Küba Bağlantılı Zincirler Neden Bu Kadar Pahalı? | So Expensive: İngilizce çalışma notları
Business Insider
Video özeti: Miami'de bir Cuban link zincir eritilmiş altından lehimleme ve parlatmaya ilerliyor. Ustalık, altın fiyatı, kıtlık ve müzik maliyetini ve statüsünü açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “not all Cuban link chains are created equal.” — kategorideki farkları belirten deyimsel ifade; not all yapısının kısmi olumsuzluğunu anlayıp kaliteyi karşılaştırın. 2. “what you're doing is you're heating up gold” — sürecin temel eylemini açıklayan dil bilgisi kalıbı; what yan cümlesini konu, is sonrasını açıklama olarak tanıyın. 3. “decked out with” — dikkat çekici süslemeyi anlatan fiil ifadesi; decorated ile farkını ayırıp mücevher veya giysileri betimleyin.
Bu derste
Even in: şaşırtıcı bir ortamı vurgulamak
Even, in the high-end world of jewelry ifadesinin tamamını niteler. Bu dünyayı, ardından gelen ifadenin özellikle güçlü veya şaşırtıcı olduğu bir ortam olarak sunar. even in + yer, grup veya durum kalıbı, “o ortam farklı bir sonuç bekletmesine rağmen bu orada da geçerlidir” anlamına gelir. Burada iddiayı güçlendirir: Küba örgü zincirler, zaten üst düzey olan mücevherler arasında bile lüks sayılır.
Alıştırma
Hangi cümle, durumun o ortamda şaşırtıcı olduğunu göstermek için even in kullanıyor?
- In a modern hospital, small mistakes can happen.
- Even in a modern hospital, small mistakes can happen.
- Only in a modern hospital can small mistakes happen.
Cevabı göster
Even in a modern hospital, small mistakes can happen.
and some of the most valuable chains will cost 10 times that.
0:13en değerli zincirlerden bazılarıysa bunun 10 katına mal oluyor.
Making a single chain requires the skill of more than five experienced jewelers
0:18Tek bir zinciri yapmak için beşten fazla deneyimli kuyumcunun becerisi gerekiyor
So, how exactly are Cuban link chains made?
0:26Peki Küba baklalı zincirler tam olarak nasıl yapılıyor?
what makes them so expensive?: nedeni sormak
what makes them so expensive ifadesinde what, “bu sonuca neden olan şey veya etken” anlamına gelir. Bu yan cümle yüksek fiyatın nedenini belirtir; make burada “üretmek” demek değildir. Tekrar kullanılabilen yapı what makes + nesne + sıfat biçimindedir. Makes ettirgen işlevli fiildir, them onun nesnesidir ve expensive bu nesnede ortaya çıkan durumu anlatır. Is that what makes them so expensive? tam sorusunda that olası bir nedeni gösterir ve konuşan kişi bunun gerçek neden olup olmadığını sorar.
Alıştırma
Nedeni soran cümleyi eksik fiille tamamlayın: What ____ this app so useful?
Cevabı göster
makes
Somebody had to literally take 14 hours of their day
0:35Birinin kelimenin tam anlamıyla gününün 14 saatini
to then ... by hand: el işi aşamalarını sıraya koymak
Tekrarlanan to then + fiil + it by hand kalıbı, üç işlem ifadesini birinin bu işi yapmak için saatler harcamak zorunda olduğuna dair önceki ifadeye bağlar. Her then süreci bir sonraki aşamaya taşır: çevirme, eğeleme ve parlatma. Aynı kalıbın tekrarı listeye bilinçli bir ritim verir ve ortak vurgu noktası olarak by hand ifadesini öne çıkarır. Burada by hand, otomatik makineler yerine «elle» demektir; «yakında» veya «birinin elinde tutuluyor» anlamına gelmez.
Alıştırma
Vurgulanan ifadenin bilgileri nasıl düzenlediğini en iyi hangi açıklama belirtir?
- Üç alternatif yöntem sunar ve dinleyiciden birini seçmesini ister.
- Üç el işi aşamasını sırayla sunar ve tekrar yoluyla ortak yöntemlerini vurgular.
- Aynı anda gerçekleşen üç eylemi anlatır.
- Aletlerin işçiye fiziksel olarak yakın tutulması gerektiğini söyler.
Cevabı göster
Üç el işi aşamasını sırayla sunar ve tekrar yoluyla ortak yöntemlerini vurgular.
You're not just X, you're Y: bir şeyin anlamını yeniden çerçevelemek
You're not just X, you're Y kalıbı önce sıradan tanımı, yani zincir takmayı verir; ardından aynı eylemi duygusal açıdan daha anlamlı bir yorumla yeniden çerçeveler. but also söylenmese de ikinci cümlecik birincisini güçlendirir; ondan bağımsız bir ifade değildir. Somebody's blood, sweat, and tears mecazidir. Parçayı yapan kişinin olağanüstü çabasını ve fedakârlığını temsil eder. Böylece dinleyici zinciri gerçek anlamda vücut sıvıları değil, insan emeği taşıyan bir şey olarak anlamaya yönlendirilir.
Alıştırma
Hangi cümle not just X, Y kalıbını doğru bir tanımı reddetmek yerine derinleştirmek için kullanır?
- You're not just buying bread; you're supporting a neighborhood bakery.
- She isn't late; she's already gone.
- This isn't a delay; it's a cancellation.
- That isn't silver; it's steel.
Cevabı göster
You're not just buying bread; you're supporting a neighborhood bakery.
blood, sweat, and tears: olağanüstü emek ve fedakârlık
Bu cümlede “blood, sweat, and tears”, birinin bir şeyi yapmak için harcadığı büyük emeği, çektiği zorlukları ve gösterdiği kararlılığı anlatan bir deyimdir. Konuşmacı kolyenin üzerinde gerçek anlamda vücut sıvıları bulunduğunu söylemiyor. Bu ifade, ustanın emeğine güçlü bir duygusal ağırlık katar ve kolyeyi bu özveriyi taşıyan bir şey olarak sunar. Daha genel olarak, zorlu bir başarının arkasındaki insan emeğini takdir etmek için ifadenin tamamı kullanılır.
Alıştırma
Uzun süreli ve büyük çaba anlamına gelen deyimi tamamlayın: After five demanding years, the team finally launched the product. They had poured their ____, ____, and ____ into it.
