Zaman var mıdır? - Andrew Zimmerman Jones: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
686 kelime 153 kel/dk

Video özeti: Video, zamanın evrenin temel bir özelliği mi yoksa beliren bir özellik mi olduğunu; görelilik ve entropiden zamanı içermeyen denklemlere, okyanus ve film kareleri benzetmelerine uzanan bir anlatımla inceliyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. woven into the very fabric of the universe. — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: Dokuma benzetmesinin zamanı evrenin temel yapısından ayrılamayan bir unsur olarak nasıl sunduğunu anlayın; soyut bilimsel veya felsefi iddiaları somutlaştırmak için benzer imgeler kullanın. 2. gain disorder or entropy — Sözcük Anlamı ve Dil Düzeyi: Gündelik “disorder” sözcüğünün teknik “entropy” terimiyle yan yana getirilerek uzmanlık dilini nasıl açıkladığını fark edin ve popüler bilim metinlerindeki bu açıklama kalıbını yorumlayın. 3. don't exist / do exist — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: Vurgulayıcı do kullanımının tek tek bileşenlerde bulunmayan bir özellik ile bütün sistemde gerçekten bulunan özellik arasındaki karşıtlığı nasıl belirginleştirdiğini görün ve beliren özellikleri açıkça anlatmak için bu kalıbı kullanın.

Bu derste

the earliset time measurements

0:20

En eski zaman ölçümleri,

were observations of cycles of the natural world Kalıp ifadeler

0:22

doğal dünyanın döngülerinin gözlemleriydi;

Kalıp ifadeler

cycles of the natural world: tekrarlanan doğal örüntüler

Bu cümlede cycles of the natural world, gece ve gündüz ya da mevsimler gibi doğada düzenli bir biçimde tekrar tekrar meydana gelen değişiklikleri anlatır. Bir cycle, tek seferlik bir olay değil, tekrarlanan bir süreçtir. Burada cycles, bilimsel ve açıklayıcı bağlamlarda kullanılan bir isimdir. “Bisikletler” anlamına gelmez. Çoğul biçim, tekrar eden birden fazla döngüye işaret eder.

Alıştırma

Bu cümlede cycles of the natural world ne anlama gelir?

  1. Doğada bisikletle yapılan yolculuklar
  2. Doğada yalnızca bir kez meydana gelen sıra dışı bir olay
  3. Düzenli örüntülerle tekrar eden doğal değişiklikler
Cevabı göster

Düzenli örüntülerle tekrar eden doğal değişiklikler

using patterns of changes

0:25

değişim kalıpları kullanılarak,

from day to night and season to season to build calendars. Dilbilgisi

0:27

takvimler oluşturmak için günden geceye ve mevsimden mevsime geçişler izlendi.

Dilbilgisi

from day to night and season to season: iki değişim kalıbı

Bu ifade iki kalıbı birleştirir. from day to night, bir değişimin veya aralığın farklı uçlarını belirtmek için from X to Y kalıbını kullanır: day başlangıç tarafını, night ise bitiş tarafını gösterir. season to season, aynı zaman biriminin tekrarlandığı X to X kalıbını kullanır. “Bir mevsimden sonraki mevsime” anlamına gelir ve birbirini izleyen mevsimlerdeki tekrarlanan değişimi vurgular. İki bölüm birlikte, daha kısa günlük değişimi ve daha uzun mevsimsel değişimi düzenleyerek anlatır.

Alıştırma

Cümleyi tamamlayın. İlk boşlukta sabahtan akşama değişimi göstermek için from X to Y, ikinci boşlukta mevsimlerin tekrarını göstermek için X to X kullanın: The temperature changes ____ and ____.

Cevabı göster

from morning to evening · season to season

More precise timekeeping, like sundials and mechanical clocks,

0:31

Güneş saatleri ve mekanik saatler gibi daha hassas zaman tutma yöntemleri,

eventually came along to put time in more convenient boxes. Notlar

0:36

sonunda zamanı daha uygun kutulara koymak için ortaya çıktı.

Öbek fiiller

came along: sonradan ortaya çıktı veya kullanılabilir hâle geldi

Bu cümlede came along, “sonradan ortaya çıktı veya kullanılabilir hâle geldi” anlamındadır. Özne, zamanı daha hassas ölçme yöntemlerini ifade ettiği için söz öbeği bir yol boyunca hareket etmeyi değil, tarihsel gelişimin daha sonraki bir aşamasını anlatır. Bir kişinin, fırsatın, fikrin, teknolojinin veya çözümün zaman içinde bir duruma nasıl dâhil olduğunu anlatırken come along bu anlamda kullanılabilir. Eventually, bunun bir bekleyişten veya aşamalı değişimden sonra gerçekleştiği duygusunu güçlendirir.

Alıştırma

Cümleyi “sonradan ortaya çıktı veya kullanılabilir hâle geldi” anlamındaki come along ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: A safer design eventually ____ and replaced the older model.

Cevabı göster

came along

Deyimler

put time in more convenient boxes: zamanı düzenlemeye yönelik bir benzetme

Put time in more convenient boxes bir benzetmedir. Zaman, bölünebilen ve kaplara yerleştirilebilen kesintisiz bir şey olarak düşünülür; buradaki “kutular” fiziksel nesneler değil, saniye, saat ve tarih gibi kullanışlı birimler veya kategorilerdir. Bu anlatım, hassas zaman ölçümünün ne yaptığını gösterir: zamanı üzerinde uzlaşılmış bölümlere ayırarak ölçmeyi, kaydetmeyi, karşılaştırmayı ve planlamayı kolaylaştırır. Soyut bir fikir put, in ve boxes gibi somut mekân sözcükleriyle anlatıldığında her sözcüğü kelimesi kelimesine çevirmek yerine düzenleme ilişkisini arayın.

Alıştırma

Örnekte put time in more convenient boxes ne anlama geliyor?

  1. Saatleri taşınması daha kolay kaplarda saklamak.
  2. Eski eşyaları yaşlarına göre kutulara taşımak.
  3. Zamanı kullanışlı birimlere ayırıp düzenlemek.
Cevabı göster

Zamanı kullanışlı birimlere ayırıp düzenlemek.

But what exactly is it that we're measuring? Dilbilgisi

0:40

Ama tam olarak ölçtüğümüz şey nedir?

Dilbilgisi

What exactly is it that we're measuring?: vurgulu bir soru

What exactly is it that we're measuring? vurgulu bir sorudur. What bilinmeyen nesneyi belirtir, exactly kesin bir yanıt ister ve is it that kalıbı bu nesneye ek vurgu yapar. Buradaki it, daha önce sözü edilen bir şeyi göstermez; odaklama yapısının bir parçasıdır. Daha basit olan What are we measuring? sorusuyla karşılaştırıldığında bu biçim, konuşanın bir adım geri çekilip temel tanımı sorguladığını gösterir. What exactly is it that + subject + verb? kalıbı, tartışılan asıl nesneyi veya konuyu açıkça belirlemeye yardımcı olur.

Alıştırma

Soruyu vurgulu odaklama kalıbıyla tamamlayın: What exactly ____ this machine detects?

Cevabı göster

is it that

Is time something that physically exists

0:43

Zaman fiziksel olarak var olan bir şey mi,

or is it just in our heads? Deyimler

0:46

yoksa sadece kafamızın içinde mi?

Deyimler

in our heads: fiziksel bir konum değil, fikir veya algı

in our heads ifadesi burada mecazidir. Bir şeyin fiziksel gerçeklikte değil, fikir, algı veya zihinsel bir yapı olarak var olduğu anlamına gelir. Bu soruda our, insanları topluca ifade eder. physically exists ile kurulan karşıtlık iki olasılık sunar: zaman nesnel olarak var olabilir ya da insan zihninin deneyimleri düzenleme biçimi olabilir. İfade, insanların kafalarının içindeki gerçek bir fiziksel konumu anlatmaz.

Alıştırma

Hangi cümlede in someone's head fiziksel bir konumu değil, öznel olabilecek bir düşünceyi ifade eder?

  1. The criticism may have been only in Leo's head.
  2. Leo put the hat on his head.
  3. The surgeon found swelling inside Leo's head.
Cevabı göster

The criticism may have been only in Leo's head.

At first, the answer seems obvious.

0:48

Başlangıçta cevap açık görünüyor.

Of course, time exists.

0:50

Elbette, zaman vardır.

It constantly unfolds all around us,

0:51

Sürekli olarak etrafımızda akıp gider,

and it's hard to imagine the universe without it. Dilbilgisi

0:54

ve evreni onsuz hayal etmek zordur.

