En İyi Kaybeden | Paketi Geçir - 3. Sezon | Bluey: İngilizce çalışma notları
Bluey - Official Channel
Video özeti: Çocukların oynadığı Pass the Parcel sırasında Bingo, kazanmayı istemekten yenilgiyi kabullenmeye ve arkadaşının mutluluğuyla sevinmeye geçer; daha sonra oyunun nasıl oynanacağını seçme hakkı ona verilince yetişkinler de önceden savundukları daha sert kuralları yeniden değerlendirir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Pass the Parcel? — Kültür, Medya ve Gerçek Yaşam Bağlamı: Bunun, sarılı bir paketin çocuklar arasında elden ele geçirildiği bir parti oyununun adı olduğunu öğrenirsiniz. Böylece parcel sözcüğünü yalnızca sıradan bir paket olarak yorumlamak yerine kurallar, ödüller, kazanma ve farklı oyun biçimleriyle ilgili konuşmayı doğru bağlama oturtabilirsiniz. 2. getting quite good at losing. — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: Zaman içinde gelişen bir beceriyi anlatan get good at + ulaç yapısını anlayıp başka becerilere uyarlayabilirsiniz; buradaki esprili ifade Bingo’nun sık sık kaybettiğini söylemekten çok, yenilgiyi olgunlukla karşılamayı öğrendiğini bir beceri olarak sunar. 3. What happened to — Konuşma Edimbilimi ve Tutum: Bu başlangıcın yalnızca bir olaya ne olduğunu sormadığını, daha önce savunulan bir düşünce veya plandan neden vazgeçildiğine meydan okuyan bir soru olduğunu ayırt edebilirsiniz. Böylece yetişkinlerin şimdiki yumuşak tutumunu eski katı kural ısrarlarıyla karşılaştıran alaycı eleştiriyi duyabilirsiniz.
Bu derste
so close: başarmaya çok yaklaşmak
Bu cümlede so close, “başarmaya çok yaklaşmış olmak” anlamına gelir, ancak konuşan kişi başaramamıştır. Çok küçük bir farkla hedefi kaçırdıktan sonra duyulan hayal kırıklığını anlatır; fiziksel yakınlıktan söz etmez. Hedef bağlamdan belliyse be so close tek başına kullanılabilir. Hedefi açıkça belirtmek için We were so close to winning. örneğindeki gibi be so close to + isim veya -ing biçimi kullanılır.
Alıştırma
Bu bağlamda “I was so close” ne anlama gelir?
- Fiziksel olarak bir şeyin yakınında durduğum anlamına gelir.
- Kolayca başardığım anlamına gelir.
- Neredeyse başardığım ama başaramadığım anlamına gelir.
Cevabı göster
Neredeyse başardığım ama başaramadığım anlamına gelir.
Maybe next time: başka bir fırsat için umut
Maybe next time, biri başarısız olduktan veya bir fırsatı kaçırdıktan sonra verilen kısa bir karşılıktır. “Bu sefer olmadı ama başka bir fırsatta olabilir” anlamına gelir ve hafif bir moral verir. Next time, hemen ardından gelen kesin bir anı değil, benzer bir sonraki fırsatı ifade eder. Maybe you'll win next time gibi daha tam bir düşünce bağlamdan anlaşılır.
Alıştırma
Dersteki üç sözcüklük ifadeyle bu doğal moral cümlesini tamamlayın: You didn't win today, but ____.
Cevabı göster
maybe next time
Pass the Parcel: bir çocuk partisi oyunu
Pass the Parcel, çocuk partilerinde oynanan bir oyunun adıdır. Müzik çalarken oyuncular kat kat sarılmış bir paketi elden ele geçirir; müzik durduğunda paketi tutan kişi ambalajın bir katını açar. Bu soruda Ready for ...?, herkesin oyunu oynamaya hazır olup olmadığını sorar. Pass the Parcel, sıradan bir paketi birine verme talimatı değildir.
Alıştırma
Bu cümlede Pass the Parcel nedir?
