Bu Sarı Değil: İngilizce çalışma notları
Vsauce
Video özeti: Ekran kırmızı ve yeşil ışıkla sarıyı taklit eder; ardından limonla çalışan sanat ve optik yanılsamalar gelir, son olarak bir XKCD grafiği ortak tarihsel anıların nasıl silindiğini gösterir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. "kind of disturbing" — Edimbilim ve tutum: kind of ifadesinin olumsuz yargıyı yumuşatıp rahatsızlığı kesin görünmeden aktarmasını anlayın. 2. "let's frame it this way." — Deyimler ve mecazlı ifadeler: bir fikri yeniden sunan anlamı ve çerçeveli eserlere geçişteki görsel kelime oyununu fark edin. 3. "fewer and fewer" — Dilbilgisi ve cümle kalıpları: geçmişi hatırlayan insanların azalması gibi süren bir düşüşü karşılaştırma biçimini tekrarlayarak anlatın.
Bu derste
Using GPS, these trails represent pizza delivery in Manhattan on a typical Friday night.
0:00GPS'le takip edilen bu güzergâhlar, Manhattan'da sıradan bir cuma gecesindeki pizza teslimatlarını gösteriyor.
This lemon looks yellow to me, and it probably looks yellow to you as well, Kalıp ifadeler
0:17Bu limon bana sarı görünüyor ve muhtemelen size de sarı görünüyordur,
bana sarı görünüyor ... sana da sarı görünüyor
Burada look, “göze öyle görünmek” anlamına gelir ve bağlayıcı fiil olarak kullanılır. Kalıp something + look(s) + adjective + to + person şeklindedir. Bu nedenle looks yellow to me, limonun benim algımda nasıl göründüğünü anlatır; to me bir yönü değil, bu izlenime sahip olan kişiyi belirtir. İkinci bölümde you ile aynı kalıp kullanılır ve “de/da” anlamındaki as well eklenir. İki bölüm birlikte, iki kişinin aynı görsel izlenimi paylaştığını söyler. Herkesin mutlaka aynı şeyi görmesi gerektiğini değil, kişisel algıyı anlatır.
Alıştırma
Hangi cümle, Maya ile benim duvar hakkında aynı görsel izlenime sahip olduğumuzu anlatır?
- To me, the wall looks blue, and it looks blue to Maya as well.
- The blue wall is closer to Maya than it is to me.
- Maya looks at the blue wall, and I look at it as well.
Cevabı göster
To me, the wall looks blue, and it looks blue to Maya as well.
Açıklama işareti olarak You see
Burada You see, gözlerini kullanmaya yönelik bir istek değildir. Dinleyiciye birazdan bir açıklama geleceğini bildiren bir söylem işaretidir. Mesajı düzenler: önce bir iddia veya şaşırtıcı bir nokta gelir, ardından You see bu noktayı anlaşılır kılan nedeni ya da ayrıntıyı tanıtır.
Alıştırma
Açıklamayı başlatmak için dersteki iki sözcüklü söylem işaretini kullanın: ____, I took the side road because the bridge was closed.
Cevabı göster
You see
subtractively yellow: emilimle oluşan sarı
Bu cümlede subtractively, yellow sözcüğünü niteler. Limonun yüzeyi gelen ışığın bazı dalga boylarını emip geriye kalan sarı ışığı gözlemciye yansıttığı için limonun sarı göründüğünü belirtir. Bu ifade daha az sarı ya da soluk sarı anlamına gelmez. Zarf, yayılan ışıkların birleştirilmesiyle renk oluşturulmasının aksine, çıkarımsal bir renk mekanizmasını belirtir.
Alıştırma
Basılı bir sayfadaki sarı alan, mürekkep bazı dalga boylarını emip diğerlerini yansıttığı için sarı görünür. Bu mekanizmayı hangi cümle belirtir?
- It is additively yellow.
- It is slightly yellow.
- It is subtractively yellow.
Cevabı göster
It is subtractively yellow.
It absorbs all visible wavelengths of light except for yellow light, Dilbilgisi
0:31Sarı ışık dışında görünür ışığın tüm dalga boylarını emer,
all ... except for ...: bir öğeyi hariç tutmak
all X except for Y kalıbı önce grubun tamamını belirtir, ardından Y’yi istisna olarak bu gruptan çıkarır. Burada absorbs, sarı ışık dışındaki tüm görünür dalga boyları için geçerlidir; sarı ışık emilmez. Bu kalıbı genel bir kural belirtirken o kuralın dışında kalan öğeyi göstermek için kullanın. except for sonrasındaki isim grubu, all ile yapılan ifadenin kapsamından çıkarılır.
Alıştırma
Batı galerisini hariç tutan, dersteki iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: All museum rooms ____ the west gallery are open today.
Cevabı göster
except for
But the screen that you are using to watch this video doesn't produce yellow light at all. Kalıp ifadeler
0:37Ama bu videoyu izlemek için kullandığınız ekran hiçbir şekilde sarı ışık üretmiyor.
doesn't ... at all: tam olumsuzluk
doesn't produce yellow light at all olumsuz yan tümcesinde at all, olumsuzluğu güçlendirir. Olumsuzluğun kapsamında “hiçbir derecede” anlamına gelir; dolayısıyla tüm yan tümce, ekranın kesinlikle hiç sarı ışık üretmediğini belirtir. at all ifadesini fiil grubundan veya olumsuzlanan unsurdan sonra kullanın: not/doesn't + ... + at all. Bu yapı, olumsuz ifadeyi yalnızca not ya da doesn't kullanılmasına göre daha güçlü yapar.
Alıştırma
Olumsuzluğa “hiç” anlamı katan iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The flashlight doesn't work ____.
Cevabı göster
at all
In fact, it can only produce red, blue, or green light. Anlatım akışı
0:44Aslında sadece kırmızı, mavi ya da yeşil ışık üretebilir.
In fact: bir iddiayı güçlendirme veya netleştirme
In fact, konuşmacının önceki bir iddiayı güçlendiren, düzelten veya daha kesin hâle getiren bir gerçek sunacağını bildirir. Burada anlatım, ekranın sarı ışık üretmediği yönündeki şaşırtıcı iddiadan yalnızca kırmızı, mavi ve yeşil ışık ürettiği somut gerçeğine geçer. In fact sonrasındaki cümle, önceki içerikle bağlantılı anlaşılmalıdır: yeni bir konu açmaz, önceki noktaya daha güçlü veya daha özel bir destek sağlar.
Alıştırma
En uygun bağlayıcıyı seçin: Many people think bats are blind. ___, they can see, although many also use echolocation.
- In fact
- As a result
- For example
Cevabı göster
In fact
The really cool but kind of disturbing thing about this is that here in the room, Notlar
0:48Bunun gerçekten harika ama biraz da rahatsız edici yanı şu ki burada, bu odada,
kind of disturbing: olumsuz bir yargıyı yumuşatmak
kind of disturbing ifadesinde kind of, “somewhat” veya “a little” anlamına gelen, resmî olmayan bir derece yumuşatıcısıdır. Disturbing sözcüğünün gücünü azaltarak konuşanın kesin ve çok güçlü bir yargıda bulunmadan gerçek bir huzursuzluk ifade etmesini sağlar. Burada disturbing sıfatını niteler. Bir şeyi tür veya kategori olarak sınıflandırmaz.
Alıştırma
Hangi seçenek cümleyi resmî olmayan, yumuşatılmış olumsuz bir değerlendirmeyle tamamlar? The ending was ____ disturbing.