Dilbilgisi

it's hard to imagine + isim öbeği veya durum

it's hard to imagine yapısında it, yer tutucu özne olarak kullanılır. Hayal edilmesi zor olan şey veya durum imagine fiilinden sonra gelir. Bu cümlede o bölüm the universe without it ifadesidir. Bir fikri hayal etmenin veya ona inanmanın zor olduğunu söylemek için It's hard to imagine + isim öbeği ya da yan cümle yapısını kullanabilirsiniz. Hard, şeyin kendi özelliğini değil, hayal etme eyleminin zorluğunu anlatır.

Alıştırma

Cümleyi “hayal etmesi zordur” anlamındaki derste geçen ifadeyle tamamlayın: ____ a city with no roads.

Cevabı göster

It's hard to imagine

But our understanding of time started getting complicated thanks to Einstein. Notlar

0:57

Ancak zaman anlayışımız Einstein sayesinde karmaşıklaşmaya başladı.

Dilbilgisi

started getting + sıfat: durum değişiminin başlangıcı

Started getting complicated, “karmaşıklaşmaya başladı” anlamına gelir. Started değişimin başlangıcını, getting + sıfat ise durum değişikliğini gösterir. Bu ifade sürece odaklanır: anlayış daha basit bir durumdan daha karmaşık bir duruma geçiyordu. Was complicated ise yalnızca belirli bir andaki durumu anlatırdı.

Alıştırma

Cümleyi “daha karmaşık hâle gelmeye başladı” anlamındaki derste geçen ifadeyle tamamlayın: After three new rules were added, the process ____.

Cevabı göster

started getting complicated

Kalıp ifadeler

thanks to: bir neden belirtmek

Bu cümlede thanks to, bir sonucun nedenini belirtir: Einstein’ın çalışmaları zaman anlayışımızı daha karmaşık hâle getirmiştir. Buradaki anlamı “nedeniyle”dir; “minnettarlık göstermek” değildir. Bu ifade olumlu, olumsuz veya tarafsız bir sonuca işaret edebilir. Minnettarlık, nesnel bir neden açıklaması, mizah veya suçlama olarak algılanması sonuca ve ses tonuna bağlıdır.

Alıştırma

“Thanks to the heavy rain, the game was canceled,” cümlesinde thanks to ne anlama gelir?

  1. Şiddetli yağmura minnettarlık göstermek için
  2. Şiddetli yağmur nedeniyle
  3. Şiddetli yağmurdan sonra
Cevabı göster

Şiddetli yağmur nedeniyle

His theory of relativity tells us that time passes for everyone, Kültür

1:03

Onun izafiyet teorisi bize zamanın herkes için geçtiğini söyler,

Kültür

theory of relativity: Einstein’ın fizik kuramı

Theory of relativity, Einstein’ın uzay, zaman, hareket ve yer çekimi hakkındaki bilimsel fikirlerinin yerleşik adıdır. Bu cümlede, zamanın herkes için tamamen aynı şekilde işlemediğini anlamaya yardımcı olan bilimsel arka planı sağlar. İfadenin tamamını bir fizik kuramının adı olarak okuyun. Burada relativity yalnızca iki şeyin birbiriyle ilişkili olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Einstein hakkındaki bilimsel bir metinde theory of relativity neyi ifade eder?

  1. Saatlerin doğru olup olmadığını kontrol etme yöntemi
  2. Tüm olayların birbiriyle bağlantılı olduğuna dair genel bir fikir
  3. Einstein’ın uzay, zaman, hareket ve yer çekimi hakkındaki fizik kuramı
Cevabı göster

Einstein’ın uzay, zaman, hareket ve yer çekimi hakkındaki fizik kuramı

but doesn't always pass at the same rate for people in different situations, Kalıp ifadeler

1:07

ancak farklı durumlardaki insanlar için her zaman aynı hızda geçmediğini belirtir;

Kalıp ifadeler

doesn't always pass at the same rate: her zaman aynı hızda geçmez

Burada time passes, zamanın ilerlemesi anlamına gelir; pass at a rate ise bunun ne kadar hızlı olduğunu anlatır. At the same rate, bu hızı insanlar veya durumlar arasında karşılaştırır. Doesn't always, “her durumda değil” demektir; “hiçbir zaman” demek değildir. Bu nedenle cümle, hızların bazı durumlarda farklı olabileceğini söyler ancak her durumda farklı olduklarını iddia etmez.

Alıştırma

Hangi cümle, iki saatin bazen aynı hızda çalışabileceğini ancak bunun her durumda geçerli olmadığını anlatır?

  1. The two clocks always run at the same rate.
  2. The two clocks never run at the same rate.
  3. The two clocks don't always run at the same rate.
Cevabı göster

The two clocks don't always run at the same rate.

like those traveling close to the speed of light Kültür

1:12

ışık hızına yakın seyahat edenler

Kültür

close to the speed of light: ışık hızına yakın

Close to the speed of light, sayısal değeri ışık hızına yakın bir hızda hareket etmek demektir. Burada close to, hızın değerini niteler; ışığın veya bir ışık kaynağının fiziksel olarak yakınında bulunmak anlamına gelmez. Bu görelilik örneğinde ışık hızına yakın hareket, yolcular ve diğer gözlemciler için zamanın farklı hızlarda geçebildiği uç bir koşuldur.

Alıştırma

Close to the speed of light burada ne anlama gelir?

  1. Bir lambanın veya başka bir ışık kaynağının yakınındaki uzayda hareket etmek
  2. Işığın yetişebilmesi için yavaş hareket etmek
  3. Işık hızına neredeyse eşit bir hızda hareket etmek
Cevabı göster

Işık hızına neredeyse eşit bir hızda hareket etmek

or orbiting a supermassive black hole. Kültür

1:14

veya süper kütleli bir kara deliğin yörüngesinde dönenler gibi.

Kültür

süper kütleli kara delik

Supermassive black hole, kütlesi olağanüstü büyük olan, genellikle Güneş'in kütlesinin milyonlarca ya da milyarlarca katına ulaşan bir kara deliktir. Bu birleşik isimde supermassive, black hole teriminin tamamını niteler; renge ya da sıradan bir deliğe gönderme yapmaz. Burada böyle bir cismin yörüngesinde dolanmak, zamanın farklı bir hızda akabildiği aşırı bir kütle çekimi durumu olarak sunulur.

Alıştırma

“Kütlesi olağanüstü büyük bir kara delik” anlamına gelen iki sözcüklü astronomi terimiyle cümleyi tamamlayın: A ____ may sit at the center of a galaxy.

Cevabı göster

supermassive black hole

Einstein resolved the malleability of time by combining it with space to define spacetime, Notlar

1:18

Einstein, zamanın bükülebilirliğini uzay ile birleştirip uzay-zamanı tanımlayarak çözdü;

Kelime

zamanın şekillenebilirliği

the malleability of time ifadesinde malleability, değiştirilebilme veya biçimlendirilebilme kapasitesi demektir. Burada mecaz anlamdadır: zaman çekiçle dövülebilen bir malzeme değildir, ancak tamamen sabit de kabul edilmez. the malleability of + noun yapısı, o ismin belirttiği şeyin bir özelliğini adlandırır. Burada of time neyin değişebileceğini gösterirken resmî isim ifadeye bilimsel ve soyut bir ton verir.

Alıştırma

Bu cümlede the malleability of time ne anlama gelir?

  1. Zaman fiziksel koşullara göre değişebilir veya şekillenebilir.
  2. Zaman yumuşak bir kabın içinde saklanabilir.
  3. Zaman, çekiçle dövülerek biçim verilebilen bir metaldir.
Cevabı göster

Zaman fiziksel koşullara göre değişebilir veya şekillenebilir.

Dilbilgisi

by combining it with space: yöntem bildiren by + fiil-ing

By combining it with space, Einstein’ın sonuca nasıl ulaştığını anlatır. Burada by “bir eylemi yaparak” anlamındadır, combining by'dan sonra kullanılan -ing biçimidir ve it, time sözcüğüne gönderme yapar. Tekrar kullanılabilen kalıp sonuç + by + fiil-ing biçimindedir. “Bu nasıl yapıldı?” sorusunu yanıtlar.

Alıştırma

Cümleyi by ve combine fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The team saved time ____ the two meetings.

Cevabı göster

by combining

Kültür

spacetime: tek bir yapı olarak uzay ve zaman

Spacetime, uzay ile zamanın tek bir dört boyutlu yapı olarak ele alınmasını anlatan fizik terimidir: uzayın üç boyutu ile zamanın bir boyutu. İki ayrı şeyin basit bir listesi değil, bütünleşik tek bir kavramdır. Bu cümlede sözcük, zamanın uzayla aynı yapının bir parçası olduğunu gösterir.

Alıştırma

Fizikte spacetime ne anlama gelir?

