Stoacılık felsefesi - Massimo Pigliucci: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video açıklaması: Video, Stoacılığın Zenon’un deniz kazasından ve erdem ile özdenetim öğretilerinden başlayarak Marcus Aurelius, Nelson Mandela ve modern psikoterapi üzerindeki etkisine uzanan gelişimini anlatıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. But while this captures important aspects of Stoicism, the original philosophy was more than just an attitude. — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Önce yaygın bir görüşün kısmen doğru olduğunu kabul eden, ardından onu daha eksiksiz ve kesin bir açıklamayla düzelten ödünleme ve düzeltme yapısını tanımayı öğrenin. Bu yapı, açıklayıcı metinlerde ve tartışmalarda basitleştirilmiş bir anlayışı incelikle genişletmek için kullanılabilir. 2. would guide and comfort Nelson Mandela through his 27-year imprisonment — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: guide and comfort someone through something kalıbının, fikirlerin veya yazıların uzun süreli bir zorluk boyunca birine yön ve duygusal destek vermesini anlattığını kavrayın; bu kalıbı biyografilerde, tarihsel anlatılarda ve kişisel deneyimlerde kullanın. 3. rational emotive behavioral therapy — Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: Bu çok sözcüklü ifadeyi ayrı sıfatlar olarak değil, modern bir psikoterapi yönteminin tek ve bütün adı olarak tanıyın. Kişinin kendisine zarar veren yargıları değiştirmesinin koşullara verdiği tepkiyi dönüştürebileceği düşüncesi üzerinden Stoacılıkla bağını anlayın.
Bu derste
You've been stranded thousands of miles from home with no money or possessions. Kalıp ifadeler
0:07Evinizden binlerce mil uzakta, paranız veya eşyanız olmadan mahsur kaldınız.
be stranded thousands of miles from home: evden binlerce mil uzakta mahsur kalmak
be stranded ifadesindeki stranded, bir engel yüzünden yolculuğa devam etmenin veya bir yerden ayrılmanın imkânsız ya da çok zor olması nedeniyle mahsur kalmak demektir. Burada thousands of miles from home, çok büyük mesafeyi ve kişinin yalnız kalmışlığını vurgular. Başka durumlarda da kullanılabilen yapı be stranded + mesafe + from home şeklindedir: önce mahsur kalma durumunu, ardından bulunulan yerin eve ne kadar uzak olduğunu belirtir.
Alıştırma
Hangi cümle, bir yolculuk sorunu yüzünden Lena'nın evinden çok uzakta mahsur kaldığını doğal biçimde anlatır?
- After the flights were cancelled, Lena was stranded thousands of miles from home.
- After the flights were cancelled, Lena was stranded thousands of miles to home.
- After the flights were cancelled, Lena was standing thousands of miles from home.
Cevabı göster
After the flights were cancelled, Lena was stranded thousands of miles from home.
Such a predicament would make many people despair and curse their awful fate. Notlar
0:13Böyle bir çıkmaz birçok insanı umutsuzluğa düşürür ve korkunç kaderlerine lanet etmelerine neden olur.
Such a predicament: daha önce anlatılan zor duruma gönderme yapmak
Predicament, içinden çıkılması veya çözülmesi zor ve çoğu zaman insanı rahatsız eden bir durumdur. Genel anlamdaki problem sözcüğünden daha güçlü ve biraz daha resmîdir. Such a predicament ifadesinde such, “bu tür” anlamına gelir. İsim grubunun tamamı az önce anlatılan durumu tek bir ad altında toplar; bu yüzden yeni bir olay sunmak yerine önceki duruma gönderme yapar.
Alıştırma
İngilizce bağlamı okuyun ve zor durumun tamamına en iyi şekilde gönderme yapan başlangıcı seçin: The roads were flooded, and the last train had been cancelled. ___ would make anyone feel helpless.
- A routine task
- An easy question
- Such a predicament
Cevabı göster
Such a predicament
would make many people despair and curse: make + nesne + fiilin yalın hâli
make + nesne + fiilin yalın hâli yapısında make, bir durumun birinin harekete geçmesine veya tepki vermesine neden olduğunu anlatır. Burada many people nesnedir; despair ve curse ise and ile bağlanan iki yalın fiildir. Bu iki fiil, zor durumun yol açabileceği tepkileri anlatır. Bu etken yapıda fiillerden önce to kullanılmaz: make many people despair doğrudur, make many people to despair değildir. Would, bunun daha önce gerçekten yaşandığını değil, varsayılan bir durumda ortaya çıkması muhtemel bir sonucu gösterir.
