Küba Bağlantılı Zincirler Neden Bu Kadar Pahalı? | So Expensive: İngilizce çalışma notları

Business Insider

Öğrenme zorluğu
1.106 kelime 181 kel/dk

Video özeti: Miami'de bir Cuban link zincir eritilmiş altından lehimleme ve parlatmaya ilerliyor. Ustalık, altın fiyatı, kıtlık ve müzik maliyetini ve statüsünü açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “not all Cuban link chains are created equal.” — kategorideki farkları belirten deyimsel ifade; not all yapısının kısmi olumsuzluğunu anlayıp kaliteyi karşılaştırın. 2. “what you're doing is you're heating up gold” — sürecin temel eylemini açıklayan dil bilgisi kalıbı; what yan cümlesini konu, is sonrasını açıklama olarak tanıyın. 3. “decked out with” — dikkat çekici süslemeyi anlatan fiil ifadesi; decorated ile farkını ayırıp mücevher veya giysileri betimleyin.

Bu derste

Even in the high-end world of jewelry, Dilbilgisi

0:02

Üst düzey mücevher dünyasında bile,

Cuban link chains are a symbol of luxury.

0:05

Küba baklalı zincirler lüksün simgesidir.

Dilbilgisi

Even in: şaşırtıcı bir ortamı vurgulamak

Even, in the high-end world of jewelry ifadesinin tamamını niteler. Bu dünyayı, ardından gelen ifadenin özellikle güçlü veya şaşırtıcı olduğu bir ortam olarak sunar. even in + yer, grup veya durum kalıbı, “o ortam farklı bir sonuç bekletmesine rağmen bu orada da geçerlidir” anlamına gelir. Burada iddiayı güçlendirir: Küba örgü zincirler, zaten üst düzey olan mücevherler arasında bile lüks sayılır.

Alıştırma

Hangi cümle, durumun o ortamda şaşırtıcı olduğunu göstermek için even in kullanıyor?

  1. In a modern hospital, small mistakes can happen.
  2. Even in a modern hospital, small mistakes can happen.
  3. Only in a modern hospital can small mistakes happen.
Cevabı göster

Even in a modern hospital, small mistakes can happen.

This 18 karat gold chain is worth $27,000,

0:09

Bu 18 ayar altın zincirin değeri 27.000 dolar,

and some of the most valuable chains will cost 10 times that.

0:13

en değerli zincirlerden bazılarıysa bunun 10 katına mal oluyor.

Making a single chain requires the skill of more than five experienced jewelers

0:18

Tek bir zinciri yapmak için beşten fazla deneyimli kuyumcunun becerisi gerekiyor

and can take over 12 hours.

0:23

ve yapımı 12 saatten uzun sürebiliyor.

So, how exactly are Cuban link chains made?

0:26

Peki Küba baklalı zincirler tam olarak nasıl yapılıyor?

And Is that what makes them so expensive? Dilbilgisi

0:28

Onları bu kadar pahalı yapan da bu mu?

Dilbilgisi

what makes them so expensive?: nedeni sormak

what makes them so expensive ifadesinde what, “bu sonuca neden olan şey veya etken” anlamına gelir. Bu yan cümle yüksek fiyatın nedenini belirtir; make burada “üretmek” demek değildir. Tekrar kullanılabilen yapı what makes + nesne + sıfat biçimindedir. Makes ettirgen işlevli fiildir, them onun nesnesidir ve expensive bu nesnede ortaya çıkan durumu anlatır. Is that what makes them so expensive? tam sorusunda that olası bir nedeni gösterir ve konuşan kişi bunun gerçek neden olup olmadığını sorar.

Alıştırma

Nedeni soran cümleyi eksik fiille tamamlayın: What ____ this app so useful?

Cevabı göster

makes

Somebody had to literally take 14 hours of their day

0:35

Birinin kelimenin tam anlamıyla gününün 14 saatini

running hot steel through machinery

0:39

kızgın çeliği makinelerden geçirmeye,

to then turn it by hand Anlatım akışı

0:43

ardından elle bükmeye,

to then file it by hand

0:45

elle eğelemeye

to then polish it by hand.

0:48

ve elle parlatmaya ayırması gerekmiş.

Anlatım akışı

to then ... by hand: el işi aşamalarını sıraya koymak

Tekrarlanan to then + fiil + it by hand kalıbı, üç işlem ifadesini birinin bu işi yapmak için saatler harcamak zorunda olduğuna dair önceki ifadeye bağlar. Her then süreci bir sonraki aşamaya taşır: çevirme, eğeleme ve parlatma. Aynı kalıbın tekrarı listeye bilinçli bir ritim verir ve ortak vurgu noktası olarak by hand ifadesini öne çıkarır. Burada by hand, otomatik makineler yerine «elle» demektir; «yakında» veya «birinin elinde tutuluyor» anlamına gelmez.

Alıştırma

Vurgulanan ifadenin bilgileri nasıl düzenlediğini en iyi hangi açıklama belirtir?

  1. Üç alternatif yöntem sunar ve dinleyiciden birini seçmesini ister.
  2. Üç el işi aşamasını sırayla sunar ve tekrar yoluyla ortak yöntemlerini vurgular.
  3. Aynı anda gerçekleşen üç eylemi anlatır.
  4. Aletlerin işçiye fiziksel olarak yakın tutulması gerektiğini söyler.
Cevabı göster

Üç el işi aşamasını sırayla sunar ve tekrar yoluyla ortak yöntemlerini vurgular.

You're not just wearing a chain, Anlatım akışı

0:50

Yalnızca bir zincir takmıyorsunuz;

you're wearing somebody's blood, sweat, and tears Deyimler

0:52

birinin kanını, terini ve gözyaşını

and passion around your neck.

0:56

ve tutkusunu boynunuzda taşıyorsunuz.

Anlatım akışı

You're not just X, you're Y: bir şeyin anlamını yeniden çerçevelemek

You're not just X, you're Y kalıbı önce sıradan tanımı, yani zincir takmayı verir; ardından aynı eylemi duygusal açıdan daha anlamlı bir yorumla yeniden çerçeveler. but also söylenmese de ikinci cümlecik birincisini güçlendirir; ondan bağımsız bir ifade değildir. Somebody's blood, sweat, and tears mecazidir. Parçayı yapan kişinin olağanüstü çabasını ve fedakârlığını temsil eder. Böylece dinleyici zinciri gerçek anlamda vücut sıvıları değil, insan emeği taşıyan bir şey olarak anlamaya yönlendirilir.

Alıştırma

Hangi cümle not just X, Y kalıbını doğru bir tanımı reddetmek yerine derinleştirmek için kullanır?

  1. You're not just buying bread; you're supporting a neighborhood bakery.
  2. She isn't late; she's already gone.
  3. This isn't a delay; it's a cancellation.
  4. That isn't silver; it's steel.
Cevabı göster

You're not just buying bread; you're supporting a neighborhood bakery.

Deyimler

blood, sweat, and tears: olağanüstü emek ve fedakârlık

Bu cümlede “blood, sweat, and tears”, birinin bir şeyi yapmak için harcadığı büyük emeği, çektiği zorlukları ve gösterdiği kararlılığı anlatan bir deyimdir. Konuşmacı kolyenin üzerinde gerçek anlamda vücut sıvıları bulunduğunu söylemiyor. Bu ifade, ustanın emeğine güçlü bir duygusal ağırlık katar ve kolyeyi bu özveriyi taşıyan bir şey olarak sunar. Daha genel olarak, zorlu bir başarının arkasındaki insan emeğini takdir etmek için ifadenin tamamı kullanılır.

