Houdini Nasıl ÖLDÜ (Ağır Çekimde) - Smarter Every Day 108: İngilizce çalışma notları
SmarterEveryDay
Video Özeti: Destin, hazırlıksız bir yumruğu, peritoniti, geciken ameliyatı ve tıbbi iletişimi ağır çekim ve bir cerrah aracılığıyla Houdini'nin ölümüyle ilişkilendiriyor. Başlıca İngilizce Öğrenme Noktaları: 1. did him in. - Deyimsel Fiiller: Bu gündelik ifade, do ve in ayrı çevrilmeden, bir şeyin birini sonunda yenmesi veya ölümüne yol açması demektir. 2. bedside manner. - Sözcük Anlamı ve Dil Düzeyi: Sağlık çalışanının hastayla konuşma ve onu rahatlatma biçimini anlatan tıbbi terimi ve bunun tedavi kabulüne etkisini öğrenin. 3. caught off guard - Deyimler ve Mecazlı İfadeler: Şaşıran ve hazırlıksız kalan biri için kullanın; darbe öncesinde vücudu sıkmaya zaman kalmamasıyla ilişkilendirin.
Bu derste
So, did you realize that Harry Houdini was the first person to fly an airplane in Australia? Dilbilgisi
0:02Peki, Harry Houdini'nin Avustralya'da uçak kullanan ilk kişi olduğunu biliyor muydunuz?
the first person to fly: bir başarıyı ilk gerçekleştiren kişiyi belirtmek
the first person to fly ifadesinde first, person sözcüğünü niteler; to fly ise başarılan eylemi belirten bir mastar öbeğidir. İfadenin tamamı, ilgili kapsam içinde bu eylemi herkesten önce yapan kişiyi belirtir. Bu cümlede kapsam Avustralya'dır. Aktarılabilir kalıp the first + kişi veya rol + to + fiilin yalın hâli biçimindedir: the first scientist to discover it, the first guest to arrive. “İlk” sözcüğünün tam olarak neyi ifade ettiğini kapsam belirler.
Alıştırma
Cümleyi the first person to + fiilin yalın hâli kalıbıyla tamamlayın: In our club, Nia was ____ win the regional prize.
Cevabı göster
the first person to
I didn't either: either ile olumsuz ifadeye katılma
I didn't either ifadesinde didn't, bağlamdan zaten anlaşılan geçmiş zamanlı bir fiil öbeğinin yerine geçer; either ise aynı olumsuz durumun konuşan kişi için de geçerli olduğunu gösterir. Bu bağlamda “Ben de bunu bilmiyordum veya fark etmemiştim” anlamındadır. Aktarılabilir kalıp özne + olumsuz yardımcı fiil + either biçimindedir. Yardımcı fiili önceki cümleye uydurun: I can't either, I haven't either veya I wasn't either.
Alıştırma
Bir arkadaşınız “I didn't hear the announcement.” diyor. Hangi yanıt bu olumsuz ifadeye doğal biçimde katılır?
- Neither I did.
- I did too.
- I didn't either.
- I didn't too.
Cevabı göster
I didn't either.
because he lived it out daily cheating death in front of thousands of people. Deyimler
0:09çünkü her gün binlerce insanın önünde ölümü aldatarak yaşıyordu.
cheating death: ölümden dönmek
Cheating death, insanı öldürebilecek bir tehlikeden sağ çıkmak anlamına gelen bir deyimdir. Ölümü, girişimi boşa çıkarılmış bir rakipmiş gibi gösterir. Bu cümlede Houdini’nin halka açık gösteriler sırasında hayati tehlike taşıyan durumlardan tekrar tekrar kurtulmasını anlatır. İfade hem gerçek tehlikeyi hem de onun defalarca hayatta kalmasını vurgular; gerçek veya hukuki anlamda hile yapmak demek değildir.
Alıştırma
Bu cümlede cheating death ne anlama gelir?
- Eğlenmek için kendini tehlikeye atmayı seçmek
- Seni öldürebilecek durumlardan tekrar tekrar sağ çıkmak
- Biri öldükten sonra gizlice bir kuralı çiğnemek
Cevabı göster
Seni öldürebilecek durumlardan tekrar tekrar sağ çıkmak
So, this is convenient because Harry Houdini was Jewish,
0:19Bu durum oldukça uygun çünkü Harry Houdini Yahudi'ydi
if you're going to honor the dead to go and lay a rock on top of their tombstone. Kültür
0:24ölüleri onurlandırmak istiyorsanız gidip mezar taşlarının üzerine bir taş koyarsınız.
lay a rock on top of their tombstone: mezar taşlarının üzerine bir taş koymak
To lay a rock on top of a tombstone, mezar işaretinin üst yüzeyine küçük bir taş koymak demektir. Yapı lay + nesne + yer biçimindedir: lay a rock on top of the tombstone. Bu cümlede konuşmacı, Yahudilikteki bir yas geleneğini açıklıyor. Bir taş bırakmak, birinin mezarı ziyaret ettiğini ve ölen kişiyi hatırladığını gösterebilir. Burada lay, koymak anlamına gelir ve to go and lay yapısında to ile bağlantılı olduğu için yalın hâlde kalır.
Alıştırma
Hangi cümlede lay, bir nesneyi koymak anlamında doğru kullanılmıştır?
- Visitors lie flowers beside the memorial.
- Visitors lay flowers beside the memorial.
- Visitors lay beside the memorial.
Cevabı göster
Visitors lay flowers beside the memorial.
Ortak bir öneri için Why don't we ...?
Why don't we + fiilin yalın hâli...? biçim olarak bir sorudur, ancak burada konuşan kişiyle dinleyenin birlikte yapacağı bir eylemi dostça önerir. “That”, daha önce konuşulmuş ortak eylemi belirtir. Bunu bir neden talebi olarak değil, “Hadi bunu yapalım” anlamında okuyun. İş birliğine dayalı bağlam ve sıcak bir ton, öneri anlamını açık hâle getirir.