- absolutely
- a kind of
- kind of
Cevabı göster
kind of
I am actually seeing real yellow light, Anlatım akışı
0:53ben gerçekten hakiki sarı ışık görüyorum,
The ... thing about X is that ... bilgi düzenleme kalıbı
The + değerlendirme + thing about X + is that + yan cümle kalıbı, konuşanın önce bir konuyu değerlendirmesini, ardından bu değerlendirmeyi haklı çıkaran gerçeği veya düşünceyi belirtmesini sağlar. Bu cümlede “really cool but kind of disturbing” değerlendirme, “this” konu, that ile başlayan yan cümle ise ana mesajdır. Bu kalıpta that, “şu nesne” anlamına gelen bir işaret sözcüğü değildir; bir yan cümleyi başlatır. Neyin hem harika hem de rahatsız edici olduğunu anlamak için that sonrasındaki cümlenin tamamını dinlemek gerekir.
Alıştırma
Bilgiyi düzenleyen kalıbın tamamıyla cümleyi tamamlayın: The most useful ____ it works without an internet connection.
Cevabı göster
thing about this app is that
Keskin bir karşıtlık olarak real yellow light ... fake yellow
real yellow light ve fake yellow şeklindeki eşleşen etiketler but sözcüğünün iki tarafında yer alır. Bu paralel yapı, karmaşık bir açıklamayı iki parçalı basit bir karşıtlığa dönüştürür ve konuşmacının vurguladığı temel farkı hatırlamayı kolaylaştırır. Burada real, sarı ışığın kendisinin göze ulaşması demektir. Fake ise ekranın kırmızı ve yeşil ışık kullanarak oluşturduğu sarı deneyimine verilen, bilinçli olarak basitleştirilmiş bir etikettir; izleyicinin renk deneyiminin hayali olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu cümlede real yellow light ... fake yellow karşıtlığı ne yapıyor?
- Karmaşık bir fiziksel farkı, akılda kalıcı iki karşıt etikete dönüştürür.
- Ekranların sarı görünen hiçbir şeyi gösteremeyeceğini kanıtlar.
- İzleyicinin bir rengi görüyormuş gibi yaptığını iddia eder.
Cevabı göster
Karmaşık bir fiziksel farkı, akılda kalıcı iki karşıt etikete dönüştürür.
Absolutely no yellow is coming off of your screen and falling on your retina. Öbek fiiller
0:59Ekranınızdan kesinlikle hiçbir sarı ışık çıkıp retinanıza düşmüyor.
coming off of: bir kaynaktan uzaklaşma hareketi
Bu cümlede coming off of, bir kaynaktan fiziksel olarak uzaklaşan hareketi gösterir: Işık ekranın yüzeyinden ayrılıp göze doğru ilerlerdi. Off uzaklaşmayı belirtirken of bu hareketi kaynak olan your screen ifadesine bağlar. Bu, come off of ifadesinin gerçek ve fiziksel kullanımıdır. Bir izlenim vermek anlamındaki deyimsel come off as kullanımı değildir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The sticker is ____ the glass.
Cevabı göster
coming off of
But it still looks yellow because it's quite easy to lie to the brain. Deyimler
1:04Ama yine de sarı görünüyor çünkü beyni kandırmak oldukça kolay.
lie to the brain mecazı
Bu cümlede lie to the brain bir mecazdır: Görsel sinyaller beynin fiziksel gerçeklikle uyuşmayan bir algı oluşturmasına neden olabilir. Ekran bilinçli olarak yalan söylemez ve beyin gerçek anlamda bir insan gibi ele alınmaz. Bilimsel açıklamalarda algıyı anlaşılır kılmak için lie to veya trick the brain ifadeleri sıkça kullanılır. Başka durumlara aktarılabilecek fikir, yanıltıcı duyusal girdinin ikna edici ama yanlış bir yorum oluşturabilmesidir.
Alıştırma
Bu cümlede lie to the brain ne anlama geliyor?
- Beynin fiziksel gerçeklikle uyuşmayan bir algı oluşturmasına neden olmak.
- Bir insanmış gibi beyinle dürüst olmayan biçimde konuşmak.
- Beynin hiçbir görsel sinyal almasını engellemek.
Cevabı göster
Beynin fiziksel gerçeklikle uyuşmayan bir algı oluşturmasına neden olmak.
Our retinas contain three different types of cone cells that are receptive to color, Kalıp ifadeler
1:09Retinalarımızda renge duyarlı üç farklı türde koni hücresi bulunur
receptive to color yapısı
Receptive to, bir şeyi alabilmek veya ona tepki verebilmek anlamına gelir. Burada biyolojik bir kapasiteyi anlatır: Koni hücreleri renkle ilgili ışık sinyallerine tepki verir. İnsanlar için kullanıldığında aynı yapı, bir fikri veya öneriyi değerlendirmeye istekli olmak anlamına gelebilir. Her iki kullanımda da receptive sözcüğünden sonra to gelir; almanın fiziksel mi yoksa zihinsel mi olduğunu bağlam gösterir.
Alıştırma
Cümleyi receptive sözcüğünden sonra gelen sabit edatla tamamlayın: These sensors are receptive ____ changes in light.
Cevabı göster
to
and each one is best suited to detect a certain color. Kalıp ifadeler
1:14ve bunların her biri belirli bir rengi algılamaya en uygun yapıdadır.
best suited to detect: algılamaya en uygun
be best suited to + fiilin yalın hâli yapısı, “bir eylemi gerçekleştirmek için en uygun veya en etkili seçenek olmak” anlamına gelir. Burada her koni hücresi türü, belirli bir renk aralığını algılamaya özellikle uygundur. Bu yapıda to, mastarı başlatır; bu nedenle detect yalın hâlde kalır. Özne, özellikleri göreve uyan bir kişi, araç, yöntem veya canlı olabilir.
Alıştırma
Cümleyi hedef yapıyla tamamlayın: Of all the applicants, Maya is ____ lead a team of young children.
Cevabı göster
best suited to
One is great for blue, the other is great for green, Anlatım akışı
1:18Biri maviyi, diğeri yeşili algılamakta çok iyidir,
Üç öğeyi sırayla listelemek için One ... the other ... the third
Üç parçalı One ... the other ... the third gönderim zinciri, daha önce tanıtılmış üç kategoriye geri gönderimde bulunur. One ilk kategoriyi, the other sonraki bilinen kategoriyi ve the third son kategoriyi belirtir; böylece kategori adı tekrarlanmaz. Bu zincir karşılaştırmayı tutarlı bir sırada düzenler. Sıra sayısı içeren the third ifadesi, dizinin üç üyeden oluştuğunu da doğrular ve listeyi kapatır.
Alıştırma
Bilinen üç plan için sıralı gönderim zincirini tamamlayın: ____ is the cheapest, ____ is the fastest to build, and ____ is the easiest to maintain.
Cevabı göster
One · the other · the third
Notice that there's no individual cell looking for yellow. Dilbilgisi
1:23Sarıyı arayan ayrı bir hücre olmadığını fark edin.
cell looking for yellow: isimden sonra gelen bir -ing öbeği
“looking for yellow” şeklindeki -ing öbeği “cell” sözcüğünden sonra gelir ve hangi tür hücreden söz edildiğini belirtir. Bu, kısaltılmış bir ilgi cümleciğidir: “a cell looking for yellow”, yaklaşık olarak “a cell that looks for yellow” ile aynı anlama gelir. Burada “look for”, hücrenin algılama işlevini insana özgü bir davranış gibi anlatır. Hücrenin gerçekten gözlerini kullandığı veya bilinçli biçimde aradığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Şu iki düşünceyi isimden sonra gelen bir -ing öbeği kullanarak birleştirin: “The technician is monitoring the screen. The technician noticed the error.” Tamamlayın: The technician ____ noticed the error.
Cevabı göster
monitoring the screen
So, the way we actually see yellow happens like this.
1:27Dolayısıyla sarıyı aslında şöyle görürüz.
The wavelength of yellow light falls between the wavelengths of red and green.