Alıştırma
Cümleyi give up ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The pressure would make many people ____.
Cevabı göster
give up
it became the foundation of his life's work and legacy. Deyimler
0:21bu, hayatının eserinin ve mirasının temeli haline geldi.
But for Zeno of Cyprus, it became: Zenon'un karşıt sonucuna geçiş
But, birçok kişiden beklenen tepkiden başka bir yöne geçildiğini gösterir. for Zeno of Cyprus ifadesi “Kıbrıslı Zenon'un durumunda” demektir ve bakış açısını ona çevirir; it daha önce anlatılan zor duruma gönderme yapar. Bu başlangıç bir karşıtlık kurar: birçok insanı umutsuzluğa sürükleyebilecek aynı olay, Zenon'un yaşam boyu çalışmalarının temeli olmuştur. Burada yapı But | for Zeno... diye okunmalıdır; but for otomatik olarak tek bir kalıp sayılmamalıdır.
Alıştırma
Bu cümlenin başlangıcının temel işlevi nedir? But for Zeno of Cyprus, it became the foundation of his life's work and legacy.
- Bu zor durumun Zenon'un yararı için gerçekleştiğini söyler.
- Genel tepki ile Zenon'un durumundaki farklı sonucu karşılaştırır.
- Zenon'un bu zor durumun meydana gelmesini engellediğini söyler.
Cevabı göster
Genel tepki ile Zenon'un durumundaki farklı sonucu karşılaştırır.
became the foundation of...: bir ömürlük çalışmanın ve kalıcı etkinin temeli olmak
Burada foundation, daha sonraki çalışmaların gelişmesini sağlayan temel desteği anlatan bir benzetmedir. Became the foundation of, önceki bir deneyimin ardından gelen çalışmalara fikir veya yön verdiğini belirtir; fiziksel bir bina temeline dönüştüğü anlamına gelmez. His life's work, kişinin hayatını adadığı başlıca çalışmayı; his legacy ise ölümünden sonra kalan uzun süreli etkiyi anlatır. İfade bir bütün olarak, önceki olayın hem kariyerini hem de uzun vadeli etkisini şekillendirdiğini söyler.
Alıştırma
Hangi cümlede foundation aynı soyut anlamda kullanılmıştır?
- The concrete foundation cracked during the storm.
- She put the report on the foundation beside her desk.
- Her first field study became the foundation of her later research.
Cevabı göster
Her first field study became the foundation of her later research.
when he was shipwrecked in Athens around 300 BCE. Kelime
0:29MÖ 300 civarında Atina'da gemisi battığında her şeyini kaybetti.
The once wealthy merchant: once sözcüğünün “bir zamanlar” anlamı
The once wealthy merchant ifadesinde once, wealthy sıfatını niteler ve “bir zamanlar” ya da “geçmişte” anlamına gelir. once + sıfat + isim yapısı, bir kişinin veya şeyin önceki durumunu kısa biçimde anlatır. Bu kullanım genellikle şimdiki durumla bir karşıtlık kurar: tüccar önceden zengindi, ancak sonraki olaylar gerçekleştiğinde artık zengin değildi. Burada once, “bir kez” anlamına gelmez.
Alıştırma
Geçmişte ünlü olan bir oyuncuyu hangi ifade doğal biçimde anlatır?
- an actor who became famous once
- a once famous actor
- a famous once actor
Cevabı göster
a once famous actor
was shipwrecked in Athens: deniz kazası geçirip Atina'da mahsur kalmak
Was shipwrecked, tüccarın bir gemi kazası yaşadığı anlamına gelir: yolculuk yaptığı gemi kazaya uğramıştır. Özne bir kişi olduğunda be + shipwrecked, olayı o kişinin başına gelen bir durum olarak sunar ve sonrasında bir yerde mahsur kaldığını da ima edebilir. Bu cümlede in Athens, tüccarın Atina'da bulunmasını gemi kazası ve onun sonuçlarıyla ilişkilendirir. Tüccarın orada bir gemiyi onardığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Mürettebatın bir gemi kazası geçirip uzak bir adada mahsur kaldığını doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?
