Tarih vs. Augustus - Peta Greenfield ve Alex Gendler: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video özeti: Kurgusal bir duruşma, Augustus’un idari başarıları ile Roma’ya getirdiği istikrarı, gücü kendi elinde toplaması ve Cumhuriyet’i ortadan kaldırmasıyla karşılaştırıyor; sonunda da tek bir kişinin böylesine büyük bir yetkiye sahip olup olmaması gerektiğini sorguluyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. marked the beginning of ve the end of — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Bir başlangıç ile bir bitişi paralel biçimde sunarak tek bir hükümdarlık dönemini karşıt sonuçlar doğuran tarihî bir dönüm noktası olarak çerçevelemeyi öğrenin. Bu dengeli karşıtlıkla tartışmayı açabilir ve aynı kişinin ya da olayın kimileri için ilerleme, başkaları içinse kayıp anlamına gelebileceğini gösterebilirsiniz. 2. have any other choice? — Konuşma edimbilimi ve tutum: Gerçekten bilgi istemeyen, bunun yerine kamuya açık övgülerin özgür iradeyle dile getirilip getirilmediğine kuşku düşüren retorik soruyu tanıyın. Böylece bağlamdan şüpheci tavrı çıkarabilir; doğrudan suçlamada bulunmadan kısa bir soruyla kanıta itiraz edebilir veya baskı ihtimalini sezdirebilirsiniz. 3. to put history itself on trial. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Gerçek anlamıyla mahkemeye ait bir ifadenin, tarihsel yargının altında yatan varsayımları inceleyen bir metafora nasıl dönüştüğünü anlayın. put something on trial kalıbıyla yalnızca bir kişinin başarılarını değerlendirmek yerine bir kurumu, fikri veya kabul gören anlatıyı sorgulayabilirsiniz.
Bu derste
His reign marked the beginning of one of history's greatest empires and the end of one of its first republics. Anlatım akışı
0:06Onun hükümdarlığı, tarihin en büyük imparatorluklarından birinin başlangıcı ve ilk cumhuriyetlerinden birinin sonu oldu.
Paralel karşıtlık olarak marked the beginning of ... and the end of ...
Burada marked, “üzerine bir işaret koydu” değil, “işaret etti” veya “tarihsel sınırı oldu” anlamına gelir. Özne olan His reign, iki büyük değişimin görünür hâle geldiği nokta olarak sunulur. Cümle marked the beginning of ... ile the end of ... yapılarını paralel biçimde bağlar. beginning ve end arasındaki karşıtlık, bu saltanata iki yönlü bir tarihsel anlam verir: bir siyasi düzen yükselirken diğeri sona erer. Bu kalıp, tarihsel ve çözümleyici yazılarda aynı olayın zıt sonuçlarını yan yana göstermeye yardımcı olur.
Alıştırma
Hedef yapıyı kullanarak paralel karşıtlığı tamamlayın: The treaty ____ a new era of cooperation and ____ the conflict.
Cevabı göster
marked the beginning of · the end of
Was Rome's first emperor a visionary leader who guaranteed his civilization's place in history or a tyrant who destroyed its core values? Notlar
0:13Roma'nın ilk imparatoru, uygarlığının tarihteki yerini garanti altına alan vizyoner bir lider miydi yoksa onun temel değerlerini yok eden bir tiran mı?
Tartışma çerçevesi olarak Was ... a visionary leader ... or a tyrant ...?
Cümle, aynı kişi hakkındaki görüşleri iki karşıt yorum olarak düzenlemek için Was X A or B? yapısını kullanır: ileri görüşlü bir lider ve bir tiran. Her who yan cümlesi, ilgili etiketi desteklediği ileri sürülen sonucu ekler. Bu yalnızca bilinmeyen bir gerçeği sormaz. Tartışmanın merkezindeki soruyu belirler ve dinleyiciye hangi karşıtlığı izlemesi gerektiğini gösterir. Sonraki savlar bir tarafı destekleyebilir, iki yorumu birleştirebilir veya bu ikili ayrımın kendisini sorgulayabilir.
Alıştırma
Örnekteki Was ... or ...? sorusunun temel söylem işlevi nedir?
- Tartışmayı iki karşıt yorum etrafında çerçeveler.
- Yalnızca imparatorun resmî unvanını sorar.
- Her iki tanımın da eşit derecede doğru olduğunu kanıtlar.
Cevabı göster
Tartışmayı iki karşıt yorum etrafında çerçeveler.
place in history: kalıcı tarihsel önem
Bir kişinin, grubun veya uygarlığın place in history ifadesi, sonraki kuşakların tarihsel hafızasında ve değerlendirmesinde sahip olduğu konumu anlatır. Fiziksel bir yer değildir. Bu soruda guaranteed his civilization's place in history, uygarlığın tarihsel önemini korumasını ve hatırlanmasını sağladığı anlamına gelir. Başka durumlarda kullanılabilecek kalıp someone's place in history şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi kalıcı tarihsel önem belirten tam hedef ifadeyle tamamlayın: The discovery earned her a ____.
Cevabı göster
place in history
core values: temel yol gösterici ilkeler
Core values, bir kişinin, kuruluşun, kurumun veya toplumun neyi önemli ve doğru gördüğüne yön veren en temel ilkelerdir. Burada core, fiziksel bir merkez değil, merkezi veya vazgeçilmez anlamına gelir. Sorudaki destroyed its core values, uygarlığın temel ilkelerini ciddi biçimde zayıflattığı anlamına gelir. Değerler soyut olduğu için destroyed mecazidir.
Alıştırma
Cümleyi temel yol gösterici ilkeler anlamındaki tam hedef ifadeyle tamamlayın: Honesty and respect are two of our ____.
Cevabı göster
core values
Order, order.: resmî bir sessizlik çağrısı
Bu kalıp ifade, mahkeme, parlamento veya başka bir resmî süreçte bulunan kişilerden konuşmayı bırakmalarını ve oturumun düzenli biçimde devam etmesine izin vermelerini ister. Buradaki order, düzenli ve denetimli bir durumu ifade eder; birine verilen emir ya da restoranda verilen sipariş anlamına gelmez. Bu cümlede çağrı, sahneyi hemen bir canlandırma mahkemesi olarak kurar: konuşan kişi, süreci yöneten bir yetkili gibi davranır.
Alıştırma
Konuşan kişi “Order, order.” diyerek ne yapıyor?
- Aynı emri iki kez vermek
- Restoranda iki sipariş vermek
- Resmî bir sürecin devam edebilmesi için sessizlik istemek
Cevabı göster
Resmî bir sürecin devam edebilmesi için sessizlik istemek
The defendant today is Gaius Octavius, Gaius Julius Caesar. Kültür
0:28Bugünkü sanık Gaius Octavius, namıdiğer Gaius Julius Caesar.
The defendant today: yargılanan kişiyi belirtmek
The defendant today, mevcut süreçte sanık rolü verilen kişiyi belirtir. Defendant, bir ceza isnadına veya hukuki talebe cevap vermesi gereken kişi ya da taraftır. Burada bu hukuk terimi, tarihî bir kişiyi canlandırma mahkemesi çerçevesine yerleştirir. Tartışmayı bir mahkeme davası gibi düzenler; bunun gerçek bir duruşmanın kaydı olduğunu iddia etmez.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki hukuk rolünü belirten sözcükle tamamlayın: In today's mock trial, the ____ will respond to the accusation.
Cevabı göster
defendant
Yargıca Yönelik Resmî Hitap Olarak Your Honor
Your Honor, mahkeme salonunda doğrudan bir yargıçla konuşurken kullanılan yerleşik hitap biçimidir. Burada your sahiplik bildirmez, honor da kişisel bir onur ya da ödül anlamına gelmez; iki sözcük birlikte tek bir hitap oluşturur. No, your honor. cümlesinde konuşan kişi olumsuz yanıt verir ve ardından yargıca saygılı biçimde hitap ederek mahkemedeki resmî rol ilişkisini korur.
Alıştırma
Mahkemedeki yanıtı yargıca yönelik standart resmî hitapla tamamlayın: No, ____.
Cevabı göster
Your Honor
Ortak Çağ Öncesi Bir Tarih Olarak 63 BCE
BCE, Before Common Era ifadesinin kısaltmasıdır ve “Ortak Çağ'dan Önce” anlamına gelir. 63 BCE ifadesinde kısaltma sayıdan sonra gelir ve yılın Ortak Çağ'dan önce olduğunu gösterir. BCE tarihlerinde daha büyük bir sayı daha erken bir zamanı gösterir: 100 BCE, 63 BCE'den daha erkendir. Zaman çizelgesi Ortak Çağ'a yaklaştıkça sayılar küçülür.
Alıştırma
Hangi yıl daha erkendir: 100 BCE mi, 63 BCE mi?
- İkisi de aynı yıldır.
- 100 BCE
- 63 BCE
Cevabı göster
100 BCE
upon being named his great uncle's adoptive son and heir. Notlar
0:43büyük dayısının evlatlığı ve varisi ilan edildiğinde.
upon being named: resmî ve edilgen bir zaman yapısı
Burada upon being named, “resmen ... olarak belirlendiğinde” ya da “belirlenmesinin hemen ardından” anlamına gelir. Ana cümledeki sonuca yol açan olayı tanıtır. upon + -ing kalıbında özne eyleme maruz kaldığı için burada edilgen biçim olan being named kullanılır. Başka durumlara aktarılabilecek kalıp upon being + past participle biçimindedir.
Alıştırma
upon being ve appoint fiilinin doğru biçimini kullanarak cümleyi tamamlayın: Lena began her duties ____ chair of the committee.