- Sıradan bir paketi birine verme talimatı
- Müzik ve kat kat ambalajla oynanan bir çocuk partisi oyunu
- Bir hediyeyi postalamaya hazırlama yöntemi
Cevabı göster
Müzik ve kat kat ambalajla oynanan bir çocuk partisi oyunu
doing Lucky's Dad's rules: oyun kurallarının o sürümünü kullanmak
Burada doing Lucky's Dad's rules, Lucky'nin babasına ait oyun kuralları sürümünü seçip kullanmak anlamına gelir. We're doing..., gruba bu turun nasıl oynanacağını bildirir. Buradaki do, kuralları oluşturmak, yazmak veya bitirmek anlamına gelmez. Günlük konuşmada do, herkesin zaten bildiği bir seçeneği ya da etkinlik biçimini kullanmak anlamına gelebilir.
Alıştırma
Bu bağlamda We're doing Lucky's Dad's rules ifadesinin anlamını en iyi hangi cümle verir?
- We are using Lucky's Dad's rules for the game.
- We are writing new rules for Lucky's dad.
- We are completing a job for Lucky's dad.
Cevabı göster
We are using Lucky's Dad's rules for the game.
Did they say hooray?: şaşkınlık bildiren bir soru
Görünüşte Did they say hooray?, konuşan kişinin hooray kelimesini doğru duyup duymadığını sorar. Bu sahnede aynı zamanda beklenmedik bir şeye verilen tepkidir: konuşan kişi onların sevinçle bağırmasına şaşırır. Bir evet-hayır sorusu yalnızca bilgi istemekle kalmaz. Bağlam ve şaşkın bir tonla “Bu gerçekten oldu mu?” veya “Bunu söylediklerine inanamıyorum” anlamını da taşıyabilir.
Alıştırma
Bu bağlamda Did they say hooray? ne anlatıyor?
- Konuşan kişi birine hooray kelimesinin nasıl yazıldığını öğretiyor.
- Konuşan kişi hiç kimsenin ses çıkarmadığından emin.
- Konuşan kişi ne söylendiğini kontrol ederken bu sevince de şaşırır.
Cevabı göster
Konuşan kişi ne söylendiğini kontrol ederken bu sevince de şaşırır.
Please let me win this time: let + kişi + fiilin yalın hâli
Please let me win this time bir ricadır. Konuşan kişi, karşısındakinden bu sefer kazanmasına izin vermesini ya da bilerek ona kazanma fırsatı vermesini ister. “Benim yerime kazan” anlamına gelmez. Please ricayı daha nazik yapar; this time ise bu tek seferi vurgular ve çoğu zaman konuşanın daha önce kazanmadığını ima eder. let’ten sonra me, him veya us gibi nesne durumundaki bir zamir, ardından fiilin yalın hâli gelir: let me win. to eklenmez; bu yüzden let me to win yanlıştır.
Alıştırma
“Kazanmama izin ver” anlamını vermek için ricayı let + kişi + fiilin yalın hâli ile tamamlayın: We've played three games. Please ____ this time.
Cevabı göster
let me win
What have you started?: sonuçlara verilen tepki
Bu bağlamda “What have you started?”, bir etkinliğin adını öğrenmek için sorulan tarafsız bir soru değildir. “Nasıl bir durumu harekete geçirdin?” anlamına gelir ve ortaya çıkmaya başlamış sonuçlara tepki verir. “Have started” şeklindeki present perfect yapı, daha önceki bir eylemi şu anda görülen sonuçla ilişkilendirir. Soru, ses tonuna göre endişe, hafif bir suçlama, şaşkınlık veya şakacı bir takılma ifade edebilir.
Alıştırma
Sonuçları yorumlayan “What have you started?” ifadesine en uygun durum hangisidir?
- Bir kişinin dans akımı başlatması odadaki herkesin dans etmeye başlamasına neden oldu.
- Bir dersin saat kaçta başladığını soruyorsun.
- Arkadaşının hangi ödeve başladığını öğrenmek istiyorsun.
