Çikolatalı Süt ve Büyük Kemer - 3. Sezon | Ustalar | Bluey: İngilizce çalışma notları

Bluey - Official Channel

Öğrenme zorluğu
273 kelime 161 kel/dk

Video özeti: Çocuklar çevredeki yetişkinleri gizlice izler ve kulaklarına çalınan konuşma parçalarından düşmanlarla ilgili bir hikâye kurar. Dondurma yerken yaptıkları sohbet, lakapları insanların adı; sıradan anlaşmazlıkları da kalıcı çatışmalar sandıklarını ortaya çıkarır. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. someone called Me Missus — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: called sözcüğünün burada “telefon etti” değil, “adı … olan” veya “… diye anılan” anlamına geldiğini kavrayın. Böylece Me Missus ifadesini kişi adı sanan çocukların yanılgısını takip edebilir ve called sözcüğünün iki yaygın anlamını bağlamdan ayırabilirsiniz. 2. I wonder if anyone wants — Konuşma edimbilimi ve tutum: Konuşanın yalnızca sesli düşünüyormuş gibi davranarak nasıl nazik ve dolaylı bir teklifte bulunduğunu fark edin. Bu kalıbı, kimseye doğrudan seslenmeden veya baskı kurmadan başkalarının ilgisini çekmek için kullanabilirsiniz. 3. Have you been spying — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Yakın zamana kadar sürmüş ya da tekrarlanmış görünen bir eylem sorgulanırken kullanılan present perfect continuous yapısını tanıyın. Yeni bulunan ipuçlarının yol açtığı soruları anlamanıza ve süren davranışlar hakkında benzer sorular kurmanıza yardımcı olur.

Bu derste

Look, Chocolate milks coming in Big Belt's car this morning.

0:00

Bak, Çikolatalı Süt bu sabah Büyük Kemer'in arabasıyla geliyor.

But where's Cherry?

0:04

Peki ama Cherry nerede?

I don't know.

0:05

Bilmiyorum.

Big Belt's eating an apple.

0:10

Büyük Kemer elma yiyor.

Oh, okay.

0:12

Ha, anladım.

He said he really wants to eat a pie,

0:13

Turta yemeyi çok istediğini,

but someone called Me Missus won't let him. Notlar

0:16

ama Me Missus denen birinin ona izin vermediğini söyledi.

Kelime

someone called Me Missus: called sözcüğünün “adında” anlamı

someone called Me Missus ifadesinde called, “adında” veya “diye bilinen” anlamına gelir. “Telefon etti” anlamındaki geçmiş zaman ana fiili değildir. Çocuk Me Missus sözlerini kişinin adı sanır; ancak sonraki bağlamda bu sözlerin Big Belt'in eşi Jules'u belirttiği anlaşılır. “İsim + called + ad” kalıbı kısaltılmış bir ilgi cümleciğidir: someone called Me Missus, someone who is called Me Missus ile aynı anlama gelir. Bir kişiyi veya şeyi adıyla tanımlar.

Alıştırma

Hangi cümlede called, “adında” anlamında kullanılmıştır?

  1. A girl called Mia showed us the way.
  2. Ben called his sister after school.
Cevabı göster

A girl called Mia showed us the way.

Dilbilgisi

won't let him: let + nesne + fiilin yalın hâli

won't let him ifadesinde let, “izin vermek” anlamındadır. Tam yapı let + nesne + fiilin yalın hâlidir; örneğin let him eat. Fiilden önce to getirilmez. eat a pie eylemi hemen önce söylendiği için burada atılmıştır. Bu nedenle won't let him, bu cümlede won't let him eat a pie anlamına gelir. Eylem bağlamdan açıkça anlaşılıyorsa İngilizcede let sonrasında söylenmeyebilir.

Alıştırma

let + bir nesne zamiri kullanın ve tekrarlanan eylemi atın: Tom wants to open the box, but his sister won't ____.

Cevabı göster

let him

Me Missus?

0:19

Me Missus mu?

Maybe that's Big Belt's enemy. Ton ve niyet

0:21

Belki de Büyük Kemer'in düşmanı odur.

