Thor çekicini nasıl elde etti? - Scott A. Mellor: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
709 kelime 162 kel/dk

Video özeti: İskandinav mitinin bu anlatımı, Sif’in saçını keserek verdiği zararı düzeltmeye çalışan Loki’yi izliyor. Kurduğu plan iki cüce ailesini karşı karşıya getiriyor, tanrılar için altı hazinenin yapılmasını sağlıyor ve kısa sapına rağmen Mjolnir’in en iyi armağan seçilmesiyle sonuçlanıyor. Loki bir sözcük oyunuyla başını kaybetmekten kurtulsa da aldatmacaları nedeniyle cezalandırılıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. had seemed like a funny prank at the time, but now — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Geçmişe dönük bu karşıtlığın, anlatıyı önceki bir değerlendirmeden şimdiki sonuçlara nasıl taşıdığını fark edebilirsiniz. Kalıp; bir davranışın eskiden zararsız, mantıklı veya eğlenceli göründüğünü, ancak sonuçları ortaya çıkınca farklı bir anlam kazandığını anlatmak için uyarlanabilir. 2. Mjolnir would never shatter, never miss its mark, and always return to Thor's hand when thrown. — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Paralel yan cümlelerin ve dengeli never, never, always dizisinin üç gücü nasıl açık ve akılda kalıcı hâle getirdiğini görebilirsiniz. Benzer paralelliklerle bir nesnenin özelliklerini, bir karakterin yeteneklerini ya da bir savın ana noktalarını düzenli, anlaşılır ve vurgulu biçimde sunabilirsiniz. 3. the irony was not lost on the — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Bu ifade, söz konusu kişilerin ironik çelişkiyi gözden kaçırmadığını, aksine bütünüyle fark ettiğini belirtir. Loki’nin hilesinin hem kendi cezasına yol açması hem de tanrılara hazineler kazandırması gibi, sonucun başlangıçtaki niyetle anlamlı biçimde çatıştığı durumlarda tanınabilir ve kullanılabilir.

Bu derste

Loki, the mischief-maker, was writhing uncomfortably in Thor's iron grip. Notlar

0:07

Fesatlık tanrısı Loki, Thor'un demir gibi pençesinde rahatsızca kıvranıyordu.

Dilbilgisi

the mischief-maker: addan sonra gelen açıklayıcı isim öbeği

the mischief-maker, Loki ile aynı kişiyi belirten açıklayıcı bir isim öbeğidir. Loki'yi kısaca sorun çıkaran biri olarak tanımlar; ikinci bir özne değildir. Ad, açıklama, ... kalıbı, ana cümle devam etmeden önce ek bilgi yerleştirmeyi sağlar. Virgüller açıklamayı ayırır ve was writhing fiilinin öznesi Loki olarak kalır.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: Mia, our fastest runner, won the race. our fastest runner ifadesinin görevi nedir?

  1. Yarışı kazanan ikinci bir koşucuyu tanıtır.
  2. Yarışın nerede yapıldığını açıklar.
  3. Mia'yı belirtir ve onun hakkında kısa bir açıklama ekler.
Cevabı göster

Mia'yı belirtir ve onun hakkında kısa bir açıklama ekler.

Deyimler

in Thor's iron grip: son derece sıkı bir kavrayış

Burada iron, Thor'un kavrayışının gücünü mecaz yoluyla anlatır. Loki, kaçması zor olacak kadar sıkı tutulmaktadır; ortada demirden yapılmış bir nesne yoktur. An iron grip yalnızca fiziksel bir tutuşu değil, bir kişi, grup veya durum üzerindeki çok güçlü kontrolü de anlatabilir.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: The director kept an iron grip on every decision. iron grip ne anlatıyor?

  1. Yönetici her kararı demir bir aletle alıyordu.
  2. Yönetici her kararı çok sıkı biçimde kontrol ediyordu.
  3. Yönetici herkese tamamen özgürlük tanıyordu.
Cevabı göster

Yönetici her kararı çok sıkı biçimde kontrol ediyordu.

The previous night, while the rest of the gods slept,

0:13

Önceki gece, diğer tanrılar uyurken,

he'd snuck up on Thor's wife, Sif, Öbek fiiller

0:16

gizlice Thor'un karısı Sif'in yanına sokulmuş

and shorn off her beautiful hair. Kelime

0:18

ve onun güzel saçlarını kesmişti.

Öbek fiiller

he'd snuck up on: fark edilmeden yaklaşmak

he'd snuck up on ifadesinde he'd, he had anlamındadır ve snuck, sneak fiilinin geçmiş zaman ortacıdır. Birlikte past perfect yapısını kurar ve bu eylemin hikâyedeki başka bir geçmiş eylemden önce gerçekleştiğini gösterir. Sneak up on someone, birine fark ettirmeden sessizce veya gizlice yaklaşmak demektir. up, bu öbek fiilin bir parçasıdır; yukarı doğru hareket anlamına gelmez.

Alıştırma

“He snuck up on the guard” ne anlama gelir?

  1. Muhafıza fark edilmeden sessizce yaklaştı.
  2. Muhafızın üst tarafındaki bir yere tırmandı.
  3. Muhafıza uzaktan açıkça seslendi.
Cevabı göster

Muhafıza fark edilmeden sessizce yaklaştı.

Kelime

shorn off her beautiful hair: saçı kesip almanın edebî ifadesi

Shorn, shear fiilinin geçmiş zaman ortacıdır. he'd snuck ... and shorn ... şeklindeki sıralı yapıda had, iki geçmiş zaman ortacı için de geçerlidir; bu nedenle shorn off her beautiful hair, onun saçlarını keserek ortadan kaldırdığı anlamına gelir. Shear özellikle yün veya saç kesmekle ilişkilidir ve geniş çaplı ya da sert bir kesip çıkarma izlenimi verebilir. Burada shorn, mitolojik anlatıma sıradan cut sözcüğünden daha edebî ve eski bir hava verir.

Alıştırma

Bu hikâyede “shorn off her beautiful hair” ifadesine en uygun açıklama hangisidir?

  1. Saçları doğal olarak kısaldı.
  2. Anlatıcı, saçının kesilerek alındığını söylemek için edebî bir sözcük kullanıyor.
  3. Saçları güzel bir model verilerek düzenlendi.
Cevabı göster

Anlatıcı, saçının kesilerek alındığını söylemek için edebî bir sözcük kullanıyor.

It had seemed like a funny prank at the time, Anlatım akışı

0:21

O sırada komik bir şaka gibi görünmüştü,

but now Thor was about to break every bone in his body. Dilbilgisi

0:23

ama şimdi Thor onun vücudundaki her bir kemiği kırmak üzereydi.

Anlatım akışı

had seemed ... at the time, but now: önceki bir bakıştan şimdiki duruma

Had seemed ... at the time, hikâyenin daha sonraki bir noktasından geçmişe bakar ve şakanın o sırada nasıl göründüğünü anlatır. İngilizcedeki past perfect biçimi had seemed daha önceki bakış açısını gösterir; at the time ise bu değerlendirmeyi geçmişteki o anla sınırlar. But now anlatıyı hikâyedeki şu ana taşır ve çok farklı, ciddi bir sonucu tanıtır. İki bölüm birlikte, o zaman zararsız görünen şey ile şimdi ciddi olan durumu karşılaştırarak anlatıda belirgin bir dönüş yaratır.

Alıştırma

Bu cümlede had seemed ... at the time, but now ne işe yarar?

  1. Şakanın şimdi de zararsız göründüğünü gösterir.
  2. Önceki bir izlenim ile hikâyenin şu anındaki ciddi bir sonucu karşılaştırır.
  3. Şakanın ve sonucun tam olarak aynı anda gerçekleştiğini söyler.
Cevabı göster

Önceki bir izlenim ile hikâyenin şu anındaki ciddi bir sonucu karşılaştırır.

Dilbilgisi

was about to break: gerçekleşmesine çok az kalmış bir eylem

Was about to break, be about to + fiilin yalın hâli yapısını kullanır. Geçmişteki o anda eylemin neredeyse hemen gerçekleşmesinin beklendiğini anlatır ve olayın çok yaklaştığına dair güçlü bir his verir. Be biçimi zamana ve özneye göre değişir: was about to break, is about to leave ve were about to begin. Buradaki about, hakkında anlamındaki edat değildir; sabit be about to yapısının bir parçasıdır.

Alıştırma

Cümleyi be about to yapısının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The glass ____ fall, so I caught it.

Cevabı göster

was about to

Loki had to think of some way to fix what he'd done.

0:28

Loki, yaptığını düzeltmek için bir yol düşünmek zorundaydı.

Yet who could replace Sif's matchless hair, golden like a field of summer wheat? Notlar

0:31

Yine de Sif'in yaz buğdayı tarlası gibi altın sarısı, eşsiz saçlarının yerini kim doldurabilirdi?