Cevabı göster
blood · sweat · tears
The origin of the Cuban link chain is tough to pinpoint,
1:00Küba baklalı zincirin kökenini kesin olarak belirlemek zor,
and grew in popularity as hip hop became more mainstream in the US. Kalıp ifadeler
1:10ve hip hop ABD'de ana akıma girdikçe popülerliği arttı.
hip hop style in the 70s and 80s: Cuban link zincirinin kültürel bağlamı
Bu ifade, Cuban link zincirini 1970'ler ve 1980'lerdeki ABD hip hop kültürü içine yerleştirir. Burada “hip hop style”, yalnızca müzikal bir sesi değil, daha geniş müzik kültürüyle bağlantılı görsel moda anlayışını ifade eder. Bu arka plan, hip hop ABD'de ana akıma girdikçe zincirin rap kimliği, görünürlük ve statüyle sonradan kurulan bağlantılarını açıklar. Zincirin Küba'da ortaya çıktığını kanıtlamaz; cümle coğrafi kökenden değil, kültürel benimsenme ve popülerlikten söz eder.
Alıştırma
Cümle zincir hakkında esas olarak neyi ortaya koyuyor?
- 1970'lerde Küba'da icat edildiği kesin olarak kanıtlandı.
- 1970'ler ve 1980'lerde ABD hip hop tarzı içinde kültürel önem kazandı ve hip hop ana akım hâle geldikçe daha geniş bir alana yayıldı.
- Yalnızca müzisyenler tarafından kullanıldı ve hip hop dışında hiç popüler olmadı.
Cevabı göster
1970'ler ve 1980'lerde ABD hip hop tarzı içinde kültürel önem kazandı ve hip hop ana akım hâle geldikçe daha geniş bir alana yayıldı.
grew in popularity: giderek popülerleşti
Burada grew in popularity, bir şeyin zaman içinde giderek daha popüler hâle gelmesi demektir. Grew fiziksel büyümeyi değil, derecedeki artışı anlatır; in popularity ise artan boyutun popülerlik olduğunu belirtir. Aktarılabilir kalıp grow in + soyut isim biçimindedir; grow in importance ve grow in influence buna örnektir. As ile başlayan yan cümle, bu kademeli yükselişi hip hop'ın aynı dönemde ABD'de ana akıma girmesiyle ilişkilendirir.
Alıştırma
Beğenilme düzeyinin kademeli olarak arttığını anlatan geçmiş zamanlı grow in + isim kalıbıyla cümleyi tamamlayın: Over the next few years, the local food market ____ among tourists.
Cevabı göster
grew in popularity
But not all Cuban link chains are created equal. Deyimler
1:14Ancak tüm Küba baklalı zincirler aynı kalitede üretilmiyor.
Not all ... are created equal: hepsi eşit değildir
Bu kalıplaşmış ifadede not all Cuban link chains are created equal, bu kategorideki zincirlerin kalite, işçilik veya değer bakımından önemli ölçüde farklı olabileceği anlamına gelir. Created equal mecazidir; ürünlerin birbirine eşdeğer sayılmaması gerektiğini belirtir. Not all kısmi olumsuzluktur. Her zincirin eşit olduğu iddiasını reddeder, ancak hiçbir zincirin iyi olmadığını ya da hepsinin kötü olduğunu söylemez. Not all + çoğul isim + are created equal kalıbı, aynı kategori içinde bir karşılaştırmayı doğal biçimde başlatır.
Alıştırma
Hangi cümle, tüm uygulamaların kötü olduğunu söylemeden bazı antrenman uygulamalarının diğerlerinden daha iyi olabileceği anlamına gelir?
- None of the training apps are effective.
- Not all training apps are created equal.
- All training apps are equally effective.
Cevabı göster
Not all training apps are created equal.
are made by hand at just a few shops in Miami.
1:26Miami'deki sadece birkaç atölyede elle yapılıyor.
When you move into the higher end of Cuban link chains,
1:29Küba baklalı zincirlerin üst segmentine çıkıp
which you get into the $50,000, $80,000, $100,000 chains,
1:3350.000, 80.000 veya 100.000 dolarlık zincirlere geldiğinizde,
You could buy a Ferrari off the lot Kelime
1:45Galeride hazır bulunan bir Ferrari'yi satın alabilir
off the lot: bayinin mevcut envanterinden satın almak
Kuzey Amerika'daki araç satışlarında dealer's lot, satıştaki araçların tutulduğu bayi alanıdır. Bir arabayı“off the lot”satın almak, kendi istediğiniz özelliklerde üretilmesi için sipariş vermek yerine bayinin mevcut ve satın alınabilir envanterinden bir araç seçmek demektir. Burada“off the lot”, aracın hazır stokta bulunma durumunu anlatır. Temel anlamı, aracın fiziksel olarak bir arazi parçasından uzaklaşması değildir.
Alıştırma
“Bayinin mevcut envanterinden”anlamına gelen araç satışı ifadesiyle cümleyi tamamlayın: We needed the car immediately, so we bought one ____.
Cevabı göster
off the lot
or you could have it made to how you want. Dilbilgisi
1:47ya da tam istediğiniz gibi yaptırabilirsiniz.
have it made: başka birine yaptırmak
have + nesne + geçmiş zaman ortacı yapısında özne, eylemin başka bir kişi veya hizmet tarafından yapılmasını ayarlar. Burada have it made, Ferrari’yi tercihlerine göre üretmesi için birine sipariş verebileceğin anlamına gelir; sen müşteri veya işi ayarlayan kişisin, üretimi yapan kişi olmak zorunda değilsin. Geçmiş zaman ortacı made, it üzerinde ne yapıldığını anlatır. Bu yapı have a ring engraved, have your phone repaired ve have a suit altered gibi hizmet durumlarına da aktarılabilir.
Alıştırma
İşi bir uzmanın yapacağını göstermek için cümleyi have + nesne + geçmiş zaman ortacı ile tamamlayın: "I chose the design, and I'll ____ by a local jeweler."
Cevabı göster
have it made
Benzetme çerçevesi olarak It's like ...
