English Rewind - 6 Minute English: 1.000 kelime öğrenin: İngilizce çalışma notları

BBC Learning English

Öğrenme zorluğu
938 kelime 161 kel/dk

Video özeti: BBC sohbeti, birçok Britanyalının neden yalnızca İngilizceye güvendiğini, yabancı bir dilde 1.000 kelime öğrenme kampanyasının basit konuşmaları nasıl mümkün kılabileceğini ve dil becerilerinin özgüven, iş hayatında avantaj ve toplumsal kabul sağladığını ele alıyor. Program ayrıca 2011 nüfus sayımına göre Lehçenin İngiltere’de en çok konuşulan ikinci dil olduğunu açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. the second most spoken language — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Bir sıra sayısının most ve geçmiş zaman ortacıyla birleşerek istatistiksel sıralama bildirmesini öğrenin. En büyük ikinci grup, en çok kullanılan üçüncü hizmet veya başka sıralanmış veriler hakkında benzer yapıları anlayıp kurabileceksiniz. 2. gives you the edge in the workplace. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: give someone the edge ifadesinin fiziksel bir kenar değil, rekabet üstünlüğü sağlamak anlamına geldiğini ayırt edin. Bir becerinin, yeterliliğin ya da deneyimin kişinin profesyonel rekabette öne çıkmasına nasıl yardım ettiğini anlatırken bu ifadeyi kullanabileceksiniz. 3. help him fit in, — Phrasal verb’ler: fit in ifadesini yeni bir grupta veya ortamda rahat hissetmek ve kabul görmek olarak anlayın. Dil, ortak gelenekler veya dostça iletişimin bir kişinin iş arkadaşları, takım arkadaşları, sınıf arkadaşları ya da yerel toplumla bütünleşmesine nasıl yardımcı olduğunu anlatabileceksiniz.

Bu derste

Hello.

0:00

Merhaba.

The program you're about to listen to was first broadcast in February 2014 Dilbilgisi

0:01

Dinlemek üzere olduğunuz program ilk olarak Şubat 2014'te yayınlandı

Dilbilgisi

you're about to listen to: çok yakında gerçekleşecek bir eylem

Be about to + fiilin yalın hâli, bir şeyin çok yakında gerçekleşmesinin beklendiğini anlatır. Burada you're about to listen to, “birazdan dinleyeceğiniz” anlamındadır; about, “hakkında” anlamına gelmez. you're about to listen to yan cümleciğinin tamamı the program ifadesini niteler. Listen, nesnesinden önce to edatını alır; bu nedenle sondaki to, listen to the program yapısına aittir.

Alıştırma

Cümleyi be about to ve start fiiliyle tamamlayın: The film ____, so please sit down.

Cevabı göster

is about to start

Dilbilgisi

was first broadcast: broadcast ile geçmiş zaman edilgen yapı

Was first broadcast, basit geçmiş zamanda edilgen bir yapıdır: was + fiilin üçüncü hâli. Program eylemi yapan değil, yayınlanan şeydir; first ise Şubat 2014'ün ilk yayın zamanı olduğunu gösterir. Broadcast düzensiz bir fiildir. Standart İngilizcede yalın hâli, geçmiş zaman hâli ve üçüncü hâli genellikle broadcast biçimindedir. Bu nedenle -ed eklemek yerine was broadcast kullanılır.

Alıştırma

Broadcast fiilini basit geçmiş zamanda edilgen kullanın ve first kelimesini ekleyin: The interview ____ in 2020.

Cevabı göster

was first broadcast

on the BBC Learning English website.

0:07

BBC Learning English web sitesinde.

For more English language learning programs and podcasts,

0:11

Daha fazla İngilizce öğrenme programı ve podcast'i için,

search for BBC Learning English.

0:14

BBC Learning English'i arayın.

This is 6 Minute English from BBC Learning English dot com.

0:17

Bu, BBC Learning English dot com'dan 6 Minute English.

Hello, I'm Rob.

0:22

Merhaba, ben Rob.

Welcome to 6 Minute English.

0:23

6 Minute English'e hoş geldiniz.

I'm joined today by Finn.

0:25

Bugün bana Finn eşlik ediyor.

Hello, Finn.

0:27

Merhaba, Finn.

Hello, Rob, or should I say ni hao, Rob? Ton ve niyet

0:27

Merhaba, Rob, ya da 'ni hao' mu demeliyim, Rob?

Ton ve niyet

or should I say: esprili bir alternatif ifade sunmak

Or should I say ..., konuşmacının az önce söylediği bir şeyin yerine başka bir ifade getirir. Burada Hello, ni hao ile değiştirilir; böylece selamlaşma dil öğrenme konusuna uyar ve esprili duyulur. Biçim olarak soru olsa da bu kullanımda ciddi bir izin isteme değildir. Yeniden kullanılabilecek kalıp şöyledir: ilk ifade + or should I say + düzeltilmiş ifade.

Alıştırma

İlk betimlemeyi değiştirmek için or should I say kalıbını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. That was a brave choice—or do I say, a risky one?
  2. That was a brave choice—or should I say, a risky one?
  3. That was a brave choice—or I should say, a risky one?
Cevabı göster

That was a brave choice—or should I say, a risky one?

Oh, your Chinese is very impressive, Finn.

0:30

Oh, Çincen çok etkileyici, Finn.

But I wonder how many more Chinese words you know. Dilbilgisi

0:33

Ama daha kaç tane Çince kelime bildiğini merak ediyorum.

Dilbilgisi

I wonder how many more ... you know: dolaylı soruda sözcük dizilişi

I wonder dolaylı bir soru başlatır ve konuşmacının merakını daha az doğrudan bir şekilde ifade eder. how many more Chinese words soru ifadesinden sonra düz cümle dizilişi kullanılır: you know. Yan cümlenin içinde doğrudan soru devrikliği kullanılmaz: I wonder ... do you know burada standart değildir. How many more ek bir sayı sorar; bu nedenle bazı Çince kelimelerin zaten bilindiğini düşündürür.

Alıştırma

I wonder ifadesinden sonra dolaylı soruyu doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. I wonder how many more do we need balloons.
  2. I wonder how many more balloons do we need.
  3. I wonder how many more balloons we need.
Cevabı göster

I wonder how many more balloons we need.

A thousand, perhaps?

0:36

Belki bin tane?

Ooh, bu yi ding ba, wo zhi hui yi dian dian, qi shi bu hen duo la.

0:38

Ooh, bu yi ding ba, wo zhi hui yi dian dian, qi shi bu hen duo la.

Yeah.

0:42

Evet.

You're just showing off now, aren't you? Notlar

0:43

Şu an sadece hava atıyorsun, değil mi?

Öbek fiiller

showing off: dikkat veya hayranlık çekmeye çalışmak

Burada showing off, başkalarının fark etmesi veya hayran kalması için kişinin kendi yeteneğine bilerek dikkat çekmesi anlamına gelir. Konuşan kişi yalnızca bir şeyin gösterildiğini söylemiyor; kişinin davranışını değerlendiriyor. Show off, nesne almadan bu dikkat çekme davranışını anlatabilir. Süreklilik biçimi showing off, kişinin o anda ne yaptığını gösterir.

Alıştırma

Cümleyi show off ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Kai is ____ by doing extra tricks when everyone is watching.

Cevabı göster

showing off

Ton ve niyet

aren't you?: onay isteyen soru eklentisi

Aren't you?, olumlu You're just showing off now cümlesinin sonuna eklenen bir soru eklentisidir. Cümlede you are kullanıldığı için olağan soru eklentisi karşıt biçimde, yani aren't you? olur. Konuşan kişi cümlenin doğru olmasını zaten bekler. Soru eklentisi karşı tarafı yanıt vermeye çağırır ve yorumu, bilinmeyen bir bilgiyi soran sıradan bir soru yerine şakacı bir takılmaya dönüştürür.

Alıştırma

Soru eklentisini tamamlayın: You're ready to leave, ____?

Cevabı göster

aren't you

Not being able to speak a foreign language is a bit of a British trait, Notlar

0:45

Yabancı bir dil konuşamamak biraz İngilizlere özgü bir özelliktir,

Dilbilgisi

Not being able to... ifadesinin cümlede özne olması

Vurgulanan bölümün tamamı bir durumu adlandırır ve cümlenin öznesi olarak kullanılır. Bu, olumsuz bir -ing öbeğidir ve emir değil, “yabancı bir dil konuşamama durumu” anlamına gelir. Kalıp not being able to + fiilin yalın hâli şeklindedir. Not, being able to ifadesinden önce gelir; speak ise to sonrasında yalın hâlde kalır. Bu yapı, bir şeyi yapamama durumunu cümlenin geri kalanının yorumladığı konuya dönüştürür.

Alıştırma

be able to attend ifadesinden olumsuz -ing yapısını oluşturarak cümleyi tamamlayın: ____ was disappointing.

Cevabı göster

Not being able to attend

Kelime

a bit of a British trait: bir grup hakkındaki yargıyı yumuşatma

Trait, oldukça kalıcı veya kolay fark edilen bir özellik demektir. Burada a British trait, yabancı dil konuşmakta zorlanmayı tek seferlik geçici bir davranış değil, İngilizlerle ilişkilendirilen bir özellik olarak sunar. Bu cümlede a bit of a, yargıyı yumuşatır. Konuşan kişi, her İngiliz'in bu özelliğe sahip olduğunu iddia etmek yerine hafif ve şakacı bir genelleme yapar.