Anlatım akışı

Yet who could replace ...?: merak uyandıran retorik soru

Bu anlatı sorusunda who could replace ...? retorik bir sorudur; anlatıcı dinleyiciden yanıt beklemek için durmaz. Sif'in eşsiz saçını geri getirmeyi neredeyse imkânsız bir sorun gibi sunar ve çözüm açıklanmadan önce merak yaratır. Yet, soruyu daha önce belirtilen güçlüğe bağlar. Önce sorunu ortaya koyup sonra çarpıcı bir soru sormak ve ardından yanıtı vermek, anlatıyı sorundan çözüme taşır.

Alıştırma

Yet who could replace ...? ifadesinin anlatıdaki temel işlevi nedir?

  1. Dinleyicilerden kendi saçlarını vermelerini istemek.
  2. Sorunun asla çözülemeyeceğini kanıtlamak.
  3. Olası bir çözüm tanıtılmadan önce merak yaratmak.
Cevabı göster

Olası bir çözüm tanıtılmadan önce merak yaratmak.

Deyimler

golden like a field of summer wheat: görsel bir benzetme

Burada golden saçı betimler, like ise karşılaştırmada kullanılan görüntüyü tanıtır. Bu ifadede like, “benzer” veya “gibi” anlamına gelir; “hoşlanmak” anlamındaki fiil değildir. Saçı yazın olgunlaşmış buğdayla karşılaştıran benzetme, yalnızca bir rengin adını vermek yerine sıcaklık, parlaklık ve geniş bir altın sarısı manzara hissi katar. Yeniden kullanılabilecek yapı sıfat + like + somut görüntüdür ve betimlemeyi daha canlı hâle getirir.

Alıştırma

Hangi cümle, renk hakkında görsel bir benzetme yapmak için like kullanıyor?

  1. Her scarf liked the red leaves of autumn.
  2. Her scarf was red, and she liked autumn.
  3. Her scarf was red like the last leaves of autumn.
Cevabı göster

Her scarf was red like the last leaves of autumn.

The dwarves.

0:36

Cüceler.

Their legendary smiths could make anything.

0:38

Onların efsanevi demircileri her şeyi yapabilirdi.

So Loki rushed to their realm, Kelime

0:41

Böylece Loki onların diyarına koştu,

deep within the mountains of the earth.

0:43

yeryüzündeki dağların derinliklerine.

Kelime

rushed to their realm: efsanevi bir varış yeri

rushed to their realm ifadesinde rushed to, oraya çok hızlı gittiğini; their realm ise onlarla ilişkilendirilen ülke ya da dünyayı anlatır. Realm, bir hükümdarın yönettiği krallığı veya bir halkın yaşadığı ayrı bir dünyayı düşündürebilir. Burada realm, varış yerine masalsı ve efsanevi bir büyüklük kazandırır. Burası yalnızca bir oda ya da küçük bir alan değildir; kendine özgü kimliği olan bütün bir diyar olarak sunulur.

Alıştırma

Hangi cümlede realm efsanevi bir varış yeri için doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. Please put your pencil in the realm next to your notebook.
  2. I parked my bicycle in a realm beside the store.
  3. The travelers entered a hidden realm ruled by an ancient queen.
Cevabı göster

The travelers entered a hidden realm ruled by an ancient queen.

Even before he arrived, Anlatım akışı

0:45

Daha oraya varmadan,

Anlatım akışı

Even before he arrived: vurgulanan başlangıç zaman çerçevesi

Even before he arrived, cümlenin başında kullanılan bir zaman yan cümlesidir. Önce zaman çerçevesini kurar ve dinleyiciye ardından gelen ana olayı onun varışından daha önceye yerleştirmesini söyler. Böylece yeni olay açıklanmadan önce anlatının zaman sırası düzenlenir. Before olayların sırasını belirler; even ise vurgu ekler. Ardından gelen durumun yalnızca onun varışından önceki belirsiz bir zamanda değil, beklenenden daha erken bir anda zaten geçerli veya devam ediyor olduğunu anlatır. Virgül, bu başlangıç zaman çerçevesinin bittiğini gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede başlangıçtaki zaman çerçevesi neyi vurguluyor? Even before the shop opened, customers were waiting outside.

  1. Müşteriler beklenenden daha erken bir zamanda zaten bekliyordu.
  2. Müşteriler ancak mağaza açıldıktan sonra beklemeye başladı.
  3. Müşteriler tam mağaza açıldığı anda beklemeye başladı.
Cevabı göster

Müşteriler beklenenden daha erken bir zamanda zaten bekliyordu.

the wily Loki was already scheming Kelime

0:46

kurnaz Loki çoktan planlar yapıyordu,

Kelime

the wily Loki: zeki ama hileci Loki

the wily Loki ifadesindeki wily, Loki'yi istediğini elde etmek için hileleri ve planları ustaca kullanan biri olarak anlatır. Bu, sadece zeki anlamına gelen tarafsız bir sözcük değildir; kişinin aldatıcı veya güvenilmesi zor olabileceğini düşündürür. İsmin önündeki bu sıfat, anlatıcının karakter hakkındaki değerlendirmesini doğrudan gösterir. Zekâ strateji ya da hile içeriyorsa wily + person/animal yapısını kullanabilirsin.

Alıştırma

a wily person ifadesine en uygun durum hangisidir?

  1. Bir bebek bütün öğleden sonra huzurla uyur.
  2. Bir öğrenci yeni bir şarkıyı çok hızlı öğrenir.
  3. Bir müzakereci, anlaşmayı kabul etmeleri için iki tarafı da gizlice kandırır.
Cevabı göster

Bir müzakereci, anlaşmayı kabul etmeleri için iki tarafı da gizlice kandırır.

how he would get the dwarves to do his bidding. Notlar

0:49

cücelere istediklerini nasıl yaptıracağı üzerine.

Dilbilgisi

get the dwarves to do: get + kişi + to + fiil

get the dwarves to do ifadesindeki get, almak değil, birini harekete geçirmek ya da ikna etmek anlamına gelir. get + kişi + to + fiilin yalın hâli yapısı, birinin rica, ikna, düzenleme veya başka bir yöntemle başka bir kişinin eylemde bulunmasını başardığını anlatır. Eylem fiilinden önce to kullanılmalıdır: get the dwarves to do. Yapının kendisi hangi yöntemin kullanıldığını söylemez; bunu çevredeki bağlam gösterir.

Alıştırma

Cümleyi get someone to do yapısının geçmiş zamanıyla tamamla. Eylemi yapan kişi olarak Alex'i kullan: Maya needed help, so she ____ carry the box.

Cevabı göster

got Alex to

Deyimler

do his ... bidding: onun emirlerini yerine getirmek

Vurgulanan do his sözleri, kalıp ifade do his bidding'in başlangıcıdır. Burada “onun emirlerini ya da isteklerini yerine getirmek” anlamına gelir; açık artırmada teklif vermek demek değildir. Kalıp do + iyelik biçimi + bidding şeklindedir: do my bidding, do their bidding, do the king's bidding. Bu ifade, bir kişinin diğerini çoğu zaman otorite ya da manipülasyon yoluyla yönlendirdiğini gösterir.

Alıştırma

Cümleyi “onun isteklerine itaat etmek” anlamındaki kalıp ifadeyle tamamlayın: The cruel governor expected every guard to ____.

Cevabı göster

do his bidding

He decided that his best bet was to pit two families against each other. Notlar

0:52

En iyi şansının iki aileyi birbirine düşürmek olduğuna karar verdi.

Deyimler

his best bet: onun en umut verici seçeneği

His best bet, onun işe yarama olasılığının en yüksek olduğunu düşündüğü seçim anlamına gelir. Best bet burada mecazidir; gerçek bir kumar söz konusu değildir. Someone's best bet çoğu zaman someone's best bet is + to + fiil veya + isim öbeği kalıbında kullanılır: Your best bet is to call ahead. Kesin bir sonucu değil, en umut verici pratik seçeneği gösterir.

Alıştırma

Öneriyi “en umut verici seçeneğimiz” anlamındaki deyimle tamamlayın: Because the roads are flooded, taking the train is ____.

Cevabı göster

our best bet

Kalıp ifadeler

pit two families against each ... other: pit A against B kalıbı

Vurgulanan sözlerin ardından other gelir ve tam ifade pit two families against each other olur. Bu, A ile B'yi rekabete veya çatışmaya sokmak anlamındaki pit A against B kalıbıdır. Burada pit, “çukur” anlamındaki isim değil, fiildir. Çoğu zaman iki tarafın dışındaki bir kişinin çatışmayı kasıtlı olarak düzenlediğini veya körüklediğini düşündürür.

Alıştırma

Hangi cümlede pit A against B, “iki tarafı rekabete veya çatışmaya sokmak” anlamında doğru kullanılmıştır?

  1. The organizer pitted the two finalists with each other.
  2. The organizer pitted the two finalists against each other.
  3. The organizer put the two finalists in a deep pit.
Cevabı göster

The organizer pitted the two finalists against each other.

He first visited the masterful sons of Ivaldi. Kültür

0:57

Önce Ivaldi'nin usta oğullarını ziyaret etti.