“It's like...” bir benzetme başlatır. Konuşmacı özel yapım mücevheri doğrudan anlatmak yerine, dinleyicinin bir seçeneği diğeriyle eşleştirebilmesi için geçici olarak tanıdık bir deneyim olan Ferrari satın almaya geçer. Bu karşılaştırma sonraki ayrıntıları düzenler: bayide hazır bulunan bir aracı satın almak hazır bir ürün seçmeyi, aracın istenen şekilde yapılmasını sağlamak ise özel üretimi temsil eder. Bu, anlamayı kolaylaştıran bir benzerliğe işaret eder; mücevherin bir Ferrari bayisinde satıldığı ya da iki ürünün her ayrıntıda aynı olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu bölümde “It's like going to a Ferrari dealer” ne işe yarıyor?
- Mücevherin bir Ferrari bayisinde satıldığını söyler.
- Hazır ve özel yapım ürünler arasındaki farkı açıklayan tanıdık bir benzetme sunar.
- Araba ile mücevher arasında kesin bir fiyat karşılaştırması yapar.
Cevabı göster
Hazır ve özel yapım ürünler arasındaki farkı açıklayan tanıdık bir benzetme sunar.
A chain like this goes through 30 manual and time-consuming stages. Öbek fiiller
1:51Böyle bir zincir, elle yapılan ve uzun süren 30 aşamadan geçiyor.
goes through: bir sürecin her aşamasından geçmek
Bir süreç bağlamında go through + stages, checks veya steps, sürecin her bölümünü yaşamak ya da her aşamasına tabi tutulmak anlamına gelir. Zincir otuz fiziksel alanın içinden geçmez; tamamlanmadan önce otuz üretim aşamasından geçer. go through yapısının öznesi bir kişi, nesne, başvuru veya plan olabilir. Her durumda özne belirtilen sürece girer ve onu deneyimler.
Alıştırma
"The proposal goes through several checks before approval," cümlesinde goes through ne anlama gelir?
- Fiziksel olarak kontrol biçimindeki birkaç alanın içinden geçer.
- Süreçteki her kontrole tabi tutulur.
- Kontrolleri atlar ve hemen onaylanır.
Cevabı göster
Süreçteki her kontrole tabi tutulur.
The skills come from your ability and practice and knowledge.
1:57Ustalık; yeteneğinizden, pratiğinizden ve bilginizden geliyor.
literally a handful of people that can do this.
2:05kelimenin tam anlamıyla bir elin parmaklarını geçmiyor.
A handful of people: çok az sayıda insan
a handful of people ifadesindeki a handful of, çok az sayıda insan anlamına gelir. Bu bir miktar benzetmesidir; birinin insanları gerçekten elinde tuttuğu anlamına gelmez. Burada literally a handful sözünün tekrarlanması tahmini güçlendirir: Konuşan kişi, bu beceriye sahip grubun gerçekten son derece küçük olduğuna inanır, ancak kesin bir kişi sayısı vermez. Aktarılabilir kalıp a handful of + çoğul sayılabilen isim biçimindedir.
Alıştırma
“Only a handful of seats remain” cümlesinde a handful of en doğal olarak neyi anlatır?
- Çok az sayıda koltuk kaldı.
- Sayısı bilinmeyen çok sayıda koltuk kaldı.
- Birisi koltukları gerçekten elinde tutuyor.
Cevabı göster
Çok az sayıda koltuk kaldı.
Not only is this process incredibly labor-intensive, Dilbilgisi
2:08Bu süreç yalnızca inanılmaz derecede emek yoğun değil,
Not only ... it's also ... ile özne-yardımcı fiil devrikliği
Not only ... also iki gerçeği birbirine bağlar ve ikinci gerçeği eklenen, çoğu zaman daha güçlü bir nokta olarak sunar. Burada emeğin yoğunluğu ilk gerçektir; tehlike ise vurgu için eklenir. Not only cümlenin başında olduğu ve ilk yan cümlenin tamamını etkilediği için bu yan cümlede özne-yardımcı fiil devrikliği kullanılır: this process is değil, is this process. Sonraki yan cümle normal sıraya döner: it's also dangerous. Özenli yazıda aktarılabilir kalıp Not only + yardımcı fiil veya be + özne ..., but + özne + also ... biçimindedir.
Alıştırma
Resmî cümleyi öne alınmış Not only ... also kalıbıyla tamamlayın: ____ the internship unpaid, ____ it also requires weekend work.
Cevabı göster
Not only is · but
to melt down the gold and form it into a bar. Öbek fiiller
2:16altını eritip külçe hâline getiriyor.
melt down: yeniden kullanmak için bir malzemeyi tamamen eritmek
Bu cümlede melt down, altını sıvı hâle gelene kadar ısıtıp eski katı biçimini ortadan kaldırarak yeniden şekillendirilebilir duruma getirmek anlamına gelir. down parçacığı, işlemin tamamen yapılması anlamını ekler. Metal, mum veya başka bir malzeme geri dönüşüm, yeniden şekillendirme ya da ileri işleme amacıyla kasıtlı olarak sıvılaştırıldığında melt down kullanılır. Bu öbek fiil ayrılabilir: melt down the gold ve melt the gold down ifadelerinin ikisi de doğaldır. Nesne bir zamirse ortaya gelir: melt it down.
Alıştırma
Bir kuyumcu eski bir gümüş bileziği tamamen sıvı hâle getirerek yeniden kullanmak istiyor. Cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? "We need to ___ the bracelet before making a new ring."
- melt down
- break down
- cool down
Cevabı göster
melt down
You've definitely got to be paying attention to what you're doing in this job. Dilbilgisi
2:21Bu işte ne yaptığınıza kesinlikle dikkat etmeniz gerekiyor.
You've ... got to: güçlü gereklilik
Burada You've, You have'in kısaltmasıdır; have got to ise zorunda olmak veya gerekmesi anlamına gelir. Konuşan kişi, dikkat etmenin yalnızca iyi bir fikir değil, güvenlik açısından gerekli olduğunu söylüyor. Definitely, kısaltılmış yardımcı fiil have ile got to arasına gelir: You've definitely got to pay attention. Bu konum, gereklilik yapısını bir arada tutarken kesinliği güçlendirir. Buradaki got to, have got to yapısının bir parçasıdır; varış veya sahiplik ifade etmez.
Alıştırma
İngilizce cümlenin tamamını dinleyin ve duyduğunuz cümlenin aynısını seçin. You've ... got to dizisine odaklanın.
