Yağ nedir? - George Zaidan: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video özeti: Zeytinyağı ile pankek karışımını karşılaştıran video, toplam yağ miktarının tek başına sağlık üzerindeki etkiyi neden belirlemediğini açıklıyor. Doymuş, doymamış, cis ve trans yağların moleküler şekillerini vücuttaki davranışlarıyla ilişkilendiriyor; ardından içerik listesinin öne çıkarılan besin değerleri iddialarından neden daha açıklayıcı olabileceğini gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. doesn't impact our weight or our cholesterol or our risk of heart disease nearly as much as what kind of fat we eat. — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: doesn't ... nearly as much as ... yapısını tanıyıp kullanarak iki etkiyi karşılaştırmayı ve ilk etkinin yalnızca farklı değil, ikinciden belirgin ölçüde daha zayıf olduğunu vurgulamayı öğrenin. 2. Don't let nutrition labels or advertising fool you. — Konuşma edimbilimi ve tutum: Bu doğrudan uyarı kalıbını anlayın ve Don't let ... fool you ifadesini etiketlere, reklamlara, görünüşe veya yanıltıcı olabilecek başka bilgilere sorgulamadan inanmaması için birini uyarırken kullanın. 3. The point is this. It's not how much fat you eat, it's what kind of fat. — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: The point is this ifadesinin ardından gelen It's not ..., it's ... yapısının açıklamayı nasıl sonuçlandırdığını, yaygın ama yanlış odağı nasıl reddettiğini ve dinleyicinin hatırlaması gereken temel ayrımı nasıl öne çıkardığını fark edin.
Bu derste
on the other hand: karşıt tarafı sunma
on the other hand, önceki öge ya da noktadan ona karşıt olan diğer tarafa geçiş yapan bir söylem belirtecidir. Burada zeytinyağındaki yağ oranı az önce verilmiştir ve bu ifade pankek karışımını aynı karşılaştırma çerçevesine yerleştirir. İfadenin tamamını mecazi bir yönlendirme işareti olarak anlayın: hand burada gerçek bir “el” anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu dersteki dört sözcüklü ifadeyle karşılaştırmayı tamamlayın: The train is faster. ____, the bus is much cheaper.
Cevabı göster
On the other hand
And yet: beklentiye aykırı bir sonucu belirtme
And yet, önceki sözlerle oluşan beklentiye ters düşen bir olgu veya sonuç sunarken anlatımı ileri taşır. Burada yağ oranları pankek karışımını daha sağlıklı gösterebilir, ancak sağlık değerlendirmesi bunun tam tersidir. And önceki bilgiyle bağlantıyı korurken yet, “buna rağmen” benzeri bir ödünleme anlamı ekler. Sade bir and sözcüğünden daha güçlüdür. Bu kullanımda yet, “şimdiye kadar” anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi, şaşırtıcı bir sonucu belirten bu dersteki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The map looked simple. ____, we still took the wrong road.
Cevabı göster
And yet
olive oil is good for you ... pancake mix is not: paralel karşıtlık ve eksiltme
Eş bağlı iki cümlecik doğrudan bir karşıtlık kurar: zeytinyağı sağlık açısından olumlu, pankek karışımı ise olumsuz değerlendirilir. pancake mix is not bölümünde good for you sözleri, ilk cümlecikten zaten anlaşıldığı için atılmıştır; tam anlam pancake mix is not good for you şeklindedir. X is ..., and Y is not kalıbı açıklamadan önce karşıtlığı ortaya koyar. Burada merak uyandıran bir giriş görevi görür: dinleyicinin iki yiyeceğin neden zıt değerlendirildiğini sormasını sağlar ve devamındaki ana soruya zemin hazırlar.
Alıştırma
Burada pancake mix is not ne anlama gelir ve karşıtlık açıklamayı nasıl düzenler?
- pancake mix contains no olive oil anlamına gelir ve konuyu kapatır.
- pancake mix is not a food anlamına gelir ve ilgisiz bir konuya geçer.
- pancake mix is not good for you anlamına gelir ve sonraki açıklamanın yanıtlayacağı bir soru ortaya çıkarır.
Cevabı göster
pancake mix is not good for you anlamına gelir ve sonraki açıklamanın yanıtlayacağı bir soru ortaya çıkarır.
As it turns out: sonradan öğrenilen veya beklenmedik bir gerçeği sunmak
As it turns out, gerçek durumun kontrol ettikten, daha fazla bilgi edindikten ya da olayların nasıl geliştiğini gördükten sonra anlaşıldığı durumlarda cümle başında kullanılan kalıplaşmış bir ifadedir. Burada, yağın türünün miktarından çok daha önemli olduğu bulgusunu sunar. Bu ifade genellikle önceki bir varsayımı düzeltir veya şaşırtıcı olabilecek bir bilgiyi ortaya çıkarır. Buradaki turn sözcüğü gerçek anlamında kullanılmaz; ifade, dinleyiciye ardından gelen cümlenin sonradan ortaya çıkan gerçek olduğunu anlatır.
Alıştırma
Sonradan öğrenilen bir gerçeği sunan dört sözcüklü ifadeyle İngilizce cümleyi tamamlayın: ____, the library stays open until nine.
Cevabı göster
As it turns out
doesn't impact ... nearly as much as ...: etkilerin büyüklüğünü karşılaştırma
A doesn't impact X nearly as much as B kalıbı iki etkinin büyüklüğünü karşılaştırır. A'nın X üzerindeki etkisinin B'ninkinden çok daha küçük olduğunu belirtir. Bu cümlede A yağ miktarı, B ise yağın türüdür. Nearly, olumsuz karşılaştırmayı güçlendirir: not nearly as much as yalnızca “daha az” değil, “çok daha az” anlamına gelir.
Alıştırma
Hangi cümle oda renginin konsantrasyon üzerindeki etkisinin dışarıdaki gürültüden çok daha küçük olduğunu belirtir?
- Room color affects concentration almost as much as outside noise does.
- Room color doesn't affect concentration nearly as much as outside noise does.
- Room color and outside noise affect concentration equally.
Cevabı göster
Room color doesn't affect concentration nearly as much as outside noise does.
Let's back up: devam etmeden önce önceki bir noktaya dönmek
Let's back up, bir açıklamanın akışını düzenleyen geçiş ifadesidir. Mevcut konuyu kısa süreliğine durdurup daha önceki veya daha temel bir noktaya döner; böylece dinleyici devam etmeden önce gerekli arka planı edinir. Ardından gelen What is fat? sorusu bu geçişi gösterir: konuşmacı etkiler hakkındaki açıklamaya kısa bir ara verip önce temel konuyu tanımlar. Buradaki back up mecazidir; kimseden gerçekten geriye doğru hareket etmesi istenmez.
Alıştırma
Bir toplantıda biri “Let's back up and review the goal.” diyor. Ne yapmak istiyor?
- Herkesten birkaç adım geriye gitmesini istemek.
- Hedefi konuşmadan toplantıyı bitirmek.
- Devam etmeden önce temel bir noktaya dönmek.
Cevabı göster
Devam etmeden önce temel bir noktaya dönmek.
If we were to zoom in: hayalî bir gözlem durumu kurmak
If we were to + fiilin yalın hâli, bir eylemi gerçekten gerçekleşen bir şey olarak değil, hayal edilen bir eylem olarak sunar. Burada dinleyiciden somona yakından baktığını hayal etmesi istenir; were eylemi geçmiş zamana taşımaz. Bu if yan cümlesinin ardından çoğu zaman would veya could ile kurulan olası bir sonuç gelir. Yapı, varsayımı bilinçli biçimde kurduğu için açıklamalarda ve düşünce deneylerinde sık kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümlede hayalî bir gözlem için were to doğru kullanılmıştır?
- If we were to examine the leaf closely, we would notice tiny hairs.
- If we were examine the leaf closely, we would notice tiny hairs.
- If we were to examined the leaf closely, we would notice tiny hairs.