Kültür

masterful sons of Ivaldi: soya dayalı bir grup unvanı

Sons of Ivaldi ifadesindeki of Ivaldi, grubu babaları üzerinden tanımlar: Onlar Ivaldi'nin oğullarıdır ve burada hünerli zanaatkârlardan oluşan bir aile olarak sunulurlar. Bu ifade, okuyucunun kimin hangi aileye ait olduğunu hızla anlamasını sağlar. Sons of + ad kalıbı; mit, destan ve fantastik eserlerde karakterleri soy veya aile bağına göre düzenlemek için sık görülür. Burada masterful, “çok hünerli” anlamındadır; başkalarını kontrol ettiklerini değil, zanaattaki ustalıklarını anlatır.

Alıştırma

Bu mitolojik cümlede sons of Ivaldi okuyucuya esas olarak ne anlatır?

  1. Ivaldi'nin yaptıkları zanaatın adı olduğunu
  2. Grubun Ivaldi'nin soyundan gelmesiyle tanımlandığını
  3. Grubun Ivaldi adlı bir yerde eğitim gördüğünü
Cevabı göster

Grubun Ivaldi'nin soyundan gelmesiyle tanımlandığını

He told them that their rivals, a pair of brothers named Brokk and Eitri,

1:01

Onlara, rakipleri olan Brokk ve Eitri adlı iki kardeşin,

had claimed that they were the best craftsmen in the world and were determined to prove it in a competition. Notlar

1:05

dünyanın en iyi zanaatkarları olduklarını iddia ettiklerini ve bunu bir yarışmada kanıtlamaya kararlı olduklarını söyledi.

Kelime

had claimed that: bir ifadeyi henüz kanıtlanmamış bir iddia olarak sunmak

Bu cümlede claim that, bir şeyin doğru olduğunu iddia etmek anlamına gelir. Dünyanın en iyi zanaatkârları oldukları düşüncesi, anlatıcının doğruladığı bir gerçek olarak değil, onların kendi iddiası olarak sunulur. Bu nedenle bir ifade tartışmalıysa veya kanıt gerektiriyorsa claim, tarafsız say fiilinden daha uygundur. Yapı claim that + yan cümledir. Claim burada tam bir ifadeyi başlattığı için bir şeyi talep etmek veya teslim almak anlamına gelmez. had claimed, past perfect biçimidir. İddiayı geçmişteki başka bir zaman veya olaydan önceye yerleştirir.

Alıştırma

Hangi cümlede claim that, henüz kanıtlanmamış bir iddiayı sunmak için kullanılmıştır?

  1. The team said that the meeting began at noon.
  2. The team claimed its lost robot at the front desk.
  3. The team claimed that its robot could clean a whole house in ten minutes.
Cevabı göster

The team claimed that its robot could clean a whole house in ten minutes.

Kalıp ifadeler

were determined to prove it: bir şeyi kanıtlamaya kesin karar vermek

Bu cümlede were determined to prove it, iddialarının doğru olduğunu göstermeye kesin olarak karar verdikleri anlamına gelir. Bu ifade güçlü bir amaç ve denemeye devam etme isteği bildirir. Yapı be determined to + fiilin yalın hâlidir. Burada were, çoğul özne they ile uyumludur ve prove fiilin yalın hâlidir. Determined onların zihinsel durumunu anlatır; başkası tarafından kararlaştırıldıkları anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi be determined to ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After two failed attempts yesterday, Lena ____ solve the puzzle before dinner.

Cevabı göster

was determined to

The rules were that each family had to create three gifts for the gods, Dilbilgisi

1:12

Kurallara göre her aile tanrılar için üç hediye yaratmak zorundaydı,

Dilbilgisi

The rules were that + tam bir yan cümle

The rules were that, bir kurallar bütününün içeriğini tanıtır. That sözcüğünden sonraki tam yan cümle, each family had to create three gifts for the gods, kuralların ne gerektirdiğini açıklar; ayrı ve bağımsız bir cümle değildir. Tek bir kural için The rule was that ..., bir kurallar bütünü içinse The rules were that ... kullanılır. Bu kalıp oyun kurallarını, süreçleri ve diğer gereklilikleri açıklarken kullanışlıdır.

Alıştırma

Müze gezisi kuralını The rules were that kalıbıyla tamamlayın: The rules ____ everyone had to stay with the group.

Cevabı göster

were that

including for the Ivaldis, golden hair.

1:17

buna Ivaldi'ler için altın saç da dahildi.

Then Loki visited Brokk and Eitri and told them the same thing,

1:20

Sonra Loki, Brokk ve Eitri'yi ziyaret etti ve onlara da aynı şeyi söyledi,

only now claiming that the sons of Ivaldi had issued the challenge. Notlar

1:25

tek farkla, bu kez meydan okuyanların Ivaldi'nin oğulları olduğunu iddia etti.

Anlatım akışı

only now claiming: değişen anlatımı vurgulamak

Only now claiming, okuyucuya bu iddiayı daha önce söylenenlerle karşılaştırması gerektiğini gösterir. Loki diğer tarafa da benzer bir iddiada bulunur, ancak bu kez meydan okumayı sözde kimin başlattığını değiştirir; only now, anlattığı hikâyedeki bu değişikliğe dikkat çeker. Burada only, now sözcüğüyle birlikte kullanılır; dolayısıyla az sayıyı değil, olay dizisinin bu belirli noktasını vurgular. Claiming, that yan cümlesindeki içeriği anlatıcının doğruladığı bir gerçek olarak değil, Loki'nin iddiası olarak sunar.

Alıştırma

Bu cümlede only now claiming okuyucunun neyi fark etmesine yardımcı olur? Maya had defended the plan all week, only now claiming that it was too expensive.

  1. Bu noktada öncekinden farklı bir görüş sunuyor.
  2. Plan hakkında tam olarak bir iddiada bulundu.
  3. Planın tam bu anda pahalı hâle geldiğini söylüyor.
Cevabı göster

Bu noktada öncekinden farklı bir görüş sunuyor.

Kalıp ifadeler

had issued the challenge: resmen meydan okumak

Issue a challenge, bir meydan okumayı resmen ortaya koymak veya ilan etmek demektir. Had issued the challenge ifadesinde issue, “bir belge yayımlamak veya dağıtmak” anlamına gelmez; yarışmayı ya da karşılaşmayı başlatma eylemini anlatır. Bu eşdizim, kamuya açık ve rekabetçi bağlamlarda ve daha resmî anlatımlarda yaygındır. Meydan okunan taraf, issue a challenge to another team örneğindeki gibi to ile belirtilebilir.

Alıştırma

Cümleyi issue a challenge ifadesinin basit geçmiş biçimiyle tamamlayın: At the press conference, the champion ____ to any willing opponent.

Cevabı göster

issued a challenge

But Brokk and Eitri couldn't be fooled so easily

1:29

Ama Brokk ve Eitri o kadar kolay kandırılamazdı

and only agreed to participate if Loki put his own head on the line. Deyimler

1:32

ve ancak Loki kendi kellesini ortaya koyarsa katılmayı kabul ettiler.

Literally.

1:38

Gerçek anlamda.

Deyimler

put his own head on the line. Literally.: gerçek olan bir deyim

Put something on the line genellikle önemli bir şeyi kaybetme veya ona zarar gelmesi riskini göze almak demektir. Bu yüzden put his own head on the line ilk anda “hayatını riske atmak” anlamındaki deyim gibi duyulur. Tek kelimelik Literally cümlesi yorumu değiştirir: Loki'nin başı yalnızca mecaz değildir, gerçekten kaybedebileceği bahistir. Deyimsel anlamdan gerçek anlama ani geçiş kara mizah yaratır.

Alıştırma

Buradaki ayrı Literally cümlesi neyi anlatıyor?

  1. Kaybedebileceği bahis kendi gerçek başıydı.
  2. İfade yalnızca Loki'nin güvenliğiyle ilgili genel bir riski anlatıyor.
  3. Literally yalnızca cümlenin daha resmî duyulmasını sağlıyor.
Cevabı göster

Kaybedebileceği bahis kendi gerçek başıydı.

If Brokk and Eitri won,

1:39

Eğer Brokk ve Eitri kazanırsa,

Loki would forfeit his head to them. Kelime

1:42

Loki kellesini onlara verecekti.

Kelime

would forfeit his head to: zorunlu bir sonuç olarak bir şeyi kaybetmek

To forfeit something to someone, bir kural, yenilgi, ceza veya anlaşma kaybı zorunlu bir sonuç hâline getirdiği için bir şeyi o kişiye kaptırmak demektir. Burada would forfeit his head to them, Brokk ve Eitri kazandığında Loki’nin neyi vermek zorunda kalacağını belirtir. Forfeit gönüllü bir hediyeyi anlatmaz. Yeniden kullanılabilecek yapı forfeit + kaybedilen şey + to + alıcı şeklindedir.

Alıştırma

Hangi cümlede forfeit, bir kuralın veya anlaşmanın sonucu olarak bir şeyi kaybetmek anlamında kullanılmıştır?

