Zaman var mıdır? - Andrew Zimmerman Jones: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video özeti: Video, zamanın evrenin temel bir özelliği mi yoksa beliren bir özellik mi olduğunu; görelilik ve entropiden zamanı içermeyen denklemlere, okyanus ve film kareleri benzetmelerine uzanan bir anlatımla inceliyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. woven into the very fabric of the universe. — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: Dokuma benzetmesinin zamanı evrenin temel yapısından ayrılamayan bir unsur olarak nasıl sunduğunu anlayın; soyut bilimsel veya felsefi iddiaları somutlaştırmak için benzer imgeler kullanın. 2. gain disorder or entropy — Sözcük Anlamı ve Dil Düzeyi: Gündelik “disorder” sözcüğünün teknik “entropy” terimiyle yan yana getirilerek uzmanlık dilini nasıl açıkladığını fark edin ve popüler bilim metinlerindeki bu açıklama kalıbını yorumlayın. 3. don't exist / do exist — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: Vurgulayıcı do kullanımının tek tek bileşenlerde bulunmayan bir özellik ile bütün sistemde gerçekten bulunan özellik arasındaki karşıtlığı nasıl belirginleştirdiğini görün ve beliren özellikleri açıkça anlatmak için bu kalıbı kullanın.
Bu derste
were observations of cycles of the natural world Kalıp ifadeler
0:22doğal dünyanın döngülerinin gözlemleriydi;
cycles of the natural world: tekrarlanan doğal örüntüler
Bu cümlede cycles of the natural world, gece ve gündüz ya da mevsimler gibi doğada düzenli bir biçimde tekrar tekrar meydana gelen değişiklikleri anlatır. Bir cycle, tek seferlik bir olay değil, tekrarlanan bir süreçtir. Burada cycles, bilimsel ve açıklayıcı bağlamlarda kullanılan bir isimdir. “Bisikletler” anlamına gelmez. Çoğul biçim, tekrar eden birden fazla döngüye işaret eder.
Alıştırma
Bu cümlede cycles of the natural world ne anlama gelir?
- Doğada bisikletle yapılan yolculuklar
- Doğada yalnızca bir kez meydana gelen sıra dışı bir olay
- Düzenli örüntülerle tekrar eden doğal değişiklikler
Cevabı göster
Düzenli örüntülerle tekrar eden doğal değişiklikler
from day to night and season to season to build calendars. Dilbilgisi
0:27takvimler oluşturmak için günden geceye ve mevsimden mevsime geçişler izlendi.
from day to night and season to season: iki değişim kalıbı
Bu ifade iki kalıbı birleştirir. from day to night, bir değişimin veya aralığın farklı uçlarını belirtmek için from X to Y kalıbını kullanır: day başlangıç tarafını, night ise bitiş tarafını gösterir. season to season, aynı zaman biriminin tekrarlandığı X to X kalıbını kullanır. “Bir mevsimden sonraki mevsime” anlamına gelir ve birbirini izleyen mevsimlerdeki tekrarlanan değişimi vurgular. İki bölüm birlikte, daha kısa günlük değişimi ve daha uzun mevsimsel değişimi düzenleyerek anlatır.
Alıştırma
Cümleyi tamamlayın. İlk boşlukta sabahtan akşama değişimi göstermek için from X to Y, ikinci boşlukta mevsimlerin tekrarını göstermek için X to X kullanın: The temperature changes ____ and ____.
Cevabı göster
from morning to evening · season to season
More precise timekeeping, like sundials and mechanical clocks,
0:31Güneş saatleri ve mekanik saatler gibi daha hassas zaman tutma yöntemleri,
eventually came along to put time in more convenient boxes. Notlar
0:36sonunda zamanı daha uygun kutulara koymak için ortaya çıktı.
came along: sonradan ortaya çıktı veya kullanılabilir hâle geldi
Bu cümlede came along, “sonradan ortaya çıktı veya kullanılabilir hâle geldi” anlamındadır. Özne, zamanı daha hassas ölçme yöntemlerini ifade ettiği için söz öbeği bir yol boyunca hareket etmeyi değil, tarihsel gelişimin daha sonraki bir aşamasını anlatır. Bir kişinin, fırsatın, fikrin, teknolojinin veya çözümün zaman içinde bir duruma nasıl dâhil olduğunu anlatırken come along bu anlamda kullanılabilir. Eventually, bunun bir bekleyişten veya aşamalı değişimden sonra gerçekleştiği duygusunu güçlendirir.
Alıştırma
Cümleyi “sonradan ortaya çıktı veya kullanılabilir hâle geldi” anlamındaki come along ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: A safer design eventually ____ and replaced the older model.
Cevabı göster
came along
put time in more convenient boxes: zamanı düzenlemeye yönelik bir benzetme
Put time in more convenient boxes bir benzetmedir. Zaman, bölünebilen ve kaplara yerleştirilebilen kesintisiz bir şey olarak düşünülür; buradaki “kutular” fiziksel nesneler değil, saniye, saat ve tarih gibi kullanışlı birimler veya kategorilerdir. Bu anlatım, hassas zaman ölçümünün ne yaptığını gösterir: zamanı üzerinde uzlaşılmış bölümlere ayırarak ölçmeyi, kaydetmeyi, karşılaştırmayı ve planlamayı kolaylaştırır. Soyut bir fikir put, in ve boxes gibi somut mekân sözcükleriyle anlatıldığında her sözcüğü kelimesi kelimesine çevirmek yerine düzenleme ilişkisini arayın.
Alıştırma
Örnekte put time in more convenient boxes ne anlama geliyor?
- Saatleri taşınması daha kolay kaplarda saklamak.
- Eski eşyaları yaşlarına göre kutulara taşımak.
- Zamanı kullanışlı birimlere ayırıp düzenlemek.
Cevabı göster
Zamanı kullanışlı birimlere ayırıp düzenlemek.
What exactly is it that we're measuring?: vurgulu bir soru
What exactly is it that we're measuring? vurgulu bir sorudur. What bilinmeyen nesneyi belirtir, exactly kesin bir yanıt ister ve is it that kalıbı bu nesneye ek vurgu yapar. Buradaki it, daha önce sözü edilen bir şeyi göstermez; odaklama yapısının bir parçasıdır. Daha basit olan What are we measuring? sorusuyla karşılaştırıldığında bu biçim, konuşanın bir adım geri çekilip temel tanımı sorguladığını gösterir. What exactly is it that + subject + verb? kalıbı, tartışılan asıl nesneyi veya konuyu açıkça belirlemeye yardımcı olur.
Alıştırma
Soruyu vurgulu odaklama kalıbıyla tamamlayın: What exactly ____ this machine detects?
Cevabı göster
is it that
in our heads: fiziksel bir konum değil, fikir veya algı
in our heads ifadesi burada mecazidir. Bir şeyin fiziksel gerçeklikte değil, fikir, algı veya zihinsel bir yapı olarak var olduğu anlamına gelir. Bu soruda our, insanları topluca ifade eder. physically exists ile kurulan karşıtlık iki olasılık sunar: zaman nesnel olarak var olabilir ya da insan zihninin deneyimleri düzenleme biçimi olabilir. İfade, insanların kafalarının içindeki gerçek bir fiziksel konumu anlatmaz.
Alıştırma
Hangi cümlede in someone's head fiziksel bir konumu değil, öznel olabilecek bir düşünceyi ifade eder?
- The criticism may have been only in Leo's head.
- Leo put the hat on his head.
- The surgeon found swelling inside Leo's head.
Cevabı göster
The criticism may have been only in Leo's head.
and it's hard to imagine the universe without it. Dilbilgisi
0:54ve evreni onsuz hayal etmek zordur.
it's hard to imagine + isim öbeği veya durum
it's hard to imagine yapısında it, yer tutucu özne olarak kullanılır. Hayal edilmesi zor olan şey veya durum imagine fiilinden sonra gelir. Bu cümlede o bölüm the universe without it ifadesidir. Bir fikri hayal etmenin veya ona inanmanın zor olduğunu söylemek için It's hard to imagine + isim öbeği ya da yan cümle yapısını kullanabilirsiniz. Hard, şeyin kendi özelliğini değil, hayal etme eyleminin zorluğunu anlatır.
