Kahraman Hemşire Maç Sırasında Softbol Oyuncusunun Hayatını Kurtardı: İngilizce çalışma notları
Inside Edition
Video özeti: Oğullarının maçında görevde olmayan bir hemşire, nabzı olmayan adama CPR yaptı. Başka biri devraldı; iyileşen adam sonra ona teşekkür etti. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. 'happened to be', Dil bilgisi ve cümle kalıplarında tesadüfen bir yerde bulunmayı anlatır. Beklenmedik ama kritik varlığı, yalnızca happened olan bir olaydan ayırır. 2. 'took over', başkasının görevini devralmak anlamındaki bir Deyimsel fiildir. CPR nöbeti, vardiya ve ekip teslimini anlatır; over fiziksel hareket değildir. 3. 'get kind of choked up.', duygudan boğazın düğümlenip konuşmanın zorlaşmasını anlatan bir Deyim ve mecazi ifadedir; kind of yoğunluğu yumuşatır. Gerçek boğulma değildir.
Bu derste
Gergin ve sonucu belirsiz bir an için “nail biting” / “nail-biting”
Bu cümlede “nail biting”, insanların ne olacağını kaygıyla beklemesine neden olacak kadar gergin ve sonucu belirsiz bir anı anlatır. Bu mecazi bir kullanımdır; birinin gerçekten tırnaklarını ısırdığını bildirmez. İfade burada “moment” sözcüğünü niteleyen birleşik bir sıfat görevi görür. Özenli İngilizce yazımda bir isimden önce geldiğinde genellikle kısa çizgiyle yazılır: “a nail-biting moment”.
Alıştırma
Cümleyi dersteki ifadenin standart kısa çizgili biçimiyle tamamlayın: The championship ended in a ____ finish.
Cevabı göster
nail-biting
Emergency CPR is being performed in the middle of the ball field Dilbilgisi
0:01Sahanın tam ortasında acil kalp masajı yapılıyor
“Is being performed”: şimdiki zamanın edilgen yapısı
“Is being performed”, şimdiki zamanın edilgen yapısıdır. is + being + geçmiş zaman ortacı “performed” biçiminde kurulur ve eylemin anlatılan anda sürmekte olduğunu belirtir. Edilgen yapı “Emergency CPR” ifadesini odağa alır ve kurtarma müdahalesini yapan kişileri belirtmez. Devam eden işlemin kimin yaptığına göre daha önemli olduğu durumlarda bu yapı kullanışlıdır.
Alıştırma
Raporu “inspect” fiilinin şimdiki zaman edilgen biçimiyle tamamlayın: Right now, the damaged bridge ____ by engineers.
Cevabı göster
is being inspected
and the woman sure looks like she knows what she's doing. Kalıp ifadeler
0:05ve bu kadın ne yaptığını gerçekten biliyor gibi görünüyor.
sure looks like: görünüşe dayalı güçlü bir yargı
Bu cümlede sure, looks like ifadesini niteler. Gözlemi güçlendirir: kadının hareketleri, konuşanın onun becerikli olduğunu oldukça büyük bir güvenle düşünmesine yol açar. Ancak ifade, sonucun doğrulanmış bir gerçek değil, görünüşe dayalı bir çıkarım olduğunu belirtmeye devam eder. Aktarılabilir kalıp özne + sure + look/looked like + yan cümle biçimindedir ve görülebilen ya da duyulabilen kanıtlar bir şeyi güçlü biçimde düşündürdüğünde kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümle, görünür kanıtlara dayanarak güçlü bir yargıda bulunur ama bunu doğrulanmış bir gerçek olarak sunmaz?
- Her smooth landing proves that she has years of experience.
- She is sure to gain years of experience.
- Judging by her smooth landing, she sure looks like she has years of experience.