Ton ve niyet

Maybe that's...: belirsiz bir tahmin belirtmek

Bu cümlede Maybe, that's Big Belt's enemy düşüncesini eldeki ipuçlarının gösterdiği bir olasılık olarak sunar. Konuşan kişi onun kim olduğunu tahmin eder; doğrulanmış bir gerçeği ifade etmez. Kesin görünmeden olası bir açıklama sunmak için Maybe + tam cümle yapısını kullanın.

Alıştırma

“Maybe that's our bus.” diyen kişi nasıl bir tutum ifade ediyor?

  1. Konuşan kişi bunu bir olasılık olarak görüyor ancak emin değil.
  2. Konuşan kişi bunun kendi otobüsleri olduğunu doğruladı.
  3. Konuşan kişi bunun kendi otobüsleri olmadığından emin.
Cevabı göster

Konuşan kişi bunu bir olasılık olarak görüyor ancak emin değil.

What else did you spy?

0:23

Başka neler gözetlediniz?

Well, Chocolate Milk found a dead toad and threw it at Big Belt. Kalıp ifadeler

0:25

Şey, Çikolatalı Süt ölü bir kara kurbağası buldu ve onu Büyük Kemer'e fırlattı.

Kalıp ifadeler

threw it at: bir hedefe doğru fırlatmak

threw it at Big Belt ifadesinde it, ölü kara kurbağasını belirtir ve at, atışın hedefini gösterir. throw something at a person or thing yapısı, nesneyi o hedefe doğru yöneltmeye odaklanır ve çoğu zaman hedefi vurma düşüncesi taşır. Bu nedenle saldırgan veya yaramazca gelebilir.

Alıştırma

Hangi cümle Ava'nın topu yakalaması için Noah'ya attığı anlamına gelir?

  1. Ava threw the ball over Noah.
  2. Ava threw the ball at Noah.
  3. Ava threw the ball to Noah.
Cevabı göster

Ava threw the ball to Noah.

Big Belt's cousin fell off a fishing boat, Öbek fiiller

0:29

Büyük Kemer'in kuzeni bir balıkçı teknesinden düşmüş,

but he was okay.

0:32

ama durumu iyiymiş.

Öbek fiiller

fell off: bir şeyden düşmek

Fell off, fall off ifadesinin geçmiş zaman biçimidir. Bir kişinin veya nesnenin bir yüzeyden, nesneden ya da araçtan düşüp artık onun üzerinde olmadığını anlatır. Off parçacığı, kişiyi destekleyen veya taşıyan şeyden ayrılmayı vurgular. Burada a fishing boat, kuzenin nereden düştüğünü belirtir.

Alıştırma

Hangi cümle onun yanlışlıkla bisikletinden düştüğü anlamına gelir?

  1. He got off his bike on the way home.
  2. He fell down while walking home.
  3. He fell off his bike on the way home.
Cevabı göster

He fell off his bike on the way home.

And Chocolate Milk isn't allowed to drive his car. Dilbilgisi

0:34

Ve Çikolatalı Süt'ün kendi arabasını kullanmasına izin verilmiyormuş.

Dilbilgisi

isn't allowed to drive his ...: sürüş izninin olmaması

Isn't allowed to drive, Chocolate Milk'in araba kullanma izni olmadığı anlamına gelir. Bunun nedeni bir kural veya başka birinin kararı olabilir; araba kullanma becerisinin olmadığını söylemez. Yapı özne + be + allowed + to + fiilin yalın hâlidir. Olumsuzluk be üzerinde yapılır: is not veya isn't allowed to drive. Drive his car içinde his, car sözcüğünü niteler ve drive fiilinin nesnesinin bir parçasıdır; allowed to yapısının parçası değildir.

Alıştırma

Hangi cümle ziyaretçilerin odaya girme izni olmadığını doğru şekilde ifade eder?

  1. Visitors aren't able to enter this room.
  2. Visitors aren't allowed to enter this room.
  3. Visitors don't allow to enter this room.
Cevabı göster

Visitors aren't allowed to enter this room.

Did Cherry call?

0:36

Cherry aradı mı?

No.

0:38

Hayır.