- The crew was shipwrecked on a remote island.
- The crew saw a shipwreck from a remote island.
- The crew wrecked a ship on a remote island.
Cevabı göster
The crew was shipwrecked on a remote island.
With not much else to do: bir seçimin arka planını belirtmek
With not much else to do, cümlenin başında durumu belirten bir ifadedir. Yapılabilecek başka etkinlik veya seçeneklerin az olduğunu anlatır ve kişinin ardından gelen ana cümledeki eylemi neden yaptığını açıklar. Yapı with + not much else + to do şeklindedir. Burada with, bir şeyi taşımak veya ona sahip olmak değil, “öyle bir durumda” anlamına gelir; to do ise sınırlı olan seçeneklerin yapılabilecek şeyler olduğunu gösterir. Bu ifadenin ardından genellikle virgül ve bir ana cümle gelmelidir.
Alıştırma
“Yapacak pek başka bir şey olmadığı için” anlamındaki ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: ____, we walked around the empty station.
Cevabı göster
With not much else to do
wandered into a bookshop: plansızca bir kitapçıya girmek
Wander into + yer, belirgin bir plan olmadan dolaşırken bir yere girmek demektir. Burada wandered into a bookshop, onun özellikle kitapçıya gitmeye karar vermediğini; gezinirken tesadüfen içeri girdiğini düşündürür. Into, dışarıdan içeriye doğru hareketi gösterir; bu nedenle yer bilgisi sahneyi tamamlar. Hikâye anlatımında wander into çoğu zaman plansız bir karşılaşmayı veya keşfi başlatır.
Alıştırma
Hangi cümle Maya'nın bir yere gelişigüzel ve önceden planlamadan girdiğini özellikle anlatır?
- Maya walked into a small music shop to pick up the guitar she had ordered.
- Maya wandered into a small music shop while exploring the old town.
- Maya hurried past a small music shop to catch the bus.
Cevabı göster
Maya wandered into a small music shop while exploring the old town.
became intrigued by reading about Socrates, Kalıp ifadeler
0:37Sokrates hakkında okuduklarıyla ilgisini çekti
became intrigued by reading about Socrates: okuyunca merakı uyanmak
Become intrigued, güçlü bir merak veya ilgi duymaya başlamak demektir. Bu cümlede became bir değişimi gösterir: Sokrates hakkında okumak, zaten var olan bir ilgiyi yalnızca anlatmak yerine ilgiyi başlatmıştır. Kalıp become intrigued by + isim veya -ing biçimidir. Buradaki by reading about Socrates, ilginin nedenini veya tetikleyicisini belirtir. By, edilgen bir eylemi yapan kişiyi göstermez.
Alıştırma
Cümleyi bu derste öğrendiğiniz üç sözcüklü geçmiş zaman kalıbıyla tamamlayın: After the museum visit, Lena ____ ancient maps.
Cevabı göster
became intrigued by
and proceeded to seek out and study with the city's noted philosophers. Notlar
0:40ve şehrin ünlü filozoflarını arayıp bulmaya ve onlarla çalışmaya başladı.
proceeded to seek out: ardından bilinçli bir aramaya geçmek
Proceed to + fiilin yalın biçimi, bir eylem dizisindeki sonraki adımı gösterir. Burada proceeded to, bu eylemin daha önceki bir adımdan sonra gerçekleştiğini anlatır. Seek out, belirli bir kişiyi, şeyi veya fırsatı bulmak için bilinçli bir çaba göstermek demektir. Birlikte kullanıldığında proceeded to seek out, filozoflarla tesadüfen karşılaşmak yerine daha sonra onları özellikle aramaya başladığını anlatır.
Alıştırma
“Ardından özellikle aramak” anlamındaki vurgulanan yapıyla cümleyi tamamlayın: After checking the directory, Maya ____ a local historian.
Cevabı göster
proceeded to seek out
study with the city's noted philosophers: tanınmış uzmanlardan öğrenmek
Study with someone, özellikle söz konusu kişi bir öğretmen, uzman veya sanatçıysa, o kişinin rehberliğinde öğrenmek anlamına gelebilir. Söz konusu kişi bir sınıf arkadaşıysa aynı ifade çoğu zaman eşit konumdaki arkadaşların birlikte ders çalışması anlamına gelir; burada filozofların uzman olması, onların rehber olduğu anlamını destekler. Noted burada tanınmış ve saygı gören demektir. İfadenin tamamı, onun şehirde tanınan filozoflardan eğitim aldığını anlatır.
