Bu Sarı Değil: İngilizce çalışma notları

Vsauce

Öğrenme zorluğu
948 kelime 158 kel/dk

Video özeti: Ekran kırmızı ve yeşil ışıkla sarıyı taklit eder; ardından limonla çalışan sanat ve optik yanılsamalar gelir, son olarak bir XKCD grafiği ortak tarihsel anıların nasıl silindiğini gösterir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. "kind of disturbing" — Edimbilim ve tutum: kind of ifadesinin olumsuz yargıyı yumuşatıp rahatsızlığı kesin görünmeden aktarmasını anlayın. 2. "let's frame it this way." — Deyimler ve mecazlı ifadeler: bir fikri yeniden sunan anlamı ve çerçeveli eserlere geçişteki görsel kelime oyununu fark edin. 3. "fewer and fewer" — Dilbilgisi ve cümle kalıpları: geçmişi hatırlayan insanların azalması gibi süren bir düşüşü karşılaştırma biçimini tekrarlayarak anlatın.

Bu derste

Using GPS, these trails represent pizza delivery in Manhattan on a typical Friday night.

0:00

GPS'le takip edilen bu güzergâhlar, Manhattan'da sıradan bir cuma gecesindeki pizza teslimatlarını gösteriyor.

And is this a frog or a horse?

0:07

Peki bu bir kurbağa mı, yoksa at mı?

It's episode 52 of IMG.

0:12

IMG'nin 52. bölümü.

This lemon looks yellow to me, and it probably looks yellow to you as well, Kalıp ifadeler

0:17

Bu limon bana sarı görünüyor ve muhtemelen size de sarı görünüyordur,

Kalıp ifadeler

bana sarı görünüyor ... sana da sarı görünüyor

Burada look, “göze öyle görünmek” anlamına gelir ve bağlayıcı fiil olarak kullanılır. Kalıp something + look(s) + adjective + to + person şeklindedir. Bu nedenle looks yellow to me, limonun benim algımda nasıl göründüğünü anlatır; to me bir yönü değil, bu izlenime sahip olan kişiyi belirtir. İkinci bölümde you ile aynı kalıp kullanılır ve “de/da” anlamındaki as well eklenir. İki bölüm birlikte, iki kişinin aynı görsel izlenimi paylaştığını söyler. Herkesin mutlaka aynı şeyi görmesi gerektiğini değil, kişisel algıyı anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle, Maya ile benim duvar hakkında aynı görsel izlenime sahip olduğumuzu anlatır?

  1. To me, the wall looks blue, and it looks blue to Maya as well.
  2. The blue wall is closer to Maya than it is to me.
  3. Maya looks at the blue wall, and I look at it as well.
Cevabı göster

To me, the wall looks blue, and it looks blue to Maya as well.

but not in the same way.

0:23

ama aynı şekilde değil.

You see, here in this room, Anlatım akışı

0:25

Görüyorsunuz, burada, bu odada,

Anlatım akışı

Açıklama işareti olarak You see

Burada You see, gözlerini kullanmaya yönelik bir istek değildir. Dinleyiciye birazdan bir açıklama geleceğini bildiren bir söylem işaretidir. Mesajı düzenler: önce bir iddia veya şaşırtıcı bir nokta gelir, ardından You see bu noktayı anlaşılır kılan nedeni ya da ayrıntıyı tanıtır.

Alıştırma

Açıklamayı başlatmak için dersteki iki sözcüklü söylem işaretini kullanın: ____, I took the side road because the bridge was closed.

Cevabı göster

You see

this lemon is subtractively yellow. Kelime

0:27

bu limon eksiltmeli renk oluşumuyla sarıdır.

Kelime

subtractively yellow: emilimle oluşan sarı

Bu cümlede subtractively, yellow sözcüğünü niteler. Limonun yüzeyi gelen ışığın bazı dalga boylarını emip geriye kalan sarı ışığı gözlemciye yansıttığı için limonun sarı göründüğünü belirtir. Bu ifade daha az sarı ya da soluk sarı anlamına gelmez. Zarf, yayılan ışıkların birleştirilmesiyle renk oluşturulmasının aksine, çıkarımsal bir renk mekanizmasını belirtir.

Alıştırma

Basılı bir sayfadaki sarı alan, mürekkep bazı dalga boylarını emip diğerlerini yansıttığı için sarı görünür. Bu mekanizmayı hangi cümle belirtir?

  1. It is additively yellow.
  2. It is slightly yellow.
  3. It is subtractively yellow.
Cevabı göster

It is subtractively yellow.

It absorbs all visible wavelengths of light except for yellow light, Dilbilgisi

0:31

Sarı ışık dışında görünür ışığın tüm dalga boylarını emer,

Dilbilgisi

all ... except for ...: bir öğeyi hariç tutmak

all X except for Y kalıbı önce grubun tamamını belirtir, ardından Y’yi istisna olarak bu gruptan çıkarır. Burada absorbs, sarı ışık dışındaki tüm görünür dalga boyları için geçerlidir; sarı ışık emilmez. Bu kalıbı genel bir kural belirtirken o kuralın dışında kalan öğeyi göstermek için kullanın. except for sonrasındaki isim grubu, all ile yapılan ifadenin kapsamından çıkarılır.

Alıştırma

Batı galerisini hariç tutan, dersteki iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: All museum rooms ____ the west gallery are open today.

Cevabı göster

except for

which it reflects onto my retina.

0:35

sarı ışığıysa retinama yansıtır.

But the screen that you are using to watch this video doesn't produce yellow light at all. Kalıp ifadeler

0:37

Ama bu videoyu izlemek için kullandığınız ekran hiçbir şekilde sarı ışık üretmiyor.

Kalıp ifadeler

doesn't ... at all: tam olumsuzluk

doesn't produce yellow light at all olumsuz yan tümcesinde at all, olumsuzluğu güçlendirir. Olumsuzluğun kapsamında “hiçbir derecede” anlamına gelir; dolayısıyla tüm yan tümce, ekranın kesinlikle hiç sarı ışık üretmediğini belirtir. at all ifadesini fiil grubundan veya olumsuzlanan unsurdan sonra kullanın: not/doesn't + ... + at all. Bu yapı, olumsuz ifadeyi yalnızca not ya da doesn't kullanılmasına göre daha güçlü yapar.

Alıştırma

Olumsuzluğa “hiç” anlamı katan iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The flashlight doesn't work ____.

Cevabı göster

at all

In fact, it can only produce red, blue, or green light. Anlatım akışı

0:44

Aslında sadece kırmızı, mavi ya da yeşil ışık üretebilir.

Anlatım akışı

In fact: bir iddiayı güçlendirme veya netleştirme

In fact, konuşmacının önceki bir iddiayı güçlendiren, düzelten veya daha kesin hâle getiren bir gerçek sunacağını bildirir. Burada anlatım, ekranın sarı ışık üretmediği yönündeki şaşırtıcı iddiadan yalnızca kırmızı, mavi ve yeşil ışık ürettiği somut gerçeğine geçer. In fact sonrasındaki cümle, önceki içerikle bağlantılı anlaşılmalıdır: yeni bir konu açmaz, önceki noktaya daha güçlü veya daha özel bir destek sağlar.

Alıştırma

En uygun bağlayıcıyı seçin: Many people think bats are blind. ___, they can see, although many also use echolocation.

  1. In fact
  2. As a result
  3. For example
Cevabı göster

In fact

The really cool but kind of disturbing thing about this is that here in the room, Notlar

0:48

Bunun gerçekten harika ama biraz da rahatsız edici yanı şu ki burada, bu odada,

Ton ve niyet

kind of disturbing: olumsuz bir yargıyı yumuşatmak

kind of disturbing ifadesinde kind of, “somewhat” veya “a little” anlamına gelen, resmî olmayan bir derece yumuşatıcısıdır. Disturbing sözcüğünün gücünü azaltarak konuşanın kesin ve çok güçlü bir yargıda bulunmadan gerçek bir huzursuzluk ifade etmesini sağlar. Burada disturbing sıfatını niteler. Bir şeyi tür veya kategori olarak sınıflandırmaz.

Alıştırma

Hangi seçenek cümleyi resmî olmayan, yumuşatılmış olumsuz bir değerlendirmeyle tamamlar? The ending was ____ disturbing.

  1. absolutely
  2. a kind of
  3. kind of
Cevabı göster

kind of

I am actually seeing real yellow light, Anlatım akışı

0:53

ben gerçekten hakiki sarı ışık görüyorum,

but you are seeing fake yellow.