Big Belt did one phone call Kelime

0:38

Büyük Kemer bir telefon görüşmesi yaptı,

where he yelled at someone about bricks. Kalıp ifadeler

0:40

orada tuğlalar hakkında birine bağırdı.

Kelime

did one phone call ile made one phone call karşılaştırması

Bu çocuğun aktarımında did one phone call, “bir telefon görüşmesi yaptı” anlamına gelir. one, tek bir arama olduğunu belirtir; ancak standart İngilizcede phone call normalde do fiiliyle kullanılmaz. Cümle, karaktere özgü bir söyleyiş olarak anlaşılabilir. Tarafsız konuşma ve yazıda make a phone call kullanılır; bunun gibi geçmişteki bir olay için doğal biçim made one phone call olur.

Alıştırma

Konuşanın bir arama başlattığını doğal ve standart kalıpla ifade eden cümle hangisidir?

  1. I made a phone call after lunch.
  2. I did a phone call after lunch.
  3. I took a phone call after lunch.
Cevabı göster

I made a phone call after lunch.

Kalıp ifadeler

yelled at someone about ...: bir mesele yüzünden birine bağırmak

yelled at someone about bricks ifadesinde at, kızgın bağırışın yöneldiği kişiyi; about ise bunun arkasındaki meseleyi belirtir. Yeniden kullanılabilen kalıp yell at + kişi + about + mesele şeklindedir. Yell at genellikle yalnızca yüksek sesle konuşmayı değil, öfke, suçlama veya saldırganlığı da ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi yell at + kişi + about + mesele kalıbıyla tamamlayın: The manager ____ the team ____ the missed deadline.

Cevabı göster

yelled at · about

Oh, okay.

0:43

Ha, anladım.

He called them the word you said when the dishwasher broke. Ton ve niyet

0:44

Onlara, bulaşık makinesi bozulduğunda senin söylediğin o kelimeyle seslendi.

Ton ve niyet

the word you said when... ile uygunsuz bir söze dolaylı gönderme

Bu cümlede the word you said when the dishwasher broke herhangi bir kelime anlamına gelmez. Dinleyenin ortak bir anıdan çıkarabileceği bir küfrü veya başka bir uygunsuz sözü işaret eder. Konuşan kişi sözü tekrar etmek yerine olaydan bahsederek ona dolaylı biçimde gönderme yapar. Bu örtmeceli yöntem, aile içinde veya çocukların yanında rahatsız edici bir sözü yeniden söylemekten kaçınmayı sağlar.

Alıştırma

Vurgulanan bölüm bu cümlede ne yapıyor?

  1. Bulaşık makinesindeki bir parçanın adını sorar.
  2. Uygunsuz bir sözü tekrarlamadan dolaylı biçimde işaret eder.
  3. Bulaşık makinesinin nasıl onarıldığını açıklar.
Cevabı göster

Uygunsuz bir sözü tekrarlamadan dolaylı biçimde işaret eder.

Oh, dear. Ton ve niyet

0:48

Aman Tanrım.

Ton ve niyet

Oh, dear. ile hafif kaygı veya üzüntü belirtmek

Oh, dear. bir şeyler ters gitmiş gibi göründüğünde hafif kaygı, üzüntü, mahcubiyet veya hayal kırıklığı belirten kalıplaşmış bir ünlemdir. Burada dear bir isim veya sevilen bir kişiye hitap biçimi değildir. İfadenin tamamı tek ve yumuşak bir tepki olarak kullanılır.

Alıştırma

Oh, dear. tam bir tepki olarak kullanıldığında en doğal olarak neyi ifade eder?

  1. Bir kişiye sevgiyle hitap etme biçimi.
  2. Hafif bir kaygı veya üzüntü tepkisi.
  3. Yakın tehlikeye karşı güçlü bir uyarı.
Cevabı göster

Hafif bir kaygı veya üzüntü tepkisi.

These enemies are very confusing.

0:49

Bu düşmanların işi çok kafa karıştırıcı.

Ice cream?

0:53

Dondurma mı?

Ice cream?

0:55

Dondurma mı?

Ice cream!