Cevabı göster
If we were to examine the leaf closely, we would notice tiny hairs.
zoom in on: yakından bakılacak hedefi belirtmek
Zoom in on + isim, belirli bir kişiyi, nesneyi veya alanı inceleyebilmek için daha yakından görünür hâle getirmek anlamına gelir. Bu cümlede on, hedef olan a salmon ifadesini tanıtır; in ve on sözcüklerini ayrı ayrı çevirmek yerine zoom in on ifadesini tek bir kalıp olarak öğrenin. Bu ifade mecaz anlamda da kullanılabilir. Zoom in on a problem, dikkati belirli bir soruna yöneltmek anlamına gelir.
Alıştırma
zoom, in ve on sözcüklerini doğru sıraya koyarak cümleyi tamamlayın: The map is crowded, so let's ____ the station entrance.
Cevabı göster
zoom in on
past the organs, past the tissues, into the cells: katmanlı bir mekânsal yol
past the organs, past the tissues, into the cells dizisi, dinleyiciyi hayali bir yakınlaşmanın üç aşamasından geçirir. Tekrarlanan past öbekleri bakış açısının aşıp geçtiği katmanları, into ise son olarak hücrelerin içine yönelen hareketi gösterir. Burada past, “ötesine” veya “yanından geçerek” anlamında mekânsal bir edattır; in the past ifadesindeki gibi geçmiş zamana gönderme yapmaz. Aynı kalıbın tekrarı, bilgilerin sırasını gözde canlandırmayı ve takip etmeyi kolaylaştırır.
Alıştırma
Hangi dizi, iki yer işaretini geçip sonunda bir hedefin içine girmeyi anlatır?
- past the fountain, past the front desk, into the conference room
- past the fountain, past the front desk, away from the conference room
- out of the conference room, past the front desk, past the fountain
Cevabı göster
past the fountain, past the front desk, into the conference room
is actually made up of molecules called triglycerides, Kalıp ifadeler
0:47aslında trigliserit adı verilen moleküllerden oluştuğunu görürüz,
the stuff we call fat: bilimsel terimden önce kullanılan günlük adlandırma
the stuff we call fat ifadesinde stuff, söz konusu maddeyi genel olarak belirten gündelik ve resmî olmayan bir sözcüktür. Burada birbirinden ayrı birkaç nesne anlamına gelmez. Konuşmacı, maddeyi bilimsel terimlerle açıklamadan önce tanıdık bir günlük adlandırmayla başlar. We call fat, stuff sözcüğünü niteler ve that we call fat, yani “yağ dediğimiz” anlamına gelir. Nesne görevindeki ilgi zamiri that düşürülmüştür; bu İngilizcede yaygın bir yapıdır: the stuff (that) we call fat.
Alıştırma
the stuff we call fat ifadesindeki stuff ne anlama gelir?
- Yağ denilen maddeyi belirten gündelik ve genel bir sözcük.
- Balığın içinde saklanan birbirinden ayrı birkaç nesne.
- Tek bir trigliserit molekülünün bilimsel adı.
Cevabı göster
Yağ denilen maddeyi belirten gündelik ve genel bir sözcük.
be made up of ... called ... ile bileşimi ve adı belirtmek
be made up of + parçalar kalıbı, bir bütünün bu parçalardan oluştuğunu belirtir. Bu cümlede bütünün moleküllerden oluştuğu anlatılıyor. Buradaki made up of, bileşimi belirtir; “uydurulmuş” anlamına gelmez. Called triglycerides, molecules sözcüğünden sonra gelir ve bu moleküllerin bilimsel adını verir. Böylece tek bir cümle hem bir şeyin nelerden oluştuğunu hem de parçalarının ne adla anıldığını açıklayabilir.
Alıştırma
Cümleyi önce bileşim ifadesi made up of, ardından adlandırma sözcüğü called ile tamamlayın: The science kit is ____ small tools ____ probes.
Cevabı göster
made up of · called
not all alike: bir grup içinde kısmi olumsuzluk
Are not all alike, bir gruptaki üyelerin tamamen aynı olmadığı anlamına gelir. Buradaki they, hemen önce sözü edilen trigliseritleri ifade eder ve cümle, dinleyiciyi bu grup içindeki farklılıklara hazırlar. Not all kısmi olumsuzluktur: her üyenin aynı olduğu düşüncesini reddeder. Hiçbirinin birbirine benzemediğini söylemez; bu nedenle bazı üyeler yine de benzer olabilir.
Alıştırma
“The samples are not all alike” ne anlama gelir?
- En az bir farklılık vardır, ancak bazı örnekler yine de benzer olabilir.
- Hiçbir iki örnek birbirine benzeyemez.
- Her örnek tamamen aynıdır.
Cevabı göster
En az bir farklılık vardır, ancak bazı örnekler yine de benzer olabilir.
you can think of that as the backbone: benzetme kurmak
Think of A as B, “A’yı anlamak için B’yi zihinsel bir model olarak kullanmak” demektir. Burada A olan that gliserole, B olan the backbone ise molekülün geri kalanını destekleyen omurgaya karşılık gelir. You can, gliserolün gerçek anlamda bir omurga olduğunu iddia etmez; dinleyiciyi yararlı bir bakış açısını benimsemeye davet eder. Soyut bir parça veya süreç, tanıdık bir rol ya da görüntüyle açıklanabildiğinde bu kalıp kullanılabilir.
Alıştırma
think of A as B kalıbını tamamlayın: You can think ____ a firewall ____ a security guard for a network.
Cevabı göster
of · as
the backbone that holds ... together: bütünü destekleyen ana yapı
Backbone sözcüğünün gerçek anlamı “omurga”dır. Burada yapısal bir benzetme olarak kullanılır: gliserol, diğer parçaların çevresine bağlandığı merkezi molekül iskeleti olarak sunulur. that holds the rest of the molecule together ilgi cümleciği, backbone sözcüğünün neden uygun olduğunu açıklar. Kimyada backbone, bir molekülün ana yapısı için kullanılan yaygın bir terimdir; başka bağlamlarda ise bir sistemin, kuruluşun veya savın temel desteğini anlatabilir.
Alıştırma
"Reliable public transportation is the backbone of the city," cümlesinde backbone ne anlama gelir?
- Şehrin bağlı olduğu ana destek
- Sokakların altında gerçek kemiklerden oluşan bir sıra
- Şehrin önemsiz ve ek bir özelliği
Cevabı göster
Şehrin bağlı olduğu ana destek
and it's subtle differences in the structures of these chains Dilbilgisi
1:02ve bir yağın diyelim ki,
goes rancid quickly: kısa sürede acılaşmak
Go rancid ifadesinde go, “hareket etmek” değil “bir duruma gelmek” anlamındadır. Rancid, sıvı veya katı yağlar bozulup hoş olmayan bayat bir koku ya da tat geliştirdiğinde bunları tanımlar. Burada goes, tekil özne it ile uyumludur; quickly ise değişimin ne kadar hızlı gerçekleştiğini belirtir. Bu nedenle ifade, bir şeyin kısa sürede acılaşıp acılaşmadığını sorar.
Alıştırma
Bozulan yağların hoş olmayan bayat bir koku veya tat geliştirmesini anlatan go ve sıfat birleşimiyle cümleyi tamamlayın: Keep the nuts in a cool place so they don't ____.
Cevabı göster
go rancid
It's ... differences ... that determine ...: odağı belirginleştiren ayrık cümle
It is X that Y kalıbı, odağı belirginleştiren ayrık bir cümle yapısıdır. Burada X, subtle differences in the structures of these chains ifadesidir. Bu yüzden cümle, determine sonrasında sıralanan sonuçları belirleyen etkenin daha belirgin başka bir özellik değil, bu farklılıklar olduğunu vurgular. Buradaki it herhangi bir şeyi göstermez; odaklama kalıbının bir parçasıdır. Bu kalıp kaldırıldığında temel ifade Subtle differences in the structures of these chains determine .... olur. Ayrık yapı, temel neden-sonuç ilişkisini değil, bilginin odağını değiştirir.
Alıştırma
Gerçek nedeni vurgulamak için ayrık yapıyı doğru kullanan cümle hangisidir?
- Small changes in temperature are determined by how fast the reaction occurs.
- It is small changes in temperature that determine how fast the reaction occurs.