Cevabı göster
Judging by her smooth landing, she sure looks like she has years of experience.
knows what she's doing: yetkinlik ve deneyim
Knows what she's doing, kadının yetkin ve deneyimli olduğunu ve görevi doğru biçimde yerine getirebildiğini anlatan deyimsel bir ifadedir. İçindeki what yan cümlesi yalnızca onun yaptığı eylemi belirtmez; know what one is doing kalıbı bir bütün olarak beceriyi değerlendirir. Zamir ve zaman değişebilir: I know what I'm doing, they knew what they were doing. Bu kalıp, birinin uygulamalı becerisine duyulan güveni ifade etmek için kullanışlıdır.
Alıştırma
Priya'nın yetkin ve deneyimli olduğunu göstermek için cümleyi hedef deyimin dört sözcüklü biçimiyle tamamlayın: You can trust Priya with the controls; she ____.
Cevabı göster
knows what she's doing
Registered nurse Danya Topham happened to be in the stands watching her sons play Dilbilgisi
0:09Lisanslı hemşire Danya Topham tesadüfen tribünlerde oğullarının maçını izliyordu
“happened to be”: tesadüfen bir yerde veya durumda bulunmak
Bu cümlede happened to be, “tesadüfen orada bulunmak” anlamına gelir. happen to + fiilin yalın biçimi kalıbı, bir kişinin bir şeyi planlamadan veya beklemeden yapmasını ya da belirli bir durumda bulunmasını anlatır. Burada be, Danya’yı tribünlerdeki konumuyla ilişkilendirir; happened bir olayın “meydana geldiği” anlamına gelmez. Bu kalıp, daha sonra önem kazanacak tesadüfi bir gerçeği anlatıya katmak için kullanışlıdır.
Alıştırma
Cümleyi “tesadüfen orada bulunuyordu” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: Maya was not on duty, but she ____ nearby when the alarm sounded.
Cevabı göster
happened to be
when she heard someone yell call 911. Notlar
0:13o sırada birinin “911'i arayın!” diye bağırdığını duydu.
“heard someone yell”: hear + nesne + to almayan fiil biçimi
hear gibi bir algı fiilinde hear + nesne + to almayan fiil biçimi kalıbı, algılanan eylemi tamamlanmış bir olay olarak sunar. heard someone yell ifadesinde someone, heard fiilinin nesnesidir; yell ise to almayan fiil biçimidir, bu yüzden önüne to gelmez. call 911, kişinin bağırdığı sözlerdir. Cümle, onun bu olayı sonradan öğrenmesinden ziyade birinin bu sözleri bağırdığını doğrudan duyduğu anlamına gelir.
Alıştırma
Tek ve tamamlanmış bir bağırışı anlatmak için cümleyi hear + nesne + to almayan fiil biçimi yapısının doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: From the kitchen, I ____, “Dinner is ready!”
Cevabı göster
heard someone yell
Call 911: ABD'de acil yardım istemek
Bu cümlede call 911 acil bir emir ifadesidir: Bir kişi, polis, itfaiye veya acil sağlık görevlilerinin gönderilebilmesi için başka birine acil durum numarasını aramasını emreder. Sıradan bir kişiyi ya da işletmeyi arama isteği değildir. 911, ABD'de ve Kuzey Amerika'nın bazı diğer bölgelerinde standart acil durum numarasıdır. Başka durumlara aktarılabilecek fikir “yerel acil durum numarasını ara”dır; yolcular 911'in her yerde çalıştığını varsaymamalıdır.
Alıştırma
Yorumu değerlendirin: ABD'de biri bilincini kaybetmiş ve nefes almıyorsa “Call 911”, acil servislerle hemen iletişime geçmek demektir.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Doğru
and I had that straight shot right down to where Darren was laying. Notlar
0:18ve Darren'ın yattığı yere kadar önümde dümdüz bir yol vardı.
Straight shot: doğrudan ve engelsiz bir rota
Burada a straight shot, bir yerden diğerine çok az dönüş veya engelle doğrudan giden bir rotayı ya da açık bir hattı anlatan gayriresmî bir isim öbeğidir. Shot burada silah ya da kamera anlamına gelmez. Cümledeki right down to where Darren was laying bölümü, açık rotanın veya görüş hattının Darren'ın bulunduğu yere kadar uzandığını vurgular. Daha genel olarak bu ifade, erişimin veya görünürlüğün doğrudan olduğunu anlatır.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki “doğrudan ve engelsiz bir rota” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: After the tunnel, it's a ____ to the beach.