0:57

Dondurma!

Can we have one? Ton ve niyet

0:58

Biz de alabilir miyiz?

Ton ve niyet

Can we have one? ile bir şeyden bir tane istemek

Can we have one?, bir grubun daha önce sözü edilmiş ya da görünen bir şeyden bir tane istemesinin kibar ve günlük bir yoludur. Burada have, “kalıcı olarak sahip olmak” değil, “almak, edinmek veya yemek” anlamındadır. One, one ice cream örneğindeki gibi sayılabilen tekil bir ismin yerine geçer; böylece isim tekrar edilmez.

Alıştırma

Masanın üzerinde bir tabak cupcake var. Grubunuz için bir cupcake'i kibarca isteyen cümle hangisidir?

  1. Can we own one forever?
  2. Can we be one?
  3. Can we have one?
Cevabı göster

Can we have one?

No.

1:00

Hayır.

You got them? Dilbilgisi

1:03

Onları aldın mı?

Dilbilgisi

You got them?: Did olmadan kısaltılmış soru

Bu bağlamda You got them?, Did you get them? anlamına gelen, günlük konuşmaya özgü bir sorudur. Yardımcı fiil Did atıldığı için soru doğrudan You ile başlar. Sözcük dizilişi You got them. bildirme cümlesiyle aynıdır; ancak soru tonlaması ve bağlam, konuşanın onay istediğini gösterir. Them, konuşmada zaten bilinen birden fazla şeye gönderme yapar.

Alıştırma

İngilizce cümleyi dinleyin ve duyduğunuz cümleyi aynen seçin. you kelimesinden önce bir yardımcı fiil söylenip söylenmediğine dikkat edin.

  1. You got them?
  2. Have you got them?
  3. Did you get them?
Cevabı göster

You got them?

Yep.

1:04

Evet.

He's getting sprinkles.

1:05

Üzerine pasta süsü koyuyor.

Thanks, fellows Kelime

1:07

Teşekkürler, beyler.

Kelime

Thanks, fellows: doğrudan hitap olarak fellows

Thanks, fellows cümlesinde fellows bir seslenme ifadesidir ve teşekkür edilen gruba doğrudan hitap eder. Virgül, kısa teşekkür ifadesini hitap sözünden ayırır; fellows, thanks sözcüğünün nesnesi değildir. Bir ad veya grubu belirten söz virgülle ayrıldığında, bunun çoğu zaman konuşanın kime seslendiğini gösterdiğini bilmek yararlı bir ipucudur.

Alıştırma

Thanks, fellows cümlesinde fellows ne işe yarar?

  1. Teşekkür edilen gruba doğrudan hitap eder.
  2. Teşekkürün Fellows adlı bir kişiye ait olduğunu söyler.
  3. Gruptaki kişilerin mutlaka iş arkadaşı olduğu anlamına gelir.
Cevabı göster

Teşekkür edilen gruba doğrudan hitap eder.

Hey, Cherry.

1:09

Selam, Cherry.

No, no, no.

1:10

Hayır, hayır, hayır.

I can talk. Ton ve niyet

1:11

Konuşabilirim.

Ton ve niyet

I can talk: telefonda konuşmaya müsait olmak

Bu telefon konuşmasında I can talk, konuşanın o anda konuşmaya müsait olduğu anlamına gelir. Konuşan kişi, mevcut durumun görüşmeye izin verdiğini belirterek arayan kişiyi rahatlatır. Can yalnızca öğrenilmiş veya fiziksel bir yeteneği değil, pratik açıdan mümkün olmayı da anlatabilir. Is this a good time? gibi bir sorudan sonra can talk genellikle müsaitlik anlamında anlaşılır.

Alıştırma

Konuşanın müsait olduğunu göstermek için telefon yanıtını can talk ile tamamlayın: Is this a good time? — Yes, I ____ now.

Cevabı göster

can talk

I wonder if anyone wants this spare ice cream. Ton ve niyet

1:12

Acaba bu fazladan dondurmayı isteyen var mıdır?