- It refers to small changes in temperature, and that determines the reaction.
Cevabı göster
It is small changes in temperature that determine how fast the reaction occurs.
whether ... whether or not ... and how ...: sıralı dolaylı soru yan cümleleri
Determine fiili, birbiriyle sıralanmış üç dolaylı soru yan cümlesi alır: whether a fat is solid or liquid, whether or not it goes rancid quickly ve how good or how bad it is for you. Bunlar fiziksel durum, acılaşma ve sağlık üzerindeki etkiler olmak üzere üç sonucu tek bir fiil altında toplar. Bu yan cümleler dinleyiciye yöneltilen sorular değil, bir bildirimin parçalarıdır. Bu nedenle whether a fat is ... ve how ... it is örneklerindeki gibi düz cümle sözcük dizilişini kullanırlar. Ara söz olan let's say, solid or liquid ifadesini ilk sonucu anlatmanın uygun bir yolu olarak sunar; most importantly ise son sonucu en önemli sonuç olarak sıralar.
Alıştırma
Hangi cümle affects sonrasında üç dolaylı soruyu doğru biçimde sıralar?
- The design affects whether the device is stable, whether or not it overheats, and how long it lasts.
- The design affects whether is the device stable, does it overheat, and how long does it last.
- The design affects is the device stable, whether or not it overheats, and it lasts how long.
Cevabı göster
The design affects whether the device is stable, whether or not it overheats, and how long it lasts.
Let's take a look at some of these differences. Kalıp ifadeler
1:15Gelin bu farklılıklardan bazılarına göz atalım.
Let's take a look at: başkalarını bir şeyi incelemeye davet etmek
Let's take a look at ... bir şeyi birlikte incelemeye veya konuşmaya yönelik samimi bir davettir. Take a look kalıplaşmış bir ifadedir ve at, incelenecek şeyi tanıtır; take burada bir şeyi fiziksel olarak tutmak anlamına gelmez. Konuşanlar bu ifadeyi dinleyenleri bir sonraki örneğe, sonuca veya konuya yönlendirmek için sıkça kullanır. Let's, cümlenin doğrudan bir emir gibi değil, ortak ve yönlendirici bir davet gibi hissedilmesini sağlar.
Alıştırma
Daveti, take ile başlayan ve “incelemek” anlamına gelen dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Let's ____ the next example.
Cevabı göster
take a look at
Another, more important difference: yeni bir nokta ekleyip önemini artırmak
Another, konuşanın farklar listesine yeni bir madde eklediğini dinleyiciye bildirir. Bu farkı, ilgisiz yeni bir konu açmak yerine daha önce sözü edilen bir farkla ilişkilendirir. More important, yeni farkın öncekinden daha önemli olduğunu gösterir. Birlikte Another, more important difference bir yönlendirme ifadesi gibi çalışır: sonraki noktaya geçilir, ancak bu noktaya daha fazla önem verilir.
Alıştırma
Another, more important difference yönlendirme ifadesi dinleyiciye ne anlatır?
- Bir fark daha ekler ve onu önceki farktan daha önemli olarak sıralar.
- Önceki farkı aynı önem düzeyinde yeniden ifade eder.
- Önceki farkı yanlış olduğu için geri çeker.
Cevabı göster
Bir fark daha ekler ve onu önceki farktan daha önemli olarak sıralar.
Others have both single and double bonds.
1:27Diğerleri ise hem tekli hem de çiftli bağlara sahiptir.
and those with one or more double bonds are called unsaturated.
1:33bir veya daha fazla çiftli bağa sahip olanlara ise doymamış denir.
with only single bonds ... those with one or more double bonds: özelliklere göre sınıflandırma
with only single bonds ve with one or more double bonds ifadeleri, tanımladıkları isimden sonra gelir. Burada with, birlikte anlamına değil, sahip olan veya içeren anlamına gelir. İsim + with + özellik kalıbı bilimsel sınıflandırmalarda yaygındır. İkinci cümlecikte those, çoğul fatty acids isminin yerini tutar. Birbirine paralel iki cümlecik, her özelliği bir adla eşleştirir: bir gruba saturated, diğerine unsaturated denir.
Alıştırma
Hangi cümle bir grubu sınıflandırmak için with + özellik yapısını doğal biçimde kullanır?
- Fatty acids are with one or more double bonds called unsaturated.
- Fatty acids with one or more double bonds are called unsaturated.
- Fatty acids together with one or more double bonds call unsaturated.
Cevabı göster
Fatty acids with one or more double bonds are called unsaturated.
are called saturated ... are called unsaturated: terimleri tanımlama
be called + ad veya terim kalıbı “o ada sahip olmak” anlamına gelir ve tanımlarda sık kullanılır. fatty acids öznesi çoğul olduğu için cümlede saturated ve unsaturated terimlerinden önce are called kullanılır. Buradaki called, call fiilinin “adlandırmak veya ... diye tanımlamak” anlamındaki edilgen biçimidir; “telefon etmek” anlamında değildir. Tek bir şey için X is called Y, birden fazla şey için X are called Y kullanılır.
Alıştırma
Tanımı be called yapısının doğru biçimiyle tamamlayın: Animals that eat only plants ____ herbivores.
Cevabı göster
are called
while saturated fats are bad for you in excess. Notlar
1:39doymuş yağlar aşırı tüketildiğinde zararlıdır.
while ... in excess: sınırlandırılmış karşıtlık
Burada while, ikinci yan cümleyi birinciyle karşılaştırmak için başlatır: doymamış yağlar olumlu, doymuş yağlar ise olumsuz değerlendirilir. İki farklı bilgiyi düzenler; “... olduğu sırada” anlamına gelmez. in excess ifadesi olumsuz yargının kapsamını sınırlar. Doymuş yağların tüketilen miktar aşırı olduğunda kötü olduğu anlamına gelir; her miktarın zararlı olduğunu söylemez.
Alıştırma
Hangi yorum cümleyle en iyi şekilde eşleşir?
- İki yağ türünü karşılaştırır, ancak doymuş yağın her miktarda zararlı olduğunu söyler.
- İki sağlık etkisinin karşılaştırılmak yerine aynı anda gerçekleştiğini söyler.
- İki yağ türünü karşılaştırır ve zararı doymuş yağın aşırı tüketilmesi durumuyla sınırlar.
Cevabı göster
İki yağ türünü karşılaştırır ve zararı doymuş yağın aşırı tüketilmesi durumuyla sınırlar.
in excess: makul sınırın ötesinde
In excess, “sağlıklı, güvenli veya makul olandan daha fazla miktarda” demektir. Bu cümlede yargıyı sınırlar: doymuş yağların her miktarda değil, fazla tüketildiklerinde zararlı olduğu anlatılır. Bu ifade çoğunlukla bir eylemden veya yargıdan sonra gelir ve riskin hangi koşulda ortaya çıktığını gösterir.
Alıştırma
Sağlık uyarısını “makul miktarın ötesinde” anlamına gelen resmî ifadeyle tamamlayın: Salt can be harmful when consumed ____.
Cevabı göster
in excess
For saturated fats, the story pretty much ends there. Anlatım akışı
1:42Doymuş yağlar için hikaye aşağı yukarı burada biter.
For X, the story pretty much ends there. But not for Y.: bir konuyu kapatıp diğerini sürdürmek
Burada the story, bir konuyla ilgili açıklamanın veya birbirini izleyen gerçeklerin benzetmeli bir ifadesidir. For saturated fats, açıklaması neredeyse tamamlanan konuyu gösterir; pretty much ise ends there ifadesini yumuşatarak “aşağı yukarı burada biter” anlamını verir. But not for unsaturated fats, ilk cümleden anlaşılabilen sözcükleri tekrar etmez. Aynı bitişin doymamış yağlar için geçerli olmadığını anlatır. İki cümle birlikte açıklamanın bir kolunu kapatır ve diğer kolun daha fazla ayrıntıya ihtiyaç duyduğunu gösterir.
Alıştırma
Bu iki cümle anlatımın düzeninde nasıl bir görev üstleniyor?