Alıştırma

Uzun süreli ve büyük çaba anlamına gelen deyimi tamamlayın: After five demanding years, the team finally launched the product. They had poured their ____, ____, and ____ into it.

Cevabı göster

blood · sweat · tears

The origin of the Cuban link chain is tough to pinpoint,

1:00

Küba baklalı zincirin kökenini kesin olarak belirlemek zor,

but it likely didn't start in Cuba.

1:03

ama büyük olasılıkla Küba'da ortaya çıkmadı.

It was a quintessential part of hip hop style in the 70s and 80s Kültür

1:05

1970'ler ve 80'lerde hip hop tarzının vazgeçilmez bir parçasıydı

and grew in popularity as hip hop became more mainstream in the US. Kalıp ifadeler

1:10

ve hip hop ABD'de ana akıma girdikçe popülerliği arttı.

Kültür

hip hop style in the 70s and 80s: Cuban link zincirinin kültürel bağlamı

Bu ifade, Cuban link zincirini 1970'ler ve 1980'lerdeki ABD hip hop kültürü içine yerleştirir. Burada “hip hop style”, yalnızca müzikal bir sesi değil, daha geniş müzik kültürüyle bağlantılı görsel moda anlayışını ifade eder. Bu arka plan, hip hop ABD'de ana akıma girdikçe zincirin rap kimliği, görünürlük ve statüyle sonradan kurulan bağlantılarını açıklar. Zincirin Küba'da ortaya çıktığını kanıtlamaz; cümle coğrafi kökenden değil, kültürel benimsenme ve popülerlikten söz eder.

Alıştırma

Cümle zincir hakkında esas olarak neyi ortaya koyuyor?

  1. 1970'lerde Küba'da icat edildiği kesin olarak kanıtlandı.
  2. 1970'ler ve 1980'lerde ABD hip hop tarzı içinde kültürel önem kazandı ve hip hop ana akım hâle geldikçe daha geniş bir alana yayıldı.
  3. Yalnızca müzisyenler tarafından kullanıldı ve hip hop dışında hiç popüler olmadı.
Cevabı göster

1970'ler ve 1980'lerde ABD hip hop tarzı içinde kültürel önem kazandı ve hip hop ana akım hâle geldikçe daha geniş bir alana yayıldı.

Kalıp ifadeler

grew in popularity: giderek popülerleşti

Burada grew in popularity, bir şeyin zaman içinde giderek daha popüler hâle gelmesi demektir. Grew fiziksel büyümeyi değil, derecedeki artışı anlatır; in popularity ise artan boyutun popülerlik olduğunu belirtir. Aktarılabilir kalıp grow in + soyut isim biçimindedir; grow in importance ve grow in influence buna örnektir. As ile başlayan yan cümle, bu kademeli yükselişi hip hop'ın aynı dönemde ABD'de ana akıma girmesiyle ilişkilendirir.

Alıştırma

Beğenilme düzeyinin kademeli olarak arttığını anlatan geçmiş zamanlı grow in + isim kalıbıyla cümleyi tamamlayın: Over the next few years, the local food market ____ among tourists.

Cevabı göster

grew in popularity

But not all Cuban link chains are created equal. Deyimler

1:14

Ancak tüm Küba baklalı zincirler aynı kalitede üretilmiyor.

Deyimler

Not all ... are created equal: hepsi eşit değildir

Bu kalıplaşmış ifadede not all Cuban link chains are created equal, bu kategorideki zincirlerin kalite, işçilik veya değer bakımından önemli ölçüde farklı olabileceği anlamına gelir. Created equal mecazidir; ürünlerin birbirine eşdeğer sayılmaması gerektiğini belirtir. Not all kısmi olumsuzluktur. Her zincirin eşit olduğu iddiasını reddeder, ancak hiçbir zincirin iyi olmadığını ya da hepsinin kötü olduğunu söylemez. Not all + çoğul isim + are created equal kalıbı, aynı kategori içinde bir karşılaştırmayı doğal biçimde başlatır.

Alıştırma

Hangi cümle, tüm uygulamaların kötü olduğunu söylemeden bazı antrenman uygulamalarının diğerlerinden daha iyi olabileceği anlamına gelir?

  1. None of the training apps are effective.
  2. Not all training apps are created equal.
  3. All training apps are equally effective.
Cevabı göster

Not all training apps are created equal.

Many Cuban link chains are made by machines

1:17

Pek çok Küba baklalı zincir makinelerle

in countries like the US, Italy, and China.

1:20

ABD, İtalya ve Çin gibi ülkelerde üretiliyor.

But the authentic and most expensive ones

1:23

Ama orijinal ve en pahalı olanlar

are made by hand at just a few shops in Miami.

1:26

Miami'deki sadece birkaç atölyede elle yapılıyor.

When you move into the higher end of Cuban link chains,

1:29

Küba baklalı zincirlerin üst segmentine çıkıp

which you get into the $50,000, $80,000, $100,000 chains,

1:33

50.000, 80.000 veya 100.000 dolarlık zincirlere geldiğinizde,

those have to be handmade.

1:36

bunların elle yapılması gerekiyor.

One because of the attention to detail,

1:39

Bunun ilk nedeni ayrıntılara gösterilen özen,

the file, the tight links.

1:41

eğeleme işlemi ve sıkı baklalardır.

It's like going to a Ferrari dealer. Anlatım akışı

1:43

Ferrari bayisine gitmek gibi.

You could buy a Ferrari off the lot Kelime

1:45

Galeride hazır bulunan bir Ferrari'yi satın alabilir

Kelime

off the lot: bayinin mevcut envanterinden satın almak

Kuzey Amerika'daki araç satışlarında dealer's lot, satıştaki araçların tutulduğu bayi alanıdır. Bir arabayı“off the lot”satın almak, kendi istediğiniz özelliklerde üretilmesi için sipariş vermek yerine bayinin mevcut ve satın alınabilir envanterinden bir araç seçmek demektir. Burada“off the lot”, aracın hazır stokta bulunma durumunu anlatır. Temel anlamı, aracın fiziksel olarak bir arazi parçasından uzaklaşması değildir.

Alıştırma

“Bayinin mevcut envanterinden”anlamına gelen araç satışı ifadesiyle cümleyi tamamlayın: We needed the car immediately, so we bought one ____.

Cevabı göster

off the lot

or you could have it made to how you want. Dilbilgisi

1:47

ya da tam istediğiniz gibi yaptırabilirsiniz.

Dilbilgisi

have it made: başka birine yaptırmak

have + nesne + geçmiş zaman ortacı yapısında özne, eylemin başka bir kişi veya hizmet tarafından yapılmasını ayarlar. Burada have it made, Ferrari’yi tercihlerine göre üretmesi için birine sipariş verebileceğin anlamına gelir; sen müşteri veya işi ayarlayan kişisin, üretimi yapan kişi olmak zorunda değilsin. Geçmiş zaman ortacı made, it üzerinde ne yapıldığını anlatır. Bu yapı have a ring engraved, have your phone repaired ve have a suit altered gibi hizmet durumlarına da aktarılabilir.

Alıştırma

İşi bir uzmanın yapacağını göstermek için cümleyi have + nesne + geçmiş zaman ortacı ile tamamlayın: "I chose the design, and I'll ____ by a local jeweler."

Cevabı göster

have it made

This is a custom build.

1:50

Bu, tamamen özel bir üretim.

Anlatım akışı

Benzetme çerçevesi olarak It's like ...