Alıştırma
Dostça bir ortak öneriyi Why don't we...? kalıbıyla tamamlayın: ____ take a short break?
Cevabı göster
Why don't we
and I'll explain to you how Harry Houdini died.
0:32ve size Harry Houdini'nin nasıl öldüğünü anlatacağım.
He became famous by putting himself in seemingly impossible situations,
0:37Kendini görünüşte imkansız durumlara sokarak ünlendi,
and then he would miraculously appear as though he had just cheated death. Dilbilgisi
0:40ve sonra mucizevi bir şekilde ölümden dönmüş gibi ortaya çıkardı.
Doğrulanmamış bir izlenim için appear as though + cümlecik
Appear as though + cümlecik, “... gibi görünmek” anlamına gelir. Birinin ya da bir şeyin gerçekten öyle olduğunu doğrulamak yerine, verdiği izlenimi anlatır. Bu cümlede adam ölümden henüz kurtulmuş gibi görünür; ifade, gösterinin yarattığı etkiyi betimler. as though sonrasındaki cümleciğin kendi öznesi ve zamanı olabilir.
Alıştırma
Cümleyi appear as though ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: From the street, it ____ everyone had gone home.
Cevabı göster
appeared as though
So, what put him in the ground here in New York? Deyimler
0:44Peki, onu burada, New York'ta toprağa veren şey neydi?
Put Him in the Ground: ölüm nedenini sormak
Bu soruda what put him in the ground, “ölümüne ne sebep oldu?” anlamına gelir. Özne olan what, nedeni sorar. Put him in the ground, onun ölüp gömülmüş olması sonucunu anlatır; bedeninin fiziksel olarak mezara indirilmesi eylemini sormaz. Bu ifade, gömülmeyi ölümün canlı ve çarpıcı bir görüntüsü olarak kullanır. Ölmüş biri hakkında sorulduğunda hangi hastalığın, yaralanmanın veya olayın ölüme yol açtığını dolaylı biçimde sorabilir.
Alıştırma
Bir mezarın başında biri “What put him in the ground?” diye soruyor. Ne öğrenmek istiyor?
- Mezarı kim kazıp doldurdu?
- Neden New York’a gömüldü?
- Ölümüne ne sebep oldu?
Cevabı göster
Ölümüne ne sebep oldu?
Houdini often did tricks that involved being chained up underwater. Öbek fiiller
0:48Houdini genellikle su altında zincirlenmeyi içeren numaralar yapardı.
Chained Up: zincirlerle kısıtlanmış
Chained up, hareket etmeyi veya kaçmayı zorlaştıracak biçimde zincirlerle sıkıca bağlanmış ya da kısıtlanmış olmak demektir. Burada chain up öbek fiilinin geçmiş zaman ortacıdır ve edilgen bir yapı kurmak için being sözcüğünden sonra kullanılır. Up parçacığı yukarı doğru hareketi anlatmaz. Tamamen sabitlenmiş olma anlamını ekler; bu nedenle being chained up underwater, numaraların içerdiği tehlikeli bir durumu, yani su altında zincirlenmiş olmayı belirtir.
Alıştırma
Cümleyi “zincirlerle sıkıca bağlanmış” anlamındaki öbek fiille tamamlayın: Before the escape act began, the performer was ____.
Cevabı göster
chained up
His most famous trick was called the Chinese Water Torture Trick.
0:51En ünlü numarası Çin Su İşkencesi Numarası olarak adlandırılırdı.
I thought that he had drowned when this trick went horribly wrong, Kalıp ifadeler
0:55bu numara korkunç bir şekilde ters gittiğinde boğulduğunu düşünmüştüm,
went horribly wrong: çok ciddi biçimde ters gitmek
went horribly wrong ifadesinde went, go fiilinin geçmiş zaman biçimidir. something goes wrong kalıbı; bir olayın, planın veya sürecin beklendiği gibi gerçekleşmek yerine kötü geliştiğini ya da başarısız olduğunu anlatır. horribly, başarısızlığın yalnızca rahatsız edici değil, son derece ciddi olduğunu vurgular. Buradaki wrong, numaranın nasıl geliştiğini anlatır; bir kişinin ahlaken yanlış davrandığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki ‘çok ciddi bir şekilde başarısız oldu’ anlamına gelen üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: The safety test ____, so the engineers stopped the launch.
Cevabı göster
went horribly wrong
it was only a punch to the gut that did him in. Öbek fiiller
0:59onu öldüren sadece midesine aldığı bir yumruktu.
in actuality: gerçeğe dayalı bir düzeltme sunmak
In actuality, daha önce bir inançtan veya izlenimden söz edildikten sonra gerçek olguyu sunar. Burada bir düzeltmeye işaret eder: Gerçekte olanlar, konuşanın ilk düşündüğünden farklıdır. Söylem belirleyicisi olarak in actuality, görünüş veya inanç ile gerçeklik arasındaki karşıtlığı düzenler. Anlamı actually sözcüğüne yakındır, ancak genellikle daha resmî ve bilinçli seçilmiş gibi duyulur.
Alıştırma
Cümleyi gerçek durumu sunan iki kelimelik resmî belirleyiciyle tamamlayın: Everyone assumed the old bridge was unsafe. ____, it had passed every inspection.
Cevabı göster
In actuality
did him in: ölüme neden olmayı anlatan gündelik bir öbek fiil
Bu cümlede did him in, “ölümüne neden oldu” veya “onu öldürdü” anlamına gelir. Sonunda ölüme yol açan zararlı olayı anlatır; do ve in sözcüklerinin ayrı ayrı gerçek anlamlarıyla yorumlanmaz. Kalıp do + kişi + in şeklindedir. Nesne bir zamirse do him in ve did her in örneklerinde olduğu gibi fiil ile parçacığın arasına gelir. Aynı öbek fiil başka bağlamlarda “birini bitkin düşürmek” anlamına da gelebilir; hangi anlamın kastedildiğini bağlamdaki sonuç gösterir.