- You definitely get to wear a helmet on this ride.
- You've definitely got two helmets for this ride.
- You've definitely got to wear a helmet on this ride.
Cevabı göster
You've definitely got to wear a helmet on this ride.
There has been people that have lost fingers in this business.
2:28Bu işte parmaklarını kaybeden insanlar oldu.
as many as 12 times just to make it thinner. Dilbilgisi
2:35sırf incelmesi için 12 defaya kadar geçiriliyor.
as many as + sayı: yüksek bir sayıyı vurgulamak
Bu cümlede as many as 12 times, “şaşırtıcı derecede yüksek bir sayı olan 12 defaya kadar” anlamına gelir. On iki tekrarın çok olduğunu vurgular; on ikiyi başka bir miktarla eşitlik açısından karşılaştırmaz. Konuşmacı, sayılabilir bir miktarı yüksek veya beklenenden fazla göstermek istediğinde sayının önünde as many as kullanır. Burada times sayılabilir olduğu için many uygundur; sayılamayan bir miktar için as much as kullanılır.
Alıştırma
On sayısını şaşırtıcı derecede yüksek gösteren üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The filter may need to be replaced ____ ten times a year.
Cevabı göster
as many as
Each of the nine jewelers at Gold Fever Miami has a specific job.
2:39Gold Fever Miami'deki dokuz kuyumcunun her birinin belirli bir görevi var.
one jeweler can spend over an hour just stretching the wire to length. Dilbilgisi
2:44bir kuyumcu, teli gereken uzunluğa getirmek için bir saatten fazla uğraşabiliyor.
spend + süre + doing ve tek bir işi vurgulayan just
spend + süre + -ing yapısı, bir kişinin bir etkinliğe ne kadar zaman ayırdığını anlatır. Örnekte over an hour süreyi, stretching the wire ise etkinliği belirtir; bu nedenle zaman ifadesinden sonra -ing biçimi gelir. Burada just, “yalnızca” anlamındadır: sadece teli gereken uzunluğa uzatmak bile bir saatten fazla sürebilir. “Kısa bir süre önce” anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için spend ve review sözcüklerini doğru biçimlerde kullanın: Yesterday, Maya ____ two hours just ____ the final draft.
Cevabı göster
spent · reviewing
If you look ... you'll see ile gerçek gelecek koşulu
Bu cümlede If you look, gerçek ve gerçekleştirilebilir bir koşul sunar: dinleyen kişi konuşanın ellerini inceleyebilir. You'll see beklenen sonucu verir; you'll, you will kısaltmasıdır. Bu yaygın gerçek koşul yapısında, eylem gelecekte olsa bile if yan cümlesinde geniş zaman, sonuç cümlesinde ise will kullanılır: if + geniş zaman, will + fiilin yalın hâli. Yalnızca gelecek zamanı belirtmek amacıyla if yan cümlesine normalde will konmaz.
Alıştırma
Gerçek koşul cümlesini look ve see biçimleriyle tamamlayın: If you ____ closely, ____ the tiny mark.
Cevabı göster
look · you'll see
This wire then gets curled around a copper rod
2:53Ardından bu tel bir bakır çubuğun çevresine sarılarak
Get the job done: gereken sonucu elde etmek
Gets the job done, gereken görevi başarıyla tamamlamak veya ihtiyaç duyulan sonucu elde etmek anlamına gelir. Buradaki job, bir meslek ya da iş pozisyonu değil, belirli bir görevdir. get + nesne + geçmiş zaman ortacı veya sonuç tümleci yapısı, nesnenin tamamlanmış bir duruma ulaşmasını ifade eder: get the job done. Bu ifade pratik etkililiği değerlendirir ve çoğu zaman basit ya da gösterişsiz bir yöntemin işe yaradığı için yeterli olduğunu ima eder.
Alıştırma
Cümleyi gereken görevi başarıyla tamamlamak anlamındaki dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: This inexpensive tool ____.
Cevabı göster
gets the job done
But thicker ones need the strength of two jewelers.
3:01Ama daha kalın olanlar iki kuyumcunun gücünü gerektiriyor.
The soldering is the most intricate part of what you're doing.
3:13Lehimleme, yaptığınız işin en incelikli kısmıdır.
Essentially, what you're doing is you're heating up gold Dilbilgisi
3:18Aslında yaptığınız şey altını ısıtmak
Odaklama kalıbı what you're doing is you're ...
what you're doing yan cümlesi bir isim öbeği gibi işlev görür ve açıklanan faaliyeti belirtir. Ardından is, konuşanın basitleştirilmiş açıklamasını sunar: you're heating up gold. What ile başlayan bu konuşma dili kalıbı, odağı belirleyen bir sözde ayrık cümle yapısıdır. Birden fazla adımdan oluşan süreci tek bir temel eylem olarak yeniden ifade etmeyi sağlar. is sonrasındaki tam yan cümle bilinçli olarak kullanılmıştır; tesadüfen birleştirilmiş ikinci bir cümle değildir.
Alıştırma
Bir eğitmen karmaşık bir süreci temel eylemine indirgiyor. Cümleyi dersteki konuşma diline özgü odaklama kalıbıyla tamamlayın: Essentially, ____ heating the metal evenly.
Cevabı göster
what you're doing is you're
and right before it begins to break down and melt,
3:21ve yapısı bozulup erimeye başlamadan hemen önce
that's used to permanently close each link.
3:29ve her baklayı kalıcı olarak kapatmak için kullanılır.
So, it's the balance of applying the right amount of flame with the right amount of uh technique Kalıp ifadeler
3:32Yani mesele, doğru miktarda alev ile doğru, ee, teknik arasında denge kurup
the balance of applying A with B yapısı
Bu ifade, başarılı çalışmayı iki unsur arasındaki denge olarak sunar: alev miktarı ve kullanılan teknik. Right amount, matematiksel olarak kesin bir miktarı değil, görev için uygun olan düzeyi ifade eder. Applying pratik süreci tanıtır; with ise konuşanın gündelik ifadesinde ikinci unsuru bağlar. Uh yalnızca bir tereddüt dolgu sözcüğüdür. Başka durumlara aktarılabilecek temel fikir, iki unsurdan hiçbirinin tek başına yeterli olmadığı ve ikisinin birlikte ayarlanması gerektiğidir.