1:31Sarı ışığın dalga boyu, kırmızı ve yeşil ışığın dalga boylarının arasındadır.
And so, when an object reflects yellow light onto your retina,
1:37Bu yüzden bir nesne retinanıza sarı ışık yansıttığında,
both the green and the red cones are slightly activated,
1:40hem yeşil hem kırmızı koniler bir miktar etkinleşir,
"Well, that's what happens when something's yellow, so it must be yellow." Dilbilgisi
1:45“Şey, bir şey sarı olduğunda böyle oluyor, demek ki bu da sarı.”
must be yellow: güçlü çıkarım bildiren must
Bu cümlede “must be yellow”, kanıta dayalı güçlü bir sonucu ifade eder: gözlemlenen örüntü, konuşanın nesnenin sarı olduğu sonucuna varmasını sağlar. Yani kanıt, sarı olmayı tek makul açıklama hâline getirir. “Must” zorunluluk da ifade edebilir, ancak anlamı bağlam belirler. Burada “that’s what happens when...” gibi kanıt ve akıl yürütme ipuçları, bir şeyin sarı olması veya sarı kalması gerektiğini belirten bir kuralı değil, çıkarımı gösterir.
Alıştırma
Kesin sonuç veren bir laboratuvar testinden sonra biri “The sample must be copper.” diyor. Burada “must” ne anlama geliyor?
- Kanıt güçlü bir sonuca götürüyor.
- Bir kural, numunenin renk değiştirmesini gerektiriyor.
- Konuşan, bakırın yalnızca zayıf bir olasılık olduğunu düşünüyor.
Cevabı göster
Kanıt güçlü bir sonuca götürüyor.
All a computer monitor or mobile phone screen has to do to make you think you're seeing yellow Dilbilgisi
1:50Bir bilgisayar monitörünün ya da cep telefonu ekranının size sarı gördüğünüzü düşündürmek için tek yapması gereken
make you think (that) you're seeing yellow: sarı gördüğünü düşündürmek
'make you think you're seeing yellow' ifadesinde make ettirgen işlevdedir: make + kişi + fiilin yalın hâli. Ekranın ışığı bir düşünce oluşturmanıza neden olur; bu yüzden you sözcüğünden sonra to olmadan think gelir. 'You're seeing yellow', think fiilinin içeriğidir. İfade, that atıldığı için 'make you think that you're seeing yellow' biçiminde genişletilebilir. Yapı, ortaya çıkarılan bir algıyı veya yargıyı anlatır; ekranın kendisinin sarı ışık ürettiğini söylemez.
Alıştırma
make + kişi + fiil yapısını tamamlamak için think fiilinin yalın hâlini kullanın: The edited photo made everyone ____ the sky was purple.
Cevabı göster
think
is send a little bit of red and a little bit of green light at you.
1:56size biraz kırmızı, biraz da yeşil ışık göndermektir.
All X has to do ... is + fiilin yalın hâli
'All X has to do to achieve Y is + fiilin yalın hâli' kalıbı, bir sonuca ulaşmak için tek veya asgari gereklilik olarak bir eylemi sunar. Bu cümlede özne bölümü 'to make you think you're seeing yellow' ifadesinin sonuna kadar uzanır ve 'is send' kalıbı tamamlar: kırmızı ve yeşil ışık göndermek yeterlidir. Buradaki 'all', ekranların sayısını değil, ekranın yapması gereken şeylerin tamamını belirtir. Bu kalıpta 'is' sözcüğünden sonra normalde 'is send' örneğindeki gibi fiilin yalın hâli kullanılır.
Alıştırma
Basit bir eylemin yeterli olduğunu gösteren sözcüklerle cümleyi tamamlayın: All you have to do to restart the tablet ____ the power button once.
Cevabı göster
is press
As long as the pixels and the little subpixels on them are small enough that you can't distinguish them individually, Dilbilgisi
1:59Pikseller ve üzerlerindeki küçük alt pikseller, onları tek tek ayırt edemeyeceğiniz kadar küçük olduğu sürece,
small enough that: sonuç için gereken eşiğe ulaşmak
are small enough that you can't distinguish them individually ifadesinde enough, small sıfatından sonra gelir ve belirli bir eşiğe ulaşıldığını gösterir. that yan cümlesi gözlemlenebilir sonucu belirtir: İzleyen kişi bir pikseli veya alt pikseli diğerinden ayıramaz. Kullanılabilir kalıp be + sıfat + enough + that + yan cümle şeklindedir. Bir niteliğin, that yan cümlesindeki sonuç için gereken dereceye ulaştığını anlatır; individually “ayrı ayrı, tek tek” demektir.
Alıştırma
Eşik ve sonuç yapısını yeterlilik bildiren sözcükle tamamlayın: The text was clear ____ that I could read it from the back row.
Cevabı göster
enough
"Well, I'm receiving some red and some green.
2:06“Şey, biraz kırmızı, biraz da yeşil ışık alıyorum.
As long as: yeterli bir koşul
Bu cümlede As long as, ana sonucun gerçekleşmesi için yeterli olan koşulu getirir: Pikseller birbirinden ayırt edilemeyecek kadar küçükse beyin, birleşik sinyalleri sarı olarak yorumlar. As long as + yan cümle, ana cümle kalıbı, belirtilen koşul yerine geldiğinde ana cümlenin geçerli olduğunu anlatır. Burada “şartıyla” anlamındadır; “aynı süre boyunca” anlamında değildir.
Alıştırma
Hangi cümlede As long as bir iznin koşulunu belirtmek için kullanılmıştır?
- While everyone wears a helmet, the children may ride their bikes in the park.
- As long as everyone wears a helmet, the children may ride their bikes in the park.
- Because everyone wears a helmet, the children may ride their bikes in the park.
Cevabı göster
As long as everyone wears a helmet, the children may ride their bikes in the park.
“Even though it actually is not.” ile sonradan gelen tersine çevirme
Konuşmacı önce “it must be yellow” şeklindeki hızlı sonucu söyler. Bir duraklamadan sonra, Even though ile başlayan bağımlı parçayı ayrı olarak ekler ve bu sonucu tersine çevirir. Bu sıralama, önce tahmini, sonra da şaşırtıcı düzeltmeyi duymamızı sağlar. Tam biçimi “It must be yellow, even though it actually is not yellow.” olabilir. Konuşmadaki parçada anlam zaten açık olduğu için is not sonrasında yellow söylenmez. Bu parça bilinçli olarak kullanılmıştır; yarım bırakılmış bir cümle hatası değildir.
Alıştırma
“It must be yellow.” ifadesinden sonra gelen ayrı “Even though it actually is not.” cümlesi ne yapar?
- Düzeltmeyi geciktirir ve ardından önceki sonucu tersine çevirir.
- Renkte ilgisi olmayan yeni bir konu başlatır.
- Işığın neden sarı olması gerektiğine dair ikinci bir neden verir.
Cevabı göster
Düzeltmeyi geciktirir ve ardından önceki sonucu tersine çevirir.
A little bit of zinc, a little bit of copper, and boom, you're moving electrons around. Anlatım akışı
2:19Biraz çinko, biraz bakır ve bum, elektronları hareket ettiriyorsunuz.
Ani bir sonuç için A little bit of ... a little bit of ... and boom
Birbirine uyan A little bit of zinc ve A little bit of copper ifadeleri hızlı bir hazırlık bölümü oluşturur. A little bit of yapısının tekrarı, malzemelerin az ve eklenmesinin kolay olduğu izlenimini verir. And boom bu hazırlıktan doğrudan sonuca geçer. Buradaki boom bir patlama anlamına gelmez; “sonuç birden ortaya çıkar” anlamındaki samimi bir konuşma işaretidir. Bu hazırlık-sonuç düzeni, açıklamayı hızlı ve heyecanlı gösterir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki iki sözcüklü samimi sonuç ifadesiyle tamamlayın: We added the final piece, ____, the machine started.