Alıştırma
Cümleyi “ölümüne neden oldu” anlamındaki geçmiş zamanlı do ... in öbek fiiliyle tamamlayın: In the mystery novel, the poison eventually ____.
Cevabı göster
did him in
Houdini was famous for being able to take a punch, Kalıp ifadeler
1:01Houdini yumruk yemeye dayanıklı olmasıyla ünlüydü,
take a punch: bir yumruğu almak ve ona dayanmak
take a punch ifadesinde take, bir şeyi taşımak değil, darbeyi almak ve ona dayanmak anlamına gelir. İfade, birinin yumruk yedikten sonra darbeyi karşılayabilmesini ve çoğu zaman hemen düşmeden veya durmadan devam edebilmesini anlatır. Bu kalıp dövüş dışındaki durumlara da aktarılabilir. Birinin can take a punch olması, mecazen eleştiriyle, baskıyla veya bir aksilikle başa çıkabildiği anlamına gelebilir.
Alıştırma
Hangi ifade bir darbeyi almak ve ona dayanmak anlamına gelir?
- throw a punch
- take a punch
- land a punch
Cevabı göster
take a punch
while he was laying on a couch backstage in Montreal,
1:06Montreal'de kuliste bir kanepede yatarken,
a man punched him several times before he had a chance to brace himself. Kalıp ifadeler
1:09bir adam kendini hazırlamasına fırsat bulamadan ona birkaç kez yumruk attı.
brace himself: darbeye karşı vücudunu hazırlamak
Brace himself ifadesinde brace, bir darbeye veya ani bir kuvvete dayanabilmek için vücudu kasıp sabitlemek anlamına gelir. Himself o adamı tekrar işaret eder; yani kişi bu hareketi kendi vücuduna yönelik yapar. Kalıp brace oneself şeklindedir ve dönüşlülük zamiri kişiye göre brace myself, brace yourself, brace herself gibi değişir. Brace yourself for bad news örneğinde olduğu gibi, hoş olmayan bir şeye zihinsel olarak hazırlanmak anlamında da kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi brace oneself ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: When Leo saw the ball flying toward him, he ____ for the impact.
Cevabı göster
braced himself
he died on Halloween from something called peritonitis. Kelime
1:13Cadılar Bayramı'nda peritonit denen bir şeyden öldü.
According to his death certificate: ölüm belgesine göre
Baştaki According to his death certificate ifadesi, iddiayı vermeden önce bilgi kaynağını belirtir. Ölüm belgesi resmî bir kayıttır; bu nedenle cümle ölüm nedenini konuşanın kendi sonucu olarak değil, o belgede kayıtlı bilgi olarak sunar. Başka durumlara aktarılabilen kalıp according to + kaynak şeklindedir. Bu kalıbı cümlenin başına getirip ardından virgül koymak, belirtilen kaynakla o kaynağa dayanan açıklamayı ayırarak bilgiyi düzenler.
Alıştırma
Hangi cümle varış saatini resmî bir kaynaktan alınmış bilgi olarak sunar?
- According to me, the last train leaves at 11:30.
- In my opinion, the last train leaves at 11:30.
- According to the station notice, the last train leaves at 11:30.
Cevabı göster
According to the station notice, the last train leaves at 11:30.
peritonitis: karın iç zarının iltihaplanması
Bu cümlede peritonitis, karın içindeki ince zar olan ve birçok karın organını örten peritonun iltihaplanması için kullanılan tıbbi terimdir. Genel bir karın ağrısını değil, belirli ve yaşamı tehdit edebilecek bir hastalığı adlandırır. Apandisit farklı bir hastalıktır; ancak apandisin patlaması peritonite yol açabilir.
Alıştırma
Hangi açıklama peritonitis ile eşleşir?
- Mide bölgesindeki herhangi bir sıradan ağrı
- Yalnızca apandisle sınırlı iltihaplanma
- Karnın içini örten zarın iltihaplanması
Cevabı göster
Karnın içini örten zarın iltihaplanması
So, how could a punch in the stomach lead to Houdini's death when he had done it before?
1:17Peki, daha önce de yaptığı bir şeyken midesine atılan bir yumruk nasıl Houdini'nin ölümüne yol açabilirdi?
We're going to meet a surgeon that I've known for a long time. Dilbilgisi
1:24Uzun zamandır tanıdığım bir cerrahla buluşacağız.
I've known ... for a long time: şimdiye kadar devam eden bir ilişki
I've known ... for a long time ifadesinde I've known, know fiilinin present perfect biçimidir: have + known. İlişkinin geçmişte başladığını ve konuşma anında hâlâ sürdüğünü gösterir. That I've known for a long time ilgi cümleciği a surgeon ifadesini niteler ve that, known fiilinin nesnesidir. Şimdiye kadar devam eden bir durum için kullanılabilecek kalıp have/has + fiilin üçüncü hâli + for + süre şeklindedir.
Alıştırma
know fiilinin present perfect biçimini kullanın. Arkadaşlık on yıl önce başladı ve hâlâ sürüyor: I ____ Elena for ten years.
Cevabı göster
have known
He's known for his steady hand and his good bedside manner. Kelime
1:27Sabit eli ve iyi hasta iletişimiyle tanınır.
bedside manner: sağlık çalışanının hastaya yaklaşımı
Bedside manner, bir doktorun, hemşirenin veya başka bir sağlık çalışanının hastalarla nasıl iletişim kurduğunu ve onlara nasıl davrandığını anlatır. Dinlemeyi, açıkça açıklama yapmayı, empati göstermeyi ve hastanın rahatlamasına yardımcı olmayı kapsar. Bu cümlede good bedside manner, steady hand özelliğinden ayrı bir güçlü yöndür: doktor yalnızca tıbbi işlemlerde becerikli değil, hastalarla iletişimde de iyidir. Bu ifade yalnızca yatağın yanında kibar olmayı değil, genel klinik iletişim tarzını anlatır.