Cevabı göster
straight shot
Uzanmış biri için was laying ve was lying farkı
Bu cümlede was laying, standart kullanımda was lying olması gereken yerde görülen yaygın bir konuşma dili ikamesidir. Darren yatmış veya düşmüş durumdadır; herhangi bir nesneyi bir yere yerleştirmemektedir. Standart yazılı İngilizcede lie geçişsizdir ve şimdiki zaman ortacı lying olur: Darren was lying on the court. Lay ise normalde “koymak veya yerleştirmek” anlamına gelir ve nesne alır: She was laying a towel on the ground.
Alıştırma
Cümleyi lie fiilinin standart biçimiyle tamamlayın: After the fall, Darren was ____ on the court.
Cevabı göster
lying
booked it: çok hızlı ayrılmak veya hareket etmek
Booked it, çok hızlı hareket etmek veya bir yerden ayrılmak anlamına gelen, çoğu zaman koşmayı ima eden, Amerikan İngilizcesine özgü gündelik bir deyimdir. Burada konuşan kişi hemen out there ifadesinin gösterdiği yere koşmuştur. Bu deyimde it, kalıplaşmış book it ifadesinin bir parçasıdır; bir rezervasyona veya belirli bir nesneye gönderme yapmaz. Geçmiş zaman biçimi booked it, hızlı hareketin zaten gerçekleştiğini belirtir.
Alıştırma
When the fire alarm rang, we booked it out of the building. cümlesinde booked it ne anlama gelir?
- binanın içinde kitap okumak için durdular
- binada bir yer ayırttılar
- binadan çok hızlı ayrıldılar
Cevabı göster
binadan çok hızlı ayrıldılar
life or death: gerçek tehlike mi, abartı mı
Life or death, sonucu birinin hayatta kalıp kalmayacağını belirleyebilecek bir durumu anlatan kalıplaşmış bir ifadedir. Bu cümlede adamın nabzı yoktur; dolayısıyla anlam neredeyse kelimesi kelimesinedir: hemen harekete geçilmesi onun yaşayıp yaşamayacağını belirleyebilir. Bu ifade, sıradan bir durumu son derece önemliymiş gibi göstererek güçlendirmek için de kullanılabilir. Gerçek bir ölüm tehlikesini mi yoksa kasıtlı bir abartıyı mı anlattığını bağlam belirler.
Alıştırma
Bir arkadaş şöyle diyor: Choosing a notebook color isn't life or death. Buradaki life or death ifadesi büyük olasılıkla gerçek anlamda mı?
- Hayır, önemi abartan bir ifade.
- Evet, gerçek bir ölüm riskini anlatıyor.
Cevabı göster
Hayır, önemi abartan bir ifade.
didn't have a pulse: bulunmayan bir yaşamsal bulguyu bildirmek
Have a pulse, kalbin oluşturduğu ritmik atımın bir atardamarda algılanabildiğini belirtmek için kullanılan yaygın bir sözcük birlikteliğidir. Didn't have a pulse, nabzın algılanamadığı anlamına gelir; burada pulse bir yaşamsal bulgudur, müzik ritmi veya elektronik sinyal değildir. Acil durum anlatımlarında have a pulse yapısının öznesi hastadır. Bir müdahale görevlisi check, take, feel veya find the patient's pulse diyebilir.
Alıştırma
Nabzın algılanmadığını ifade eden standart sözcük birlikteliğiyle acil durum bildirimini tamamlayın: The patient did not ____, so we began CPR.
Cevabı göster
have a pulse
in her scrubs: sağlık çalışanı üniformasını giymiş olarak
Scrubs, birçok sağlık çalışanının giydiği sade üst ve pantolondan oluşan iş kıyafetleridir. Burada in her scrubs, Danya'nın hâlâ tıbbi iş kıyafetlerini giydiği anlamına gelir. Kıyafet adı olan scrubs normalde çoğul biçimdedir. be in + kıyafet yapısı, o kıyafeti giymiş olmak anlamına gelir.