0:56

ama siz sahte sarı görüyorsunuz.

Dilbilgisi

The ... thing about X is that ... bilgi düzenleme kalıbı

The + değerlendirme + thing about X + is that + yan cümle kalıbı, konuşanın önce bir konuyu değerlendirmesini, ardından bu değerlendirmeyi haklı çıkaran gerçeği veya düşünceyi belirtmesini sağlar. Bu cümlede “really cool but kind of disturbing” değerlendirme, “this” konu, that ile başlayan yan cümle ise ana mesajdır. Bu kalıpta that, “şu nesne” anlamına gelen bir işaret sözcüğü değildir; bir yan cümleyi başlatır. Neyin hem harika hem de rahatsız edici olduğunu anlamak için that sonrasındaki cümlenin tamamını dinlemek gerekir.

Alıştırma

Bilgiyi düzenleyen kalıbın tamamıyla cümleyi tamamlayın: The most useful ____ it works without an internet connection.

Cevabı göster

thing about this app is that

Anlatım akışı

Keskin bir karşıtlık olarak real yellow light ... fake yellow

real yellow light ve fake yellow şeklindeki eşleşen etiketler but sözcüğünün iki tarafında yer alır. Bu paralel yapı, karmaşık bir açıklamayı iki parçalı basit bir karşıtlığa dönüştürür ve konuşmacının vurguladığı temel farkı hatırlamayı kolaylaştırır. Burada real, sarı ışığın kendisinin göze ulaşması demektir. Fake ise ekranın kırmızı ve yeşil ışık kullanarak oluşturduğu sarı deneyimine verilen, bilinçli olarak basitleştirilmiş bir etikettir; izleyicinin renk deneyiminin hayali olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede real yellow light ... fake yellow karşıtlığı ne yapıyor?

  1. Karmaşık bir fiziksel farkı, akılda kalıcı iki karşıt etikete dönüştürür.
  2. Ekranların sarı görünen hiçbir şeyi gösteremeyeceğini kanıtlar.
  3. İzleyicinin bir rengi görüyormuş gibi yaptığını iddia eder.
Cevabı göster

Karmaşık bir fiziksel farkı, akılda kalıcı iki karşıt etikete dönüştürür.

Absolutely no yellow is coming off of your screen and falling on your retina. Öbek fiiller

0:59

Ekranınızdan kesinlikle hiçbir sarı ışık çıkıp retinanıza düşmüyor.

Öbek fiiller

coming off of: bir kaynaktan uzaklaşma hareketi

Bu cümlede coming off of, bir kaynaktan fiziksel olarak uzaklaşan hareketi gösterir: Işık ekranın yüzeyinden ayrılıp göze doğru ilerlerdi. Off uzaklaşmayı belirtirken of bu hareketi kaynak olan your screen ifadesine bağlar. Bu, come off of ifadesinin gerçek ve fiziksel kullanımıdır. Bir izlenim vermek anlamındaki deyimsel come off as kullanımı değildir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The sticker is ____ the glass.

Cevabı göster

coming off of

But it still looks yellow because it's quite easy to lie to the brain. Deyimler

1:04

Ama yine de sarı görünüyor çünkü beyni kandırmak oldukça kolay.

Deyimler

lie to the brain mecazı

Bu cümlede lie to the brain bir mecazdır: Görsel sinyaller beynin fiziksel gerçeklikle uyuşmayan bir algı oluşturmasına neden olabilir. Ekran bilinçli olarak yalan söylemez ve beyin gerçek anlamda bir insan gibi ele alınmaz. Bilimsel açıklamalarda algıyı anlaşılır kılmak için lie to veya trick the brain ifadeleri sıkça kullanılır. Başka durumlara aktarılabilecek fikir, yanıltıcı duyusal girdinin ikna edici ama yanlış bir yorum oluşturabilmesidir.

Alıştırma

Bu cümlede lie to the brain ne anlama geliyor?

  1. Beynin fiziksel gerçeklikle uyuşmayan bir algı oluşturmasına neden olmak.
  2. Bir insanmış gibi beyinle dürüst olmayan biçimde konuşmak.
  3. Beynin hiçbir görsel sinyal almasını engellemek.
Cevabı göster

Beynin fiziksel gerçeklikle uyuşmayan bir algı oluşturmasına neden olmak.

Our retinas contain three different types of cone cells that are receptive to color, Kalıp ifadeler

1:09

Retinalarımızda renge duyarlı üç farklı türde koni hücresi bulunur

Kalıp ifadeler

receptive to color yapısı

Receptive to, bir şeyi alabilmek veya ona tepki verebilmek anlamına gelir. Burada biyolojik bir kapasiteyi anlatır: Koni hücreleri renkle ilgili ışık sinyallerine tepki verir. İnsanlar için kullanıldığında aynı yapı, bir fikri veya öneriyi değerlendirmeye istekli olmak anlamına gelebilir. Her iki kullanımda da receptive sözcüğünden sonra to gelir; almanın fiziksel mi yoksa zihinsel mi olduğunu bağlam gösterir.

Alıştırma

Cümleyi receptive sözcüğünden sonra gelen sabit edatla tamamlayın: These sensors are receptive ____ changes in light.

Cevabı göster

to

and each one is best suited to detect a certain color. Kalıp ifadeler

1:14

ve bunların her biri belirli bir rengi algılamaya en uygun yapıdadır.

Kalıp ifadeler

best suited to detect: algılamaya en uygun

be best suited to + fiilin yalın hâli yapısı, “bir eylemi gerçekleştirmek için en uygun veya en etkili seçenek olmak” anlamına gelir. Burada her koni hücresi türü, belirli bir renk aralığını algılamaya özellikle uygundur. Bu yapıda to, mastarı başlatır; bu nedenle detect yalın hâlde kalır. Özne, özellikleri göreve uyan bir kişi, araç, yöntem veya canlı olabilir.

Alıştırma

Cümleyi hedef yapıyla tamamlayın: Of all the applicants, Maya is ____ lead a team of young children.

Cevabı göster

best suited to

One is great for blue, the other is great for green, Anlatım akışı

1:18

Biri maviyi, diğeri yeşili algılamakta çok iyidir,

and the third is great for red.

1:21

üçüncüsü de kırmızıyı.

Anlatım akışı

Üç öğeyi sırayla listelemek için One ... the other ... the third

Üç parçalı One ... the other ... the third gönderim zinciri, daha önce tanıtılmış üç kategoriye geri gönderimde bulunur. One ilk kategoriyi, the other sonraki bilinen kategoriyi ve the third son kategoriyi belirtir; böylece kategori adı tekrarlanmaz. Bu zincir karşılaştırmayı tutarlı bir sırada düzenler. Sıra sayısı içeren the third ifadesi, dizinin üç üyeden oluştuğunu da doğrular ve listeyi kapatır.

Alıştırma

Bilinen üç plan için sıralı gönderim zincirini tamamlayın: ____ is the cheapest, ____ is the fastest to build, and ____ is the easiest to maintain.

Cevabı göster

One · the other · the third

Notice that there's no individual cell looking for yellow. Dilbilgisi

1:23

Sarıyı arayan ayrı bir hücre olmadığını fark edin.

Dilbilgisi

cell looking for yellow: isimden sonra gelen bir -ing öbeği

“looking for yellow” şeklindeki -ing öbeği “cell” sözcüğünden sonra gelir ve hangi tür hücreden söz edildiğini belirtir. Bu, kısaltılmış bir ilgi cümleciğidir: “a cell looking for yellow”, yaklaşık olarak “a cell that looks for yellow” ile aynı anlama gelir. Burada “look for”, hücrenin algılama işlevini insana özgü bir davranış gibi anlatır. Hücrenin gerçekten gözlerini kullandığı veya bilinçli biçimde aradığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Şu iki düşünceyi isimden sonra gelen bir -ing öbeği kullanarak birleştirin: “The technician is monitoring the screen. The technician noticed the error.” Tamamlayın: The technician ____ noticed the error.

Cevabı göster

monitoring the screen

So, the way we actually see yellow happens like this.

1:27

Dolayısıyla sarıyı aslında şöyle görürüz.

The wavelength of yellow light falls between the wavelengths of red and green.

1:31

Sarı ışığın dalga boyu, kırmızı ve yeşil ışığın dalga boylarının arasındadır.