Alıştırma
Cümleyi balance A with B fiil kalıbıyla tamamlayın: A project manager must ____ a tight schedule ____ reliable quality.
Cevabı göster
balance · with
If done way too early: kısaltılmış edilgen bir koşul
“If done way too early”, edilgen bir koşul yan tümcesinin kısaltılmış biçimidir. Tam biçimi “if it is done way too early”dir: anlamdan çıkarılan “it” öznesi ve “be” fiilinin bir biçimi atılır; geriye if + geçmiş zaman ortacı kalır. Bu yapı, işlemi kimin yaptığını belirtmeden işleme bir koşul getirir. Burada “done” lehimin eklenmesi işlemini anlatır; “way” ise “too early” ifadesini güçlendirerek doğru zamandan çok daha erken anlamını verir.
Alıştırma
Uyarıyı kısaltılmış edilgen bir koşulla tamamlayın: “____ in hot water, the shirt may shrink.”
Cevabı göster
If washed
mess that up: ayrılabilen bir öbek fiil
“Mess that up”, o işi kötü yapmak, ciddi bir hata yapmak veya amaçlanan sonucu bozmak demektir. Bu cümlede “that”, fiziksel dağınıklığı değil lehimleme sürecini anlatır. “Mess up” ayrılabilen bir öbek fiildir. Nesne it, this veya that gibi bir zamirse zamir, fiil ile parçacığın arasına gelmelidir: “mess it up” denir, “mess up it” denmez.
Alıştırma
Cümleyi mess, it ve up sözcüklerini tek doğal sıraya koyarak tamamlayın: “This is my final attempt, and I don't want to ____.”
Cevabı göster
mess it up
And you can't be scared to stop and just do it all over again. Deyimler
4:00Ayrıca durup her şeyi baştan yapmaktan korkmamalısınız.
all over again: en baştan yeniden başlamak
Bu cümlede all over again, bütün süreci en baştan tekrarlamak anlamına gelir. Önceki çalışmanın yeniden yapılması gerektiğini gösterdiği için again sözcüğünden daha güçlüdür ve çoğu zaman hayal kırıklığı ya da boşa giden emek hissi taşır. Buradaki all over, “her yerde” anlamına gelmez ve “bitmiş olmak” anlamındaki be over ifadesi de değildir. all over again bir bütün olarak kalıplaşmış bir ifadedir.
Alıştırma
Cümleyi “tamamen yeniden yapmak üzere en baştan” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: The draft was deleted, so I had to write the report ____.
Cevabı göster
all over again
plays a part in determining the cost of these chains. Kalıp ifadeler
4:05bu zincirlerin maliyetini belirlemede rol oynadığı sır değil.
play a part in determining: sonuçtaki bir etken
Bu cümlede plays a part in determining, “bir şeyi belirleyen sürece katkıda bulunur” anlamına gelir. Altının fiyatını zincirlerin maliyetini etkileyen unsurlardan biri olarak sunar; bunun mutlaka tek veya doğrudan neden olduğunu söylemez. Kalıp play a part in + isim veya -ing biçimidir. Burada determining, in edatından sonra gelen bir ulaçtır: X plays a part in determining Y.
Alıştırma
Cümleyi özneyle uyumlu play a part in determining biçimiyle tamamlayın: Weather conditions ____ whether the launch can proceed.
Cevabı göster
play a part in determining
But even the most high-end Cuban links are mixed with something else.
4:12Ancak en üst düzey Küba baklalı zincirler bile başka bir maddeyle karıştırılıyor.
typically too soft to be made into jewelry on its own. Dilbilgisi
4:19genellikle tek başına mücevher yapmak için fazla yumuşaktır.
too soft to be made into jewelry: mücevher yapılmaya uygun olmayacak kadar yumuşak
too + adjective + to be + past participle kalıbı, bir özelliğin belirtilen eylem için pratikte ya da kabul edilebilirlik bakımından sınırı aştığını anlatır. Burada too soft, “tek başına mücevhere dönüştürülmesi uygun olmayacak kadar yumuşak” demektir; “o da yumuşak” demek değildir. to be made edilgen bir mastardır; çünkü gold eyleme maruz kalır. Make X into Y, X'i farklı bir biçime ya da Y ürününe dönüştürmek veya işlemek demektir.
Alıştırma
thin sıfatını ve use fiilini kullanarak cümleyi too + adjective + passive infinitive yapısıyla tamamlayın: The glass is ____ safely.
Cevabı göster
too thin to be used
It has to be alloyed with other metals. Kelime
4:23Başka metallerle alaşım hâline getirilmesi gerekir.
alloyed with: … ile alaşım hâline getirilmiş
Alloy burada fiildir. To alloy one metal with another, ortaya çıkan metalik malzemeye belirli özellikler kazandırmak için bir metali başka bir metalle, çoğunlukla eriterek, birleştirmek demektir. Alloyed with, ana metale eklenen malzemeyi belirtir; yalnızca renklerin karıştırılmasını veya ayrı parçaların yan yana konmasını anlatmaz. Edilgen be alloyed with biçimi, bu işlemi gören ana metale odaklanır: gold has to be alloyed with other metals.
Alıştırma
alloy fiilini edilgen biçimde ve doğru edatla kullanarak teknik cümleyi tamamlayın: To make this part stronger, the aluminum is ____ copper.
Cevabı göster
alloyed with
made with white metals like silver, zinc, and nickel.
4:28gümüş, çinko ve nikel gibi beyaz metallerle oluşturduğu bir alaşımdır.
Those metals make the gold more pliable, Dilbilgisi
4:32Bu metaller altını daha şekillendirilebilir hâle getirerek
make the gold more pliable: make + nesne + karşılaştırmalı sıfat
make + nesne + sıfat yapısında sıfat, nesne tümleci olarak nesnenin kazandığı durumu açıklar. Burada the gold nesnedir; more pliable ise eklenen metaller nedeniyle altının nasıl değiştiğini belirtir. Karşılaştırmalı more pliable, saf altın gibi bir ölçüte göre derecenin arttığını gösterir: metaller altının bükülmesini, gerilmesini veya şekillendirilmesini kolaylaştırır. Bu yapı, bir nedeni ve bir özelliğin değişimini kısa biçimde ifade eder.
Alıştırma
Hangi cümle bir malzemenin esnekliğindeki artışı göstermek için make + nesne + karşılaştırmalı sıfat yapısını doğru kullanır?