Alıştırma
“Birinin rehberliğinde öğrenmek” anlamındaki vurgulanan kalıpla cümleyi tamamlayın: Elena moved to Seville to ____ a respected flamenco teacher.
Cevabı göster
study with
As Zeno began educating his own students, Dilbilgisi
0:46Zenon kendi öğrencilerini eğitmeye başladığında,
he originated the philosophy known as Stoicism, Kalıp ifadeler
0:49Stoacılık olarak bilinen felsefenin temellerini attı.
As Zeno began educating: as ile gelişen bir zaman bağlamı kurmak
As Zeno began educating, ana cümlenin zaman bağlamını verir. Buradaki as, “bu süreç başladığında” veya “bu süreç başlarken” anlamındadır: Zenon’un ders vermesi ile Stoacılığın ortaya çıkışı aynı gelişim dönemindeki olaylar olarak sunulur. Bu cümlede as esas olarak “çünkü” anlamına gelmez. Anlatımda As + özne + gelişmekte olan eylem, ana cümle kalıbı, birlikte ilerleyen iki olayı bağlamak için kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi cümlede as, örnekteki gibi gelişmekte olan bir zaman bağlamı sunar?
- As the key was missing, we could not open the door.
- As you requested, I attached the file.
- As Maya walked toward the library, it began to rain.
Cevabı göster
As Maya walked toward the library, it began to rain.
the philosophy known as Stoicism: known as ile bir ad belirtmek
the philosophy known as Stoicism isim grubunda known as, felsefenin adını belirtir. “Stoicism olarak adlandırılan” anlamına gelir. Known as, kısaltılmış bir ilgi cümleciğinin parçasıdır: the philosophy known as Stoicism, the philosophy that is known as Stoicism ile aynı anlama gelir. as’ten hemen sonra bir ad, unvan, lakap veya kamuya açık kimlik gelir; the name of eklenmez.
Alıştırma
“Adlandırılan” anlamındaki, derste geçen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The singer is ____ Luna on stage.
Cevabı göster
known as
and self-control have inspired generations of thinkers and leaders.
0:55ve özdenetim üzerine olan öğretileri, nesiller boyu düşünürlere ve liderlere ilham kaynağı olmuştur.
whose teachings ... have inspired: insan dışı bir öncülle whose
Whose bir ilgi cümleciği başlatır ve iyelik ya da ilişki bildirir. Burada önceki Stoicism sözcüğüne döner; bu nedenle whose teachings, “Stoicism'in öğretileri” demektir, “Zeno'nun öğretileri” değil. Whose yalnızca insanları değil; fikir, kuruluş, yer ve nesne gibi insan dışı öncülleri de gösterebilir. whose ifadesinden hemen sonra gelen isim, öncüle ait ya da onunla ilişkili şeyi belirtir. Bu cümlecikte teachings aynı zamanda have inspired ifadesinin öznesidir.
Alıştırma
Cümleyi iyelik ilişkisi gösteren ilgi sözcüğüyle tamamlayın: We visited a museum ____ collection includes ancient coins.
Cevabı göster
whose
The name Stoicism comes from the Stoa Poikile, Kalıp ifadeler
1:01Stoacılık adı, Stoa Poikile'den gelir;
where Zeno and his disciples gathered for discussion.
1:07Zenon ve müritlerinin tartışmak için toplandıkları yerdi.
The name Stoicism comes from ...: bir adın kökenini açıklamak
The name X comes from Y, bir adın ya da terimin kökenini açıklamanın yaygın bir yoludur. Bu cümlede X, Stoicism; Y ise terime adını veren sütunlu galerinin adı olan Stoa Poikile'dir. Özne The name Stoicism olduğu için comes from, “kökeni ... olmak” ya da “...den türemek” anlamına gelir. Bir kişinin veya nesnenin o yerden fiziksel olarak hareket etmesini anlatmaz.
Alıştırma
Hangi cümle bir sözcüğün kökenini açıklamak için comes from kullanıyor?
- The word robot comes across a Czech word.