  1. Uzay ile zamanın dört boyutlu tek bir bütün oluşturduğu birleşik bir yapı
  2. Uzay yolculuğunun süresini ölçmek için kullanılan bir saat
  3. Uzay ile zamanı birbiriyle ilgisiz konular olarak ele alan bir liste
Cevabı göster

Uzay ile zamanın dört boyutlu tek bir bütün oluşturduğu birleşik bir yapı

which can bend but behaves in consistent, predictable ways. Kelime

1:24

uzay-zaman bükülebilir ancak tutarlı, öngörülebilir şekillerde davranır.

Kelime

can bend: uzay-zamanın eğriliği

Burada can bend, sıradan bir nesnenin bükülmesini değil, uzay-zamanı anlatır. Fizikte bend, uzay-zamanın eğriliğe sahip olabileceğini anlaşılır biçimde söylemenin bir yoludur: kütle ve enerji bulunduğunda geometrisi değişebilir. Can, bu yeteneği uzay-zamanın bir özelliği olarak sunar. İfade, birinin uzay-zamanı bir kâğıt gibi eliyle katladığını anlatmaz.

Alıştırma

Bu bilimsel bağlamda spacetime can bend ne anlama gelir?

  1. Birisi uzay-zamanı eliyle katlayabilir.
  2. Uzay-zaman eğri bir geometriye sahip olabilir.
  3. Uzay-zaman her zaman parçalara ayrılır.
Cevabı göster

Uzay-zaman eğri bir geometriye sahip olabilir.

Einstein's theory seemed to confirm that time

1:29

Einstein'ın teorisi, zamanın

is woven into the very fabric of the universe. Deyimler

1:32

evrenin dokusuna işlendiğini doğruluyor gibiydi.

Deyimler

woven into the very fabric of the universe: ayrılmaz bir parça

İfade bir dokuma benzetmesi kullanır. Zaman, kumaşa dokunmuş bir iplik gibi canlandırılır; böylece sonradan eklenen bir şey değil, evrenin temel yapısının ayrılmaz bir parçası olarak sunulur. Burada fabric, gerçek kumaşı değil, altta yatan yapıyı anlatır. the very fabric içindeki very, yapının kendisini, özellikle de en derin veya en temel düzeyini vurgular; çok anlamındaki sıradan zarf değildir.

Alıştırma

Hangi cümle güvenin bir kuruluşun temel ve ayrılmaz parçası olduğunu anlatmak için dokuma benzetmesini kullanır?

  1. Trust covers the organization with real cloth.
  2. Trust is woven into the fabric of the organization.
  3. Trust is folded beside the organization.
Cevabı göster

Trust is woven into the fabric of the organization.

But there's a big question it didn't fully resolve.

1:35

Ancak tam olarak çözemediği büyük bir soru var.

Why is it we can move through space in any direction, Kalıp ifadeler

1:39

Neden uzayda herhangi bir yöne hareket edebiliyoruz da,

but through time in only one?

1:42

zamanda sadece tek bir yöne hareket edebiliyoruz?

Kalıp ifadeler

through space ... through time: boyutlar boyunca hareket

Through yalnızca fiziksel bir güzergâh boyunca hareketi değil, soyut bir boyut içindeki hareketi de anlatabilir. Through space, uzayı içinde yol alabileceğimiz bir alan gibi sunar; through time ise zamanı ilerlediğimiz bir yol ya da sıra gibi sunar. İki ifade paralel bir karşıtlık kurar: uzayda herhangi bir yöne hareket edebiliriz, ancak zamanda yalnızca tek bir yönde. İkinci bölümün tam hâli but we can move through time in only one direction olurdu; paralel yapı anlamı açık ettiği için tekrarlanan sözcükler atılmıştır.

Alıştırma

Hangi cümlede through, zamanı hareket edilen bir boyut olarak sunuyor?

  1. The science-fiction story sends its hero through time to the year 2150.
  2. The hero finishes the mission in time.
  3. The hero runs through a doorway to escape.
Cevabı göster

The science-fiction story sends its hero through time to the year 2150.

No matter what we do, Dilbilgisi

1:45

Ne yaparsak yapalım,

the past is always stubbornly behind us. Deyimler

1:46

geçmiş inatla hep arkamızdadır.

Dilbilgisi

No matter what we do: değişmeyen bir sonuç

No matter what we do bir ödünleme ilişkisi kurar. Olası her eylemi göz önünde bulundurur ve ana cümledeki ifadenin bütün bu durumlarda doğru kaldığını söyler. Bu cümlede insanların yaptığı hiçbir şey, geçmiş hakkında belirtilen gerçeği değiştiremez. Kalıp no matter what + özne + fiil şeklindedir ve ardından ana cümle gelir. What sonrasında düz cümle söz dizimini koruyun: no matter what we do denir, no matter what do we do denmez.

Alıştırma

no matter / what / we / do sözcüklerini doğru ödünleme ifadesini oluşturacak şekilde sıralayın: ____, the deadline will not change.

Cevabı göster

No matter what we do

Deyimler

stubbornly behind us: geri döndürülemez geçmiş için bir benzetme

Bu cümle zamanı mekân üzerinden anlatır: biz ileri giderken geçmiş arkamızda düşünülür. Buradaki behind us gerçek bir fiziksel konumu anlatmaz; daha önceki olayların artık geride kaldığı anlamına gelir. Stubbornly, geçmişi sanki yerinden oynamayı ya da değişmeyi reddediyormuş gibi kişileştirir. Bir direnç duygusu katar ve zamanın yönünün kolayca tersine çevrilemeyeceğini vurgular.

Alıştırma

Bu cümlede stubbornly behind us en çok neyi ifade ediyor?

  1. Geçmiş zaten yaşanmıştır ve zaman geri dönmeyecektir.
  2. Konuşanlar bedenlerinin arkasına bakmayı reddediyordur.
  3. Geçmiş fiziksel olarak konuşanları takip ediyordur.
Cevabı göster

Geçmiş zaten yaşanmıştır ve zaman geri dönmeyecektir.

This is called the arrow of time. Kültür

1:50

Buna zaman oku denir.

Kültür

the arrow of time: geçmişten geleceğe doğru zamanın yönü

The arrow of time, zamanın geçmişten geleceğe doğru görünen yönünü anlatan, fizik ve felsefede yerleşmiş bir terimdir. Burada önceki fikirde anlatılan tek yönlü örüntüye bir ad verir. Arrow görsel bir benzetmedir: bir ok tek bir yönü gösterir, dolayısıyla terim gerçek bir nesneyi değil yönü temsil eder. Bu ifade zamanın hızlı olduğu anlamına gelmez; zamanın ve birçok sürecin yalnızca tek yönde ilerliyormuş gibi deneyimlendiğini anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede the arrow of time neyi adlandırıyor?

  1. Zamanın geçmişten geleceğe doğru olan tek yönü.
  2. Zamanı ölçmek için kullanılan gerçek bir ok.
  3. Heyecanlı olaylar sırasında zamanın geçme hızı.
Cevabı göster

Zamanın geçmişten geleceğe doğru olan tek yönü.

When a drop of food coloring is dropped into a glass of water,

1:53

Bir bardak suya bir damla gıda boyası damlatıldığında,

we instinctively know that the coloring will drift out from the drop,

1:57

içgüdüsel olarak boyanın damladan dışarı doğru sürükleneceğini,

eventually filling the glass.

2:02

ve sonunda bardağı dolduracağını biliriz.

Imagine watching the opposite happen. Anlatım akışı

2:04

Bunun tam tersinin olduğunu izlemeyi hayal edin.

Anlatım akışı

Bir düşünce deneyi kurmak için Imagine watching...

Imagine watching..., dinleyicileri zihinlerinde bir sahne kurmaya ve onu gerçekten oluyormuş gibi izlemeye çağırır. the opposite, az önce anlatılanın tersine döndüğü bir sonuç veya süreç demektir. Burada bu cümle bir düşünce deneyi kurar. Konuşmacının açıklamanın sonraki adımında hayal edilen karşıtlıktan yararlanabilmesi için dinleyiciyi gerçek olmayan varsayımsal bir örneğe yönlendirir; asıl işlevi sert bir emir vermek değildir.

Alıştırma

Bu cümlenin açıklamadaki temel işlevi nedir?

  1. Karşıt sürecin gerçek hayatta gerçekleştiğini bildirir.
  2. Dinleyiciye mevcut süreci izlemeyi bırakmasını emreder.
  3. Dinleyiciyi, açıklamanın sonraki bölümü için varsayımsal bir ters süreci zihninde canlandırmaya çağırır.
Cevabı göster

Dinleyiciyi, açıklamanın sonraki bölümü için varsayımsal bir ters süreci zihninde canlandırmaya çağırır.