Alıştırma
Cümleyi “hayal etmesi zordur” anlamındaki derste geçen ifadeyle tamamlayın: ____ a city with no roads.
Cevabı göster
It's hard to imagine
But our understanding of time started getting complicated thanks to Einstein. Notlar
0:57Ancak zaman anlayışımız Einstein sayesinde karmaşıklaşmaya başladı.
started getting + sıfat: durum değişiminin başlangıcı
Started getting complicated, “karmaşıklaşmaya başladı” anlamına gelir. Started değişimin başlangıcını, getting + sıfat ise durum değişikliğini gösterir. Bu ifade sürece odaklanır: anlayış daha basit bir durumdan daha karmaşık bir duruma geçiyordu. Was complicated ise yalnızca belirli bir andaki durumu anlatırdı.
Alıştırma
Cümleyi “daha karmaşık hâle gelmeye başladı” anlamındaki derste geçen ifadeyle tamamlayın: After three new rules were added, the process ____.
Cevabı göster
started getting complicated
thanks to: bir neden belirtmek
Bu cümlede thanks to, bir sonucun nedenini belirtir: Einstein’ın çalışmaları zaman anlayışımızı daha karmaşık hâle getirmiştir. Buradaki anlamı “nedeniyle”dir; “minnettarlık göstermek” değildir. Bu ifade olumlu, olumsuz veya tarafsız bir sonuca işaret edebilir. Minnettarlık, nesnel bir neden açıklaması, mizah veya suçlama olarak algılanması sonuca ve ses tonuna bağlıdır.
Alıştırma
“Thanks to the heavy rain, the game was canceled,” cümlesinde thanks to ne anlama gelir?
- Şiddetli yağmura minnettarlık göstermek için
- Şiddetli yağmur nedeniyle
- Şiddetli yağmurdan sonra
Cevabı göster
Şiddetli yağmur nedeniyle
His theory of relativity tells us that time passes for everyone, Kültür
1:03Onun izafiyet teorisi bize zamanın herkes için geçtiğini söyler,
theory of relativity: Einstein’ın fizik kuramı
Theory of relativity, Einstein’ın uzay, zaman, hareket ve yer çekimi hakkındaki bilimsel fikirlerinin yerleşik adıdır. Bu cümlede, zamanın herkes için tamamen aynı şekilde işlemediğini anlamaya yardımcı olan bilimsel arka planı sağlar. İfadenin tamamını bir fizik kuramının adı olarak okuyun. Burada relativity yalnızca iki şeyin birbiriyle ilişkili olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Einstein hakkındaki bilimsel bir metinde theory of relativity neyi ifade eder?
- Saatlerin doğru olup olmadığını kontrol etme yöntemi
- Tüm olayların birbiriyle bağlantılı olduğuna dair genel bir fikir
- Einstein’ın uzay, zaman, hareket ve yer çekimi hakkındaki fizik kuramı
Cevabı göster
Einstein’ın uzay, zaman, hareket ve yer çekimi hakkındaki fizik kuramı
but doesn't always pass at the same rate for people in different situations, Kalıp ifadeler
1:07ancak farklı durumlardaki insanlar için her zaman aynı hızda geçmediğini belirtir;
doesn't always pass at the same rate: her zaman aynı hızda geçmez
Burada time passes, zamanın ilerlemesi anlamına gelir; pass at a rate ise bunun ne kadar hızlı olduğunu anlatır. At the same rate, bu hızı insanlar veya durumlar arasında karşılaştırır. Doesn't always, “her durumda değil” demektir; “hiçbir zaman” demek değildir. Bu nedenle cümle, hızların bazı durumlarda farklı olabileceğini söyler ancak her durumda farklı olduklarını iddia etmez.
Alıştırma
Hangi cümle, iki saatin bazen aynı hızda çalışabileceğini ancak bunun her durumda geçerli olmadığını anlatır?
- The two clocks always run at the same rate.
- The two clocks never run at the same rate.
- The two clocks don't always run at the same rate.
Cevabı göster
The two clocks don't always run at the same rate.
close to the speed of light: ışık hızına yakın
Close to the speed of light, sayısal değeri ışık hızına yakın bir hızda hareket etmek demektir. Burada close to, hızın değerini niteler; ışığın veya bir ışık kaynağının fiziksel olarak yakınında bulunmak anlamına gelmez. Bu görelilik örneğinde ışık hızına yakın hareket, yolcular ve diğer gözlemciler için zamanın farklı hızlarda geçebildiği uç bir koşuldur.
Alıştırma
Close to the speed of light burada ne anlama gelir?
- Bir lambanın veya başka bir ışık kaynağının yakınındaki uzayda hareket etmek
- Işığın yetişebilmesi için yavaş hareket etmek
- Işık hızına neredeyse eşit bir hızda hareket etmek
Cevabı göster
Işık hızına neredeyse eşit bir hızda hareket etmek
or orbiting a supermassive black hole. Kültür
1:14veya süper kütleli bir kara deliğin yörüngesinde dönenler gibi.
süper kütleli kara delik
Supermassive black hole, kütlesi olağanüstü büyük olan, genellikle Güneş'in kütlesinin milyonlarca ya da milyarlarca katına ulaşan bir kara deliktir. Bu birleşik isimde supermassive, black hole teriminin tamamını niteler; renge ya da sıradan bir deliğe gönderme yapmaz. Burada böyle bir cismin yörüngesinde dolanmak, zamanın farklı bir hızda akabildiği aşırı bir kütle çekimi durumu olarak sunulur.
Alıştırma
“Kütlesi olağanüstü büyük bir kara delik” anlamına gelen iki sözcüklü astronomi terimiyle cümleyi tamamlayın: A ____ may sit at the center of a galaxy.
Cevabı göster
supermassive black hole
Einstein resolved the malleability of time by combining it with space to define spacetime, Notlar
1:18Einstein, zamanın bükülebilirliğini uzay ile birleştirip uzay-zamanı tanımlayarak çözdü;
zamanın şekillenebilirliği
the malleability of time ifadesinde malleability, değiştirilebilme veya biçimlendirilebilme kapasitesi demektir. Burada mecaz anlamdadır: zaman çekiçle dövülebilen bir malzeme değildir, ancak tamamen sabit de kabul edilmez. the malleability of + noun yapısı, o ismin belirttiği şeyin bir özelliğini adlandırır. Burada of time neyin değişebileceğini gösterirken resmî isim ifadeye bilimsel ve soyut bir ton verir.
Alıştırma
Bu cümlede the malleability of time ne anlama gelir?
- Zaman fiziksel koşullara göre değişebilir veya şekillenebilir.
- Zaman yumuşak bir kabın içinde saklanabilir.
- Zaman, çekiçle dövülerek biçim verilebilen bir metaldir.
Cevabı göster
Zaman fiziksel koşullara göre değişebilir veya şekillenebilir.
by combining it with space: yöntem bildiren by + fiil-ing
By combining it with space, Einstein’ın sonuca nasıl ulaştığını anlatır. Burada by “bir eylemi yaparak” anlamındadır, combining by'dan sonra kullanılan -ing biçimidir ve it, time sözcüğüne gönderme yapar. Tekrar kullanılabilen kalıp sonuç + by + fiil-ing biçimindedir. “Bu nasıl yapıldı?” sorusunu yanıtlar.
Alıştırma
Cümleyi by ve combine fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The team saved time ____ the two meetings.
Cevabı göster
by combining
spacetime: tek bir yapı olarak uzay ve zaman
Spacetime, uzay ile zamanın tek bir dört boyutlu yapı olarak ele alınmasını anlatan fizik terimidir: uzayın üç boyutu ile zamanın bir boyutu. İki ayrı şeyin basit bir listesi değil, bütünleşik tek bir kavramdır. Bu cümlede sözcük, zamanın uzayla aynı yapının bir parçası olduğunu gösterir.
Alıştırma
Fizikte spacetime ne anlama gelir?