Cevabı göster
upon being appointed
adoptive son and heir: bağlantılı iki hukuki statü
Bu tarihî ve hukuki kullanımda adoptive son, evlat edinme yoluyla oğul olan kişiyi; heir ise mal, unvan veya başka bir konumu miras alma hakkına sahip ya da resmen mirasçı tayin edilmiş kişiyi anlatır. And, aynı kişinin iki statüyü birden taşıdığını gösterir. Bu iki statü birlikte, onun Caesar'ın adını alabilmesini ve mirası ile itibarında hak iddia edebilmesini açıklar. Evlat edinme aile bağını, heir ise veraset ilişkisini anlatır.
Alıştırma
Hangi cümle Marcus'ın hem evlat edinme yoluyla kurulmuş bir aile bağına hem de miras hakkına sahip olduğunu açıkça belirtir?
- Marcus became Elena's adopted son.
- Marcus became Elena's adoptive son and heir.
- Marcus became Elena's heir.
Cevabı göster
Marcus became Elena's adoptive son and heir.
gained the title ... granted him additional honors: unvan almak ve resmî olarak vermek
gained the title Augustus ifadesinde gained, “sahip oldu” veya “elde etti” anlamındadır. Augustus burada doğum adı olarak değil, sonradan aldığı bir unvan olarak sunulur. the Senate granted him additional honors ifadesinde grant, yetkili bir kurumun bir şeyi resmî olarak vermesi demektir. Yapı grant + kişi + şey şeklindedir: him alıcıyı, additional honors ise resmî onur ve takdir işaretlerini gösterir. İki yan cümle birlikte, unvanın kurumsal bir verme işlemiyle kazanıldığını anlatır.
Alıştırma
Hangi cümle konseyi Lena'ya resmî olarak unvan veren taraf olarak gösterir?
- The council granted Lena the title of honorary chair.
- The council received the title of honorary chair from Lena.
- Lena gained the title of honorary chair after the council's vote.
Cevabı göster
The council granted Lena the title of honorary chair.
You mean when ...? ile eleştirel yeniden çerçeveleme
You mean when...? konuşanın, karşısındaki kişinin kastettiği olayı doğru anlayıp anlamadığını içtenlikle kontrol ettiği bir soru olabilir. when sonrasındaki yan cümle, konuşanın o olayı kendi sözleriyle anlatışını verir. Burada bu anlatım daha doğrudan ve eleştireldir: onur kazanmak, tek başına otorite kurmak ve imparator olmak şeklinde yeniden ifade edilir. Bu nedenle soru yalnızca açıklık sağlamaz; önceki çerçeveyi daha olumsuz bir anlatımla değiştirerek ona itiraz eder.
Alıştırma
Örnekte konuşan You mean when...? ifadesiyle esas olarak ne yapıyor?
- Anlatımı değiştirmeden tamamen katıldığını göstermek.
- Önceki anlatımı daha eleştirel ifadelerle yeniden çerçevelemek.
- İlgisiz bir olayın takvim tarihini sormak.
Cevabı göster
Önceki anlatımı daha eleştirel ifadelerle yeniden çerçevelemek.
established sole authority: münhasır yönetim kurmak
Bu cümlede established sole authority, tek bir yöneticinin en yüksek gücü rakipleriyle veya başka yönetim organlarıyla paylaşmadan elinde tuttuğu bir sistemi kurup sağlamlaştırmak anlamına gelir. Sole, “tek” veya “münhasır” demektir; “ruhsal” anlamına gelmez. Establish, get fiilinden daha resmî ve daha kesindir. Birinin yalnızca güç kazandığı bir anı değil, yetki düzeninin tanınmış ve kalıcı biçimde kurulmasını anlatır.
Alıştırma
Örnekte established sole authority ne anlama geliyor?
- Yönetme gücünü yalnızca kendisinin elinde tuttuğu bir sistem kurdu.
- Yönetme gücünü başkalarıyla eşit biçimde paylaşmayı kabul etti.
- Ruhsal bilgeliği sayesinde saygı gördü.
Cevabı göster
Yönetme gücünü yalnızca kendisinin elinde tuttuğu bir sistem kurdu.
Didn't every place have some king or emperor back then? Kalıp ifadeler
0:59O zamanlar her yerde bir tür kral veya imparator yok muydu zaten?
back then: geçmişteki bir dönemi belirtmek
Back then, “geçmişteki o zamanda” anlamına gelir. Then daha önce sözü edilmiş veya bağlamdan anlaşılan bir dönemi gösterirken back bu dönemi bugünden geriye bakarak anlatır. Burada krallar ve imparatorlarla ilgili soruyu konuşulan tarihî dönemle sınırlar; iddianın her zaman doğru olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümlede back then daha önce belirtilmiş bir geçmiş dönemi doğal biçimde gösteriyor?
- The meeting starts tomorrow. Please call me back then.
- Put the book back, then close the door.
- We moved here in 2005. The streets were much quieter back then.
Cevabı göster
We moved here in 2005. The streets were much quieter back then.
the Roman people had overthrown their kings centuries before Dilbilgisi
1:03Roma halkı, krallarını yüzyıllar önce devirmişti
had overthrown ... centuries before: daha önceki geçmiş olayları sıralama
Had overthrown, had + geçmiş zaman ortacı yapısındaki past perfect biçimidir. Kralların devrilmesini, daha geniş tarih anlatısındaki başka bir geçmiş zamandan daha önceye yerleştirir. Centuries before, iki zaman arasındaki farkı açıkça belirtir. Tarih anlatısında past perfect, daha önceki arka planı vermek için kısa süreliğine geriye gitmeyi ve sonra ana geçmiş zaman çizgisine dönmeyi sağlar.
Alıştırma
Daha önce gerçekleşen eylemi göstermek için leave fiilinin past perfect biçimini kullanın: By the time the meeting began, the manager ____.
Cevabı göster
had left
government meant to serve the people: kısaltılmış bir ilgi cümleciği
Meant to serve the people, government sözcüğünü niteleyen bir geçmiş zaman ortacı öbeğidir. Tam biçimi a government that was meant to serve the people şeklindedir; that was çıkarılmıştır. Burada be meant to + fiil, amaçlanan bir hedefi veya uygun işlevi anlatır. Yönetimin ne yapmak üzere tasarlandığını ya da ne yapmasının beklendiğini belirtir; yönetimin geçici ve kişisel bir plan oluşturduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
That is meant to yapısının kısaltılmış biçimini kullanın: We need a policy ____ first-time renters.
Cevabı göster
meant to support
not the privilege of a ruling family. Anlatım akışı
1:10yönetici bir ailenin ayrıcalığı için değil.
not the privilege of a ruling family: A, not B karşıtlığı
not the privilege of a ruling family ifadesi, serve the people bölümünden sonra karşıtlık oluşturan ikinci nesne olarak gelir. Aynı serve anlamı iki taraf için de geçerlidir: halka hizmet etmek, yönetici bir ailenin ayrıcalığına değil. A ile not B'yi tek bir yapıda kullanmak, savı belirgin bir düzeltme biçiminde düzenler: A doğru hedef olarak sunulur, B ise açıkça dışlanır. Bu, olumsuz düşünceyi ayrı bir cümlede söylemekten daha odaklı bir karşıtlık oluşturur.
Alıştırma
Hangi cümle bir hedefi sunup onunla yarışan başka bir hedefi reddetmek için aynı A, not B yapısını kullanır?
- The policy should protect the public because one company is profitable.
- The policy should protect neither the public nor a single company's profits.
- The policy should protect the public, not the profits of one company.
Cevabı göster
The policy should protect the public, not the profits of one company.
And it was Octavius who destroyed this tradition. Dilbilgisi
1:13Ve bu geleneği yok eden kişi Octavius'tu.
it was Octavius who destroyed: sorumluluğu belirleyen bir it-cleft
It was Octavius who destroyed... ifadesi, It was + odaklanan kişi + who + yan cümle kalıbındaki bir it-cleft yapısıdır. Düz cümle olan Octavius destroyed this tradition aynı temel olayı anlatır, ancak it-cleft yapısı Octavius'u odak konumuna yerleştirir. Bu bağlamda yapı, eylemi yapan kişinin özellikle Octavius olduğunu belirtir. Bir tartışmada övgü ya da suçun kime ait olduğunu belirlemek veya bu konudaki yanlışlığı düzeltmek için kullanılabilir.
Alıştırma
Maya'yı vurgulamak için who kullanarak geçmiş zamandaki it-cleft yapısını tamamlayın: ____ Maya ____ found the missing document.
Cevabı göster
It was · who
a model public servant: “örnek” anlamındaki model
a model public servant ifadesinde model, rol bildiren public servant isminden önce gelir ve “mükemmel ve örnek alınmaya değer” anlamını taşır. Burada sıfat gibi işlev görür; kıyafet sergileyen bir kişiyi ya da bir şeyin küçük ölçekli örneğini ifade etmez. İsim öbeğinin tamamı güçlü ve olumlu bir övgü bildirir. model employee veya model citizen örneklerinde olduğu gibi, yeniden kullanılabilen model + rol adı yapısı, davranışları başkalarına örnek olan birini anlatır.
Alıştırma
Hangi cümlede model, “örnek ve taklit edilmeye değer” anlamındadır?
- The architect displayed a model of the new library.
- Rina is a model employee who is always prepared.
- He works as a model for a clothing brand.
Cevabı göster
Rina is a model employee who is always prepared.