Alıştırma

Özgün cümlede a bit of a ne işe yarar?

  1. Fikri hafif ve kesin olmayan bir genelleme olarak sunar.
  2. Her İngiliz'in bu özelliğe sahip olduğunu kanıtlar.
  3. Davranışın yalnızca bir kez gerçekleştiğini söyler.
Cevabı göster

Fikri hafif ve kesin olmayan bir genelleme olarak sunar.

or a particular British characteristic.

0:49

ya da İngilizlere has bir durumdur.

We're not very good at it, although Finn is an exception. Kalıp ifadeler

0:52

Finn bir istisna olsa da, biz bu konuda pek iyi değilizdir.

Kalıp ifadeler

not very good at: bir beceride pek iyi olmadığını anlatmak

be good at, bir etkinlikte veya derste becerikli olmak anlamına gelir. Ardından bir isim, zamir veya fiilin -ing biçimi gelir: good at maths, good at it, good at solving puzzles. not very olumsuzluğu yumuşatır. not very good at, bir konuda pek becerikli olmamak anlamına gelir ve genellikle bad at ifadesinden daha yumuşak duyulur. Bu cümlede it, yabancı dil konuşmayı ifade eder.

Alıştırma

Kalıplaşmış ifadede eksik olan edatı tamamlayın: Maya is very good ____ solving puzzles.

Cevabı göster

at

He can speak many foreign languages, can't you?

0:55

O birçok yabancı dili konuşabiliyor, değil mi?

Well, not that many, Ton ve niyet

0:57

Şey, o kadar da çok değil,

Ton ve niyet

not that many: bir sayıyı nazikçe düzeltmek

not that many, sayının birinin düşündüğü kadar çok olmadığını veya çok büyük olmadığını ifade eder. Burada that, so anlamında derece belirten bir zarftır; many ise daha önce sözü edilen sayılabilir şeylerin yerini tutar. Kısa bir yanıt olarak kullanıldığında sayının büyük olduğu izlenimini nazikçe düzeltir. well, yanıtın düşünceli ve konuşma diline uygun duyulmasını sağlar.

Alıştırma

Yüzden az kitabınız olduğunu doğal biçimde ifade ederken sayıyı nazikçe düzelten yanıt hangisidir?

  1. Yes, that many.
  2. No, not that few.
  3. No, not that many.
Cevabı göster

No, not that many.

uh, a bit of German, some French, Kalıp ifadeler

0:59

ıı, biraz Almanca, biraz Fransızca,

Kalıp ifadeler

a bit of German: sınırlı dil becerisini anlatmak

Bu dil listesinde a bit of German, konuşanın Almanca bilgisinin sınırlı olduğunu anlatır; bu bağlamda genellikle biraz Almanca konuşabilir, ancak seviyesi yüksek değildir. German ülkeyi değil, dili belirtir. a bit of + dil adı kalıbı, sınırlı bir beceriyi doğal ve mütevazı biçimde anlatır. Tam cümle I speak a bit of German olabilir; liste bağlamı fiilin atılmasına izin verir.

Alıştırma

Cümleyi a bit of + verilen dil adıyla tamamlayın: I speak ____, but I am still a beginner. (Italian)

Cevabı göster

a bit of Italian

uh, Polish a little, Chinese of course,

1:01

ıı, çok az Lehçe, elbette Çince,

um, Hokkien, a bit of Japanese,

1:05

ımm, Hokkien, biraz Japonca,

uh, I'm impressed.

1:07

ıı, etkilendim.

I'm very impressed, Finn.

1:09

Çok etkilendim, Finn.

Thank you.

1:10

Teşekkür ederim.

Well, now the rest of us Brits are being encouraged to learn at least a thousand words of another language. Notlar

1:10

Peki, şimdi geri kalan biz İngilizler, başka bir dilde en az bin kelime öğrenmeye teşvik ediliyoruz.

Kelime

the rest of us Brits: konuşanı açıkça gruba dâhil etmek

the rest of us Brits ifadesinde us ve Brits aynı grubu gösterir: Brits, us ile kimlerin kastedildiğini belirtir ve konuşan kişi kendisini de Britanyalılar arasında sayar. The rest, daha önce sözü edilen bir kişi veya alt grup ayrıldıktan sonra kalan üyeleri anlatır. the rest of us + çoğul grup adı kalıbı “grubumuzda kalan kişiler” anlamına gelir. Daha önce sözü edilen biriyle konuşanın kendi grubundaki diğer kişileri karşılaştırırken, konuşanın da bu gruba ait olduğunu açıkça gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle konuşan kişiyi kalan öğretmenlerin arasına açıkça dâhil eder?

  1. The rest of us teachers stayed to clean the classroom.
  2. The rest of we teachers stayed to clean the classroom.
  3. The rest of the teachers stayed to clean the classroom.
Cevabı göster

The rest of us teachers stayed to clean the classroom.

Dilbilgisi

are being encouraged to learn: present continuous passive yapısı

are being encouraged, İngilizcedeki present continuous passive yapısıdır: are + being + encouraged. Özne olan the rest of us Brits teşviki alan taraftır ve bu yapı teşvik eylemini şu anda devam eden bir süreç olarak sunar. to learn, insanların ne yapmaya teşvik edildiğini belirtir. being, edilgen yapıya devamlılık anlamını kattığı için burada gereklidir.

Alıştırma

Present continuous passive cümlesini encourage ve walk kullanarak tamamlayın: This week, families ____ to school.

Cevabı göster

are being encouraged to walk

Kalıp ifadeler

at least a thousand words: alt sınır belirlemek

at least a thousand words bir alt sınır belirler. Bin kelime hedefi karşılar ve daha büyük her sayı da hedefi karşılar; 999 karşılamaz. at least yaklaşık bir miktar belirtmez. Burada öğrenme hedefinin alt sınırını gösterir.

Alıştırma

Cümleyi «...den az olmayan» anlamındaki ifadeyle tamamlayın: Bring ____ two pencils.

Cevabı göster

at least

We'll talk more about that soon,

1:17

Bunun hakkında yakında daha fazla konuşacağız,

but before I start learning my new words,

1:18

ama ben yeni kelimelerimi öğrenmeye başlamadan önce,

how about a question, Finn? Ton ve niyet

1:21

bir soruya ne dersin, Finn?

Ton ve niyet

How about a question?: sonraki adımı önermek

Bu cümlede How about a question? bir öneridir: konuşmacı bir soruya geçmeyi öneriyor. Finn'den belirli bir soru hakkında görüş bildirmesini istemiyor. Bir seçenek veya sonraki konuyu önermek için how about + isim, bir eylem önermek için how about + fiil-ing kullanılır: How about a game? How about taking a break?

Alıştırma

Öneriyi how about ve take fiiliyle tamamlayın: We've been working for two hours. ____ a short break?

Cevabı göster

How about taking

Très bien.

1:22

Très bien.

Do you know which is the second most spoken language in England? Dilbilgisi

1:23

İngiltere'de en çok konuşulan ikinci dilin hangisi olduğunu biliyor musun?

Dilbilgisi

The second most spoken language: ikinci sırayı ifade etmek

The second most spoken language, konuşan kişi sayısına göre ikinci sıradaki dil demektir: söz konusu yerde yalnızca bir dili daha fazla kişi konuşur. Kalıp the + sıra sayısı + most + geçmiş zaman ortacı veya sıfat + isim biçimindedir. Buradaki spoken, speak fiilinin geçmiş zaman ortacıdır ve insanların konuştuğu bir dili anlatır; dilin kendisinin konuştuğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Sıralama ifadesini second, most ve spoken ile tamamlayın: In a class survey, English had the most speakers, and Spanish was next. Spanish was the ____ language in the class.

Cevabı göster

second most spoken

Is it A, Polish, B, Urdu, or C, French?

1:26

A mı, Lehçe, B mi, Urduca, yoksa C mi, Fransızca?

I think I know this one, Rob.

1:31

Sanırım bunu biliyorum, Rob.

I'm going to say A, Polish. Ton ve niyet

1:33

Ben A, Lehçe diyeceğim.

Ton ve niyet

I'm going to say ... ile seçim veya tahmin belirtmek

Bu bilgi yarışması cevabında I'm going to say A, konuşanın cevabı A olarak seçtiği veya tahmin ettiği anlamına gelir. Buradaki say yalnızca sesli konuşmayı değil, konuşanın vermeye karar verdiği cevabı sunmasını anlatır. Bu ifade genellikle The answer is A. kadar kesin duyulmaz. Seçenekler arasından seçim yaparken veya düşündükten sonra bir yargı belirtirken kullanışlıdır.

Alıştırma

Kendi tahmininizi sunan bu dersteki dört sözcüklü ifadeyle cevabı tamamlayın: I'm not certain, but ____ B.

Cevabı göster

I'm going to say

Okay, well, as always,

1:35

Tamam, pekala, her zamanki gibi,

I'll let you know the answer at the end of the program. Kalıp ifadeler

1:37

programın sonunda sana cevabı bildireceğim.