Alıştırma
Good bedside manner sahibi bir doktoru en iyi hangi tanım anlatır?
- Açıkça açıklama yapan, dinleyen ve hastaların rahat hissetmesine yardımcı olan biri
- Hastanedeki her yatağın yanındaki alanı düzenli tutan biri
- İşlemleri hızlı yapan ama hastalarla hiç konuşmayan biri
Cevabı göster
Açıkça açıklama yapan, dinleyen ve hastaların rahat hissetmesine yardımcı olan biri
Long time no see: «Uzun zamandır görüşmedik»
Long time no see, “Seni uzun zamandır görmedim” anlamına gelen kalıplaşmış ve samimi bir selamlaşma ifadesidir. İnsanlar bu sözü, tanıdıkları biriyle uzun sayılabilecek bir aradan sonra karşılaştıklarında söyler. İfadenin tamamını sabit bir kalıp olarak öğrenin. Sözcük dizilişi modern standart İngilizce dil bilgisine uymaz; bu nedenle yapısını kopyalayarak yeni cümleler üretmek yerine ifadeyi bir bütün olarak kullanın.
Alıştırma
İki yıldır görmediğiniz bir arkadaşınızla karşılaşıyorsunuz. Kalıplaşmış samimi selamlaşmayı tamamlayın: Long time no ____!
Cevabı göster
see
“How you been?” sorusunun gündelik kısaltılmış biçimi
How you been?, How have you been? sorusunun gündelik konuşmada kullanılan kısaltılmış biçimidir. Özne olan you kalır, ancak yardımcı fiil have atılır. Son konuşmanızdan bugüne kadar kişinin nasıl olduğunu ve hayatının nasıl gittiğini sorar. Uzun süre sonra karşılaşınca hâl hatır sormak için kullanılır; geçmişte tamamlanmış tek bir olayı sormaz.
Alıştırma
Kısaltılmış “How you been?” sorusunun en doğal kullanıldığı durum hangisidir?
- Yeni bir müşteriye gönderilen ilk resmî e-postada “How you been?” yazmak.
- Dün tamamlanmış tek bir olayı sormak için “How you been?” kullanmak.
- Birkaç ay görüşmediğiniz yakın bir arkadaşınıza “How you been?” demek.
Cevabı göster
Birkaç ay görüşmediğiniz yakın bir arkadaşınıza “How you been?” demek.
“fattened you up” ifadesinin anlamı ve söz dizimi
fattened you up ifadesindeki fatten someone up, çoğunlukla bol bol besleyerek birinin kilo almasını sağlamak demektir. Burada fattened, She’s sözcüğünden sonra gelen geçmiş zaman ortacıdır ve She’s bu cümlede She has anlamına gelir. Bu öbek fiil ayrılabilir. Nesne bir zamir olduğunda zamiri fattened ile up arasına koymak gerekir: fattened you up denir, fattened up you denmez. Bu cümlede bedenle ilgili yorum, tarafsız bir tıbbi ifade değil, birbirini tanıyan kişiler arasındaki takılma olarak söylenmiştir.
Alıştırma
fatten ... up ifadesini geçmiş zamanda kullanın ve zamiri doğru konuma yerleştirin: The foster family ____ before the underweight puppy was adopted.
Cevabı göster
fattened it up
Okay, so clearly I've known Dr. Gilbert for a long time.
1:40Tamam, Dr. Gilbert'ı uzun zamandır tanıdığım çok açık.
So, uh I've asked you to tell me about Houdini's death,
1:43Yani, ıh, senden bana Houdini'nin ölümünden bahsetmeni istedim,
Varsayım kuran let's say + cümlecik
Let's say, konuşmacının başlangıç noktası olarak kullanmak istediği hayalî bir durum ortaya koyar. Ardından gelen he got punched in the guts cümleciği, gerçekten yaşandığı ileri sürülen bir olay değil, değerlendirilmek üzere sunulan bir örnektir. Burada ifade açıklamayı düzenler: önce koşul belirlenir, ardından ne olacağı veya birinin ne yapacağı tartışılır. Bu kullanımda anlamı kabaca suppose ya da imagine gibidir; herkese bu sözleri söylemeyi önermez.
Alıştırma
Let's say the meeting runs late. How will we get home? cümlesinde let's say ne işe yarar?
- Olayın kesinlikle gerçekleştiğini bildirir.
- Herkesten aynı sözleri tekrarlamasını ister.
- Tartışmak üzere varsayımsal bir durum kurar.
Cevabı göster
Tartışmak üzere varsayımsal bir durum kurar.
consented to surgery: consent to ile resmî izin
he's already consented to surgery cümlesinde consented to surgery, ameliyat için resmî olarak izin verdiği anlamına gelir. Bu ifade yalnızca istekli olmayı veya doktorun tıbbi bir öneride bulunmasını değil, kişinin izin vermesini anlatır. Consent, bir işlemden veya şeyden önce normalde to alır: consent to surgery. Ardından bir eylem geldiğinde consent to + -ing yapısı kullanılır; örneğin consent to sharing the records. consent surgery denmez.
Alıştırma
Bu resmî tıp cümlesini consent fiilini doğru yapıda kullanarak tamamlayın: The patient has already ____.
Cevabı göster
consented to surgery
We have to examine him. say you do have peritonitis.
2:05Onu muayene etmeliyiz. Diyelim ki peritonitiniz var.
but appendicitis typically doesn't happen because of trauma.
2:15ancak apandisit genellikle travma nedeniyle oluşmaz.
It would have been a serendipitous occasion after the trauma.
2:18Travmadan sonra tesadüfi bir durum olurdu.