- Adding glycerin makes the clay more pliably.
- Adding glycerin makes the clay more pliable.
- Adding glycerin makes more pliable the clay.
Cevabı göster
Adding glycerin makes the clay more pliable.
allowing it to be stretched and twisted during the jewelry-making process. Dilbilgisi
4:35mücevher yapımında uzatılıp bükülmesine olanak tanır.
allowing it to be stretched and twisted: edilgen mastarlı sonuç yan cümlesi
-ing yan cümlesi allowing ..., önceki değişimin sonucunu sunar: altın daha kolay şekillendirilebilir olduğu için bu durum sonraki işlemleri mümkün kılar. and this allows veya so ile ayrı bir yan cümle başlatmak yerine neden-sonuç ilişkisini sıkıştırarak verir. Yan cümlede it, altını ifade eder. allow + nesne + to be + geçmiş zaman ortacı yapısı edilgendir: altın eylemlere maruz kalır. Stretched ve twisted eş görevli geçmiş zaman ortaçlarıdır ve tek bir to be yapısını paylaşır.
Alıştırma
Cümleyi allow fiilinin -ing sonuç yan cümlesini ve edilgen bir mastarı kullanarak tamamlayın: The safety guard reduces the risk, ____ the machine ____ operated by beginners.
Cevabı göster
allowing · to be
But they can be especially difficult to work with.
4:39Ancak bunlarla çalışmak özellikle zor olabilir.
One small movement can make all the difference. Deyimler
4:42Küçücük bir hareket bile büyük fark yaratabilir.
Belirleyici etken anlamındaki make all the difference
Make all the difference, sonucu değiştiren belirleyici etken olmak demektir. Burada all, difference sözcüğünün derecesini güçlendirir: küçük bir hareket yalnızca fark edilir bir değişiklik yaratmakla kalmayıp sonucun başarılı olup olmayacağını belirleyebilir. Kalıp, özne + make all the difference şeklindedir. Küçük bir ayrıntının, seçimin veya yardımın görünürdeki boyutundan çok daha önemli bir etki yaratmasını vurgulamak için sık kullanılır.
Alıştırma
“Belirleyici etken olmak” anlamındaki deyimle cümleyi tamamlayın: A clear checklist can ____ when the deadline is tight.
Cevabı göster
make all the difference
Once the links are properly turned and tightened, Dilbilgisi
5:03Baklalar düzgünce bükülüp sıkıştırıldığında
Once + geniş zamanda edilgen yapı, ... will lie flat
Once, sonucun gerçekleşmesinden önce tamamlanması gereken bir koşulu as soon as veya when anlamıyla tanıtır. Gelecekteki bir durumdan söz ederken once yan cümlesinde geniş zaman kullanılır; burada are turned and tightened geniş zamanda edilgen yapıdır, will be turned and tightened kullanılmaz. Ana cümledeki will lie, daha sonra beklenen sonucu bildirir. Turned ve tightened, are yardımcı fiilini paylaşan sıralı geçmiş zaman ortaçlarıdır; properly her ikisini de niteler. Lie flat, düz ve bükülmemiş bir konumda durmak demektir.
Alıştırma
Tamamlanan bir koşuldan sonra ortaya çıkacak gelecekteki sonucu doğal biçimde anlatan cümleyi seçin.
- Once the bolts are tightened, the frame will be stable.
- Once the bolts will tighten, the frame will be stable.
- Once the bolts will be tightened, the frame is stable.
Cevabı göster
Once the bolts are tightened, the frame will be stable.
Amaç ifade eden so that
Bu cümlede so that, zinciri eğeleme eyleminin amaçlanan sonucunu açıklar: hedef, her iki tarafın da aynı seviyede olması ve tamamen aynı görünmesidir. Bir eylemi, o eylemle elde edilmek istenen sonuçla bağlar. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp eylem + so that + özne + fiil şeklindedir. Burada each side hem is hem de looks fiilinin öznesidir.
Alıştırma
Cümleyi, amacı açıkça belirten iki sözcüklü bağlaçla tamamlayın: I wrote the instructions down ____ everyone could follow the steps.
Cevabı göster
so that
And here is where the passion of the jeweler comes into hand,
5:16İşte bu noktada kuyumcunun tutkusu devreye girer
sought after: birçok kişi tarafından istenen
Sought after, birçok kişi tarafından istenen ve bu nedenle yüksek talep gören anlamındaki kalıplaşmış bir sıfat ifadesidir. Burada Küba zincir halkalarının giderek daha çok arzu edilir hâle geldiğini anlatır. become so sought after or so valuable yapısında become iki sıfata da bağlanır, so ise her birinin derecesini artırır. after sözcüğünü zaman bildiren bir kelime gibi yorumlamak yerine sought after ifadesini tek bir bütün olarak ele alın.
Alıştırma
Cümleyi yüksek talep gören anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Experienced interpreters are highly ____ at international conferences.
Cevabı göster
sought after
Google Trends shows that searches for Cuban link chains
5:37Google Trends, Küba baklalı zincir aramalarının
Hızlı büyümeyi anlatan taking off
Bu eğilim cümlesinde taking off, hızla yükselmeye başlamak veya birden yaygın biçimde popülerleşmek demektir. Fiziksel bir hareketi değil, arama sayısını anlatır. begin ve start fiillerinden sonra -ing biçimi gelebildiği için begin/start + taking off yapısı kullanılmıştır. Bir eğilim, ürün, işletme, kariyer veya fikir belirgin bir hızlı büyüme ya da başarı dönemine girdiğinde take off bu anlamda kullanılabilir.
Alıştırma
“After a popular review, orders began taking off,” cümlesinde taking off ne anlama gelir?
- Siparişler çok hızlı artmaya başladı.
- Siparişler aynı düzeyde kaldı.
- Siparişler tamamen durdu.
Cevabı göster
Siparişler çok hızlı artmaya başladı.
Gold Fever Miami's sales have grown 100 times over.
5:44Gold Fever Miami'nin satışları 100 kat arttı.