- Doymuş yağlarla ilgili açıklamayı neredeyse bitirir ve doymamış yağların daha fazla ele alınması gerektiğini belirtirler.
- İki yağ türü hakkında hayalî bir öykü başlatırlar.
- Her iki yağ türüyle ilgili açıklamayı da bitirirler.
Cevabı göster
Doymuş yağlarla ilgili açıklamayı neredeyse bitirir ve doymamış yağların daha fazla ele alınması gerektiğini belirtirler.
The double bonds in these molecules have kind of a weird property. Notlar
1:47Bu moleküllerdeki çiftli bağların biraz tuhaf bir özelliği vardır.
have ... a weird property: bilimsel bağlamda property
Bu cümlede property, bilimsel bir nesnenin özelliği veya davranış biçimi anlamına gelir. Çift bağların, konuşmacının birazdan açıklayacağı yapısal bir özelliği vardır; property onların sahip olduğu bir mal anlamına gelmez. have a property kalıbı “belirli bir özelliğe sahip olmak” demektir. molecules ve double bonds gibi bilimsel adlar bu anlamı gösterir.
Alıştırma
Şu cümleyi okuyun: The coating has a useful property: it reflects heat. property ne anlama gelir?
- Kaplamanın yasal olarak sahip olduğu bir şey
- Kaplamanın üretildiği bir bina
- Kaplamanın bir özelliği
Cevabı göster
Kaplamanın bir özelliği
kind of a weird property ... They're rigid: günlük bir giriş, kesin bir açıklama
Burada kind of, kabaca “biraz” anlamına gelen ve ifadeyi yumuşatan günlük bir sözdür. weird değerlendirmesinin gücünü azaltır; özelliği bir tür olarak sınıflandırmaz. Konuşmacı önce kind of a weird property ile kolay anlaşılır, günlük bir ön bilgi verir; ardından They're rigid ile kesin bilimsel bilgiyi söyler. “Önce anlaşılır bir ipucu, sonra kesin bir açıklama” şeklindeki bu iki aşamalı yapı teknik bir fikri tanıtmayı kolaylaştırır.
Alıştırma
Konuşmacı burada neyi başarıyor? It has kind of an odd feature. It blocks ultraviolet light.
- odd adlı bilimsel bir kategori oluşturur
- Yumuşatılmış, günlük bir ön bilgi verir ve ardından kesin özelliği söyler
- Kesin bilgi vermekten tamamen kaçınır
Cevabı göster
Yumuşatılmış, günlük bir ön bilgi verir ve ardından kesin özelliği söyler
So, that means that ...: sonuç çıkarma
So, bir sonucun geleceğini belirtir; that means that ise sonraki ifadeyi önceki olgudan çıkan sonuç olarak sunar. Bu cümlede iki düzenleme bulunduğu bilgisi, ilgisiz yeni bir bilgi değil, bir sonuç olarak çerçevelenir. Açıklamalarda bu kalıp bilgiyi olgu ve sonuç şeklinde düzenler: önce olguyu söyleyin, ardından bundan ne çıkarılabileceğini göstermek için So, that means that + yan cümlecik yapısını kullanın. İkinci that, sonucu bildiren yan cümleciği başlatır.
Alıştırma
Bu açıklamada So, that means that ne işe yarıyor? The road is closed. So, that means that we need another route.
- Önceki cümlenin ifadesini düzeltir.
- Önceki olguya dayanan bir sonuç sunar.
- İlgisiz bir ayrıntı ekler.
Cevabı göster
Önceki olguya dayanan bir sonuç sunar.
where ... are on the same side: göreli konumu açıklama
On the same side, ortak bir göreli konumu anlatır: iki veya daha fazla şey aynı referans noktasının, çizginin ya da nesnenin bir tarafında bulunur. Bu cümlede her bir çift, both + çoğul isim + are on the same side yapısıyla açıklanır. where ile başlayan yan cümlecik, ilk düzenlemeyi tanımlayan görsel ayrıntıları ekler. İfadede side sözcüğünü koruyun: same tek başına aynı olma anlamına gelir ve uzamsal ilişkiyi ifade etmez.
Alıştırma
İki yıldızın çizginin bir tarafında birlikte bulunduğunu belirten hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: In the diagram, both stars are ____ of the line.
Cevabı göster
on the same side
çift bağın karşı taraflarında olmak
be on opposite sides of X kalıbı, iki veya daha fazla şeyin referans alınan X’in karşılıklı iki tarafında bulunduğunu anlatır. İlişki iki tarafı içerdiği için opposite sides çoğuldur; of ise konum için referans alınan şeyi tanıtır. Bu cümlede ifade, çift bağın çevresindeki gerçek fiziksel konumu anlatır: ilgili atomlar veya gruplar bağın aynı tarafında değil, iki tarafında düzenlenmiştir. Burada karşıt görüşlerden söz edilmez.
Alıştırma
“Karşılıklı iki tarafta bulunmak” anlamındaki ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The pharmacy and the bakery are ____ the street.
Cevabı göster
on opposite sides of
are made up of exactly the same building blocks, Kalıp ifadeler
2:08tamamen aynı yapı taşlarından oluşsa da,
are made up of exactly the same building blocks: tamamen aynı temel parçalardan oluşmak
Be made up of, “...den oluşmak” anlamına gelir. Burada iki moleküler biçimin tamamen aynı temel parçaları içerdiğini söyler; exactly, bu parçaların hiçbirinin farklı olmadığını vurgular. Building blocks burada mecaz anlamdadır. Oyuncak blokları değil, daha büyük bir şeyi oluşturan temel birimleri ifade eder. Bu mecaz yazılımın, kuruluşların ve bilginin parçalarını anlatmak için de kullanılabilir.
Alıştırma
Burada are made up of exactly the same building blocks ne anlama geliyor?
- Tam olarak aynı şekilde davranırlar.
- Birbirinin aynısı oyuncak bloklarla yapılmışlardır.
- Tam olarak aynı temel parçalardan oluşurlar.
Cevabı göster
Tam olarak aynı temel parçalardan oluşurlar.
and they behave completely differently inside of us. Kalıp ifadeler
2:13ve içimizde tamamen farklı davranırlar.
even though ... tamamen aynı yapı taşlarından oluşuyor
Even though, karşıtlık bildiren bir yan cümle başlatır: normalde başka bir sonuç beklemenize yol açabilecek bir gerçeği sunar. Ardından ana cümle şaşırtıcı veya karşıt sonucu verir. Yaygın kalıp even though + özne + fiil, ana cümle biçimindedir. Burada aynı yapı taşları, moleküllerin birbirine benzeyebileceği beklentisini yaratır; ancak ana cümle bunların farklı maddeler olduğunu ve farklı davrandığını söyler. Even though bu sonucun nedenini vermez, gerçekle sonuç arasında karşıtlık kurar.
Alıştırma
Cümleyi dersteki karşıtlık ifadesiyle tamamlayın: ____ the two laptops look identical, one has a much faster processor.
Cevabı göster
Even though
behave completely differently inside of us: vücudumuzda tamamen farklı davranmak
Burada behave, öznesi bir insan değil madde olsa da “belirli bir şekilde hareket etmek veya işlemek” anlamına gelir. Maddelerin vücuda girdikten sonra nasıl etki gösterdiğini anlatır. Completely differently, maddelerin işleyişi veya vücudu etkileme şekilleri arasında büyük bir fark olduğunu vurgular. Behave fiilinin insan olmayan öznelerle bu kullanımı, belirli koşullar altındaki malzemeler, makineler ve sistemler için de geçerlidir.
Alıştırma
Hangi cümle, bir malzemenin belirli bir koşul altında nasıl davrandığını behave ile doğal biçimde anlatır?
- The plastic behaves a different behavior when it gets hot.
- The plastic behaves politely when it gets hot.
- The plastic behaves differently when it gets hot.