What he might very well have had is a rupture of his intestine. Dilbilgisi
2:23Çok muhtemel olarak yaşadığı şey bağırsağının yırtılmasıydı.
might very well have had: geçmişe ilişkin güçlü bir olasılık çıkarımı
might very well have had yapısında might belirsizlik bildirir, have had olası durumu geçmişe yerleştirir ve very well olasılığı güçlendirir. İfade bir bütün olarak bağırsak yırtılmasının oldukça olası görüldüğünü, ancak doğrulanmadığını anlatır. Buradaki very well, konuşanın olasılık değerlendirmesini niteler. Bir şeye becerikli ya da başarılı biçimde sahip olmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi might, very well ve have fiilinin perfect biçimiyle tamamlayın: Based on the symptoms, he ____ a reaction to the medicine.
Cevabı göster
might very well have had
tense up: kasları germek
Tense up, bedeni ya da bir kas grubunu sıkıp gergin hâle getirmek demektir. Bu cümlede kişi, bir darbeye hazırlanmak için kaslarını bilinçli olarak sıkıyor. My shoulders tense up örneğindeki gibi nesnesiz ya da tense up your stomach örneğindeki gibi bir vücut bölümünü nesne alarak kullanılabilir. Up, phrasal verbün parçasıdır; yukarı doğru hareket bildirmez.
Alıştırma
Cümleyi tense fiilinden oluşan phrasal verb ile tamamlayın: Before the impact, the athlete began to ____ her abdominal muscles.
Cevabı göster
tense up
and they are absorbing almost all of the energy of the punch, Kalıp ifadeler
2:34ve yumruğun enerjisinin neredeyse tamamını emecekler,
absorbing almost all of the energy: enerjinin neredeyse tamamını emmek
Bu cümlede absorbing energy, yumruğun aktardığı enerjiyi içine alıp dağıtmak ve böylece daha hassas dokulara doğrudan ulaşan miktarı azaltmak anlamına gelir. Buradaki absorb fiziksel anlamdadır; bilgi öğrenmek veya sıvı emmek anlamında değildir. Almost all, neredeyse tamamı demektir; ancak mutlak olarak hepsi anlamına gelmez. are absorbing biçimi, gerilmiş kasların darbe sırasında bu işlevi yerine getirdiğini gösterir.
Alıştırma
Cümleyi hedef eşdizimle tamamlayın: The foam pads ____ when the helmet hits the ground.
Cevabı göster
absorb energy
and your internal organs are seeing much less of that energy.
2:38ve iç organlarınız bu enerjinin çok daha azına maruz kalacak.
So, it's like distributing that load around your abdomen.
2:42Yani bu yükü karnınızın etrafına dağıtmak gibi bir şey.
Now, if he's caught off guard by somebody who really knows how to throw a punch Notlar
2:46Şimdi, eğer gerçekten yumruk atmayı bilen biri tarafından hazırlıksız yakalanırsa
caught off guard: hazırlıksız yakalanmak
Caught off guard, tepki vermeye hazır olmadığınız bir anda şaşırmak veya hazırlıksız yakalanmak demektir. Burada yumruk gelmeden önce vücudunu kasıp darbeye hazırlanacak zamanı yoktur. Guard bir güvenlik görevlisini değil, tetikte ve hazır olma durumunu ifade eder. Bu ifade genellikle be caught off guard veya get caught off guard biçiminde kullanılır. Etken bir cümlede bir kişi, soru veya olay catch someone off guard yapısını kullanabilir.
Alıştırma
Hangi cümle, beklenmedik bir sorunun Maya’yı hazırlanma fırsatı bulamadan şaşırttığı anlamına gelir?
- The unexpected question caught Maya off guard.
- Maya let her guard down when the interview became friendly.
- Maya stood guard outside the interview room.
Cevabı göster
The unexpected question caught Maya off guard.
Throw a punch: yumruk atmayı anlatan doğal sözcük birlikteliği
Bu cümlede throw a punch, yumrukla vurma hareketi yapmak, yani yumruk atmak anlamına gelir. Throw, öne doğru yapılan vurma hareketini anlatır; punch ise atılan fiziksel bir nesneyi değil, bir yumruk darbesini ifade eder. Bu, boks, kavga ve teknik gösterilerde kullanılan yaygın bir fiil–isim birlikteliğidir. Yumruk atma girişimini anlatır ancak yumruğun isabet edip etmediğini tek başına belirtmez.
Alıştırma
'Yumrukla vurmak' anlamındaki doğal birlikteliği tamamlayın: During the argument, he shouted, but he did not ____.
Cevabı göster
throw a punch
I was trying to figure out how to transition to it,
2:58Buna nasıl geçiş yapacağımı bulmaya çalışıyordum,
but you kind of alluded to the fact that I don't know how to throw a punch. Kalıp ifadeler
3:00ama sen benim nasıl yumruk atacağımı bilmediğimi ima ettin.
Alluded to the fact that: tam bir iddiaya dolaylı olarak değinmek
Alluded to the fact that, bir düşünceyi açıkça söylemek yerine ona dolaylı olarak değinildiği anlamına gelir. That'ten sonraki yan cümle, ima edilen gerçeğin veya yargının tamamını verir. Burada kind of, iddiayı daha da yumuşatarak doğrudan bir suçlama yerine hafif ve kısmen şakacı bir gözlem gibi duyulmasını sağlar. Yeniden kullanılabilen kalıp allude to + isim veya düşüncedir. İma edilen içerik tam bir ifadeyse allude to the fact that + yan cümle kullanılır.
Alıştırma
'Gerçeğe dolaylı olarak değindi' anlamındaki tam ifadeyle cümleyi tamamlayın: The report ____ several safety checks had been skipped, but it never said this directly.