Kalıp ifadeler

I'll let you know: daha sonra bilgi vermeye söz vermek

Let someone know, birine bir şeyi söylemek veya bildirmek anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. I'll let you know cümlesinde konuşan kişi, bilgiyi dinleyene daha sonra vereceğine söz verir; burada let tek başına izin vermek anlamında değildir. Kalıp let + kişi + know + bilgi şeklindedir: I'll let you know the answer. Hangi bilgiden söz edildiği zaten belliyse bilgi kısmı söylenmeyebilir: I'll let you know.

Alıştırma

Sözü let + kişi + know kalıbıyla tamamlayın: I don't have the result yet, but I'll ____ tomorrow.

Cevabı göster

let you know

So, as I mentioned, Anlatım akışı

1:40

Yani, bahsettiğim gibi,

Anlatım akışı

as I mentioned: önceki bir noktaya geri dönmek

“As I mentioned”, dinleyiciyi konuşmacının daha önce söylediği bir şeye geri götürür. Buradaki as, “çünkü” değil, “belirttiğim gibi” veya “tıpkı” anlamındadır. Sonraki noktadan önce kullanıldığında bir yönlendirme işlevi görür: ardından gelen bilgi, ilgisiz yeni bir konu başlatmak yerine önceki bir düşünceyi sürdürür veya yeniden ifade eder.

Alıştırma

“As I mentioned” burada temel olarak ne işe yarar?

  1. Sonraki noktanın nedenini bildirir.
  2. Sonraki noktayı daha önce söylenen bir şeye bağlar.
  3. Tamamen ilgisiz bir konuya geçildiğini bildirir.
Cevabı göster

Sonraki noktayı daha önce söylenen bir şeye bağlar.

the British are generally considered to be lazy linguists. Notlar

1:41

İngilizler genellikle dil öğrenme konusunda tembel olarak görülürler.

Dilbilgisi

are generally considered to be: yaygın bir görüşü aktarmak

“Are generally considered to be” ifadesinde considered edilgen yapıdadır: the British değerlendirmeyi yapan değil, değerlendirmeye konu olan taraftır. Kalıp özne + be + considered + to be + betimleme şeklindedir; generally ise değerlendirmenin yaygın bir görüş olduğunu gösterir. Cümle bu görüşü taşıyan kişileri belirtmediği için odak, itibar veya kamuoyundaki algı üzerindedir. Bu kalıp bir görüşü aktarır; betimlemenin doğru olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

Cümleyi generally ve considered içeren hedef ifadeyle tamamlayın: The museum ____ suitable for young children.

Cevabı göster

is generally considered to be

Deyimler

lazy linguists: aliterasyonlu, takılma amaçlı bir etiket

Bu cümlede lazy linguists, başka dilleri öğrenmek için çaba göstermeyen kişilere takılmak amacıyla kullanılan bir etikettir. Burada linguists, yalnızca meslekten dil bilimcileri değil, dili öğrenen veya kullanan kişileri geniş anlamda belirtir. Başta tekrarlanan /l/ sesi aliterasyon oluşturur. Bu ses düzeni, genelleyici etiketi akılda kalıcı hâle getirir; ancak genellemeyi bir gerçeğe dönüştürmez.

Alıştırma

Cümlede lazy linguists büyük olasılıkla ne anlama geliyor?

  1. Araştırma yapmaktan kaçınan profesyonel dil bilimciler
  2. Başka dilleri öğrenmek için fazla çaba göstermeyen kişiler
  3. Her dili yavaş konuşan kişiler
Cevabı göster

Başka dilleri öğrenmek için fazla çaba göstermeyen kişiler

They just don't bother to learn another language. Kalıp ifadeler

1:45

Sadece başka bir dil öğrenmek için zahmete girmezler.

Kalıp ifadeler

don't bother to learn: öğrenmek için çaba göstermemek

Don't bother to learn, istemedikleri veya uğraşmaya değmeyeceğini düşündükleri için öğrenmek üzere hiç çaba göstermedikleri anlamına gelir. Buradaki bother, birini rahatsız etmek değil, zahmete girmek demektir. Kalıp bother to + fiilin yalın hâlidir. Basitçe don't learn demekten farklı olarak don't bother to learn tutum hakkında da yorum yapar: yalnızca öğrenmenin gerçekleşmediğini değil, çaba veya istek eksikliğini anlatır.

Alıştırma

Cümleyi not bother to ifadesinin geçmiş zamandaki kısaltılmış biçimiyle tamamlayın: Maya ____ save a copy before closing the file.

Cevabı göster

didn't bother to

I guess the main reason is that when British people travel around the world, Anlatım akışı

1:47

Sanırım bunun asıl nedeni, İngilizlerin dünyayı dolaştıklarında,

Anlatım akışı

the main reason is that: temel nedeni belirtmek

the main reason is that kalıbı, dinleyiciye sırada en önemli nedenin olduğunu bildirir. Ardından gelen bilginin görevini önceden göstererek açıklamayı düzenler. that sözcüğünden sonra neden, öznesi ve fiili olan tam bir yan cümleyle ifade edilir. Burada when British people travel around the world yalnızca zamanı belirtir; nedeni tamamlayan ana cümle virgülden sonra gelir.

Alıştırma

En önemli nedeni sunan kalıpla cümleyi tamamlayın: ____ the bus arrives too late.

Cevabı göster

The main reason is that

they find that English is spoken almost everywhere. Dilbilgisi

1:53

İngilizcenin neredeyse her yerde konuşulduğunu görmeleridir.

Dilbilgisi

English is spoken almost everywhere: dil kullanımı için edilgen yapı

English is spoken, geniş zamanda edilgen yapı kullanır: English + is + geçmiş ortaç spoken. English eylemden etkilenen ögedir; bu nedenle cümle, dili konuşan kişilerden çok dilin kendisine odaklanır. Konuşanların genel olarak insanlar olduğu anlaşılır ve adlarını belirtmek gerekmez. Almost everywhere, istisnasız her yer değil, çok fazla yer anlamına gelir; cümle şu anda konuşan birini değil, genel bir durumu anlatır.

Alıştırma

Cümleyi speak fiilinin geniş zamandaki edilgen biçimiyle tamamlayın: French ____ in this region.

Cevabı göster

is spoken

So, they get by. Öbek fiiller

1:56

Bu yüzden, idare ederler.

Öbek fiiller

get by: sınırlı kaynaklarla idare etmek

Get by, yetenek, para, zaman veya başka kaynaklar sınırlı olsa bile temel ihtiyaçları karşılayarak idare etmek anlamına gelen bir öbek fiildir. Bu cümlede, yalnızca kendi dillerini kullanarak yurt dışında idare edebildikleri anlatılıyor. Bu ifade, durumun yürütülebildiğini ama kolay veya ideal olmadığını düşündürür. Burada bir kişinin ya da yerin yanından fiziksel olarak geçmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi, sınırlı bir beceriyle idare etmek anlamına gelen öbek fiille tamamlayın: My French is basic, but I can ____ during a short trip.

Cevabı göster

get by

They survive on just using their native language. Kelime

1:58

Sadece ana dillerini kullanarak hayatta kalırlar.

Kelime

native language: erken çocukluktan itibaren doğal olarak öğrenilen dil

Native language, bir kişinin genellikle ailesinden ve çevresindeki insanlardan erken çocukluk döneminden itibaren doğal olarak öğrendiği dil demektir. Bu cümlede, bu kişilerin zaten konuştuğu İngilizceyi ifade ediyor. Burada native, kişinin erken dönem dil geçmişini anlatır. “İlkel” anlamına gelmez ve bütün ifade yalnızca yerel halkın konuştuğu bir dil demek değildir.

Alıştırma

Leo learned Italian naturally at home from early childhood. İtalyancayı onun açısından en iyi hangi ifade tanımlar?

  1. his native language
  2. his country's official language
  3. a foreign language he learned later
Cevabı göster

his native language

And I think in the past,

2:01

Ve sanırım geçmişte,

the education system was to blame. Kalıp ifadeler

2:03

eğitim sistemi hatalıydı.

Kalıp ifadeler

was to blame: sorumluluğu veya nedeni belirtmek

be to blame kalıbı, öznenin kötü bir sonuçtan sorumlu veya o sonucun nedeni olduğunu belirtir. Burada eğitim sistemi, konuşulan sorundan sorumlu olarak gösteriliyor. was to blame ifadesinde was düşünceyi geçmiş zamana taşır, to blame ise be fiilinden önceki kişi veya şeyi tanımlar. Gelecekte yapılacak bir eylemi anlatmaz. Sorun, for ile eklenebilir.

Alıştırma

be to blame ifadesini geçmiş zamanda kullanarak cümleyi tamamlayın: Poor planning ____ for the missed deadline.

Cevabı göster

was to blame

Learning a foreign language was not compulsory. Kelime

2:05

Yabancı dil öğrenmek zorunlu değildi.

Kelime

not compulsory: bir kural gereği zorunlu olmayan

Compulsory, bir kural, yasa veya kurum tarafından zorunlu tutulmak anlamına gelir. Not compulsory ise insanların bunu yapmak zorunda olmadığını belirtir. Bu okul bağlamında yabancı dil öğrenmek ders programının zorunlu bir parçası değildi. Bu ifade popülerlikten değil, yükümlülükten söz eder. Zorunlu olmayan bir şey yine de yaygın olabilir veya teşvik edilebilir.

Alıştırma

Bir okul "Art club is not compulsory." diyor. Bunun anlamı nedir?