Ton ve niyet

I wonder if anyone wants... ile dolaylı teklifte bulunma

I wonder if anyone wants... merak belirten bir cümle gibi görünür, ancak burada dolaylı bir teklif işlevi görür. Konuşan kişi, belirli birini seçmeden eldeki şeyi sohbetin konusu yapar. Bu ifade, ilgilenen kişinin kendiliğinden talip olmasına olanak verir ve diğerlerinin cevap vermemesini kolaylaştırır. Başka bir bağlamda I wonder if... gerçek bir merakı veya belirsizliği de anlatabilir; burada teklif edilecek bir şeyin bulunması ve cevap beklenmesi, ifadeye davet anlamı kazandırır.

Alıştırma

Hedef kalıpla gruba yönelik dolaylı teklifi tamamlayın: I ____ this extra sandwich.

Cevabı göster

wonder if anyone wants

Bingo!

1:16

Bingo!

Me me me!

1:17

Ben ben ben!

Does Me Missus know you're eating ice cream? Ton ve niyet

1:22

Me Missus dondurma yediğini biliyor mu?

Ton ve niyet

Does X know you're...? ile gizlilik veya izin durumunu sorgulama

Does X know you're...? kelimesi kelimesine X'in bu eylemden haberdar olup olmadığını sorar. Burada X konumunu Me Missus doldurur; you're eating ice cream ise eylemi belirtir. Bu bağlamda soru, kişinin eylemini gizliyor veya X'ten izin almamış olabileceğini de düşündürür. Bu ima yalnızca dil bilgisinden değil, durumdan ve ses tonundan kaynaklanır; konuşan kişi gerçekten sadece bilgiye ihtiyaç duyduğunda aynı soru tarafsız olabilir.

Alıştırma

Uygun bağlamda Does your mum know you're riding her bike? ne ima edebilir?

  1. Annenizin izin vermemiş olabileceğini düşündürebilir.
  2. Annenizin sizinle birlikte bisiklete bindiği anlamına gelir.
  3. Bisikletin kime ait olduğunu bilip bilmediğinizi sorar.
Cevabı göster

Annenizin izin vermemiş olabileceğini düşündürebilir.

Who?

1:25

Kim?

Me Missus.

1:26

Me Missus.

We know he doesn't let you eat pies.

1:27

Turta yememe izin vermediğini biliyoruz.

Oh, Me Missus. Kültür

1:29

Ah, Me Missus.

You mean Jules? Ton ve niyet

1:31

Jules'u mu kastediyorsunuz?

She's my wife.

1:32

O benim eşim.

Kültür

Me Missus: gayriresmî my missus ifadesi

“Me Missus”, “eşim” anlamındaki gayriresmî ve lehçesel “my missus” ifadesini temsil eder. Burada missus bir kişinin adı değildir; me ise iyelik bildiren my sözcüğünün konuşma dilindeki lehçesel biçimidir. Sonraki soru, eşin Jules olduğunu belirtir. Bu küçük bağlam bilgisi, Me Missus ifadesini yanlışlıkla bir isim olarak yorumlamayı önler.

Alıştırma

Bu diyalogda Me Missus neyi ifade ediyor?

  1. resmî bir iş unvanı
  2. Me Missus adlı bir erkek
  3. konuşanın eşi
Cevabı göster

konuşanın eşi

Ton ve niyet

You mean Jules?: birinin kimi kastettiğini kontrol etmek

“You mean Jules?”, diğer konuşanın sözünü ettiği kişinin Jules olup olmadığını kontrol eder. Bu kalıpta mean, “söz etmek” veya “demek istemek” anlamında bir fiildir; “kötü davranan” anlamındaki mean sıfatı değildir. Belirsiz bir ifadeyi en iyi tahmininizle yeniden söyleyip onay istemek için “You mean + kişi/şey/fikir?” kalıbını kullanın.

Alıştırma

Birinin neyi kastettiğini kontrol eden fiille açıklığa kavuşturma sorusunu tamamlayın: You ____ the blue entrance?

Cevabı göster

mean

Oh, so she's not your enemy. Anlatım akışı

1:33

Ah, yani o senin düşmanın değil.