Alıştırma
Şu cümlede in her scrubs ne anlama gelir? "Maya came straight from the hospital in her scrubs."
- Tıbbi iş kıyafetlerini giyiyordu.
- Cildini yaralamıştı.
- Kıyafetlerini temizliyordu.
Cevabı göster
Tıbbi iş kıyafetlerini giyiyordu.
because she just left her shift at Intermountain Medical Center in Murray City, Utah,
0:31çünkü Utah eyaletinin Murray şehrindeki Intermountain Medical Center'da vardiyasını yeni bitirmişti,
immediately began chest compressions right on the field. Kelime
0:35ve hemen sahada göğüs kompresyonlarına başladı.
chest compressions: CPR sırasında tekrarlanan göğüs baskıları
Chest compressions, CPR sırasında bir kişinin göğsünün ortasına aşağı doğru tekrar tekrar baskı uygulanmasıdır. Kalp normal şekilde kan pompalamadığında kan akışının sürmesine yardımcı olur. Çoğul biçimdeki compressions, kurtarıcının yalnızca bir kez değil, art arda baskı uyguladığını gösterir. Chest compressions bu eylemin standart ilk yardım terimidir.
Alıştırma
Cümleyi iki sözcükten oluşan standart ilk yardım terimiyle tamamlayın: During CPR, the rescuer began ____ to help keep blood moving.
Cevabı göster
chest compressions
I don't have ... I had nothing: baskıyı artırmak ve özetlemek
Tekrarlanan “I don't have ...” kalıbı, anlatıyı eksik olanların üst üste eklendiği bir liste hâlinde düzenler: eksik olan her yeni kişi veya malzeme, zorluğu bir kat daha artırır. Bu tekrar, ayrıntıları birbiriyle ilgisiz bilgiler olarak sunmak yerine dinleyiciye baskının giderek arttığını hissettirir. Kısa kapanış “I had nothing”, listeyi genel bir sonuçla bitirir. Şimdiki zaman biçimindeki “don't have”, acil durumu o anda hissedildiği şekliyle canlı biçimde yeniden canlandırırken “had” bir adım geri çekilip geçmişteki o durumu özetler; konuşmacının sürekli olarak neye sahip olduğunu anlatmaz.
Alıştırma
Bu anlatıda tekrarlanan “I don't have ...” ifadesinin ardından “I had nothing” denmesi ne işe yarar?
- Konuşmacının kalıcı olarak sahip olmayı reddettiği kaynakları sıralar ve ardından kişisel bir tercih belirtir.
- Şimdiki zamandan geçmiş zamana geçerek önceki ifadelerin her birini düzeltir.
- Eksik kaynakları tek tek ekleyerek baskıyı artırır ve ardından tüm durumu özetler.
Cevabı göster
Eksik kaynakları tek tek ekleyerek baskıyı artırır ve ardından tüm durumu özetler.
could tell that: işaretlerden çıkarım yapmak
“could tell that she was tired” cümlesinde “could tell that”, gözlemlenebilir işaretlerden bir şeyi “fark edebilmek veya çıkarabilmek” anlamına gelir. Birinin bu gerçeği doğrudan söylemesi gerekmiyordu; konuşmacı onun durumunu gözlemleyerek sonuca vardı. Buradaki “tell”, “birine bir şey söylemek” değil, “ayırt etmek” veya “fark etmek” anlamındadır. “Could” bu yeteneği geçmişteki duruma yerleştirir ve ardından gelen that yan cümlesi ulaşılan sonucu belirtir.
Alıştırma
Cümleyi, derste geçen ve “görülebilen işaretlerden anladı” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: From the way Maya kept rubbing her eyes, I ____ she was exhausted.
Cevabı göster
could tell that
“Took over” ile sorumluluğu bir başkasından devralmak
Bu cümlede took over, konuşanın Danya’nın yerine geçip CPR uygulamaya devam ettiği anlamına gelir. Sorumluluk başka bir kişiye geçmiştir; CPR sona ermemiştir. take over from someone kalıbı, bir kişiden sonra görevi veya sorumluluğu üstlenmek demektir. İnsanların işte, vardiyada veya acil bir ekip çalışmasında birbirlerinin yerini alması durumunda sık kullanılır.