And so, when an object reflects yellow light onto your retina,

1:37

Bu yüzden bir nesne retinanıza sarı ışık yansıttığında,

both the green and the red cones are slightly activated,

1:40

hem yeşil hem kırmızı koniler bir miktar etkinleşir,

which your brain notices and says,

1:44

beyniniz de bunu fark edip şöyle der:

"Well, that's what happens when something's yellow, so it must be yellow." Dilbilgisi

1:45

“Şey, bir şey sarı olduğunda böyle oluyor, demek ki bu da sarı.”

Dilbilgisi

must be yellow: güçlü çıkarım bildiren must

Bu cümlede “must be yellow”, kanıta dayalı güçlü bir sonucu ifade eder: gözlemlenen örüntü, konuşanın nesnenin sarı olduğu sonucuna varmasını sağlar. Yani kanıt, sarı olmayı tek makul açıklama hâline getirir. “Must” zorunluluk da ifade edebilir, ancak anlamı bağlam belirler. Burada “that’s what happens when...” gibi kanıt ve akıl yürütme ipuçları, bir şeyin sarı olması veya sarı kalması gerektiğini belirten bir kuralı değil, çıkarımı gösterir.

Alıştırma

Kesin sonuç veren bir laboratuvar testinden sonra biri “The sample must be copper.” diyor. Burada “must” ne anlama geliyor?

  1. Kanıt güçlü bir sonuca götürüyor.
  2. Bir kural, numunenin renk değiştirmesini gerektiriyor.
  3. Konuşan, bakırın yalnızca zayıf bir olasılık olduğunu düşünüyor.
Cevabı göster

Kanıt güçlü bir sonuca götürüyor.

All a computer monitor or mobile phone screen has to do to make you think you're seeing yellow Dilbilgisi

1:50

Bir bilgisayar monitörünün ya da cep telefonu ekranının size sarı gördüğünüzü düşündürmek için tek yapması gereken

Dilbilgisi

make you think (that) you're seeing yellow: sarı gördüğünü düşündürmek

'make you think you're seeing yellow' ifadesinde make ettirgen işlevdedir: make + kişi + fiilin yalın hâli. Ekranın ışığı bir düşünce oluşturmanıza neden olur; bu yüzden you sözcüğünden sonra to olmadan think gelir. 'You're seeing yellow', think fiilinin içeriğidir. İfade, that atıldığı için 'make you think that you're seeing yellow' biçiminde genişletilebilir. Yapı, ortaya çıkarılan bir algıyı veya yargıyı anlatır; ekranın kendisinin sarı ışık ürettiğini söylemez.

Alıştırma

make + kişi + fiil yapısını tamamlamak için think fiilinin yalın hâlini kullanın: The edited photo made everyone ____ the sky was purple.

Cevabı göster

think

is send a little bit of red and a little bit of green light at you.

1:56

size biraz kırmızı, biraz da yeşil ışık göndermektir.

Dilbilgisi

All X has to do ... is + fiilin yalın hâli

'All X has to do to achieve Y is + fiilin yalın hâli' kalıbı, bir sonuca ulaşmak için tek veya asgari gereklilik olarak bir eylemi sunar. Bu cümlede özne bölümü 'to make you think you're seeing yellow' ifadesinin sonuna kadar uzanır ve 'is send' kalıbı tamamlar: kırmızı ve yeşil ışık göndermek yeterlidir. Buradaki 'all', ekranların sayısını değil, ekranın yapması gereken şeylerin tamamını belirtir. Bu kalıpta 'is' sözcüğünden sonra normalde 'is send' örneğindeki gibi fiilin yalın hâli kullanılır.

Alıştırma

Basit bir eylemin yeterli olduğunu gösteren sözcüklerle cümleyi tamamlayın: All you have to do to restart the tablet ____ the power button once.

Cevabı göster

is press

As long as the pixels and the little subpixels on them are small enough that you can't distinguish them individually, Dilbilgisi

1:59

Pikseller ve üzerlerindeki küçük alt pikseller, onları tek tek ayırt edemeyeceğiniz kadar küçük olduğu sürece,

Dilbilgisi

small enough that: sonuç için gereken eşiğe ulaşmak

are small enough that you can't distinguish them individually ifadesinde enough, small sıfatından sonra gelir ve belirli bir eşiğe ulaşıldığını gösterir. that yan cümlesi gözlemlenebilir sonucu belirtir: İzleyen kişi bir pikseli veya alt pikseli diğerinden ayıramaz. Kullanılabilir kalıp be + sıfat + enough + that + yan cümle şeklindedir. Bir niteliğin, that yan cümlesindeki sonuç için gereken dereceye ulaştığını anlatır; individually “ayrı ayrı, tek tek” demektir.

Alıştırma

Eşik ve sonuç yapısını yeterlilik bildiren sözcükle tamamlayın: The text was clear ____ that I could read it from the back row.

Cevabı göster

enough

your brain will just say,

2:05

beyniniz yalnızca şöyle diyecektir:

"Well, I'm receiving some red and some green.

2:06

“Şey, biraz kırmızı, biraz da yeşil ışık alıyorum.

That's what yellow things do.

2:08

Sarı şeyler böyle davranır.

Hmm, it must be yellow."

2:10

Hımm, demek ki sarı.”

Dilbilgisi

As long as: yeterli bir koşul

Bu cümlede As long as, ana sonucun gerçekleşmesi için yeterli olan koşulu getirir: Pikseller birbirinden ayırt edilemeyecek kadar küçükse beyin, birleşik sinyalleri sarı olarak yorumlar. As long as + yan cümle, ana cümle kalıbı, belirtilen koşul yerine geldiğinde ana cümlenin geçerli olduğunu anlatır. Burada “şartıyla” anlamındadır; “aynı süre boyunca” anlamında değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede As long as bir iznin koşulunu belirtmek için kullanılmıştır?

  1. While everyone wears a helmet, the children may ride their bikes in the park.
  2. As long as everyone wears a helmet, the children may ride their bikes in the park.
  3. Because everyone wears a helmet, the children may ride their bikes in the park.
Cevabı göster

As long as everyone wears a helmet, the children may ride their bikes in the park.

Even though it actually is not. Anlatım akışı

2:13

Oysa aslında değildir.

Anlatım akışı

“Even though it actually is not.” ile sonradan gelen tersine çevirme

Konuşmacı önce “it must be yellow” şeklindeki hızlı sonucu söyler. Bir duraklamadan sonra, Even though ile başlayan bağımlı parçayı ayrı olarak ekler ve bu sonucu tersine çevirir. Bu sıralama, önce tahmini, sonra da şaşırtıcı düzeltmeyi duymamızı sağlar. Tam biçimi “It must be yellow, even though it actually is not yellow.” olabilir. Konuşmadaki parçada anlam zaten açık olduğu için is not sonrasında yellow söylenmez. Bu parça bilinçli olarak kullanılmıştır; yarım bırakılmış bir cümle hatası değildir.

Alıştırma

“It must be yellow.” ifadesinden sonra gelen ayrı “Even though it actually is not.” cümlesi ne yapar?

  1. Düzeltmeyi geciktirir ve ardından önceki sonucu tersine çevirir.
  2. Renkte ilgisi olmayan yeni bir konu başlatır.
  3. Işığın neden sarı olması gerektiğine dair ikinci bir neden verir.
Cevabı göster

Düzeltmeyi geciktirir ve ardından önceki sonucu tersine çevirir.

Lemons can also produce electricity.

2:17

Limonlar elektrik de üretebilir.

A little bit of zinc, a little bit of copper, and boom, you're moving electrons around. Anlatım akışı

2:19

Biraz çinko, biraz bakır ve bum, elektronları hareket ettiriyorsunuz.

Anlatım akışı

Ani bir sonuç için A little bit of ... a little bit of ... and boom

Birbirine uyan A little bit of zinc ve A little bit of copper ifadeleri hızlı bir hazırlık bölümü oluşturur. A little bit of yapısının tekrarı, malzemelerin az ve eklenmesinin kolay olduğu izlenimini verir. And boom bu hazırlıktan doğrudan sonuca geçer. Buradaki boom bir patlama anlamına gelmez; “sonuç birden ortaya çıkar” anlamındaki samimi bir konuşma işaretidir. Bu hazırlık-sonuç düzeni, açıklamayı hızlı ve heyecanlı gösterir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki iki sözcüklü samimi sonuç ifadesiyle tamamlayın: We added the final piece, ____, the machine started.