Here, we'd recognize time as unfolding backwards. Dilbilgisi

2:07

Burada, zamanın geriye doğru işlediğini fark ederdik.

Dilbilgisi

recognize X as Y: X’in ne olduğunu belirlemek

recognize X as Y, X’i Y’nin belirttiği kimliğe, türe veya duruma sahip olarak tanımak ya da anlamak demektir. Bu cümlede X time, Y ise unfolding backwards ifadesidir. Bu nedenle hayal edilen kanıtlar, zamanı geriye doğru ilerliyor şeklinde yorumlamamıza yol açardı. Burada as, tanımanın sonucunu belirtir; while (“-iken”) anlamına gelmez. we'd, we would ifadesinin kısaltmasıdır ve sonucun hayal edilen durumda ortaya çıkacağını gösterir.

Alıştırma

Sınıflandırmayı tanıtan sözcükle recognize X as Y yapısını tamamlayın: The judges recognized the painting ____ an original.

Cevabı göster

as

We live in a universe where the food coloring spreads out in the water, Öbek fiiller

2:11

Gıda boyasının suda yayıldığı bir evrende yaşıyoruz,

not a universe where it collects together.

2:15

bir araya toplandığı bir evrende değil.

Öbek fiiller

spreads out ... collects together: zıt sonuç yönleri

Spread out, yoğunlaşmış bir bölgeden daha geniş bir alana yayılmak demektir. Collect together, ayrı konumlardan tek bir grup ya da yerde toplanmak demektir. Out ve together, her hareketin sonucunu gösterir; bu yüzden her fiil kendisinden sonra gelen sözcükle birlikte anlaşılmalıdır. Cümlede iki fiil ifadesi zıt değişim yönlerini gösterir: gıda boyası yoğun hâlden dağınık hâle geçer, dağınık hâlden yeniden yoğun hâle geçmez.

Alıştırma

spread out ve collect together ifadelerini doğru biçimleriyle birer kez kullanın: Yesterday, after entering the park, the visitors ____ across the lawns. At closing time, they ____ near the exit.

Cevabı göster

spread out · collected together

In physics, this is described by the second law of thermodynamics, Kültür

2:18

Fizikte bu, termodinamiğin ikinci yasasıyla açıklanır,

Kültür

the second law of thermodynamics: bilimsel bir yasa

The second law of thermodynamics, kendiliğinden gerçekleşen büyük ölçekli süreçlerin yönüyle ilgili bir fizik yasasının adıdır. Yalıtılmış bir sistemde toplam entropi azalmaz; aynı kalır ya da artar. Bu, boyanın neden normalde suya yayıldığını ve kendiliğinden yeniden tek bir noktada toplanmadığını açıklamaya yardımcı olur. Burada law, doğanın nasıl davrandığını açıklayan bilimsel bir ilke anlamına gelir; bir hükümetin oluşturduğu hukuk kuralı değildir.

Alıştırma

Bu cümlede the second law of thermodynamics neyi ifade ediyor?

  1. Doğal süreçlerin yönü ve entropiyle ilgili bilimsel bir yasa.
  2. Enerji kullanımını kontrol eden bir hükümet kuralı.
  3. Zamanın ne kadar hızlı geçtiğini ölçen bir cihaz.
Cevabı göster

Doğal süreçlerin yönü ve entropiyle ilgili bilimsel bir yasa.

which says that systems will gain disorder or entropy over time. Kelime

2:23

ki bu yasa sistemlerin zamanla düzensizlik veya entropi kazanacağını söyler.

Kelime

gain disorder or entropy: açıklayıcı or

gain disorder or entropy ifadesinde or açıklama işlevi görür: entropy, daha tanıdık olan disorder sözcüğüyle tanıtılan fikrin teknik adını verir. Birbiriyle ilgisiz iki seçenek sunmaz. Burada gain, bir özelliğin zamanla artması anlamına gelir. Popüler bilim anlatımında disorder, entropy kavramını sezgisel olarak anlamaya yardımcı olur; ancak onun eksiksiz bilimsel tanımı değildir.

Alıştırma

Burada disorder or entropy ifadesindeki or sözcüğünün temel görevi nedir?

  1. Entropy sözcüğünün disorder sözcüğünün karşıtı olduğunu söylemek.
  2. Disorder ve entropy sözcüklerini ilgisiz iki seçenek olarak sunmak.
  3. Günlük bir sözcük olan disorder ile teknik terim entropy kavramını anlamaya yardımcı olmak.
Cevabı göster

Günlük bir sözcük olan disorder ile teknik terim entropy kavramını anlamaya yardımcı olmak.

Systems in our universe move from order to disorder, Kalıp ifadeler

2:29

Evrenimizdeki sistemler düzenden düzensizliğe doğru hareket eder,

Kalıp ifadeler

from order to disorder: değişimi gösteren from X to Y yapısı

from X to Y yapısında X başlangıç durumunu, Y ise sonraki durumu veya değişimin yönünü gösterir. Burada order başlangıç durumudur; disorder ise sistemlerin yöneldiği durumdur. Bu yapı move, change, go ve shift gibi fiillerle kullanıldığında fiziksel bir hareketten çok bir geçişi veya eğilimi anlatabilir. Bu cümlede order, düzenli bir durum anlamındadır; emir veya satın alma siparişi anlamında değildir.

Alıştırma

Weak başlangıç, strong bitiş durumu olacak şekilde from ... to ... kullanarak cümleyi tamamlayın: The signal changed ____.

Cevabı göster

from weak to strong

and it is that property of the universe Dilbilgisi

2:32

ve evrenin işte bu özelliği

that defines the direction of time's arrow.

2:34

zaman okunun yönünü tanımlar.

Dilbilgisi

It is that property ... that defines: belirleyici unsuru ayırma yapısıyla vurgulamak

It is X that ... kalıbı, X'i özel olarak öne çıkaran bir ayırma yapısıdır. Buradaki X, that property of the universe ifadesidir; bu da daha önce sözü edilen düzenden düzensizliğe geçme eğilimini anlatır. Konuşmacı, zaman okunun yönünü başka bir unsurun değil, bu özelliğin belirlediğini vurgular. İlk it belirli bir şeyi gösteren zamir değil, yapısal bir yer tutucudur. Vurgu çerçevesi kaldırıldığında temel cümle That property of the universe defines the direction of time's arrow. olur.

Alıştırma

the backup battery ifadesini vurgulamak için It was X that ... yapısını kullanın: ____ the backup battery ____ kept the lights on.

Cevabı göster

It was · that

So, if time is such a fundamental property, Dilbilgisi

2:38

Öyleyse, eğer zaman bu kadar temel bir özellikse,

it should be in our most fundamental equations describing the universe, right?

2:41

evreni tanımlayan en temel denklemlerimizde yer almalıdır, değil mi?

Dilbilgisi

If time is such a fundamental property: if ve such a ile bir çıkarım öncülü kurmak

if yan cümlesi, savın bir sonraki adımı için bir öncül kurar. Burada if mutlaka güçlü bir kuşku belirtmez. Yaklaşık olarak “Zamanın böyle bir konuma sahip olduğunu kabul edersek, sonraki sonuç mantıklı olmalıdır” anlamına gelir. Bu kalıp, güçlü bir niteliğe sahip tek bir sayılabilir şeyi anlatır: such a + adjective + singular count noun. Doğru sıra such a fundamental property şeklindedir; a such fundamental property değildir. Buradaki such, özelliğin fundamental olduğu düşüncesini güçlendirir.

Alıştırma

serious ve problem sözcüklerini doğru such a kalıbına yerleştirin: If this is ____, we should deal with it today.

Cevabı göster

such a serious problem

We currently have two sets of equations that govern physics. Kelime

2:46

Şu anda fiziği yöneten iki set denklemimiz var.

Kelime

equations that govern physics: govern fiilinin soyut anlamı

equations that govern physics ifadesindeki govern, bir şeyin hangi kural veya ilkelere göre işlediğini belirlemek anlamına gelir. Burada denklemler fiziksel olayların nasıl davrandığını tanımlayan unsurlar olarak sunulur; bu, günlük yönetim değil, resmî ve soyut bir kullanımdır. that govern physics, equations sözcüğünü niteleyen bir ilgi cümleciğidir ve bu denklemlerin rolünü belirtir.

Alıştırma

Hangi cümlede govern, örnektekiyle aynı resmî ve soyut anlamda kullanılmıştır?

  1. Maya manages the project schedule.
  2. These rules govern how personal data is stored.
  3. The mayor governs the city with an elected council.
Cevabı göster

These rules govern how personal data is stored.