“It's like...” bir benzetme başlatır. Konuşmacı özel yapım mücevheri doğrudan anlatmak yerine, dinleyicinin bir seçeneği diğeriyle eşleştirebilmesi için geçici olarak tanıdık bir deneyim olan Ferrari satın almaya geçer. Bu karşılaştırma sonraki ayrıntıları düzenler: bayide hazır bulunan bir aracı satın almak hazır bir ürün seçmeyi, aracın istenen şekilde yapılmasını sağlamak ise özel üretimi temsil eder. Bu, anlamayı kolaylaştıran bir benzerliğe işaret eder; mücevherin bir Ferrari bayisinde satıldığı ya da iki ürünün her ayrıntıda aynı olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu bölümde “It's like going to a Ferrari dealer” ne işe yarıyor?

  1. Mücevherin bir Ferrari bayisinde satıldığını söyler.
  2. Hazır ve özel yapım ürünler arasındaki farkı açıklayan tanıdık bir benzetme sunar.
  3. Araba ile mücevher arasında kesin bir fiyat karşılaştırması yapar.
Cevabı göster

Hazır ve özel yapım ürünler arasındaki farkı açıklayan tanıdık bir benzetme sunar.

A chain like this goes through 30 manual and time-consuming stages. Öbek fiiller

1:51

Böyle bir zincir, elle yapılan ve uzun süren 30 aşamadan geçiyor.

Öbek fiiller

goes through: bir sürecin her aşamasından geçmek

Bir süreç bağlamında go through + stages, checks veya steps, sürecin her bölümünü yaşamak ya da her aşamasına tabi tutulmak anlamına gelir. Zincir otuz fiziksel alanın içinden geçmez; tamamlanmadan önce otuz üretim aşamasından geçer. go through yapısının öznesi bir kişi, nesne, başvuru veya plan olabilir. Her durumda özne belirtilen sürece girer ve onu deneyimler.

Alıştırma

"The proposal goes through several checks before approval," cümlesinde goes through ne anlama gelir?

  1. Fiziksel olarak kontrol biçimindeki birkaç alanın içinden geçer.
  2. Süreçteki her kontrole tabi tutulur.
  3. Kontrolleri atlar ve hemen onaylanır.
Cevabı göster

Süreçteki her kontrole tabi tutulur.

The skills come from your ability and practice and knowledge.

1:57

Ustalık; yeteneğinizden, pratiğinizden ve bilginizden geliyor.

Worldwide, I can't tell you an exact number.

2:01

Dünya genelinde size kesin bir sayı veremem.

Within South Florida, there's a handful of people, Deyimler

2:03

Güney Florida'da bunu yapabilen sadece birkaç kişi var;

literally a handful of people that can do this.

2:05

kelimenin tam anlamıyla bir elin parmaklarını geçmiyor.

Deyimler

A handful of people: çok az sayıda insan

a handful of people ifadesindeki a handful of, çok az sayıda insan anlamına gelir. Bu bir miktar benzetmesidir; birinin insanları gerçekten elinde tuttuğu anlamına gelmez. Burada literally a handful sözünün tekrarlanması tahmini güçlendirir: Konuşan kişi, bu beceriye sahip grubun gerçekten son derece küçük olduğuna inanır, ancak kesin bir kişi sayısı vermez. Aktarılabilir kalıp a handful of + çoğul sayılabilen isim biçimindedir.

Alıştırma

“Only a handful of seats remain” cümlesinde a handful of en doğal olarak neyi anlatır?

  1. Çok az sayıda koltuk kaldı.
  2. Sayısı bilinmeyen çok sayıda koltuk kaldı.
  3. Birisi koltukları gerçekten elinde tutuyor.
Cevabı göster

Çok az sayıda koltuk kaldı.

Not only is this process incredibly labor-intensive, Dilbilgisi

2:08

Bu süreç yalnızca inanılmaz derecede emek yoğun değil,

it's also dangerous.

2:12

aynı zamanda tehlikeli.

Dilbilgisi

Not only ... it's also ... ile özne-yardımcı fiil devrikliği

Not only ... also iki gerçeği birbirine bağlar ve ikinci gerçeği eklenen, çoğu zaman daha güçlü bir nokta olarak sunar. Burada emeğin yoğunluğu ilk gerçektir; tehlike ise vurgu için eklenir. Not only cümlenin başında olduğu ve ilk yan cümlenin tamamını etkilediği için bu yan cümlede özne-yardımcı fiil devrikliği kullanılır: this process is değil, is this process. Sonraki yan cümle normal sıraya döner: it's also dangerous. Özenli yazıda aktarılabilir kalıp Not only + yardımcı fiil veya be + özne ..., but + özne + also ... biçimindedir.

Alıştırma

Resmî cümleyi öne alınmış Not only ... also kalıbıyla tamamlayın: ____ the internship unpaid, ____ it also requires weekend work.

Cevabı göster

Not only is · but

Chino and his crew work with 1,000° flames

2:14

Chino ve ekibi 1.000 derecelik alevlerle

to melt down the gold and form it into a bar. Öbek fiiller

2:16

altını eritip külçe hâline getiriyor.

Öbek fiiller

melt down: yeniden kullanmak için bir malzemeyi tamamen eritmek

Bu cümlede melt down, altını sıvı hâle gelene kadar ısıtıp eski katı biçimini ortadan kaldırarak yeniden şekillendirilebilir duruma getirmek anlamına gelir. down parçacığı, işlemin tamamen yapılması anlamını ekler. Metal, mum veya başka bir malzeme geri dönüşüm, yeniden şekillendirme ya da ileri işleme amacıyla kasıtlı olarak sıvılaştırıldığında melt down kullanılır. Bu öbek fiil ayrılabilir: melt down the gold ve melt the gold down ifadelerinin ikisi de doğaldır. Nesne bir zamirse ortaya gelir: melt it down.

Alıştırma

Bir kuyumcu eski bir gümüş bileziği tamamen sıvı hâle getirerek yeniden kullanmak istiyor. Cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? "We need to ___ the bracelet before making a new ring."

  1. melt down
  2. break down
  3. cool down
Cevabı göster

melt down

You've definitely got to be paying attention to what you're doing in this job. Dilbilgisi

2:21

Bu işte ne yaptığınıza kesinlikle dikkat etmeniz gerekiyor.

Dilbilgisi

You've ... got to: güçlü gereklilik

Burada You've, You have'in kısaltmasıdır; have got to ise zorunda olmak veya gerekmesi anlamına gelir. Konuşan kişi, dikkat etmenin yalnızca iyi bir fikir değil, güvenlik açısından gerekli olduğunu söylüyor. Definitely, kısaltılmış yardımcı fiil have ile got to arasına gelir: You've definitely got to pay attention. Bu konum, gereklilik yapısını bir arada tutarken kesinliği güçlendirir. Buradaki got to, have got to yapısının bir parçasıdır; varış veya sahiplik ifade etmez.

Alıştırma

İngilizce cümlenin tamamını dinleyin ve duyduğunuz cümlenin aynısını seçin. You've ... got to dizisine odaklanın.

  1. You definitely get to wear a helmet on this ride.
  2. You've definitely got two helmets for this ride.
  3. You've definitely got to wear a helmet on this ride.
Cevabı göster

You've definitely got to wear a helmet on this ride.

One mess up,

2:23

Tek bir hata yaparsanız

you're going to hurt yourself.

2:26

kendinizi yaralarsınız.

There has been people that have lost fingers in this business.

2:28

Bu işte parmaklarını kaybeden insanlar oldu.