Cevabı göster
Bir kişinin dans akımı başlatması odadaki herkesin dans etmeye başlamasına neden oldu.
I'm sorry you didn't win Pass the Parcel, Ton ve niyet
0:49Paketi Geçir oyununu kazanamadığın için üzgünüm,
I'm sorry you didn't win: duygudaşlık bildiren sorry
Burada “I'm sorry you didn't win”, Bingo'yu teselli eder. “Sorry”, konuşanın Bingo'nun yaşadığı hayal kırıklığına üzüldüğünü gösterir; yenilgiye konuşanın sebep olduğunu söylemez. “I'm sorry + başka birinin kötü deneyimini anlatan yan cümle” kalıbı genellikle duygudaşlık ifade eder. Bunun duygudaşlık mı yoksa özür mü olduğu, ardından gelen içeriğe ve konuşanın sorumluluk alıp almadığına bağlıdır.
Alıştırma
Hangi cümle özürden çok duygudaşlık ifade eder?
- I'm sorry I shouted at you.
- I'm sorry I broke your cup.
- I'm sorry you missed the concert.
Cevabı göster
I'm sorry you missed the concert.
I don't mind: bir şeyi kabul edilebilir bulduğunu söylemek
Bu cümlede I don't mind, bir şeyin konuşanı rahatsız etmediği ya da konuşanın bunu kabul edebileceği anlamına gelir. Mind burada bir şeye karşı çıkmak veya ondan rahatsız olmak anlamındaki fiildir; beyin ya da düşünme eylemi anlamına gelmez. Neyin sorun edilmediği bağlamdan belliyse mind fiilinin nesnesi söylenmeyebilir. Bu ifade bir seçeneği, düzenlemeyi, isteği veya hayal kırıklığı yaratan sonucu sakin biçimde kabul etmeyi sıkça anlatır.
Alıştırma
Bir arkadaşınız Would you rather play indoors or outside? diye soruyor. Hangi yanıt iki seçeneğin de kabul edilebilir olduğunu nazikçe söyler?
- I don't mind. Either is fine.
- I don't care what you want.
- I haven't made up my mind yet.
Cevabı göster
I don't mind. Either is fine.
When Lila is happy, I'm happy: when ile durum ve tepkiyi bağlamak
When Lila is happy şeklindeki when yan cümlesi, ana cümledeki I'm happy tepkisini başlatan durumu verir. Burada when, saatin kaç olduğu anlamında değil, o durum her gerçekleştiğinde anlamındadır. When + geniş zaman, geniş zaman kalıbı, bir durum ile onun sonucu veya doğurduğu duygu arasındaki genel bağlantıyı anlatabilir. Bu cümlede bir kişinin mutluluğu, konuşanın da aynı duyguyu hissetmesine yol açar.
Alıştırma
Bu genel tepkiyi when ile tamamlayın: ____ my sister is happy, I feel happy too.
Cevabı göster
When
You know what: sıradaki ana noktayı açmak
Buradaki You know what, konuşmanın akışını düzenleyen bir işaret, yani söylem belirtecidir. Bingo'nun dikkatini çeker ve konuşanın asıl noktayı, yani bir görüşü ya da değerlendirmeyi söylemek üzere olduğunu belirtir. Bu, Bingo'nun ne bildiğini gerçekten soran bir soru değildir. Bu kalıpta yeni bilgiyi genellikle aynı konuşmacı söylemeye devam eder.
Alıştırma
Bu cümlede You know what ne işe yarıyor?
- Konuşanın sıradaki ana noktasını ortaya koyar.
- Konuşmanın sona erdiğini belirtir.
- Bingo'dan bildiklerini kanıtlamasını ister.
Cevabı göster
Konuşanın sıradaki ana noktasını ortaya koyar.