Cevabı göster
and boom
not that many: abartılmış bir sayıyı düzeltmek
Bu yanıtta not that many, “az önce belirtilen veya düşünülen sayı kadar çok değil” anlamına gelir. Çok sayıda elektronun hareket ettiği izlenimini nazikçe düzeltir. Buradaki that, “şunlar” anlamında değil, derece belirtmek için kullanılır. Sayılabilen electrons ismi bağlamdan zaten anlaşıldığı için many tek başına kullanılabilir ve ismin tekrarlanması gerekmez.
Alıştırma
Tickets kelimesini tekrarlamadan abartılı bir sayıyı düzelten ifadeyle B’nin yanıtını tamamlayın. A: “Did you sell fifty tickets?” B: “No, ____—only eight.”
Cevabı göster
not that many
You could run an LCD, but even a potato could do that. Ton ve niyet
2:27Bir LCD'yi çalıştırabilirsiniz ama bunu bir patates bile yapabilir.
even a potato could do that: düşük bir ölçüt
Even, a potato ifadesini beklenmedik ölçüde düşük bir ölçüt olarak özellikle vurgular. Bir patatesin de LCD ekranı çalıştırabildiği söylendiği için ilk yetenek etkileyici değil, sıradan görünür. Burada could genel bir yeteneği ifade eder ve do that, “bir LCD ekranı çalıştırmak” anlamına gelir. but even X could do that kalıbı, aynı sonucu pek olası veya etkileyici görünmeyen bir örneğin de elde edebildiğini göstererek önceki iddianın değerini sık sık azaltır.
Alıştırma
Örnekte even hangi değerlendirmeyi ekliyor?
- Patates LCD ekrana ek güç sağlar.
- LCD ekranı yalnızca bir patates çalıştırabilir.
- Patates beklenmedik ölçüde düşük bir ölçüttür; bu nedenle LCD ekranı çalıştırmak pek etkileyici değildir.
Cevabı göster
Patates beklenmedik ölçüde düşük bir ölçüttür; bu nedenle LCD ekranı çalıştırmak pek etkileyici değildir.
If you wanted to run a flashlight bulb, that would take 3,000 lemons. Dilbilgisi
2:31Bir el feneri ampulünü çalıştırmak isteseydiniz 3.000 limon gerekirdi.
Varsayımsal tahminler için If you wanted to ... that would take ...
If you wanted to ... yapısında wanted geçmiş zaman biçimindedir, ancak burada geçmişteki bir isteği anlatmaz. Planı varsayımsal hâle getirir: Konuşan kişi gerçek bir plan önermek yerine nelerin gerekeceğini hayal eder. That would take ... bu hayalî koşulun tahmin edilen sonucunu verir. Yeniden kullanılabilen kalıp If + özne + fiilin geçmiş zaman biçimi, özne + would + fiilin yalın hâli şeklindedir; burada wanted ile would take eşleşir.
Alıştırma
Varsayımsal tahmini birbiriyle eşleşen fiil biçimleriyle tamamlayın: If you ____ to count every grain of rice in the bag, that ____ take a very long time.
Cevabı göster
wanted · would
And if you wanted to run a halogen bulb, well, that would take 37,000 lemons.
2:36Halojen bir ampulü çalıştırmak isteseydiniz de tam 37.000 limon gerekirdi.
He spent 11 hours hammering nails into 300 living apples hanging on trees. Dilbilgisi
2:45Ağaçların dallarında duran 300 canlı elmaya 11 saat boyunca çivi çaktı.
spent 11 hours hammering: spend + süre + fiil-ing
Spent 11 hours hammering, çekiçle vurma işine 11 saat ayırdığını anlatır. Spent, spend fiilinin geçmiş zamanıdır; 11 hours süreyi, hammering ise bu süreyi dolduran etkinliği gösterir. Yeniden kullanılabilen kalıp özne + spend + süre miktarı + fiil-ing şeklindedir. Süre ifadesinden sonra etkinlik, fiilin yalın hâli veya to + fiil ile değil, -ing biçimiyle kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi sort fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The volunteers spent three hours ____ donated books for the library sale.
Cevabı göster
sorting
he was able to make it glow just dimly enough Dilbilgisi
2:54lambanın çok hafif de olsa parlamasını sağladı
to capture this image with a 4-hour exposure. Kelime
2:57ve 4 saatlik pozlamayla bu görüntüyü yakaladı.
By connecting them ...: bir sonuca nasıl ulaşıldığını gösterme
“By connecting them to a household lamp”, cümlenin başında yöntemi bildiren bir öbektir. By + verb-ing, “Nasıl?” sorusuna cevap verir: onları bağlama eylemi, sonraki sonucu mümkün kılmıştır. -ing eylemini yapan kişi genellikle ana cümlenin öznesidir. Burada bağlantıyı kuran ve ardından lambanın yanmasını sağlayan kişi he ile gösterilen kişidir.
Alıştırma
press fiilini kullanarak cümleyi By + verb-ing yöntem öbeğiyle tamamlayın: ____ the reset button, Mia restarted the tablet.
Cevabı göster
By pressing
just dimly enough to capture: gereken dereceye ancak ulaşmak
just dimly enough to capture ifadesinde dimly, ışığın zayıf olduğunu anlatır. enough zarftan sonra gelir ve bu zayıf ışığın sonraki eylem, yani görüntüyü yakalama için gereken en düşük düzeye yine de ulaştığını gösterir. just, payın çok küçük olduğunu vurgular: ışık rahatça yeterli değil, ancak yeterlidir. Yeniden kullanılabilen kalıp zarf + enough + to + fiilin yalın hâlidir; slowly enough to follow buna bir örnektir.
Alıştırma
Rehberin sesinin herkesin duyabilmesi için gereken en düşük düzeye ulaştığını anlatan ifadeyi seçin: The guide spoke ___ for the whole group to hear.
- enough loudly
- too quietly
- loudly enough
Cevabı göster
loudly enough
Fotoğrafçılıkta 4-hour exposure
Fotoğrafçılıkta exposure, bir görüntüyü kaydetmek için ışığın toplanması sürecidir; belirtilen süre, kameranın sensörünün veya filmin ne kadar süre ışık aldığını gösterir. Burada a 4-hour exposure, kameranın tek bir görüntü oluşturmak için dört saat boyunca ışık topladığı anlamına gelir. Sıradan fiziksel maruz kalma, medyada görünürlük veya tehlikeyle temas anlamına gelmez. 4-hour ifadesinin tamamı, exposure süresini belirten birleşik bir niteleyici olarak görev yapar.
Alıştırma
4 rakamını kullanarak cümleyi “dört saat süren bir pozlama” anlamındaki kısa çizgili fotoğrafçılık ifadesiyle tamamlayın: The faint stars required a ____.
Cevabı göster
4-hour exposure
Less alive and more frightening are Steve Shaheen's sculptures, Dilbilgisi
3:01Daha az canlı ve daha korkutucu olanlar ise Steve Shaheen'in heykelleri,
Less alive and more frightening are ...: öne alınmış tümleç devrikliği
Normal sıra “Steve Shaheen's sculptures are less alive and more frightening.” şeklindedir. Altyazıdaki cümlede less alive and more frightening karşılaştırmalı özne tümleci başa taşınmış, bağ fiili are ise Steve Shaheen's sculptures öznesinden önce gelmiştir. Bu bir soru değil, bildirme cümlesi devrikliğidir. Betimlemenin başa alınması belirgin bir geçiş oluşturur: less alive önceki sanat eserine bağlanırken more frightening heykellere ilişkin değerlendirmeyi sunar. Bu yapıyla karşılaştığınızda geciktirilmiş özneyi bulun ve zihninizde özne + be + tümleç sırasını yeniden kurun.