Anlatım akışı

Oh, so...: yeni bilgiden sonuç çıkarmak

Oh, so... konuşanın anlayışını o anda güncellediğini gösterir. Oh yeni bilginin az önce yerine oturduğunu, so ise bu bilgiden çıkarılan sonucu, yani kadının onun düşmanı olmadığını belirtir. Konuşmada biri bir açıklama yaptıktan sonra Oh, so + sonuç yapısını kullanabilirsiniz. Buradaki so yalnızca neden ile sonucu bağlamaz; konuşanın yeni bilgiyi düzeltilmiş bir sonuca nasıl dönüştürdüğünü de gösterir.

Alıştırma

Bir arkadaşınız 'The blue light means the battery is fully charged.' diyor. Anlayışınızı az önce güncelleyip bir sonuca vardığınızı hangi yanıt gösterir?

  1. Oh, I charged it yesterday.
  2. Oh, so I can unplug it now.
  3. So batteries use electricity.
Cevabı göster

Oh, so I can unplug it now.

Well, not usually. Ton ve niyet

1:36

Şey, genelde değil.

Ton ve niyet

Well, not usually: istisnalara yer bırakmak

Well, not usually koşullu bir düzeltmedir. İfadenin çoğu durumda doğru olmadığını belirtir, ancak bazen doğru olabileceği ihtimalini özellikle açık bırakır. Bu konuşmada o küçük istisna mizah yaratır. Well, doğrudan yes ya da no demek yerine, yanıtın az önce söyleneni düzelteceğini veya biraz daha karmaşık hâle getireceğini gösterir. Aşırı kesin bir ifadeyi nazikçe ve kesinlikten kaçınarak düzeltmek için Well, not usually kalıbı kullanılabilir.

Alıştırma

'Çoğu durumda değil, ama bazen' anlamındaki iki kelimelik ifadeyle yanıtı tamamlayın: 'Do you work late every Friday?' 'Well, ____.'

Cevabı göster

not usually

Hey, hang on. Öbek fiiller

1:38

Hey, bir dakika.

Öbek fiiller

hang on: konuşmayı kısa süreliğine durdurmak

Burada hang on, bir dakika bekle veya bir an dur anlamına gelir. Bir şeyi tutmak ya da kavramak şeklindeki gerçek anlamında kullanılmaz. Konuşan kişi aklına yeni bir soru geldiği için konuşmanın akışını kesmek amacıyla bu ifadeyi kullanır. Konuşma içinde hang on, genellikle ardından bir soru, düzeltme veya ani bir fark ediş geleceğini gösterir.

Alıştırma

Hey, hang on cümlesinde hang on diğer kişiden ne yapmasını istiyor?

  1. Konuşan kişi sohbeti bitirmek istiyor.
  2. Konuşan kişi diğer kişinin kısa süre durmasını istiyor.
  3. Konuşan kişi birine bir nesneyi kavramasını söylüyor.
Cevabı göster

Konuşan kişi diğer kişinin kısa süre durmasını istiyor.

Have you been spying on us? Notlar

1:38

Siz bizi mi gözetliyorsunuz?

Dilbilgisi

Have you been spying: yakın zamanda süren bir eylemi sormak

Have you been spying, İngilizcedeki present perfect continuous soru yapısını kullanır: Have + özne + been + fiil-ing? Daha önce başlayan ve yakın dönemde devam eden ya da tekrarlanan bir etkinliği sorar. Burada konuşan kişi şu anda bir ipucu görür ve gözetleme eyleminin sürüp sürmediğini sorar. Eylem hâlâ devam ediyor olabilir ya da çok kısa süre önce bitmiş olabilir. Odak, geçmişteki tek bir olay değil, devam eden eylem ve onun bugünle bağlantısıdır.

Alıştırma

Dizüstü bilgisayarınızı sıcak buluyorsunuz ve birinin onu yakın zamanda kullanıp kullanmadığını sormak istiyorsunuz. En doğal soruyu seçin.

  1. Did you use my laptop last Tuesday?
  2. Do you use my laptop every Tuesday?
  3. Have you been using my laptop?
Cevabı göster

Have you been using my laptop?