Cevabı göster
The plastic behaves differently when it gets hot.
cis denir ... trans denir: aynı ve karşı taraflardaki konfigürasyonlar
Bu kimya bağlamında cis ve trans, çift bağ gibi serbestçe dönemeyen bir molekül bölümünün çevresindeki iki göreli dizilişi adlandırır. Şemada cis ilgili grupların aynı tarafta, trans ise karşı taraflarda olduğunu belirtir. Bu bilgi, trans fats adındaki trans sözcüğünü anlamayı sağlar: trans moleküler dizilişi anlatır. Tek başına bir maddenin sağlıklı olup olmadığını söylemez ve burada toplumsal kimlikle ilgili anlamda kullanılmaz.
Alıştırma
Bu kimya bağlamında trans neyi belirtir?
- Madde kesinlikle sağlıklıdır.
- İlgili gruplar karşı taraflardadır.
- Madde karbon atomu içermez.
Cevabı göster
İlgili gruplar karşı taraflardadır.
and you probably have heard of trans fats before.
2:22ve trans yağları muhtemelen daha önce duymuşsunuzdur.
you've probably never heard of ... you probably have heard of: beklentileri yönlendirmek
Bu iki yan cümle, dinleyicilerin neyi bilip bilmediğini tahmin etmekten fazlasını yapar. Konuşmacı önce cis terimini muhtemelen bilinmeyen bir bilgi olarak sunar, sonra trans terimini daha tanıdık olan trans fats ifadesiyle ilişkilendirir. Böylece açıklama yeni bilgiden olası ortak bilgiye geçer ve dikkati trans fats üzerine yöneltir. Probably, her dinleyicinin deneyimini kesin saymak yerine iki iddiayı da ihtiyatlı bir tahmine dönüştürür. Heard of, “bir şeyin varlığını bilmek veya adını tanımak” demektir; “bir ses duymak” anlamına gelmez.
Alıştırma
Konuşmacı, probably ... heard of içeren iki yan cümleyle esas olarak ne yapıyor?
- Her dinleyicinin iki terimi de öğrenmiş olduğunu iddia etmek.
- cis ve trans sözcüklerinin nasıl telaffuz edildiğini açıklamak.
- Bilinmeyen bir terimi dinleyicilerin zaten biliyor olabileceği bir şeyle ilişkilendirmek.
Cevabı göster
Bilinmeyen bir terimi dinleyicilerin zaten biliyor olabileceği bir şeyle ilişkilendirmek.
they're more stable during deep frying, Kalıp ifadeler
2:26derin yağda kızartma sırasında daha kararlıdırlar,
more stable during deep frying: belirli bir pişirme koşulunda kararlılık
Gıda bilimi bağlamında stable, belirli koşullarda değişime direnen bir maddeyi anlatır. Burada more stable, trans yağların ısıtma sırasında karşılaştırıldıkları diğer yağlara göre parçalanma, tepkimeye girme veya özelliklerini değiştirme olasılıklarının daha düşük olduğu anlamına gelir; duygusal bir durumu anlatmaz. during deep frying bu kararlılığın geçerli olduğu koşulu belirtir. deep frying özellikle yiyeceği büyük miktarda sıcak yağın içine batırarak pişirmek demektir; bu nedenle genel anlamdaki frying ifadesinden daha dardır.
Alıştırma
Bu bağlamda they're more stable during deep frying ne anlama gelir?
- Yiyecek sıcak yağa batırılarak pişirilirken yağlar daha az değişir veya parçalanır.
- Yağlar herhangi bir tavada ısıtıldığında daha sağlıklı hâle gelir.
- Yağlar kızartma sırasında aşçının kendini daha sakin hissetmesini sağlar.
Cevabı göster
Yiyecek sıcak yağa batırılarak pişirilirken yağlar daha az değişir veya parçalanır.
don't go rancid ... more stable ... change the texture: işleme açısından üç avantajın sıralanması
Bu cümle, üç sıralı cümlecikle tek bir liste kurar: trans yağlar acılaşıp bozulmaz, derin yağda kızartma sırasında daha kararlı kalır ve yiyeceklerin dokusunu değiştirebilir. Bu cümlecikler birlikte trans yağların gıda işlemede neden yararlı olabildiğini açıklar. Bunlar saklama, yüksek sıcaklıkta işleme ve doku açısından avantajlardır; sağlıkla ilgili olumlu iddialar değildir. Önce pratik yararların sunulması, neden kullanıldıklarını açıklar ve daha sonra sağlık riskleriyle kurulacak karşıtlığa zemin hazırlar.
Alıştırma
Bu cümledeki üç sıralı cümleciğin temel işlevi nedir?
- Trans yağlar pişirmede iyi sonuç verdiği için sağlıklı olduklarını gösterir.
- Birbiriyle ilgisiz üç yağ türünü anlatır.
- Trans yağların gıda işlemedeki avantajlarını sıralar ve daha sonra sağlık riskleriyle kurulacak karşıtlığa zemin hazırlar.
Cevabı göster
Trans yağların gıda işlemedeki avantajlarını sıralar ve daha sonra sağlık riskleriyle kurulacak karşıtlığa zemin hazırlar.
change the texture of foods: yiyeceklerin dokusunu değiştirmek
Yiyeceklerden söz ederken change the texture of foods, bir yiyeceğin ısırıldığında, çiğnendiğinde veya dokunulduğunda verdiği fiziksel hissi değiştirmek demektir. Örneğin yiyeceği daha çıtır, pürüzsüz, yumuşak veya çiğnenebilir hâle getirebilir. Buradaki texture yalnızca gözle görülen bir yüzey desenini anlatmaz. Tekrar kullanılabilen change the texture of + yiyecek yapısı, yiyeceğin fiziksel yapısı veya ağızda bıraktığı his üzerindeki etkiyi belirtir; değişimin iyi mi kötü mü olduğunu bağlam gösterir.
Alıştırma
Hangi değişim bir yiyeceğin dokusundaki değişim olarak en iyi biçimde açıklanır?
- Meyve suyu daha yoğun portakal kokar.
- Çorbanın tadı daha tuzlu olur.
- Krakerler daha çıtır hâle gelir.
Cevabı göster
Krakerler daha çıtır hâle gelir.
by far worse than saturated fat, Kalıp ifadeler
2:34teknik olarak bir tür doymamış yağ olmalarına rağmen,
even though technically they're a type of unsaturated fat. Dilbilgisi
2:36doymuş yağdan çok daha kötüdürler.
by far worse than saturated fat: doymuş yağdan açık ara daha kötü
By far, worse karşılaştırma biçimini güçlendirir. By far worse than saturated fat, doymuş yağdan yalnızca biraz değil, çok büyük bir farkla daha kötü demektir. Tekrar kullanılabilen yapı by far + karşılaştırma biçimi + than şeklindedir: by far safer than, by far more expensive than. Bu cümlede ifade, sağlık riski arasındaki farkın büyüklüğünü güçlü biçimde vurgular.
Alıştırma
Cümleyi by far, reliable sözcüğünün karşılaştırma biçimi ve than ile tamamlayın: This backup system is ____ the old one.
Cevabı göster
by far more reliable than
even though technically ...: sınıflandırmayı kabul edip karşıt sonucu korumak
Even though, karşıt sonucu destekliyor gibi görünebilecek bir gerçeği sunar. Burada trans yağlar doymamış yağ kategorisine girer, ancak ana iddia yine de sağlık açısından daha kötü olduklarıdır. Technically burada “kesin bir tanıma veya sınıflandırmaya göre” demektir; “teknolojiyle ilgili bir biçimde” anlamına gelmez. even though technically X kalıbı, bir etiketi veya kurala dayalı gerçeği kabul ederken pratik sonucun farklı olduğunu göstermeyi sağlar.
Alıştırma
Vurgulanan kalıbı kullanarak cümleyi tamamlayın: The app is not suitable for children, ____ it is rated for all ages.
Cevabı göster
even though technically
but your body doesn't care what a molecule looks like on paper. Deyimler
2:41ama vücudunuz bir molekülün kağıt üzerinde nasıl göründüğünü umursamaz.