  1. Her öğrenci katılmak zorundadır.
  2. Öğrenciler katılıp katılmamayı seçebilir.
  3. Öğrencilerin katılmasına izin verilmez.
Cevabı göster

Öğrenciler katılıp katılmamayı seçebilir.

It didn't have to be studied. Dilbilgisi

2:08

Çalışılması gerekmiyordu.

Dilbilgisi

didn't have to be studied: geçmişte zorunluluk olmaması

didn't have to be studied ifadesinde didn't have to, geçmişte onu çalışmanın gerekli veya zorunlu olmadığını belirtir. Onu çalışmanın yasak olduğu anlamına gelmez. Yapı did not have to + be + past participle şeklindedir. Be studied edilgen yapıdadır: it, çalışma eylemini yapan kişiyi değil, insanların çalışabileceği şeyi gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle geçmişte şiiri çalışmanın isteğe bağlı olduğunu belirtir?

  1. The poem didn't have to be studied.
  2. The poem couldn't study.
  3. The poem mustn't be studied.
Cevabı göster

The poem didn't have to be studied.

When I went to school,

2:10

Ben okula giderken,

we didn't have to study languages to exam level. Kelime

2:11

sınav seviyesine kadar dil çalışmak zorunda değildik.

Kelime

to exam level: sınav standardına ulaşmak

to exam level ifadesindeki to, çalışma sonucunda ulaşılan düzeyi, yani bir sınav için yeterince yüksek bir standardı gösterir. Bir yere doğru hareketi anlatmaz. Bu nedenle study languages to exam level, yalnızca birkaç temel sözcük öğrenmek değil, dil becerilerini bu standarda kadar geliştirmek anlamına gelir.

Alıştırma

Hangi cümle Maya'nın Fransızcasını resmî sınavlar için gereken düzeye geliştirdiğini belirtir?

  1. Maya studied French to exam level.
  2. Maya studied French in the exam room.
  3. Maya studied French for one exam.
Cevabı göster

Maya studied French to exam level.

So, I took the easy option and studied photography instead of French. Kalıp ifadeler

2:14

Bu yüzden, kolay yolu seçtim ve Fransızca yerine fotoğrafçılık okudum.

Kalıp ifadeler

take the easy option: daha az zor olan yolu seçmek

Take the easy option, daha az çaba, risk veya zorluk gerektiren yolu seçmek demektir. Took, take fiilinin geçmiş zaman biçimidir; burada konuşan kişi fotoğrafçılığı Fransızcadan daha kolay göründüğü için seçmiştir. Bu ifade genellikle seçimle ilgili bir değerlendirme de taşır ve daha büyük bir zorluk yerine kolay yolun seçildiğini düşündürür. Buradaki option, ekrandaki bir düğme değil, seçilebilecek bir yol veya hareket biçimidir.

Alıştırma

Cümleyi take the easy option ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: With only one day to prepare, Leo ____ and gave the shorter presentation.

Cevabı göster

took the easy option

But, of course, I regret it now.

2:18

Ama elbette şimdi pişmanım.

But, that wasn't the same for you, was it, Finn?

2:20

Ama bu senin için aynı değildi, değil mi Finn?

Well, at first, I didn't really like it, Ton ve niyet

2:22

Şey, ilk başta pek sevmemiştim,

Ton ve niyet

didn't really like: yumuşatılmış olumsuz bir görüş

Didn't really like, olumsuz bir görüşü konuşma dilinde daha yumuşak biçimde ifade eder. Bu sözcük dizilişinde olumsuzluk really like ifadesine uygulanır; bu nedenle genellikle güçlü bir nefret değil, pek sevmemek anlamına gelir. Yine de kişinin duygusunun olumsuz olduğunu söyler; hiçbir fikri olmadığı anlamına gelmez. At first bu duyguyu deneyimin başlangıcıyla sınırlar ve daha sonra değişmiş olabileceğini düşündürebilir.

Alıştırma

Didn't, really ve like sözcüklerini daha yumuşak bir olumsuz görüş bildiren sırayla yerleştirin: At first, I ____ the new timetable, but I got used to it.

Cevabı göster

didn't really like

but, you know, I I love words, Ton ve niyet

2:24

ama, bilirsin, kelimeleri çok severim,

Ton ve niyet

Konuşma söylem belirteci olarak you know

Burada you know, dinleyicinin bir gerçeği bilip bilmediğini soran bir soru değil, bir söylem belirtecidir. Konuşana sonraki düşüncesini düzenlemesi için kısa bir süre verir ve dinleyiciyi konuşmaya dâhil tutar. Hemen ardından gelen I I tekrarı, doğal ve hazırlıksız konuşmadaki bir yeniden başlamadır. Konuşmanın metinsiz ilerlediği hissini güçlendirir, ancak you know ifadesinin işlevini değiştirmez.

Alıştırma

Bu cümlede you know ifadesinin temel işlevi nedir?

  1. Dinleyiciden bir gerçeği doğrulamasını ister.
  2. Konuşanın kelimelerin ne olduğunu unuttuğu anlamına gelir.
  3. Konuşana düşüncesini düzenlemesi için zaman verir ve dinleyiciyi konuşmaya dâhil tutar.
Cevabı göster

Konuşana düşüncesini düzenlemesi için zaman verir ve dinleyiciyi konuşmaya dâhil tutar.

and then one day I discovered the Chinese language

2:26

ve sonra bir gün Çinceyi keşfettim

and I thought, wow, this is fascinating,

2:30

ve düşündüm ki, vay canına, bu büyüleyici,

and it's a key to a whole new culture. Deyimler

2:32

ve bu yepyeni bir kültüre açılan bir anahtar.

Deyimler

a key to a whole new culture: erişimi anlatan bir mecaz

a key to... kalıbında key mecaz anlamdadır. Kilit açan fiziksel bir nesneyi değil, bir şeye erişmenin, onu anlamanın veya başarmanın önemli bir yolunu anlatır. Kalıp a key to + isim, isim öbeği veya -ing biçimidir. Bu cümlede a whole new culture, daha erişilebilir hâle gelen şeydir. A key değerli yollardan birini anlatırken the key tek veya en önemli yolu anlatabilir.

Alıştırma

“Önemli bir yol” anlamındaki üç İngilizce sözcükle mecazı tamamlayın: Regular practice is ____ building confidence.

Cevabı göster

a key to

Well, recently, a campaign was launched for those of us Kalıp ifadeler

2:34

Pekala, yakın zamanda bir kampanya başlatıldı,

Kalıp ifadeler

a campaign was launched: launch a campaign ifadesinin edilgen biçimi

Launch a campaign, bir hedefe ulaşmak için düzenlenen bir çalışmayı resmen başlatmak demektir. Burada launch, uzaya roket göndermek değil, bir faaliyeti başlatmak anlamındadır. a campaign was launched ifadesindeki was launched, simple past zamanın edilgen yapısıdır. Cümle kampanyayı öne çıkarır ve onu başlatan kişi ya da grubu belirtmez.

Alıştırma

Cümleyi launch fiilinin simple past edilgen biçimiyle tamamlayın: A clean-up campaign ____ last Monday.

Cevabı göster

was launched

who didn't share your enthusiasm Kalıp ifadeler

2:37

senin coşkunu paylaşmayanlarımız

Kalıp ifadeler

share your enthusiasm: aynı coşkuyu hissetmek

Share your enthusiasm ifadesinde share, başka biriyle aynı duyguyu hissetmek demektir. Bu yan cümledeki kişiler, dinleyiciyle aynı heyecanı ya da güçlü ilgiyi hissetmiyordu. share + someone's enthusiasm + for/about something yapısı ortak bir duyguyu anlatır. Your gibi bir iyelik sözcüğü, konuşanın kimin coşkusunu paylaştığını gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle, konuşanın bilim fuarı konusunda diğer kişiyle aynı heyecanı hissettiğini anlatır?

  1. I understand your enthusiasm for the science fair.
  2. I admire your enthusiasm for the science fair.
  3. I share your enthusiasm for the science fair.
Cevabı göster

I share your enthusiasm for the science fair.

or have the opportunity to learn another language. Kalıp ifadeler

2:39

veya başka bir dil öğrenme fırsatı bulamayanlarımız için.

Kalıp ifadeler

have the opportunity to learn: opportunity + to-infinitive yapısı

Have the opportunity to learn, “öğrenmek için gerçek bir fırsata veya uygun koşullara sahip olmak” anlamına gelir. Genellikle bir deneyime, kaynağa veya etkinliğe erişebilme durumunu anlatır. Yapı have + the/an opportunity + to + fiilin yalın hâli şeklindedir. Buradaki to learn, fırsatın mümkün kıldığı eylemi belirtir; to atlanmamalıdır.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifadenin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: During the museum visit, Leo ____ speak with an astronaut.

Cevabı göster

had the opportunity to

The 1,000 words campaign is encouraging everyone in the UK Dilbilgisi

2:43

1.000 kelime kampanyası, Birleşik Krallık'taki herkesi

to learn at least a thousand words of another language.

2:47

başka bir dilde en az bin kelime öğrenmeye teşvik ediyor.

Dilbilgisi

is encouraging everyone ... to learn: encourage + kişi + to-infinitive yapısı

Is encouraging everyone in the UK to learn ifadesi, teşvik etmeyi kampanyanın süren bir etkinliği olarak sunar: kampanya, bütün bu kişileri eylemi yapmaya yönlendiriyor veya bu konuda destekliyor. Fiil yapısı encourage + kişi + to + fiilin yalın hâli şeklindedir. Everyone in the UK teşvik edilen kişileri, to learn ise eylemi belirtir. Bu yapıda hem kişiyi hem de to sözcüğünü kullanın.