General relativity describes the behavior of very large things, Notlar

2:50

Genel görelilik çok büyük şeylerin davranışını tanımlarken,

while quantum physics explains the very small.

2:54

kuantum fiziği çok küçük olanı açıklar.

Kültür

General relativity ... quantum physics: farklı ölçeklerdeki teoriler

General relativity, Einstein'ın kütle çekimi ve uzay-zamanla ilgili teorisidir. Gezegenler, yıldızlar, galaksiler ve diğer büyük ölçekli sistemler için özellikle önemlidir. Quantum physics, maddeyi ve enerjiyi atomik ve atom altı ölçeklerde açıklar. Cümle, iki teoriyi ölçek bakımından karşılaştırmak için while kullanır. General, yerleşik ad olan General relativity ifadesinin bir parçasıdır; burada yalnızca sıradan veya genel anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi ifade cümledeki General relativity ve quantum physics terimlerinin anlamını en iyi karşılar?

  1. General relativity is mainly used for gravity and large-scale systems, while quantum physics describes atomic and subatomic behavior.
  2. General relativity explains only atoms, while quantum physics explains only planets and galaxies.
  3. General relativity and quantum physics are two names for exactly the same theory.
Cevabı göster

General relativity is mainly used for gravity and large-scale systems, while quantum physics describes atomic and subatomic behavior.

Anlatım akışı

very large things ... the very small: ölçeği gösteren paralel karşıtlık

very large things ile the very small paralel bir karşıtlık kurar. while iki yan cümleyi bağlayarak teorileri ölçeğe göre düzenler: biri büyük ölçekli dünyayı, diğeri mikroskobik dünyayı açıklar. the very small ifadesinde the + adjective yapısı, small sözcüğünü çok küçük şeyleri bir sınıf olarak gösteren isim benzeri bir ifadeye dönüştürür. Burada yalnızca küçüklük niteliği kastedilmez. Bu kısa kullanım, daha açık olan very large things ile denge kurar ve sınıflandırmayı izlemeyi kolaylaştırır.

Alıştırma

very large things ve the very small ifadelerinin eşleştirilmesi cümlede ne işe yarar?

  1. the very small ifadesini üçüncü bir teorinin adı olarak kullanır.
  2. İki teoriyi açıkladıkları şeylerin ölçeğine göre düzenler.
  3. Bütün büyük şeylerin sonunda küçüldüğünü söyler.
Cevabı göster

İki teoriyi açıkladıkları şeylerin ölçeğine göre düzenler.

One of the biggest goals in theoretical physics over the last half century

2:58

Son yarım yüzyılda teorik fizikteki en büyük hedeflerden biri,

has been reconciling the two into one fundamental theory of everything. Notlar

3:02

bu ikisini temel bir 'her şeyin teorisi'nde uzlaştırmaktı.

Dilbilgisi

has been reconciling the two: uzun süredir geçerli olan bir hedefi belirtmek

Burada has been, hedefi son yarım yüzyılla ilişkilendirir ve hedefin bugün de geçerli olduğunu gösterir. Reconciling the two hedefin içeriğini, yani genel görelilik ile kuantum fiziğini tutarlı tek bir teoride birleştirmeyi belirtir. has been reconciling dizisi present perfect continuous gibi görünse de özne one of the biggest goals ifadesidir. Bu cümlede has been, be fiilinin present perfect biçimidir; reconciling the two ise hedefin ne olduğunu belirten -ing biçimli bir tamamlayıcıdır. Gerçek ilerleyici yapı olan Researchers have been trying to reconcile the two cümlesinde devam eden eylemi researchers gerçekleştirir.

Alıştırma

Cümleyi reduce kullanarak tamamlayın. Güncelliğini koruyan bir hedefi belirtmek için has been + -ing kullanın: One of our main goals over the past year ____ food waste.

Cevabı göster

has been reducing

Kültür

Fizikte theory of everything

Kuramsal fizikte theory of everything, tüm temel fiziksel etkileşimleri tutarlı biçimde birleştirip açıklaması amaçlanan tek bir kuramsal çerçevedir. Bu cümlede, daha önce söz edilen iki kuramın uzlaştırılmasıyla ulaşılmak istenen sonucu belirtir. Burada everything sözcüğünün teknik bir kapsamı vardır: fiziğin temel yasaları ve kuvvetleri. Her olayı, bilgiyi veya günlük soruyu açıklayan genel bir kuram anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu fizik bağlamında theory of everything ne anlama gelir?

  1. Tüm temel fiziksel etkileşimleri birleştirmeyi amaçlayan tek bir çerçeve.
  2. Bilinen bütün bilgileri içeren bir ansiklopedi.
  3. Günlük hayattaki her seçimi açıklayan kişisel bir inanç.
Cevabı göster

Tüm temel fiziksel etkileşimleri birleştirmeyi amaçlayan tek bir çerçeve.

There have been many attempts, none yet proven, Dilbilgisi

3:09

Pek çok girişim oldu, henüz hiçbiri kanıtlanmadı,

Dilbilgisi

none yet proven: kısaltılmış edilgen ek açıklama

none yet proven, many attempts ifadesine eklenen kısaltılmış bir açıklamadır. Tam biçimi none of them have yet been proven olur ve “hiçbiri şimdiye kadar kanıtlanmadı” anlamına gelir. none, attempts sözcüğüne geri gönderme yapar; proven ise onların durumunu anlatan edilgen bir geçmiş zaman ortacıdır. yet “şimdiye kadar” anlamına gelir ve kanıtın daha sonra gelebileceği ihtimalini açık bırakır. Virgül, tam bir cümleciği tekrarlamadan bu kısa açıklamayı önceki isim öbeğine bağlar.

Alıştırma

Hangi cümle none yet proven ile aynı kısaltılmış edilgen yapıyı doğru kullanıyor?

  1. Several treatments have been proposed, none have yet approved.
  2. Several treatments have been proposed, none yet approved.
  3. Several treatments have been proposed, none yet approving.
Cevabı göster

Several treatments have been proposed, none yet approved.

and they treat time in different ways. Kelime

3:12

ve zamanı farklı şekillerde ele alıyorlar.

Kelime

treat time in different ways: treat fiilinin soyut anlamı

treat time in different ways ifadesinde treat, bir kuram veya model içinde bir şeyi “ele almak, sunmak ya da temsil etmek” anlamına gelir. Buradaki nokta, farklı kuramların zamana farklı roller vermesi veya onu farklı biçimlerde açıklamasıdır. Tekrar kullanılabilen treat X in a particular way kalıbı, bir kuramın, modelin, kitabın veya sistemin bir konuyu nasıl ele aldığını anlatır. Burada treat, “tedavi etmek” ya da “birine bir şey ısmarlamak” anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede treat, örnektekiyle aynı soyut anlamda kullanılmıştır?

  1. The clinic can treat this injury today.
  2. I'll treat you to lunch after the meeting.
  3. The two reports treat privacy in different ways.
Cevabı göster

The two reports treat privacy in different ways.

Oddly enough, one contender called the Wheeler-DeWitt equation doesn't include time at all. Notlar

3:14

Garip bir şekilde, Wheeler-DeWitt denklemi adlı bir aday zamanı hiç içermiyor.

Anlatım akışı

Oddly enough: beklenmedik bir gerçeği tanıtmak

Oddly enough, cümlenin başında kullanılan ve “şaşırtıcı biçimde” ya da “işin tuhafı” anlamına gelen bir yorum ifadesidir. Dinleyiciye, sıradaki gerçeğin insanların normalde bekleyeceği şeyle çeliştiğini bildirir. Bu ifade, olgusal iddiayı değiştirmek yerine iletinin düzenlenmesini sağlar. Burada denklemde zamanın bulunmamasını beklenmedik nokta olarak sunar; enough sabit ifadenin bir parçasıdır ve konuşanın yeterli miktarda bir şey sunduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi, beklenmedik bir gerçeği belirten bu nottaki iki sözcüklü giriş ifadesiyle tamamlayın: ____, the smallest box was the heaviest.

Cevabı göster

Oddly enough

Kültür

the Wheeler-DeWitt equation: teorik fizikte bir denklemin özel adı

The Wheeler-DeWitt equation, kuantum kütle çekimini açıklama girişimleriyle ilişkili bir teorik fizik denkleminin özel adıdır. Bu denklem, henüz deneylerle doğrulanmamış teorik bir yaklaşıma aittir. Bu cümleyi anlamak için gereken temel bilgi, denklemde alışılmış bir dış zaman değişkeninin bulunmamasıdır. Wheeler ve DeWitt soyadlarıdır; bu nedenle ifadenin parçalarını günlük kelimeler gibi çevirmek yerine tüm ifadeyi bir ad olarak ele alın.