Alıştırma
İngilizce cümleyi “onun yerine geçti ve görevi sürdürdü” anlamındaki iki sözcüklü phrasal verb ile tamamlayın: When Ana became tired during the night shift, Ben ____ from her.
Cevabı göster
took over
Danya was almost certain the stricken man wasn't going to make it. Deyimler
0:54Danya, fenalaşan adamın kurtulamayacağından neredeyse emindi.
Hayatta kalmak anlamındaki “Make it”
Hayati tehlike içeren bu bağlamda wasn’t going to make it, adamın hayatta kalmasının beklenmediği anlamına gelir. Bu deyim, kritik bir durumu atlatarak yaşamaya devam etmeyi dolaylı ve konuşma diline özgü biçimde ifade eder. Make it bağlama göre anlam değiştirir; varmak veya başarılı olmak anlamlarına da gelebilir. Burada stricken man ve acil durum gibi ipuçları, hayatta kalmak anlamını seçtirir.
Alıştırma
“The climber was badly injured, and the rescue team feared he wouldn't make it,” İngilizce cümlesinde make it ne anlama gelir?
- Zamanında varmak
- Başarılı olmak
- Hayatta kalmak
Cevabı göster
Hayatta kalmak
because I really didn't think he had a chance.
1:05çünkü gerçekten onun kurtulma ihtimali olduğunu düşünmüyordum.
Paramedics used a defibrillator to shock the dying man's heart. Kelime
1:10Paramedikler, ölmek üzere olan adamın kalbine şok vermek için defibrilatör kullandılar.
“shock the dying man's heart” ifadesinin tıbbi anlamı
Burada shock tıbbi bir fiildir: sağlık görevlileri, etkili bir ritmi yeniden sağlamaya çalışmak için defibrilatörle adamın kalbinden kontrollü bir elektrik şoku geçirir. Bu cümlede şaşırtmak veya duygusal olarak sarsmak anlamına gelmez. shock + someone's heart yapısı bu acil tedaviyi anlatabilir. Kullanılan cihaz ve tıbbi ortam, sözcüğün uzmanlık anlamını gösterir.
Alıştırma
“The rescue team shocked the patient's heart,” cümlesinde shocked ne anlama gelir?
- Hastanın duygusal olarak sarsılmasına neden oldu
- Hastaya şaşırtıcı bir haber verdi
- Kalbin ritmini düzeltmeye çalışmak için kontrollü bir elektrik şoku uyguladı
Cevabı göster
Kalbin ritmini düzeltmeye çalışmak için kontrollü bir elektrik şoku uyguladı
Görünür kanıt sunmak için “And here's the proof”
And bu cümleyi hemen önce ileri sürülen iddiaya bağlar. Ardından Here's the proof, kanıtın gösterilmek üzere olduğunu bildirir ve dinleyiciyi bir iddiadan somut bir sonuca veya örneğe taşır. Burada proof retorik anlamdadır: görülebilen bir kişi veya sonuç iddiayı güçlü biçimde destekler. Resmî bir hukuki ya da matematiksel kanıtı ifade etmez.
Alıştırma
Hangi cümle bir iddiadan görünür bir kanıta en iyi geçişi yapar?
- The repair worked, and here's why: the screen is on again.
- The repair worked, and here's the proof: the screen is on again.
- The repair worked, and here's an example: the screen is on again.
Cevabı göster
The repair worked, and here's the proof: the screen is on again.
İzleyiciye tanıtım için Meet + kişi
Bu anlatımda Meet 57-year-old Darren Ewell. ifadesi, izleyicilerden gerçek bir buluşma ayarlamalarını istemez. Emir biçimindeki Meet, Darren'ı izleyiciye ilk kez tanıtır ve Here is Darren Ewell ya da Let us introduce him ifadelerine benzer bir işlev taşır. Haberler, belgeseller ve sunuculu videolar, sonraki bilgilerin o kişiye odaklanacağını belirtmek için Meet + kişi yapısını kullanır. Bu ifade, dikkati yeni tanıtılan kişiye yönelterek anlatıyı düzenler.