That bar passes through a rolling machine

2:33

Bu külçe bir hadde makinesinden

as many as 12 times just to make it thinner. Dilbilgisi

2:35

sırf incelmesi için 12 defaya kadar geçiriliyor.

Dilbilgisi

as many as + sayı: yüksek bir sayıyı vurgulamak

Bu cümlede as many as 12 times, “şaşırtıcı derecede yüksek bir sayı olan 12 defaya kadar” anlamına gelir. On iki tekrarın çok olduğunu vurgular; on ikiyi başka bir miktarla eşitlik açısından karşılaştırmaz. Konuşmacı, sayılabilir bir miktarı yüksek veya beklenenden fazla göstermek istediğinde sayının önünde as many as kullanır. Burada times sayılabilir olduğu için many uygundur; sayılamayan bir miktar için as much as kullanılır.

Alıştırma

On sayısını şaşırtıcı derecede yüksek gösteren üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The filter may need to be replaced ____ ten times a year.

Cevabı göster

as many as

Each of the nine jewelers at Gold Fever Miami has a specific job.

2:39

Gold Fever Miami'deki dokuz kuyumcunun her birinin belirli bir görevi var.

At the stretch bench,

2:43

Germe tezgâhında

one jeweler can spend over an hour just stretching the wire to length. Dilbilgisi

2:44

bir kuyumcu, teli gereken uzunluğa getirmek için bir saatten fazla uğraşabiliyor.

Dilbilgisi

spend + süre + doing ve tek bir işi vurgulayan just

spend + süre + -ing yapısı, bir kişinin bir etkinliğe ne kadar zaman ayırdığını anlatır. Örnekte over an hour süreyi, stretching the wire ise etkinliği belirtir; bu nedenle zaman ifadesinden sonra -ing biçimi gelir. Burada just, “yalnızca” anlamındadır: sadece teli gereken uzunluğa uzatmak bile bir saatten fazla sürebilir. “Kısa bir süre önce” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için spend ve review sözcüklerini doğru biçimlerde kullanın: Yesterday, Maya ____ two hours just ____ the final draft.

Cevabı göster

spent · reviewing

This isn't dirt.

2:48

Bu kir değil.

This is actual gold.

2:49

Gerçek altın.

If you look at my hands, Dilbilgisi

2:50

Ellerime bakarsanız

you'll see the flakes of gold on them.

2:51

üzerlerindeki altın parçacıklarını görürsünüz.

Dilbilgisi

If you look ... you'll see ile gerçek gelecek koşulu

Bu cümlede If you look, gerçek ve gerçekleştirilebilir bir koşul sunar: dinleyen kişi konuşanın ellerini inceleyebilir. You'll see beklenen sonucu verir; you'll, you will kısaltmasıdır. Bu yaygın gerçek koşul yapısında, eylem gelecekte olsa bile if yan cümlesinde geniş zaman, sonuç cümlesinde ise will kullanılır: if + geniş zaman, will + fiilin yalın hâli. Yalnızca gelecek zamanı belirtmek amacıyla if yan cümlesine normalde will konmaz.

Alıştırma

Gerçek koşul cümlesini look ve see biçimleriyle tamamlayın: If you ____ closely, ____ the tiny mark.

Cevabı göster

look · you'll see

This wire then gets curled around a copper rod

2:53

Ardından bu tel bir bakır çubuğun çevresine sarılarak

to form the shape for the links.

2:56

baklaların şekli oluşturuluyor.

For smaller chains,

2:58

Daha küçük zincirlerde

a drill gets the job done. Deyimler

2:59

bir matkap işi hallediyor.

Deyimler

Get the job done: gereken sonucu elde etmek

Gets the job done, gereken görevi başarıyla tamamlamak veya ihtiyaç duyulan sonucu elde etmek anlamına gelir. Buradaki job, bir meslek ya da iş pozisyonu değil, belirli bir görevdir. get + nesne + geçmiş zaman ortacı veya sonuç tümleci yapısı, nesnenin tamamlanmış bir duruma ulaşmasını ifade eder: get the job done. Bu ifade pratik etkililiği değerlendirir ve çoğu zaman basit ya da gösterişsiz bir yöntemin işe yaradığı için yeterli olduğunu ima eder.

Alıştırma

Cümleyi gereken görevi başarıyla tamamlamak anlamındaki dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: This inexpensive tool ____.

Cevabı göster

gets the job done

But thicker ones need the strength of two jewelers.

3:01

Ama daha kalın olanlar iki kuyumcunun gücünü gerektiriyor.

The most crucial stage of the process comes next.

3:07

Sırada sürecin en kritik aşaması var.

It also requires the most skill.

3:10

En fazla ustalık isteyen aşama da bu.

The soldering is the most intricate part of what you're doing.

3:13

Lehimleme, yaptığınız işin en incelikli kısmıdır.

Essentially, what you're doing is you're heating up gold Dilbilgisi

3:18

Aslında yaptığınız şey altını ısıtmak

Dilbilgisi

Odaklama kalıbı what you're doing is you're ...

what you're doing yan cümlesi bir isim öbeği gibi işlev görür ve açıklanan faaliyeti belirtir. Ardından is, konuşanın basitleştirilmiş açıklamasını sunar: you're heating up gold. What ile başlayan bu konuşma dili kalıbı, odağı belirleyen bir sözde ayrık cümle yapısıdır. Birden fazla adımdan oluşan süreci tek bir temel eylem olarak yeniden ifade etmeyi sağlar. is sonrasındaki tam yan cümle bilinçli olarak kullanılmıştır; tesadüfen birleştirilmiş ikinci bir cümle değildir.

Alıştırma

Bir eğitmen karmaşık bir süreci temel eylemine indirgiyor. Cümleyi dersteki konuşma diline özgü odaklama kalıbıyla tamamlayın: Essentially, ____ heating the metal evenly.

Cevabı göster

what you're doing is you're

and right before it begins to break down and melt,

3:21

ve yapısı bozulup erimeye başlamadan hemen önce

you're introducing solder.

3:25

lehim eklemektir.

Solder is another type of metal

3:27

Lehim, başka bir metal türüdür

that's used to permanently close each link.

3:29

ve her baklayı kalıcı olarak kapatmak için kullanılır.

So, it's the balance of applying the right amount of flame with the right amount of uh technique Kalıp ifadeler

3:32

Yani mesele, doğru miktarda alev ile doğru, ee, teknik arasında denge kurup

Kalıp ifadeler

the balance of applying A with B yapısı

Bu ifade, başarılı çalışmayı iki unsur arasındaki denge olarak sunar: alev miktarı ve kullanılan teknik. Right amount, matematiksel olarak kesin bir miktarı değil, görev için uygun olan düzeyi ifade eder. Applying pratik süreci tanıtır; with ise konuşanın gündelik ifadesinde ikinci unsuru bağlar. Uh yalnızca bir tereddüt dolgu sözcüğüdür. Başka durumlara aktarılabilecek temel fikir, iki unsurdan hiçbirinin tek başına yeterli olmadığı ve ikisinin birlikte ayarlanması gerektiğidir.

Alıştırma

Cümleyi balance A with B fiil kalıbıyla tamamlayın: A project manager must ____ a tight schedule ____ reliable quality.

Cevabı göster

balance · with

to when those two metals meet,

3:39

bu iki metal buluştuğunda

that solder melts and fuses into the gold.

3:41

lehimin eriyerek altınla kaynaşmasını sağlamaktır.

So, if you left too long,

3:45

Çok uzun süre beklerseniz

the whole thing is just liquid gold.

3:47

her şey sıvı altına dönüşür.