The shop used to sell $2,000 worth of Cuban links a month. Dilbilgisi
5:48Mağaza eskiden ayda 2.000 dolarlık Küba baklalı zincir satıyordu.
used to sell: değişmiş bir geçmiş durum
Used to + fiilin yalın hâli, geçmişte tekrarlanan ancak artık yapılmayan bir eylemi ya da geçmişte doğru olup şimdi doğru olmayan bir durumu anlatır. Burada used to sell, dükkânın geçmişte düzenli olarak ayda yaklaşık 2.000 dolarlık satış yaptığını ve mevcut satışların farklı olduğunu ima eder. used to sonrasındaki fiil yalın hâlde kalır: used to sell denir; used to sold veya used to selling denmez.
Alıştırma
Geçmiş bir alışkanlığı anlatmak için use sözcüğünün doğru biçimiyle cümleyi tamamlayın: Maya ____ walk to school, but now she takes the bus.
Cevabı göster
used to
or you're just starting off to legitimize yourself as a rapper,
5:57ister rapçi olarak kendinizi kabul ettirmeye yeni başlıyor olun,
Whether A or B: iki durumda da aynı sonuç
Whether A or B iki farklı olasılık sunar ve ana cümlenin her iki durumda da geçerli olduğunu gösterir. Burada A çok ünlü olmak, B ise rapçi olarak kendine yer edinmeye yeni başlamak demektir; iki koşul da ardından gelen iddiayı değiştirmez. Bu kalıp ödünleyici bir anlam taşır ve regardless of whether A or B ifadesine yakındır. Evet ya da hayır cevabı isteyen bir soru sormaz; whether ile or birlikte, tek bir sonucun kapsadığı koşulların tamamını belirler.
Alıştırma
Sonucun değişmediğini gösteren ikili yapıyla cümleyi tamamlayın: ____ you're working from home ____ at the office, the deadline is Friday.
Cevabı göster
Whether · or
Jay-Z wore one of the priciest Cuban links made at the time, Dilbilgisi
6:06Jay-Z, o dönem üretilmiş en pahalı Küba baklalı zincirlerden birini taktı;
one of the priciest + çoğul isim
One of the + üstünlük derecesi + çoğul isim, bir kişiyi ya da nesneyi bir ölçeğin en üstündeki grubun içine yerleştirir. One of the priciest Cuban links, söz konusu parçanın en pahalı Cuban link zincirleri arasında bulunduğunu belirtir; onun tek başına en pahalı zincir olduğunu iddia etmez. one tekil olsa da of sonrasındaki isim grubu belirtir ve çoğul olmalıdır: one of the priciest Cuban links. made at the time gibi ardından gelen bir ifade, sıralanan grubun kapsamını daraltabilir.
Alıştırma
Cümleyi one of the + üstünlük derecesi + çoğul isim yapısıyla ve useful ile tool sözcüklerini kullanarak tamamlayın: This is ____ in the workshop.
Cevabı göster
one of the most useful tools
Daddy Yankee debuted his 10 kilo Cuban link chain in a music video.
6:13Daddy Yankee, 10 kiloluk Küba baklalı zincirini bir klipte görücüye çıkardı.
And there's even more traction in the music industry now. Kelime
6:17Şimdi müzik sektöründe daha da büyük bir ilgi görüyorlar.
traction in the music industry: müzik sektöründe artan ilgi ve ivme
Bu cümlede traction in the music industry, bir şeyin müzik sektörü içinde giderek daha fazla ilgi, kabul ve benimsenme kazanması anlamına gelir. Buradaki traction mecazidir: Bir fikir, ürün, tarz veya sanatçı tutunmaya ve ilerlemeye başlar. More traction, önceye göre daha güçlü bir ivme olduğunu gösterir; ancak tek başına satışların, dinlenme sayılarının veya dinleyici kitlesinin tam olarak ne kadar arttığını bildirmez.
Alıştırma
Cümleyi gain ve dersteki isimle tamamlayın: The new learning app is starting to ____ among teachers.
Cevabı göster
gain traction
more specifically hip hop and reggaeton. Anlatım akışı
6:24özellikle de hip hop ve reggaetonla iç içe geçmiş durumdalar.
pop culture, more specifically hip hop and reggaeton: geniş bir kategoriden iki belirli müzik kültürüne
Pop culture, yaygın olarak paylaşılan eğlence, tarz ve simgeleri kapsayan geniş kategoridir. More specifically, bu geniş kategoriyi burada en ilgili olan iki müzik kültürüne, yani hip hop ve reggaeton’a daraltır. Bu iki türün popüler kültürün tamamını oluşturduğu anlamına gelmez. Hip hop, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Siyah ve Latin topluluklarında gelişirken reggaeton’un kökleri Latin Karayip kültürüne dayanır. Her iki müzik kültüründe de takılar başarı, kimlik ve tarzı güçlü biçimde ifade edebilir; zincirlerin neden bu kültürlerle ilişkilendirildiğini anlamak için gereken asgari arka plan budur.
Alıştırma
Bu cümlede more specifically dinleyiciye ne anlatır?
- Hip hop ve reggaeton’un pop culture kavramının eksiksiz tanımı olduğunu söyler.
- Geniş pop culture fikrini burada en ilgili örnekler olan hip hop ve reggaeton’a daraltır.
- Konuyu kültürden zincirlerin fiziksel yapısına değiştirir.
Cevabı göster
Geniş pop culture fikrini burada en ilgili örnekler olan hip hop ve reggaeton’a daraltır.
“more specifically” ile konuyu daraltma
“More specifically”, geniş “pop culture” kategorisini daha kesin olan “hip hop and reggaeton” alt kategorileriyle sınırlandıran bir söylem işaretleyicisidir. Dinleyiciye, ardından gelen bölümün ilgisiz yeni bir konu başlatmadığını, aynı konuyu netleştirdiğini gösterir. Yaygın bir bilgi düzeni şöyledir: geniş ifade, more specifically, kesin ayrıntı. Anlamı “daha kesin söylemek gerekirse”dir; “daha özel bir biçimde” değildir.
Alıştırma
Örnekte “more specifically” neye işaret ediyor?
- Konuşmacı geniş bir kategoriyi daha kesin bir kategoriyle sınırlandırıyor.
- Konuşmacı ilgisiz bir konuya geçiyor.
- Konuşmacı iki şeyin ne kadar özel olduğunu karşılaştırıyor.
Cevabı göster
Konuşmacı geniş bir kategoriyi daha kesin bir kategoriyle sınırlandırıyor.