I think you're getting quite good at losing. Dilbilgisi
1:02Bence kaybetme konusunda oldukça iyi olmaya başladın.
getting quite good at losing: kaybetmeyi karşılamada giderek iyileşmek
get good at + isim ya da -ing biçimi, bir konuda giderek beceri veya yeterlik kazanmak demektir. you're getting quite good at losing ifadesinde getting gelişmeyi sürmekte olan bir değişim olarak gösterir; quite burada good sözcüğüne “oldukça iyi” anlamı verir ve at sonrasında lose değil losing gelir. Burada losing, oyunu kaybeden taraf olmak demektir. good at losing sonucu sakin ve sportmence kabul etmeyi öğrenmek anlamındadır; bilerek kaybetmekte ustalaşmak değildir.
Alıştırma
Cümleyi “giderek oldukça iyi olmak” anlamındaki dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: After a month of lessons, Noah is ____ playing the guitar.
Cevabı göster
getting quite good at
how do you want to do Pass the Parcel tomorrow? Dilbilgisi
1:26yarın Paketi Geçir oyununu nasıl oynamak istersiniz?
How do you want to do ...?: yöntem veya kuralları sormak
How do you want to do ...? karşıdakinin hangi yöntemi, planı veya uygulama biçimini tercih ettiğini sorar. Bu kalıpta how, “ne şekilde” demektir; kişinin nasıl hissettiğini sormaz. Burada do Pass the Parcel, bu oyunu oynamak ya da yürütmek anlamına gelir. Soru, yarın hangi oynama biçiminin veya kuralların kullanılacağını sorar; paket yapmaktan söz etmez.
Alıştırma
Konuşan kişi neyi soruyor?
- Yarın paketi kimin getireceği
- Karşıdakinin tercih ettiği yöntem veya kurallar
- Karşıdakinin oyun oynayacak kadar iyi hissedip hissetmediği
Cevabı göster
Karşıdakinin tercih ettiği yöntem veya kurallar
I'll let Bingo choose: let + kişi + fiilin yalın hâli
I'll let Bingo choose, let + kişi + fiilin yalın hâli yapısını kullanır. Burada konuşan kişi seçimi Bingo'ya bırakır; kararı Bingo verecektir. Let fiilinden sonra fiilin yalın hâli doğrudan kullanılır: let Bingo choose. Araya to eklenmez ve -ing biçimi kullanılmaz.
Alıştırma
Cümleyi “let + Maya + choose” ile tamamla: I can't decide, so I'll ____.
Cevabı göster
let Maya choose
Which way do you want to play? — bir yöntem seçmek
Bu cümlede Which way, Bingo'dan hangi yöntemle veya hangi kural grubuyla oynamak istediğini seçmesini ister. Burada way, “yöntem” demektir; yol, yön veya yer anlamına gelmez. Which, bilinen ve sınırlı sayıdaki seçeneklere işaret eder. Tekrar kullanılabilen Which way do you want to + verb? kalıbı, birinin mevcut yöntemlerden hangisini tercih ettiğini sorar.
Alıştırma
İki kural grubu zaten mevcut. Hangi soru birinden oynama yöntemini seçmesini en açık biçimde ister?
- When do you want to play?
- Which way do you want to play?
- Where do you want to play?
Cevabı göster
Which way do you want to play?
I think it's only fitting to let Lucky's Dad do the honors. Notlar
1:39Sanırım onuru Lucky'nin babasına bırakmak en doğrusu.
it's only fitting to — bir eylemin özellikle uygun olduğunu söylemek
It's only fitting to + fiil, bir eylemin kişiye, duruma veya koşullara uyduğu için özellikle yerinde olduğunu belirtir. Burada Lucky'nin babasının konuyla ilgili bir bağlantısı vardır; bu nedenle özel görevi ona vermek doğru ve anlamlı gelir. Fitting burada “uygun” anlamına gelen bir sıfattır; kıyafet denemek veya bedenini kontrol etmekle ilgili değildir. Only, bunun doğal veya doğru seçim olduğuna dair konuşmacının değerlendirmesini güçlendirir.
Alıştırma
Cümleyi tam olarak only fitting to ifadesiyle tamamlayın: She founded the club, so it's ____ let her open the anniversary event.