- Uzay ile zamanın dört boyutlu tek bir bütün oluşturduğu birleşik bir yapı
- Uzay yolculuğunun süresini ölçmek için kullanılan bir saat
- Uzay ile zamanı birbiriyle ilgisiz konular olarak ele alan bir liste
Cevabı göster
Uzay ile zamanın dört boyutlu tek bir bütün oluşturduğu birleşik bir yapı
which can bend but behaves in consistent, predictable ways. Kelime
1:24uzay-zaman bükülebilir ancak tutarlı, öngörülebilir şekillerde davranır.
can bend: uzay-zamanın eğriliği
Burada can bend, sıradan bir nesnenin bükülmesini değil, uzay-zamanı anlatır. Fizikte bend, uzay-zamanın eğriliğe sahip olabileceğini anlaşılır biçimde söylemenin bir yoludur: kütle ve enerji bulunduğunda geometrisi değişebilir. Can, bu yeteneği uzay-zamanın bir özelliği olarak sunar. İfade, birinin uzay-zamanı bir kâğıt gibi eliyle katladığını anlatmaz.
Alıştırma
Bu bilimsel bağlamda spacetime can bend ne anlama gelir?
- Birisi uzay-zamanı eliyle katlayabilir.
- Uzay-zaman eğri bir geometriye sahip olabilir.
- Uzay-zaman her zaman parçalara ayrılır.
Cevabı göster
Uzay-zaman eğri bir geometriye sahip olabilir.
is woven into the very fabric of the universe. Deyimler
1:32evrenin dokusuna işlendiğini doğruluyor gibiydi.
woven into the very fabric of the universe: ayrılmaz bir parça
İfade bir dokuma benzetmesi kullanır. Zaman, kumaşa dokunmuş bir iplik gibi canlandırılır; böylece sonradan eklenen bir şey değil, evrenin temel yapısının ayrılmaz bir parçası olarak sunulur. Burada fabric, gerçek kumaşı değil, altta yatan yapıyı anlatır. the very fabric içindeki very, yapının kendisini, özellikle de en derin veya en temel düzeyini vurgular; çok anlamındaki sıradan zarf değildir.
Alıştırma
Hangi cümle güvenin bir kuruluşun temel ve ayrılmaz parçası olduğunu anlatmak için dokuma benzetmesini kullanır?
- Trust covers the organization with real cloth.
- Trust is woven into the fabric of the organization.
- Trust is folded beside the organization.
Cevabı göster
Trust is woven into the fabric of the organization.
But there's a big question it didn't fully resolve.
1:35Ancak tam olarak çözemediği büyük bir soru var.
Why is it we can move through space in any direction, Kalıp ifadeler
1:39Neden uzayda herhangi bir yöne hareket edebiliyoruz da,
through space ... through time: boyutlar boyunca hareket
Through yalnızca fiziksel bir güzergâh boyunca hareketi değil, soyut bir boyut içindeki hareketi de anlatabilir. Through space, uzayı içinde yol alabileceğimiz bir alan gibi sunar; through time ise zamanı ilerlediğimiz bir yol ya da sıra gibi sunar. İki ifade paralel bir karşıtlık kurar: uzayda herhangi bir yöne hareket edebiliriz, ancak zamanda yalnızca tek bir yönde. İkinci bölümün tam hâli but we can move through time in only one direction olurdu; paralel yapı anlamı açık ettiği için tekrarlanan sözcükler atılmıştır.
Alıştırma
Hangi cümlede through, zamanı hareket edilen bir boyut olarak sunuyor?
- The science-fiction story sends its hero through time to the year 2150.
- The hero finishes the mission in time.
- The hero runs through a doorway to escape.
Cevabı göster
The science-fiction story sends its hero through time to the year 2150.
No matter what we do: değişmeyen bir sonuç
No matter what we do bir ödünleme ilişkisi kurar. Olası her eylemi göz önünde bulundurur ve ana cümledeki ifadenin bütün bu durumlarda doğru kaldığını söyler. Bu cümlede insanların yaptığı hiçbir şey, geçmiş hakkında belirtilen gerçeği değiştiremez. Kalıp no matter what + özne + fiil şeklindedir ve ardından ana cümle gelir. What sonrasında düz cümle söz dizimini koruyun: no matter what we do denir, no matter what do we do denmez.
Alıştırma
no matter / what / we / do sözcüklerini doğru ödünleme ifadesini oluşturacak şekilde sıralayın: ____, the deadline will not change.
Cevabı göster
No matter what we do
stubbornly behind us: geri döndürülemez geçmiş için bir benzetme
Bu cümle zamanı mekân üzerinden anlatır: biz ileri giderken geçmiş arkamızda düşünülür. Buradaki behind us gerçek bir fiziksel konumu anlatmaz; daha önceki olayların artık geride kaldığı anlamına gelir. Stubbornly, geçmişi sanki yerinden oynamayı ya da değişmeyi reddediyormuş gibi kişileştirir. Bir direnç duygusu katar ve zamanın yönünün kolayca tersine çevrilemeyeceğini vurgular.
Alıştırma
Bu cümlede stubbornly behind us en çok neyi ifade ediyor?
- Geçmiş zaten yaşanmıştır ve zaman geri dönmeyecektir.
- Konuşanlar bedenlerinin arkasına bakmayı reddediyordur.
- Geçmiş fiziksel olarak konuşanları takip ediyordur.
Cevabı göster
Geçmiş zaten yaşanmıştır ve zaman geri dönmeyecektir.
the arrow of time: geçmişten geleceğe doğru zamanın yönü
The arrow of time, zamanın geçmişten geleceğe doğru görünen yönünü anlatan, fizik ve felsefede yerleşmiş bir terimdir. Burada önceki fikirde anlatılan tek yönlü örüntüye bir ad verir. Arrow görsel bir benzetmedir: bir ok tek bir yönü gösterir, dolayısıyla terim gerçek bir nesneyi değil yönü temsil eder. Bu ifade zamanın hızlı olduğu anlamına gelmez; zamanın ve birçok sürecin yalnızca tek yönde ilerliyormuş gibi deneyimlendiğini anlatır.
Alıştırma
Bu cümlede the arrow of time neyi adlandırıyor?
- Zamanın geçmişten geleceğe doğru olan tek yönü.
- Zamanı ölçmek için kullanılan gerçek bir ok.
- Heyecanlı olaylar sırasında zamanın geçme hızı.
Cevabı göster
Zamanın geçmişten geleceğe doğru olan tek yönü.
When a drop of food coloring is dropped into a glass of water,
1:53Bir bardak suya bir damla gıda boyası damlatıldığında,
we instinctively know that the coloring will drift out from the drop,
1:57içgüdüsel olarak boyanın damladan dışarı doğru sürükleneceğini,
Imagine watching the opposite happen. Anlatım akışı
2:04Bunun tam tersinin olduğunu izlemeyi hayal edin.
Bir düşünce deneyi kurmak için Imagine watching...
Imagine watching..., dinleyicileri zihinlerinde bir sahne kurmaya ve onu gerçekten oluyormuş gibi izlemeye çağırır. the opposite, az önce anlatılanın tersine döndüğü bir sonuç veya süreç demektir. Burada bu cümle bir düşünce deneyi kurar. Konuşmacının açıklamanın sonraki adımında hayal edilen karşıtlıktan yararlanabilmesi için dinleyiciyi gerçek olmayan varsayımsal bir örneğe yönlendirir; asıl işlevi sert bir emir vermek değildir.
Alıştırma
Bu cümlenin açıklamadaki temel işlevi nedir?
- Karşıt sürecin gerçek hayatta gerçekleştiğini bildirir.
- Dinleyiciye mevcut süreci izlemeyi bırakmasını emreder.
- Dinleyiciyi, açıklamanın sonraki bölümü için varsayımsal bir ters süreci zihninde canlandırmaya çağırır.
Cevabı göster
Dinleyiciyi, açıklamanın sonraki bölümü için varsayımsal bir ters süreci zihninde canlandırmaya çağırır.