Cevabı göster
alluded to the fact that
I wasn't saying that: bir yorumu düzeltmek
I wasn't saying that, başka birinin konuşmacının sözlerine az önce yüklediği anlamı reddeder. Buradaki saying yalnızca söylenen kelimeleri değil, aktarılmak istenen düşünceyi veya mesajı belirtir; bu yüzden konuşmacı ilgili bazı gerçekleri yine de kabul edebilir. Geçmiş zamanda süreklilik bildiren wasn't saying, az önceki konuşmaya dönerek konuşmacının niyetini açıklar. Konuşmacının anlatmak istediği noktanın bu olmadığını gösterip dinleyicinin çıkarımını dolaylı biçimde düzeltir.
Alıştırma
Bir iş arkadaşınız ‘So you're saying the plan is hopeless.’ diyor. Bunun anlatmak istediğiniz şey olmadığını açıklamak istiyorsunuz. En uygun yanıt hangisidir?
- I won't say that.
- I wasn't saying that.
- I didn't say anything.
Cevabı göster
I wasn't saying that.
about to hit içindeki be about to + fiil
Be about to + fiilin yalın hâli, bir eylemin neredeyse hemen gerçekleşmesinin beklendiğini belirtir. Bu cümlede He's, he is ifadesini içerir ve hit fiilin yalın hâlidir; dolayısıyla about to hit, vurma eylemini yalnızca birkaç an uzakta gösterir. Burada about sabit yapının bir parçasıdır; yaklaşık anlamına gelmez.
Alıştırma
be about to ve ring fiiliyle cümleyi tamamlayın: The phone ____.
Cevabı göster
is about to ring
he's that like sexy guy you always see in the sidebar
3:11o, kenar çubuğunda her zaman gördüğünüz seksi adam gibi
that really irritates people like me cuz I don't look like that.
3:13benim gibi insanları gerçekten sinir eden çünkü ben öyle görünmüyorum.
Now, watch Mike's muscles absorb this punch at 3200 frames per second.
3:25Şimdi Mike'ın kaslarının bu yumruğu saniyede 3200 kare ile emmesini izleyin.
socked me: “bana sertçe vurdu” demenin gündelik yolu
Burada socked, gündelik dilde kullanılan sock fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve genellikle yumrukla “sertçe vurmak” anlamına gelir. Socked me, birinin konuşan kişiye vurduğunu belirtir; giysi olan çorapla ilgisi yoktur. Kalıp sock + kişi şeklindedir. Darbenin nereye geldiğini göstermek için bir vücut bölgesi de eklenebilir: sock someone in the stomach.
Alıştırma
Altyazıdaki socked me ifadesine en uygun anlam hangisidir?
- Biri yanımda yavaşça yürüdü.
- Biri ayaklarıma çorap giydirdi.
- Biri bana sertçe, muhtemelen yumrukla vurdu.
Cevabı göster
Biri bana sertçe, muhtemelen yumrukla vurdu.
in slow-mo: bir şeyi ağır çekimde izlemek
Slow-mo, slow motion ifadesinin gündelik dilde kullanılan kısaltılmış biçimidir. In slow-mo, hızlı ayrıntıların daha kolay görülmesi için görüntünün düşük oynatma hızında gösterildiği veya izlendiği anlamına gelir. Burada in, sunum biçimini belirtir. Bu ifade bir kamerayı ya da başka bir ekipmanı değil, görüntünün nasıl izlendiğini anlatır.
Alıştırma
Cümleyi in slow motion ifadesinin gündelik biçimiyle tamamlayın: Let's watch the goal ____.
Cevabı göster
in slow-mo
And now we're about to watch your boobs bounce, right?
4:05Ve şimdi göğüslerinin zıplamasını izleyeceğiz, değil mi?
Okay, before you go watch Mike's boobs bounce,
4:11Tamam, Mike'ın göğüslerinin zıplamasını izlemeye gitmeden önce,
and before you see Dr. Gilbert teach me how to throw a punch,
4:15ve Dr. Gilbert'ın bana nasıl yumruk atılacağını öğrettiğini görmeden önce,
which was instrumental in making this video. Kelime
4:18çünkü bu videonun yapımında önemli rol oynadı.
“instrumental in”: kilit rol oynamak
Bu cümlede instrumental in, “bir şeyin gerçekleşmesinde kilit rol oynamak” anlamına gelir. Kitap, videonun hazırlanmasını mümkün kılan önemli yardım veya bilgiler sağlamıştır; buradaki instrumental müzikle ilgili değildir. Yapı be instrumental in + isim veya -ing biçimidir. Buradaki in making this video, kitabın gerçekleşmesine yardımcı olduğu sonucu veya süreci belirtir.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki “kilit rol oynadı” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: Her careful records were ____ finding the source of the error.
Cevabı göster
instrumental in
and you can download The Secret Life of Houdini.
4:22ve The Secret Life of Houdini'yi indirebilirsiniz.
and it's one of the more expensive audiobooks. Dilbilgisi
4:25ve daha pahalı sesli kitaplardan biri.
“one of the more expensive audiobooks”: temkinli bir karşılaştırma
one of the more + sıfat + çoğul isim yapısı, bir öğeyi bir ölçekte nispeten yüksek olan bir grubun içine yerleştirir. Burada sesli kitap, nispeten pahalı sesli kitaplar grubuna girer. Bu, kesin bir sıralama değil, temkinli bir karşılaştırmadır. More expensive, sesli kitabın fiyatı en yüksek olanlardan biri olduğunu iddia etmez; one of the most expensive bu daha güçlü iddiayı ifade eder.
Alıştırma
Hangi cümle, bir dersin mutlak olarak en zor düzeyde olduğunu iddia etmeden onu nispeten zor dersler arasında temkinli biçimde konumlandırır?
- This is one of the most challenging courses in the program.
- This is a more challenging course than the introductory class.
- This is one of the more challenging courses in the program.
Cevabı göster
This is one of the more challenging courses in the program.
So, you can use your free trial at audible.com to download this thing.