Cevabı göster

and boom

But not that many. Dilbilgisi

2:24

Ama çok fazla değil.

Dilbilgisi

not that many: abartılmış bir sayıyı düzeltmek

Bu yanıtta not that many, “az önce belirtilen veya düşünülen sayı kadar çok değil” anlamına gelir. Çok sayıda elektronun hareket ettiği izlenimini nazikçe düzeltir. Buradaki that, “şunlar” anlamında değil, derece belirtmek için kullanılır. Sayılabilen electrons ismi bağlamdan zaten anlaşıldığı için many tek başına kullanılabilir ve ismin tekrarlanması gerekmez.

Alıştırma

Tickets kelimesini tekrarlamadan abartılı bir sayıyı düzelten ifadeyle B’nin yanıtını tamamlayın. A: “Did you sell fifty tickets?” B: “No, ____—only eight.”

Cevabı göster

not that many

I mean, the current voltage are quite low.

2:25

Yani, akım ve voltaj oldukça düşük.

You could run an LCD, but even a potato could do that. Ton ve niyet

2:27

Bir LCD'yi çalıştırabilirsiniz ama bunu bir patates bile yapabilir.

Ton ve niyet

even a potato could do that: düşük bir ölçüt

Even, a potato ifadesini beklenmedik ölçüde düşük bir ölçüt olarak özellikle vurgular. Bir patatesin de LCD ekranı çalıştırabildiği söylendiği için ilk yetenek etkileyici değil, sıradan görünür. Burada could genel bir yeteneği ifade eder ve do that, “bir LCD ekranı çalıştırmak” anlamına gelir. but even X could do that kalıbı, aynı sonucu pek olası veya etkileyici görünmeyen bir örneğin de elde edebildiğini göstererek önceki iddianın değerini sık sık azaltır.

Alıştırma

Örnekte even hangi değerlendirmeyi ekliyor?

  1. Patates LCD ekrana ek güç sağlar.
  2. LCD ekranı yalnızca bir patates çalıştırabilir.
  3. Patates beklenmedik ölçüde düşük bir ölçüttür; bu nedenle LCD ekranı çalıştırmak pek etkileyici değildir.
Cevabı göster

Patates beklenmedik ölçüde düşük bir ölçüttür; bu nedenle LCD ekranı çalıştırmak pek etkileyici değildir.

If you wanted to run a flashlight bulb, that would take 3,000 lemons. Dilbilgisi

2:31

Bir el feneri ampulünü çalıştırmak isteseydiniz 3.000 limon gerekirdi.

Dilbilgisi

Varsayımsal tahminler için If you wanted to ... that would take ...

If you wanted to ... yapısında wanted geçmiş zaman biçimindedir, ancak burada geçmişteki bir isteği anlatmaz. Planı varsayımsal hâle getirir: Konuşan kişi gerçek bir plan önermek yerine nelerin gerekeceğini hayal eder. That would take ... bu hayalî koşulun tahmin edilen sonucunu verir. Yeniden kullanılabilen kalıp If + özne + fiilin geçmiş zaman biçimi, özne + would + fiilin yalın hâli şeklindedir; burada wanted ile would take eşleşir.

Alıştırma

Varsayımsal tahmini birbiriyle eşleşen fiil biçimleriyle tamamlayın: If you ____ to count every grain of rice in the bag, that ____ take a very long time.

Cevabı göster

wanted · would

And if you wanted to run a halogen bulb, well, that would take 37,000 lemons.

2:36

Halojen bir ampulü çalıştırmak isteseydiniz de tam 37.000 limon gerekirdi.

But artist Caleb Charland doesn't care.

2:41

Ama sanatçı Caleb Charland'ın umurunda değil.

He spent 11 hours hammering nails into 300 living apples hanging on trees. Dilbilgisi

2:45

Ağaçların dallarında duran 300 canlı elmaya 11 saat boyunca çivi çaktı.

Dilbilgisi

spent 11 hours hammering: spend + süre + fiil-ing

Spent 11 hours hammering, çekiçle vurma işine 11 saat ayırdığını anlatır. Spent, spend fiilinin geçmiş zamanıdır; 11 hours süreyi, hammering ise bu süreyi dolduran etkinliği gösterir. Yeniden kullanılabilen kalıp özne + spend + süre miktarı + fiil-ing şeklindedir. Süre ifadesinden sonra etkinlik, fiilin yalın hâli veya to + fiil ile değil, -ing biçimiyle kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi sort fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The volunteers spent three hours ____ donated books for the library sale.

Cevabı göster

sorting

By connecting them to a household lamp, Dilbilgisi

2:52

Onları sıradan bir ev lambasına bağlayarak

he was able to make it glow just dimly enough Dilbilgisi

2:54

lambanın çok hafif de olsa parlamasını sağladı

to capture this image with a 4-hour exposure. Kelime

2:57

ve 4 saatlik pozlamayla bu görüntüyü yakaladı.

Dilbilgisi

By connecting them ...: bir sonuca nasıl ulaşıldığını gösterme

“By connecting them to a household lamp”, cümlenin başında yöntemi bildiren bir öbektir. By + verb-ing, “Nasıl?” sorusuna cevap verir: onları bağlama eylemi, sonraki sonucu mümkün kılmıştır. -ing eylemini yapan kişi genellikle ana cümlenin öznesidir. Burada bağlantıyı kuran ve ardından lambanın yanmasını sağlayan kişi he ile gösterilen kişidir.

Alıştırma

press fiilini kullanarak cümleyi By + verb-ing yöntem öbeğiyle tamamlayın: ____ the reset button, Mia restarted the tablet.

Cevabı göster

By pressing

Dilbilgisi

just dimly enough to capture: gereken dereceye ancak ulaşmak

just dimly enough to capture ifadesinde dimly, ışığın zayıf olduğunu anlatır. enough zarftan sonra gelir ve bu zayıf ışığın sonraki eylem, yani görüntüyü yakalama için gereken en düşük düzeye yine de ulaştığını gösterir. just, payın çok küçük olduğunu vurgular: ışık rahatça yeterli değil, ancak yeterlidir. Yeniden kullanılabilen kalıp zarf + enough + to + fiilin yalın hâlidir; slowly enough to follow buna bir örnektir.

Alıştırma

Rehberin sesinin herkesin duyabilmesi için gereken en düşük düzeye ulaştığını anlatan ifadeyi seçin: The guide spoke ___ for the whole group to hear.

  1. enough loudly
  2. too quietly
  3. loudly enough
Cevabı göster

loudly enough

Kelime

Fotoğrafçılıkta 4-hour exposure

Fotoğrafçılıkta exposure, bir görüntüyü kaydetmek için ışığın toplanması sürecidir; belirtilen süre, kameranın sensörünün veya filmin ne kadar süre ışık aldığını gösterir. Burada a 4-hour exposure, kameranın tek bir görüntü oluşturmak için dört saat boyunca ışık topladığı anlamına gelir. Sıradan fiziksel maruz kalma, medyada görünürlük veya tehlikeyle temas anlamına gelmez. 4-hour ifadesinin tamamı, exposure süresini belirten birleşik bir niteleyici olarak görev yapar.

Alıştırma

4 rakamını kullanarak cümleyi “dört saat süren bir pozlama” anlamındaki kısa çizgili fotoğrafçılık ifadesiyle tamamlayın: The faint stars required a ____.

Cevabı göster

4-hour exposure

Less alive and more frightening are Steve Shaheen's sculptures, Dilbilgisi

3:01

Daha az canlı ve daha korkutucu olanlar ise Steve Shaheen'in heykelleri,

Dilbilgisi

Less alive and more frightening are ...: öne alınmış tümleç devrikliği

Normal sıra “Steve Shaheen's sculptures are less alive and more frightening.” şeklindedir. Altyazıdaki cümlede less alive and more frightening karşılaştırmalı özne tümleci başa taşınmış, bağ fiili are ise Steve Shaheen's sculptures öznesinden önce gelmiştir. Bu bir soru değil, bildirme cümlesi devrikliğidir. Betimlemenin başa alınması belirgin bir geçiş oluşturur: less alive önceki sanat eserine bağlanırken more frightening heykellere ilişkin değerlendirmeyi sunar. Bu yapıyla karşılaştığınızda geciktirilmiş özneyi bulun ve zihninizde özne + be + tümleç sırasını yeniden kurun.

Alıştırma

Hangi cümle “Less alive and more frightening are Steve Shaheen's sculptures” ile aynı temel anlama sahiptir?