  1. Maya gave her bicycle to Leo as a birthday present.
  2. After losing the wager, Maya had to forfeit her bicycle to Leo.
  3. Maya could not find her bicycle after school.
Cevabı göster

After losing the wager, Maya had to forfeit her bicycle to Leo.

Loki had no choice but to agree, Dilbilgisi

1:45

Loki'nin kabul etmekten başka çaresi yoktu,

Dilbilgisi

had no choice but to agree: başka seçeneği olmamak

Had no choice but to agree, kabul etmenin mevcut tek seçenek olduğu anlamına gelir. İfade, eylemi Loki’nin mutlaka istediği bir şey olarak değil, durumun zorladığı bir eylem olarak sunar. Yapı have/has/had no choice but to + fiilin yalın hâli şeklindedir. Bu yapıda but karşıtlık kurmak yerine except anlamına gelir ve agree, to’dan sonra yalın hâlde kalır.

Alıştırma

Cümleyi “başka seçenek yoktu” anlamındaki tam ifadeyle tamamlayın: The bridge was closed, so we ____ take the long way home.

Cevabı göster

had no choice but to

and to save himself, Dilbilgisi

1:48

ve kendini kurtarmak için,

had to find a way to make sure the sons of Ivaldi emerged victorious. Kelime

1:49

Ivaldi'nin oğullarının galip gelmesini sağlamanın bir yolunu bulmalıydı.

Dilbilgisi

to save himself: ana eylemden önce amaç bildiren to + fiil yapısı

To save himself, amaç bildiren bir to + fiil yapısıdır. Kişinin neden bir yol bulmak zorunda olduğunu açıklar: kendini kurtarmak, sonraki eylemin amacıydı; olay sırasındaki ayrı bir eylem değildi. Amaç bildiren bu yapı, motivasyonu önce sunmak için ana cümleden önce gelebilir: To + fiilin yalın hâli, ..., ana cümle. Yapının örtük eyleyeni normalde ana cümlenin öznesidir.

Alıştırma

“To stay dry, Lena carried an umbrella.” cümlesinde “To stay dry” ne işe yarar?

  1. Şemsiyeyi betimler.
  2. Lena’nın şemsiye taşıma amacını belirtir.
  3. Lena’nın şemsiyeyi taşımadan önce kuru kaldığını söyler.
Cevabı göster

Lena’nın şemsiye taşıma amacını belirtir.

Kelime

emerged victorious: won demenin resmî bir yolu

Emerged victorious ifadesinde emerge, fiziksel olarak “ortaya çıkmak” değil, “bir süreçten veya yarışmadan belirli bir sonuçla çıkmak” anlamına gelir. Victorious, öznenin son durumunu anlatan bir sıfattır; bu yüzden ifade “sonunda kazandı” veya “kazanan oldu” demektir. İfade, bir mücadele, yarışma, seçim veya başka bir zorluğun ardından ortaya çıkan sonuca dikkat çeker. Yalnızca won demekten daha resmî, dramatik veya anlatısal bir tonu vardır.

Alıştırma

“Sonunda kazandı” anlamına gelen resmî iki sözcüklü ifadeyi kullanarak İngilizce cümleyi tamamlayın: After a difficult debate tournament, Mia ____.

Cevabı göster

emerged victorious

Both sets of dwarves got to work. Kalıp ifadeler

1:54

Her iki cüce grubu da işe koyuldu.

Kalıp ifadeler

got to work: çalışmaya başladı

Get to work, “çalışmaya başlamak” veya “görevi yapmaya koyulmak” demektir. Bu cümlede got, get fiilinin geçmiş zaman biçimidir; bu nedenle got to work hazırlıktan eyleme geçildiğini gösterir. Burada get to work ifadesini bir bütün olarak anlayın. “İş yerine varmak” anlamına gelmez.

Alıştırma

Hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: The plans are ready, so let's ____.

Cevabı göster

get to work

Eitri set Brokk to man the bellows and told him not to stop for any reason Notlar

1:56

Eitri, Brokk'u körüğün başına geçirdi ve ona ne sebeple olursa olsun durmamasını söyledi,

or the treasures would be ruined.

2:02

yoksa hazineler mahvolurdu.

Kelime

man the bellows: fiil olarak man

man the bellows ifadesinde man, “bir ekipmanı çalıştırmak” veya “bir görev yerinde kalıp sorumlu olmak” anlamına gelen bir fiildir. Bellows sözcüğü ateşe hava üfleyen bir körüğü anlatır; dolayısıyla Brokk'a bu aracı çalıştırmayı sürdürmesi söylenir. Bu fiil, ekipmanın sorumluluğunu üstlenmeyi anlatır. Görevlinin erkek olduğunu belirtmez.

Alıştırma

Hangi cümlede man, “bir yeri işletmek veya o görev yerinden sorumlu olmak” anlamında fiil olarak kullanılmıştır?

  1. Two crew members will man the control room tonight.
  2. Two crew members will leave the control room tonight.
  3. Two crew members will clean the control room tonight.
Cevabı göster

Two crew members will man the control room tonight.

Dilbilgisi

not to stop ... or ... would be ruined: or ile “yoksa” anlamı

tell someone not to do something kalıbı, birine bir şeyi yapmamasını söyleyen olumsuz bir yönerge verir. Burada told him not to stop for any reason, hangi gerekçeyle olursa olsun durmasının yasak olduğu anlamına gelir. or'dan sonraki yan cümle, yönergeye uyulmazsa ne olacağını belirtir. Bu uyarı kalıbında or, seçenek sunmak yerine “yoksa” anlamına gelir: durma, yoksa hazineler mahvolur.

Alıştırma

Hangi cümlede or, bir yönergeden sonra “yoksa” anlamında kullanılmıştır?

  1. Keep the door closed, or the dog will get out.
  2. You can use the front door or the back door.
  3. She closed the door, and the dog stayed inside.
Cevabı göster

Keep the door closed, or the dog will get out.

Soon a strange black fly flew into the room.

2:04

Kısa süre sonra odaya tuhaf siyah bir sinek uçtu.

As a piece of pigskin was placed in the forge, Dilbilgisi

2:07

Ocağa bir parça domuz derisi yerleştirildiğinde,

the fly stung Brokk's hand, but he didn't flinch. Kalıp ifadeler

2:10

sinek Brokk'un elini soktu ama o istifini bozmadı.

Dilbilgisi

As a piece of pigskin was placed: as ile zamansal arka plan

Burada as, “-dığında” veya “-iken” anlamına gelir. as yan cümlesi, domuz derisinin ocağa yerleştirilmesini zaman bakımından arka plan yaparken sonraki ana cümle merkezdeki olayı anlatır. İki olayın zamanda örtüştüğünü gösterir: sinek Brokk'un elini sokarken domuz derisi ocağa yerleştiriliyordu. Bağlam, derinin yerleştirilmesini sineğin sokmasının nedeni olarak sunmaz; bu yüzden as burada “çünkü” anlamına gelmez.

Alıştırma

“As the lights went out, everyone became silent,” cümlesinde as ne işe yarar?

  1. Işıkları herkesle karşılaştırır.
  2. Işıkların neden takıldığını açıklar.
  3. Ana olayla zamanda örtüşen bir arka plan sunar.
Cevabı göster

Ana olayla zamanda örtüşen bir arka plan sunar.

Kalıp ifadeler

didn't flinch: acı veya baskı karşısında geri çekilmemek

Flinch, acı, korku ya da şaşkınlık nedeniyle küçük ve ani bir hareket yapmak, yani irkilmek demektir. Burada he didn't flinch, sinek Brokk'u soktuğunda onun aniden geri çekilmediğini anlatır. Bu ifade tehdit, eleştiri veya baskı karşısında duygusal olarak geri adım atmamak anlamına da gelebilir. Bağlam, vurgunun fiziksel tepki, iç kararlılık veya her ikisi üzerinde mi olduğunu gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle, eleştirildiğinde sağlam durduğunu ve geri adım atmadığını ifade eder?

  1. Even when the crowd criticized her, she didn't speak loudly.
  2. Even when the crowd criticized her, she didn't flinch.
  3. Even when the crowd criticized her, she didn't change the subject.
Cevabı göster

Even when the crowd criticized her, she didn't flinch.

Next, while Eitri worked a block of gold, Kelime

2:13

Daha sonra, Eitri bir altın kütlesini işlerken,

the fly bit Brokk on the neck.

2:16

sinek Brokk'u boynundan ısırdı.

Kelime

worked a block of gold: bir malzemeyi işlemek

worked a block of gold ifadesinde work geçişli bir fiildir; bu nedenle malzeme fiilin doğrudan nesnesidir. Beceri veya araç kullanarak altını işlemek, biçimlendirmek ya da şekle sokmak anlamına gelir. Bu anlam metal, ahşap, kil ve taş gibi malzemelerle yaygındır. work + malzeme + into + biçim yapısı, work the clay into a bowl örneğinde olduğu gibi sonucu belirtebilir.

Alıştırma

Hangi cümlede work ‘bir malzemeyi işlemek veya biçimlendirmek’ anlamındadır?

  1. The potter worked the clay into a smooth bowl.
  2. The potter worked at the studio until noon.
  3. The potter worked for a local art school.
Cevabı göster

The potter worked the clay into a smooth bowl.