If done way too early, Dilbilgisi

3:50

Çok erken davranırsanız

the solder won't melt properly

3:51

lehim gerektiği gibi erimez

and you won't get that fusion between the links.

3:53

ve baklalar arasında kaynaşma olmaz.

Dilbilgisi

If done way too early: kısaltılmış edilgen bir koşul

“If done way too early”, edilgen bir koşul yan tümcesinin kısaltılmış biçimidir. Tam biçimi “if it is done way too early”dir: anlamdan çıkarılan “it” öznesi ve “be” fiilinin bir biçimi atılır; geriye if + geçmiş zaman ortacı kalır. Bu yapı, işlemi kimin yaptığını belirtmeden işleme bir koşul getirir. Burada “done” lehimin eklenmesi işlemini anlatır; “way” ise “too early” ifadesini güçlendirerek doğru zamandan çok daha erken anlamını verir.

Alıştırma

Uyarıyı kısaltılmış edilgen bir koşulla tamamlayın: “____ in hot water, the shirt may shrink.”

Cevabı göster

If washed

You can't mess that up Öbek fiiller

3:56

Bunu yanlış yapamazsınız,

or you're going to create gaps in the chain.

3:57

yoksa zincirde boşluklar oluşur.

Öbek fiiller

mess that up: ayrılabilen bir öbek fiil

“Mess that up”, o işi kötü yapmak, ciddi bir hata yapmak veya amaçlanan sonucu bozmak demektir. Bu cümlede “that”, fiziksel dağınıklığı değil lehimleme sürecini anlatır. “Mess up” ayrılabilen bir öbek fiildir. Nesne it, this veya that gibi bir zamirse zamir, fiil ile parçacığın arasına gelmelidir: “mess it up” denir, “mess up it” denmez.

Alıştırma

Cümleyi mess, it ve up sözcüklerini tek doğal sıraya koyarak tamamlayın: “This is my final attempt, and I don't want to ____.”

Cevabı göster

mess it up

And you can't be scared to stop and just do it all over again. Deyimler

4:00

Ayrıca durup her şeyi baştan yapmaktan korkmamalısınız.

Deyimler

all over again: en baştan yeniden başlamak

Bu cümlede all over again, bütün süreci en baştan tekrarlamak anlamına gelir. Önceki çalışmanın yeniden yapılması gerektiğini gösterdiği için again sözcüğünden daha güçlüdür ve çoğu zaman hayal kırıklığı ya da boşa giden emek hissi taşır. Buradaki all over, “her yerde” anlamına gelmez ve “bitmiş olmak” anlamındaki be over ifadesi de değildir. all over again bir bütün olarak kalıplaşmış bir ifadedir.

Alıştırma

Cümleyi “tamamen yeniden yapmak üzere en baştan” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: The draft was deleted, so I had to write the report ____.

Cevabı göster

all over again

It's no secret the price of gold

4:04

Altın fiyatının

plays a part in determining the cost of these chains. Kalıp ifadeler

4:05

bu zincirlerin maliyetini belirlemede rol oynadığı sır değil.

Kalıp ifadeler

play a part in determining: sonuçtaki bir etken

Bu cümlede plays a part in determining, “bir şeyi belirleyen sürece katkıda bulunur” anlamına gelir. Altının fiyatını zincirlerin maliyetini etkileyen unsurlardan biri olarak sunar; bunun mutlaka tek veya doğrudan neden olduğunu söylemez. Kalıp play a part in + isim veya -ing biçimidir. Burada determining, in edatından sonra gelen bir ulaçtır: X plays a part in determining Y.

Alıştırma

Cümleyi özneyle uyumlu play a part in determining biçimiyle tamamlayın: Weather conditions ____ whether the launch can proceed.

Cevabı göster

play a part in determining

An ounce of gold costs $1,700 today.

4:08

Bugün bir ons altın 1.700 dolar.

But even the most high-end Cuban links are mixed with something else.

4:12

Ancak en üst düzey Küba baklalı zincirler bile başka bir maddeyle karıştırılıyor.

Gold itself is a very soft material,

4:16

Altın kendi başına çok yumuşak bir malzemedir;

typically too soft to be made into jewelry on its own. Dilbilgisi

4:19

genellikle tek başına mücevher yapmak için fazla yumuşaktır.

Dilbilgisi

too soft to be made into jewelry: mücevher yapılmaya uygun olmayacak kadar yumuşak

too + adjective + to be + past participle kalıbı, bir özelliğin belirtilen eylem için pratikte ya da kabul edilebilirlik bakımından sınırı aştığını anlatır. Burada too soft, “tek başına mücevhere dönüştürülmesi uygun olmayacak kadar yumuşak” demektir; “o da yumuşak” demek değildir. to be made edilgen bir mastardır; çünkü gold eyleme maruz kalır. Make X into Y, X'i farklı bir biçime ya da Y ürününe dönüştürmek veya işlemek demektir.

Alıştırma

thin sıfatını ve use fiilini kullanarak cümleyi too + adjective + passive infinitive yapısıyla tamamlayın: The glass is ____ safely.

Cevabı göster

too thin to be used

It has to be alloyed with other metals. Kelime

4:23

Başka metallerle alaşım hâline getirilmesi gerekir.

Kelime

alloyed with: … ile alaşım hâline getirilmiş

Alloy burada fiildir. To alloy one metal with another, ortaya çıkan metalik malzemeye belirli özellikler kazandırmak için bir metali başka bir metalle, çoğunlukla eriterek, birleştirmek demektir. Alloyed with, ana metale eklenen malzemeyi belirtir; yalnızca renklerin karıştırılmasını veya ayrı parçaların yan yana konmasını anlatmaz. Edilgen be alloyed with biçimi, bu işlemi gören ana metale odaklanır: gold has to be alloyed with other metals.

Alıştırma

alloy fiilini edilgen biçimde ve doğru edatla kullanarak teknik cümleyi tamamlayın: To make this part stronger, the aluminum is ____ copper.

Cevabı göster

alloyed with

White gold, for example,

4:26

Örneğin beyaz altın,

is an alloy of gold

4:27

altının

made with white metals like silver, zinc, and nickel.

4:28

gümüş, çinko ve nikel gibi beyaz metallerle oluşturduğu bir alaşımdır.

Those metals make the gold more pliable, Dilbilgisi

4:32

Bu metaller altını daha şekillendirilebilir hâle getirerek

Dilbilgisi

make the gold more pliable: make + nesne + karşılaştırmalı sıfat

make + nesne + sıfat yapısında sıfat, nesne tümleci olarak nesnenin kazandığı durumu açıklar. Burada the gold nesnedir; more pliable ise eklenen metaller nedeniyle altının nasıl değiştiğini belirtir. Karşılaştırmalı more pliable, saf altın gibi bir ölçüte göre derecenin arttığını gösterir: metaller altının bükülmesini, gerilmesini veya şekillendirilmesini kolaylaştırır. Bu yapı, bir nedeni ve bir özelliğin değişimini kısa biçimde ifade eder.

Alıştırma

Hangi cümle bir malzemenin esnekliğindeki artışı göstermek için make + nesne + karşılaştırmalı sıfat yapısını doğru kullanır?

  1. Adding glycerin makes the clay more pliably.
  2. Adding glycerin makes the clay more pliable.
  3. Adding glycerin makes more pliable the clay.
Cevabı göster

Adding glycerin makes the clay more pliable.

allowing it to be stretched and twisted during the jewelry-making process. Dilbilgisi

4:35

mücevher yapımında uzatılıp bükülmesine olanak tanır.