I know that seems crazy: dinleyicinin şüphesini önceden kabul etmek
I know that seems crazy, dinleyicinin bir fikre inanmakta zorlanabileceğini önceden kabul eder. Konuşan kişi önce bu tepkiyi anladığını gösterir, ardından but ile bir açıklamaya veya düzeltmeye geçer. Burada crazy günlük bir ifadedir ve “çok şaşırtıcı veya kulağa mantıksız gelen” anlamındadır; tıbbi bir tanı değildir. Seems ifadeyi yumuşatır: fikir ilk başta inanılmaz görünebilir, ancak konuşan kişi gerçekten anlamsız olduğunu söylemez.
Alıştırma
Bir fikrin kulağa inanılmaz geldiğini kabul ettikten sonra açıklama sunan en uygun cümle hangisidir?
- I know the answer, and nobody should question it.
- That idea is crazy, so there is no reason to explain it.
- I know that seems crazy, but there is a simple reason for it.
Cevabı göster
I know that seems crazy, but there is a simple reason for it.
your body doesn't care ... on paper ifadesindeki kişileştirme
Burada your body doesn't care kişileştirmedir. Vücut gerçekten düşünüp kaygılanmaz; anlatılmak istenen, molekülün nasıl çizildiğinin vücudun fiziksel tepkisini etkilemediğidir. On paper düz bir şemayı ya da kuramsal bir gösterimi anlatır. Ana fikir, bir gösterimin molekülün vücuttaki gerçek üç boyutlu davranışıyla aynı olmadığıdır.
Alıştırma
Vurgulanan cümle bu bağlamda ne anlama geliyor?
- Vücudun fiziksel tepkisi kâğıttaki şemaya değil, molekülün gerçek davranışına bağlıdır.
- Vücut, molekülün düzgün çizilip çizilmediğine karar verir.
- Vücut yalnızca kâğıda basılmış moleküllere tepki verir.
Cevabı göster
Vücudun fiziksel tepkisi kâğıttaki şemaya değil, molekülün gerçek davranışına bağlıdır.
where the molecule fits, where it doesn't, Anlatım akışı
2:46molekülün nereye uyduğu, nereye uymadığı,
All that matters is ... ile temel etkeni belirtme
All that matters is ... “önemli olan tek şey...” anlamına gelir. Bu yapıda that matters, all sözcüğünü açıklar. All that matters sözleri birlikte özneyi oluşturur; is ise bu özneyi ardından gelen temel bilgiye bağlar. Bu yapı dikkati belirleyici etkene yöneltir ve diğer ayrıntıları bir kenara bırakır. Burada önce molekülün üç boyutlu şekline işaret edilir, ardından nereye uyduğu ve neyi etkilediği eklenir.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için örnekteki All ile başlayan dört sözcüklü yapıyı kullanın: ____ that we did our best.
Cevabı göster
All that matters is
where ..., where ..., and what ...: paralel bir bilgi çerçevesi
Üç yan cümle, molekülün davranışını açıklamak için kullanılan boyutları paralel bir listede sunar: nereye uyduğu, nereye uymadığı ve hangi yolaklara müdahale ettiği. Önce where sözcüğünün tekrarlanması, ardından what sözcüğüne geçilmesi, uzun bir özet içinde bu üç boyutun kolayca izlenmesini sağlar. Burada where mutlaka coğrafi bir yer anlamına gelmez. Molekülün uyabildiği veya uyamadığı bölgeyi, yapıyı ya da ortamı gösterir; what ise etkilenen yolakları tanıtır.
Alıştırma
Vurgulanan paralel yapı cümlede ne işe yarar?
- Molekülün şeklinin önemli, etkilerinin ise önemsiz olduğunu söyler.
- Molekülün davranışının üç boyutunu tek bir listede düzenler.
- Molekülün bulunduğu üç coğrafi yerin adını verir.
Cevabı göster
Molekülün davranışının üç boyutunu tek bir listede düzenler.
pathways it interferes with: işleyişi bozulan biyolojik süreçler
Bu bilimsel bağlamda pathways, fiziksel yürüme yollarını değil, birbirine bağlı biyolojik veya kimyasal olay zincirlerini ifade eder. Interfere with, bunların normal işleyişini bozmak veya engellemek anlamına gelir. Pathways it interferes with ifadesinde pathways, with edatının nesnesi olarak anlaşılır. Tam biçim pathways that it interferes with şeklindedir; ilgi sözcüğü that düşürülmüştür ve it molekülü ifade eder.
Alıştırma
Cümleyi “normal işleyişini bozar” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: This chemical ____ an important biological pathway.
Cevabı göster
interferes with
So, how do you know if a food has trans fat in it? Anlatım akışı
2:50Peki bir yiyeceğin içinde trans yağ olup olmadığını nasıl anlarsınız?
So, how do you know if ...?: pratik yönlendirmeye geçiş
Burada So, soruyu önceki açıklamaya bağlar. How do you know if ...? tartışmayı olgular ve nedenlerden, bir şeyi uygulamada nasıl belirleyebileceğimiz konusuna taşır. Konuşmacı yalnızca izleyicinin cevap vermesini beklemiyor. Bu tür bir soru, anlatımda bir yön işaretidir: sonraki bölümde kontrol için bir yöntem veya yol gösterileceğini haber verir.
Alıştırma
Bu sorunun anlatımı düzenleyen temel işlevi nedir?
- Konunun sona erdiğini bildirir.
- Açıklamadan uygulamalı bir kontrol yöntemine geçiş yapar.
- İzleyiciden trans fat terimini tanımlamasını ister.
Cevabı göster
Açıklamadan uygulamalı bir kontrol yöntemine geçiş yapar.
the only sure way to know: tek güvenilir yöntem
the only sure way to know, “öğrenmenin tek güvenilir yöntemi” anlamına gelir. Burada way fiziksel bir yol değil, “yöntem”; sure ise “güvenilir” demektir. Bu ifade, güvenilir bir cevap almak için ne yapılması gerektiğini açıklar. Yaygın kalıp the only sure way to know is to + fiil şeklindedir. Altyazıdaki if yan cümlesi ölçütü verir: içindekiler listesinde partially hydrogenated ifadesini görmek.
Alıştırma
“Tek güvenilir yöntem” anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: After the storm, ____ whether the pool is open is to call the front desk.
Cevabı göster
the only sure way to know
İçindekiler listesindeki partially hydrogenated: trans yağ ipucu
Bu cümlede partially hydrogenated, gıda ambalajında basılı olan ingredients list, yani içindekiler listesinde aranması gereken ifadedir. Partially sözcüğü, yağın hidrojenasyon işleminden geçtiğini ancak işlemin tamamlanmadığını belirtir. Kısmen hidrojene yağlar geçmişte endüstriyel trans yağların önemli bir kaynağı olmuştur. Bu nedenle ifade pratik bir uyarı işareti olarak kullanılabilir. Bir bileşeni ve uygulanan işlemi belirtir; gıdadaki kesin gram miktarını göstermez.
Alıştırma
Ders kapsamında öğrenilen etiket ifadesiyle yönergeyi tamamlayın: Look for the words ____ in the ingredients list.
Cevabı göster
partially hydrogenated
Don't let nutrition labels or advertising fool you. Ton ve niyet
2:59Besin etiketlerinin veya reklamların sizi kandırmasına izin vermeyin.
Don't let ... fool you: birini yanılmaması için uyarmak
Don't let + isim veya zamir + fiilin yalın hâli yapısı, bir kişiye söz konusu kişi ya da şeyin belirtilen etkiyi yaratmasına izin vermemesini söyler. Bu cümlede nutrition labels or advertising, let sözcüğünden sonraki yeri doldurur; fool ise to olmadan fiilin yalın hâlinde kullanılır. Buradaki fool you, sizi güldürmek veya sizinle şakalaşmak değil, yanlış ya da eksik bir şeye inanmanıza yol açmak demektir. Konuşmacı doğrudan uyarıda bulunur: etiketin veya reklamın verdiği ilk izlenimin ötesine bakın.
Alıştırma
Dersteki yapıyla uyarıyı tamamlayın: ____ a low price ____.
Cevabı göster
Don't let · fool you
that their products contain quote 0 g of trans fat
3:04aslında porsiyon başına yarım grama kadar trans yağ içerseler bile
even if they actually have up to half a gram per serving. Notlar
3:08ürünlerinin tırnak içinde "0 gr trans yağ" içerdiğini iddia etmelerine izin veriyor.