  1. Are Steve Shaheen's sculptures less alive and more frightening?
  2. Steve Shaheen's sculptures are less alive and more frightening.
  3. Steve Shaheen's sculptures make other things less alive and more frightening.
Cevabı göster

Steve Shaheen's sculptures are less alive and more frightening.

little dudes with bulb heads desperately trying to plug themselves in. Öbek fiiller

3:06

ampul kafalı küçük adamlar çaresizce kendilerini prize takmaya çalışıyor.

Öbek fiiller

plug themselves in: dönüşlülük zamirinin yeri

Burada plug themselves in, “kendilerini bir elektrik kaynağına bağlamak” anlamına gelir. Dönüşlülük zamiri themselves, çoğul özne olan little dudes ifadesine döner ve eylemi kendi üzerlerinde yaptıklarını vurgular. Plug in ayrılabilen bir öbek fiildir. Nesne bir zamir olduğunda zamir, plug ile in arasına gelir: plug themselves in. Aynı düzen plug it in, plug them in ve plug yourself in ifadelerinde de kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi plug ... in ifadesinin doğru biçimi ve çoğul özneye uygun dönüşlülük zamiriyle tamamlayın: The delivery robots return to the dock and ____ every night.

Cevabı göster

plug themselves in

Merve Kahraman's Revitalizer never dies. Deyimler

3:10

Merve Kahraman'ın Revitalizer'ı asla ölmez.

Deyimler

never dies: mecazlı kişileştirme

Never dies bir kişileştirmedir: die normalde canlı bir varlığın yaşamının sona ermesini anlatır, ancak burada bir nesne için kullanılır. Gerçek anlamda ölümsüzlük iddiası taşımaz. Bu bağlamda eser, balmumu değiştikçe ters çevrilip yenilenebilir; dolayısıyla ifade, eserin döngüsünün kesin bir son olmadan sürüyor gibi görünmesini anlatır. Daha genel olarak never dies, tekrar tekrar geri gelen veya etkisini sürdüren bir fikri, tarzı, anıyı ya da eseri canlı biçimde betimleyebilir.

Alıştırma

Bu cümlede never dies, Revitalizer hakkında ne anlatıyor?

  1. Eser, biyolojik olarak ölümsüz olan canlı bir varlıktır.
  2. Eserin döngüsü yenilenebilir, bu yüzden kesin bir son olmadan sürüyor gibi görünür.
  3. Eser çalışmayı kalıcı olarak durdurmuştur.
Cevabı göster

Eserin döngüsü yenilenebilir, bu yüzden kesin bir son olmadan sürüyor gibi görünür.

It's a light bulb surrounded by wax.

3:14

Balmumuyla çevrili bir ampuldür.

Now, the wax melts because of the lightbulb's heat

3:16

Ampulün ısısı yüzünden balmumu erir

and drips into a special container in all kinds of weird new shapes.

3:19

ve türlü tuhaf yeni şekiller oluşturarak özel bir kaba damlar.

But whenever you want, you can just flip it Dilbilgisi

3:22

Ama ne zaman isterseniz onu ters çevirebilirsiniz,

so that the new cooled wax is at the top. Dilbilgisi

3:24

böylece yeni soğumuş balmumu üstte kalır.

Dilbilgisi

whenever you want: zamanı özgürce seçmek

Bu cümlede whenever you want, “seçtiğin herhangi bir zamanda” anlamına gelir. Dinleyici nesneyi ne zaman çevireceğine özgürce karar verebilir; belirli bir zaman şartı yoktur. Burada whenever, zamanı seçme konusunda açık bir koşul sunar. Dinleyiciden kesin bir saat söylemesini isteyen bir soru değildir.

Alıştırma

Bir müze rehberi “You can leave whenever you want.” diyor. Rehber ne demek istiyor?

  1. Seçtiğin herhangi bir zamanda ayrılabilirsin.
  2. Rehber ne zaman ayrılacağını soruyor.
  3. Planlanmış bir saatte ayrılmak zorundasın.
Cevabı göster

Seçtiğin herhangi bir zamanda ayrılabilirsin.

Dilbilgisi

so that ... is at the top: hedeflenen sonucu ifade etmek

Talimatın tamamında so that, çevirme eylemiyle elde edilmek istenen sonucu belirtir: soğuyan balmumu üst tarafa gelir. Kullanılabilir kalıp eylem + so that + özne + fiil biçimindedir. Bir kişinin yaptığı şeyi, eylemin amacı veya hedeflenen sonucuyla bağlar; burada wax sonuç cümleciğinin öznesidir.

Alıştırma

Talimatı, hedeflenen sonucu belirten iki sözcüklü bağlaçla tamamlayın: Move the lamp closer ____ you can read the small print.

Cevabı göster

so that

But my favorite is the Fukusada Wooden Lightbulb.

3:28

Ama benim favorim Fukusada Wooden Lightbulb.

It looks like a solid block of wood, but it's actually hollow and chipped to a nearly paper-thin width. Notlar

3:31

Masif bir ahşap blok gibi görünür ama aslında içi boştur ve neredeyse kâğıt inceliğine gelene kadar yontulmuştur.

Dilbilgisi

looks like ... but it's actually ...: ... gibi görünüyor ama aslında ...

looks like X, but it is actually Y kalıbı önce ilk izlenimi verir, sonra gerçek bilgiyle bu izlenimi düzeltir. Bu cümlede nesne masif bir tahta blok gibi görünür; ancak hollow onun gerçek yapısının içi boş olduğunu anlatır. Look(s) like bir şeyin neye benzediğini belirtir. Actually ise düzeltmeyi işaret eder; yalnızca vurgu katmaz.

Alıştırma

Cümleyi looks like ... but ... actually ... kalıbıyla tamamlayın: This toy ____ a real camera, but it's ____ made of cardboard.

Cevabı göster

looks like · actually

Kelime

paper-thin: kâğıt kadar ince

Paper-thin, kâğıt kadar ince veya daha genel olarak son derece ince anlamına gelen bileşik bir sıfattır. Kalınlığı anlatır; malzemenin kâğıt olduğu anlamına gelmez. Nearly paper-thin, bir şeyin bu inceliğe yakın olduğunu ancak tam olarak o kadar ince olmadığını belirtir. Paper karşılaştırmayı, thin ise özelliği verir. Bu bileşik sıfat bir isimden önce geldiğinde kısa çizgiyi koruyun: a paper-thin screen.

Alıştırma

Kâğıt kadar ince anlamına gelen bileşik sıfatı kullanın: The artist cut a ____ sheet of metal.

Cevabı göster

paper-thin

When you turn it on, you can see the light coming from inside.

3:39

Açtığınızda içinden gelen ışığı görebilirsiniz.

Combos.

3:44

Kombinasyonlar.

Artist Tang Yau Hoong blew my mind this week. Deyimler

3:45

Sanatçı Tang Yau Hoong bu hafta aklımı başımdan aldı.

Deyimler

Blew my mind: büyük şaşkınlık

Blew my mind, blow someone's mind ifadesinin geçmiş zaman biçimidir. Burada “beni hayrete düşürdü veya derinden etkiledi” anlamına gelir; fiziksel olarak bir şey olduğunu anlatmaz. Bu deyim şaşırtıcı, yaratıcı veya unutulmaz bir şeye verilen çok güçlü tepkiyi belirtir. Bu cümlede sanatçıyı coşkulu bir övgüyle tanıtır.

Alıştırma

Cümleyi bu derste öğrendiğiniz ve büyük bir şaşkınlık anlatan üç kelimelik deyimle tamamlayın: The planetarium show ____.

Cevabı göster

blew my mind

We've got clear days and smoke,

3:48

Açık hava ve duman,

boats and Crocs,

3:52

tekneler ve Crocs,

whales and hearts,

3:55

balinalar ve kalpler,

Pi Bike, brains and boxing gloves,

3:58

Pi Bike, beyinler ve boks eldivenleri,

day and night.

4:01

gece ve gündüz var.

But don't be scared.

4:04

Ama korkmayın.

You can always paint yourself some light or just swing on some light.

4:05

Her zaman kendinize biraz ışık çizebilir ya da bir ışığın üzerinde sallanabilirsiniz.

Okay, let's frame it this way. Deyimler

4:11

Tamam, bunu şöyle çerçeveleyelim.