The dwarf carried on. Öbek fiiller

2:18

Cüce devam etti.

Öbek fiiller

carried on: aynı etkinliğe devam etti

Burada carried on, “devam etti” anlamına gelir. Hangi etkinliğin sürdüğü önceki durumdan anlaşıldığı için fiil nesne olmadan kullanılabilir. Carry burada bir şeyi elde tutmak veya taşımak şeklindeki gerçek anlamında değildir. Yaygın kalıplar carry on, carry on with + isim ve carry on + -ing biçimidir: We carried on; carry on with the game; carry on talking.

Alıştırma

Cümleyi carry on ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The rain started, but the players ____ with the game.

Cevabı göster

carried on

Finally, Eitri placed a piece of iron in the furnace.

2:20

Sonunda, Eitri fırına bir parça demir yerleştirdi.

This time the fly landed right on Brokk's eyelid and bit as hard as it could. Dilbilgisi

2:24

Bu sefer sinek tam Brokk'un göz kapağına kondu ve olanca gücüyle ısırdı.

Dilbilgisi

as hard as it could: kullanabildiği en büyük güçle

as hard as it could ifadesinde hard, ısırığın gücünü anlatır. as + sıfat veya zarf + as + özne + could yapısı, bir eylemin o anda öznenin sınırına ulaştığını gösterir. İfade, “kullanabildiği bütün güçle” anlamına gelir. Buradaki could, sınırı belirten tüm yapının bir parçasıdır; yalnızca sineğin ısırabildiğini söylemez. Betimleyici sözcüğü ve özneyi değiştirebilirsiniz: as fast as she could, as quietly as they could.

Alıştırma

Hangi cümle yürüyüşçülerin çıkabildikleri en yüksek hızda yürüdüğü anlamına gelir?

  1. The hikers walked as quickly as they could before the storm arrived.
  2. The hikers could walk quickly before the storm arrived.
  3. The hikers walked as quickly as the storm before it arrived.
Cevabı göster

The hikers walked as quickly as they could before the storm arrived.

And for just a split second, Kalıp ifadeler

2:30

Ve sadece bir anlığına,

Kalıp ifadeler

for just a split second: yalnızca son derece kısa bir an

Bu zaman ifadesinde a split second, son derece kısa bir an demektir. Split burada bir saniyenin gerçekten bölündüğü anlamına gelmez. For, bir şeyin ne kadar sürdüğünü gösterir; just ise vurguyu artırır: yalnızca o küçücük an kadar sürmüştür. Bu ifade, neredeyse anında gerçekleşen bir eylem ya da değişimin önünü açmak için sıkça kullanılır.

Alıştırma

“I looked away for just a split second.” ifadesinde kişi ne kadar süre başka tarafa baktı?

  1. Ölçülen bir saniyenin tam yarısı kadar.
  2. Birkaç kesintiyle uzun bir süre boyunca.
  3. Yalnızca son derece kısa bir an için.
Cevabı göster

Yalnızca son derece kısa bir an için.

Brokk's hand left the bellows.

2:32

Brokk'un eli körükten ayrıldı.

That's all it took. Kalıp ifadeler

2:35

Tüm gereken buydu.

Kalıp ifadeler

That's all it took: küçük bir şey yeterli oldu

That's all it took, tek bir şeyin sonucu ortaya çıkarmaya yettiği anlamına gelir. That, hemen önce sözü edilen eyleme, miktara veya kısa ana gönderme yapar. Burada take, “alıp götürmek” değil, “gerektirmek” anlamındadır. All, gereken şeyi o küçük neden ile sınırlar; böylece cümle hikâyede neden ile sonuç arasında keskin bir geçiş oluşturur.

Alıştırma

“One quick restart fixed the screen. That's all it took.” ifadesindeki ikinci cümle ne anlama gelir?

  1. Yeniden başlatmak, gereken birçok onarımın yalnızca ilkiydi.
  2. Konuşan kişi ekranı neyin düzelttiğini bilmiyor.
  3. Ekranı düzeltmek için yalnızca yeniden başlatmak yeterliydi.
Cevabı göster

Ekranı düzeltmek için yalnızca yeniden başlatmak yeterliydi.

Their final treasure hadn't stayed in the fire long enough. Dilbilgisi

2:36

Son hazineleri ateşte yeterince uzun süre kalmamıştı.

Dilbilgisi

long enough: enough, long kelimesinden sonra

Long enough, “gereken süre boyunca” anlamına gelir. Burada hadn't stayed in the fire long enough, hazinenin gereken süre dolmadan ateşten çıkarıldığını anlatır. Enough, long gibi bir sıfatı veya zarfı nitelediğinde o kelimeden sonra gelir: enough long değil, long enough. warm enough ve quickly enough ifadelerinde de aynı söz dizimi kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi “gereken süre boyunca” anlamına gelen iki kelimelik İngilizce ifadeyle tamamlayın: The bread was still raw because it hadn't baked ____.

Cevabı göster

long enough

Loki now reappeared in his normal form, Kalıp ifadeler

2:39

Loki şimdi normal formunda yeniden belirdi,

overjoyed by their failure, Kelime

2:42

onların başarısızlığından dolayı çok mutluydu,

Kalıp ifadeler

in his normal form: kendi olağan fiziksel biçiminde

In his normal form, “kendi olağan fiziksel biçiminde” anlamına gelir. Bu dönüşüm hikâyesinde Loki, daha önce büründüğü farklı yaratık veya görünümden çıkmış ve yeniden kendi görünümüyle ortaya çıkmıştır. in + iyelik sözcüğü + normal form yapısı, birinin veya bir şeyin ortaya çıktığı fiziksel durumu anlatır. İyelik sözcüğünü özneye göre değiştirin; örneğin in her normal form veya in its normal form.

Alıştırma

Şu fantastik durumu okuyun: After changing from a dragon back into a boy, Kai appeared in his normal form. Burada in his normal form ne anlama gelir?

  1. Resmî bir kâğıt form üzerinde.
  2. Kendi olağan fiziksel biçiminde.
  3. Günlük kıyafetleriyle.
Cevabı göster

Kendi olağan fiziksel biçiminde.

and accompanied the dwarves to present their treasures to the gods.

2:44

ve hazinelerini tanrılara sunmaları için cücelere eşlik etti.

Kelime

overjoyed by: bir şey nedeniyle son derece mutlu olmak

Bu cümlede overjoyed, “son derece mutlu” anlamına gelir ve happy sözcüğünden çok daha güçlü bir duyguyu ifade eder. Geçmiş ortaç biçimindeki bu sıfat, öznenin duygusal durumunu anlatır. by their failure bölümü bu sevincin nedenini gösterir. Duygu sıfatlarından sonra by, duyguyu ortaya çıkaran olayı belirtebilir; burada onların başarısızlığı özneyi son derece mutlu etmiştir.

Alıştırma

Hangi cümlede overjoyed by, çok güçlü bir mutluluğu ve bunun nedenini ifade etmek için doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. Elena was overjoyed by the slightly warmer glass of water.
  2. Elena was overjoyed by the news that her missing brother was safe.
  3. Elena overjoyed by the news and put it on the table.
Cevabı göster

Elena was overjoyed by the news that her missing brother was safe.

First, Loki presented the treasures from the sons of Ivaldi.

2:49

İlk olarak Loki, Ivaldi'nin oğullarının hazinelerini sundu.

Their golden hair bound to Sif's head and continued to grow,

2:52

Altın saçları Sif'in başına tutundu ve uzamaya devam etti,

leaving her even more radiant than before. Dilbilgisi

2:56

onu eskisinden bile daha ışıltılı hale getirdi.

Dilbilgisi

leaving her even more radiant: -ing yan cümlesiyle sonuç eklemek

leaving her even more radiant than before biçimindeki -ing yan cümlesi, önceki olayın sonucunu anlatır: altın saçlar tutunup uzamaya devam etmiş ve bunun sonucunda Sif daha parlak hâle gelmiştir. Burada leaving, “ayrılmak” anlamında değildir. Bu yan cümlede leave, leave + nesne + nesne tümleci kalıbını izler. Her nesnedir; even more radiant than before ise onun sonuçta aldığı durumu anlatır. Even, more radiant karşılaştırmasını güçlendirir; than before yeni durumu önceki durumla karşılaştırır.

Alıştırma

Hangi cümle, önceki olayın sonucunu göstermek için leaving yan cümlesini doğru biçimde kullanır?

  1. The clouds moved away, leaving from the sky at noon.
  2. The clouds moved away, and leaving the sky was bright.
  3. The clouds moved away, leaving the sky bright and clear.
Cevabı göster

The clouds moved away, leaving the sky bright and clear.

Next, for Odin, the All-Father, Kültür

2:59

Sırada, Her Şeyin Babası Odin için,

a magnificent spear that could pierce through anything. Kelime

3:01

her şeyi delebilen muhteşem bir mızrak vardı.