Öbek fiiller

spying on us: spy on + kişi

spy on + kişi, birini gizlice izlemek veya çoğu zaman izinsiz olarak o kişi hakkında bilgi toplamak demektir. spying on us ifadesinde us, gözetlenen kişileri belirtir. Hedefi söylediğinizde on bu kalıbın bir parçasıdır. spy on someone denir; spy someone denmez.

Alıştırma

“Birini gizlice izlemek” anlamındaki sabit ifadeyi tamamlayın: Why were they spying ____ their neighbors?

Cevabı göster

on

Yes, cuz you're our enemy. Kelime

1:41

Evet, çünkü siz bizim düşmanımızsınız.

Kelime

cuz: because kelimesinin gündelik yazımı

cuz, because kelimesinin son derece gündelik bir yazımıdır. Bu cümlede cevabın nedenini, yani you're our enemy ifadesini tanıtır. Dil bilgisi bakımından because gibi çalışır ve burada ardından tam bir yan cümle gelir. Bu yazım gündelik konuşmayı yansıtır; standart yazılı İngilizce değildir.

Alıştırma

Bu resmî rapor cümlesinde cuz kullanmak uygun mudur?: The test failed cuz the battery was empty.

  1. Uygun
  2. Uygun değil; because kullanılmalı.
Cevabı göster

Uygun değil; because kullanılmalı.

Really?

1:43

Gerçekten mi?

How come? Kalıp ifadeler

1:44

Nedenmiş o?

Kalıp ifadeler

How come?: gündelik biçimde neden sormak

How come? bir neden sormanın veya açıklama istemenin gündelik bir yoludur. Tek başına kullanıldığında, ses tonuna bağlı olarak şaşkınlık, merak veya hafif bir kuşku gösterebilir. Ardından tam bir yan cümle geldiğinde normal bildirme cümlesi dizilişi kullanılır: How come you left early? Why ile kurulan bir sorudan farklı olarak, genellikle do/does/did devrikliği yapılmaz.

Alıştırma

How come kullanılan doğal ve gündelik soru hangisidir?

  1. How come you know my name?
  2. How come do you know my name?
  3. How come did you knew my name?
Cevabı göster

How come you know my name?

You're digging up our grass. Öbek fiiller

1:45

Çimenlerimizi kazıyorsunuz.

Öbek fiiller

digging up: toprağı açmak veya gömülü bir şeyi çıkarmak

Bu cümlede digging up, çimle kaplı toprağı kazıp altüst etmek anlamına gelir. up parçacığı bir sonuç ekler: yalnızca kazma hareketi yapılmaz, yüzey açılır veya bozulur. Aynı öbek fiil, dig up a buried box örneğindeki gibi, bir şeyi kazarak topraktan çıkarmak anlamına da gelebilir. Kesin sonuç nesneye bağlıdır: toprak açılır, gömülü bir nesne ise dışarı çıkarılır.

Alıştırma

Cümleyi bu derste geçen ve “kazıp çıkarmak” anlamına gelen iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: The puppy tried to ____ a toy buried in the garden.

Cevabı göster

dig up

Oh, yeah.

1:47

Ah, evet.

I guess we are. Ton ve niyet

1:47

Sanırım öyle yapıyoruz.

Ton ve niyet

I guess we are: yumuşatılmış bir kabul

Burada I guess, dayanaksız bir tahminde bulunmak anlamına gelmez. Konuşanın karşısındaki kişinin haklı olduğunu kabul etmesini yumuşatır ve yanıta biraz tereddüt ya da geri adım atma tonu katar. we are, diğer kişinin daha önce anlattığı durumu bütünüyle tekrarlamadan onun yerine geçer. I guess + özne + yardımcı fiil şeklindeki kısa yapı, bir noktayı daha az doğrudan biçimde kabul etmek için kullanılabilir.

Alıştırma

Başka bir kişinin gözlemine veya hafif eleştirisine cevap verirken I guess we are. büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Konuşan, diğer kişinin söylediklerini kesin bir şekilde inkâr ediyor.
  2. Konuşan, hiçbir kanıt olmadan rastgele bir tahminde bulunuyor.
  3. Konuşan, diğer kişinin haklı olduğunu yumuşak bir şekilde kabul ediyor.
Cevabı göster

Konuşan, diğer kişinin haklı olduğunu yumuşak bir şekilde kabul ediyor.