Deyimler

Let's frame it this way: yeni bir bakış açısı sunmak

Let's frame it this way, “fikri bu belirli açıdan düzenleyelim veya sunalım” anlamına gelir. Frame, bir durumu sınırları ve bakış açısı seçilebilen bir resim gibi ele alır; this way ise konuşmacının birazdan sunacağı yeni ifadeye veya bakış açısına işaret eder. Burada frame, sonraki görsel eserlerde bulunan gerçek bir resim çerçevesini de çağrıştırır. Konuşmacı bu çift anlamı akıcı ve eğlenceli bir geçiş yapmak için kullanır; ancak ifade normalde bir nesneyi çerçeveye koymayı değil, bir fikrin sunuluş biçimini anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede frame it this way ne anlama gelir: “Let's frame it this way: the delay gave us time to improve the design.”?

  1. Durumu fiziksel bir resim çerçevesinin içine koymak.
  2. Durumu bu bakış açısından sunmak.
  3. Gecikme için birini asılsız biçimde suçlamak.
Cevabı göster

Durumu bu bakış açısından sunmak.

Climbing wall.

4:12

Tırmanma duvarı.

This fitness club in Japan uses frames and other pretty interior elements to create a decidedly less rugged climbing wall. Kelime

4:14

Japonya'daki bu spor kulübü, kesinlikle daha az çetin bir tırmanma duvarı oluşturmak için çerçevelerden ve diğer hoş iç mekân unsurlarından yararlanıyor.

Kelime

decidedly less rugged: belirgin biçimde daha az kaba bir tasarım

decidedly less rugged ifadesinde less, rugged sözcüğünün derecesini azaltır; bu yüzden duvar daha az kaba, doğal kayalık görünümünde ve dış mekân havasında görünür. Decidedly karşılaştırmayı güçlendirir: fark küçük değil, belirgindir. Burada rugged tasarımın görünüşünü anlatır. Duvarın zayıf veya güvensiz olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede decidedly less rugged ne anlama geliyor?

  1. Çerçeveler kullanıldığı için duvar daha kaba görünüyor.
  2. Duvar belirgin biçimde daha az kaba ve daha az dış mekân havasında görünüyor.
  3. Duvarın güvensiz olduğuna resmen karar verildi.
Cevabı göster

Duvar belirgin biçimde daha az kaba ve daha az dış mekân havasında görünüyor.

But let's get simple, like minimal.

4:22

Ama işi sadeleştirelim, minimal olsun.

Thanks to LEGO, here are their bricks arranged to represent famous characters. Kalıp ifadeler

4:25

LEGO sayesinde, işte ünlü karakterleri temsil edecek şekilde dizilmiş LEGO parçaları.

Kalıp ifadeler

Thanks to LEGO: olumlu bir nedeni belirtmek

Thanks to LEGO, ‘LEGO sayesinde’ veya ‘LEGO bunu mümkün kıldığı için’ anlamına gelir. Bu kalıplaşmış edat öbeği LEGO ile ardından gelen sonucu birbirine bağlar ve nedeni genellikle olumlu biçimde sunar. Burada to, neden olan LEGO adını tanıtır. To, thanks to öbeğinin bir parçasıdır.

Alıştırma

Thanks ile başlayan ve ‘nedeniyle’ anlamına gelen iki sözcüklü kalıpla cümleyi tamamlayın: ____ LEGO, we finished the model before lunch.

Cevabı göster

Thanks to

Enjoy.

4:30

Keyfini çıkarın.

Now for some art,

4:46

Şimdi biraz sanat,

illusions.

4:47

illüzyonlar.

Here's a cute couple, but can you see in this very same image the baby they will soon have?

4:48

İşte sevimli bir çift; peki aynı resimde yakında sahip olacakları bebeği görebiliyor musunuz?

Or how about these zebras? Ton ve niyet

4:55

Ya bu zebralara ne dersiniz?

Ton ve niyet

How about these zebras? ile başka bir örneğe geçmek

Burada how about these zebras? başka bir örnek önerir ve dinleyenin dikkatini ona yöneltir. Konuşan kişi zebraların sağlığını veya durumunu sormaz. How about + isim öbeği? kalıbı, dinleyeni yeni unsuru değerlendirmeye davet ederken bir seçenekten, konudan veya örnekten diğerine geçmeye yardımcı olur.

Alıştırma

“We have seen the blue design. How about the green one?” cümlesinde “How about the green one?” ne yapar?

  1. Yeşil tasarımın iyi durumda olup olmadığını sorar.
  2. Yeşil tasarımı sırada değerlendirilecek seçenek olarak önerir.
  3. Yeşil tasarımın daha iyi olduğunu söyler.
Cevabı göster

Yeşil tasarımı sırada değerlendirilecek seçenek olarak önerir.

There's a lion hiding amongst them.

4:57

Aralarında bir aslan saklanıyor.

Can you find it?

4:59

Onu bulabilir misiniz?

Billboards can be clever, but here's a great one that makes it look like someone is pushing out a section of the building. Dilbilgisi

5:01

Reklam panoları zekice olabilir; işte biri binanın bir bölümünü dışarı doğru itiyormuş gibi gösteren harika bir örnek.

Dilbilgisi

Görsel izlenim yaratan makes it look like + yan cümle

Bu cümlede makes it look like, “görsel olarak ... izlenimi yaratır” anlamına gelir. Reklam panosunun tasarımı, izleyicilere sanki biri binanın bir kısmını dışarı doğru itiyormuş gibi gösterir; ancak bunun gerçekten gerçekleştiğini söylemez. make it look like + yan cümle yapısında make neden veya etki bildirir, it kalıp içinde biçimsel nesne görevi görür ve like sonrasındaki yan cümle görünürdeki durumu verir. Bu yapı yanılsamaları, tasarımları, sahnelemeleri veya görsel kanıtları anlatmak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi “görsel olarak ... izlenimi yaratır” anlamındaki hedef yapıyla tamamlayın: The special lighting ____ the stage is floating.

Cevabı göster

makes it look like

But how many of you will remember seeing it? Dilbilgisi

5:08

Peki kaçınız onu gördüğünü hatırlayacak?

Dilbilgisi

remember seeing it: önceki bir deneyimi hatırlamak

Remember + fiilin -ing biçimi, daha önce gerçekleşmiş bir eylemi veya deneyimi hatırlamak anlamına gelir. remember seeing it ifadesinde seeing, hatırlanan deneyimdir. -ing biçimindeki eylem önce, hatırlama ise daha sonra gerçekleşir. Buradaki soru geleceğe bakarak insanların onu görmüş olduklarına dair anıyı daha sonra da koruyup korumayacağını sorar.

Alıştırma

Geçmiş bir deneyimin anısını ifade etmek için cümleyi remember ve visit fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: I ____ this museum with my parents when I was six.

Cevabı göster

remember visiting

If we assume that you don't remember experiencing major cultural events before you're 5 or 6 years old, Anlatım akışı

5:11

5 ya da 6 yaşından önce önemli kültürel olayları yaşadığınızı hatırlamadığınızı varsayarsak,

that means that every year there are fewer and fewer people alive who remember experiencing recent historical events. Dilbilgisi

5:18

bu, yakın tarihteki olayları bizzat yaşadığını hatırlayan hayattaki insanların sayısının her yıl gittikçe azaldığı anlamına gelir.

Anlatım akışı

If we assume that ... that means that: öncülden sonuca

If we assume that, konuşmacının akıl yürütmenin başlangıç noktası olarak geçici biçimde kabul ettiği bir öncülü sunar. assume sözcüğünden sonraki that, bu öncülün içeriğini belirtir. That means that sonucu bildirir. İlk that önceki öncülün tamamına gönderme yaparken son that sonucun kendisini sunar. Bu ikili, bilgiyi açıkça önce öncül, sonra sonuç biçiminde düzenler.

Alıştırma

Cümleyi If we assume that ... that means that eşleşmiş çerçevesiyle tamamlayın: ____ every box contains ten books, ____ five boxes contain fifty books.

Cevabı göster

If we assume that · that means that

Dilbilgisi

fewer and fewer: sayılabilen şeylerde sürekli azalma

Bu cümlede fewer and fewer, çoğul ve sayılabilen people ismini niteler. Karşılaştırma biçiminin tekrarlanması, sayının yalnızca az olmadığını; zaman geçtikçe sürekli ve kademeli olarak düştüğünü gösterir. fewer and fewer + çoğul sayılabilen isim yapısı, devam eden bir azalma eğilimini anlatır. İnsanlar, fırsatlar, olaylar veya sayılabilen başka şeyler için kullanılabilir.