Alıştırma

Bu cümlede the Wheeler-DeWitt equation neyi ifade ediyor?

  1. Zamanı ölçmek için kullanılan bir cihaz.
  2. Olayları planlamak için kullanılan genel bir kural.
  3. Bir teorik fizik denkleminin özel adı.
Cevabı göster

Bir teorik fizik denkleminin özel adı.

Dilbilgisi

doesn't include time at all: at all ile olumsuzluğu güçlendirme

doesn't include time at all ifadesinde at all, doesn't include olumsuzluğunu güçlendirir. Cümle, denklemin hiçbir şekilde zaman içermediğini söyler ve doesn't include time ifadesinin tek başına kullanımından daha güçlü bir vurgu taşır. Başka durumlara aktarılabilen kalıp not ... at all şeklindedir ve tam bir yokluğu ya da sıfır dereceyi vurgular. Burada at all, olumsuz yargının tamamını etkiler; bütün zaman anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle tam bir olumsuzluğu vurgulamak için at all ifadesini doğal biçimde kullanıyor?

  1. The medicine at all helped.
  2. The medicine didn't help at all.
  3. The medicine helped at all.
Cevabı göster

The medicine didn't help at all.

Like all current theories of everything, that equation is speculative. Kelime

3:21

Mevcut tüm her şeyin teorileri gibi, bu denklem de spekülatiftir.

Kelime

speculative: mümkün ama henüz doğrulanmamış

Burada speculative, denklemin henüz yeterli kanıtla doğrulanmamış fikirlere dayandığını belirtir. Bu sözcük kanıtın mevcut durumunu anlatır; denklemin kesinlikle yanlış olduğunu söylemez. Bilimsel ve akademik tartışmalarda bu sıfat, hâlâ sınanması gereken bir fikir ile yerleşmiş bir sonucu ayırmaya yardımcı olur.

Alıştırma

Bilimsel bir tartışmada “The explanation is speculative” büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Mümkün olabilir, ancak kanıtlar henüz onu doğrulamamıştır.
  2. Tam bir kesinlikle kanıtlanmıştır.
  3. Yalnızca açıklaması kolay olduğu için seçilmiştir.
Cevabı göster

Mümkün olabilir, ancak kanıtlar henüz onu doğrulamamıştır.

But as a thought experiment, Anlatım akışı

3:26

Ancak bir düşünce deneyi olarak,

Anlatım akışı

as a thought experiment: varsayımsal akıl yürütmeyi çerçevelemek

Girişteki as a thought experiment ifadesi, sonraki bilgilerin anlaşılacağı çerçeveyi belirler. Dinleyiciye bir sonraki durumu gerçekten yaşanmış bir olayın anlatımı olarak değil, akıl yürütmek için kullanılan varsayımsal bir örnek olarak ele almasını söyler. Bir düşünce deneyi, bir koşulu hayal ederek olası sonuçları inceler. Gerçek bir laboratuvar deneyi yapmadan bir fikri desteklemek veya sınamak için kullanılabilir.

Alıştırma

Varsayımsal bir akıl yürütme durumunu çerçeveleyen dört sözcüklük hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____, imagine that humans could breathe underwater.

Cevabı göster

As a thought experiment

if it or a similar time-starved equation turned out to be true, Notlar

3:28

eğer o veya benzeri bir 'zamansız' denklem doğru çıksaydı,

Deyimler

time-starved equation: ciddi eksikliği göstermek için -starved kullanımı

Burada time-starved equation, zamanı içermeyen bir denklem demektir: zaman, denklemde bir değişken veya unsur olarak bulunmaz. Starved fiziksel açlığı anlatmaz; eksikliğin ciddi ve çarpıcı olduğunu göstermek için mecazlı biçimde kullanılır. İsim + -starved kalıbı, resource-starved örneğinde olduğu gibi “o şeyden ciddi biçimde yoksun” anlamında bir sıfat oluşturur. Time-starved, equation sözcüğünü tek bir birim olarak niteler.

Alıştırma

Bu cümlede time-starved equation ne anlama geliyor?

  1. çözülmesi çok fazla zaman alan bir denklem
  2. aç bir bilim insanının oluşturduğu bir denklem
  3. zamanı bir unsur olarak içermeyen bir denklem
Cevabı göster

zamanı bir unsur olarak içermeyen bir denklem

Öbek fiiller

turned out to be true: sonradan keşfedilen bir sonuç

Turned out to be true, “sonunda doğru olduğu keşfedildi veya gösterildi” anlamına gelir. turn out to be + tamamlayıcı kalıbı, çoğu zaman belirsizlik, araştırma veya olayların gelişmesinden sonra ortaya çıkan nihai sonucu anlatır. Burada if sözcüğünden sonra geldiği için konuşan kişi bir olasılığı düşünüyor: denklemin sonunda doğru olduğu gösterilirse ne olacağı. Turned out fiziksel olarak dönmek veya bir yerden çıkmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “sonunda doğru olduğu onaylandı” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: After the records were checked, her claim ____.

Cevabı göster

turned out to be true

would that mean that time doesn't exist at the most fundamental level? Kalıp ifadeler

3:32

bu, zamanın en temel düzeyde var olmadığı anlamına mı gelirdi?

Kalıp ifadeler

at the most fundamental level: en temel düzeyde

At the most fundamental level, en derindeki temel ilkelere veya yapıya baktığımızda demektir. Buradaki level, bir binanın katı ya da sınav notu değil, bir analiz katmanıdır. Bu ifade iddianın kapsamını sınırlar: bir şey en derin teoride temel olmayabilir, ancak günlük deneyimde yine de gerçek veya yararlı görünebilir.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: The programs look different, but at the most fundamental level, they follow the same logic. at the most fundamental level ne anlatıyor?

  1. Yeni başlayanlara yönelik kolay bir sınavı ifade eder.
  2. Analizin altında yatan en derin katmanı ifade eder.
  3. Bir binanın en üst katını ifade eder.
Cevabı göster

Analizin altında yatan en derin katmanı ifade eder.

Could time just be some sort of illusion Kalıp ifadeler

3:37

Zaman, evreni algılama biçimimizin sınırlamaları tarafından üretilen

generated by the limitations of the way we perceive the universe? Dilbilgisi

3:40

bir tür illüzyon olabilir miydi?

Kalıp ifadeler

some sort of illusion: bir tür yanılsama

Some sort of illusion, türü tam olarak belirtilmemiş bir yanılsama veya sahte görünüm demektir. Buradaki sort, şeyleri sıraya koyma eylemi değil, tür anlamındadır. Some sort of, fikri daha az kesin ve daha temkinli hâle getirir. Konuşan kişi olası bir kategori önerir; zamanın kesinlikle bir yanılsama olduğunu iddia etmez.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: The face in the window may be some sort of illusion. some sort of nasıl bir etki yaratıyor?

  1. Kesin bir bilimsel yanılsama türünü tanımlar.
  2. Birinin yanılsamaları sıraya koyduğunu söyler.
  3. Sınıflandırmayı yaklaşık ve belirsiz olarak sunar.
Cevabı göster

Sınıflandırmayı yaklaşık ve belirsiz olarak sunar.

Dilbilgisi

the way we perceive: algılamanın nasıl gerçekleştiğini anlatmak

The way we perceive the universe, “evreni nasıl algıladığımız” veya “evreni algılama biçimimiz” anlamına gelen bir isim öbeğidir. Burada way, “yol” değil “biçim” anlamındadır. the way ifadesinden sonra gelen we perceive the universe bölümü normal bildirme cümlesi söz dizimini kullanır. the way + özne + fiil kalıbı, birinin nasıl davrandığını, düşündüğünü veya bir şeyi nasıl deneyimlediğini anlatır. Bu yapıda the way ifadesinden sonra how eklenmez.

Alıştırma

Hangi cümle, “sorunları çözme biçimimiz” anlamında the way + yan cümle yapısını doğru kullanıyor?

  1. The training changed the way do we solve problems.
  2. The training changed the way how we solve problems.
  3. The training changed the way we solve problems.
Cevabı göster

The training changed the way we solve problems.

We don't yet know.

3:44

Henüz bilmiyoruz.

But maybe that's the wrong way of thinking about it. Kalıp ifadeler

3:45

Ama belki de bu, onun hakkında yanlış düşünme biçimidir.

Kalıp ifadeler

the wrong way of thinking about it: düşünce çerçevesini sorgulamak

The wrong way of thinking about it, konuyu anlamak için kullanılan yaklaşımın veya düşünce çerçevesinin yanlış olabileceğini anlatır. Her olgunun ya da sonucun yanlış olduğunu değil, meselenin ele alınış biçimini sorgular. Kalıp the/a + way of + -ing şeklindedir: the wrong way of thinking about it. Cümlenin tamamında maybe, eleştiriyi daha az doğrudan hâle getirir ve başka bir görüşe yer bırakır.