Alıştırma
Hangi cümle gerçek bir buluşma ayarlamak yerine bir kişiyi doğal biçimde izleyiciye tanıtır?
- I met Aisha Khan outside the station yesterday.
- Please schedule a meeting with Aisha Khan for Tuesday.
- Meet Aisha Khan, the student who designed this robot.
Cevabı göster
Meet Aisha Khan, the student who designed this robot.
Turns out he had suffered a massive heart attack on the field Notlar
1:18Meğer sahada ağır bir kalp krizi geçirmiş
Sonradan öğrenilen bir gerçeği açıklayan Turns out + yan cümle
Turns out, sonradan öğrenilen bir gerçeği sunar veya daha önceki eksik bir anlayışı düzeltir. Burada olanların tıbbi nedenini açıklar: adam ağır bir kalp krizi geçirmiştir. İfadenin ardından tam bir yan cümle gelir: Turns out + özne + fiil. Resmî olmayan anlatımda yeni bir gerçeği açıklama işlevi görür ve It turns out that ... yapısına yakındır. Kısa konuşma biçiminde özne it ve bağlaç that atılır.
Alıştırma
Resmî olmayan gerçeği açıklama cümlesini dersteki iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: ____ Maya had saved a copy of the file.
Cevabı göster
Turns out
suffered a massive heart attack: ağır bir kalp krizi geçirmek
Suffer a heart attack, kalp krizi geçirmek anlamına gelen yerleşik bir eşdizimdir. Burada suffered geçişli bir fiildir; bu nedenle from olmadan doğrudan a massive heart attack nesnesini alır. Massive, krizin son derece ağır veya kapsamlı olduğunu belirtir. Kalbin fiziksel olarak çok büyük olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Haberi suffer fiilinin geçmiş zamanı ve güçlü ağırlık sözcüğü massive ile tamamlayın: During the match, the coach ____ and was taken to the hospital.
Cevabı göster
suffered a massive heart attack
The doctor told me if I had my heart attack at any other place, Dilbilgisi
1:24Doktor bana, kalp krizini başka herhangi bir yerde geçirseydim,
if I had ... I'd be dead: gerçek dışı geçmiş koşul ve şimdiki sonuç
if yan cümlesi, gerçekte olanın aksine geçmişte başka bir yer hayal eder: krizi başka bir yerde geçirmemiştir. I'd be dead sonucu I would be dead now anlamına gelir; böylece cümle gerçekleşmemiş geçmiş bir durumu şimdiki bir sonuca bağlar. Özenli standart İngilizcede bu karma koşul cümlesi normalde If I had had my heart attack anywhere else, I'd be dead biçiminde olur. Konuşmacı doğaçlama konuşmada daha basit olan if I had my heart attack geçmiş zaman biçimini kullanır; bağlam yine de karşı-olgusal anlamı açıkça gösterir. Including possibly home yalnızca başka bir yere ilişkin araya eklenmiş bir örnektir, koşul yapısının parçası değildir.
Alıştırma
Konuşmacı bu bağlamda ne demek istiyor?
- Kalp krizi yardımın bulunduğu bir yerde gerçekleşti; başka bir yerde olsaydı şimdi ölmüş olacağına inanıyor.
- Bir sonraki kalp krizinin kesinlikle evde gerçekleşeceğini öngörüyor.
- Farklı yerlerde düzenli olarak kalp krizi geçiriyor ama her zaman hayatta kalıyor.
Cevabı göster
Kalp krizi yardımın bulunduğu bir yerde gerçekleşti; başka bir yerde olsaydı şimdi ölmüş olacağına inanıyor.
in front of a nurse who just barely arrived at the ball field Kelime
1:30sahaya daha yeni gelmiş bir hemşirenin gözleri önünde
just barely arrived: yalnızca birkaç an önce varmak
Bu yan cümlede just barely arrived, hemşirenin gerçekten vardığını ancak olaydan çok kısa bir süre önce geldiğini belirtir. Just zaman aralığını daraltırken barely çok az bir pay kaldığı hissini ekler. Bu ifade şanslı ve gerilimli bir tesadüfü vurgular. Hemşirenin varamadığı anlamına gelmez; barely, arrived ile kullanıldığında tamamlanmış varışı neredeyse fazla geç gerçekleşmiş gibi sunar.