Dilbilgisi

allowing it to be stretched and twisted: edilgen mastarlı sonuç yan cümlesi

-ing yan cümlesi allowing ..., önceki değişimin sonucunu sunar: altın daha kolay şekillendirilebilir olduğu için bu durum sonraki işlemleri mümkün kılar. and this allows veya so ile ayrı bir yan cümle başlatmak yerine neden-sonuç ilişkisini sıkıştırarak verir. Yan cümlede it, altını ifade eder. allow + nesne + to be + geçmiş zaman ortacı yapısı edilgendir: altın eylemlere maruz kalır. Stretched ve twisted eş görevli geçmiş zaman ortaçlarıdır ve tek bir to be yapısını paylaşır.

Alıştırma

Cümleyi allow fiilinin -ing sonuç yan cümlesini ve edilgen bir mastarı kullanarak tamamlayın: The safety guard reduces the risk, ____ the machine ____ operated by beginners.

Cevabı göster

allowing · to be

But they can be especially difficult to work with.

4:39

Ancak bunlarla çalışmak özellikle zor olabilir.

One small movement can make all the difference. Deyimler

4:42

Küçücük bir hareket bile büyük fark yaratabilir.

Deyimler

Belirleyici etken anlamındaki make all the difference

Make all the difference, sonucu değiştiren belirleyici etken olmak demektir. Burada all, difference sözcüğünün derecesini güçlendirir: küçük bir hareket yalnızca fark edilir bir değişiklik yaratmakla kalmayıp sonucun başarılı olup olmayacağını belirleyebilir. Kalıp, özne + make all the difference şeklindedir. Küçük bir ayrıntının, seçimin veya yardımın görünürdeki boyutundan çok daha önemli bir etki yaratmasını vurgulamak için sık kullanılır.

Alıştırma

“Belirleyici etken olmak” anlamındaki deyimle cümleyi tamamlayın: A clear checklist can ____ when the deadline is tight.

Cevabı göster

make all the difference

In rare cases with white gold,

4:47

Beyaz altında nadir de olsa

this can happen.

4:49

böyle bir şey yaşanabilir.

This is the reason why it costs so much.

4:50

Bu kadar pahalı olmasının nedeni bu.

If any one of these links break,

4:53

Bu baklalardan herhangi biri kırılırsa

you then have to take it back to the soldering table,

4:55

onu yeniden lehim masasına götürmeniz,

resolder it,

4:57

tekrar lehimlemeniz

and bring it back here and turn it again.

4:58

ve buraya getirip yeniden bükmeniz gerekir.

Once the links are properly turned and tightened, Dilbilgisi

5:03

Baklalar düzgünce bükülüp sıkıştırıldığında

the chain will lie flat.

5:05

zincir dümdüz uzanır.

Dilbilgisi

Once + geniş zamanda edilgen yapı, ... will lie flat

Once, sonucun gerçekleşmesinden önce tamamlanması gereken bir koşulu as soon as veya when anlamıyla tanıtır. Gelecekteki bir durumdan söz ederken once yan cümlesinde geniş zaman kullanılır; burada are turned and tightened geniş zamanda edilgen yapıdır, will be turned and tightened kullanılmaz. Ana cümledeki will lie, daha sonra beklenen sonucu bildirir. Turned ve tightened, are yardımcı fiilini paylaşan sıralı geçmiş zaman ortaçlarıdır; properly her ikisini de niteler. Lie flat, düz ve bükülmemiş bir konumda durmak demektir.

Alıştırma

Tamamlanan bir koşuldan sonra ortaya çıkacak gelecekteki sonucu doğal biçimde anlatan cümleyi seçin.

  1. Once the bolts are tightened, the frame will be stable.
  2. Once the bolts will tighten, the frame will be stable.
  3. Once the bolts will be tightened, the frame is stable.
Cevabı göster

Once the bolts are tightened, the frame will be stable.

A jeweler must then file down the chain

5:08

Ardından bir kuyumcunun zinciri eğeleyerek

so that each side is level Dilbilgisi

5:10

her iki yanını aynı seviyeye getirmesi

and looks exactly the same.

5:12

ve tamamen aynı görünmesini sağlaması gerekir.

Dilbilgisi

Amaç ifade eden so that

Bu cümlede so that, zinciri eğeleme eyleminin amaçlanan sonucunu açıklar: hedef, her iki tarafın da aynı seviyede olması ve tamamen aynı görünmesidir. Bir eylemi, o eylemle elde edilmek istenen sonuçla bağlar. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp eylem + so that + özne + fiil şeklindedir. Burada each side hem is hem de looks fiilinin öznesidir.

Alıştırma

Cümleyi, amacı açıkça belirten iki sözcüklü bağlaçla tamamlayın: I wrote the instructions down ____ everyone could follow the steps.

Cevabı göster

so that

And here is where the passion of the jeweler comes into hand,

5:16

İşte bu noktada kuyumcunun tutkusu devreye girer

to how beautiful he can make that shape.

5:20

ve o şekli ne kadar güzelleştirebileceğini gösterir.

But these Cuban links in particular

5:30

Ancak özellikle bu Küba baklaları,

didn't become so sought Öbek fiiller

5:32

yakın zamana kadar bu kadar rağbet gören

after or so valuable until recently.

5:33

ya da bu kadar değerli ürünler değildi.

Öbek fiiller

sought after: birçok kişi tarafından istenen

Sought after, birçok kişi tarafından istenen ve bu nedenle yüksek talep gören anlamındaki kalıplaşmış bir sıfat ifadesidir. Burada Küba zincir halkalarının giderek daha çok arzu edilir hâle geldiğini anlatır. become so sought after or so valuable yapısında become iki sıfata da bağlanır, so ise her birinin derecesini artırır. after sözcüğünü zaman bildiren bir kelime gibi yorumlamak yerine sought after ifadesini tek bir bütün olarak ele alın.

Alıştırma

Cümleyi yüksek talep gören anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Experienced interpreters are highly ____ at international conferences.

Cevabı göster

sought after

Google Trends shows that searches for Cuban link chains

5:37

Google Trends, Küba baklalı zincir aramalarının

began taking off in 2012. Öbek fiiller

5:40

2012'de hızla yükselmeye başladığını gösteriyor.

Öbek fiiller

Hızlı büyümeyi anlatan taking off

Bu eğilim cümlesinde taking off, hızla yükselmeye başlamak veya birden yaygın biçimde popülerleşmek demektir. Fiziksel bir hareketi değil, arama sayısını anlatır. begin ve start fiillerinden sonra -ing biçimi gelebildiği için begin/start + taking off yapısı kullanılmıştır. Bir eğilim, ürün, işletme, kariyer veya fikir belirgin bir hızlı büyüme ya da başarı dönemine girdiğinde take off bu anlamda kullanılabilir.

Alıştırma

“After a popular review, orders began taking off,” cümlesinde taking off ne anlama gelir?

  1. Siparişler çok hızlı artmaya başladı.
  2. Siparişler aynı düzeyde kaldı.
  3. Siparişler tamamen durdu.
Cevabı göster

Siparişler çok hızlı artmaya başladı.

And in the last 2 years,

5:43

Son iki yılda ise

Gold Fever Miami's sales have grown 100 times over.

5:44

Gold Fever Miami'nin satışları 100 kat arttı.

The shop used to sell $2,000 worth of Cuban links a month. Dilbilgisi

5:48

Mağaza eskiden ayda 2.000 dolarlık Küba baklalı zincir satıyordu.