The FDA allows manufacturers to claim: etiketleme kuralları kapsamındaki izin
FDA, birçok gıda etiketini düzenleyen federal bir kurum olan ABD Gıda ve İlaç Dairesidir. Burada The FDA allows manufacturers to claim, kuralların üreticilerin etikete ardından gelen beyanı yazmasına izin verdiği anlamına gelir. allows fiili yasal veya düzenleyici izni anlatır; ahlaki onay ya da sayının her porsiyonda kelimesi kelimesine doğru olduğuna dair kanıt ifade etmez. Yeniden kullanılabilen yapı allow + kişi veya kuruluş + to + fiilin yalın hâlidir.
Alıştırma
Bu cümlede The FDA allows manufacturers to claim ne anlama geliyor?
- FDA, her porsiyonun tam olarak sıfır trans yağ içerdiğini garanti eder.
- FDA, üreticilerin bu etiket beyanını yapmasını zorunlu tutar.
- Kurallar, üreticilerin bu etiket beyanını yapmasına izin verir.
Cevabı göster
Kurallar, üreticilerin bu etiket beyanını yapmasına izin verir.
even if ...: sonucu değiştirmeyen bir koşul
Even if bir ödün koşulu getirir: bu koşul doğru olsa da olmasa da ana sonuç geçerliliğini korur. Burada bir ürün porsiyon başına gerçekte yarım grama kadar trans yağ içerebilir, ancak bu olasılık etikette 0 g yazabileceğine dair önceki ifadeyi değiştirmez. Even if bir neden sunmaz. Yeniden kullanılabilen kalıp ana sonuç + even if + koşuldur: koşul normalde sonucu engelleyebilecekmiş gibi görünür, ancak engellemez.
Alıştırma
Olası bir koşulun sonucu değiştirmeyeceği anlamına gelen iki kelimelik İngilizce bağlaçla cümleyi tamamlayın: The game will continue ____ it starts to rain.
Cevabı göster
even if
up to half a gram per serving: porsiyon başına en fazla yarım gram
Bu cümlede up to half a gram en yüksek miktarı belirtir: bir porsiyondaki gerçek miktar daha az olabilir, ancak yarım gramdan fazla olamaz. Her porsiyonda kesin olarak yarım gram bulunduğu anlamına gelmez. Per serving, bu üst sınırın hangi birime göre hesaplandığını gösterir. Sayı, belirtilen her porsiyon için geçerlidir; otomatik olarak tüm paketin toplamını göstermez.
Alıştırma
Bir etikette "This drink contains up to 5 grams of sugar per serving." yazıyor. Bu ne anlama gelir?
- Şişenin tamamında en fazla 5 gram bulunur.
- Her porsiyonda tam olarak 5 gram bulunur.
- Her porsiyonda 5 gram veya daha az bulunabilir.
Cevabı göster
Her porsiyonda 5 gram veya daha az bulunabilir.
But there are no hard and fast rules: sabit bir standart yok
Hard and fast, sabit, kesin ve değişime açık olmayan anlamına gelen bir deyimdir. Bu nedenle, there are no hard and fast rules her zaman uyulması gereken tek ve katı bir kurallar bütünü olmadığını, esnekliğe yer bulunduğunu anlatır. Bu cümlede But bir karşıtlık kurar: porsiyon başına verilen bir sayı kesin görünebilir, ancak bir porsiyonun ne kadar küçük olabileceğini belirleyen sabit bir kural yoktur.
Alıştırma
Sabit ve değiştirilemez şartlar bulunmadığını anlatan deyimi tamamlayın: There are no ____ about how long the presentation must be.
Cevabı göster
hard and fast rules
and that means you'll have to rely on seeing those keywords, Kalıp ifadeler
3:15ve bu da şu anahtar kelimeleri görmeye güvenmeniz gerektiği anlamına gelir:
by partially hydrogenating unsaturated fats.
3:22doymamış yağların kısmen hidrojenize edilmesiyle üretilir.
have to rely on seeing ...: görülen bir ipucunu dayanak almak
Have to gereklilik bildirirken rely on bir şeyi karar vermenin dayanağı olarak kullanmak anlamına gelir. Burada partially hydrogenated sözcüklerini aramak gerekir; bu anahtar sözcükler trans yağları fark etmek için kullanılan kanıttır. Rely on ifadesinden sonra neye dayandığınızı belirtmek için isim, zamir veya -ing biçimi kullanılır. Bu yüzden cümlede rely on see değil, rely on seeing denir.
Alıştırma
Cümleyi rely on ve check fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: When product details are unclear, we have to ____ the ingredient list.
Cevabı göster
rely on checking
because that's how ... are made, by ...: nedeni yöntemine bağlamak
Because bu açıklamayı önceki öneriye bağlar ve partially hydrogenated sözcüklerinin neden yararlı ipuçları olduğunu açıklar. That's how trans fats are made, cümle özel yöntemi belirtmeden önce üretim sürecini genel olarak özetler. Ardından by ile başlayan ifade belirli yöntemi verir: by partially hydrogenating unsaturated fats. Burada by + -ing, "How are they made?" sorusuna yanıt vererek how ifadesini doğrudan açıklar; ilgisiz bir ek ayrıntı değildir.
Alıştırma
Açıklamayı by ve trap fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: That's how the filter cleans the air, ____ dust and pollen.
Cevabı göster
by trapping
Let's go back to ... from before ile önceki konuya dönmek
So, açıklamanın bir sonraki aşamaya geçtiğini gösterir. Let's go back to X, dinleyicinin dikkatini daha önce ele alınan bir konuya veya örneğe geri yöneltir; fiziksel olarak bir yere dönmek anlamına gelmek zorunda değildir. From before, X’in daha önce tanıtıldığını belirtir. İfadenin tamamı, ek bir açıklamayı bitirip önceki örneğe dönerek fikirler arasında bağlantı kurulmasına yardımcı olur.
Alıştırma
Geçişi go back to ... from before ile tamamlayın: Let's ____ the science question ____.
Cevabı göster
go back to · from before
But olive oil is mostly unsaturated fat, Kalıp ifadeler
3:34Ancak zeytinyağı çoğunlukla doymamış yağdır,
Yüksek oran ve sıfır miktar için mostly ... ve no ... at all
Mostly, “çoğunlukla” veya “büyük ölçüde” anlamına gelir. Mostly unsaturated fat, doymamış yağın yüksek bir oran oluşturduğunu söyler; ancak yağın her kısmının doymamış olduğunu iddia etmez. No trans fat at all, trans yağ miktarının sıfır olduğu anlamına gelir. At all, no ile kurulan olumsuzluğu güçlendirir; iki bölüm birlikte yüksek oran ile tamamen yok olma durumunu karşılaştırır.
Alıştırma
Hangi cümle, sebzelerin yüksek bir oran oluşturduğunu ancak bunun mutlaka %100 olmadığını ve yemekte hiç et bulunmadığını anlatır?
- The meal is mostly vegetables and has hardly any meat.
- The meal is mostly vegetables and has no meat at all.
- The meal is all vegetables and has no meat at all.
Cevabı göster
The meal is mostly vegetables and has no meat at all.
On the other hand: karşılaştırmanın diğer yönünü sunmak
On the other hand, bir noktadan aynı konunun karşıt bir yönüne geçildiğini gösteren bir söylem işaretidir. Burada, zeytinyağıyla ilgili önceki bilgiden pankek karışımının farklı yağ bileşimine geçişi belirtir. Bu ifade karşılaştırmayı düzenler; gerçek bir eli anlatmaz. İfadeyi duyduğunuzda, sonraki bilginin önceki bilgiden farklı olmasını veya onu sınırlandırmasını bekleyin.
Alıştırma
İlk rota daha kısa, ancak ikinci rota daha güvenli. İkinci rotayı karşılaştırmanın diğer bir yönü olarak en iyi hangi geçiş ifadesi sunar?