At 16 he was elected to the College of Pontiffs Notlar
1:1916 yaşındayken Papazlar Koleji'ne seçildi,
was elected to: seçimle bir kuruluşa katılmayı anlatan edilgen yapı
Was elected, elect fiilinin basit geçmiş zamandaki edilgen biçimidir. Özne he, seçimi yapan kişi değil, seçim sonucunu alan kişidir. was elected to the College of Pontiffs ifadesinde to, onun seçilerek katıldığı kurumu belirtir. Yeniden kullanılabilen yapı özne + be elected to + kurul veya kuruluş şeklindedir: She was elected to the council.
Alıştırma
Cümleyi elect fiilinin basit geçmiş zamandaki edilgen biçimi ve doğru edatla tamamlayın: After the members voted, Lena ____ the board.
Cevabı göster
was elected to
College of Pontiffs: Antik Roma'da dinî bir kurum
College of Pontiffs, kamusal dinî uygulamaları denetleyen Antik Roma rahiplerinden oluşan bir kurumdu. Bu tarihî addaki College, üyelerinin ortak bir resmî görevi paylaştığı örgütlü bir topluluk anlamına gelir; okul anlamına gelmez. Bu kuruma seçilmek, genç yaşta kamusal bir dinî görev almak demekti; bir eğitim kurumuna kaydolmak demek değildi.
Alıştırma
Bu cümlede College of Pontiffs neyi ifade ediyor?
- Dinsel ibadetleri denetleyen Antik Roma rahiplerinden oluşan bir kurum
- Rahiplerin diploma aldığı modern bir üniversite
- Roma tarihine ayrılmış bir okul bölümü
Cevabı göster
Dinsel ibadetleri denetleyen Antik Roma rahiplerinden oluşan bir kurum
and took up the responsibility of avenging Caesar's death Kalıp ifadeler
1:27ve Caesar'ın ölümünün intikamını alma sorumluluğunu üstlendi,
took up the responsibility of + -ing: bir görevi üstlenmek
Burada took up the responsibility of, bir görevi kabul edip yerine getirmeye başlamak anlamına gelir. Sezar'ın ölümünün intikamını almayı, kişinin üstlendiği bir yükümlülük olarak sunar. Tekrar kullanılabilen kalıp take up the responsibility of + isim veya -ing biçimidir. Took geçmiş zamandadır; avenging ise of edatından sonra gelen -ing biçimidir.
Alıştırma
Hedef yapının geçmiş zaman biçimini kullanarak cümleyi tamamlayın: During the storm, Nia ____ coordinating the emergency shelter.
Cevabı göster
took up the responsibility of
when the corrupt oligarchs in the Senate betrayed and murdered him. Kelime
1:31Senato'daki yozlaşmış oligarklar ona ihanet edip onu öldürdüğünde.
siyasi bir etiket olarak corrupt oligarchs in the Senate
Bu cümlede oligarchs, Senato'daki resmî bir makamın adı değildir. Bu kişileri siyaseti kontrol eden küçük ve güçlü bir grubun üyeleri olarak etiketler; corrupt ise güçlerini dürüst olmayan biçimde veya kişisel çıkarları için kötüye kullandıkları suçlamasını ekler. Bu nedenle ifadenin bütünü, Senato'daki bazı kişileri tüm senatörleri tarafsızca tanımlamak yerine konuşanın son derece düşmanca bakış açısından sunar.
Alıştırma
Bu cümlede corrupt oligarchs in the Senate neyi ima ediyor?
- Senato'daki küçük ve güçlü bir grup dürüst olmayan bir yönetimle suçlanıyor.
- Bir grup Senato çalışanı gücü paylaştığı için övülüyor.
- Tüm senatörler tarafsız bir resmî unvanla tanımlanıyor.
Cevabı göster
Senato'daki küçük ve güçlü bir grup dürüst olmayan bir yönetimle suçlanıyor.
power-hungry tyrant ve isim + -hungry kalıbı
Power-hungry tyrant, iktidarı ele geçirmek veya elinde tutmak için aşırı istek duyan zalim ya da baskıcı bir yönetici anlamına gelir. İki bölüm de son derece olumsuzdur: tyrant kişinin yönetme biçimini, power-hungry ise kontrol arzusunu kınar. Burada power-hungry, tyrant sözcüğünü niteleyen, kısa çizgili bir birleşik sıfattır. İsim + -hungry kalıbı, attention-hungry veya publicity-hungry örneklerinde olduğu gibi “ismin belirttiği şeyi güçlü biçimde istemek” anlamına gelir. Power-hungry genellikle onaylamama ifade eder ve aşırılık çağrıştırır.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki “çok fazla güç istemek” anlamına gelen birleşik sıfatla tamamlayın: The mayor kept removing every limit on his authority, and critics called him a ____ leader.
Cevabı göster
power-hungry
tried to make himself a king: make + nesne + kimlik bildiren isim
tried to make himself a king ifadesinde make, himself sözcüğünü nesne, a king öbeğini ise nesne tamamlayıcısı olarak alır. Bu isim öbeği kişinin kendisine kazandırmak istediği kimliği belirtir. Dolayısıyla ifade, bir kral yaratmaya çalıştığını değil, kendisini kral yapmaya çalıştığını anlatır. Himself, girişimde bulunan kişinin kendisine gönderme yapar. Genel make + nesne + kimlik bildiren isim yapısı, birinin belirli bir rol veya statü kazanmasına yol açmayı anlatır; tried to yalnızca girişimi bildirir, başarıyı garanti etmez.
Alıştırma
Cümleyi make ve doğru dönüşlü zamirle tamamlayın: Leo wanted to ____ the team's captain.
Cevabı göster
make himself
while consorting with his Egyptian queen Cleopatra. Kelime
1:39Mısırlı kraliçesi Kleopatra ile takılırken.
consorting with: onaylamama içeren resmî ilişki ifadesi
Burada consorting with, Kleopatra ile zaman geçirmek veya onunla yakın ilişki sürdürmek anlamına gelir. Fiil tarafsız değildir; ilişkiyi uygunsuz, şüpheli ya da skandal niteliğinde gösterir. Bu tarihî cümlede sözcük seçimi, Caesar'ın Kleopatra ile siyasi ve kişisel bağını tartışmalı bir ilişki olarak sunar. Daha genel olarak consort with, konuşanın anlatılan kişileri veya ittifakı onaylamadığını sık sık belli eder.
Alıştırma
Bu cümle neyi ima ediyor? The adviser was criticized for consorting with corrupt officials.
- Danışman bir hükümdarın yasal eşi oldu.
- Danışman, hiçbir eleştiri ima edilmeden sıradan bir halka açık toplantıya katıldı.
- Danışmanın başkalarının olumsuz değerlendirdiği yakın bir ilişkisi vardı.
Cevabı göster
Danışmanın başkalarının olumsuz değerlendirdiği yakın bir ilişkisi vardı.
Octavius joined his general Mark Antony Kalıp ifadeler
1:43Octavius, generali Mark Antony'ye katıldı
in starting a civil war that tore Rome apart, Öbek fiiller
1:46Roma'yı parçalayan bir iç savaş başlatmakta,
join someone in doing something: biriyle birlikte bir eyleme katılmak
Join someone in doing something, bir eyleme o kişiyle birlikte katılmak anlamına gelir. Burada Octavius, Mark Antony ile birlikte bir iç savaş başlatma eylemine katılıyor. Kişiden sonra in ve ardından fiilin -ing biçimi kullanılır: join + someone + in + doing something. Bu cümlede joined geçmiş zamandadır ve in sözcüğünden sonra starting gelir.
Alıştırma
clean fiilini kullanarak join someone in doing something yapısını tamamlayın: After the storm, our neighbors joined us ____ the park.
Cevabı göster
in cleaning
tore Rome apart: Roma'yı ciddi biçimde böldü
That tore Rome apart, civil war ifadesini açıklayan bir ilgi yan tümcesidir. Tear something apart sözü gerçek anlamda bir şeyi parçalara ayırmak olabilir; ancak burada geçmiş zaman biçimi tore mecazidir: savaş Roma'yı ciddi biçimde böldü ve ona zarar verdi. tear + bir ülke, topluluk, aile veya başka bir grup + apart yapısı, genellikle birliği yok eden çatışmaları anlatır.
Alıştırma
Hangi cümlede tear apart, bir çatışmanın grubu ciddi biçimde böldüğünü anlatan mecazi anlamıyla kullanılmıştır?
- The long dispute tore the community apart.
- The organizers divided the guests into three teams.
- The child tore the paper apart for the collage.
Cevabı göster
The long dispute tore the community apart.
stab someone in the back: kendisine güvenen birine ihanet etmek
Stab someone in the back, kendisine güvenen birine genellikle gizlice ya da beklenmedik bir şekilde ihanet etmek anlamına gelen bir deyimdir. Buradaki stabbed his ally in the back, onun daha fazla güç elde etmek için müttefikine ihanet ettiğini söyler; gerçek bir bıçaklı saldırıyı anlatmaz. Bu imge, ihaneti mağdurun göremediği bir yönden gelen saldırı gibi gösterir. Böylece güvenin bozulduğunu ve mağdurun önceden uyarılmadığını vurgular.
Alıştırma
Örnekte stabbed his ally in the back ne anlama geliyor?
- Kendisine güvenen bir müttefike gizlice ihanet etti.
- Tanımadığı biriyle açıkça aynı fikirde olmadığını söyledi.
- Müttefikinin yaralanma sonrası iyileşmesine yardım etti.
Cevabı göster
Kendisine güvenen bir müttefike gizlice ihanet etti.
wage a campaign: sürekli ve örgütlü bir çaba yürütmek
To wage a campaign, bir hedefe yönelik sürekli ve örgütlü bir dizi eylem yürütmek anlamına gelir. Bu tarihî cümlede campaign askerîdir; dolayısıyla He waged a disastrous campaign, çok kötü sonuçlanan bir askerî harekât yürüttüğünü belirtir. Burada wage bir fiildir ve war ile olduğu gibi campaign ile de güçlü bir eşdizim oluşturur. Tek ve bağımsız bir eylemi değil, uzun süreli bir çabayı veya çatışmayı anlatır.