Cevabı göster
only fitting to
do the honors: özel ve beklenen görevi yerine getirmek
Do the honors; duyuru yapmak, kurdele kesmek veya bir etkinliği başlatmak gibi, bir durumda özel ve beklenen eylemi gerçekleştirmek anlamına gelen bir deyimdir. Bu cümlede Lucky'nin babasının do the honors yapmasına izin vermek, o bölümü yönetme veya başlatma konusunda kabul gören rolü ona vermek demektir. Buradaki honors, “ödüller” anlamına gelmez.
Alıştırma
Özel ve beklenen eylemi gerçekleştirmek anlamındaki kalıplaşmış deyimle cümleyi tamamlayın: The winner's name is in this envelope. Jordan, would you ____ and announce it?
Cevabı göster
do the honors
righto: samimi bir “tamam” ifadesi
Righto; “tamam”, “peki” veya “anladım” anlamına gelen samimi bir yanıttır. Oh, righto. sözünde konuşan kişi az önce söyleneni kabul eder veya anladığını gösterir; right burada “doğru” ya da “solun karşıtı” anlamında değildir. Sözcük belirgin biçimde Britanya ve Avustralya günlük konuşma havası taşır. Özellikle samimi diyalogları anlamak için yararlıdır.
Alıştırma
İngilizce cümlenin tamamını dinleyin ve tam olarak duyduğunuz seçeneği işaretleyin. Right sözcüğünden sonra /əʊ/ gelip gelmediğine odaklanın.
- Rita, I'll see you at nine.
- Righto, I'll see you at nine.
- Right, I'll see you at nine.
Cevabı göster
Righto, I'll see you at nine.
Good on yous: bir gruba yönelik gündelik övgü
Good on yous, birden fazla kişiye yöneltilen samimi ve gündelik bir övgüdür; yaklaşık olarak “Well done, all of you.” anlamına gelir. Good on you, özellikle Avustralya ve Yeni Zelanda İngilizcesinde takdir belirtmek için yaygındır. Yous, you sözcüğünün bölgesel ve standart dışı çoğul biçimidir. Burada övgünün bir gruba yöneltildiğini açıkça gösterir; cümleyi soruya dönüştürmez ve up yukarı doğru hareket anlamına gelmez.
Alıştırma
“Good on yous.” ifadesinin doğru yorumu hangisidir?
- Bir gruba yönelik gündelik bir övgüdür ve yous, you sözcüğünün bölgesel veya standart dışı çoğul biçimidir.
- Bir grubun ayrılmasını isteyen standart bir yazılı ifadedir.
- Bir kişiye yöneltilen resmî bir eleştiridir.
Cevabı göster
Bir gruba yönelik gündelik bir övgüdür ve yous, you sözcüğünün bölgesel veya standart dışı çoğul biçimidir.
left it up to ... to choose: kararı birine bırakmak
Leave it up to someone to do something, karar verme yetkisini veya sorumluluğu o kişiye bırakmak demektir. Bu cümlede konuşan kişi seçimi Bingo'ya bırakmıştır; left, leave fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Kalıp leave it up to + kişi + to + fiil şeklindedir. It, karar verilecek konuyu temsil eder; up to ise fiziksel olarak yukarı hareketi değil, o kişinin karar vermesini veya konuyla ilgilenmesini ifade eder.
Alıştırma
Cümleyi leave it up to ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: We couldn't agree on a film, so we ____ Maya to choose.
Cevabı göster
left it up to
You'll see: cevabın daha sonra ortaya çıkmasını beklemek
Bu yanıtta You'll see, “cevap daha sonra belli olacak” anlamına gelir. Konuşan kişi cevabı şimdi vermemeyi seçer ve ardından olacakların cevabı ortaya çıkarmasını bekler. Bu ifade bir sürprizi saklı tutabilir veya olayların konuşan kişinin haklı olduğunu göstereceğine dair güven belirtebilir. Yalnızca gözle bir şey görmekle ilgili bir tahmin değildir.
Alıştırma
Bir arkadaşınız sürprizinizin ne olduğunu soruyor. Cevabı biliyorsunuz ancak daha sonra açıklamak istiyorsunuz. En uygun yanıt hangisidir?