Here, we'd recognize time as unfolding backwards. Dilbilgisi
2:07Burada, zamanın geriye doğru işlediğini fark ederdik.
recognize X as Y: X’in ne olduğunu belirlemek
recognize X as Y, X’i Y’nin belirttiği kimliğe, türe veya duruma sahip olarak tanımak ya da anlamak demektir. Bu cümlede X time, Y ise unfolding backwards ifadesidir. Bu nedenle hayal edilen kanıtlar, zamanı geriye doğru ilerliyor şeklinde yorumlamamıza yol açardı. Burada as, tanımanın sonucunu belirtir; while (“-iken”) anlamına gelmez. we'd, we would ifadesinin kısaltmasıdır ve sonucun hayal edilen durumda ortaya çıkacağını gösterir.
Alıştırma
Sınıflandırmayı tanıtan sözcükle recognize X as Y yapısını tamamlayın: The judges recognized the painting ____ an original.
Cevabı göster
as
We live in a universe where the food coloring spreads out in the water, Öbek fiiller
2:11Gıda boyasının suda yayıldığı bir evrende yaşıyoruz,
spreads out ... collects together: zıt sonuç yönleri
Spread out, yoğunlaşmış bir bölgeden daha geniş bir alana yayılmak demektir. Collect together, ayrı konumlardan tek bir grup ya da yerde toplanmak demektir. Out ve together, her hareketin sonucunu gösterir; bu yüzden her fiil kendisinden sonra gelen sözcükle birlikte anlaşılmalıdır. Cümlede iki fiil ifadesi zıt değişim yönlerini gösterir: gıda boyası yoğun hâlden dağınık hâle geçer, dağınık hâlden yeniden yoğun hâle geçmez.
Alıştırma
spread out ve collect together ifadelerini doğru biçimleriyle birer kez kullanın: Yesterday, after entering the park, the visitors ____ across the lawns. At closing time, they ____ near the exit.
Cevabı göster
spread out · collected together
In physics, this is described by the second law of thermodynamics, Kültür
2:18Fizikte bu, termodinamiğin ikinci yasasıyla açıklanır,
the second law of thermodynamics: bilimsel bir yasa
The second law of thermodynamics, kendiliğinden gerçekleşen büyük ölçekli süreçlerin yönüyle ilgili bir fizik yasasının adıdır. Yalıtılmış bir sistemde toplam entropi azalmaz; aynı kalır ya da artar. Bu, boyanın neden normalde suya yayıldığını ve kendiliğinden yeniden tek bir noktada toplanmadığını açıklamaya yardımcı olur. Burada law, doğanın nasıl davrandığını açıklayan bilimsel bir ilke anlamına gelir; bir hükümetin oluşturduğu hukuk kuralı değildir.
Alıştırma
Bu cümlede the second law of thermodynamics neyi ifade ediyor?
- Doğal süreçlerin yönü ve entropiyle ilgili bilimsel bir yasa.
- Enerji kullanımını kontrol eden bir hükümet kuralı.
- Zamanın ne kadar hızlı geçtiğini ölçen bir cihaz.
Cevabı göster
Doğal süreçlerin yönü ve entropiyle ilgili bilimsel bir yasa.
which says that systems will gain disorder or entropy over time. Kelime
2:23ki bu yasa sistemlerin zamanla düzensizlik veya entropi kazanacağını söyler.
gain disorder or entropy: açıklayıcı or
gain disorder or entropy ifadesinde or açıklama işlevi görür: entropy, daha tanıdık olan disorder sözcüğüyle tanıtılan fikrin teknik adını verir. Birbiriyle ilgisiz iki seçenek sunmaz. Burada gain, bir özelliğin zamanla artması anlamına gelir. Popüler bilim anlatımında disorder, entropy kavramını sezgisel olarak anlamaya yardımcı olur; ancak onun eksiksiz bilimsel tanımı değildir.
Alıştırma
Burada disorder or entropy ifadesindeki or sözcüğünün temel görevi nedir?
- Entropy sözcüğünün disorder sözcüğünün karşıtı olduğunu söylemek.
- Disorder ve entropy sözcüklerini ilgisiz iki seçenek olarak sunmak.
- Günlük bir sözcük olan disorder ile teknik terim entropy kavramını anlamaya yardımcı olmak.
Cevabı göster
Günlük bir sözcük olan disorder ile teknik terim entropy kavramını anlamaya yardımcı olmak.
Systems in our universe move from order to disorder, Kalıp ifadeler
2:29Evrenimizdeki sistemler düzenden düzensizliğe doğru hareket eder,
from order to disorder: değişimi gösteren from X to Y yapısı
from X to Y yapısında X başlangıç durumunu, Y ise sonraki durumu veya değişimin yönünü gösterir. Burada order başlangıç durumudur; disorder ise sistemlerin yöneldiği durumdur. Bu yapı move, change, go ve shift gibi fiillerle kullanıldığında fiziksel bir hareketten çok bir geçişi veya eğilimi anlatabilir. Bu cümlede order, düzenli bir durum anlamındadır; emir veya satın alma siparişi anlamında değildir.
Alıştırma
Weak başlangıç, strong bitiş durumu olacak şekilde from ... to ... kullanarak cümleyi tamamlayın: The signal changed ____.
Cevabı göster
from weak to strong
It is that property ... that defines: belirleyici unsuru ayırma yapısıyla vurgulamak
It is X that ... kalıbı, X'i özel olarak öne çıkaran bir ayırma yapısıdır. Buradaki X, that property of the universe ifadesidir; bu da daha önce sözü edilen düzenden düzensizliğe geçme eğilimini anlatır. Konuşmacı, zaman okunun yönünü başka bir unsurun değil, bu özelliğin belirlediğini vurgular. İlk it belirli bir şeyi gösteren zamir değil, yapısal bir yer tutucudur. Vurgu çerçevesi kaldırıldığında temel cümle That property of the universe defines the direction of time's arrow. olur.
Alıştırma
the backup battery ifadesini vurgulamak için It was X that ... yapısını kullanın: ____ the backup battery ____ kept the lights on.
Cevabı göster
It was · that
So, if time is such a fundamental property, Dilbilgisi
2:38Öyleyse, eğer zaman bu kadar temel bir özellikse,
it should be in our most fundamental equations describing the universe, right?
2:41evreni tanımlayan en temel denklemlerimizde yer almalıdır, değil mi?
If time is such a fundamental property: if ve such a ile bir çıkarım öncülü kurmak
if yan cümlesi, savın bir sonraki adımı için bir öncül kurar. Burada if mutlaka güçlü bir kuşku belirtmez. Yaklaşık olarak “Zamanın böyle bir konuma sahip olduğunu kabul edersek, sonraki sonuç mantıklı olmalıdır” anlamına gelir. Bu kalıp, güçlü bir niteliğe sahip tek bir sayılabilir şeyi anlatır: such a + adjective + singular count noun. Doğru sıra such a fundamental property şeklindedir; a such fundamental property değildir. Buradaki such, özelliğin fundamental olduğu düşüncesini güçlendirir.
Alıştırma
serious ve problem sözcüklerini doğru such a kalıbına yerleştirin: If this is ____, we should deal with it today.
Cevabı göster
such a serious problem
We currently have two sets of equations that govern physics. Kelime
2:46Şu anda fiziği yöneten iki set denklemimiz var.
equations that govern physics: govern fiilinin soyut anlamı
equations that govern physics ifadesindeki govern, bir şeyin hangi kural veya ilkelere göre işlediğini belirlemek anlamına gelir. Burada denklemler fiziksel olayların nasıl davrandığını tanımlayan unsurlar olarak sunulur; bu, günlük yönetim değil, resmî ve soyut bir kullanımdır. that govern physics, equations sözcüğünü niteleyen bir ilgi cümleciğidir ve bu denklemlerin rolünü belirtir.
Alıştırma
Hangi cümlede govern, örnektekiyle aynı resmî ve soyut anlamda kullanılmıştır?
- Maya manages the project schedule.
- These rules govern how personal data is stored.
- The mayor governs the city with an elected council.
Cevabı göster
These rules govern how personal data is stored.