Alıştırma

Cümleyi encourage fiilinin geçmiş zaman biçimi ve hedef yapıda eksik olan sözcükle tamamlayın: The teacher ____ Mia ____ read aloud.

Cevabı göster

encouraged · to

It hopes to help Britain increase international trade. Dilbilgisi

2:50

İngiltere'nin uluslararası ticareti artırmasına yardımcı olmayı umuyor.

Dilbilgisi

help Britain increase: help + nesne + fiilin yalın hâli

help someone do something yapısında help'ten sonra yardımı alan kişi veya şey, ardından da eylemi belirten fiilin yalın hâli gelir. Burada Britain, help fiilinin nesnesidir; increase ise Britain'ın gerçekleştirmesi beklenen eylemdir. Nesneden sonraki fiil to ile de kullanılabilir: help Britain to increase. Burada kullanılan to olmadan kurulan biçim kısa ve çok yaygındır.

Alıştırma

Cümleyi help + nesne + fiilin yalın hâli yapısıyla ve nesne olarak you kullanarak tamamlayın: This map can ____ the right bus.

Cevabı göster

help you find

Hmm, and the group says that a vocabulary of 1,000 words

2:54

Hmm, ve grup 1.000 kelimelik bir kelime dağarcığının

would allow a speaker to hold a simple conversation. Notlar

2:58

bir konuşmacının basit bir konuşma yapmasına olanak sağlayacağını söylüyor.

Dilbilgisi

would allow a speaker to: allow + nesne + to + fiilin yalın hâli

Allow someone to do something, allow + nesne + to + fiilin yalın hâli yapısını izler. Bu cümlede a speaker nesnedir; to hold ise mümkün hâle gelen eylemi belirtir. Burada allow esas olarak izin vermek anlamına gelmez. Belirli bir kelime bilgisi düzeyi, eylemi mümkün kılan koşuldur; bu nedenle would allow, bu koşulun eylemi mümkün kılacağını ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi allow + nesne + to + fiilin yalın hâli yapısıyla, users ve practise kullanarak tamamlayın: The new app will ____ anywhere.

Cevabı göster

allow users to practise

Kalıp ifadeler

hold a simple conversation: temel bir konuşmayı sürdürmek

Hold a conversation, iki taraflı bir iletişime katılmak ve konuşmayı sürdürebilmek demektir. Burada hold, bir şeyi elde tutmak anlamına gelmez. Simple eklendiğinde bu ifade, temel düzeyde karşılıklı iletişim kurmaya yetecek dil becerisini anlatır; akıcı konuşulduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi hold ile başlayan hedef ifadeyle tamamlayın: After six months of study, Mia can ____ in Italian.

Cevabı göster

hold a simple conversation

Sounds like a good idea.

3:02

İyi bir fikir gibi görünüyor.

I see.

3:03

Anlıyorum.

Well, let's hear from the former England footballer and TV presenter, Notlar

3:04

Öyleyse, eski İngiliz futbolcu ve TV sunucusu olan,

Anlatım akışı

let's hear from: sıradaki konuşmacıyı veya kaynağı tanıtmak

Let's hear from, dinleyicinin dikkatini birazdan sözleri veya görüşleri sunulacak başka bir kişiye yöneltir. From sonrasındaki nesne bu kişiyi belirtir; dolayısıyla ifade yalnızca duyma eylemini anlatmak yerine programın akışını düzenler. Hear from başka bağlamlarda birinden haber veya mesaj almak anlamına gelebilir. Ancak sunucunun bu girişinde Let's ve adı verilen konuk, “şimdi bu kişinin söyleyeceklerini dinleyelim” anlamını verir.

Alıştırma

Sunucunun geçiş cümlesini hedef ifadeyle tamamlayın: Before we decide, let's ____ Maya.

Cevabı göster

hear from

Kelime

former England footballer and TV presenter: former sözcüğünün kapsamı

Burada former, England footballer ifadesini niteler: kişi geçmişte İngiltere adına futbol oynamıştır. TV presenter ise and ile eklenen ikinci bir unvandır; bu bağlamda kişinin güncel mesleği veya genel olarak tanındığı meslek olarak anlaşılır. İngilizce kişi tanıtımlarında, bir kişinin adından önce birkaç rol adı yan yana getirilebilir. İfadenin tamamı üç ayrı kişiyi değil, tek bir kişinin geçmişini anlatır.

Alıştırma

Bu tanıtımda former ne anlama geliyor?

  1. Futbolculuk geçmişteki roldür ve TV presenter başka bir unvandır.
  2. Kişi iki İngiltere futbolcusundan birincisidir.
  3. Kişi fiziksel olarak bir İngiltere futbolcusunun önündedir.
Cevabı göster

Futbolculuk geçmişteki roldür ve TV presenter başka bir unvandır.

Gary Lineker, who's supporting the campaign. Dilbilgisi

3:09

kampanyayı destekleyen Gary Lineker'den dinleyelim.

Dilbilgisi

who's supporting the campaign: ek bilgi veren yan cümle

Virgülden sonraki who's supporting the campaign yan cümlesi Gary Lineker hakkında ek bilgi verir. Adı zaten kim olduğunu belirttiği için bu yan cümle hangi kişinin kastedildiğini seçmek için kullanılmaz. Buna tanımlayıcı olmayan ilgi cümleciği denir. Burada who's, ardından supporting geldiği için who is biçiminin kısaltmasıdır. ‘Kişi, who is + -ing...’ kalıbıyla bir kişinin şu anda yaptığı eylem tanıtıma eklenebilir.

Alıştırma

Ek bilgi veren yan cümleyi who is kısaltmasıyla tamamlayın: This is Elena, ____ supporting our school campaign.

Cevabı göster

who's

Can you hear what three things he says Anlatım akışı

3:12

Başka bir dil öğrenmenin sana kazandırdığını

learning another language gives you?

3:14

söylediği üç şeyin ne olduğunu duyabiliyor musun?

Anlatım akışı

Can you hear what three things...?: bir dinleme hedefi belirlemek

Bu soru bir dinleme görevi belirler. Can you hear...? burada işitmenin iyi olup olmadığını sormaz; “dinleyip bulabilir misin?” anlamına gelir. Dinleyen kişi, konuşmacının başka bir dil öğrenmenin sağladığını söylediği üç faydayı bulmalıdır. What three things hem aranacak bilginin türünü hem de cevap sayısını belirtir. Böylece ses kaydının sonraki kısmı üç maddelik bir liste olarak düzenlenebilir.

Alıştırma

Bu soruyu duyduktan sonra hangi bilgiyi dinlemelisin?

  1. Konuşmacının kullanabildiği üç dil.
  2. Başka bir dil öğrenmenin üç faydası.
  3. Konuşmacının işitmesinin iyi olup olmadığı.
Cevabı göster

Başka bir dil öğrenmenin üç faydası.

I think it gives you self-satisfaction and self-esteem Kelime

3:16

Seyahat ederken başka bir dilde konuşabiliyorsanız,

Kelime

self-satisfaction ve self-esteem

Self-satisfaction, kişinin kendisinden, davranışlarından veya başarılarından duyduğu memnuniyettir. Bu cümledeki gibi olumlu bir bağlamda, bir şey öğrenmenin verdiği tatmin duygusunu anlatabilir. Self-esteem ise kişinin kendi değerine ilişkin genel algısıdır. Odakları farklıdır: self-satisfaction çoğu zaman yapılan bir şeyin ardından hissedilir ve kendini beğenmişlik çağrıştırırsa olumsuz da duyulabilir; self-esteem daha geniş ve kalıcıdır ve healthy self-esteem gibi ifadelerde genellikle olumlu anlam taşır.

Alıştırma

Kişinin genel öz değer algısını anlatan cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? A caring coach can help a child build healthy ___.

  1. satisfaction with the result
  2. self-esteem
  3. self-satisfaction
Cevabı göster

self-esteem

if you can speak another language when you're traveling.

3:20

bunun size kişisel tatmin ve öz saygı verdiğini düşünüyorum.

I think it also gives you an edge in a lot of different areas

3:23

Bence ayrıca iş yerinde, sadece futbolda değil,

in the workplace, not just football.

3:27

birçok farklı alanda size avantaj sağlıyor.

So, Gary Lineker says there are three things it gives you.

3:29

Yani, Gary Lineker sana kazandırdığı üç şey olduğunu söylüyor.

Um, it gives you self-satisfaction firstly.

3:33

Imm, ilk olarak sana kişisel tatmin veriyor.

He means you feel good about learning a new skill.

3:38

Yeni bir beceri öğrendiğin için kendini iyi hissettiğini kastediyor.

But, it can have a negative meaning, self-satisfaction, Kelime

3:41

Ama kişisel tatminin olumsuz bir anlamı da olabilir,

that you're smug or pleased with yourself.

3:44

kibirli veya kendinden fazla memnun olduğun anlamına gelebilir.