Alıştırma
Cümleyi wage fiilinin geçmiş zaman biçimi ve hedef eşdizimdeki isimle tamamlayın: The group ____ against online bullying.
Cevabı göster
waged a campaign
and plotted to turn Roman territories Dilbilgisi
1:57ve Roma topraklarını dönüştürmek için komplo kurdu
into personal kingdoms for himself and Cleopatra.
1:59kendisi ve Kleopatra için kişisel krallıklara.
plotted to turn X into Y: X'i Y'ye dönüştürmek için komplo kurmak
Burada turn X into Y, “X'i değiştirip Y hâline getirmek” demektir. Roman territories X konumundadır; personal kingdoms ise amaçlanan sonucu belirtir. Plotted to, genellikle zararlı ya da uygunsuz bir amaçla “gizlice planladı” anlamına gelir. İfade bir bütün olarak toprakların dönüştürülmesini tarafsız bir plan değil, iddia edilen gizli bir komplo olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi plot to ve turn X into Y ile tamamlayın: They plotted ____ the empty warehouse ____ a private casino.
Cevabı göster
to turn · into
had been accused of: geçmişte tamamlanmış edilgen yapı
Accuse someone of something, “birini yanlış bir şey yapmakla suçlamak” demektir. Edilgen yapıda suçlamayı alan kişi özne olur: someone had been accused of something. Had been accused, geçmişte tamamlanmış edilgen yapıdır: had been + geçmiş zaman ortacı. Suçlamayı, konuşulan başka bir geçmiş zaman noktasından daha önceye yerleştirir. Soruda what, of sonrasında eksik olan içeriği karşıladığı için of doğal olarak sonda kalır: what Caesar had been accused of.
Alıştırma
Cümleyi accuse of yapısının geçmişte tamamlanmış edilgen biçimiyle tamamlayın: By the time the investigation reopened, the official ____ corruption.
Cevabı göster
had been accused of
Well, so Octavius destroyed Antony for trying to become a king Anlatım akışı
2:05Yani Octavius, kral olmaya çalıştığı için Antony'yi yok etti
Well, so ... and then ...?: çelişkiyi ortaya çıkaran bir özet sorusu
Well, so, konuşanın az önce söylenenleri yeniden düzenleyip bir sonuç olarak sunacağını gösterir. Soru iki eylemi tek bir zincirde birleştirir: Octavius, kral olmaya çalıştığı için Antonius'u yok etmiş, ancak daha sonra kendisi kral olmuştur. Cümle soru biçiminde olsa da yalnızca bilgi istemez. Konuşan, özeti soru olarak sunarak karşı taraftan görünürdeki çelişkiyi kabul etmesini ya da açıklamasını ister. One, a king ifadesinin yerini tutar; himself ise söz konusu eylemi bizzat Octavius'un yaptığını vurgular.
Alıştırma
Bu sorunun söylemdeki temel işlevi nedir?
- Önceki eylemden hiçbir sonuç çıkarmadan konuyu değiştirir.
- İki eylemi, görünürdeki çifte standardı sorgulayan bir özet hâlinde yeniden düzenler.
- Octavius'un kral olduğu kesin tarihi tarafsız biçimde sorar.
Cevabı göster
İki eylemi, görünürdeki çifte standardı sorgulayan bir özet hâlinde yeniden düzenler.
the megalomania: aşırı öz önem duygusunu ve güç açlığını kınama
Megalomania, kişinin kendi önemine ilişkin aşırı ve abartılı bir algıyı ifade eder; bu algı çoğu zaman olağanüstü bir statüye veya güce sahip olma hayalleriyle bağlantılıdır. Belirli yapıdaki the megalomania, bu eğilimi daha önce konuşulmuş ve ayırt edilebilir bir özellik olarak sunar. Burada konuşan, benimsenen gösterişli unvanı bu özelliğin kanıtı olarak görür. Böylece sözcük, unvanı eleştiri ve ironi hedefi hâline getirir; birine kendine güvenen veya hırslı demekten çok daha güçlü ve olumsuzdur.
Alıştırma
Bu cümlede the megalomania nasıl bir tutum ifade ediyor?
- Unvanı, aşırı öz önem duygusunun ve güç arzusunun kanıtı olarak sert biçimde eleştirir.
- Unvanı sağlıklı özgüvenin alçakgönüllü bir göstergesi olarak över.
- Unvanın resmî yazılışını tarafsız biçimde belirtir.
Cevabı göster
Unvanı, aşırı öz önem duygusunun ve güç arzusunun kanıtı olarak sert biçimde eleştirir.
Dinî bir saygı unvanı olarak “the illustrious one”
The illustrious one, “çok seçkin ya da onurlandırılmış kişi” demektir. Burada one bir kişiyi temsil eder ve ifade, Augustus’un bir unvan olarak taşıdığı anlamı açıklar. Religious honorific, dinsel saygıyla bağlantılı bir saygı unvanıdır. Dolayısıyla konuşmacı Augustus’u sıradan bir kişi adı olarak değil, onur ve dinsel itibar kazandıran bir unvan olarak sunar.
Alıştırma
Bu cümlede religious honorific ne demektir?
- Dinî törenleri düzenlemeyi içeren bir iş
- Dinsel anlam taşıyan bir saygı unvanı
- Bir kişiye doğduğunda verilen sıradan ad
Cevabı göster
Dinsel anlam taşıyan bir saygı unvanı
And Augustus didn't seek power for his own sake? Kalıp ifadeler
2:18Peki Augustus gücü kendi çıkarı için aramadı mı?
seek power for his own sake: kendi çıkarı için güç aramak
Seek power for his own sake ifadesinin tamamında seek power, “yetki veya kontrol elde etmeye çalışmak”; for his own sake ise “kendi çıkarı için” demektir. Soru, Augustus’un güç arayışının kişisel çıkarla motive edilip edilmediğini sorar. Bu bir olumsuz soru olduğu için onun bencil olmadığı yönündeki önceki düşünceye meydan okur. “Bunu kendisi için yapmıyor muydu?” anlamını ima edebilir.
Alıştırma
Hangi cümle onun gücü kendi kişisel çıkarı için aradığını söyler?
- He sought power for the country's sake.
- He sought power for its own sake.
- He sought power for his own sake.
Cevabı göster
He sought power for his own sake.
As winner of the civil war and commander of the most troops, Dilbilgisi
2:21İç savaşın galibi ve en çok birliğin komutanı olarak,
it was his duty to restore law and order to Rome Kalıp ifadeler
2:24diğer hiziplerin savaşmaya devam etmemesi için
As winner ... it was his duty to ...: rolü bir yükümlülüğe bağlamak
As winner ... and commander ... yapısında As, kişinin hangi rol ya da konum içinde değerlendirildiğini gösterir. and ile bağlanan iki ad öbeği, ardından gelen yükümlülüğün dayanağını verir; buradaki As, zaman bildiren “-iken” ya da bir yan cümleyle kullanılan “çünkü” değil, “... sıfatıyla” anlamındadır. It was his duty to ... yapısında it, asıl içeriği önden temsil eden biçimsel öznedir. Görevin gerçek içeriği to’lu mastarla gelir: to’dan sonraki eylem, neyi yapmakla yükümlü olduğunu gösterir. Bu resmî kalıp, kişinin rolüyle o rolün gerektirdiği işi birbirine bağlar.
Alıştırma
Hangi cümle, görevin dayanağını As + rol ile verip yükümlülüğü it was someone’s duty to yapısıyla ifade eder?
- As team captain, Maya knew she wanted to speak for the players.
- As team captain, Maya knew it was her duty to speak for the players.
- Like the team captain, Maya knew it was the players’ duty to speak.
Cevabı göster
As team captain, Maya knew it was her duty to speak for the players.
restore law and order: kamu istikrarını yeniden sağlamak
restore law and order ifadesinde restore, daha önce var olan ancak bozulan bir durumu geri getirmek anlamındadır. Bu nedenle ifade savaş, ayaklanma veya devlet düzeninin çöküşünden sonra doğal biçimde kullanılır. Law and order, yasaların etkili biçimde uygulanmasını ve toplumsal istikrarı geniş anlamda anlatan, kamu alanına ait kalıplaşmış bir sözcük birlikteliğidir. Burada birbiriyle ilgisiz iki addan çok, birleşik tek bir düşünce olarak işlev görür.
Alıştırma
İngilizce cümleyi “hukukun otoritesini ve toplumsal istikrarı geri getirmek” anlamındaki kalıplaşmış kamu ifadesiyle tamamlayın: After three days of unrest, the authorities moved quickly to ____.
Cevabı göster
restore law and order
so that other factions didn't continue fighting. Dilbilgisi
2:27Roma'ya kanun ve düzeni geri getirmek onun göreviydi.
so that other factions didn't continue: önleyici bir amaç belirtmek
So that, önceki bir eylemle amaçlanan sonucu belirten tam bir yan cümle başlatır. Buradaki olumsuz yan cümle, eylemin neyi önlemeyi amaçladığını söyler: diğer grupların savaşmaya devam etmesini. Yan cümlenin kendi öznesi other factions'tır ve geçmiş zaman biçimi didn't continue kullanılır. İlk eylemi yapanlarla bu eylemin amacından etkilenenler farklı olduğunda bu yapı kullanışlıdır.
Alıştırma
Amaçlanan sonucu bildiren iki sözcüklü bağlacı kullanarak cümleyi tamamlayın: I saved a copy of the file ____ my team didn't lose the data.