General relativity ... quantum physics: farklı ölçeklerdeki teoriler
General relativity, Einstein'ın kütle çekimi ve uzay-zamanla ilgili teorisidir. Gezegenler, yıldızlar, galaksiler ve diğer büyük ölçekli sistemler için özellikle önemlidir. Quantum physics, maddeyi ve enerjiyi atomik ve atom altı ölçeklerde açıklar. Cümle, iki teoriyi ölçek bakımından karşılaştırmak için while kullanır. General, yerleşik ad olan General relativity ifadesinin bir parçasıdır; burada yalnızca sıradan veya genel anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi ifade cümledeki General relativity ve quantum physics terimlerinin anlamını en iyi karşılar?
- General relativity is mainly used for gravity and large-scale systems, while quantum physics describes atomic and subatomic behavior.
- General relativity explains only atoms, while quantum physics explains only planets and galaxies.
- General relativity and quantum physics are two names for exactly the same theory.
Cevabı göster
General relativity is mainly used for gravity and large-scale systems, while quantum physics describes atomic and subatomic behavior.
very large things ... the very small: ölçeği gösteren paralel karşıtlık
very large things ile the very small paralel bir karşıtlık kurar. while iki yan cümleyi bağlayarak teorileri ölçeğe göre düzenler: biri büyük ölçekli dünyayı, diğeri mikroskobik dünyayı açıklar. the very small ifadesinde the + adjective yapısı, small sözcüğünü çok küçük şeyleri bir sınıf olarak gösteren isim benzeri bir ifadeye dönüştürür. Burada yalnızca küçüklük niteliği kastedilmez. Bu kısa kullanım, daha açık olan very large things ile denge kurar ve sınıflandırmayı izlemeyi kolaylaştırır.
Alıştırma
very large things ve the very small ifadelerinin eşleştirilmesi cümlede ne işe yarar?
- the very small ifadesini üçüncü bir teorinin adı olarak kullanır.
- İki teoriyi açıkladıkları şeylerin ölçeğine göre düzenler.
- Bütün büyük şeylerin sonunda küçüldüğünü söyler.
Cevabı göster
İki teoriyi açıkladıkları şeylerin ölçeğine göre düzenler.
One of the biggest goals in theoretical physics over the last half century
2:58Son yarım yüzyılda teorik fizikteki en büyük hedeflerden biri,
has been reconciling the two into one fundamental theory of everything. Notlar
3:02bu ikisini temel bir 'her şeyin teorisi'nde uzlaştırmaktı.
has been reconciling the two: uzun süredir geçerli olan bir hedefi belirtmek
Burada has been, hedefi son yarım yüzyılla ilişkilendirir ve hedefin bugün de geçerli olduğunu gösterir. Reconciling the two hedefin içeriğini, yani genel görelilik ile kuantum fiziğini tutarlı tek bir teoride birleştirmeyi belirtir. has been reconciling dizisi present perfect continuous gibi görünse de özne one of the biggest goals ifadesidir. Bu cümlede has been, be fiilinin present perfect biçimidir; reconciling the two ise hedefin ne olduğunu belirten -ing biçimli bir tamamlayıcıdır. Gerçek ilerleyici yapı olan Researchers have been trying to reconcile the two cümlesinde devam eden eylemi researchers gerçekleştirir.
Alıştırma
Cümleyi reduce kullanarak tamamlayın. Güncelliğini koruyan bir hedefi belirtmek için has been + -ing kullanın: One of our main goals over the past year ____ food waste.
Cevabı göster
has been reducing
Fizikte theory of everything
Kuramsal fizikte theory of everything, tüm temel fiziksel etkileşimleri tutarlı biçimde birleştirip açıklaması amaçlanan tek bir kuramsal çerçevedir. Bu cümlede, daha önce söz edilen iki kuramın uzlaştırılmasıyla ulaşılmak istenen sonucu belirtir. Burada everything sözcüğünün teknik bir kapsamı vardır: fiziğin temel yasaları ve kuvvetleri. Her olayı, bilgiyi veya günlük soruyu açıklayan genel bir kuram anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu fizik bağlamında theory of everything ne anlama gelir?
- Tüm temel fiziksel etkileşimleri birleştirmeyi amaçlayan tek bir çerçeve.
- Bilinen bütün bilgileri içeren bir ansiklopedi.
- Günlük hayattaki her seçimi açıklayan kişisel bir inanç.
Cevabı göster
Tüm temel fiziksel etkileşimleri birleştirmeyi amaçlayan tek bir çerçeve.
There have been many attempts, none yet proven, Dilbilgisi
3:09Pek çok girişim oldu, henüz hiçbiri kanıtlanmadı,
none yet proven: kısaltılmış edilgen ek açıklama
none yet proven, many attempts ifadesine eklenen kısaltılmış bir açıklamadır. Tam biçimi none of them have yet been proven olur ve “hiçbiri şimdiye kadar kanıtlanmadı” anlamına gelir. none, attempts sözcüğüne geri gönderme yapar; proven ise onların durumunu anlatan edilgen bir geçmiş zaman ortacıdır. yet “şimdiye kadar” anlamına gelir ve kanıtın daha sonra gelebileceği ihtimalini açık bırakır. Virgül, tam bir cümleciği tekrarlamadan bu kısa açıklamayı önceki isim öbeğine bağlar.
Alıştırma
Hangi cümle none yet proven ile aynı kısaltılmış edilgen yapıyı doğru kullanıyor?
- Several treatments have been proposed, none have yet approved.
- Several treatments have been proposed, none yet approved.
- Several treatments have been proposed, none yet approving.
Cevabı göster
Several treatments have been proposed, none yet approved.
treat time in different ways: treat fiilinin soyut anlamı
treat time in different ways ifadesinde treat, bir kuram veya model içinde bir şeyi “ele almak, sunmak ya da temsil etmek” anlamına gelir. Buradaki nokta, farklı kuramların zamana farklı roller vermesi veya onu farklı biçimlerde açıklamasıdır. Tekrar kullanılabilen treat X in a particular way kalıbı, bir kuramın, modelin, kitabın veya sistemin bir konuyu nasıl ele aldığını anlatır. Burada treat, “tedavi etmek” ya da “birine bir şey ısmarlamak” anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümlede treat, örnektekiyle aynı soyut anlamda kullanılmıştır?
- The clinic can treat this injury today.
- I'll treat you to lunch after the meeting.
- The two reports treat privacy in different ways.
Cevabı göster
The two reports treat privacy in different ways.
Oddly enough, one contender called the Wheeler-DeWitt equation doesn't include time at all. Notlar
3:14Garip bir şekilde, Wheeler-DeWitt denklemi adlı bir aday zamanı hiç içermiyor.
Oddly enough: beklenmedik bir gerçeği tanıtmak
Oddly enough, cümlenin başında kullanılan ve “şaşırtıcı biçimde” ya da “işin tuhafı” anlamına gelen bir yorum ifadesidir. Dinleyiciye, sıradaki gerçeğin insanların normalde bekleyeceği şeyle çeliştiğini bildirir. Bu ifade, olgusal iddiayı değiştirmek yerine iletinin düzenlenmesini sağlar. Burada denklemde zamanın bulunmamasını beklenmedik nokta olarak sunar; enough sabit ifadenin bir parçasıdır ve konuşanın yeterli miktarda bir şey sunduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi, beklenmedik bir gerçeği belirten bu nottaki iki sözcüklü giriş ifadesiyle tamamlayın: ____, the smallest box was the heaviest.
Cevabı göster
Oddly enough
the Wheeler-DeWitt equation: teorik fizikte bir denklemin özel adı
The Wheeler-DeWitt equation, kuantum kütle çekimini açıklama girişimleriyle ilişkili bir teorik fizik denkleminin özel adıdır. Bu denklem, henüz deneylerle doğrulanmamış teorik bir yaklaşıma aittir. Bu cümleyi anlamak için gereken temel bilgi, denklemde alışılmış bir dış zaman değişkeninin bulunmamasıdır. Wheeler ve DeWitt soyadlarıdır; bu nedenle ifadenin parçalarını günlük kelimeler gibi çevirmek yerine tüm ifadeyi bir ad olarak ele alın.
Alıştırma
Bu cümlede the Wheeler-DeWitt equation neyi ifade ediyor?
- Zamanı ölçmek için kullanılan bir cihaz.
- Olayları planlamak için kullanılan genel bir kural.