Alıştırma
Hangi cümle “Less alive and more frightening are Steve Shaheen's sculptures” ile aynı temel anlama sahiptir?
- Are Steve Shaheen's sculptures less alive and more frightening?
- Steve Shaheen's sculptures are less alive and more frightening.
- Steve Shaheen's sculptures make other things less alive and more frightening.
Cevabı göster
Steve Shaheen's sculptures are less alive and more frightening.
little dudes with bulb heads desperately trying to plug themselves in. Öbek fiiller
3:06ampul kafalı küçük adamlar çaresizce kendilerini prize takmaya çalışıyor.
plug themselves in: dönüşlülük zamirinin yeri
Burada plug themselves in, “kendilerini bir elektrik kaynağına bağlamak” anlamına gelir. Dönüşlülük zamiri themselves, çoğul özne olan little dudes ifadesine döner ve eylemi kendi üzerlerinde yaptıklarını vurgular. Plug in ayrılabilen bir öbek fiildir. Nesne bir zamir olduğunda zamir, plug ile in arasına gelir: plug themselves in. Aynı düzen plug it in, plug them in ve plug yourself in ifadelerinde de kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi plug ... in ifadesinin doğru biçimi ve çoğul özneye uygun dönüşlülük zamiriyle tamamlayın: The delivery robots return to the dock and ____ every night.
Cevabı göster
plug themselves in
never dies: mecazlı kişileştirme
Never dies bir kişileştirmedir: die normalde canlı bir varlığın yaşamının sona ermesini anlatır, ancak burada bir nesne için kullanılır. Gerçek anlamda ölümsüzlük iddiası taşımaz. Bu bağlamda eser, balmumu değiştikçe ters çevrilip yenilenebilir; dolayısıyla ifade, eserin döngüsünün kesin bir son olmadan sürüyor gibi görünmesini anlatır. Daha genel olarak never dies, tekrar tekrar geri gelen veya etkisini sürdüren bir fikri, tarzı, anıyı ya da eseri canlı biçimde betimleyebilir.
Alıştırma
Bu cümlede never dies, Revitalizer hakkında ne anlatıyor?
- Eser, biyolojik olarak ölümsüz olan canlı bir varlıktır.
- Eserin döngüsü yenilenebilir, bu yüzden kesin bir son olmadan sürüyor gibi görünür.
- Eser çalışmayı kalıcı olarak durdurmuştur.
Cevabı göster
Eserin döngüsü yenilenebilir, bu yüzden kesin bir son olmadan sürüyor gibi görünür.
and drips into a special container in all kinds of weird new shapes.
3:19ve türlü tuhaf yeni şekiller oluşturarak özel bir kaba damlar.
But whenever you want, you can just flip it Dilbilgisi
3:22Ama ne zaman isterseniz onu ters çevirebilirsiniz,
whenever you want: zamanı özgürce seçmek
Bu cümlede whenever you want, “seçtiğin herhangi bir zamanda” anlamına gelir. Dinleyici nesneyi ne zaman çevireceğine özgürce karar verebilir; belirli bir zaman şartı yoktur. Burada whenever, zamanı seçme konusunda açık bir koşul sunar. Dinleyiciden kesin bir saat söylemesini isteyen bir soru değildir.
Alıştırma
Bir müze rehberi “You can leave whenever you want.” diyor. Rehber ne demek istiyor?
- Seçtiğin herhangi bir zamanda ayrılabilirsin.
- Rehber ne zaman ayrılacağını soruyor.
- Planlanmış bir saatte ayrılmak zorundasın.
Cevabı göster
Seçtiğin herhangi bir zamanda ayrılabilirsin.
so that ... is at the top: hedeflenen sonucu ifade etmek
Talimatın tamamında so that, çevirme eylemiyle elde edilmek istenen sonucu belirtir: soğuyan balmumu üst tarafa gelir. Kullanılabilir kalıp eylem + so that + özne + fiil biçimindedir. Bir kişinin yaptığı şeyi, eylemin amacı veya hedeflenen sonucuyla bağlar; burada wax sonuç cümleciğinin öznesidir.
Alıştırma
Talimatı, hedeflenen sonucu belirten iki sözcüklü bağlaçla tamamlayın: Move the lamp closer ____ you can read the small print.
Cevabı göster
so that
It looks like a solid block of wood, but it's actually hollow and chipped to a nearly paper-thin width. Notlar
3:31Masif bir ahşap blok gibi görünür ama aslında içi boştur ve neredeyse kâğıt inceliğine gelene kadar yontulmuştur.
looks like ... but it's actually ...: ... gibi görünüyor ama aslında ...
looks like X, but it is actually Y kalıbı önce ilk izlenimi verir, sonra gerçek bilgiyle bu izlenimi düzeltir. Bu cümlede nesne masif bir tahta blok gibi görünür; ancak hollow onun gerçek yapısının içi boş olduğunu anlatır. Look(s) like bir şeyin neye benzediğini belirtir. Actually ise düzeltmeyi işaret eder; yalnızca vurgu katmaz.
Alıştırma
Cümleyi looks like ... but ... actually ... kalıbıyla tamamlayın: This toy ____ a real camera, but it's ____ made of cardboard.
Cevabı göster
looks like · actually
paper-thin: kâğıt kadar ince
Paper-thin, kâğıt kadar ince veya daha genel olarak son derece ince anlamına gelen bileşik bir sıfattır. Kalınlığı anlatır; malzemenin kâğıt olduğu anlamına gelmez. Nearly paper-thin, bir şeyin bu inceliğe yakın olduğunu ancak tam olarak o kadar ince olmadığını belirtir. Paper karşılaştırmayı, thin ise özelliği verir. Bu bileşik sıfat bir isimden önce geldiğinde kısa çizgiyi koruyun: a paper-thin screen.
Alıştırma
Kâğıt kadar ince anlamına gelen bileşik sıfatı kullanın: The artist cut a ____ sheet of metal.
Cevabı göster
paper-thin
When you turn it on, you can see the light coming from inside.
3:39Açtığınızda içinden gelen ışığı görebilirsiniz.
Artist Tang Yau Hoong blew my mind this week. Deyimler
3:45Sanatçı Tang Yau Hoong bu hafta aklımı başımdan aldı.
Blew my mind: büyük şaşkınlık
Blew my mind, blow someone's mind ifadesinin geçmiş zaman biçimidir. Burada “beni hayrete düşürdü veya derinden etkiledi” anlamına gelir; fiziksel olarak bir şey olduğunu anlatmaz. Bu deyim şaşırtıcı, yaratıcı veya unutulmaz bir şeye verilen çok güçlü tepkiyi belirtir. Bu cümlede sanatçıyı coşkulu bir övgüyle tanıtır.
Alıştırma
Cümleyi bu derste öğrendiğiniz ve büyük bir şaşkınlık anlatan üç kelimelik deyimle tamamlayın: The planetarium show ____.
Cevabı göster
blew my mind
You can always paint yourself some light or just swing on some light.
4:05Her zaman kendinize biraz ışık çizebilir ya da bir ışığın üzerinde sallanabilirsiniz.
Let's frame it this way: yeni bir bakış açısı sunmak
Let's frame it this way, “fikri bu belirli açıdan düzenleyelim veya sunalım” anlamına gelir. Frame, bir durumu sınırları ve bakış açısı seçilebilen bir resim gibi ele alır; this way ise konuşmacının birazdan sunacağı yeni ifadeye veya bakış açısına işaret eder. Burada frame, sonraki görsel eserlerde bulunan gerçek bir resim çerçevesini de çağrıştırır. Konuşmacı bu çift anlamı akıcı ve eğlenceli bir geçiş yapmak için kullanır; ancak ifade normalde bir nesneyi çerçeveye koymayı değil, bir fikrin sunuluş biçimini anlatır.