Kelime

Self-satisfaction ifadesinin olumsuz anlamı: kendinden fazlasıyla memnun olmak

Bu cümlede self-satisfaction olumsuz anlamıyla açıklanıyor: kişinin kendinden o kadar memnun olması ki smug, yani kendini beğenmiş görünmesi. Buradaki pleased with yourself da yalnızca mutlu olmak değil, eleştirel bir ifadedir. Self-satisfaction bazen tarafsız veya olumlu da olabilir, ancak yorumu bağlam belirler. Smug ya da too pleased with yourself gibi ifadeler açıkça eleştiri bildirir.

Alıştırma

Bu cümlede self-satisfaction neyi anlatıyor? 'Maya wore a look of smug self-satisfaction after proving everyone wrong.'

  1. Sağlıklı bir öz değer algısına sahip.
  2. Kendinden fazlasıyla memnun görünüyor.
  3. Sonucundan dolayı hayal kırıklığına uğramış.
Cevabı göster

Kendinden fazlasıyla memnun görünüyor.

Yeah. I don't think he means that here, though. Ton ve niyet

3:47

Evet. Ama burada bunu kastettiğini sanmıyorum.

Ton ve niyet

I don't think ... here, though cümlesinde cümle sonundaki though

Cümle sonundaki though, ancak ya da ama anlamı taşır ve daha önce söylenen bir düşünceye gönderme yapar. Konuşan kişi önce I don't think he means that here şeklindeki ana yargısını verir, ardından though ile bunun az önce konuşulan olumsuz anlamla karşıtlık oluşturduğunu gösterir. Though cümle sonunda başka bir yan cümleyi başlatan bağlaç olarak değil, konuşma dilinde karşıtlık belirteci olarak çalışır. Bu yerleşim, düzeltmenin baştan sert bir karşı çıkış yerine sonradan eklenmiş bir çekince gibi duyulmasını sağlar.

Alıştırma

Cümle sonundaki though ile karşıtlığı tamamlayın: The journey was long. It was worth it, ____.

Cevabı göster

though

Yes.

3:49

Evet.

He also says it improves self-esteem.

3:50

Aynı zamanda öz saygıyı geliştirdiğini de söylüyor.

So, you feel good about yourself and it boosts your confidence. Kalıp ifadeler

3:53

Yani, kendin hakkında iyi hissediyorsun ve bu senin öz güvenini artırıyor.

Kalıp ifadeler

boosts your confidence: özgüvenini artırmak

Bu cümlede boosts your confidence, «kendine ve yeteneklerine daha çok güvenmeni sağlar» anlamına gelir. Buradaki boost mecazidir; fiziksel olarak hiçbir şey itilmez. Boost, confidence, energy veya sales gibi artabilen şeyleri anlatan isimlerle doğal biçimde kullanılır. Burada boosts sözcüğünün -s almasının nedeni, öznesi olan it sözcüğünün üçüncü tekil kişi olmasıdır.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifadenin doğru biçimiyle tamamlayın: Small successes can ____.

Cevabı göster

boost your confidence

Imagine going on holiday to Spain and being able to converse with or speak to the locals. Notlar

3:56

İspanya'ya tatile gittiğinizi ve yerel halkla sohbet edebildiğinizi veya onlarla konuşabildiğinizi hayal edin.

Anlatım akışı

Imagine going... and being able to...: düşünceyi somut bir sahneyle anlatmak

Imagine... dinleyenlerden zihinlerinde bir görüntü oluşturmalarını ister. Burada konuşmacı, başka bir dil bilmenin soyut yararını somut bir seyahat sahnesine dönüştürerek bu yararı daha kolay anlaşılır hâle getirir. Bu, bir olasılığı gözünde canlandırma davetidir; seyahate çıkma emri değildir. Imagine sözcüğünden sonra, hayal edilen etkinliği adlandırmak için -ing biçimi kullanılabilir. Going... ve being able to... aynı hayali sahne içindeki bağlantılı iki bölümü gösteren paralel -ing ifadeleridir.

Alıştırma

Hangi cümle dinleyenleri olası bir yararı doğal biçimde hayal etmeye çağırır?

  1. Imagine visiting a new city and understanding every street sign.
  2. Imagine to visit a new city and understand every street sign.
  3. Imagine you to visit a new city and understanding every street sign.
Cevabı göster

Imagine visiting a new city and understanding every street sign.

Kelime

Britanya İngilizcesinde going on holiday

Going on holiday, go on holiday ifadesinin -ing biçimidir. Bu, seyahat etmek veya dinlenmek için günlük hayata ara vermek anlamına gelen yaygın bir Britanya İngilizcesi ifadesidir. Buradaki holiday, çoğu zaman seyahat içeren işten veya okuldan uzak bir süreyi anlatır; yalnızca özel bir kutlama gününü ifade etmez. Bir etkinliği zihnimizde canlandırırken imagine fiilinden sonra genellikle -ing yapısı gelir. Bu nedenle imagine going on holiday denir.

Alıştırma

Cümleyi, bu notta öğretilen ve tatile gitmek anlamına gelen Britanya İngilizcesi ifadesiyle tamamlayın: We're planning to ____ in Wales next spring.

Cevabı göster

go on holiday

Kelime

converse with or speak to the locals: resmiyet düzeyi ve anlamı

Converse with ve speak to burada konuşarak iletişim kurmak anlamına gelir. Converse with daha resmî duyulur ve iki taraflı bir konuşmayı açıkça anlatır; speak to ise nötrdür ve günlük dilde daha yaygındır. or sözcüğü, ardından daha sade bir alternatifin geldiğini gösterir. The locals, o yerde yaşayan insanlar anlamındaki bir isim grubudur. İnsanları ifade eder, yerel mekânları değil.

Alıştırma

Hangi cümle rahat ve günlük bir seyahat sohbetine en uygundur ve yerel halkla konuşmak anlamını doğru biçimde verir?

  1. I like talking to the locals when I visit a new town.
  2. I like speaking to the local places when I visit a new town.
  3. I like conversing with the locals when I visit a new town.
Cevabı göster

I like talking to the locals when I visit a new town.

Hmm, feels good.

4:01

Hmm, iyi hissettiriyor.

And he also mentioned the economic benefits of speaking another language.

4:03

Ayrıca başka bir dil konuşmanın ekonomik faydalarından da bahsetti.

It gives you the edge in the workplace. Deyimler

4:08

İş yerinde sana avantaj sağlıyor.

Deyimler

give you the edge in the workplace: iş hayatında rekabet avantajı sağlamak

Give someone the edge, bir kişiye diğerlerine karşı avantaj sağlamak demektir. Burada bir becerinin sizi iş hayatında daha rekabetçi hâle getirebileceği anlatılır; edge bir nesnenin fiziksel kenarı anlamında değildir. in the workplace ifadesi, avantajı iş ve çalışma ortamıyla sınırlar. Yeniden kullanılabilen yapı give + kişi + the edge şeklindedir ve ardından sıkça over + rakip veya grup ya da in + durum gelir.

Alıştırma

“Size rekabet avantajı sağlamak” anlamındaki deyimle cümleyi tamamlayın: Knowing the local market could ____ in the interview.

Cevabı göster

give you the edge

That means it gives you an advantage, especially if you're dealing with foreign companies. Öbek fiiller

4:11

Bunun anlamı, özellikle yabancı şirketlerle iş yapıyorsanız, size bir üstünlük sağlamasıdır.

Öbek fiiller

dealing with foreign companies: yabancı şirketlerle iş ilişkisi kurmak

deal with ifadesinin nesnesi bir kişi ya da kuruluş olduğunda, ifade o tarafla iletişim kurmak ve onunla ilgili işleri yürütmek anlamına gelebilir. Bu cümlede dealing with foreign companies, yabancı şirketleri çözülmesi gereken sorunlar olarak görmek değil, onlarla iletişim kurmak veya iş yapmak demektir. if you're ifadesinden sonra dealing, be ile kullanılan -ing biçimidir. Burada if you're dealing with, mutlaka “tam şu anda” değil, “işiniz ... ile iletişim kurmayı içeriyorsa” anlamına gelir.

Alıştırma

“Our sales team deals with several overseas suppliers,” cümlesinde deals with ne anlama gelir?

  1. tedarikçilerle iletişim kurmaktan kaçınır
  2. tedarikçileri tamir eder
  3. tedarikçilerle iş bağlantısı kurar ve ilgili işleri yürütür
Cevabı göster

tedarikçilerle iş bağlantısı kurar ve ilgili işleri yürütür

Hmm.

4:17

Hmm.

And it also shows politeness and respect for other people Ton ve niyet

4:18

Ve ayrıca çaba gösterdiğinizi belli ederek

by showing that you've made an effort. Kalıp ifadeler

4:22

diğer insanlara karşı nezaket ve saygı gösteriyor.

Ton ve niyet

shows politeness and respect for other people: diğer insanlara nezaket ve saygı göstermek

Bu cümlede shows, “bir nesneyi sergilemek” değil, “bir tutumu ifade etmek” veya “bir tutumu açıkça belli etmek” anlamındadır. Bu ifade, bir davranışın diğer insanlara nezaket ve saygı iletebileceğini anlatır. Kalıp show politeness and respect for someone şeklindedir. for’dan sonra bu saygının yöneldiği kişi veya grup gelir. Daha genel olarak show + tutum veya duygu yapısı, bir davranışın ne ilettiğini anlatabilir.

Alıştırma

“Waiting quietly shows politeness and respect for others” cümlesindeki shows politeness and respect ne anlama gelir?