Alıştırma
“Nina just barely arrived before the gate closed,” cümlesinde just barely arrived ne anlama gelir?
- Neredeyse hiç zamanı kalmadan vardı.
- Yakındı ama varmadı.
- Uzun süredir orada bekliyordu.
Cevabı göster
Neredeyse hiç zamanı kalmadan vardı.
got to thank: bir şey yapma fırsatı bulmak
Got to thank, get to + fiilin yalın hâli yapısının geçmiş zaman biçimidir. Burada “teşekkür etme fırsatına veya ayrıcalığına sahip oldu” anlamına gelir; yani Darren minnettarlığını yüz yüze ifade edebildi. Get to çoğu zaman bir eylemi memnuniyet verici, özel veya değerli bir deneyim olarak sunar. Burada had to ifadesindeki zorunluluk anlamı yoktur ve bu yapıda got hareket ya da varış anlamına gelmez.
Alıştırma
Değerli bir fırsatı göstermek için cümleyi get to yapısının geçmiş biçimi ve thank ile tamamlayın: After recovering, Leo ____ the paramedic in person.
Cevabı göster
got to thank
Every time I watch...: tekrarlanan bir tetikleyiciyi sonuca bağlamak
Every time I watch this video ifadesinde every time, tekrarlanan bir tetikleyiciyi, yani konuşanın videoyu her izleyişini belirten zaman yan cümlesini başlatır. Ana cümle ise bunun ardından düzenli olarak ortaya çıkan tepkiyi verir. Tekrarlanan durumları anlatırken burada her iki cümlecikte de genellikle geniş zaman kullanılır: Every time I watch..., I get.... İzleme eylemi tepkiden önce gerçekleşiyor diye will watch kullanılmaz.
Alıştırma
Aynı durumun her tekrarında ortaya çıkan bir tepkiyi hangi cümle doğal biçimde anlatır?
- Every time I hear that song, I smile.
- Every time I will hear that song, I smile.
- The next time I hear that song, I will smile.
Cevabı göster
Every time I hear that song, I smile.
get teary-eyed: duygulanıp gözlerin dolması
Get teary-eyed, genellikle bir duygu yoğunlaştığı için gözlerin yaşarmaya başlaması anlamına gelir. Burada get, teary-eyed sıfatının anlattığı duruma geçişi gösteren bağlayıcı bir fiildir. Bu ifade cry sözcüğünden daha belirgindir: Bir kişi get teary-eyed olabilir ama gözyaşları gözlerinde kalıp hiç akmayabilir. Bu cümlede konuşanın çok duygulandığını gösterir; mutlaka açıkça ağladığı anlamına gelmez.
Alıştırma
İngilizce cümleyi bu nottaki hedef ifadeyle tamamlayın: I always ____ during that graduation speech.
Cevabı göster
get teary-eyed
get kind of choked up: biraz duygulanıp boğazı düğümlenmek
Burada get choked up, yoğun duygular yüzünden boğazın düğümlenmesi ve konuşmanın zorlaşması demektir. Minnettarlık, mutluluk veya üzüntü buna yol açabilir; burada anlatılan, yiyeceğin nefes yolunu tıkaması değil, duygusal bir tepkidir. Kind of ifadeyi yumuşatır. “Biraz” veya “bir ölçüde” anlamına gelir; yani konuşan kişi hafif ya da kısmi bir tepkiyi anlatır.
Alıştırma
Cümleyi, “duygulanıp rahat konuşmakta biraz zorlanmak” anlamındaki ders ifadesiyle tamamlayın: Whenever I thank the nurse who saved me, I ____.