Kültür

Odin, the All-Father: addan sonra gelen mitolojik bir unvan

Bu cümlede the All-Father, İskandinav mitolojisindeki önemli bir tanrı olan Odin'in geleneksel unvanıdır. Onu güçlü bir baba figürü olarak gösterir; Odin'in kelimenin gerçek anlamıyla herkesin biyolojik babası olduğu anlamına gelmez. Odin, the All-Father ifadesinde virgüller arasındaki sözler Odin'e başka bir ad veya açıklama ekler. Bu ad-artı-unvan kalıbı, bir karakterin kimliğini veya konumunu hızlıca gösterdiği için mitlerde, fantastik eserlerde ve destanlarda yaygındır.

Alıştırma

Bu cümlede the All-Father ne işe yarıyor?

  1. Odin'e konumunu gösteren mitolojik bir unvan verir.
  2. Odin için hazırlanan mızrağın adını verir.
  3. Odin'in herkesin biyolojik babası olduğunu söyler.
Cevabı göster

Odin'e konumunu gösteren mitolojik bir unvan verir.

Kelime

pierce through: tamamen delip geçmek

Pierce through, sivri bir ucun bir şeye girip tamamen içinden geçmesi anlamına gelir. Burada could pierce through anything mızrağın yeteneğini anlatır: hiçbir malzeme onu durduramazdı. Through, bir taraftan diğer tarafa uzanan yolu vurgular. Pierce tek başına delik açmak veya içine girmek anlamına gelebilir; through ise tamamen içinden geçme yolunu daha açık hâle getirir.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve 'sivri bir uçla tamamen içinden geçmek' anlamına gelen iki sözcüklü fiil ifadesiyle tamamlayın: The needle could ____ the thick fabric.

Cevabı göster

pierce through

And finally, a small cloth that unfolded into a mighty ship Kalıp ifadeler

3:05

Ve son olarak, hasat tanrısı Freyr için inşa edilmiş,

Kalıp ifadeler

unfolded into a mighty ship: açılma eylemi ve sonucu

“unfolded into a mighty ship” ifadesinde unfolded açılma eylemini, into ise bu eylemin sonucunda ortaya çıkan biçimi, yani devasa bir gemiyi gösterir. Bez yalnızca açılmadı; küçük, katlı bir nesneden gemiye dönüştü. Aktarılabilir kalıp unfold into + sonuç biçimi şeklindedir. Katlı ya da sıkıştırılmış bir şey açılıp into sözcüğünden sonra belirtilen şeye dönüştüğünde veya o biçimi ortaya çıkardığında kullanılır.

Alıştırma

“Katlı bir biçimden açıldı ve ... hâline geldi” anlamındaki iki sözcüklü hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: The pocket screen ____ a wide display.

Cevabı göster

unfolded into

built for Freyr, god of the harvest. Kültür

3:10

açıldığında kudretli bir gemiye dönüşen küçük bir kumaş parçası.

Kültür

Freyr, god of the harvest: kimliği açıklayan ad öbeği

“for Freyr, god of the harvest” ifadesinde god of the harvest, burada Freyr'i tanımak için gereken arka plan bilgisini ekler: Freyr, hasat ve bereketle ilişkilendirilen bir İskandinav tanrısıdır. Freyr ve god of the harvest iki farklı karakteri değil, aynı kişiyi belirtir. Bu, açıklayıcı bir ad öbeği yapısıdır: Bir addan sonra virgül ve o kişinin kim olduğunu açıklayan bir ad öbeği gelir. Bu yapı, anlatıcının birini tanıtıp rolünü tek ve kısa bir ifadeyle vermesini sağlar.

Alıştırma

“Freyr, god of the harvest” ifadesinde god of the harvest ne işe yarar?

  1. Freyr'in kimliği hakkında ek bilgi verir.
  2. Freyr'i kimin yaptığını söyler.
  3. Harvest adlı farklı bir tanrıyı tanıtır.
Cevabı göster

Freyr'in kimliği hakkında ek bilgi verir.

Then Brokk presented the treasures made by him and his brother.

3:13

Ardından Brokk, kendisi ve kardeşi tarafından yapılan hazineleri sundu.

For Freyr,

3:17

Freyr için,

they'd forged a golden-bristled boar Kelime

3:18

altın kıllı bir yaban domuzu dövmüşlerdi,

Kelime

forged a golden-bristled boar: metal işleme anlamındaki forge

Burada forged, malzemeyi bir metal ustası gibi biçimlendirip işleyerek üretmek anlamına gelir. Bu sözcük, büyülü yaban domuzuna nasıl yapıldığı belirsiz sıradan bir nesne yerine işlenmiş metal bir hazine havası verir. Forge ayrıca bir imzayı veya belgeyi sahte olarak üretmek anlamına gelebilir; ancak burada işlenmiş bir nesneden söz edildiği için metal işleme anlamı geçerlidir.

Alıştırma

Hangi cümlede forged, özgün cümledekiyle aynı metal işleme anlamında kullanılmıştır?

  1. The hikers forged ahead through deep snow.
  2. The clerk forged the director's signature.
  3. The blacksmith forged an iron gate.
Cevabı göster

The blacksmith forged an iron gate.

who'd pull Freyr's chariot across the sky faster than any mount. Kelime

3:20

bu domuz Freyr'in arabasını gökyüzünde herhangi bir binekten daha hızlı çekecekti.

Kelime

faster than any mount: binek hayvanı anlamındaki mount

Burada mount, at gibi binmek için kullanılan bir hayvanı belirten sayılabilen bir isimdir. faster than any mount ifadesindeki any, karşılaştırmaya mümkün olan bütün binek hayvanlarını katar; yani yaban domuzunun hepsinden hızlı olduğu söylenir. Bu anlam fantastik, tarihî, askerî ve binicilikle ilgili metinlerde sık görülür. Cümlede bir yer adından önce gelen büyük harfli Mount kullanılmamıştır; mount ayrıca bir şeyi takmak veya üzerine çıkmak anlamındaki fiil de değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede mount, binmek için kullanılan bir hayvan anlamındadır?

  1. The knight chose his fastest mount.
  2. We photographed Mount Rainier at sunrise.
  3. They mounted the screen on the wall.
Cevabı göster

The knight chose his fastest mount.

For Odin,

3:25

Odin için,

a golden armring,

3:26

altın bir kol halkası,

which would make eight more identical rings on every ninth night. Kalıp ifadeler

3:28

bu halka her dokuzuncu gecede kendisiyle aynı sekiz yüzük daha yaratacaktı.

Kalıp ifadeler

on every ninth night: her dokuz gecelik döngüde bir kez

On every ninth night, olayın dokuz gecelik her döngüde bir kez tekrarlandığını anlatır: olay dokuzuncu gecede gerçekleşir ve dokuz gece sonra yeniden olur. Dokuz gece üst üste gerçekleştiği anlamına gelmez. Buradaki on, olayı bu belirli gecelerin her birine yerleştirir. Aynı kalıp on every third day gibi başka sıra sayılı aralıklarla da kullanılabilir. Günlük İngilizcede on sık sık atılır ve every nine nights aynı aralığı daha basit biçimde ifade edebilir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için bu sözcükleri doğru sıraya koyun: on / night / fourth / every. The lighthouse sends a special signal ____.

Cevabı göster

on every fourth night

And for Thor, a hammer called Mjolnir. Dilbilgisi

3:32

Ve Thor için, Mjolnir adında bir çekiç.

Dilbilgisi

hammer called Mjolnir: isim + called + özel ad

hammer called Mjolnir ifadesinde called Mjolnir, çekicin adını belirtir. hammer sözcüğünden sonra gelir ve geçmiş zaman ortacı grubudur: a hammer called Mjolnir, a hammer that is called Mjolnir anlamına gelir. Burada called ana fiil değildir; bu nedenle isim grubunun içinde önüne was eklenmez. Aynı kısa isim + called + özel ad kalıbı başka adları tanıtmak için de kullanılabilir: a dog called Pepper veya a book called Wonder.

Alıştırma

Otelin adını eklemek için bu sözcükleri doğru sıraya koyun: Bluebird / called. We stayed at a hotel ____.

Cevabı göster

called Bluebird

Its handle was too short,

3:35

Sapı çok kısaydı,

and Loki smirked at the obvious defect. Ton ve niyet

3:37

ve Loki bu bariz kusura sırıtarak baktı.

Ton ve niyet

smirked at the obvious defect: kendini beğenmiş, alaycı bir gülümseme

Bu cümlede smirked, kendinden memnun veya alaycı bir biçimde gülümsemek anlamına gelir. Loki dostça bir mutluluk göstermiyor; bu ifade, kusuru fark ettiğini ve bundan dolayı memnun ya da üstün hissettiğini gösteriyor. smirk at something yapısında söz konusu şey, tepkinin nedeni veya hedefi olarak sunulur. Bir hikâyede smirk gördüğünüzde yalnızca yüz hareketini değil, karakterin tavrını da okuyun.

Alıştırma

Hangi cümlede smirk olağan olumsuz anlamıyla kullanılmıştır?