  1. Herkesin bu davranışı seveceğini garanti eder.
  2. Nazik ve saygılı nesneleri sergiler.
  3. Bir davranış yoluyla saygılı bir tutum iletir.
Cevabı göster

Bir davranış yoluyla saygılı bir tutum iletir.

Kalıp ifadeler

you've made an effort: çaba gösterdiniz

Make an effort, bir şeye zaman veya enerji ayırarak “ciddi biçimde denemek” ya da “çaba göstermek” demektir. Buradaki you've made an effort, daha önce denediğinizi ve bu çabanın şu anda fark edildiğini veya hâlâ önemli olduğunu anlatır. Yaygın yapı make an effort to + fiilin yalın hâli şeklindedir; örneğin make an effort to listen. İngilizcede effort normalde do ile değil, make ile kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi effort içeren ve “ciddi biçimde denemek” anlamına gelen hedef ifadeyle tamamlayın: Please ____ to arrive on time.

Cevabı göster

make an effort

It's something another footballer, Gareth Bale, has tried to do.

4:25

Bu, başka bir futbolcu olan Gareth Bale'in yapmaya çalıştığı bir şeydi.

Last year, he signed for Real Madrid. Kelime

4:29

Geçen yıl Real Madrid'e transfer oldu.

Kelime

signed for Real Madrid: bir futbol kulübüyle sözleşme yapıp takıma katılmak

Futbolda ve diğer takım sporlarında sign for + kulüp, bir oyuncunun o kulüple sözleşme yapıp takıma katılması demektir. Burada signed for Real Madrid, onun Real Madrid oyuncusu olduğu anlamına gelir. for sözcüğünden sonra katılınan takım gelir; imza alan bir kişi veya kuruluş gelmez.

Alıştırma

sign for yapısının geçmiş zamanını kullanarak futbol transfer haberini tamamlayın: The young striker ____ Arsenal last summer.

Cevabı göster

signed for

So, he tried to master, or to be very good at, Kelime

4:32

Bu yüzden hayranlarıyla konuşabilmek için

Kelime

Fiil olarak master: yüksek bir beceri düzeyine ulaşmak

Burada master bir fiildir. Bir beceriyi, dili veya konuyu master etmek, onu çok yüksek bir beceri düzeyinde kullanabilecek ya da anlayabilecek kadar iyi öğrenmek demektir. Konuşmacı hemen ardından bunu to be very good at sözleriyle açıklar. Master ulaşılan yüksek düzeyi vurgularken learn öğrenme sürecinin herhangi bir aşamasını anlatabilir. Try to master, o düzeye ulaşmak için çalışmak anlamına gelir; kişinin o düzeye zaten ulaştığı anlamına gelmez.

Alıştırma

“After years of practice, she mastered the technique,” cümlesinde mastered ne anlama gelir?

  1. Tekniği kullanma konusunda çok yetkin hâle geldi.
  2. Tekniği öğrenmeye başladı.
  3. Tekniği başka birine öğretti.
Cevabı göster

Tekniği kullanma konusunda çok yetkin hâle geldi.

speaking Spanish, so he could talk to his fans. Dilbilgisi

4:36

İspanyolcada ustalaşmaya veya çok iyi konuşmaya çalıştı.

Dilbilgisi

so he could talk to his fans: amaç belirtme

so he could talk to his fans ifadesinde so, İspanyolca konuşmanın amacını veya beklenen sonucunu belirtir: böylece hayranlarıyla konuşması mümkün olacaktır. Could burada geçmiş zamandaki bir duruma uyar. Asıl nokta yalnızca geçmişte bir yeteneği olduğunu söylemek değildir; so + özne + could kalıbı, önceki bir eylemin neden yapıldığını açıklar. Daha açık olan so that he could talk to his fans biçimi de aynı amacı ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi so + she + can fiilinin geçmiş biçimiyle tamamlayın: Mia saved the map ____ find the hotel.

Cevabı göster

so she could

This is how he got on. Öbek fiiller

4:39

İşte nasıl bir sonuç aldığı.

Öbek fiiller

how he got on: ilerleme veya performans

Burada how he got on, onun ne kadar iyi yaptığı veya işlerin onun için nasıl gittiği anlamına gelir. This is how he got on, ardından gelen kısmı onun performansını gösteren bir bölüm olarak tanıtır. Hangi etkinlikten söz edildiği bağlamdan anlaşılır. Birisi bir görevi, görüşmeyi, sınavı veya yeni bir deneyimi tamamladıktan sonra how they got on diye sormak, ilerleyişini ya da sonucunu sormaktır.

Alıştırma

Leo ilk yüzme dersini yeni bitirdi. Babası How did you get on? diye soruyor. Babası neyi öğrenmek istiyor?

  1. Leo'nun hangi otobüse bindiğini.
  2. Leo'nun başka bir yüzücüyle iyi bir ilişkisi olup olmadığını.
  3. Dersin Leo için ne kadar iyi geçtiğini.
Cevabı göster

Dersin Leo için ne kadar iyi geçtiğini.

Hola. Uh, es un sueño para mí jugar para Real Madrid.

4:42

Hola. Uh, es un sueño para mí jugar para Real Madrid.

Uh, gracias. Muy bien.

4:47

Uh, gracias. Muy bien.

Impressive. Impressive, yes.

4:50

Etkileyici. Etkileyici, evet.

I think he was saying it was his dream to play for Real Madrid.

4:51

Sanırım Real Madrid için oynamanın onun hayali olduğunu söylüyordu.

Uh, Rob, your Spanish is very impressive too there.

4:55

Iı, Rob, senin İspanyolcan da orada çok etkileyiciydi.

Uh, but for Gareth Bale, speaking Spanish will help him fit in, Öbek fiiller

5:00

Iı, ama Gareth Bale için İspanyolca konuşmak onun uyum sağlamasına yardımcı olacak,

perhaps make him more accepted by his teammates and his fans. Dilbilgisi

5:05

belki takım arkadaşları ve hayranları tarafından daha fazla kabul görmesini sağlayacaktır.

Öbek fiiller

help him fit in: gruba uyum sağlamasına yardım etmek

Burada fit in, bir grubun veya ortamın parçası olarak rahat hissetmek ve kabul edilmek anlamına gelir. İspanyolca konuşmak, kendisini takım topluluğunun bir parçası gibi hissetmesine ve başkalarının da onu böyle görmesine yardımcı olabilir. Fiziksel boyuttan söz edilmez. Help him fit in, help + kişi + fiilin yalın hâli yapısını izler. Aynı yapı yeni bir okula, iş yerine, takıma veya kültüre katılan biri için de kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi bir grubun parçası olmak anlamındaki öbek fiille tamamlayın: Joining the lunchtime club helped Amir ____ at his new school.

Cevabı göster

fit in

Dilbilgisi

make him more accepted by ...: make + nesne + tümleç

Make him more accepted, make + nesne + tümleç yapısını kullanır. Him etkilenen kişidir; more accepted ise ortaya çıkan durumu anlatır: diğer insanlar onu daha kolay kabul edebilir. Accepted, edilgen anlam taşıyan bir sıfat gibi kullanılan geçmiş zaman ortacıdır. By his teammates and his fans, onu kabul eden kişilerin takım arkadaşları ve taraftarlar olduğunu gösterir; onun bu kişileri kabul ettiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle, takımın açık desteğinin taraftarların oyuncuyu daha kolay kabul etmesini sağladığı anlamına gelir?

  1. The team's public support made the player accept the fans.
  2. The team's public support made more accepted the player by the fans.
  3. The team's public support made the player more accepted by the fans.
Cevabı göster

The team's public support made the player more accepted by the fans.

Hmm.

5:09

Hmm.

But, Finn, I have got a dilemma here. Kelime

5:09

Ama, Finn, benim burada bir ikilemim var.

Kelime

have got a dilemma: zor bir seçimle karşılaşmak

Günlük Britanya İngilizcesinde have got çoğu zaman have, yani “sahip olmak” veya “bir durumda olmak” anlamına gelir. Bu nedenle I have got a dilemma ile I have a dilemma aynı anlama gelir. Buradaki got, kişinin yakın zamanda bir şey elde ettiği anlamına gelmez. Dilemma, seçenekler çatıştığı, dezavantajlar taşıdığı veya ikisi birden seçilemediği için karar vermenin zor olduğu bir durumdur. Bu ifade bu yüzden sıradan küçük bir sorunu değil, zor bir seçimi anlatır.

Alıştırma

Have got ve zor bir seçimi belirten isimle cümleyi tamamlayın: I ____: both clubs meet at the same time, and I can join only one.

Cevabı göster

have got a dilemma

There are so many languages in the world to learn.

5:12

Dünyada öğrenilecek o kadar çok dil var ki.

Which one should I learn first?

5:14

Önce hangisini öğrenmeliyim?

Maybe you could start with the UK's second most spoken language. Ton ve niyet

5:16

Belki Birleşik Krallık'ta en çok konuşulan ikinci dil ile başlayabilirsin.

Ton ve niyet

Maybe you could start with...: başlangıç için nazik bir öneri

Maybe you could... bir öneriyi emir gibi duyurmadan sunar. Maybe fikrin değerlendirmeye açık olduğunu gösterir, could ise öneriyi daha yumuşak yapar; buradaki could geçmişteki bir yeteneği anlatmaz. Start with ilk öğeyi veya adımı tanıtır. Maybe you could start with... bir bütün olarak olası bir başlangıç noktasını nazikçe gösterirken kararı dinleyiciye bırakır.