Cevabı göster
get kind of choked up
Haven't played since my heart attack: kalp krizinden beri oynamamak
Have not played, present perfect yapısının olumsuz biçimidir. Since my heart attack ile kullanıldığında, konuşanın geçmişteki kalp krizi olayından şu ana kadar hiçbir zaman oynamadığını belirtir. Since burada nedeni değil, başlangıç noktasını gösterir. Bu kısa konuşma yanıtında, bağlamdan anlaşılan I öznesi çıkarılmıştır. Tam cümle I haven't played since my heart attack. biçimindedir. Tek başına kullanılan normal bir cümlede veya resmî yazıda I öznesini ekleyin.
Alıştırma
Cümleyi play fiilinin kısaltılmış olumsuz present perfect biçimiyle tamamlayın. Konuşan kişi ameliyattan sonra bırakmış ve henüz geri dönmemiştir: I ____ since my heart surgery.
Cevabı göster
haven't played
pretty excited: derece zarfı olarak pretty
pretty excited ifadesindeki pretty, “oldukça” veya “epey” anlamına gelen bir derece zarfıdır. excited sözcüğünün derecesini artırır; bir şeyin güzel veya çekici olduğunu anlatmaz. Kalıp pretty + adjective şeklindedir. Kesin yoğunluk konuşanın sesine ve bağlama göre değişir, ancak burada absolutely thrilled kadar aşırı olmayan belirgin bir heyecan ifade eder.
Alıştırma
“I'm pretty nervous about tomorrow,” cümlesinde pretty ne anlama gelir?
- Güzel bir biçimde
- Çekici
- Oldukça veya epey
Cevabı göster
Oldukça veya epey
guardian angel: hayat kurtaran bir yardımcı için benzetme
Bu cümlede guardian angel, konuşan kişiyi koruyan ve onun hayatını kurtaran biri için kullanılan bir benzetmedir. Güçlü bir minnettarlık ve hayranlık ifade eder. Genellikle o kişinin gerçekten doğaüstü bir melek olduğu iddia edilmez. Daha geniş anlamda, kritik bir anda ortaya çıkan veya sizi sürekli kollayan birine guardian angel diyebilirsiniz.
Alıştırma
Bir antrenör çocuğun tehlikeli bir durumu güvenle atlatmasına yardım ettikten sonra çocuk, “You were my guardian angel.” diyor. Çocuk ne demek istiyor?
- Bana günlük, küçük bir iyilik yaptın.
- Yardıma çok ihtiyaç duyduğumda beni korudun.
- Sen gerçekten doğaüstü bir varlıksın.
Cevabı göster
Yardıma çok ihtiyaç duyduğumda beni korudun.
Would love to ile sıcak ve nazik bir istek belirtmek
Would love to burada “bir şeyi yapmayı çok istemek” anlamına gelir. Konuşmacı, şu anda ona sarılmakla ilgili samimi isteğini dile getirir; would ifadeyi yumuşatıp sıcaklık katar, gerçek dışı bir koşul belirtmez. Kalıp would love to + fiilin yalın hâlidir: would love to give, would love to meet, would love to help. Sıcak bir istek belirtmek, gönüllü olarak yardım önermek ve davetlere coşkuyla karşılık vermek için kullanışlıdır.
Alıştırma
Sıcak ve coşkulu bir istek belirten hedef ifadeyle yanıtı tamamlayın: “Thanks for inviting me. I ____ come.”
Cevabı göster
would love to
Give her a hug: give + kişi + a hug kalıbı
Give her a hug, “ona sarılmak” anlamına gelir. Burada give bir nesneyi teslim etmeyi anlatmaz; sevgi gösteren sarılma eylemini belirten yaygın bir ifade oluşturur. Yapı give + kişi + a hug biçimindedir. Kişi, a hug ifadesinden önce gelir: give me a hug, give your dad a hug, give them a hug. İngilizcede hug + kişi de kullanılabilir, ancak give yapısı öğrenilmesi yararlı olan sabit bir kalıptır.
Alıştırma
Hangi cümle “sana sarılmak” anlamında give + person + a hug yapısını doğal biçimde kullanır?
- Let me give you to a hug.
- Let me give you a hug.
- Let me give a hug you.
Cevabı göster
Let me give you a hug.