönelik” veya “ilgili” anlamındadır. Bu kalıp okuyucuyu veya dinleyiciyi söz konusu görüşe yönelik bir yanıta hazırlar. Bu yanıt çoğu zaman kanıt, düzeltme, güvence ya da karşı örnektir. Ardından gelen bilgiyi tanınabilir bir itiraza verilmiş cevap olarak düzenler.

Alıştırma

Cümleyi dersteki dinleyici grubuna yönelen dört kelimelik kalıbın aynısıyla tamamlayın: ____ the software is too complicated, there is a five-minute setup guide.

Cevabı göster

For those who think

Kalıp ifadeler

open to all: bir etkinliğin ilgili gruba açık olduğunu belirtmek

open to all ifadesinde open, insanların bir şeye katılabileceği veya onu kullanabileceği anlamına gelir; fiziksel olarak açıkta ya da açık havada olmak anlamına gelmez. Bu ifade, bir etkinliğin yalnızca üyelere veya davetlilere değil, geniş bir gruba açık olduğunu belirtir. Buradaki all, sonraki açıklama olan open water swimmers willing to tackle the route ile sınırlandırılır. Yani ifade kelimenin tam anlamıyla herkesi değil, ilgili gruba dahil olan ve belirtilen koşulu karşılayan bütün yüzücüleri anlatır.

Alıştırma

Toplum atölyesi, temel güvenlik şartını karşılayan herkesin katılımına açıktır. Geniş erişimi anlatmak için cümleyi hangi seçenek en iyi tamamlar? The workshop is ______ anyone who meets the basic safety requirement.

  1. limited to members
  2. open to all
  3. closed to the public
Cevabı göster

open to all

Kelime

willing to tackle: zor bir mücadeleyi üstlenmeye hazır olmayı belirtmek

Burada tackle, zor bir görevi, sorunu veya mücadeleyi üstlenmek ve onunla aktif biçimde ilgilenmek anlamına gelen bir fiildir. Willing to tackle, çaba göstermeye ve bunu üstlenmeye istekli olmayı anlatır; kişinin görevi zaten tamamladığını söylemez. Bu cümlede yüzme parkuru ciddi bir mücadele olarak görülür. Yüzücüler bunu denemeye hazırdır; tackle burada mecazi anlamdadır, sporda birini yere indirmek anlamında değildir.

Alıştırma

Bir kişinin zor bir görevi üstlenmeye hazır olduğunu, ancak görevi zaten tamamladığını söylemeyen cümleyi seçin.

  1. After reviewing the plan, Nina is unable to tackle the difficult repair.
  2. After reviewing the plan, Nina has tackled the difficult repair.
  3. After reviewing the plan, Nina is willing to tackle the difficult repair.
Cevabı göster

After reviewing the plan, Nina is willing to tackle the difficult repair.

So, what do you think?

6:10

Peki, siz ne düşünüyorsunuz?

Would you be able to handle conditions in a state prison?

6:11

Bir eyalet hapishanesinin koşullarıyla başa çıkabilir miydiniz?

Or would you make a break for it and Deyimler

6:14

Yoksa kaçmayı göze alıp

swim from the island to the mainland?

6:15

adadan anakaraya yüzer miydiniz?

Deyimler

make a break for it: fırsatını bulup aniden kaçmaya çalışmak

Make a break for it, genellikle bir fırsat çıktığında hızla harekete geçip aniden kaçmaya çalışmak demektir. Burada hapishaneden kaçıp ana karaya ulaşmaya çalışma durumu hayal ediliyor. Bu kalıplaşmış deyimde it belirli bir şeyi göstermez. make, break, for ve it sözcüklerini tek tek çevirmek yerine tüm ifadeyi tek bir kalıp olarak öğrenin.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki deyimin aynısıyla tamamlayın: When the security door opened, the suspect decided to ____ before anyone could stop him.

Cevabı göster

make a break for it

Perhaps you've been to the island before.

6:17

Belki de daha önce adaya gitmişsinizdir.

Please enter your comments in the comments section below

6:19

Lütfen yorumlarınızı aşağıdaki yorumlar bölümüne girin

and join in the discussion.

6:22

ve tartışmaya katılın.

Also, be sure to watch our other video called

6:23

Ayrıca, Kleopatra ve diğer firavunlar ne kadar zengindi

How Rich was Cleopatra and the other pharaohs.

6:25

adlı diğer videomuzu izlediğinizden emin olun.

Thanks for watching,

6:28

İzlediğiniz için teşekkürler,

and as always,

6:29

ve her zamanki gibi,

don't forget to like, share, and subscribe.

6:30

beğenmeyi, paylaşmayı ve abone olmayı unutmayın.

See you next time.

6:32

Bir dahaki sefere görüşmek üzere.