Alıştırma

Cümleyi “sorunu ele almak için uygun olmayan bir çerçeve” anlamındaki tam ifadeyle tamamlayın: Blaming one person may be ____ the problem.

Cevabı göster

the wrong way of thinking about

Instead of asking if time exists as a fundamental property, Anlatım akışı

3:48

Zamanın temel bir özellik olarak var olup olmadığını sormak yerine,

maybe it could exist as an emergent one. Kelime

3:52

belki de 'beliren' (emergent) bir özellik olarak var olabilir.

Anlatım akışı

Instead of asking: soru çerçevesini değiştirmek

Instead of asking, konuşmacının değiştirmek istediği soruyu veya yaklaşımı tanıtır. Burada zamanın temel olup olmadığını sormak eski çerçeve olarak sunulur; ana cümle ise zamanın belirimsel olabileceği yeni bir çerçeve önerir. Yapı instead of + isim veya -ing biçimidir. Asking ile başlayan bölüm ana eylem değildir; vazgeçilen seçeneği kurar. Yeni yönü taşıyan bölüm ana cümledir.

Alıştırma

Bir soruyu başka bir soruyla değiştirmek için Instead of asking yapısını doğru kullanan cümleyi seçin.

  1. Instead asking why the old plan failed, let's ask what we can improve.
  2. Instead of ask why the old plan failed, let's ask what we can improve.
  3. Instead of asking why the old plan failed, let's ask what we can improve.
Cevabı göster

Instead of asking why the old plan failed, let's ask what we can improve.

Kelime

exist as an emergent one: sistem düzeyinde bir özellik olarak var olmak

Exist as an emergent one, “belirimsel bir özellik olarak var olmak” demektir. One, daha önce sözü edilen property isminin yerini alır; bu nedenle an emergent one, a fundamental property ile karşıtlık kurar. Bilim ve felsefede emergent, ayrı parçaların her birinde bulunmasa bile parçalar arasındaki etkileşimler yoluyla sistemin bütünü düzeyinde ortaya çıkan bir özelliği anlatır. “Acil durumla ilgili” veya yalnızca “yeni” anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir bilim insanının a fundamental property ile an emergent one arasında karşılaştırma yaptığını varsayın. an emergent one ne demektir?

  1. her ayrı parçada zaten bulunan bir özellik
  2. sistemi tehdit eden acil bir sorun
  3. sistemin bütünündeki etkileşimlerden doğan bir özellik
Cevabı göster

sistemin bütünündeki etkileşimlerden doğan bir özellik

Emergent properties are things that don't exist in individual pieces of a system, Notlar

3:56

Beliren özellikler, bir sistemin tek tek parçalarında var olmayan,

but do exist for the system as a whole.

4:02

ancak sistemin bütünü için var olan şeylerdir.

Dilbilgisi

don't exist ... but do exist: vurgulu do

Cümle, olumsuzluk ile olumlu ifade arasında doğrudan bir karşıtlık kurar: özellik ayrı ayrı parçalarda bulunmaz, ancak sistemin bütünü düzeyinde gerçekten bulunur. do exist ifadesindeki do, yalın hâlde bulunan exist fiilinden önce gelen vurgu yardımcı fiilidir. Burada ‘yapmak’ anlamına gelmez; olumlu iddiayı ‘gerçekten var’ anlamıyla güçlendirir ve don't exist ifadesine doğrudan karşılık verir.

Alıştırma

Karşıtlığı appear fiilinin vurgulu biçimiyle tamamlayın: The effect doesn't appear in one part, but it ____ in the system as a whole.

Cevabı göster

does appear

Kalıp ifadeler

individual pieces ... the system as a whole: parçalar ve bütün

Individual pieces of a system, sistemin ayrı bileşenlerini tek tek ele almayı ifade eder. The system as a whole ise bütün bu bileşenleri birlikte, tek ve eksiksiz bir birim olarak ele almayı ifade eder. Bu iki ifade parça–bütün karşıtlığı kurar. Bir özellik veya sonuç tek bir bileşende bulunmadığı hâlde sistemin tamamı düzeyinde ortaya çıktığında bu yapı kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi ‘tek ve eksiksiz bir birim olarak ele alınan’ anlamındaki ifadeyle tamamlayın: One chapter is slow, but the book ____ is exciting.

Cevabı göster

as a whole

Each individual water molecule doesn't have a tide, Anlatım akışı

4:05

Her bir su molekülünün gelgiti yoktur,

but the whole ocean does.

4:08

ama bütün okyanusun vardır.

Anlatım akışı

individual water molecule ... the whole ocean: parçalar ile bütünün karşılaştırılması

Cümle, bir bileşen olan individual water molecule ile bütün sistemi ifade eden the whole ocean sözünü karşılaştırır. İlk bölüm, parçanın neye sahip olmadığını belirtir; ardından but, bütün için ortaya çıkan ters sonucu gösterir. Bu somut parça-bütün düzeni, ortaya çıkan bir özelliği açıklar: Bir sistem, parçalarının tek başına sahip olmadığı bir davranışa sahip olabilir. Sondaki does, has a tide ifadesinin yerine geçerek fiil grubunun tamamının tekrarlanmasını önler.

Alıştırma

individual water molecule ile the whole ocean arasındaki karşıtlık açıklamada hangi görevi görür?

  1. Okyanus yolculuğunu ayrı bir konu olarak tanıtır.
  2. Parça ile bütün arasındaki soyut ilişkiyi somutlaştırır.
  3. Her molekülün gelgitin daha küçük bir biçimine sahip olduğunu söyler.
Cevabı göster

Parça ile bütün arasındaki soyut ilişkiyi somutlaştırır.

A movie creates change through time by using a series of still images Kalıp ifadeler

4:11

Bir film, bir dizi hareketsiz görüntü kullanarak zaman içinde değişim yaratır,

Kalıp ifadeler

a series of still images: a series of + çoğul isim

a series of still images ifadesinde a series of, sıralı veya birbiriyle bağlantılı tek bir grubu belirtir; images ise of sonrasındaki çoğul isimdir. Burada still, hareket etmeyen görüntüleri tanımlar; “hâlâ” anlamına gelmez. Series sözcüğünün tekil ve çoğul yazılışı aynıdır. a artikeli, bu örnekte tek bir diziden söz edildiğini gösterir. Bu nedenle ifadenin tamamı özne olduğunda genellikle tekil fiil alır: A series of images is ready.

Alıştırma

Hangi cümlede a series of doğru kullanılmıştır?

  1. A series of short experiments is planned for next month.
  2. A series short experiments is planned for next month.
  3. A series of short experiment is planned for next month.
Cevabı göster

A series of short experiments is planned for next month.

that appear to have a fluid, continuous change between them. Dilbilgisi

4:15

bunların arasında akıcı, sürekli bir değişim varmış gibi görünür.

Dilbilgisi

appear to have: gözlemlenen bir özelliği temkinli sunmak

Appear to have, “sahipmiş ya da gösteriyormuş gibi görünmek” anlamına gelir. Burada appear, “görüş alanında belirmek” anlamındaki bir eylem fiili değil, “gibi görünmek” anlamındaki bağlayıcı bir fiildir. Yapı, özne + appear to have + isim öbeği şeklindedir. Ardından gelen özelliği doğrulanmış bir gerçek olarak değil, gözleme dayalı bir izlenim olarak sunar. Bu cümlede değişim kesintisiz görünür, ancak bu görünüm görüntülerin gerçekte oluşturulma biçiminden farklı olabilir.

Alıştırma

Cümleyi appear to have ile tamamlayın: The two doors ____ the same height, but the measurements are different.

Cevabı göster

appear to have

Flipping through the images fast enough, Notlar

4:19

Görüntüleri yeterince hızlı çevirdiğimizde,

Öbek fiiller

Flipping through: bir koleksiyonu hızlıca gözden geçirmek

Flip through, bir dizi sayfayı, görüntüyü veya başka öğeyi genellikle her birini dikkatle incelemeden hızlıca çevirmek ya da gözden geçirmek anlamına gelir. Through burada fiziksel olarak bir nesnenin içinden geçmeyi değil, bir koleksiyon boyunca ilerlemeyi anlatır. Buradaki Flipping through... cümle başında kullanılan bir -ing öbeğidir. Ardından açıklanan sonucu ortaya çıkaran eylemi sunar.

Alıştırma

Cümleyi flip through ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: While I waited, I ____ a travel magazine without reading every article.