  1. He smirked warmly to comfort the frightened child.
  2. He smirked politely while greeting the guests.
  3. He smirked when his rival gave the wrong answer.
Cevabı göster

He smirked when his rival gave the wrong answer.

But then Brokk revealed its abilities.

3:40

Ama sonra Brokk onun yeteneklerini açıkladı.

Mjolnir would never shatter, Anlatım akışı

3:43

Mjolnir asla parçalanmayacak,

never miss its mark, Kalıp ifadeler

3:45

hedefini asla şaşmayacak,

Kalıp ifadeler

never miss its mark: amaçlanan hedefi her zaman vurmak

never miss its mark ifadesinde mark, bir şeyin vurması gereken noktayı veya hedefi belirtir. Bu ifade, Mjolnir'in amaçlanan hedefe her zaman ulaştığını söyler; burada mark, puan veya yazılı bir işaret anlamına gelmez. Miss its mark, bir şeyin amaçlanan etkiyi yaratamamasını da anlatabilir. İyelik sözcüğü özneye göre değişir; the arrow missed its mark buna bir örnektir. Belirli bir sahip belirtmek gerekmediğinde yaygın kalıp miss the mark olur.

Alıştırma

Örnekte never miss its mark ne anlama geliyor?

  1. Her zaman en yüksek puanı alır.
  2. Asla görünür bir iz bırakmaz.
  3. Amaçlanan hedefi her zaman vurur.
Cevabı göster

Amaçlanan hedefi her zaman vurur.

and always return to Thor's hand when thrown.

3:46

ve fırlatıldığında her zaman Thor'un eline geri dönecekti.

Anlatım akışı

would never ..., never ..., and always ...: paralel bir liste

Cümle üç özelliğe aynı dil bilgisel biçimi verir: would never shatter, never miss its mark ve always return. Ortak özne Mjolnir ve yardımcı fiil would üç fiile de uygulanır, bu nedenle her maddede tekrar edilmeleri gerekmez. never sözcüğünün tekrarlanması ve son maddenin always ile başlaması, üç iddiayı ayırmayı ve hatırlamayı kolaylaştırır. Paralel yapı, üç yeteneğin düzenli bir listede aynı bilgi düzeyinde olduğunu gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle never ..., never ..., and always ... paralel yapısını en açık biçimde kullanır?

  1. The battery would never leak, never overheat, and always last through the day.
  2. The battery would never leaking, never overheat, and it always lasts through the day.
  3. The battery would never leak, overheating was impossible, and always lasted through the day.
Cevabı göster

The battery would never leak, never overheat, and always last through the day.

Despite the short handle, Dilbilgisi

3:50

Kısa sapına rağmen,

the gods all agreed this was the finest gift of all. Kalıp ifadeler

3:52

tüm tanrılar bunun en iyi hediye olduğu konusunda hemfikirdi.

Dilbilgisi

Despite the short handle: despite + isim öbeği

Despite the short handle, olumsuz bir değerlendirmeye yol açabilecek bir kusuru önce belirtir; ancak ana cümle bunun tersini söyler: tanrılar hediyeyi yine de en iyisi sayar. Despite, ödünleme bildirir; yani belirtilen koşul sonucu değiştirmez. Buradaki yapı despite + isim öbeğidir: despite the short handle. Despite sözcüğünden hemen sonra kendi öznesi ve çekimli fiili olan tam bir cümlecik getirmeyin; although the handle was short veya despite the fact that the handle was short kullanın.

Alıştırma

Despite ve verilen the heavy rain isim öbeğiyle cümleyi tamamlayın: ____, the match continued.

Cevabı göster

Despite the heavy rain

Kalıp ifadeler

the finest gift of all: bir hediyeyi tüm grubun üstünde sıralamak

The finest gift, üstünlük bildiren finest sıfatını kullanarak bu hediyeyi karşılaştırılan diğer bütün hediyelerin üstüne yerleştirir. Belirli tanımlık the, sıralamanın en üstündeki tek ögeyi gösterir. Of all, karşılaştırma grubunu belirtip vurgular; “bütün hediyeler arasında” demektir ve her hediyenin eşit derecede iyi olduğu anlamına gelmez. Bir öge tüm grubun içinde öne çıktığında the + üstünlük derecesi + isim + of all kalıbını kullanabilirsin.

Alıştırma

Hangi cümle bir ağacın gruptaki diğer tüm ağaçlardan daha uzun olduğunu doğru biçimde söyler?

  1. This is the taller tree of all.
  2. This is the tallest tree of all.
  3. This is the tallest tree than all.
Cevabı göster

This is the tallest tree of all.

Remembering what was at stake, Deyimler

3:56

Bahsin ne olduğunu hatırlayan

Deyimler

what was at stake: kaybedilebilecek önemli şey

What was at stake, “kaybedilebilecek, zarar görebilecek veya sonucu belirlenecek önemli şey” demektir. Burada what, “... olan şey” anlamına gelir; was at stake ise bunun sonuca bağlı olduğunu gösterir. Bu sahnede Loki, kellesini kaybedebileceğini hatırlar. Bu ifade mecazidir; stake burada tahta kazık anlamına gelmez. Riskin veya sonucun kendisine odaklanmak istediğinde what is/was at stake kullanabilirsin.

Alıştırma

Hangi cümlede at stake, önemli bir şeyin kaybedilebileceği anlamında kullanılmıştır?

  1. Our place in the final is at stake in tonight's game.
  2. Our place in the final is written on a sign beside the field.
  3. We placed a wooden stake beside the field before tonight's game.
Cevabı göster

Our place in the final is at stake in tonight's game.

Loki tried to flee, Kelime

3:57

Loki kaçmaya çalıştı,

but Thor reached him first.

3:59

ama Thor onu önce yakaladı.

Kelime

tried to flee: tehlikeden kaçmaya çalışmak

Flee, tehlikeden, takipten veya başka ciddi bir tehditten kaçmak anlamına gelir. Loki tried to flee, Loki'nin kaçmaya çalıştığını anlatır; ancak cümlenin devamı Thor'un ona önce yetiştiğini gösterir. try to + fiilin yalın hâli yapısı, bir şeyi yapmaya çalışmak anlamına gelir. Burada flee, tried to ifadesinden sonra gelen yalın fiildir.

Alıştırma

Hangi cümlede flee doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. The residents fled from the island as the volcano erupted.
  2. I fled my homework before dinner.
  3. The bus fled the station at noon on its normal schedule.
Cevabı göster

The residents fled from the island as the volcano erupted.

But before the dwarves could have their due, Deyimler

4:01

Fakat cüceler haklarını almadan önce,

Deyimler

have their due: hak ettiklerini almak

Have their due ifadesinde due, birinin haklı olarak alması gereken ödül, pay veya muamele anlamındaki bir isimdir. Bu sahnede cüceler vaat edilen ödülü kazanmıştı, ancak before sözcüğü ödülü henüz almadıklarını gösterir. İyelik sözcüğü, buna kimin hakkı olduğunu gösterir: my due, your due, his due veya their due. Burada have yalnızca sahip olmak değil, almak veya elde etmek anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi have one's due ifadesinin tam biçimiyle ve özneye uygun iyelik sözcüğüyle tamamlayın: After the organizers fixed the mistake, the winners could finally ____.

Cevabı göster

have their due

clever Loki pointed out that they had won the rights to his head, Notlar

4:03

zeki Loki, onların kellesi üzerinde hak kazandıklarını,

Kalıp ifadeler

pointed out that: bir olguya dikkat çekmek

Pointed out that, bir olguya veya iddiaya dikkat çekti anlamına gelir. Point out that yapısının geçmiş zaman biçimidir ve that, bildirilen bilgiyi içeren tam bir yan cümle getirir. Loki burada anlaşmadaki bir sınırlamaya dikkat çekiyor; parmağıyla bir yeri göstermiyor. Simply said ile karşılaştırıldığında pointed out, bilginin bir şeyi açıkladığı veya düzelttiği için fark edilmeye değer olduğunu vurgular.

Alıştırma

Cümleyi point out that yapısının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The teacher ____ the map was upside down.

Cevabı göster

pointed out that

but not his neck,

4:07

ancak boynu üzerinde hak kazanmadıklarını,

Kelime

had won the rights to his head, but not his neck: kelimesi kelimesine yorumlanan bir açık

Had won the rights to his head, anlaşmayı bir sözleşme gibi sunar: kazananlar Loki'nin başını alma hakkı veya izni elde etmiştir. Buradaki rights, genel anlamdaki insan hakları değil, anlaşmanın oluşturduğu belirli bir haktır. But not his neck bu hakkın kapsamını keskin biçimde daraltır. Bir başı ayırmak için boynu kesmek gerektiğinden Loki, kullanılan iki ismin tam farkını bir açık olarak kullanır. Mizah, hukuki görünen sözlerin saçma derecede kelimesi kelimesine yorumlanmasından doğar.

Alıştırma

Had won the rights to his head, but not his neck ifadesindeki açığı en iyi hangi yorum açıklar?