Alıştırma
Bu cümlede frame it this way ne anlama gelir: “Let's frame it this way: the delay gave us time to improve the design.”?
- Durumu fiziksel bir resim çerçevesinin içine koymak.
- Durumu bu bakış açısından sunmak.
- Gecikme için birini asılsız biçimde suçlamak.
Cevabı göster
Durumu bu bakış açısından sunmak.
This fitness club in Japan uses frames and other pretty interior elements to create a decidedly less rugged climbing wall. Kelime
4:14Japonya'daki bu spor kulübü, kesinlikle daha az çetin bir tırmanma duvarı oluşturmak için çerçevelerden ve diğer hoş iç mekân unsurlarından yararlanıyor.
decidedly less rugged: belirgin biçimde daha az kaba bir tasarım
decidedly less rugged ifadesinde less, rugged sözcüğünün derecesini azaltır; bu yüzden duvar daha az kaba, doğal kayalık görünümünde ve dış mekân havasında görünür. Decidedly karşılaştırmayı güçlendirir: fark küçük değil, belirgindir. Burada rugged tasarımın görünüşünü anlatır. Duvarın zayıf veya güvensiz olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu cümlede decidedly less rugged ne anlama geliyor?
- Çerçeveler kullanıldığı için duvar daha kaba görünüyor.
- Duvar belirgin biçimde daha az kaba ve daha az dış mekân havasında görünüyor.
- Duvarın güvensiz olduğuna resmen karar verildi.
Cevabı göster
Duvar belirgin biçimde daha az kaba ve daha az dış mekân havasında görünüyor.
Thanks to LEGO, here are their bricks arranged to represent famous characters. Kalıp ifadeler
4:25LEGO sayesinde, işte ünlü karakterleri temsil edecek şekilde dizilmiş LEGO parçaları.
Thanks to LEGO: olumlu bir nedeni belirtmek
Thanks to LEGO, ‘LEGO sayesinde’ veya ‘LEGO bunu mümkün kıldığı için’ anlamına gelir. Bu kalıplaşmış edat öbeği LEGO ile ardından gelen sonucu birbirine bağlar ve nedeni genellikle olumlu biçimde sunar. Burada to, neden olan LEGO adını tanıtır. To, thanks to öbeğinin bir parçasıdır.
Alıştırma
Thanks ile başlayan ve ‘nedeniyle’ anlamına gelen iki sözcüklü kalıpla cümleyi tamamlayın: ____ LEGO, we finished the model before lunch.
Cevabı göster
Thanks to
Here's a cute couple, but can you see in this very same image the baby they will soon have?
4:48İşte sevimli bir çift; peki aynı resimde yakında sahip olacakları bebeği görebiliyor musunuz?
How about these zebras? ile başka bir örneğe geçmek
Burada how about these zebras? başka bir örnek önerir ve dinleyenin dikkatini ona yöneltir. Konuşan kişi zebraların sağlığını veya durumunu sormaz. How about + isim öbeği? kalıbı, dinleyeni yeni unsuru değerlendirmeye davet ederken bir seçenekten, konudan veya örnekten diğerine geçmeye yardımcı olur.
Alıştırma
“We have seen the blue design. How about the green one?” cümlesinde “How about the green one?” ne yapar?
- Yeşil tasarımın iyi durumda olup olmadığını sorar.
- Yeşil tasarımı sırada değerlendirilecek seçenek olarak önerir.
- Yeşil tasarımın daha iyi olduğunu söyler.
Cevabı göster
Yeşil tasarımı sırada değerlendirilecek seçenek olarak önerir.
Billboards can be clever, but here's a great one that makes it look like someone is pushing out a section of the building. Dilbilgisi
5:01Reklam panoları zekice olabilir; işte biri binanın bir bölümünü dışarı doğru itiyormuş gibi gösteren harika bir örnek.
Görsel izlenim yaratan makes it look like + yan cümle
Bu cümlede makes it look like, “görsel olarak ... izlenimi yaratır” anlamına gelir. Reklam panosunun tasarımı, izleyicilere sanki biri binanın bir kısmını dışarı doğru itiyormuş gibi gösterir; ancak bunun gerçekten gerçekleştiğini söylemez. make it look like + yan cümle yapısında make neden veya etki bildirir, it kalıp içinde biçimsel nesne görevi görür ve like sonrasındaki yan cümle görünürdeki durumu verir. Bu yapı yanılsamaları, tasarımları, sahnelemeleri veya görsel kanıtları anlatmak için kullanışlıdır.
Alıştırma
Cümleyi “görsel olarak ... izlenimi yaratır” anlamındaki hedef yapıyla tamamlayın: The special lighting ____ the stage is floating.
Cevabı göster
makes it look like
But how many of you will remember seeing it? Dilbilgisi
5:08Peki kaçınız onu gördüğünü hatırlayacak?
remember seeing it: önceki bir deneyimi hatırlamak
Remember + fiilin -ing biçimi, daha önce gerçekleşmiş bir eylemi veya deneyimi hatırlamak anlamına gelir. remember seeing it ifadesinde seeing, hatırlanan deneyimdir. -ing biçimindeki eylem önce, hatırlama ise daha sonra gerçekleşir. Buradaki soru geleceğe bakarak insanların onu görmüş olduklarına dair anıyı daha sonra da koruyup korumayacağını sorar.
Alıştırma
Geçmiş bir deneyimin anısını ifade etmek için cümleyi remember ve visit fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: I ____ this museum with my parents when I was six.
Cevabı göster
remember visiting
If we assume that you don't remember experiencing major cultural events before you're 5 or 6 years old, Anlatım akışı
5:115 ya da 6 yaşından önce önemli kültürel olayları yaşadığınızı hatırlamadığınızı varsayarsak,
that means that every year there are fewer and fewer people alive who remember experiencing recent historical events. Dilbilgisi
5:18bu, yakın tarihteki olayları bizzat yaşadığını hatırlayan hayattaki insanların sayısının her yıl gittikçe azaldığı anlamına gelir.
If we assume that ... that means that: öncülden sonuca
If we assume that, konuşmacının akıl yürütmenin başlangıç noktası olarak geçici biçimde kabul ettiği bir öncülü sunar. assume sözcüğünden sonraki that, bu öncülün içeriğini belirtir. That means that sonucu bildirir. İlk that önceki öncülün tamamına gönderme yaparken son that sonucun kendisini sunar. Bu ikili, bilgiyi açıkça önce öncül, sonra sonuç biçiminde düzenler.
Alıştırma
Cümleyi If we assume that ... that means that eşleşmiş çerçevesiyle tamamlayın: ____ every box contains ten books, ____ five boxes contain fifty books.
Cevabı göster
If we assume that · that means that
fewer and fewer: sayılabilen şeylerde sürekli azalma
Bu cümlede fewer and fewer, çoğul ve sayılabilen people ismini niteler. Karşılaştırma biçiminin tekrarlanması, sayının yalnızca az olmadığını; zaman geçtikçe sürekli ve kademeli olarak düştüğünü gösterir. fewer and fewer + çoğul sayılabilen isim yapısı, devam eden bir azalma eğilimini anlatır. İnsanlar, fırsatlar, olaylar veya sayılabilen başka şeyler için kullanılabilir.
Alıştırma
Sayılabilen bir grubun sürekli azaldığını gösteren tekrarlı karşılaştırma yapısıyla cümleyi tamamlayın: As the bus route becomes less reliable, ____ commuters use it each month.
Cevabı göster
fewer and fewer
XKCD made this amazing chart to show when in the future the majority, Anlatım akışı
5:27XKCD, gelecekte çoğunluğun ne zaman,
more than half of living Americans will not remember being alive when certain things happened.