Dilbilgisi

used to sell: değişmiş bir geçmiş durum

Used to + fiilin yalın hâli, geçmişte tekrarlanan ancak artık yapılmayan bir eylemi ya da geçmişte doğru olup şimdi doğru olmayan bir durumu anlatır. Burada used to sell, dükkânın geçmişte düzenli olarak ayda yaklaşık 2.000 dolarlık satış yaptığını ve mevcut satışların farklı olduğunu ima eder. used to sonrasındaki fiil yalın hâlde kalır: used to sell denir; used to sold veya used to selling denmez.

Alıştırma

Geçmiş bir alışkanlığı anlatmak için use sözcüğünün doğru biçimiyle cümleyi tamamlayın: Maya ____ walk to school, but now she takes the bus.

Cevabı göster

used to

That number is now over $200,000.

5:52

Şimdi bu rakam 200.000 doların üzerinde.

Whether you're the most famous Dilbilgisi

5:55

İster çok ünlü olun,

or you're just starting off to legitimize yourself as a rapper,

5:57

ister rapçi olarak kendinizi kabul ettirmeye yeni başlıyor olun,

you have to have jewelry.

6:01

mücevheriniz olmak zorunda.

Dilbilgisi

Whether A or B: iki durumda da aynı sonuç

Whether A or B iki farklı olasılık sunar ve ana cümlenin her iki durumda da geçerli olduğunu gösterir. Burada A çok ünlü olmak, B ise rapçi olarak kendine yer edinmeye yeni başlamak demektir; iki koşul da ardından gelen iddiayı değiştirmez. Bu kalıp ödünleyici bir anlam taşır ve regardless of whether A or B ifadesine yakındır. Evet ya da hayır cevabı isteyen bir soru sormaz; whether ile or birlikte, tek bir sonucun kapsadığı koşulların tamamını belirler.

Alıştırma

Sonucun değişmediğini gösteren ikili yapıyla cümleyi tamamlayın: ____ you're working from home ____ at the office, the deadline is Friday.

Cevabı göster

Whether · or

And if you have jewelry,

6:02

Mücevheriniz varsa da

you have a Miami Cuban link chain.

6:03

Miami usulü bir Küba baklalı zinciriniz vardır.

In 2012,

6:05

2012'de

Jay-Z wore one of the priciest Cuban links made at the time, Dilbilgisi

6:06

Jay-Z, o dönem üretilmiş en pahalı Küba baklalı zincirlerden birini taktı;

Dilbilgisi

one of the priciest + çoğul isim

One of the + üstünlük derecesi + çoğul isim, bir kişiyi ya da nesneyi bir ölçeğin en üstündeki grubun içine yerleştirir. One of the priciest Cuban links, söz konusu parçanın en pahalı Cuban link zincirleri arasında bulunduğunu belirtir; onun tek başına en pahalı zincir olduğunu iddia etmez. one tekil olsa da of sonrasındaki isim grubu belirtir ve çoğul olmalıdır: one of the priciest Cuban links. made at the time gibi ardından gelen bir ifade, sıralanan grubun kapsamını daraltabilir.

Alıştırma

Cümleyi one of the + üstünlük derecesi + çoğul isim yapısıyla ve useful ile tool sözcüklerini kullanarak tamamlayın: This is ____ in the workshop.

Cevabı göster

one of the most useful tools

worth $200,000.

6:10

değeri 200.000 dolardı.

A year later,

6:12

Bir yıl sonra

Daddy Yankee debuted his 10 kilo Cuban link chain in a music video.

6:13

Daddy Yankee, 10 kiloluk Küba baklalı zincirini bir klipte görücüye çıkardı.

And there's even more traction in the music industry now. Kelime

6:17

Şimdi müzik sektöründe daha da büyük bir ilgi görüyorlar.

Kelime

traction in the music industry: müzik sektöründe artan ilgi ve ivme

Bu cümlede traction in the music industry, bir şeyin müzik sektörü içinde giderek daha fazla ilgi, kabul ve benimsenme kazanması anlamına gelir. Buradaki traction mecazidir: Bir fikir, ürün, tarz veya sanatçı tutunmaya ve ilerlemeye başlar. More traction, önceye göre daha güçlü bir ivme olduğunu gösterir; ancak tek başına satışların, dinlenme sayılarının veya dinleyici kitlesinin tam olarak ne kadar arttığını bildirmez.

Alıştırma

Cümleyi gain ve dersteki isimle tamamlayın: The new learning app is starting to ____ among teachers.

Cevabı göster

gain traction

They're so intertwined with pop culture, Kültür

6:21

Popüler kültürle,

more specifically hip hop and reggaeton. Anlatım akışı

6:24

özellikle de hip hop ve reggaetonla iç içe geçmiş durumdalar.

Kültür

pop culture, more specifically hip hop and reggaeton: geniş bir kategoriden iki belirli müzik kültürüne

Pop culture, yaygın olarak paylaşılan eğlence, tarz ve simgeleri kapsayan geniş kategoridir. More specifically, bu geniş kategoriyi burada en ilgili olan iki müzik kültürüne, yani hip hop ve reggaeton’a daraltır. Bu iki türün popüler kültürün tamamını oluşturduğu anlamına gelmez. Hip hop, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Siyah ve Latin topluluklarında gelişirken reggaeton’un kökleri Latin Karayip kültürüne dayanır. Her iki müzik kültüründe de takılar başarı, kimlik ve tarzı güçlü biçimde ifade edebilir; zincirlerin neden bu kültürlerle ilişkilendirildiğini anlamak için gereken asgari arka plan budur.

Alıştırma

Bu cümlede more specifically dinleyiciye ne anlatır?

  1. Hip hop ve reggaeton’un pop culture kavramının eksiksiz tanımı olduğunu söyler.
  2. Geniş pop culture fikrini burada en ilgili örnekler olan hip hop ve reggaeton’a daraltır.
  3. Konuyu kültürden zincirlerin fiziksel yapısına değiştirir.
Cevabı göster

Geniş pop culture fikrini burada en ilgili örnekler olan hip hop ve reggaeton’a daraltır.

Anlatım akışı

“more specifically” ile konuyu daraltma

“More specifically”, geniş “pop culture” kategorisini daha kesin olan “hip hop and reggaeton” alt kategorileriyle sınırlandıran bir söylem işaretleyicisidir. Dinleyiciye, ardından gelen bölümün ilgisiz yeni bir konu başlatmadığını, aynı konuyu netleştirdiğini gösterir. Yaygın bir bilgi düzeni şöyledir: geniş ifade, more specifically, kesin ayrıntı. Anlamı “daha kesin söylemek gerekirse”dir; “daha özel bir biçimde” değildir.

Alıştırma

Örnekte “more specifically” neye işaret ediyor?

  1. Konuşmacı geniş bir kategoriyi daha kesin bir kategoriyle sınırlandırıyor.
  2. Konuşmacı ilgisiz bir konuya geçiyor.
  3. Konuşmacı iki şeyin ne kadar özel olduğunu karşılaştırıyor.
Cevabı göster

Konuşmacı geniş bir kategoriyi daha kesin bir kategoriyle sınırlandırıyor.

Just about every song that has a music video Kalıp ifadeler

6:27

Klibi olan neredeyse her şarkıda

Kalıp ifadeler

“just about every” ile neredeyse bütünü anlatma

“Just about every”, “neredeyse her” anlamına gelir. Bir durumun grubun neredeyse bütün üyeleri için doğru olduğunu belirtirken az sayıda istisnaya yer bırakır; sözcüklerin “yalnızca herkes hakkında” şeklindeki düz anlamlı birleşimi değildir. “Just about”, “every” niceleyicisini niteler. Ortaya çıkan ifadenin ardından yine “just about every song” örneğinde olduğu gibi tekil ve sayılabilen bir isim gelir.