- Bir teorik fizik denkleminin özel adı.
Cevabı göster
Bir teorik fizik denkleminin özel adı.
doesn't include time at all: at all ile olumsuzluğu güçlendirme
doesn't include time at all ifadesinde at all, doesn't include olumsuzluğunu güçlendirir. Cümle, denklemin hiçbir şekilde zaman içermediğini söyler ve doesn't include time ifadesinin tek başına kullanımından daha güçlü bir vurgu taşır. Başka durumlara aktarılabilen kalıp not ... at all şeklindedir ve tam bir yokluğu ya da sıfır dereceyi vurgular. Burada at all, olumsuz yargının tamamını etkiler; bütün zaman anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle tam bir olumsuzluğu vurgulamak için at all ifadesini doğal biçimde kullanıyor?
- The medicine at all helped.
- The medicine didn't help at all.
- The medicine helped at all.
Cevabı göster
The medicine didn't help at all.
Like all current theories of everything, that equation is speculative. Kelime
3:21Mevcut tüm her şeyin teorileri gibi, bu denklem de spekülatiftir.
speculative: mümkün ama henüz doğrulanmamış
Burada speculative, denklemin henüz yeterli kanıtla doğrulanmamış fikirlere dayandığını belirtir. Bu sözcük kanıtın mevcut durumunu anlatır; denklemin kesinlikle yanlış olduğunu söylemez. Bilimsel ve akademik tartışmalarda bu sıfat, hâlâ sınanması gereken bir fikir ile yerleşmiş bir sonucu ayırmaya yardımcı olur.
Alıştırma
Bilimsel bir tartışmada “The explanation is speculative” büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Mümkün olabilir, ancak kanıtlar henüz onu doğrulamamıştır.
- Tam bir kesinlikle kanıtlanmıştır.
- Yalnızca açıklaması kolay olduğu için seçilmiştir.
Cevabı göster
Mümkün olabilir, ancak kanıtlar henüz onu doğrulamamıştır.
as a thought experiment: varsayımsal akıl yürütmeyi çerçevelemek
Girişteki as a thought experiment ifadesi, sonraki bilgilerin anlaşılacağı çerçeveyi belirler. Dinleyiciye bir sonraki durumu gerçekten yaşanmış bir olayın anlatımı olarak değil, akıl yürütmek için kullanılan varsayımsal bir örnek olarak ele almasını söyler. Bir düşünce deneyi, bir koşulu hayal ederek olası sonuçları inceler. Gerçek bir laboratuvar deneyi yapmadan bir fikri desteklemek veya sınamak için kullanılabilir.
Alıştırma
Varsayımsal bir akıl yürütme durumunu çerçeveleyen dört sözcüklük hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____, imagine that humans could breathe underwater.
Cevabı göster
As a thought experiment
if it or a similar time-starved equation turned out to be true, Notlar
3:28eğer o veya benzeri bir 'zamansız' denklem doğru çıksaydı,
time-starved equation: ciddi eksikliği göstermek için -starved kullanımı
Burada time-starved equation, zamanı içermeyen bir denklem demektir: zaman, denklemde bir değişken veya unsur olarak bulunmaz. Starved fiziksel açlığı anlatmaz; eksikliğin ciddi ve çarpıcı olduğunu göstermek için mecazlı biçimde kullanılır. İsim + -starved kalıbı, resource-starved örneğinde olduğu gibi “o şeyden ciddi biçimde yoksun” anlamında bir sıfat oluşturur. Time-starved, equation sözcüğünü tek bir birim olarak niteler.
Alıştırma
Bu cümlede time-starved equation ne anlama geliyor?
- çözülmesi çok fazla zaman alan bir denklem
- aç bir bilim insanının oluşturduğu bir denklem
- zamanı bir unsur olarak içermeyen bir denklem
Cevabı göster
zamanı bir unsur olarak içermeyen bir denklem
turned out to be true: sonradan keşfedilen bir sonuç
Turned out to be true, “sonunda doğru olduğu keşfedildi veya gösterildi” anlamına gelir. turn out to be + tamamlayıcı kalıbı, çoğu zaman belirsizlik, araştırma veya olayların gelişmesinden sonra ortaya çıkan nihai sonucu anlatır. Burada if sözcüğünden sonra geldiği için konuşan kişi bir olasılığı düşünüyor: denklemin sonunda doğru olduğu gösterilirse ne olacağı. Turned out fiziksel olarak dönmek veya bir yerden çıkmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi “sonunda doğru olduğu onaylandı” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: After the records were checked, her claim ____.
Cevabı göster
turned out to be true
would that mean that time doesn't exist at the most fundamental level? Kalıp ifadeler
3:32bu, zamanın en temel düzeyde var olmadığı anlamına mı gelirdi?
at the most fundamental level: en temel düzeyde
At the most fundamental level, en derindeki temel ilkelere veya yapıya baktığımızda demektir. Buradaki level, bir binanın katı ya da sınav notu değil, bir analiz katmanıdır. Bu ifade iddianın kapsamını sınırlar: bir şey en derin teoride temel olmayabilir, ancak günlük deneyimde yine de gerçek veya yararlı görünebilir.
Alıştırma
Şu cümleyi okuyun: The programs look different, but at the most fundamental level, they follow the same logic. at the most fundamental level ne anlatıyor?
- Yeni başlayanlara yönelik kolay bir sınavı ifade eder.
- Analizin altında yatan en derin katmanı ifade eder.
- Bir binanın en üst katını ifade eder.
Cevabı göster
Analizin altında yatan en derin katmanı ifade eder.
Could time just be some sort of illusion Kalıp ifadeler
3:37Zaman, evreni algılama biçimimizin sınırlamaları tarafından üretilen
generated by the limitations of the way we perceive the universe? Dilbilgisi
3:40bir tür illüzyon olabilir miydi?
some sort of illusion: bir tür yanılsama
Some sort of illusion, türü tam olarak belirtilmemiş bir yanılsama veya sahte görünüm demektir. Buradaki sort, şeyleri sıraya koyma eylemi değil, tür anlamındadır. Some sort of, fikri daha az kesin ve daha temkinli hâle getirir. Konuşan kişi olası bir kategori önerir; zamanın kesinlikle bir yanılsama olduğunu iddia etmez.
Alıştırma
Şu cümleyi okuyun: The face in the window may be some sort of illusion. some sort of nasıl bir etki yaratıyor?
- Kesin bir bilimsel yanılsama türünü tanımlar.
- Birinin yanılsamaları sıraya koyduğunu söyler.
- Sınıflandırmayı yaklaşık ve belirsiz olarak sunar.
Cevabı göster
Sınıflandırmayı yaklaşık ve belirsiz olarak sunar.
the way we perceive: algılamanın nasıl gerçekleştiğini anlatmak
The way we perceive the universe, “evreni nasıl algıladığımız” veya “evreni algılama biçimimiz” anlamına gelen bir isim öbeğidir. Burada way, “yol” değil “biçim” anlamındadır. the way ifadesinden sonra gelen we perceive the universe bölümü normal bildirme cümlesi söz dizimini kullanır. the way + özne + fiil kalıbı, birinin nasıl davrandığını, düşündüğünü veya bir şeyi nasıl deneyimlediğini anlatır. Bu yapıda the way ifadesinden sonra how eklenmez.
Alıştırma
Hangi cümle, “sorunları çözme biçimimiz” anlamında the way + yan cümle yapısını doğru kullanıyor?
- The training changed the way do we solve problems.
- The training changed the way how we solve problems.
- The training changed the way we solve problems.
Cevabı göster
The training changed the way we solve problems.
But maybe that's the wrong way of thinking about it. Kalıp ifadeler
3:45Ama belki de bu, onun hakkında yanlış düşünme biçimidir.
the wrong way of thinking about it: düşünce çerçevesini sorgulamak
The wrong way of thinking about it, konuyu anlamak için kullanılan yaklaşımın veya düşünce çerçevesinin yanlış olabileceğini anlatır. Her olgunun ya da sonucun yanlış olduğunu değil, meselenin ele alınış biçimini sorgular. Kalıp the/a + way of + -ing şeklindedir: the wrong way of thinking about it. Cümlenin tamamında maybe, eleştiriyi daha az doğrudan hâle getirir ve başka bir görüşe yer bırakır.