- I can't see it.
- We'll see.
- You'll see.
Cevabı göster
You'll see.
whatever way is okay with me: herhangi bir yöntemi kabul etmek
Whatever way, “seçilen herhangi bir yöntem” anlamına gelir. Bu bölüm is okay yapısının öznesidir; with me ise “benim için kabul edilebilir” veya “itirazım yok” demektir. Yanıtın tamamı seçimi başka birine bırakır ve konuşan kişinin özel bir tercihi olmadığını belirtir. Buradaki whatever açık bir kabulleniş gösterir; tek başına söylenen Whatever! ifadesinin taşıyabileceği küçümseyici anlamı taşımaz.
Alıştırma
Ekibin işi nasıl paylaşacağı konusunda bir tercihiniz yok. Bu düşünceyi hangi cümle ifade eder?
- Only my way is okay with me.
- Whatever way is okay with me.
- Whatever! I don't want to discuss it.
Cevabı göster
Whatever way is okay with me.
What happened to raising a nation of squibs? Notlar
1:56Hani mızmız bir nesil yetiştirmek istemiyorduk ne oldu?
What happened to ...?: terk edilen bir planı veya tutumu sorgulamak
“What happened to ...?”, daha önce sözü edilen ancak şimdi terk edilmiş gibi görünen bir planı, sözü veya tutumu yeniden gündeme getirebilir. to sonrasındaki sözler bu önceki düşünceyi belirtir; burada çoğunlukla bir isim veya -ing yapısı kullanılır. Konuşan kişi burada bir olayın nasıl geliştiğini sormuyor. Karşısındaki kişinin önceki sert tutumuyla artık tutarlı davranmamasına meydan okuyor; bu nedenle soru alaycı, eleştirel veya iğneleyici duyulabilir.
Alıştırma
Birini daha önce verdiği söz konusunda sorgulamak için bu derste öğrenilen üç sözcüklü başlangıcı yazın: ____ your promise to help clean up?
Cevabı göster
What happened to
raising a nation of squibs: zayıflığa yönelik abartılı eleştiri
raising a nation of squibs ifadesinde raising çocuk yetiştirmek anlamına gelir; a nation of ise ölçeği tüm bir ülkeye veya kuşağa çıkararak bilinçli bir abartı yapar. Gayriresmî Avustralya İngilizcesinde squib, korkak veya zayıf bir kişiyi küçümseyen bir söz olabilir. İfade, çok sayıda ürkek insan yetiştirdiği iddia edilen bir yetiştirme biçimini alaycı şekilde eleştirir; havai fişeklerle veya gerçek anlamda bir ülke kurmakla ilgili değildir.
Alıştırma
Bu cümlede “raising a nation of squibs” ne anlama geliyor?
- Çok sayıda korkak veya zayıf insan yetiştirmeyi alaycı biçimde anlatır.
- Zayıf bir patlamayı daha güvenli hâle getirmek için talimat verir.
- Küçük havai fişekler üreten bir ülkeyi gerçek anlamıyla anlatır.
Cevabı göster
Çok sayıda korkak veya zayıf insan yetiştirmeyi alaycı biçimde anlatır.
Let them have some fun: başkalarının eğlenmesine izin verilmesi için ikna etmek
let + nesne + fiilin yalın hâli, “birinin bir şey yapmasına izin vermek” demektir; bu nedenle let them have ifadesinde to have değil, have kullanılır. Have some fun, “eğlenmek” veya “keyifli bir şey yapmak” anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir; fun sözcüğüne kelimesi kelimesine sahip olmak anlamına gelmez. Burada emir biçimindeki let them... bir tavsiye veya ikna ifadesi olarak kullanılır. Konuşan kişi, karşısındakinden daha az katı olmasını ve grubun etkinliğin tadını çıkarmasına biraz alan tanımasını ister.
Alıştırma
Cümleyi let, “the children” için kullanılan nesne zamiri ve have some fun ile tamamlayın: The children have finished their work, so ____.
Cevabı göster
let them have some fun