  1. Loki baş ile boynun tamamen aynı vücut bölümü olduğunu söyler.
  2. Anlaşma hem Loki'ye hem de kazananlara evrensel insan hakları verir.
  3. Anlaşma onlara Loki'nin başı üzerinde bir hak verir, ancak Loki boynunun bu hakkın dışında kaldığını savunur.
Cevabı göster

Anlaşma onlara Loki'nin başı üzerinde bir hak verir, ancak Loki boynunun bu hakkın dışında kaldığını savunur.

and thus had no right to cut it. Dilbilgisi

4:09

ve bu yüzden onu kesmeye hakları olmadığını belirtti.

Dilbilgisi

thus had no right to + fiil: hak sahibi olmamaya ilişkin resmî bir sonuç

Thus, «bu nedenle, sonuç olarak» anlamına gelir ve daha önce verilen nedeni had no right to cut it sonucuna bağlar. Akıl yürütmeye resmî ve mantıksal bir ton katar. Have no right to + fiilin yalın hâli, bir şeyi yapmaya yasal, kurala dayalı veya ahlaki açıdan hakkı olmamak demektir. Buradaki right, «hak» anlamındadır; «doğru» veya yön olarak «sağ» anlamında değildir.

Alıştırma

«Bu nedenle yapmaya hakkı yoktu» anlamındaki resmî sonucu tamamlayın: The visitor ignored the safety rules and ____ enter the lab.

Cevabı göster

thus had no right to

All begrudgingly admitted the truth in that,

4:11

Herkes isteksizce bundaki gerçeği kabul etti,

but Brokk would have the last laugh. Deyimler

4:13

ama son gülen Brokk olacaktı.

Deyimler

would have the last laugh: sonunda durumu tersine çevirip üstün gelmek

Have the last laugh, başkaları kazanıyor gibi göründükten, sizinle alay ettikten veya sizi küçümsedikten sonra sonunda başarılı olmak ya da haklı çıkmak anlamına gelen bir deyimdir. Bu cümlede would, hikâyedeki geçmiş bir noktadan bakıldığında gelecekte gerçekleşecek sonucu belirtir: Brokk sonunda durumu tersine çevirip üstün gelir. Last laugh, gerçek anlamda son kez gülmek değildir.

Alıştırma

Cümleyi «sonunda başarılı olduğunu kanıtlamak» anlamındaki deyimle tamamlayın: Everyone dismissed Leo's invention, but he ____ when it won first prize.

Cevabı göster

had the last laugh

Taking his brother's awl, Dilbilgisi

4:16

Kardeşinin bizini alarak,

he pierced it through Loki's lips and sewed his mouth shut. Kalıp ifadeler

4:18

Loki'nin dudaklarını deldi ve ağzını dikti.

Dilbilgisi

Taking his brother's awl: cümle başında bir ortaç öbeği

Taking his brother's awl, cümlenin başında yer alan bir şimdiki zaman ortaç öbeğidir. Ana eylemlerden önce gerçekleşen ve onlarla yakından ilişkili bir eylemi verir: kişi bizi alır, ardından deler ve diker. Ana cümlenin çekimli fiilleri pierced ve sewed sözcükleridir; Taking ana fiil değildir. Taking eyleminin örtük yapanı, ana cümlenin öznesi olan he'dir. Bu yapı, aynı kişinin yaptığı bağlantılı eylemleri tek bir cümlede toplar.

Alıştırma

Taking his brother's awl yapısının dil bilgisini hangi ifade doğru açıklar?

  1. Kardeşi bizi alır, fakat he ile belirtilen kişi ana eylemleri gerçekleştirir.
  2. Taking cümledeki tek ana fiildir.
  3. Aynı kişi bizi alır ve ana eylemleri gerçekleştirir.
Cevabı göster

Aynı kişi bizi alır ve ana eylemleri gerçekleştirir.

Kalıp ifadeler

sewed his mouth shut: fiil + nesne + sonuç tamamlayıcısı

sewed his mouth shut, fiil + nesne + sonuç tamamlayıcısı düzenini izler. Sewed eylemi belirtir, his mouth eylemden etkilenen nesnedir ve shut bu eylemin oluşturduğu durumu anlatır. Burada shut ikinci bir fiil değildir. Sonucu bildirir: dikme eylemi ağzı kapalı durumda bırakmıştır. Aynı düzen paint the door red ve wipe the table clean ifadelerinde de görülür.

Alıştırma

sewed his mouth shut ifadesinde shut ne görev yapar?

  1. Dikme işinin ne kadar sessiz yapıldığını anlatır.
  2. Ağzını dikmeyi bıraktığını söyler.
  3. Ağzın dikilme sonucunda ulaştığı durumu anlatır.
Cevabı göster

Ağzın dikilme sonucunda ulaştığı durumu anlatır.

So the trickster god could no longer spread his malicious deceit. Kalıp ifadeler

4:22

Böylece hilekâr tanrı artık kötü niyetli yalanlarını yayamayacaktı.

Kalıp ifadeler

no longer spread his malicious deceit: sona eren bir yetenek ve spread fiilinin soyut anlamı

Could no longer spread yapısında no longer, önceden var olan bir yeteneğin veya eylemin sona erdiğini anlatır. Could kiplik fiilinden sonra ve spread ana fiilinden önce gelir: could + no longer + spread. Buradaki spread soyut anlamdadır; fiziksel bir nesneyi sermek değil, fikirleri, iddiaları veya aldatıcı şeyleri yaymak demektir. Malicious deceit, zarar verme amacı taşıyan kasıtlı aldatmadır.

Alıştırma

Hangi cümle Maya'nın sakatlıktan sonra tenis oynama yeteneğini kaybettiğini doğal biçimde ifade eder?

  1. After the injury, Maya could play tennis for longer.
  2. After the injury, Maya could no longer play tennis.
  3. After the injury, Maya had no more tennis lessons.
Cevabı göster

After the injury, Maya could no longer play tennis.

Yet the irony was not lost on the gods, Deyimler

4:27

Yine de ironi tanrıların gözünden kaçmadı,

Deyimler

the irony was not lost on ...: ironiyi fark etmek

X was not lost on someone yapısı, kişinin X'i fark ettiği veya anladığı anlamına gelir. Burada tanrılar ironiyi fark etmiştir; fiziksel olarak kaybolan bir şey yoktur. Olumsuzluk sözcüğü not çok önemlidir. X was lost on someone, kişinin X'i anlamadığını belirtirken X was not lost on someone, anlamın kişiye ulaştığını belirtir. Aynı yapı ima, ana fikir, uyarı, mizah veya önem gibi soyut şeylerle de kullanılabilir.

Alıştırma

Bu cümle ne anlama gelir? The warning in his joke was not lost on Nora.

  1. Nora yazılı bir uyarıyı kaybetti.
  2. Nora ortada bir uyarı olduğunu anlamadı.
  3. Nora onun şakasındaki gizli uyarıyı anladı.
Cevabı göster

Nora onun şakasındaki gizli uyarıyı anladı.

for it was Loki's deceit that had brought them these fine treasures Dilbilgisi

4:30

çünkü onlara bu güzel hazineleri getiren

Dilbilgisi

It was Loki's deceit that ...: gerçek nedeni vurgulamak

Tam kalıp It was + vurgulanan öge + that + cümlenin geri kalanı biçimindedir. Burada Loki's deceit odak noktasına yerleştirilir; böylece hazineleri getiren şeyin başka bir neden değil, bu hile olduğu vurgulanır. Buradaki it belirli bir nesneye gönderme yapmaz. Vurgu yapısının biçimsel bir parçasıdır. Bu yapı kaldırıldığında Loki's deceit had brought them these fine treasures aynı temel olayı anlatır, ancak nedeni daha az güçlü biçimde belirtir.

Alıştırma

Gecikmeye fırtınanın neden olduğunu vurgulayan cümleyi tamamlayın: ____ the storm ____ caused the delay.

Cevabı göster

It was · that

and given Thor the hammer for which he's still known today. Dilbilgisi

4:33

ve Thor'a bugün hala bilinen o çekici veren şey Loki'nin hilesiydi.

Dilbilgisi

for which he's still known today: ilgi cümlesinde edatın resmî biçimde öne alınması

for which he's still known today, önündeki the hammer ifadesini niteler. Which, the hammer ifadesinin yerini tutar; for ise “bir şeyle tanınmak” anlamındaki be known for kalıbına aittir. He's, he is demektir; dolayısıyla Thor bugün hâlâ o çekiçle tanınmaktadır. for sözcüğünü which sözcüğünün önüne koymak, edat + ilgi zamiri biçimindeki resmî yapıyı oluşturur. for which ifadesini “hangisi için” anlamında ayrı bir soru gibi okumayın; for sözcüğünü zihninizde known ile yeniden bağlayın.

Alıştırma

Edatı ilgi zamirinin önüne yerleştirerek resmî ilgi cümlesini tamamlayın: This is the discovery ____ the scientist is best known.

Cevabı göster

for which

Want more Thor?

4:38

Daha fazla Thor mu istiyorsunuz?

See how he fares against a band of giants in this video.

4:39

Bu videoda bir grup devle nasıl başa çıktığını görün.