Cevabı göster
so that
he made it subordinate to: make + nesne + sıfat
Made burada ettirgen bir işleve sahiptir: make + nesne + sıfat, nesnenin o duruma gelmesine neden olmak demektir. It nesnedir ve the law ifadesine gönderme yapar; subordinate ise onun yeni konumunu açıklayan sıfattır. Bir kişiye veya kuruma subordinate to olmak, yetki bakımından daha aşağıda ve o üst makamın denetimi altında olmak demektir. Bu nedenle he made it subordinate to him, yasayı bağımsız gücüne kavuşturduğunu değil, kendi kişisel otoritesinin altına yerleştirdiğini söyler.
Alıştırma
Subordinate sözcüğünü ve gerektirdiği edatı kullanarak cümleyi tamamlayın: The new policy made local offices ____ headquarters.
Cevabı göster
subordinate to
Augustus worked to restore the Senate's prestige, Kalıp ifadeler
2:34Augustus, Senato'nun prestijini onarmak için çalıştı,
restore the Senate's prestige: bir kurumun itibarını geri kazandırmak
Bu cümlede restore the Senate's prestige, Senatonun daha önce sahip olduğu toplumsal saygınlığı ve yüksek konumu geri kazandırmak demektir. Restore önceki bir duruma dönüşü belirtirken prestige statü veya başarıyla bağlantılı toplumsal saygınlıktır. restore + a person's or institution's prestige yapısında prestige geri kazandırılan şeydir; iyelik yapısı ise söz konusu itibarın kime ait olduğunu gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle reformların mahkemenin eski toplumsal itibarını geri kazandırmayı amaçladığını söyler?
- The reforms were intended to protect the court's documents.
- The reforms were intended to expand the court's building.
- The reforms were intended to restore the court's prestige.
Cevabı göster
The reforms were intended to restore the court's prestige.
improved food security for the lower classes, Kelime
2:37alt sınıflar için gıda güvenliğini artırdı,
food security: yeterli gıdaya güvenilir erişim
Food security, yeterli miktarda güvenli ve besleyici gıdayı düzenli biçimde elde edebilme ve satın alabilme durumunu anlatan bir kamu politikası terimidir. Bu cümlede food security durumunu iyileştirmek, alt sınıfların gıdaya daha güvenilir biçimde erişmesini sağlamak demektir. Buradaki security, erişim ve tedarikin zaman içinde istikrarlı olmasını anlatır; gıdanın fiziksel olarak korunması anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu cümleyi en iyi hangi terim tamamlar: The drought is threatening the region's _____ by reducing its food supply?
- food security
- food storage
- food safety
Cevabı göster
food security
relinquished control of the army: yetkiyi resmî olarak bırakmak
relinquished control of the army ifadesinde relinquished, kişinin sahip olduğu bir şeyi resmî olarak bıraktığı anlamına gelir. control yetkiyi belirtir, of the army ise bu yetkinin neyin üzerinde olduğunu gösterir. Tekrar kullanılabilen kalıp relinquish control of + isim şeklindedir. Bu kalıp genellikle bir görevi geçici olarak başkasına bırakmayı değil, yetkinin bilinçli, resmî veya kalıcı biçimde teslim edilmesini anlatır.
Alıştırma
Hangi cümlede resmî relinquish control of kalıbı doğal biçimde kullanılmıştır?
- After the sale, the founder agreed to resign control of the company.
- After the sale, the founder agreed to relinquish the company of control.
- After the sale, the founder agreed to relinquish control of the company.
Cevabı göster
After the sale, the founder agreed to relinquish control of the company.
Mere optics: gerçek değişim olmadan yaratılan görüntü
Mere optics. bir şeyin yalnızca kamuoyuna nasıl göründüğüyle ilgili olduğunu belirten eksiltili bir yargıdır. Siyasi, medya veya şirket tartışmalarında optics, ışık bilimi değil kamuoyu önündeki görünüm ya da algı anlamına gelebilir. Mere, küçümseyici bir şekilde ‘bundan fazlası değil’ anlamı katar. Konuşan kişi, bir eylemin izlenim yarattığını ancak pratikte çok az etkisi olduğunu veya hiç etkisi olmadığını söylüyor.
Alıştırma
Hangi cümlede optics ışık bilimi değil, kamuoyu önündeki görünüm anlamında kullanılmıştır?
- The report studied the optics of laser beams.
- The new lens improved the camera's optics in low light.
- The rebranding was mere optics; the company changed none of its policies.
Cevabı göster
The rebranding was mere optics; the company changed none of its policies.
He used his military influence and personal wealth
2:45Askeri etkisini ve kişisel servetini kullandı
stack the Senate in his favor: üyeleri kendi yararına olacak şekilde düzenlemek
To stack the Senate in his favor, Senatoda kimlerin yer alacağını kasten etkileyerek daha fazla üyenin onu desteklemesini ve kararların onun yararına çıkmasını sağlamak demektir. Burada stack mecazidir: nesneleri üst üste koymak değil, haksız bir avantaj yaratmak için bir grubu veya süreci kasıtlı biçimde düzenlemek anlamına gelir. Bu örnekteki stack + kurum veya grup + in someone's favor yapısı hem neyin manipüle edildiğini hem de bundan kimin yararlandığını gösterir. Bu cümlede askerî nüfuz ve kişisel servet, Senatonun üye yapısını değiştirmek için kullanılan araçlardır.
Alıştırma
Hangi cümlede stack a group in someone's favor, haksız avantaj elde etmek için grubun üye yapısını manipüle etmek anlamında kullanılmıştır?
- The director won the panel's support by answering every question clearly.
- The director stacked the chairs in her favor before the interview.
- The director stacked the selection panel in her favor by appointing only close allies.
Cevabı göster
The director stacked the selection panel in her favor by appointing only close allies.
retaining the powers of a tribune: Roma'ya özgü siyasi yetkiyi korumak
Retaining the powers of a tribune, Antik Roma'daki bir tribünle bağlantılı yetkileri elinde tutmaya devam etmek demektir; retaining, bu yetkilerin devredilmediğini veya kaybedilmediğini vurgular. Bu bağlamda tribune, pleb tribününü, yani yetkileri plebleri korumayı ve bazı resmî işlemleri engellemeyi içeren bir siyasi görevliyi ifade eder. İfade, resmî makam ile fiilî gücü birbirinden ayırır: temel yetkiler sürerken unvan veya makam değişebilir.
Alıştırma
Antik Roma hakkında bir metinde şu cümle ne anlama gelir: He no longer held the office but retained the powers of a tribune?
- Tribune adlı bir gazetenin yayıncısı oldu.
- Makamdan ayrıldığında bütün siyasi yetkilerinden vazgeçti.
- Makamda bulunmasa bile bir tribünle bağlantılı önemli yetkileri elinde tuttu.
Cevabı göster
Makamda bulunmasa bile bir tribünle bağlantılı önemli yetkileri elinde tuttu.
askerî zafer alayları düzenleme hakkı
Bu Roma tarihi bağlamında military triumphs yalnızca “askerî zaferler” demek değildir. triumph, zafer kazanan bir komutanı onurlandıran resmî bir halka açık tören ve alaydı. The right to celebrate them ifadesi, bu tür törenleri düzenlemek için tanınmış yetkiyi veya ayrıcalığı anlatır. Bu ayrıcalık, toplum önünde saygınlık ve siyasi önem taşıyordu.
Alıştırma
Bu cümlede the right to celebrate military triumphs ifadesine en uygun yorum hangisidir?
- Her askerî başarıdan sonra sevinme özgürlüğü
- Bütün Roma lejyonlarına komuta etme yetkisi
- Roma zafer törenleri düzenlemek için verilen resmî ayrıcalık
Cevabı göster
Roma zafer törenleri düzenlemek için verilen resmî ayrıcalık
He kept control of provinces with the most legions. Kültür
2:55En çok lejyona sahip eyaletlerin kontrolünü elinde tuttu.
en fazla lejyonun bulunduğu eyaletlerin kontrolü
Lejyonlar, Roma ordusunun büyük ve temel birlikleriydi. Bu nedenle provinces with the most legions, Roma askerlerinin en yoğun biçimde konuşlandığı eyaletleri anlatır; bunların yüz ölçümü veya nüfus bakımından en büyük eyaletler olması gerekmez. Bu eyaletlerin kontrolünü elinde tutarak ordunun büyük bir bölümü üzerinde fiilî etkisini korudu. Dolayısıyla cümle, eyalet kontrolünü yalnızca sivil yönetim olarak değil, askerî gücü korumanın bir yolu olarak sunar.
Alıştırma
En fazla lejyonun bulunduğu eyaletleri kontrol etmenin önemini en iyi açıklayan çıkarım hangisidir?
- Sivil nüfusu en fazla olan eyaletleri yönetiyordu.
- Yoğun askerî güce sahip eyaletleri kontrol etmesi, askerî gücünü korumasını sağladı.
- Yalnızca idari görevleri koruyarak ordu üzerindeki etkisinden vazgeçti.
Cevabı göster
Yoğun askerî güce sahip eyaletleri kontrol etmesi, askerî gücünü korumasını sağladı.
And if that wasn't enough: daha güçlü bir kanıt eklemek
And if that wasn't enough, daha önce belirtilmiş gerçeklere dönüp bir kanıt daha ekleyen bir söylem belirtecidir. Yeni nokta ek bilgi olarak ve çoğu zaman daha güçlü, daha kötü ya da daha şaşırtıcı biçimde sunulur. Buradaki if yan cümlesi genellikle retoriktir. Konuşan kişi önceki bilgilerin yeterli olup olmadığına dair bir yanıt beklemez; ifade, ‘dahası da var’ sinyali verir.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki yükseltme belirteciyle tamamlayın: The hotel room was dirty. ____, the door would not lock.