Alıştırma

Sayılabilen bir grubun sürekli azaldığını gösteren tekrarlı karşılaştırma yapısıyla cümleyi tamamlayın: As the bus route becomes less reliable, ____ commuters use it each month.

Cevabı göster

fewer and fewer

XKCD made this amazing chart to show when in the future the majority, Anlatım akışı

5:27

XKCD, gelecekte çoğunluğun ne zaman,

more than half of living Americans will not remember being alive when certain things happened.

5:33

yani hayattaki Amerikalıların yarısından fazlasının belirli olaylar olduğunda hayatta olduğunu hatırlamayacağını göstermek için bu harika grafiği hazırladı.

Anlatım akışı

the majority, more than half: bir terimi sade dille yeniden açıklama

Burada more than half, the majority ifadesini hemen daha açık bir sayısal dille yeniden açıklar. İki ifade aynı eşiğe ve aynı gruba gönderme yapar; more than half ikinci bir özne veya ek bir istatistik değildir. Bir terimden sonra virgüller, kısa çizgiler veya konuşma sırasında verilen bir arayla ayrılmış tanıdık bir açıklama kullanmak, dinleyicilerin cümleyi durdurmadan bilgiyi anlamasına yardım eder. Cümle daha sonra dil bilgisi bakımından ana isim öbeği olan the majority üzerinden devam eder.

Alıştırma

“A majority of the committee, more than half of its members, supported the plan,” İngilizce cümlesinde “more than half of its members” ne işe yarar?

  1. “a majority” ifadesine karşıt anlam vererek onu düzeltir.
  2. Planı destekleyen ikinci bir grubu tanıtır.
  3. “a majority of the committee” ifadesini yeniden söyleyip açıklar.
Cevabı göster

“a majority of the committee” ifadesini yeniden söyleyip açıklar.

For instance, he calculated using data from the U.S. Census Bureau Notlar

5:39

Örneğin, ABD Nüfus Sayım Bürosunun verilerini kullanarak

Anlatım akışı

Belirli bir örnek sunmak için For instance,

For instance, daha genel bir düşüncenin ardından belirli bir örnek sunar. Burada dinleyiciye, ABD Nüfus Sayım Bürosunun verileriyle yapılan hesaplamanın genel açıklamayı destekleyen bir örnek olduğunu bildirir. Bu ifade bilgiyi düzenler; because anlamına gelmez ve hesaplamanın nedenini açıklamaz.

Alıştırma

Cümlede For instance dinleyiciye ne bildiriyor?

  1. Konu bitti.
  2. Bir neden geliyor.
  3. Belirli bir örnek geliyor.
Cevabı göster

Belirli bir örnek geliyor.

Kültür

Resmî bir veri kaynağı olarak the U.S. Census Bureau

ABD Nüfus Sayım Bürosu, nüfusu sayan ve yaş ile ikamet yeri gibi demografik istatistikler yayımlayan resmî bir federal kurumdur. Bu cümlede kurumun adının verilmesi, verilerin nereden geldiğini gösterir ve resmî bir nüfus verisi kaynağına işaret eder. Burada bureau, bir mobilya değil, devlet kurumu veya birimi anlamına gelir. Census ise herhangi bir anketi değil, nüfusun düzenli ve resmî olarak sayılmasını ifade eder.

Alıştırma

Bu cümlede the U.S. Census Bureau nedir?

  1. İnsanların görüşlerini soran herhangi bir gayriresmî anket
  2. ABD nüfus verilerinin resmî bir kaynağı
  3. Nüfus sayımı formlarını saklamak için kullanılan bir çalışma masası
Cevabı göster

ABD nüfus verilerinin resmî bir kaynağı

that 2012, this very year, Kelime

5:43

2012'nin, yani tam da bu yılın,

Kelime

“this very year” ifadesindeki very

this very year ifadesinde very, year isminin doğrudan önüne gelir. “Tam da bu yıl” veya “bu yılın ta kendisi” anlamındadır; “son derece” anlamına gelmez. Bu ifade, konuşulan yılı, yani 2012’yi özellikle vurgular. Bu kalıp belirli bir kişiyi, şeyi, zamanı veya yeri öne çıkarmayı sağlar: this very moment, the very same book.

Alıştırma

“We must act this very day,” cümlesindeki “this very day” ne anlama gelir?

  1. son derece güzel bir gün
  2. tam olarak bugün
  3. daha sonraki belirsiz bir gün
Cevabı göster

tam olarak bugün

is the first year in American history since in which

5:46

Amerikan tarihinde ilk kez

fewer than half of living Americans remember being alive in the 1970s. Dilbilgisi

5:50

hayattaki Amerikalıların yarısından azının 1970'lerde yaşadığını hatırladığı yıl olduğunu hesapladı.

Dilbilgisi

Sayılabilen gruplarla “Fewer than half of living Americans”

Fewer than half of living Americans, o sırada hayatta olan Amerikalıların yüzde 50’sinden azının cümlenin geri kalanında anlatılan gruba girdiği anlamına gelir. Burada living, Americans sözcüğünü niteler ve “hayatta olan” demektir; “bir yerde ikamet eden” anlamına gelmez. Çoğul ve sayılabilen bir gruptan önce fewer than half of kullanılır: fewer than half of the voters, books veya visits. Fewer, tek tek sayılabilen kişiler veya şeyler için kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümle burada öğretilen özenli sayılabilen isim kalıbına en uygun biçimdedir?

  1. Fewer than half of the water was used.
  2. Fewer than half of the 100 families owned a bicycle.
  3. Less than half of the 100 families owned a bicycle.
Cevabı göster

Fewer than half of the 100 families owned a bicycle.

By 2041, most of us won't remember a time when Pluto was actually called a planet. Notlar

5:57

2041'e gelindiğinde çoğumuz Plüton'un gerçekten gezegen diye adlandırıldığı bir zamanı hatırlamayacağız.

Dilbilgisi

By 2041: gelecekteki bir son tarihe kadar bir duruma ulaşmak

By + gelecekteki bir zaman noktası, son tarih veya zaman sınırı belirler. Burada By 2041, en geç 2041 yılına gelindiğinde öngörülen durumun, yani çoğu insanın Plüton’un gezegen olarak adlandırıldığı bir dönemi artık hatırlamamasının gerçekleşmiş olacağı anlamına gelir. Bu, değişimin 2041 yılı içindeki tek bir anda gerçekleştiği anlamına gelmez. İfade, çoğu zaman aşamalı bir değişimin ardından o noktaya kadar ulaşılmış sonuca odaklanır.

Alıştırma

Cümleyi en geç 2035 yılına kadar anlamını veren ifadeyle tamamlayın: The city plans to make every bus electric ____.

Cevabı göster

by 2035

Dilbilgisi

remember a time when: geçmiş bir dönemi hatırlamak

Remember a time when + yan cümle, when ile başlayan yan cümledeki durumla nitelenen geçmiş bir dönemi hatırlamak anlamına gelir. Burada a time bir çağı veya aşamayı ifade eder; when Pluto was actually called a planet ise o dönemde geçerli olan durumu açıklar. Bu kalıp, geçmişte normal olan bir durumla daha sonraki durumu karşılaştırdığı için toplumsal, teknolojik veya kişisel değişimlerden söz ederken kullanışlıdır. Tek bir olayı hatırlamaktan daha geniş bir dönemi ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi remember ile başlayan ve geçmiş bir dönemi tanıtan dört kelimelik kalıpla tamamlayın: Older employees ____ every report had to be printed, but new staff have never worked that way.

Cevabı göster

remember a time when

Kültür

Plüton gerçekten gezegen olarak adlandırılıyordu

Plüton, 1930'da keşfedilmesinden sonra uzun yıllar boyunca gezegen olarak sınıflandırıldı ve yaygın biçimde gezegen diye tanımlandı. Uluslararası Astronomi Birliği, 2006'da Plüton'u cüce gezegen olarak yeniden sınıflandırdı. was actually called a planet ifadesindeki called, o dönemde kullanılan sınıflandırma adını belirtir; actually ise bu adla daha sonraki ad arasındaki şaşırtıcı karşıtlığı vurgular. Plüton ortadan kaybolmadı ve gök cismi olmaktan çıkmadı.

Alıştırma

Bu cümlede Pluto was actually called a planet ne anlama geliyor?