4:27Yani, bunu indirmek için audible.com'daki ücretsiz deneme sürümünüzü kullanabilirsiniz.
worth it: Fayda maliyeti haklı çıkardığında
Burada worth it, sesli kitabı edinmenin sağladığı faydanın maliyeti, çabayı veya ücretsiz deneme kredisini kullanmayı haklı çıkaracak kadar büyük olduğu anlamına gelir. it yalnızca nesneye değil, değerlendirilen seçime gönderme yapar. Probably, değerlendirmeyi daha az kesin ve öneriyi daha temkinli yapar. Yeniden kullanılabilir kalıp be worth it'tir: bir sonuç maliyeti, beklemeyi, riski veya çabayı haklı çıkardığında kullanılır.
Alıştırma
Sonucun çabayı haklı çıkardığını belirten iki kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: The hike was exhausting, but the view was ____.
Cevabı göster
worth it
Anyway, it taught me about how Houdini's personality played a factor into his death Dilbilgisi
4:32Her neyse, Houdini'nin kişiliğinin ölümünde nasıl bir faktör oynadığını bana öğretti
play a role in / be a factor in kullanın, play a factor into kullanmayın
played a factor into, iki standart kalıbın yanlışlıkla karışmasıdır: play a role in ve be a factor in. Kastedilen, Houdini'nin kişiliğinin ölümüne katkıda bulunduğudur; buradaki into özel bir anlam katmaz. Açık ve yeniden kullanılabilir bir İngilizce için kalıplardan birini eksiksiz koruyun: Houdini's personality played a role in his death veya Houdini's personality was a factor in his death.
Alıştırma
Kişiliğin sonuca katkıda bulunduğunu standart bir İngilizce eşdizimle ifade eden cümle hangisidir?
- His personality played a role in his death.
- His personality played a factor into his death.
- His personality was a factor into his death.
Cevabı göster
His personality played a role in his death.
But he needed it framed in the proper way. Kelime
4:48Ama bunun ona uygun bir şekilde anlatılması gerekiyordu.
Bir şeyi uygun biçimde sunmak: frame
Burada frame, dinleyicinin bilgiyi anlama veya kabul etme olasılığını artırmak için onu belirli bir açıdan düzenleyip sunmak anlamına gelir. Cümle, mesajın o kişiye uygun bir biçimde sunulması gerektiğini söylüyor; fiziksel bir nesneyi çerçevelemekten söz etmiyor. Framing; neyin vurgulandığını, hangi bağlamın verildiğini veya yarar ile riskten hangisinin önce sunulduğunu değiştirebilir. Gerçekler aynı kalabilir, ancak dinleyici onları belirli bir şekilde yorumlamaya yönlendirilir.
Alıştırma
Hangi cümlede frame, ‘bilgiyi belirli bir açıdan sunmak’ anlamında kullanılmıştır?
- The carpenter framed the new doorway.
- The teacher framed the mistake as a useful chance to learn.
- The editor framed the photo and hung it on the wall.
Cevabı göster
The teacher framed the mistake as a useful chance to learn.
how a patient and a doctor interact is very important.
4:54bir hasta ile bir doktorun nasıl iletişim kurduğu çok önemlidir.
I could see that it may have been very difficult for the physician to have made his point. Kalıp ifadeler
5:04hekimin derdini anlatmasının çok zor olabileceğini görebiliyorum.
Make one's point: ana fikri açıkça anlatmak
Make one's point, kişinin ana fikrini veya savını başka birinin anlayacağı kadar açık biçimde iletmesi demektir. Bu cümlede made his point, doktorun durumun aciliyetini anlatmakta zorlanmış olabileceğini belirtir; yeni bir fikir yarattığı anlamına gelmez. İyelik sözcüğü kişiye göre değişir: make my point, make your point, make her point vb. İfade, fikri açıkça anlatmaya veya bir tartışmada onu başarıyla kabul ettirmeye odaklanabilir.
Alıştırma
Cümleyi, ‘onun ana fikrini açıkça iletmek’ anlamına gelen üç sözcüklü make + iyelik ifadesiyle tamamlayın: Even after two examples, the lawyer struggled to ____.
Cevabı göster
make his point
Listening to audiobooks is probably something you should be doing anyway.
5:14Sesli kitap dinlemek muhtemelen zaten yapmanız gereken bir şeydir.
Pratik ve baskısız bir öneri için might as well
Burada might as well pratik bir öneri sunar: Bir sesli kitap indirmek zaten mümkün olduğuna göre kanala destek olmak doğal bir sonraki adımdır. Bu ifade “belki yardım edersin” anlamına gelmez; bunu yapmamak için pek bir neden olmadığını anlatır. Bu kalıp “Madem durum böyle, yapalım” gibi hafif bir kabulleniş ya da rahatlık duygusu verebilir. Bu cümlede güçlü bir emir değil, arkadaşça ve baskısız bir yönlendirmedir.
Alıştırma
“Bunu yapmamak için iyi bir neden yok” anlamındaki pratik öneriyi vermek için hangi seçenek en uygundur? We have already paid for the ticket, so we ___ stay for the whole show.
- would rather
- might
- should
- might as well
Cevabı göster
might as well
Ayrılabilir öbek fiil olarak help ... out
Help ... out, özellikle bir kişi ya da grubun desteğe ihtiyacı olduğunda ona pratik yardım vermek anlamına gelen ayrılabilir bir öbek fiildir. Bu cümlede help Smarter Every Day out, bir sesli kitap indirerek kanalı desteklemek demektir; out hareket yönü bildirmez. Nesne isimse help the team out örneğinde olduğu gibi help ile out arasına veya help out the team örneğinde olduğu gibi bütün öbek fiilden sonra gelebilir. Zamir kullanıldığında zamir ikisinin arasına gelir: help them out.
Alıştırma
“Birine pratik yardım etmek” anlamındaki öbek fiili kullanarak cümleyi tamamlayın. Zamir ortada olmalıdır: Could you ____? I can't carry all these boxes alone。
Cevabı göster
help me out
Anyway, back to your uh the weird thing you want to watch.