Cevabı göster
And if that wasn't enough
assumed the consul position: assume fiilinin «bir görevi üstlenmek» anlamı
assumed the consul position ifadesinde assumed, resmî bir görevi ‘üstlenip o görevde bulunmaya başladı’ anlamına gelir. Assume fiilinden sonraki isim öbeği neyin üstlenildiğini belirtir; dolayısıyla burada tahminde bulunmaktan değil, bir göreve başlamaktan söz edilir. Aynı anlam assume office, assume command ve assume responsibility ifadelerinde de görülür.
Alıştırma
‘Görevi üstlenmeye başladı’ anlamındaki resmî ifadeyi assume fiilinin geçmiş zamanıyla tamamlayın: After the board voted, Elena ____ of chairperson.
Cevabı göster
assumed the position
He was clearly trying to establish a dynasty. Kalıp ifadeler
3:04Açıkça bir hanedan kurmaya çalışıyordu.
establish a dynasty: aileden gelen bir hükümdarlar silsilesi kurmak
To establish a dynasty, gücün nesiller boyunca aynı aile içinde aktarılabildiği bir yönetici soyunu başlatmak demektir. Establish kalıcı bir düzen kurmayı vurgularken dynasty, tek bir kişinin yönetiminden çok aile içi veraset fikrini taşır. Bu cümlede ifade, onun eylemlerini ailesinin denetimini kendisinden sonra da sürdürme girişimi olarak sunar.
Alıştırma
Hangi cümlede establish a dynasty, bir aileden gelen hükümdarlar silsilesini başlatmak anlamında doğal biçimde kullanılmıştır?
- By naming his daughter as heir, the queen hoped to establish a dynasty.
- The mayor scheduled one meeting to establish a dynasty.
- The historian used a map to establish a dynasty.
Cevabı göster
By naming his daughter as heir, the queen hoped to establish a dynasty.
Augustus's accomplishments were almost too many to name. Kalıp ifadeler
3:11Augustus'un başarıları sayılamayacak kadar çoktu.
almost too many to name: tek tek sıralaması zor olacak kadar çok
Almost too many to name, öğelerin sayısının onları tek tek sıralamayı zorlaştıracak kadar fazla olduğu anlamına gelir. Burada name, bir şeye ad vermek değil, onu bir listede anmak veya belirtmek demektir. be + too many + to + fiil yapısı, sayının eylemi zor ya da kullanışsız hâle getirdiğini anlatır. Almost iddiayı yumuşatır: konuşan kişi, her şeyi listelemenin gerçekten imkânsız olduğunu kesin olarak söylemeden sayının büyüklüğünü vurgular.
Alıştırma
Hangi cümle müzede, hepsini tek tek sıralamanın zor olacağı kadar çok hazine bulunduğu anlamına gelir?
- The museum has too many treasures without names.
- The museum has almost named too many treasures.
- The museum has almost too many treasures to name.
Cevabı göster
The museum has almost too many treasures to name.
He established consistent taxation for all provinces, Kelime
3:14Tüm eyaletler için tutarlı bir vergilendirme kurdu,
established consistent taxation: tekdüze vergi kuralları oluşturmak
Bu cümlede established consistent taxation, tüm eyaletlerde istikrarlı ve tekdüze bir yaklaşımla işleyen bir vergilendirme sistemi kurmak anlamına gelir. Established, sistemin resmî olarak oluşturulduğunu veya düzenlendiğini gösterir. Burada consistent, kuralların ya da uygulamanın bir yerden diğerine değişmeden uyumlu kalmasını anlatır. Bir kişinin azimli olması anlamına gelmez; taxation ise tek bir vergi ödemesini değil, vergi toplama sistemini veya uygulamasını ifade eder.
Alıştırma
Hangi cümle farklı bölgelerde aynı vergi kurallarının uygulandığını ifade eder?
- The reform established consistent taxation across all regions.
- The reform imposed constant tax collection without any breaks.
- The reform let every region set unrelated tax rules.
Cevabı göster
The reform established consistent taxation across all regions.
ending private exploitation by local tax officials. Kelime
3:18yerel vergi memurlarının özel sömürüsünü sona erdirerek.
ending private exploitation by local tax officials: kişisel çıkar için yapılan kötüye kullanımı durdurmak
Bu ifade, yerel vergi görevlilerinin makamlarını kötüye kullanarak kendileri için para veya başka çıkarlar elde edemez hâle geldiği anlamına gelir. Bu yönetim bağlamında exploitation son derece olumsuzdur; private ise meşru kamu geliri yerine kişisel çıkarı belirtir. Ending, önceki reformun sonucunu gösteren bir -ing ortaç yapısıdır: reform, bu kötüye kullanımı sona erdirmiştir. By local tax officials, sömürünün sorumlularının yerel vergi görevlileri olduğunu belirtir.
Alıştırma
Hangi cümle “ending private exploitation by local tax officials” ifadesini en iyi biçimde yeniden açıklar?
- Stopping local tax officials from abusing their power for personal gain.
- Giving local tax officials permission to create public tax rates.
- Allowing private companies to explore a region for new resources.
Cevabı göster
Stopping local tax officials from abusing their power for personal gain.
He personally financed a network of roads Kalıp ifadeler
3:21Bir yol ağını kişisel olarak finanse etti
financed a network of roads: bağlantılı bir yol sistemini finanse etmek
Buradaki financed, finance fiilinin geçmiş zaman biçimidir: yolların yapılması için gereken parayı ödediğini veya sağladığını anlatır. Personally, finansman sorumluluğunu bizzat üstlendiğini vurgular; yolları kendisinin tasarladığı veya fiziksel olarak inşa ettiği anlamına gelmez. A network of roads, bir bölgeyi kapsayan ve birbirine bağlı yollardan oluşan bir sistemdir. Network, yolların birbirinden bağımsız olmadığını, bir altyapı sistemi olarak birlikte çalıştığını vurgular.
Alıştırma
Hangi cümlede financed a network of, birinin bağlantılı bir sistem için para sağladığını anlatır?
- The foundation financed a network of health clinics across the region.
- The foundation visited a network of health clinics to request donations.
- The foundation mapped a network of health clinics but did not fund it.
Cevabı göster
The foundation financed a network of health clinics across the region.
could travel easily throughout the realm.
3:26diyar boyunca kolayca seyahat edebilmesi için kuryeler çalıştırdı.
so news and troops could travel: geçmişteki bir amacı ifade etmek
so news and troops could travel ifadesinde so, ulakların görevlendirilmesinin amacını veya hedeflenen sonucunu tanıtır: bu düzenleme iletişimi ve hareket etmeyi kolaylaştırmak için yapılmıştır. Yapı geçmişteki eylem + so + özne + could + fiilin yalın hâli şeklindedir. Could geçmiş bağlama uyar ve önceki eylemin sağladığı yetenek ya da olasılığı anlatır; travel, could sonrasında yalın hâlde kalır.
Alıştırma
Everyone sözcüğünü özne olarak kullanıp so + özne + could amaç yapısını tamamlayın: We moved the meeting online ____ attend.
Cevabı göster
so everyone could
And it was under Augustus that many of Rome's famous public buildings were constructed. Dilbilgisi
3:28Ve Roma'nın ünlü kamu binalarının birçoğu Augustus döneminde inşa edildi.
It was under Augustus that...: bir yönetim dönemini vurgulama
It was + odaklanan öge + that + yan cümle bir cleft, yani bölünmüş vurgu yapısıdır. Burada under Augustus odak konumuna getirilir; böylece binaların yapıldığı dönemin Augustus'un yönetim dönemi olduğu vurgulanır. Under Augustus, Augustus'un yönetimi sırasında veya Augustus iktidardayken anlamına gelir. Vurgu çerçevesi çıkarıldığında temel ifade Many of Rome's famous public buildings were constructed under Augustus. olur. It belirli bir nesneye gönderme yapmaz; vurgu yapısının kurulmasına yardımcı olur.
Alıştırma
Yönetim dönemini vurgulayan cleft yapısını tamamlayın: ____ under the new director ____ the museum expanded its education program.
Cevabı göster
It was · that
The writers of the time were nearly unanimous Kalıp ifadeler
3:34O dönemin yazarları neredeyse oybirliğiyle
nearly unanimous in praising: övgüde neredeyse tam görüş birliği
nearly unanimous in praising ifadesinde unanimous, bir grubun ortak görüşünü anlatır; in praising ise üyelerin hangi eylemde birleştiğini belirtir. Kalıp, grup + be + unanimous in + -ing şeklindedir. Nearly, iddiayı daha az kesin hâle getirir. Neredeyse herkesin yönetimi övdüğünü, ancak az sayıda istisna olabileceğini gösterir; övgünün kendisinin zayıf olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Eleştirmenlerin neredeyse tamamının beğendiğini anlatmak için cümleyi vurgulanan ifadeyle tamamlayın: The reviewers were ____ the new design.
Cevabı göster
nearly unanimous in praising
have any other choice?: başka seçenek olmadığını ima eden retorik soru
Bu cümlede Did the writers have any other choice? retorik bir sorudur. Konuşan kişi yeni bilgi istemek yerine örtük yanıtın “hayır” olmasını bekler. Şüpheyi soru biçiminde dile getirerek yazarların Augustus’u özgür iradeleriyle övdüğü düşüncesini sorgular. Daha genel olarak, birinin başka seçeneği olup olmadığını sormak, o kişinin baskı veya koşullar nedeniyle belli bir şekilde davranmak zorunda kaldığını ima edebilir.
Alıştırma
Bu cümlede soru esas olarak neyi ima ediyor?