5:33yani hayattaki Amerikalıların yarısından fazlasının belirli olaylar olduğunda hayatta olduğunu hatırlamayacağını göstermek için bu harika grafiği hazırladı.
the majority, more than half: bir terimi sade dille yeniden açıklama
Burada more than half, the majority ifadesini hemen daha açık bir sayısal dille yeniden açıklar. İki ifade aynı eşiğe ve aynı gruba gönderme yapar; more than half ikinci bir özne veya ek bir istatistik değildir. Bir terimden sonra virgüller, kısa çizgiler veya konuşma sırasında verilen bir arayla ayrılmış tanıdık bir açıklama kullanmak, dinleyicilerin cümleyi durdurmadan bilgiyi anlamasına yardım eder. Cümle daha sonra dil bilgisi bakımından ana isim öbeği olan the majority üzerinden devam eder.
Alıştırma
“A majority of the committee, more than half of its members, supported the plan,” İngilizce cümlesinde “more than half of its members” ne işe yarar?
- “a majority” ifadesine karşıt anlam vererek onu düzeltir.
- Planı destekleyen ikinci bir grubu tanıtır.
- “a majority of the committee” ifadesini yeniden söyleyip açıklar.
Cevabı göster
“a majority of the committee” ifadesini yeniden söyleyip açıklar.
For instance, he calculated using data from the U.S. Census Bureau Notlar
5:39Örneğin, ABD Nüfus Sayım Bürosunun verilerini kullanarak
Belirli bir örnek sunmak için For instance,
For instance, daha genel bir düşüncenin ardından belirli bir örnek sunar. Burada dinleyiciye, ABD Nüfus Sayım Bürosunun verileriyle yapılan hesaplamanın genel açıklamayı destekleyen bir örnek olduğunu bildirir. Bu ifade bilgiyi düzenler; because anlamına gelmez ve hesaplamanın nedenini açıklamaz.
Alıştırma
Cümlede For instance dinleyiciye ne bildiriyor?
- Konu bitti.
- Bir neden geliyor.
- Belirli bir örnek geliyor.
Cevabı göster
Belirli bir örnek geliyor.
Resmî bir veri kaynağı olarak the U.S. Census Bureau
ABD Nüfus Sayım Bürosu, nüfusu sayan ve yaş ile ikamet yeri gibi demografik istatistikler yayımlayan resmî bir federal kurumdur. Bu cümlede kurumun adının verilmesi, verilerin nereden geldiğini gösterir ve resmî bir nüfus verisi kaynağına işaret eder. Burada bureau, bir mobilya değil, devlet kurumu veya birimi anlamına gelir. Census ise herhangi bir anketi değil, nüfusun düzenli ve resmî olarak sayılmasını ifade eder.
Alıştırma
Bu cümlede the U.S. Census Bureau nedir?
- İnsanların görüşlerini soran herhangi bir gayriresmî anket
- ABD nüfus verilerinin resmî bir kaynağı
- Nüfus sayımı formlarını saklamak için kullanılan bir çalışma masası
Cevabı göster
ABD nüfus verilerinin resmî bir kaynağı
“this very year” ifadesindeki very
this very year ifadesinde very, year isminin doğrudan önüne gelir. “Tam da bu yıl” veya “bu yılın ta kendisi” anlamındadır; “son derece” anlamına gelmez. Bu ifade, konuşulan yılı, yani 2012’yi özellikle vurgular. Bu kalıp belirli bir kişiyi, şeyi, zamanı veya yeri öne çıkarmayı sağlar: this very moment, the very same book.
Alıştırma
“We must act this very day,” cümlesindeki “this very day” ne anlama gelir?
- son derece güzel bir gün
- tam olarak bugün
- daha sonraki belirsiz bir gün
Cevabı göster
tam olarak bugün
fewer than half of living Americans remember being alive in the 1970s. Dilbilgisi
5:50hayattaki Amerikalıların yarısından azının 1970'lerde yaşadığını hatırladığı yıl olduğunu hesapladı.
Sayılabilen gruplarla “Fewer than half of living Americans”
Fewer than half of living Americans, o sırada hayatta olan Amerikalıların yüzde 50’sinden azının cümlenin geri kalanında anlatılan gruba girdiği anlamına gelir. Burada living, Americans sözcüğünü niteler ve “hayatta olan” demektir; “bir yerde ikamet eden” anlamına gelmez. Çoğul ve sayılabilen bir gruptan önce fewer than half of kullanılır: fewer than half of the voters, books veya visits. Fewer, tek tek sayılabilen kişiler veya şeyler için kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümle burada öğretilen özenli sayılabilen isim kalıbına en uygun biçimdedir?
- Fewer than half of the water was used.
- Fewer than half of the 100 families owned a bicycle.
- Less than half of the 100 families owned a bicycle.
Cevabı göster
Fewer than half of the 100 families owned a bicycle.
By 2041, most of us won't remember a time when Pluto was actually called a planet. Notlar
5:572041'e gelindiğinde çoğumuz Plüton'un gerçekten gezegen diye adlandırıldığı bir zamanı hatırlamayacağız.
By 2041: gelecekteki bir son tarihe kadar bir duruma ulaşmak
By + gelecekteki bir zaman noktası, son tarih veya zaman sınırı belirler. Burada By 2041, en geç 2041 yılına gelindiğinde öngörülen durumun, yani çoğu insanın Plüton’un gezegen olarak adlandırıldığı bir dönemi artık hatırlamamasının gerçekleşmiş olacağı anlamına gelir. Bu, değişimin 2041 yılı içindeki tek bir anda gerçekleştiği anlamına gelmez. İfade, çoğu zaman aşamalı bir değişimin ardından o noktaya kadar ulaşılmış sonuca odaklanır.
Alıştırma
Cümleyi en geç 2035 yılına kadar anlamını veren ifadeyle tamamlayın: The city plans to make every bus electric ____.
Cevabı göster
by 2035
remember a time when: geçmiş bir dönemi hatırlamak
Remember a time when + yan cümle, when ile başlayan yan cümledeki durumla nitelenen geçmiş bir dönemi hatırlamak anlamına gelir. Burada a time bir çağı veya aşamayı ifade eder; when Pluto was actually called a planet ise o dönemde geçerli olan durumu açıklar. Bu kalıp, geçmişte normal olan bir durumla daha sonraki durumu karşılaştırdığı için toplumsal, teknolojik veya kişisel değişimlerden söz ederken kullanışlıdır. Tek bir olayı hatırlamaktan daha geniş bir dönemi ifade eder.
Alıştırma
Cümleyi remember ile başlayan ve geçmiş bir dönemi tanıtan dört kelimelik kalıpla tamamlayın: Older employees ____ every report had to be printed, but new staff have never worked that way.
Cevabı göster
remember a time when
Plüton gerçekten gezegen olarak adlandırılıyordu
Plüton, 1930'da keşfedilmesinden sonra uzun yıllar boyunca gezegen olarak sınıflandırıldı ve yaygın biçimde gezegen diye tanımlandı. Uluslararası Astronomi Birliği, 2006'da Plüton'u cüce gezegen olarak yeniden sınıflandırdı. was actually called a planet ifadesindeki called, o dönemde kullanılan sınıflandırma adını belirtir; actually ise bu adla daha sonraki ad arasındaki şaşırtıcı karşıtlığı vurgular. Plüton ortadan kaybolmadı ve gök cismi olmaktan çıkmadı.
Alıştırma
Bu cümlede Pluto was actually called a planet ne anlama geliyor?
- Plüton eskiden gezegen olarak sınıflandırılır ve adlandırılırdı.
- Plüton 2041'den sonra ortadan kayboldu.
- İnsanlar Plüton'a yalnızca gayriresmî bir lakap verdi.