Cevabı göster

flipped through

Dilbilgisi

fast enough: sıfat veya zarftan sonra enough

Burada fast enough, “gereken düzeye ulaşan bir hızda” demektir. Enough, fast zarfından sonra gelir; bu nedenle doğal sıralama enough fast değil, fast enough şeklindedir. Enough bir sıfatı veya zarfı nitelediğinde nitelediği sözcükten sonra gelir. Ayrıca bir eşik belirtir: eylem yeterince hızlı olduğunda beklenen sonuç gerçekleşebilir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için fast ve enough sözcüklerini doğru sırayla kullanın: The printer works ____ to finish the job before noon.

Cevabı göster

fast enough

our brains perceive the passage of time from the sequence of still images. Kalıp ifadeler

4:21

beynimiz hareketsiz görüntüler dizisinden zamanın geçişini algılar.

Kalıp ifadeler

perceive the passage of time: zamanın ilerlediğini algılamak

Perceive the passage of time, “zamanın ilerlediğinin farkına varmak” demektir. Perceive, duyular veya zihin yoluyla oluşan farkındalığa odaklanır; passage ise burada bir koridoru ya da metin bölümünü değil, geçme sürecini ifade eder. Kalıp perceive + the passage of time şeklindedir. Özellikle zaman deneyimi değişimlerden veya olaylardan çıkarıldığında, zihnin zamanı nasıl deneyimlediğini açıklamak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Zihin hakkında resmî bir tartışmada perceive the passage of time ne anlama gelir?

  1. Zamanın ilerlediğinin farkına varmak.
  2. Tarihle ilgili bir paragrafı anlamak.
  3. Bir saatin çevresine tasarlanmış koridoru fark etmek.
Cevabı göster

Zamanın ilerlediğinin farkına varmak.

No individual frame of the movie changes or contains the passage of time, Dilbilgisi

4:27

Filmin hiçbir karesi değişmez veya zamanın geçişini içermez,

but it's a property that comes out of how the pieces are strung together. Öbek fiiller

4:32

ancak bu, parçaların nasıl bir araya getirildiğinden ortaya çıkan bir özelliktir.

Dilbilgisi

No individual frame ... but it's a property: parçalar ile bütünün karşıtlığı

Cümle bir karşıtlık etrafında düzenlenir: No individual frame, herhangi bir karenin tek başına değişmediğini ya da zamanın geçişini içermediğini belirtir. Individual burada “ayrı ayrı ele alındığında” demektir; dolayısıyla cümle filmde hiç kare olmadığını söylemez. But, odağı her bir ayrı parçadan parçaların birleşince kazandığı bir özelliğe taşır. Burada it, görünür değişimi ya da zamanın geçişini gösterir: Bu özellik tek bir durağan karede bulunmaz, kareler bir araya getirildiğinde ortaya çıkar. no individual X ..., but ... kalıbı, bütünün tek tek parçalarında olmayan bir şeye sahip olduğu açıklamaları izlemeyi kolaylaştırır.

Alıştırma

Hangi cümle aynı mantığı kullanır: Tek bir parça özelliğe sahip değildir, ancak parçaların birleşimi sahiptir?

  1. Each single note already contains the complete melody.
  2. No notes exist, but the melody contains a sequence.
  3. No single note contains a melody, but the sequence of notes creates one.
Cevabı göster

No single note contains a melody, but the sequence of notes creates one.

Öbek fiiller

comes out of: bir süreçten veya düzenlemeden doğmak

Burada comes out of, “-den doğar” veya “-nin sonucunda ortaya çıkar” anlamındadır. Ardından gelen how yan cümlesi kaynağı belirtir: Parçaların birleştirilme biçimi bu özelliği üretir. Come out of bir yerden fiziksel olarak çıkmayı da anlatabilir. Ancak property gibi soyut bir adın bir süreç veya düzenleme biçimiyle birlikte kullanılması, soyut kaynak anlamına işaret eder. Burada fiziksel hareket değil, bir sonucun nereden kaynaklandığı açıklanır.

Alıştırma

Vurgulanan ifadeyi doğru biçimde kullanarak cümleyi tamamlayın: A useful solution often ____ careful discussion.

Cevabı göster

comes out of

Öbek fiiller

strung together: ayrı parçaları birbirine bağlamak

are strung together ifadesinde strung, string fiilinin geçmiş zaman ortacıdır; are strung ise edilgen yapıyı oluşturur. İfade, ayrı parçaların belirli bir sıraya veya düzene göre birbirine bağlandığını anlatır. Buradaki parçalar sırayla yerleştirilmiş durağan görüntülerdir. Bağlantı mecazi de olabilir: olaylar, cümleler, ipuçları veya fikirler bir sıra ya da bütün oluşturacak şekilde birbirine bağlanabilir.

Alıştırma

Cümleyi string together ifadesinin edilgen biçimiyle tamamlayın: The short clips were ____ to make one clear story.

Cevabı göster

strung together

The movement is real, yet also an illusion. Anlatım akışı

4:37

Hareket gerçektir, ama aynı zamanda bir illüzyondur.

Anlatım akışı

is real, yet also an illusion: iki yargıyı da korumak

X is A, yet also B kalıbı önce bir yargı sunar, ardından ona zıt olan başka bir yargı ekler. Yet bu gerilimi belirtirken also ikinci düşüncenin birincisini silmek için değil, ona ek olarak verildiğini gösterir. Bu cümlede hareket deneyimi izleyici için gerçektir; ancak görünen hareket, durağan görüntülerin art arda gösterilmesiyle oluşan bir yanılsamadır. İki iddia farklı düzeylerde geçerlidir, bu nedenle illusion deneyimin hiç yaşanmadığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle karşıt iki yargının da doğru olduğunu söylüyor?

  1. The job is difficult, so it cannot be rewarding.
  2. The job is difficult, yet also deeply rewarding.
  3. The job is difficult because it is deeply rewarding.
Cevabı göster

The job is difficult, yet also deeply rewarding.

Could the physics of time somehow be a similar illusion?

4:41

Zamanın fiziği de bir şekilde benzer bir illüzyon olabilir mi?

Physicists are still exploring these and other questions,

4:46

Fizikçiler hala bu ve diğer soruları araştırıyorlar,

so we're far from a complete explanation, at least for the moment. Kalıp ifadeler

4:49

bu yüzden tam bir açıklamadan uzağız, en azından şimdilik.

Kalıp ifadeler

far from a complete explanation: derece bakımından büyük bir fark

Burada far from fiziksel mesafeyi değil, derece bakımından büyük bir farkı anlatır. Mevcut açıklama eksiksiz olmaktan hâlâ çok uzaktır; yani birçok önemli nokta açıklanmamıştır. Aktarılabilir yapı be far from + isim, sıfat veya -ing biçimidir. far from certain ve far from finished örneklerinde olduğu gibi, bir şeyin belirli bir duruma ya da standarda ulaşmadığını güçlü biçimde belirtir.

Alıştırma

Birçok önemli soru hâlâ yanıtsız. Durumu en iyi hangi cümle anlatır?

  1. We already have a complete explanation.
  2. We are far from a complete explanation.
  3. We are close to a complete explanation.
Cevabı göster

We are far from a complete explanation.

If time does exist, you'll probably want a brief history of it. Dilbilgisi

4:54

Eğer zaman gerçekten varsa, muhtemelen onun 'kısa tarihini' isteyeceksiniz.

Dilbilgisi

does exist: olumlu cümlede vurgu yapan does

Olumlu time does exist yan cümlesinde does, vurgu amacıyla kullanılan bir yardımcı fiildir. Genellikle varoluş sorgulandığı veya belirsiz olduğu için exist fiiline 'gerçekten' ya da 'hakikaten' anlamı katar. Yapı do/does/did + fiilin yalın hâlidir. time geniş zamanda üçüncü tekil kişi olduğu için does exist kullanılır; does sonrasında exist yalın hâlde kalır, exists olmaz.

Alıştırma

does kullanarak exist fiilinin vurgulu biçimiyle cümleyi tamamlayın: The risk is easy to ignore, but it ____.

Cevabı göster

does exist

Explore more of the fundamental questions of our existence

4:58

Stephen Hawking'in modern klasiğinin ücretsiz sesli versiyonunu indirerek

by downloading a free audio version of Stephen Hawking's modern classic

5:01

varoluşumuzun temel sorularını daha fazla keşfedin,

at audible.com/ted-ed.

5:06

adres: audible.com/teded.

Every trial created encourages Audible

5:08

Oluşturulan her deneme sürümü, Audible'ı

to continue supporting TED-Ed's nonprofit mission.

5:11

TED-Ed'in kar amacı gütmeyen misyonunu desteklemeye devam etmesi için teşvik eder.