5:21Her neyse, izlemek istediğin şu tuhaf şeye dönelim.
Okay, I must admit this is the first time I've ever focused on a man's nipple. Notlar
5:24Tamam, itiraf etmeliyim ki ilk defa bir adamın meme ucuna odaklanıyorum.
must admit: dürüst ama biraz isteksiz bir kabulü başlatmak
I must admit ifadesindeki must, dışarıdan gelen bir kuralı veya zorunluluğu anlatmaz. İfadenin tamamı, dürüst bir itirafın geleceğini bildiren bir söylem belirtecidir. Bu itirafın utandırıcı, beklenmedik veya biraz isteksizce yapıldığını sık sık hissettirir. Burada, kişisel ve biraz mahcup edici bir gözleme hazırlık yaparak yorumu daha açık sözlü ve daha az ani hâle getirir.
Alıştırma
Hangi cümlede must admit, dürüst ama biraz isteksiz bir kabulü başlatmak için kullanılmıştır?
- My badge says I must enter through the main door.
- I must admit, the new design is easier to use than I expected.
- The host admitted us through the main door.
Cevabı göster
I must admit, the new design is easier to use than I expected.
the first time I've ever focused on: şu ana kadarki ilk deneyim
This is the first time + present perfect kalıbı, bir deneyimin şimdiki anda ilk kez gerçekleştiğini anlatır. I've ever focused on bölümünde present perfect, deneyimi şimdiki zamana bağlar; ever ise zaman aralığını konuşanın şu ana kadarki tüm yaşamına genişletir. Şu anda yaşanan olay deneyiminizde ilk kez gerçekleşiyorsa bu kalıbı kullanın. Zaman bakış açısı bugüne uzanıyorsa first time ifadesi yan cümlenin otomatik olarak simple past olmasını gerektirmez.
Alıştırma
Cümleyi ever, I have ifadesinin kısaltılmış biçimi ve lead fiilinin geçmiş zaman ortacıyla tamamlayın: This is the first time ____ a team meeting.
Cevabı göster
I've ever led
Samimi bir değerlendirme olarak messed up
Bu cümlede messed up, samimi dilde kullanılan bir değerlendirmedir: Konuşan kişi durumu rahatsız edici, ciddi biçimde yanlış veya saçma bulur. Bu ifade kesin bir teknik sorunu değil, kişinin duruma tepkisini anlatır. İfadenin tam anlamını bağlam belirler. Başka bağlamlarda dağınık, hasarlı, hatalı veya duygusal açıdan sorunlu anlamlarına da gelebilir; bu nedenle her zaman tek bir sabit sözcükle çevrilmemelidir.
Alıştırma
Bir kişi acımasız bir şaka izleyip “That's messed up.” diyor. Ne ifade ediyor?
- Kamera çalışmayı durdurdu.
- Şaka rahatsız edici veya ciddi biçimde yanlış.
- Oda dağınık.
Cevabı göster
Şaka rahatsız edici veya ciddi biçimde yanlış.
Spor eğitiminde lock your wrist
Bu antrenör talimatında lock your wrist, kuvvet ele ulaştığında bilek eklemini hizalı ve sabit tutmak anlamına gelir. Lock, bileği bir kilitle bağlamayı değil, kontrollü biçimde sabitlemeyi anlatır. Talimat, hareketin kilit anıyla ilgilidir. Genellikle tüm etkinlik boyunca bileği tamamen kaskatı tutmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir boks dersinde “Lock your wrist as your fist reaches the pad” ne anlama gelir?
- Darbe anında bileği hizalı ve sabit tutmak.
- Bileğin çevresine bir kilit takmak.
- Her hareket sırasında bileği tamamen kaskatı tutmak.
Cevabı göster
Darbe anında bileği hizalı ve sabit tutmak.
and possibly just a little bit of his own ego. Anlatım akışı
6:19ve muhtemelen biraz da kendi egosu yüzünden.
Kapanış kalıbı olarak there you have it
Bu cümlede there you have it, açıklamayı bitiren kalıplaşmış bir söylem ifadesidir. İlgili gerçeklerin ve akıl yürütmenin artık sunulduğunu, dolayısıyla konuşanın sonucu söyleyebileceğini belirtir. Bir yerde bir şeye sahip olmayı anlatmaz. Dinleyicinin az önce duyduğu bilgilere geri gönderme yaparak ve “Açıklama bu” sinyali vererek bilgiyi düzenler.
Alıştırma
Açıklamanın artık tamamlandığını belirten ve there ile başlayan dört sözcüklük kalıpla kapanış cümlesini tamamlayın: And ____—that is how the safety lock works.
Cevabı göster
there you have it
Possibly just a little bit of his own ego: katmanlı yumuşatma
Possibly belirsizlik bildirirken just ve a little bit iddianın boyutunu ya da gücünü azaltır. Possibly just a little bit of his own ego ifadesi bir bütün olarak egoyu, onun seçimleri üzerindeki küçük ve belirsiz bir etki, dolayısıyla olası bir katkı unsuru olarak sunar. Konuşan kişi, egonun onu doğrudan ya da kesin olarak öldürdüğünü söylemez. Yumuşatıcıların bu kadar dikkatli biçimde üst üste kullanılması ölçülü bir ton yaratır ve dramatik sonuçla yan yana geldiğinde hafif, kuru bir ironi de oluşturabilir.
Alıştırma
“Possibly just a little bit of his own ego” burada ne anlatıyor?
- Ölümünün tek, doğrudan ve kanıtlanmış nedeni egosuydu.
- Egosu küçük bir katkıda bulunmuş olabilir, ancak konuşan kişi bundan emin değildir.
- Konuşan kişi ego sözcüğünü düzeltiyor ve onun yerine başka bir neden koyuyor.
Cevabı göster
Egosu küçük bir katkıda bulunmuş olabilir, ancak konuşan kişi bundan emin değildir.