Alıştırma

Nazik öneriyi Maybe, could ve start with kullanarak tamamlayın: ____ the easiest question.

Cevabı göster

Maybe you could start with

Ah, that's the question I posed you earlier. Kalıp ifadeler

5:21

Ah, bu sana daha önce sorduğum soru.

Kalıp ifadeler

the question I posed you earlier: pose a question kullanımı

Bu cümlede pose a question, “birinin düşünmesi veya cevaplaması için ona bir soru yöneltmek” anlamındadır. Günlük ask fiiline göre daha resmî ve bilinçli bir ifade biçimidir; buradaki pose, “poz vermek” anlamına gelmez. I posed you earlier sözleri question sözcüğünü açıklar. Nesne görevindeki that veya which ilgi zamiri düşürülmüştür: the question (that) I posed you earlier. Alıcının doğrudan kullanıldığı bu Britanya İngilizcesi yapısı, daha yaygın olan the question I posed to you earlier ile aynı anlama gelir.

Alıştırma

Hangi cümlede pose a question doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. The chair posed a difficult question to the panel.
  2. The chair posed about a difficult question to the panel.
  3. The chair posed the panel about a difficult question.
Cevabı göster

The chair posed a difficult question to the panel.

What is Britain's second most spoken language?

5:24

İngiltere'de en çok konuşulan ikinci dil hangisidir?

And I said Polish.

5:27

Ve ben Lehçe demiştim.

And of course, polski.

5:30

Ve elbette, polski.

Yes, of course, you're right.

5:31

Evet, elbette haklısın.

According to the 2011 census, it is Polish. Kültür

5:33

2011 nüfus sayımına göre bu Lehçe.

Kültür

According to the 2011 census: kaynak belirtme

According to the 2011 census bilginin nereden geldiğini gösterir: ardından gelen ifade yalnızca konuşanın tahminine değil, 2011 nüfus sayımına dayanmaktadır. According to, “bir kaynağın belirttiğine veya gösterdiğine göre” anlamına gelir. Census, tüm nüfusun resmî olarak sayılması ve nüfus hakkında bilgi toplanmasıdır; çoğunlukla bir hükûmet tarafından düzenlenir. Genel bir survey sözcüğüne göre daha özel bir anlam taşır.

Alıştırma

Cümleyi dersteki iki sözcüklü kaynak ifadesiyle tamamlayın: ____ the school report, attendance has improved.

Cevabı göster

According to

The census also found out that over a hundred and four different languages are spoken in the UK. Notlar

5:36

Nüfus sayımı ayrıca Birleşik Krallık'ta yüz dörtten fazla farklı dil konuşulduğunu da ortaya çıkardı.

Öbek fiiller

found out: kontrol ederek bir gerçeği öğrenmek

Found out, find out öbek fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Burada “bilgi edinerek bir gerçeği öğrenmek veya ortaya çıkarmak” anlamına gelir. Ardındaki that yan cümlesi öğrenilen gerçeği belirtir. Önemli sonuç yeni bir bilgiye ulaşmaksa bu kalıbı kullanın; fiziksel bir nesnenin yerini bulmaktan söz ederken kullanmayın.

Alıştırma

Cümleyi find out ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After checking the website, we ____ that the museum was closed.

Cevabı göster

found out

Kelime

over a hundred and four: 104'ten fazla

Bir sayıdan önce over, “daha fazla” anlamına gelir. Bu nedenle over a hundred and four, 104'ten büyük bir miktarı belirtir; 104'ün üzerinde bulunan bir konumu değil. A hundred and four, 104 sayısını söylemenin Britanya İngilizcesinde yaygın bir yoludur. And, hundred ile son birler basamağını birbirine bağlar; Amerikan İngilizcesinde konuşanlar sık sık a hundred four da der.

Alıştırma

Cümlenin tamamını dinleyin ve duyduğunuz seçeneği seçin. a hundred and four ile a hundred and forty arasındaki farka odaklanın.

  1. The library has over a hundred and four books.
  2. The library has over a hundred and forty books.
  3. The library has only a hundred and four books.
Cevabı göster

The library has over a hundred and four books.

Dilbilgisi

are spoken in the UK: geniş zamanda edilgen yapı

Are spoken, geniş zamanda edilgen yapıdır: are + geçmiş zaman ortacı spoken. Çoğul özne different languages eylemi yapan değil, eylemden etkilenen öğedir: insanlar bu dilleri konuşur; dolayısıyla diller konuşulur. Bu yapı, konuşan kişilere değil dillere ve kullanıldıkları yere odaklanır. Genel bir gerçeği belirtmek için language(s) + is/are spoken + yer kalıbını kullanabilirsin.

Alıştırma

Cümleyi speak fiilinin geniş zamandaki edilgen biçimiyle tamamla: More than twenty languages ____ at this school.

Cevabı göster

are spoken

Before we go, could you remind us of some of the English words that we've heard today? Notlar

5:42

Gitmeden önce, bugün duyduğumuz bazı İngilizce kelimeleri bize hatırlatır mısın?

Anlatım akışı

Before we go: son bir konuyu sunmak

Before we go, bir konuşma, ders, toplantı veya programın sonuna yaklaşırken kullanılan bir geçiş ifadesidir. Konuşma ya da etkinlik bitmeden önce son bir konunun geleceğini dinleyicilere bildirir. Buradaki go mutlaka fiziksel olarak bir yerden ayrılmak anlamına gelmez. İfade konuşmayı düzenler ve bir özeti, hatırlatmayı, son soruyu veya son düzenlemeyi başlatabilir.

Alıştırma

Hangi cümle bir toplantının sonuna doğru son bir görevi doğal biçimde sunar?

  1. Before we go, let's confirm who will send the report.
  2. To begin, let's confirm who will send the report.
  3. Moving on, let's confirm who will send the report.
Cevabı göster

Before we go, let's confirm who will send the report.

Ton ve niyet

could you remind us of: bilgiyi hatırlamak için kibar bir rica

Could you...? cümleyi kibar bir rica hâline getirir. Burada asıl amaç dinleyicinin bunu yapabilecek durumda olup olmadığını sormak değil, grubun bilgiyi hatırlamasına yardım etmesini istemektir. Kalıp remind + someone + of + something şeklindedir. Bu cümlede us hatırlatmanın yapıldığı kişileri, some of the English words ise hatırlanacak içeriği belirtir. Bu anlamda içeriğin önündeki of korunmalıdır.

Alıştırma

Ricayı remind, konuşmacının grubunu belirten zamir ve gerekli edatla tamamlayın: Before the quiz, could you ____ the three key rules?

Cevabı göster

remind us of

Yes, we heard

5:46

Evet, duyduklarımız

trait,

5:48

trait (özellik),

linguists,

5:50

linguists (yabancı dil bilen kişiler),

native language,

5:52

native language (ana dil),

to get by,

5:55

to get by (idare etmek),

compulsory,

5:57

compulsory (zorunlu),

self-esteem,

5:59

self-esteem (öz saygı),

to converse with,

6:01

to converse with (ile sohbet etmek),

to give you the edge,

6:04

to give you the edge (sana avantaj sağlamak),

to master,

6:06

to master (ustalaşmak),

to fit in.

6:08

to fit in (uyum sağlamak).

Hmm.

6:10

Hmm.

Danke schön, Finn.

6:10

Danke schön, Finn.

Ja, bitte schön, ja.

6:11

Ja, bitte schön, ja.

Okay, well, that's it for this program. Anlatım akışı

6:13

Tamam, pekala, bu programlık bu kadar.

Anlatım akışı

that's it for this program: programın bittiğini gösteren işaret

That's it for this program bir kapanış işaretidir. Dinleyicilere programın ana içeriğinin bittiğini ve yeni bir konu yerine vedaya geçildiğini bildirir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp That's it for + etkinlik veya zaman dilimi şeklindedir; That's it for today bunun bir örneğidir. Buradaki it bir nesneyi göstermez; That's it, adı belirtilen bölümün bittiği anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi That's it for... kapanış kalıbıyla tamamlayın: The lesson is finished. That's ____ today.

Cevabı göster

it for

Please, join us again soon for 6 Minute English from BBC Learning English. Ton ve niyet

6:15

Lütfen BBC Learning English'ten 6 Minute English için yakında tekrar bize katılın.

Ton ve niyet

join us again soon: dinleyiciyi geri davet etmek

Bu kapanış cümlesinde join us again soon, izleyici veya dinleyiciyi başka bir program için geri dönmeye çağıran samimi bir davettir. Buradaki join us, ‘kuruluşumuza üye olun’ değil, ‘bizimle yeniden dinleyin, izleyin veya etkinliğe katılın’ anlamına gelir. Again, dinleyicinin geri davet edildiğini; soon ise sunucuların bu dönüşün çok geç olmamasını umduğunu gösterir. İfade, programı sıcak bir şekilde bitirirken dinleyiciyle bağı sürdürür.

Alıştırma

Bu samimi program kapanışını hedef ifadeyle tamamlayın: Please ____ for another episode.

Cevabı göster

join us again soon

Bye.

6:20

Hoşça kalın.

That was 6 Minute English from BBCLearningEnglish.com.

6:21

Bu, BBCLearningEnglish.com'dan 6 Minute English idi.