“just about every” ile neredeyse bütünü anlatma
“Just about every”, “neredeyse her” anlamına gelir. Bir durumun grubun neredeyse bütün üyeleri için doğru olduğunu belirtirken az sayıda istisnaya yer bırakır; sözcüklerin “yalnızca herkes hakkında” şeklindeki düz anlamlı birleşimi değildir. “Just about”, “every” niceleyicisini niteler. Ortaya çıkan ifadenin ardından yine “just about every song” örneğinde olduğu gibi tekil ve sayılabilen bir isim gelir.
Alıştırma
Cümleyi “neredeyse her” anlamındaki üç sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: ____ seat was occupied, but two seats in the back were empty.
Cevabı göster
Just about every
will have a rapper with a Miami Cuban link chain.
6:31Miami usulü Küba baklalı zincir takan bir rapçi görülür.
status symbol: Sosyal konumun görünür işareti
Bu cümlede status symbol, sahip olunması zenginliği, saygınlığı veya değer verilen bir sosyal gruba üyeliği görünür biçimde düşündüren bir nesne anlamına gelir. Buradaki status, bir cihazın durumu veya sosyal medya güncellemesi değil, sosyal konumdur. X has become a status symbol kalıbı, bir şeyin bu sosyal anlamı sonradan kazandığını anlatır. Genellikle bir kültürün veya grubun neyi başarı kanıtı saydığı hakkında yorum yapar; nesnenin her yerde aynı anlamı taşıdığını iddia etmez.
Alıştırma
Cümleyi “sosyal saygınlığı gösteren bir nesne” anlamındaki iki sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: For some collectors, the limited-edition watch is a ____.
Cevabı göster
status symbol
These versions are often decked out with diamonds, Öbek fiiller
6:43Bu modeller genellikle elmaslarla bezeniyor,
decked out with: Bir şey kullanılarak gösterişli biçimde süslenmiş
Decked out with, with sözcüğünden sonra belirtilen şeylerle gösterişli veya dikkat çekici biçimde süslenmiş olmak demektir. Burada elmaslar göz alıcı süsler olarak eklenmiştir; out hareket ya da konum bildirmez. Yapı be decked out with + süs eşyaları veya süsleme malzemeleridir. Be decorated with ifadesinden daha canlıdır ve genellikle çok sayıda, parlak veya etkileyici ayrıntı düşündürür.
Alıştırma
Cümleyi “sayılan nesneler kullanılarak gösterişli biçimde süslenmiş” anlamındaki canlı İngilizce ifadeyle tamamlayın: The stage was ____ flowers and gold streamers.
Cevabı göster
decked out with
But Gus doesn't see demand slowing for chains like this
6:48Ancak Gus, böyle zincirlere olan talebin
as of March of 2021: zaman referansı belirleme
“As of + tarih/saat”, bilginin hangi zamana kadar güncel veya geçerli olduğunu belirler. Buradaki üretim rakamları kalıcı bir gerçeği değil, Mart 2021’deki durumu anlatır. Bu yapı, “Bu bilgi hangi zaman noktasında doğrudur?” sorusunu yanıtlar. Bir eylemin o tarihte başladığını veya sonrasında devam ettiğini tek başına göstermez.
Alıştırma
Rakamların belirtilen tarihe kadar güncel olduğunu anlatan iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The figures are accurate ____ June 30, 2024.
Cevabı göster
as of
we are pumping anywhere from 10 to 15 kilos in 5 days, Dilbilgisi
6:58beş günde 10 ila 15 kilo üretim yapıyoruz,
anywhere from 10 to 15 kilos: değişken bir aralık verme
“Anywhere from A to B”, kesin miktar değişebildiğinde aralığın alt ve üst sınırını verir. Burada beş günlük üretim 10 kilo kadar düşük veya 15 kilo kadar yüksek olabilir. Anywhere burada yer belirtmez. Aralık içindeki farklı değerlerin mümkün olduğu anlamını ekler; from alt sınırı, to ise üst sınırı tanıtır.
Alıştırma
Değişken bir aralığı vurgulayan ifadeyle cümleyi tamamlayın: Depending on the season, delivery can take ____ two to six weeks.
Cevabı göster
anywhere from
keep up with the demand: talebe yetişmek
Keep up with the demand, devam eden veya artan talebi karşılayacak kadar üretim ya da kapasiteyi sürdürmek anlamına gelir. Kalıp keep up with + değişen hedef şeklindedir. Can't keep up with the demand ifadesinde still ve can't, üretimin müşterilerin istediği seviyenin hâlâ gerisinde kaldığını gösterir; talebi değişmeden tutmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki “yükselen bir seviyeye yetişmeye devam etmek” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Orders are rising so fast that our factory can't ____ demand.
Cevabı göster
keep up with
means prices likely won't drop anytime soon.
7:13fiyatların yakın zamanda düşmeyeceği anlamına geliyor.
This, coupled with X, means Y: bu durum X ile birleşince Y anlamına gelir
This, coupled with X, means Y yapısında This dil bilgisel öznedir ve means ana fiildir. Coupled with X, virgüllerle ayrılmış bir geçmiş zaman ortacı öbeğidir ve This ile belirtilen olguyla bağlantılı ikinci bir etken ekler. Bu yapı, konuşanın önceki bir olguyu yeni bir etkenle birleştirip ortak sonucu belirtmesini sağlar. Eklenen öbek sıralı bir özne olmadığı için tekil This öznesi mean değil means alır.
Alıştırma
Cümleyi dersteki iki sözcüklü analitik bağlayıcıyla tamamlayın: The staff shortage, ____ a surge in orders, means deliveries will be late.
Cevabı göster
coupled with
end up as a beautiful piece of jewelry. Öbek fiiller
7:23güzel bir mücevhere dönüşmesini o zaman görüyorsunuz.
end up as: bir süreçten sonraki nihai kimlik veya biçim
Bu cümlede end up as, bir sürecin nihai sonucunu gösterir: metal işlenir ve sonunda takı biçimini alır. End up sürecin varış noktasını öne çıkarır, as ise o noktada ulaşılan kimliği veya biçimi tanıtır. Aktarılabilir kalıp özne + end up as + isim öbeğidir.
Alıştırma
Sürecin nihai sonucunu vurgulayan, dersteki üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: What began as a class project could ____ a successful business.
Cevabı göster
end up as