- Konuşan kişi yazarların diğer mesleklerinin bir listesini istiyor.
- Yazarların muhtemelen güvenli veya gerçekçi başka bir seçeneği yoktu.
- Yazarlar Augustus’u övmek veya eleştirmek konusunda aynı ölçüde özgürdü.
Cevabı göster
Yazarların muhtemelen güvenli veya gerçekçi başka bir seçeneği yoktu.
Augustus exiled plenty of people on vague charges, Kelime
3:40Augustus belirsiz suçlamalarla birçok insanı sürgüne gönderdi,
on vague charges: belirsiz suçlamaları cezanın dayanağı olarak gösterme
On vague charges, “açıkça belirtilmemiş suçlamalara dayanarak” anlamına gelir. Burada charge hukuki bir suçlamadır; on ise insanların sürgün edilmesi için öne sürülen nedeni veya dayanağı belirtir. Vague eleştirel bir değerlendirme katar: suçlamalarda açık ayrıntılar yoktur, bu nedenle ceza keyfî olmuş veya kötüye kullanıma açık hâle gelmiş olabilir. Ancak bu sözcük tek başına suçlamaların yalan olduğunu kanıtlamaz.
Alıştırma
Hangi cümlede on vague charges aynı hukuki ve eleştirel anlamda kullanılmıştır?
- The hotel added several unexpected charges to the final bill.
- The lawyer presented specific charges supported by dates and documents.
- The journalist was detained on vague charges that officials never explained.
Cevabı göster
The journalist was detained on vague charges that officials never explained.
you forgot to mention: atlanan bir noktayı belirtmek
Burada you forgot to mention yalnızca bir hafıza hatasını bildirmez. Konuşan kişi, diğer kişinin anlatımında önemli bir gerçeğin eksik olduğunu ve bu gerçeğin anlatımı zayıflattığını ya da karmaşıklaştırdığını belirterek ona itiraz eder. Eksik bilgiyi sunmak için You forgot to mention + isim veya that yan cümlesi yapısı kullanılır. Dinleyiciye doğrudan you diye hitap edildiği için ifade çoğu zaman anlatımının eksik olduğu eleştirisini taşır.
Alıştırma
Konuşan kişi bu cümlede you forgot to mention ifadesiyle temel olarak ne yapıyor?
- Diğer kişinin bir yasanın tam ifadesini hatırlayıp hatırlamadığını kontrol etmek
- Diğer kişinin anlatımında onu zayıflatan önemli bir gerçeğin eksik olduğunu belirtmek
- Diğer kişiyi ilgili tüm gerçekleri sunduğu için övmek
Cevabı göster
Diğer kişinin anlatımında onu zayıflatan önemli bir gerçeğin eksik olduğunu belirtmek
vatandaşların özel hayatına ilişkin müdahaleci yasalar
Bu isim grubunda intrusive, yasaların hayatın özel alanlarına istenmeyen veya aşırı bir biçimde girdiğini anlatır. Tarafsız değil, değerlendirme içeren bir sözcüktür: konuşan kişi yasaları kişisel sınırları aştıkları için eleştirir. Regarding, concerning veya about anlamına gelir ve laws sözcüğünü citizens' personal lives konusuna bağlar. Citizens' çoğul iyelik biçimidir; dolayısıyla özel hayatlar grup olarak vatandaşlara aittir.
Alıştırma
Hangi açıklama hem anlamı hem de konuşanın tutumunu en iyi biçimde korur?
- Vatandaşların kendi evlerinde kullanmak üzere özel olarak yazdığı yasalar
- Vatandaşlar hakkındaki kamusal bilgileri tarafsızca sıralayan yasalar
- Vatandaşların özel hayatıyla ilgili olan ve aşırı müdahaleci görülen yasalar
Cevabı göster
Vatandaşların özel hayatıyla ilgili olan ve aşırı müdahaleci görülen yasalar
punishing adultery, restricting marriage between social classes, Anlatım akışı
3:51zinayı cezalandıran, sosyal sınıflar arası evliliği kısıtlayan,
punishing..., restricting..., even penalties...: even ile giderek güçlenen bir sıralama
İlk iki öge, denetim örneklerini üst üste eklemek için punishing... ve restricting... biçimindeki paralel -ing yapılarını kullanır. Son isim öbeği even penalties... aynı listeyi sürdürürken daha şaşırtıcı bir uç noktaya ilerler. Even, son ögenin özellikle beklenmedik olduğunu gösterir. Konuşmacı bunu sona yerleştirerek olgular listesini giderek güçlenen kanıtlara dönüştürür ve eleştirel savı kuvvetlendirir.
Alıştırma
Even ve son ögenin konumu savı nasıl güçlendiriyor?
- En şaşırtıcı ögeyi sona saklar ve even ile sunar.
- Örnekleri gerçekleşme zamanlarına göre sıralar.
- Son ögeyi ilk iki ögeyi geçersiz kılmak için kullanır.
Cevabı göster
En şaşırtıcı ögeyi sona saklar ve even ile sunar.
He was trying to improve the citizenry and instill discipline. Kelime
3:58Vatandaşlığı geliştirmeye ve disiplin aşılamaya çalışıyordu.
improve the citizenry and instill discipline: resmî yönetim dili
Citizenry, bir yerdeki vatandaşların tümünü grup olarak ifade eden resmî bir topluluk adıdır. Instill discipline, eğitim, öğretim veya denetim yoluyla disiplinli tutum ya da alışkanlıkları zaman içinde geliştirmek anlamına gelir. improve the citizenry and instill discipline birlikte kullanıldığında toplumu yöneticinin yukarıdan aşağıya bakış açısıyla sunar: İnsanlar biçimlendirilecek bir nüfus olarak ele alınır. Cümle bu amacı aktarır; tek başına bu amacın onaylandığını göstermez.
Alıştırma
improve the citizenry and instill discipline burada hangi yönetim amacını ifade ediyor?
- Her vatandaşın kendine ayrı bir kurallar bütünü oluşturmasını sağlamak
- Nüfusu zaman içinde biçimlendirmek ve disiplinli davranış geliştirmek
- Kuralı çiğneyen her vatandaşı hemen cezalandırmak
Cevabı göster
Nüfusu zaman içinde biçimlendirmek ve disiplinli davranış geliştirmek
His legacy speaks for itself: ek açıklama gerektirmeyen açık kanıt
Speaks for itself, öznenin ek açıklama ya da savunma gerektirmeyecek kadar açık kanıt sunduğunu belirten deyimsel bir ifadedir. Bir miras gerçek anlamda konuşmaz; kişinin kalıcı başarıları ya da sonuçları değerlendirmeyi destekler. Cümle tek başına bu mirasın övgüye değer mi yoksa zararlı mı olduğunu söylemez. İfadenin övgü mü eleştiri mi olduğu bağlamdaki kanıta bağlıdır.
Alıştırma
Cümleyi speak for ... deyimiyle tamamlayın: The results ____; no extra explanation is needed.
Cevabı göster
speak for themselves
a professional army that expanded Rome's frontiers in all directions, Kalıp ifadeler
4:07Roma'nın sınırlarını her yöne genişleten profesyonel bir ordu,
expanded Rome's frontiers: sınırları daha ileriye taşımak
expanded Rome's frontiers ifadesinde expanded, Roma'nın kontrolündeki toprakların daha ileriye uzanmasını sağlamak; frontiers ise bu toprakların dış sınırları demektir. Ordu, Roma'nın toprak kapsamını genişletmiştir. expand the frontiers of X kalıbı mecaz anlamda da kullanılabilir. Bilim, bilgi veya teknoloji gibi alanlarda önceki sınırların ötesine geçmek anlamına gelir.
Alıştırma
Kalıbı tamamlamak için expand fiilinin geçmiş zamanını kullanın: The discovery ____ of medicine.
Cevabı göster
expanded the frontiers
and a government still remembered as a model of civic virtue. Kelime
4:11ve hala sivil erdemin bir modeli olarak hatırlanan bir hükümet.
a model of civic virtue: kamusal sorumluluk örneği
a model of X ifadesi, “X'in örnek alınmaya değer, özellikle iyi bir örneği” demektir. Burada model, fiziksel bir nesne ya da plan anlamına gelmez. Civic virtue; sorumluluk, dürüstlük, hukuka saygı ve ortak iyiliği gözetme gibi kamusal yaşamı destekleyen nitelik ve davranışları anlatır. Bir yönetimi a model of civic virtue diye nitelemek güçlü bir övgüdür: yönetim, bu kamusal değerleri somutlaştırdığı için hatırlanır.
Alıştırma
Bu cümlede a model of civic virtue ne anlama geliyor?
- kamusal yaşamda sorumlu ve etik davranış örneği
- hükûmet binalarının tasarımı için bir plan
- bir yöneticinin özel alışkanlıklarının kaydı
Cevabı göster
kamusal yaşamda sorumlu ve etik davranış örneği
His legacy was an empire that would go on to wage endless conquest Dilbilgisi
4:15Mirası, sonsuz bir fetih yürütecek bir imparatorluktu
would go on to wage endless conquest: daha sonraki bir gelişme
Geçmiş zamanda yapılan bir anlatımda would go on to + fiilin yalın hâli, geçmişteki o noktadan daha sonraki bir olaya bakar. Sonunda ne olduğunu anlatır; buradaki would, gerçek dışı bir koşulu değil, geçmişten bakıldığında geleceği belirtir. Go on to do, sonraki eylemi yeni bir aşama veya gelişme olarak sunar. Wage, özellikle bir savaş veya harekâtı “yürütmek” anlamına gelir; bu nedenle wage endless conquest, imparatorluğun sonraki tarihini sürekli askerî genişleme olarak gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle geçmişteki bir aşamadan daha sonraki bir gelişmeye bakmak için would go on to + fiilin yalın hâli yapısını kullanıyor?