Alıştırma

Cümleyi “neredeyse her” anlamındaki üç sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: ____ seat was occupied, but two seats in the back were empty.

Cevabı göster

Just about every

will have a rapper with a Miami Cuban link chain.

6:31

Miami usulü Küba baklalı zincir takan bir rapçi görülür.

It's become in a way like a status symbol. Kelime

6:34

Bir bakıma statü sembolüne dönüştü.

Kelime

status symbol: Sosyal konumun görünür işareti

Bu cümlede status symbol, sahip olunması zenginliği, saygınlığı veya değer verilen bir sosyal gruba üyeliği görünür biçimde düşündüren bir nesne anlamına gelir. Buradaki status, bir cihazın durumu veya sosyal medya güncellemesi değil, sosyal konumdur. X has become a status symbol kalıbı, bir şeyin bu sosyal anlamı sonradan kazandığını anlatır. Genellikle bir kültürün veya grubun neyi başarı kanıtı saydığı hakkında yorum yapar; nesnenin her yerde aynı anlamı taşıdığını iddia etmez.

Alıştırma

Cümleyi “sosyal saygınlığı gösteren bir nesne” anlamındaki iki sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: For some collectors, the limited-edition watch is a ____.

Cevabı göster

status symbol

We have customers that want to match their Rolexes

6:38

Rolex saatlerini

to their chains.

6:42

zincirleriyle uyumlu hâle getirmek isteyen müşterilerimiz var.

These versions are often decked out with diamonds, Öbek fiiller

6:43

Bu modeller genellikle elmaslarla bezeniyor,

Öbek fiiller

decked out with: Bir şey kullanılarak gösterişli biçimde süslenmiş

Decked out with, with sözcüğünden sonra belirtilen şeylerle gösterişli veya dikkat çekici biçimde süslenmiş olmak demektir. Burada elmaslar göz alıcı süsler olarak eklenmiştir; out hareket ya da konum bildirmez. Yapı be decked out with + süs eşyaları veya süsleme malzemeleridir. Be decorated with ifadesinden daha canlıdır ve genellikle çok sayıda, parlak veya etkileyici ayrıntı düşündürür.

Alıştırma

Cümleyi “sayılan nesneler kullanılarak gösterişli biçimde süslenmiş” anlamındaki canlı İngilizce ifadeyle tamamlayın: The stage was ____ flowers and gold streamers.

Cevabı göster

decked out with

which naturally makes them pricier.

6:46

bu da doğal olarak onları daha pahalı yapıyor.

But Gus doesn't see demand slowing for chains like this

6:48

Ancak Gus, böyle zincirlere olan talebin

or the more modest ones.

6:51

ya da daha sade modellere olan ilginin azalacağını düşünmüyor.

Right now, as of March of 2021, Kalıp ifadeler

6:53

Şu anda, Mart 2021 itibarıyla,

Kalıp ifadeler

as of March of 2021: zaman referansı belirleme

“As of + tarih/saat”, bilginin hangi zamana kadar güncel veya geçerli olduğunu belirler. Buradaki üretim rakamları kalıcı bir gerçeği değil, Mart 2021’deki durumu anlatır. Bu yapı, “Bu bilgi hangi zaman noktasında doğrudur?” sorusunu yanıtlar. Bir eylemin o tarihte başladığını veya sonrasında devam ettiğini tek başına göstermez.

Alıştırma

Rakamların belirtilen tarihe kadar güncel olduğunu anlatan iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The figures are accurate ____ June 30, 2024.

Cevabı göster

as of

we are pumping anywhere from 10 to 15 kilos in 5 days, Dilbilgisi

6:58

beş günde 10 ila 15 kilo üretim yapıyoruz,

Dilbilgisi

anywhere from 10 to 15 kilos: değişken bir aralık verme

“Anywhere from A to B”, kesin miktar değişebildiğinde aralığın alt ve üst sınırını verir. Burada beş günlük üretim 10 kilo kadar düşük veya 15 kilo kadar yüksek olabilir. Anywhere burada yer belirtmez. Aralık içindeki farklı değerlerin mümkün olduğu anlamını ekler; from alt sınırı, to ise üst sınırı tanıtır.

Alıştırma

Değişken bir aralığı vurgulayan ifadeyle cümleyi tamamlayın: Depending on the season, delivery can take ____ two to six weeks.

Cevabı göster

anywhere from

so per 5 weeks.

7:02

yani her beş haftada bir.

And we still can't keep up with the demand. Öbek fiiller

7:04

Yine de talebe yetişemiyoruz.

Öbek fiiller

keep up with the demand: talebe yetişmek

Keep up with the demand, devam eden veya artan talebi karşılayacak kadar üretim ya da kapasiteyi sürdürmek anlamına gelir. Kalıp keep up with + değişen hedef şeklindedir. Can't keep up with the demand ifadesinde still ve can't, üretimin müşterilerin istediği seviyenin hâlâ gerisinde kaldığını gösterir; talebi değişmeden tutmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “yükselen bir seviyeye yetişmeye devam etmek” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Orders are rising so fast that our factory can't ____ demand.

Cevabı göster

keep up with

We still have a wait time of 5 to 7 weeks.

7:07

Hâlâ beş ila yedi haftalık bekleme süremiz var.

This, Dilbilgisi

7:10

Bu durum,

coupled with the steep price of gold,

7:11

altının yüksek fiyatıyla birleştiğinde,

means prices likely won't drop anytime soon.

7:13

fiyatların yakın zamanda düşmeyeceği anlamına geliyor.

Dilbilgisi

This, coupled with X, means Y: bu durum X ile birleşince Y anlamına gelir

This, coupled with X, means Y yapısında This dil bilgisel öznedir ve means ana fiildir. Coupled with X, virgüllerle ayrılmış bir geçmiş zaman ortacı öbeğidir ve This ile belirtilen olguyla bağlantılı ikinci bir etken ekler. Bu yapı, konuşanın önceki bir olguyu yeni bir etkenle birleştirip ortak sonucu belirtmesini sağlar. Eklenen öbek sıralı bir özne olmadığı için tekil This öznesi mean değil means alır.

Alıştırma

Cümleyi dersteki iki sözcüklü analitik bağlayıcıyla tamamlayın: The staff shortage, ____ a surge in orders, means deliveries will be late.

Cevabı göster

coupled with

My favorite part of the process

7:17

Sürecin en sevdiğim kısmı

has to be the polishing.

7:18

kesinlikle parlatma aşaması olmalı.

It's when you see a beautiful piece of metal

7:20

Güzel bir metal parçasının

end up as a beautiful piece of jewelry. Öbek fiiller

7:23

güzel bir mücevhere dönüşmesini o zaman görüyorsunuz.

Öbek fiiller

end up as: bir süreçten sonraki nihai kimlik veya biçim

Bu cümlede end up as, bir sürecin nihai sonucunu gösterir: metal işlenir ve sonunda takı biçimini alır. End up sürecin varış noktasını öne çıkarır, as ise o noktada ulaşılan kimliği veya biçimi tanıtır. Aktarılabilir kalıp özne + end up as + isim öbeğidir.

Alıştırma

Sürecin nihai sonucunu vurgulayan, dersteki üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: What began as a class project could ____ a successful business.

Cevabı göster

end up as

So, plus it's the last step,

7:27

Üstelik bu son aşama,

so that means we're done.

7:29

yani işimiz bitmiş oluyor.