- On the other hand
- In addition
- On the contrary
Cevabı göster
On the other hand
more than half ... is either ... or ...: oran ve kategoriler
More than half + isim öbeği, belirtilen grubun veya miktarın %50’den fazlasının söylenen özelliğe sahip olduğunu ifade eder. Bu cümlede ana isim fat sayılamaz olduğundan fiil tekildir: is. Either A or B, bu yağ miktarını iki belirtilen kategoriye ayırır: doymuş yağ ve trans yağ. Böyle bir kategori özetinde karışım her iki kategoriden de belirli miktarlar içerebilir; cümle ürünün tamamında yalnızca bir tür bulunduğunu söylemez.
Alıştırma
İngilizce cümleyi dersin tam oran ve sınıflandırma yapısıyla tamamlayın: ____ the furniture is ____ wooden ____ metal.
Cevabı göster
More than half · either · or
has 10 times as much fat as pancake mix, Dilbilgisi
3:46pankek karışımının 10 katı kadar yağa sahip olsa da,
10 times as much fat as ...: sayılamayan miktarları karşılaştırmak
Çarpan + as much + sayılamayan isim + as kalıbı miktarları karşılaştırır. 10 times as much fat as pancake mix ifadesinde fat sayılamayan bir madde olarak ele alındığı için much kullanılır. Bu ifade, zeytinyağındaki yağ miktarının pankek karışımındakinin on katı olduğunu söyler. Her iki as sözcüğünü de koruyun. Çoğul ve sayılabilen bir isimle bunun yerine as many ... as kullanılır.
Alıştırma
Bu tankın küçük tanktaki su miktarının dört katını aldığını anlatmak için cümleyi as much ... as kalıbıyla tamamlayın: This tank holds ____ the small tank.
Cevabı göster
four times as much water as
even though ...: şaşırtıcı sonuçtan önce bir gerçeği kabul etmek
Even though bir ödünleme yan cümlesi başlatır: normalde tam tersi bir sonuç bekletebilecek gerçek bir olguyu sunar. Bu cümlede çok daha yüksek yağ miktarı kabul edilen olgudur; ana cümle ise buna rağmen zeytinyağını sağlıklı olarak tanımlar. even though yan cümlesini sonucun nedeni olarak değil, sonuca rağmen var olan bir engel olarak anlayın. Yeniden kullanılabilen kalıp Even though A, B şeklindedir: A doğrudur ama B yine de geçerlidir.
Alıştırma
Cümleyi bu nottaki iki sözcüklü ödünleme bağlacıyla tamamlayın: ____ the trail was steep, we reached the top before noon.
Cevabı göster
Even though
whereas ... is not: açık bir karşıtlık kurmak
Whereas, önceki yargıyı ona karşıt başka bir yargıyla bağlar: bir şey sağlıklıyken pankek karışımı sağlıklı değildir. Dinleyiciye iki sonucu doğrudan karşılaştırması gerektiğini gösterir. is not, daha önceki is not healthy for you ifadesinin yerini tutar ve tüm açıklamanın tekrarlanmasını önler. Burada whereas karşıt bilgileri düzenler; yer veya zaman belirtmez.
Alıştırma
“The library is quiet, whereas the café is lively,” cümlesinde whereas ne işe yarar?
- Kütüphanenin ne zaman sessizleştiğini gösterir.
- İki farklı özelliği doğrudan karşılaştırır.
- Kafenin neden hareketli olduğunu açıklar.
Cevabı göster
İki farklı özelliği doğrudan karşılaştırır.
Now, I'm not trying to pick on pancake mix. Ton ve niyet
3:52Amacım pankek karışımını kötülemek değil.
I'm not trying to pick on ...: eleştiriyi yumuşatmak
I'm not trying to pick on ... ifadesi, konuşanın birini veya bir şeyi haksız yere hedef alma ya da sürekli eleştirme niyetinde olmadığını belirtir. Burada konuşan, pankek karışımının yalnızca bir örnek olduğunu ve kişisel bir saldırının hedefi olmadığını söylüyor. Bu cümle, eleştirinin öncesinde veya sonrasında niyeti açıklayan bir ön uyarı görevi görür ve karşı tarafın savunmaya geçmesini azaltmaya çalışır. Pick on bir öbek fiildir; yalnızca seçmek anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi bu nottaki “haksız yere hedef almak” anlamına gelen öbek fiille tamamlayın: I'm not trying to ____ this one company; it is only an example.
Cevabı göster
pick on
There are lots of foods with this type of fat profile. Kelime
3:54Bu tür yağ profiline sahip pek çok gıda var.
fat profile: yağ türlerinin dağılımı
Beslenme bağlamında fat profile, bir yiyecekteki farklı yağ türlerinin genel karışımını ve göreli miktarlarını ifade eder. Buradaki this type, bu cümleden hemen önce anlatılan yağ düzenine gönderme yapar. Bu kullanımda profile, ayırt edici özelliklerin genel görünümü ya da bir dağılım düzenidir. Bir kişinin hesabı veya sosyal medya sayfası anlamına gelmez; ayrıca fat profile, yiyecekteki toplam yağ miktarıyla aynı değildir.
Alıştırma
"This snack has a healthier fat profile," cümlesinde fat profile ne anlama gelir?
- atıştırmalıkla ilgili bir sosyal medya sayfası
- farklı yağ türlerinin genel karışımı
- atıştırmalığın toplam ağırlığı
- yiyecek ambalajının şekli
Cevabı göster
farklı yağ türlerinin genel karışımı
The point is this. It's not ..., it's ...: asıl odağı belirtmek
The point is this, konuşmacının ana sonucu belirtmek üzere olduğunu dinleyicilere bildirir. Önceki açıklamayı dikkat edilmesi gereken tek bir mesaj hâlinde toplar. Ardından It's not A, it's B, yanlış odaklanılması muhtemel A'yı reddeder ve yerine asıl amaçlanan odak olan B'yi koyar. Burada karşıtlık, dikkati yağ miktarından yağ türüne yöneltir.
Alıştırma
"The point is this. It's not A, it's B" kalıbı bir mesajı nasıl düzenler?
- A ve B'nin birbiriyle ilgisiz yan ayrıntılar olduğunu gösterir.
- Kibar bir istekte bulunur ve ardından özür diler.
- Yeni bir hikâye başlatır ve olayları zaman sırasına dizer.
- Sonucu işaretler, A'yı yanlış odak olarak reddeder ve yerine B'yi koyar.
Cevabı göster
Sonucu işaretler, A'yı yanlış odak olarak reddeder ve yerine B'yi koyar.
It's not A, it's B: odağı önemli noktaya yönlendirmek
It's not A, it's B kalıbı odağı düzeltir: konuşan kişi A'nın asıl mesele olmadığını belirtir ve önemli olanın B olduğunu gösterir. Burada how much fat you eat miktara, what kind of fat ise türe odaklanır. Her iki cümlecikte de it, ilgili odağı belirleyen dil bilgisel çerçevenin bir parçasıdır; belirli bir nesneye gönderme yapmaz. İkinci cümlecikte tekrarlanan sözcükler atılmıştır ve ifade it's what kind of fat you eat şeklinde anlaşılır.
Alıştırma
Odağı düzelten hedef kalıpla cümleyi tamamlayın: It's ____ how quickly you finish, ____ how carefully you work.
Cevabı göster
not · it's
And what makes a particular fat healthy or unhealthy Dilbilgisi
4:02Ve belirli bir yağı sağlıklı ya da sağlıksız yapan şey
What makes X + adjective is Y: belirleyici etkeni belirtmek
what makes X + adjective is Y yapısı, X'in o niteliğe sahip olmasını sağlayan etkenin Y olduğu anlamına gelir. Burada X, a particular fat ifadesidir; healthy or unhealthy olası nitelikleri verir ve Y, its shape ifadesidir. Burada make, üretmek anlamına gelmez. make X + adjective yapısında, X'in o şekilde olmasına ya da o hâle gelmesine neden olmak anlamındadır. what ile başlayan cümleciğin tamamı öznedir; is sonrasındaki tümleç ise cevabı veya belirleyici etkeni belirtir.
Alıştırma
Açıklamayı hedef yapıyla tamamlayın: What ____ this backpack comfortable ____ its padded straps.
Cevabı göster
makes · is