Alıştırma
Cümleyi “sorunu ele almak için uygun olmayan bir çerçeve” anlamındaki tam ifadeyle tamamlayın: Blaming one person may be ____ the problem.
Cevabı göster
the wrong way of thinking about
Instead of asking if time exists as a fundamental property, Anlatım akışı
3:48Zamanın temel bir özellik olarak var olup olmadığını sormak yerine,
maybe it could exist as an emergent one. Kelime
3:52belki de 'beliren' (emergent) bir özellik olarak var olabilir.
Instead of asking: soru çerçevesini değiştirmek
Instead of asking, konuşmacının değiştirmek istediği soruyu veya yaklaşımı tanıtır. Burada zamanın temel olup olmadığını sormak eski çerçeve olarak sunulur; ana cümle ise zamanın belirimsel olabileceği yeni bir çerçeve önerir. Yapı instead of + isim veya -ing biçimidir. Asking ile başlayan bölüm ana eylem değildir; vazgeçilen seçeneği kurar. Yeni yönü taşıyan bölüm ana cümledir.
Alıştırma
Bir soruyu başka bir soruyla değiştirmek için Instead of asking yapısını doğru kullanan cümleyi seçin.
- Instead asking why the old plan failed, let's ask what we can improve.
- Instead of ask why the old plan failed, let's ask what we can improve.
- Instead of asking why the old plan failed, let's ask what we can improve.
Cevabı göster
Instead of asking why the old plan failed, let's ask what we can improve.
exist as an emergent one: sistem düzeyinde bir özellik olarak var olmak
Exist as an emergent one, “belirimsel bir özellik olarak var olmak” demektir. One, daha önce sözü edilen property isminin yerini alır; bu nedenle an emergent one, a fundamental property ile karşıtlık kurar. Bilim ve felsefede emergent, ayrı parçaların her birinde bulunmasa bile parçalar arasındaki etkileşimler yoluyla sistemin bütünü düzeyinde ortaya çıkan bir özelliği anlatır. “Acil durumla ilgili” veya yalnızca “yeni” anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir bilim insanının a fundamental property ile an emergent one arasında karşılaştırma yaptığını varsayın. an emergent one ne demektir?
- her ayrı parçada zaten bulunan bir özellik
- sistemi tehdit eden acil bir sorun
- sistemin bütünündeki etkileşimlerden doğan bir özellik
Cevabı göster
sistemin bütünündeki etkileşimlerden doğan bir özellik
don't exist ... but do exist: vurgulu do
Cümle, olumsuzluk ile olumlu ifade arasında doğrudan bir karşıtlık kurar: özellik ayrı ayrı parçalarda bulunmaz, ancak sistemin bütünü düzeyinde gerçekten bulunur. do exist ifadesindeki do, yalın hâlde bulunan exist fiilinden önce gelen vurgu yardımcı fiilidir. Burada ‘yapmak’ anlamına gelmez; olumlu iddiayı ‘gerçekten var’ anlamıyla güçlendirir ve don't exist ifadesine doğrudan karşılık verir.
Alıştırma
Karşıtlığı appear fiilinin vurgulu biçimiyle tamamlayın: The effect doesn't appear in one part, but it ____ in the system as a whole.
Cevabı göster
does appear
individual pieces ... the system as a whole: parçalar ve bütün
Individual pieces of a system, sistemin ayrı bileşenlerini tek tek ele almayı ifade eder. The system as a whole ise bütün bu bileşenleri birlikte, tek ve eksiksiz bir birim olarak ele almayı ifade eder. Bu iki ifade parça–bütün karşıtlığı kurar. Bir özellik veya sonuç tek bir bileşende bulunmadığı hâlde sistemin tamamı düzeyinde ortaya çıktığında bu yapı kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi ‘tek ve eksiksiz bir birim olarak ele alınan’ anlamındaki ifadeyle tamamlayın: One chapter is slow, but the book ____ is exciting.
Cevabı göster
as a whole
Each individual water molecule doesn't have a tide, Anlatım akışı
4:05Her bir su molekülünün gelgiti yoktur,
individual water molecule ... the whole ocean: parçalar ile bütünün karşılaştırılması
Cümle, bir bileşen olan individual water molecule ile bütün sistemi ifade eden the whole ocean sözünü karşılaştırır. İlk bölüm, parçanın neye sahip olmadığını belirtir; ardından but, bütün için ortaya çıkan ters sonucu gösterir. Bu somut parça-bütün düzeni, ortaya çıkan bir özelliği açıklar: Bir sistem, parçalarının tek başına sahip olmadığı bir davranışa sahip olabilir. Sondaki does, has a tide ifadesinin yerine geçerek fiil grubunun tamamının tekrarlanmasını önler.
Alıştırma
individual water molecule ile the whole ocean arasındaki karşıtlık açıklamada hangi görevi görür?
- Okyanus yolculuğunu ayrı bir konu olarak tanıtır.
- Parça ile bütün arasındaki soyut ilişkiyi somutlaştırır.
- Her molekülün gelgitin daha küçük bir biçimine sahip olduğunu söyler.
Cevabı göster
Parça ile bütün arasındaki soyut ilişkiyi somutlaştırır.
A movie creates change through time by using a series of still images Kalıp ifadeler
4:11Bir film, bir dizi hareketsiz görüntü kullanarak zaman içinde değişim yaratır,
a series of still images: a series of + çoğul isim
a series of still images ifadesinde a series of, sıralı veya birbiriyle bağlantılı tek bir grubu belirtir; images ise of sonrasındaki çoğul isimdir. Burada still, hareket etmeyen görüntüleri tanımlar; “hâlâ” anlamına gelmez. Series sözcüğünün tekil ve çoğul yazılışı aynıdır. a artikeli, bu örnekte tek bir diziden söz edildiğini gösterir. Bu nedenle ifadenin tamamı özne olduğunda genellikle tekil fiil alır: A series of images is ready.
Alıştırma
Hangi cümlede a series of doğru kullanılmıştır?
- A series of short experiments is planned for next month.
- A series short experiments is planned for next month.
- A series of short experiment is planned for next month.
Cevabı göster
A series of short experiments is planned for next month.
that appear to have a fluid, continuous change between them. Dilbilgisi
4:15bunların arasında akıcı, sürekli bir değişim varmış gibi görünür.
appear to have: gözlemlenen bir özelliği temkinli sunmak
Appear to have, “sahipmiş ya da gösteriyormuş gibi görünmek” anlamına gelir. Burada appear, “görüş alanında belirmek” anlamındaki bir eylem fiili değil, “gibi görünmek” anlamındaki bağlayıcı bir fiildir. Yapı, özne + appear to have + isim öbeği şeklindedir. Ardından gelen özelliği doğrulanmış bir gerçek olarak değil, gözleme dayalı bir izlenim olarak sunar. Bu cümlede değişim kesintisiz görünür, ancak bu görünüm görüntülerin gerçekte oluşturulma biçiminden farklı olabilir.
Alıştırma
Cümleyi appear to have ile tamamlayın: The two doors ____ the same height, but the measurements are different.
Cevabı göster
appear to have
Flipping through: bir koleksiyonu hızlıca gözden geçirmek
Flip through, bir dizi sayfayı, görüntüyü veya başka öğeyi genellikle her birini dikkatle incelemeden hızlıca çevirmek ya da gözden geçirmek anlamına gelir. Through burada fiziksel olarak bir nesnenin içinden geçmeyi değil, bir koleksiyon boyunca ilerlemeyi anlatır. Buradaki Flipping through... cümle başında kullanılan bir -ing öbeğidir. Ardından açıklanan sonucu ortaya çıkaran eylemi sunar.
Alıştırma
Cümleyi flip through ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: While I waited, I ____ a travel magazine without reading every article.