  1. Plüton eskiden gezegen olarak sınıflandırılır ve adlandırılırdı.
  2. Plüton 2041'den sonra ortadan kayboldu.
  3. İnsanlar Plüton'a yalnızca gayriresmî bir lakap verdi.
Cevabı göster

Plüton eskiden gezegen olarak sınıflandırılır ve adlandırılırdı.

By 2043, most of us alive won't remember living during George W. Bush's presidency.

6:02

2043'e gelindiğinde hayatta olan çoğumuz George W. Bush'un başkanlığı sırasında yaşadığımızı hatırlamayacağız.

And by 2047, more than half of living Americans

6:09

2047'ye gelindiğindeyse hayattaki Amerikalıların yarısından fazlası

will not have been alive to have remembered anything that you did today. Dilbilgisi

6:14

bugün henüz hayatta olmadığı için yaptığınız hiçbir şeyi hatırlayamayacak.

Dilbilgisi

will not have been alive to have remembered: hatırlayabilecek kadar erken hayatta olmamış olmak

Will not have been alive, gelecek zamanın tamamlanmış yapısını kullanır. Konuşmacı gelecekteki 2047 noktasında durup bugüne bakar: söz konusu kişiler bu daha önceki zamanda hayatta değildi. Bu, 2047'de ölmüş olacakları anlamına gelmez. To have remembered tamamlanmış mastardır. Olası hatırlamayı gelecekteki referans noktasından önceye yerleştirir ve bu kişilerin bir anı oluşturabilecek doğrudan deneyimleri bulunmadığı için hatırlamayı imkânsız olarak sunar. Yapı bir bütün olarak, gelecekteki o tarihte hayatta olan bu kişilerin olaylar gerçekleştiğinde henüz var olmadıkları için bugünkü olayları hatırlayamayacaklarını anlatır.

Alıştırma

İngilizce cümlenin tamamını dinleyin ve duyduğunuz cümleyi seçin. will not have been dizisine odaklanın.

  1. By 2060, many people will not have been alive to have remembered the town before the 2025 flood.
  2. By 2060, many people will not be alive to remember the town before the 2025 flood.
  3. By 2060, many people will have been alive to remember the town before the 2025 flood.
Cevabı göster

By 2060, many people will not have been alive to have remembered the town before the 2025 flood.

Like when you made that funny face in the yearbook. Kültür

6:19

Yıllık için o komik yüzü yaptığınız an gibi.

Kültür

Yearbook: okulun yıllık anı kitabı

Bir yearbook, özellikle Kuzey Amerika okul kültüründe yaygın olan ve okul tarafından her yıl hazırlanan bir yayındır. Genellikle öğrencilerin portrelerini, sınıf veya kulüp fotoğraflarını, okul etkinliklerini ve bazen arkadaş mesajlarını içerir. Burada komik yüz ifadesi yearbook fotoğrafına kaydedilmiştir; böylece kısa bir şaka anı, yıllar sonra yeniden bakılabilecek kalıcı bir okul anısına dönüşmüştür. Yearbook bir takvim veya çalışma planlayıcısı değildir.

Alıştırma

Cümlede yearbook nedir?

  1. Okul yılını planlamak için kullanılan bir takvim
  2. Fotoğraf ve anılar içeren yıllık bir okul yayını
  3. Günlük ödevler için kullanılan bir defter
Cevabı göster

Fotoğraf ve anılar içeren yıllık bir okul yayını

No, no, no, that funny face. Ton ve niyet

6:22

Hayır, hayır, hayır, şu komik yüz.

Ton ve niyet

No, no, no ... that funny face: şakacı bir düzeltme

Burada No sözcüğünü üç kez tekrarlamak bir isteği reddetmek anlamına gelmez. İzleyicinin ilk seçimini keserek komik bir ritim yaratır: konuşmacı, hangi yüze bakmaları gerektiğini hızlıca düzeltmektedir. That, görsel bağlam sayesinde belirlenebilen belirli bir yüzü gösterir. No, no, no ile that birlikte dikkati bir yüzden diğerine kaydırır; tekrar, düzeltmeyi tek bir no demekten daha hareketli ve şakacı yapar.

Alıştırma

Konuşmacı No, no, no, that funny face diyerek ne yapıyor?

  1. Komik bir yüz yapma isteğini kesin bir şekilde reddetmek
  2. İzleyicinin hangi yüze bakması gerektiğini şakacı biçimde düzeltmek
  3. Bütün komik yüzlerin yanlış olduğunu söylemek
Cevabı göster

İzleyicinin hangi yüze bakması gerektiğini şakacı biçimde düzeltmek

If you're not following @tweetsauce, you are missing out on daily Vsaucy content, Öbek fiiller

6:25

@tweetsauce'u takip etmiyorsanız günlük Vsauce tarzı içerikleri kaçırıyorsunuz,

Öbek fiiller

Be missing out on something: değerli bir şeyi kaçırmak

Be missing out on + isim, katılmama veya dikkat etmeme nedeniyle değerli bir şeyi elde edememek, ondan yararlanamamak ya da onu deneyimleyememek anlamına gelir. Burada hesabı takip etmemek, hesabın günlük içeriklerini kaçırmak demektir. Nesne on sözcüğünden sonra gelir: missing out on content, an opportunity veya an experience. İfade, fiziksel olarak bir hedefi vuramamayı değil, bir yararı ya da deneyimi kaybetmeyi vurgular.

Alıştırma

Cümleyi, bir fırsattan yararlanamamak anlamındaki öbek fiille tamamlayın: If you leave before the finale, you'll ____ the best part of the show.

Cevabı göster

miss out on

most of which never makes it to a video. Notlar

6:29

üstelik bunların çoğu hiçbir zaman videoya dönüşmüyor.

Dilbilgisi

Açıklayıcı ilgi cümleciğinde most of which

Most of which, açıklayıcı bir ilgi cümleciğini başlatır. Which, daily Vsaucy content ifadesine geri gönderme yapar; most of ise bu içeriğin büyük bölümünü seçer. Most of which never makes it to a video cümleciği, ismi tekrarlamadan ek bilgi verir. Nesneler veya topluluklar için kalıp virgül + miktar + of which + fiil şeklindedir. Bu parçayı belirten yapıda of zorunludur. Content burada sayılamayan tekil bir isim olduğu için cümlecikte make değil makes kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi, most kullanarak books sözcüğüne geri gönderme yapan yapıyla tamamlayın: The library added twenty new books, ____ are available as e-books.

Cevabı göster

most of which

Öbek fiiller

makes it to a video: son dâhil edilme aşamasına ulaşmak

Bu cümlede makes it to a video, “tamamlanmış bir videoya dâhil edilme aşamasına başarıyla ulaşır” anlamına gelir. Make it to + yer, etkinlik veya aşama; çoğu zaman engellere ya da bir seçme sürecine rağmen başarıyla varmayı veya ilerlemeyi anlatır. Buradaki kullanım mecazidir: fiziksel olarak yolculuk eden bir şey yoktur ve make “oluşturmak” anlamına gelmez.

Alıştırma

“Başarıyla ulaştı” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: Despite the delay, our photo ____ the final exhibition.

Cevabı göster

made it to

So, go follow us on Twitter,

6:31

O yüzden bizi Twitter'da takip edin,

and I'm going to leave you with another combo, Kalıp ifadeler

6:33

ben de sizi başka bir kombinasyonla baş başa bırakayım,

Kalıp ifadeler

leave you with: son bir öğe sunmak

Bu kapanış cümlesinde leave you with another combo, “video bitmeden önce görmeniz veya üzerinde düşünmeniz için son bir kombinasyon sunmak” anlamına gelir. Leave someone with + isim bir kapanış hamlesi olarak kullanılabilir: konuşmacı dinleyiciye son bir fikir, görüntü, soru veya tavsiye sunarak bitirir. Bu, dinleyiciyi terk etmek anlamına gelmez. Burada leave, konuşmacı bitirdikten sonra dinleyicinin dikkatinde kalan şeyi anlatır.

Alıştırma

Sunucunun kapanış cümlesini dersteki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Before we finish, let me ____ one question.

Cevabı göster

leave you with

a tessellation while you listen to Jake Chudnow's Flan.

6:36

Jake Chudnow'un Flan parçasını dinlerken izleyeceğiniz bir teselasyonla.

He made a music video for this song over on his channel, so check that out.

6:40

Bu şarkı için kendi kanalında bir müzik videosu yaptı, ona da göz atın.

And, as always, thanks for watching.

6:43

Ve her zamanki gibi, izlediğiniz için teşekkürler.