- She began as a lab assistant and would go on direct the research center.
- She directed the research center and went on directing it for another year.
- She began as a lab assistant and would go on to direct the research center.
Cevabı göster
She began as a lab assistant and would go on to direct the research center.
until it collapsed in a tradition of military autocracy. Kelime
4:18askeri otokrasi geleneğinde çökene kadar.
a tradition of military autocracy: askerî otokrasi geleneği
Autocracy, siyasi gücün tek bir yöneticide veya küçük bir grupta yoğunlaştığı ve bu gücün çok az etkili denetime tabi olduğu bir sistemdir. Military autocracy, askerî gücün yönettiği, desteklediği veya egemen olduğu otokratik yönetimi ifade eder. A tradition of... bunun tek seferlik bir olay değil, sürerek yerleşmiş bir düzen olduğunu gösterir. Burada tradition olumlu bir anlam taşımaz; ifadenin tamamı olumsuz bir tarihsel değerlendirme sunar.
Alıştırma
Burada a tradition of military autocracy ne anlama geliyor?
- Yalnızca ulusal savunmadan sorumlu sıradan bir askerî birim
- Bütün vatandaşların kararları doğrudan aldığı bir yönetim
- Askerî gücün yönettiği veya desteklediği, yerleşmiş bir otokratik yönetim düzeni
Cevabı göster
Askerî gücün yönettiği veya desteklediği, yerleşmiş bir otokratik yönetim düzeni
commits atrocities while claiming to act on behalf of the people, Kalıp ifadeler
4:25halk adına hareket ettiğini iddia edip zulümler işlese,
Any time ... while claiming to act on behalf of the people: her ne zaman... halk adına hareket ettiğini iddia ederken
Burada Any time, whenever yani “her ne zaman” anlamındadır. Genel bir zaman koşulu başlatır: durumun gerçekleştiği her örnek kapsama girer. Bu nedenle konuşmacı, tarihi belli tek bir olaydan değil, tekrarlanan bir düzenden söz eder. Ardından gelen ana cümle sonucu veya yorumu verir. while claiming to act... ifadesi, while the dictator is claiming to act... yapısının kısaltılmış biçimidir. claiming eyleminin örtük öznesi a dictator ifadesidir. Yapı, iddiayı commits atrocities eylemiyle eş zamanlı gösterir; claim ise diktatörün gerekçesini doğru kabul etmeden aktarır. on behalf of the people, “halkın temsilcisi olarak” veya “halkın çıkarları için” demektir.
Alıştırma
“Her ne zaman... iddia ederken” anlamındaki ders yapısıyla cümleyi tamamlayın: ____ a leader silences critics ____ defend freedom, we should be cautious.
Cevabı göster
Any time · while claiming to
act on behalf of the people: resmî temsil
Act on behalf of the people, halkın temsilcisi olarak veya halk adına hareket etmek demektir. on behalf of edat öbeğinden sonra temsil edilen kişi ya da grup gelir. Bu cümlede claiming to, bunun yalnızca eylemi yapan kişinin iddiası olduğunu gösterir. Halkın gerçekten yetki verdiğini veya bu eylemleri onayladığını doğrulamaz.
Alıştırma
Konuşanın tüm ekibi temsil ettiğini açıkça belirten cümle hangisidir?
- I am speaking on behalf of the whole team.
- I am speaking in front of the whole team.
- I am speaking about the whole team.
Cevabı göster
I am speaking on behalf of the whole team.
we have Augustus Caesar to thank: içten takdir veya ironik suçlama
have someone to thank kalıbı, konuşanın bir sonuçtan sorumlu gördüğü kişiyi belirtir. Sonuç iyiyse genellikle o kişiye içtenlikle paye verir: We have Lena to thank for the quick fix. Burada konu diktatörlük altında işlenen vahşetler olduğu için thank ironiktir. Konuşan kişi minnettarlık ifade etmez; Augustus Caesar'ı bu zararlı geleneğin kaynağı olarak suçlar.
Alıştırma
Vahşet ve diktatörlük bağlamında We have Augustus Caesar to thank büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Konuşan kişi sonucun nedenini bilmiyor.
- İyi bir sonuç için biri içtenlikle övülüyor.
- Kötü sonuç için biri veya bir şey ironik biçimde suçlanıyor.
Cevabı göster
Kötü sonuç için biri veya bir şey ironik biçimde suçlanıyor.
So, you're saying Augustus was a good emperor?
4:32Yani, Augustus'un iyi bir imparator olduğunu mu söylüyorsun?
And you're saying there's no such thing? Kalıp ifadeler
4:35Ve sen böyle bir şeyin olmadığını mı söylüyorsun?
there's no such thing: bir şeyin var olmadığını söylemek
There's no such thing, az önce sözü edilen türde bir şeyin, fikrin veya durumun var olmadığı anlamına gelir. Such thing, konuşmada ne olduğu zaten açık olan bir şeye gönderme yapar. Bu soruda And you're saying...? karşıdaki kişinin iddiasını doğrulamak veya sorgulamak için kullanılır. Yalnızca tarafsız bir bilgi istemek yerine şaşkınlık ya da kuşku ifade edebilir.
Alıştırma
Hangi cümle tamamen risksiz bir yatırımın var olmadığını söyler?
- There is no so thing as a completely risk-free investment.
- There is no such thing as a completely risk-free investment.
- There has no such thing as a completely risk-free investment.
Cevabı göster
There is no such thing as a completely risk-free investment.
We're used to celebrating...: be used to + -ing
Be used to + isim veya -ing biçimi, bir şeye alışkın olmak anlamına gelir. Burada We're used to celebrating..., tarihî liderleri yüceltmenin artık bize normal veya tanıdık geldiğini söyler. Bu yapıda to bir edattır; bu nedenle celebrate, celebrating biçimine dönüşür. İfade, şu anki alışkınlık durumunu anlatır ve tek başına geçmişteki bir alışkanlığı ifade etmez.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için work fiilinin doğru biçimini kullanın: After several busy seasons, our team is used to ____ under pressure.
Cevabı göster
working
but to ask whether an individual should have such power in the first place Notlar
4:42ama en başta bir bireyin böyle bir güce sahip olması gerekip gerekmediğini sormak,
to ask whether ... in the first place: savı yeniden çerçevelemek
to ask whether... mastar öbeği, önceki daha dar tartışmanın yerine daha üst düzey bir soru getirir. Whether, dolaylı bir evet-hayır sorusu başlatır: Herhangi bir kişiye bu tür bir güç verilmeli mi? in the first place eklendiğinde odak, kişinin eylemlerinden tartışmanın temel varsayımına döner. Sonuçta kullanılan bu ifade, savı kişinin gücü nasıl kullandığını değerlendirmekten böyle bir gücün bir kişiye hiç verilmesi gerekip gerekmediğini sorgulamaya taşır.
Alıştırma
Vurgulanan ifade sav içinde ne yapıyor?
- Kişinin gücü nasıl kullandığına dair başka bir örnek ekler.
- Kişinin gücü ilk kez ne zaman elde ettiğini sorar.
- Odağı bir kişinin gücü nasıl kullandığından herhangi bir bireyin bu güce sahip olup olmaması gerektiğine kaydırır.
Cevabı göster
Odağı bir kişinin gücü nasıl kullandığından herhangi bir bireyin bu güce sahip olup olmaması gerektiğine kaydırır.
in the first place: ilk varsayımı sorgulamak
Burada in the first place, “en başta” ya da “en temel düzeyde” anlamına gelir. Dinleyiciyi ilk varsayıma geri götürür: Böyle bir güç herhangi bir kişiye hiç verilmeli miydi? Bu ifade, ilk neden, seçim veya koşulla ilgili sorularda ve eleştirilerde sıkça kullanılır. Yalnızca bir olay dizisindeki ilk olayı belirtmez.
Alıştırma
İlk kararı eleştirel biçimde sorgulayan kalıp ifadeyle soruyu tamamlayın: Why did we approve the plan ____?
Cevabı göster
in the first place
put history itself on trial: güçlü bir mecaz
To put someone on trial, kelime anlamıyla bir kişiyi hukuki bir karar verilmesi için mahkeme önüne çıkarmak demektir. Bu cümlede history, sanık olabilirmiş gibi ele alınır; dolayısıyla ifade mecazidir: yerleşik tarih anlatma ve değerlendirme biçimlerini sıkı bir incelemeye tabi tutmak anlamına gelir. Vurgu zamiri itself, sorgulamanın odağını yalnızca geçmişteki tek bir kişi ya da olaya değil, tarihin bütününe yöneltir. Bu nedenle ifade, geçmişteki iktidarı değerlendirmek için kullanılan anlatı ve ölçütlerin sorgulanmasını ima eder.
Alıştırma
Bir eleştirmen amacın to put history itself on trial olduğunu söylüyor. Bu mecaz ne anlama gelir?
- Yerleşik tarih anlatma ve değerlendirme biçimlerini inceleyip sorgulamak
- Geçmişte yaşamış kişilere karşı gerçek bir dava açmak
- Öğrencilere tarihî tarihler hakkında sınav yapmak
Cevabı göster
Yerleşik tarih anlatma ve değerlendirme biçimlerini inceleyip sorgulamak
Check out this playlist for more episodes of our History Versus series,
4:50Tarih ...'ya Karşı serimizin daha fazla bölümü için bu oynatma listesine göz atın,
Vladimir Lenin, and Genghis Khan on trial.
4:58Vladimir Lenin ve Cengiz Han gibi ünlü figürleri yargıladığımız yer.