Cevabı göster
flipped through
fast enough: sıfat veya zarftan sonra enough
Burada fast enough, “gereken düzeye ulaşan bir hızda” demektir. Enough, fast zarfından sonra gelir; bu nedenle doğal sıralama enough fast değil, fast enough şeklindedir. Enough bir sıfatı veya zarfı nitelediğinde nitelediği sözcükten sonra gelir. Ayrıca bir eşik belirtir: eylem yeterince hızlı olduğunda beklenen sonuç gerçekleşebilir.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için fast ve enough sözcüklerini doğru sırayla kullanın: The printer works ____ to finish the job before noon.
Cevabı göster
fast enough
our brains perceive the passage of time from the sequence of still images. Kalıp ifadeler
4:21beynimiz hareketsiz görüntüler dizisinden zamanın geçişini algılar.
perceive the passage of time: zamanın ilerlediğini algılamak
Perceive the passage of time, “zamanın ilerlediğinin farkına varmak” demektir. Perceive, duyular veya zihin yoluyla oluşan farkındalığa odaklanır; passage ise burada bir koridoru ya da metin bölümünü değil, geçme sürecini ifade eder. Kalıp perceive + the passage of time şeklindedir. Özellikle zaman deneyimi değişimlerden veya olaylardan çıkarıldığında, zihnin zamanı nasıl deneyimlediğini açıklamak için kullanışlıdır.
Alıştırma
Zihin hakkında resmî bir tartışmada perceive the passage of time ne anlama gelir?
- Zamanın ilerlediğinin farkına varmak.
- Tarihle ilgili bir paragrafı anlamak.
- Bir saatin çevresine tasarlanmış koridoru fark etmek.
Cevabı göster
Zamanın ilerlediğinin farkına varmak.
No individual frame of the movie changes or contains the passage of time, Dilbilgisi
4:27Filmin hiçbir karesi değişmez veya zamanın geçişini içermez,
but it's a property that comes out of how the pieces are strung together. Öbek fiiller
4:32ancak bu, parçaların nasıl bir araya getirildiğinden ortaya çıkan bir özelliktir.
No individual frame ... but it's a property: parçalar ile bütünün karşıtlığı
Cümle bir karşıtlık etrafında düzenlenir: No individual frame, herhangi bir karenin tek başına değişmediğini ya da zamanın geçişini içermediğini belirtir. Individual burada “ayrı ayrı ele alındığında” demektir; dolayısıyla cümle filmde hiç kare olmadığını söylemez. But, odağı her bir ayrı parçadan parçaların birleşince kazandığı bir özelliğe taşır. Burada it, görünür değişimi ya da zamanın geçişini gösterir: Bu özellik tek bir durağan karede bulunmaz, kareler bir araya getirildiğinde ortaya çıkar. no individual X ..., but ... kalıbı, bütünün tek tek parçalarında olmayan bir şeye sahip olduğu açıklamaları izlemeyi kolaylaştırır.
Alıştırma
Hangi cümle aynı mantığı kullanır: Tek bir parça özelliğe sahip değildir, ancak parçaların birleşimi sahiptir?
- Each single note already contains the complete melody.
- No notes exist, but the melody contains a sequence.
- No single note contains a melody, but the sequence of notes creates one.
Cevabı göster
No single note contains a melody, but the sequence of notes creates one.
comes out of: bir süreçten veya düzenlemeden doğmak
Burada comes out of, “-den doğar” veya “-nin sonucunda ortaya çıkar” anlamındadır. Ardından gelen how yan cümlesi kaynağı belirtir: Parçaların birleştirilme biçimi bu özelliği üretir. Come out of bir yerden fiziksel olarak çıkmayı da anlatabilir. Ancak property gibi soyut bir adın bir süreç veya düzenleme biçimiyle birlikte kullanılması, soyut kaynak anlamına işaret eder. Burada fiziksel hareket değil, bir sonucun nereden kaynaklandığı açıklanır.
Alıştırma
Vurgulanan ifadeyi doğru biçimde kullanarak cümleyi tamamlayın: A useful solution often ____ careful discussion.
Cevabı göster
comes out of
strung together: ayrı parçaları birbirine bağlamak
are strung together ifadesinde strung, string fiilinin geçmiş zaman ortacıdır; are strung ise edilgen yapıyı oluşturur. İfade, ayrı parçaların belirli bir sıraya veya düzene göre birbirine bağlandığını anlatır. Buradaki parçalar sırayla yerleştirilmiş durağan görüntülerdir. Bağlantı mecazi de olabilir: olaylar, cümleler, ipuçları veya fikirler bir sıra ya da bütün oluşturacak şekilde birbirine bağlanabilir.
Alıştırma
Cümleyi string together ifadesinin edilgen biçimiyle tamamlayın: The short clips were ____ to make one clear story.
Cevabı göster
strung together
The movement is real, yet also an illusion. Anlatım akışı
4:37Hareket gerçektir, ama aynı zamanda bir illüzyondur.
is real, yet also an illusion: iki yargıyı da korumak
X is A, yet also B kalıbı önce bir yargı sunar, ardından ona zıt olan başka bir yargı ekler. Yet bu gerilimi belirtirken also ikinci düşüncenin birincisini silmek için değil, ona ek olarak verildiğini gösterir. Bu cümlede hareket deneyimi izleyici için gerçektir; ancak görünen hareket, durağan görüntülerin art arda gösterilmesiyle oluşan bir yanılsamadır. İki iddia farklı düzeylerde geçerlidir, bu nedenle illusion deneyimin hiç yaşanmadığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle karşıt iki yargının da doğru olduğunu söylüyor?
- The job is difficult, so it cannot be rewarding.
- The job is difficult, yet also deeply rewarding.
- The job is difficult because it is deeply rewarding.
Cevabı göster
The job is difficult, yet also deeply rewarding.
Could the physics of time somehow be a similar illusion?
4:41Zamanın fiziği de bir şekilde benzer bir illüzyon olabilir mi?
Physicists are still exploring these and other questions,
4:46Fizikçiler hala bu ve diğer soruları araştırıyorlar,
so we're far from a complete explanation, at least for the moment. Kalıp ifadeler
4:49bu yüzden tam bir açıklamadan uzağız, en azından şimdilik.
far from a complete explanation: derece bakımından büyük bir fark
Burada far from fiziksel mesafeyi değil, derece bakımından büyük bir farkı anlatır. Mevcut açıklama eksiksiz olmaktan hâlâ çok uzaktır; yani birçok önemli nokta açıklanmamıştır. Aktarılabilir yapı be far from + isim, sıfat veya -ing biçimidir. far from certain ve far from finished örneklerinde olduğu gibi, bir şeyin belirli bir duruma ya da standarda ulaşmadığını güçlü biçimde belirtir.
Alıştırma
Birçok önemli soru hâlâ yanıtsız. Durumu en iyi hangi cümle anlatır?
- We already have a complete explanation.
- We are far from a complete explanation.
- We are close to a complete explanation.
Cevabı göster
We are far from a complete explanation.
If time does exist, you'll probably want a brief history of it. Dilbilgisi
4:54Eğer zaman gerçekten varsa, muhtemelen onun 'kısa tarihini' isteyeceksiniz.
does exist: olumlu cümlede vurgu yapan does
Olumlu time does exist yan cümlesinde does, vurgu amacıyla kullanılan bir yardımcı fiildir. Genellikle varoluş sorgulandığı veya belirsiz olduğu için exist fiiline 'gerçekten' ya da 'hakikaten' anlamı katar. Yapı do/does/did + fiilin yalın hâlidir. time geniş zamanda üçüncü tekil kişi olduğu için does exist kullanılır; does sonrasında exist yalın hâlde kalır, exists olmaz.
Alıştırma
does kullanarak exist fiilinin vurgulu biçimiyle cümleyi tamamlayın: The risk is easy to ignore, but it ____.
Cevabı göster
does exist
Explore more of the fundamental questions of our existence
4:58Stephen Hawking'in modern klasiğinin ücretsiz sesli versiyonunu indirerek
by downloading a free audio version of Stephen Hawking's modern classic
5:01varoluşumuzun temel sorularını daha fazla keşfedin,
to continue supporting TED-Ed's nonprofit mission.
5:11TED-Ed'in kar amacı gütmeyen misyonunu desteklemeye devam etmesi için teşvik eder.