Cevabı göster
Plüton eskiden gezegen olarak sınıflandırılır ve adlandırılırdı.
By 2043, most of us alive won't remember living during George W. Bush's presidency.
6:022043'e gelindiğinde hayatta olan çoğumuz George W. Bush'un başkanlığı sırasında yaşadığımızı hatırlamayacağız.
And by 2047, more than half of living Americans
6:092047'ye gelindiğindeyse hayattaki Amerikalıların yarısından fazlası
will not have been alive to have remembered anything that you did today. Dilbilgisi
6:14bugün henüz hayatta olmadığı için yaptığınız hiçbir şeyi hatırlayamayacak.
will not have been alive to have remembered: hatırlayabilecek kadar erken hayatta olmamış olmak
Will not have been alive, gelecek zamanın tamamlanmış yapısını kullanır. Konuşmacı gelecekteki 2047 noktasında durup bugüne bakar: söz konusu kişiler bu daha önceki zamanda hayatta değildi. Bu, 2047'de ölmüş olacakları anlamına gelmez. To have remembered tamamlanmış mastardır. Olası hatırlamayı gelecekteki referans noktasından önceye yerleştirir ve bu kişilerin bir anı oluşturabilecek doğrudan deneyimleri bulunmadığı için hatırlamayı imkânsız olarak sunar. Yapı bir bütün olarak, gelecekteki o tarihte hayatta olan bu kişilerin olaylar gerçekleştiğinde henüz var olmadıkları için bugünkü olayları hatırlayamayacaklarını anlatır.
Alıştırma
İngilizce cümlenin tamamını dinleyin ve duyduğunuz cümleyi seçin. will not have been dizisine odaklanın.
- By 2060, many people will not have been alive to have remembered the town before the 2025 flood.
- By 2060, many people will not be alive to remember the town before the 2025 flood.
- By 2060, many people will have been alive to remember the town before the 2025 flood.
Cevabı göster
By 2060, many people will not have been alive to have remembered the town before the 2025 flood.
Like when you made that funny face in the yearbook. Kültür
6:19Yıllık için o komik yüzü yaptığınız an gibi.
Yearbook: okulun yıllık anı kitabı
Bir yearbook, özellikle Kuzey Amerika okul kültüründe yaygın olan ve okul tarafından her yıl hazırlanan bir yayındır. Genellikle öğrencilerin portrelerini, sınıf veya kulüp fotoğraflarını, okul etkinliklerini ve bazen arkadaş mesajlarını içerir. Burada komik yüz ifadesi yearbook fotoğrafına kaydedilmiştir; böylece kısa bir şaka anı, yıllar sonra yeniden bakılabilecek kalıcı bir okul anısına dönüşmüştür. Yearbook bir takvim veya çalışma planlayıcısı değildir.
Alıştırma
Cümlede yearbook nedir?
- Okul yılını planlamak için kullanılan bir takvim
- Fotoğraf ve anılar içeren yıllık bir okul yayını
- Günlük ödevler için kullanılan bir defter
Cevabı göster
Fotoğraf ve anılar içeren yıllık bir okul yayını
No, no, no ... that funny face: şakacı bir düzeltme
Burada No sözcüğünü üç kez tekrarlamak bir isteği reddetmek anlamına gelmez. İzleyicinin ilk seçimini keserek komik bir ritim yaratır: konuşmacı, hangi yüze bakmaları gerektiğini hızlıca düzeltmektedir. That, görsel bağlam sayesinde belirlenebilen belirli bir yüzü gösterir. No, no, no ile that birlikte dikkati bir yüzden diğerine kaydırır; tekrar, düzeltmeyi tek bir no demekten daha hareketli ve şakacı yapar.
Alıştırma
Konuşmacı No, no, no, that funny face diyerek ne yapıyor?
- Komik bir yüz yapma isteğini kesin bir şekilde reddetmek
- İzleyicinin hangi yüze bakması gerektiğini şakacı biçimde düzeltmek
- Bütün komik yüzlerin yanlış olduğunu söylemek
Cevabı göster
İzleyicinin hangi yüze bakması gerektiğini şakacı biçimde düzeltmek
If you're not following @tweetsauce, you are missing out on daily Vsaucy content, Öbek fiiller
6:25@tweetsauce'u takip etmiyorsanız günlük Vsauce tarzı içerikleri kaçırıyorsunuz,
Be missing out on something: değerli bir şeyi kaçırmak
Be missing out on + isim, katılmama veya dikkat etmeme nedeniyle değerli bir şeyi elde edememek, ondan yararlanamamak ya da onu deneyimleyememek anlamına gelir. Burada hesabı takip etmemek, hesabın günlük içeriklerini kaçırmak demektir. Nesne on sözcüğünden sonra gelir: missing out on content, an opportunity veya an experience. İfade, fiziksel olarak bir hedefi vuramamayı değil, bir yararı ya da deneyimi kaybetmeyi vurgular.
Alıştırma
Cümleyi, bir fırsattan yararlanamamak anlamındaki öbek fiille tamamlayın: If you leave before the finale, you'll ____ the best part of the show.
Cevabı göster
miss out on
most of which never makes it to a video. Notlar
6:29üstelik bunların çoğu hiçbir zaman videoya dönüşmüyor.
Açıklayıcı ilgi cümleciğinde most of which
Most of which, açıklayıcı bir ilgi cümleciğini başlatır. Which, daily Vsaucy content ifadesine geri gönderme yapar; most of ise bu içeriğin büyük bölümünü seçer. Most of which never makes it to a video cümleciği, ismi tekrarlamadan ek bilgi verir. Nesneler veya topluluklar için kalıp virgül + miktar + of which + fiil şeklindedir. Bu parçayı belirten yapıda of zorunludur. Content burada sayılamayan tekil bir isim olduğu için cümlecikte make değil makes kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi, most kullanarak books sözcüğüne geri gönderme yapan yapıyla tamamlayın: The library added twenty new books, ____ are available as e-books.
Cevabı göster
most of which
makes it to a video: son dâhil edilme aşamasına ulaşmak
Bu cümlede makes it to a video, “tamamlanmış bir videoya dâhil edilme aşamasına başarıyla ulaşır” anlamına gelir. Make it to + yer, etkinlik veya aşama; çoğu zaman engellere ya da bir seçme sürecine rağmen başarıyla varmayı veya ilerlemeyi anlatır. Buradaki kullanım mecazidir: fiziksel olarak yolculuk eden bir şey yoktur ve make “oluşturmak” anlamına gelmez.
Alıştırma
“Başarıyla ulaştı” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: Despite the delay, our photo ____ the final exhibition.
Cevabı göster
made it to
and I'm going to leave you with another combo, Kalıp ifadeler
6:33ben de sizi başka bir kombinasyonla baş başa bırakayım,
leave you with: son bir öğe sunmak
Bu kapanış cümlesinde leave you with another combo, “video bitmeden önce görmeniz veya üzerinde düşünmeniz için son bir kombinasyon sunmak” anlamına gelir. Leave someone with + isim bir kapanış hamlesi olarak kullanılabilir: konuşmacı dinleyiciye son bir fikir, görüntü, soru veya tavsiye sunarak bitirir. Bu, dinleyiciyi terk etmek anlamına gelmez. Burada leave, konuşmacı bitirdikten sonra dinleyicinin dikkatinde kalan şeyi anlatır.
Alıştırma
Sunucunun kapanış cümlesini dersteki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Before we finish, let me ____ one question.
Cevabı göster
leave you with
a tessellation while you listen to Jake Chudnow's Flan.
6:36Jake Chudnow'un Flan parçasını dinlerken izleyeceğiniz bir teselasyonla.
He made a music video for this song over on his channel, so check that out.
6:40Bu şarkı için kendi kanalında bir müzik videosu yaptı, ona da göz atın.