My kids like to spy too.

1:49

Benim çocuklarım da gözetlemeyi severler.

What else did you find out? Öbek fiiller

1:50

Başka ne öğrendiniz?

Öbek fiiller

find out: bilgi edinmek

find out; sorarak, gözlemleyerek, okuyarak, kontrol ederek veya araştırarak bir bilgiyi öğrenmek ya da ortaya çıkarmak anlamına gelir. What else did you find out? sorusu, dinleyenin başka hangi bilgileri öğrendiğini sorar. Odak noktası bilmemekten bilmeye geçmektir. Nesne genellikle bir gerçek, bir cevap veya what, who, why, whether gibi sözcüklerle başlayan bir bilgi cümleciğidir; yeri bulunan fiziksel bir nesne değildir.

Alıştırma

Cümleyi bu nottaki iki sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: We need to ____ why the alarm went off.

Cevabı göster

find out

We know all about your boat. Kalıp ifadeler

1:52

Teknen hakkında her şeyi biliyoruz.

Kalıp ifadeler

know all about: bir şey hakkında çok şey bilmek

Know all about ifadesinden sonra bir kişi, şey veya konu geldiğinde, onunla ilgili çok fazla bilgiye sahip olmak anlamına gelir. All, ifadeyi know about kullanımından daha güçlü hâle getirir. Günlük konuşmada all çoğu zaman vurgu yapar ve her ayrıntının eksiksiz bilindiği anlamına gelmeyebilir. Burada konuşanlar, tekne hakkında zaten çok şey bildiklerini kendilerinden emin bir şekilde söylüyorlar.

Alıştırma

Cümleyi know all about ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Ask Maya about cameras; she ____ them.

Cevabı göster

knows all about

And that Cherry is Chocolate Milk's enemy.

1:54

Ve Cherry'nin Çikolatalı Süt'ün düşmanı olduğunu da.

Chocolate Milk?

1:56

Çikolatalı Süt mü?

Oh, you mean Chippy.

1:58

Ha, Chippy'yi kastediyorsunuz.

Oh, yeah, well,

1:59

Ah, evet, şey,

I guess he and Cherry are enemies at the moment. Kalıp ifadeler

2:00

Sanırım o ve Cherry şu anda düşmanlar.

Kalıp ifadeler

at the moment: şu anda geçerli bir durum

At the moment, “şimdi” veya “şu anda” anlamına gelir. İfadeyi mevcut dönemle sınırlar ve çoğu zaman durumun değişebileceğini düşündürür. Burada enemies sözcüğünden sonra gelerek kötü ilişkilerinin şu anki bir durum olduğunu gösterir; her zaman düşman kalacakları anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi bu derste öğrendiğiniz ve “tam şu anda” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The manager is busy ____, but she'll call you later.

Cevabı göster

at the moment

But they're trying to be friends again. Kalıp ifadeler

2:03

Ama tekrar arkadaş olmaya çalışıyorlar.

Kalıp ifadeler

trying to be friends again: eski bir arkadaşlığı yeniden kurmaya çalışmak

Try to + fiil, bir hedefe ulaşmak için çaba göstermek anlamına gelir. Bu cümlede hedef be friends olmaktır; yani ilişkilerini düzeltmeye çalışıyorlar. Trying bir girişimi anlatır, tamamlanmış bir sonucu değil. Again, arkadaşlığın daha önce var olduğunu ve şimdi yeniden kurulmak istendiğini gösterir. Bu nedenle be friends again, ilk kez arkadaş olmak değil, önceki bir arkadaşlığı yeniden kurmak anlamına gelir.

Alıştırma

Hangi cümle, iki kişinin daha önce sahip oldukları bir arkadaşlığı onarmaya çalıştığı anlamına gelir?

  1. They're pretending to be friends.
  2. They're trying to be friends again.
  3. They're becoming friends for the first time.
Cevabı göster

They're trying to be friends again.

Oh.

2:06

Ha.