- The word robot comes from a Czech word.
- The word robot comes to a Czech word.
Cevabı göster
The word robot comes from a Czech word.
the decorated public colonnade: sütunlarla çevrili kamusal bir alan
Colonnade, bir veya daha fazla sütun dizisinin oluşturduğu ya da taşıdığı, üstü kapalı ve yanları açık bir geçit veya mimari alandır. Bu isim öbeğinde ana isim colonnade'dir; public alanın ortak kullanıma veya halka açık olduğunu, decorated ise süslemelere sahip olduğunu belirtir. Burada ifade, Zenon'un grubunun toplandığı yerin gerçek türünü tanımlar. Stoicism adının sıradan bir caddeyle değil, belirli bir kamusal buluşma yeriyle bağlantılı olduğunu anlamaya yardımcı olur.
Alıştırma
Bu cümlede colonnade nasıl bir yeri ifade eder?
- sütun dizilerinin taşıdığı, üstü kapalı ve yanları açık kamusal bir alan
- bir binanın altındaki özel depo odası
- hiçbir mimari yapının bulunmadığı sıradan bir açık hava yolu
Cevabı göster
sütun dizilerinin taşıdığı, üstü kapalı ve yanları açık kamusal bir alan
colloquially use the word stoic to mean: günlük anlamı belirtmek
Colloquially, “sıradan ve gayriresmî dilde” anlamına gelir. use the word X to mean Y kalıbı, insanların belirli bir bağlamda bir sözcüğe yaygın olarak verdiği anlamı tanıtır. Burada küçük harfle yazılan stoic sözcüğünün günlük bir anlamı olduğu belirtilir: baskı altında sakin kalan ve güçlü duygusal tepkilerden kaçınan kişi. Bu günlük anlam bir kişilik özelliğini anlatır; büyük harfle yazılan felsefe Stoicism'in tam tanımı değildir.
Alıştırma
Bu cümlede colloquially neyi belirtir?
- Stoic sözcüğü yalnızca eski felsefi yazılarda kullanılabilir.
- Stoicism tek bir kişilik özelliğiyle tamamen tanımlanıyor.
- Cümle, stoic sözcüğünün günlük ve teknik olmayan anlamını veriyor.
Cevabı göster
Cümle, stoic sözcüğünün günlük ve teknik olmayan anlamını veriyor.
remains calm under pressure: zor durumlarda sakin kalmak
Remain calm, “sakin kalmaya devam etmek” demektir; remain, sakinlik durumunun değişmediğini vurgular. Under pressure, fiziksel olarak bir basıncın altında bulunmak değil, stresli veya çok şey talep eden bir durumda olmak demektir. İfadenin tamamı, durum gergin veya zorken bile duygularını kontrol eden ve açık biçimde hareket edebilen birini anlatır.
Alıştırma
Öğrendiğiniz ifadeyle cümleyi tamamlayın: Even when deadlines pile up, our team leader ____.
Cevabı göster
remains calm under pressure
But while this captures important aspects of Stoicism, Anlatım akışı
1:20Ancak bu Stoacılığın önemli yönlerini yakalasa da,
the original philosophy was more than just an attitude. Dilbilgisi
1:24orijinal felsefe sadece bir tutumdan daha fazlasıydı.
But while this captures..., ... was more than just...: düzeltmeden önce kısmen kabul etmek
Bu cümlede while, “... sırasında” değil, “... olsa da” anlamına gelir. while yan cümlesi, stoic sözcüğünün günlük anlamının Stoacılığın önemli bir bölümünü doğru yansıttığını kabul eder. Ana cümle daha sonra bu düşünceyi sınırlar: asıl felsefe sakin bir tutumdan daha fazlasını içeriyordu. Bu yapı, önce bir düşüncenin kısmen geçerli olduğunu kabul edip ardından daha eksiksiz veya daha önemli bir noktayı sunarak bilgiyi düzenler. But, önceki basitleştirilmiş açıklamadan geçişi güçlendirir; more than just ise bu açıklamanın fazla dar olduğunu gösterir.
Alıştırma
Cümle, stoic sözcüğünün günlük tanımını nasıl ele alıyor?
- Tanımın her bölümünü yanlış bularak tamamen reddediyor.
- Tanımı ve felsefeyi aynı zamanda gerçekleşen iki olay olarak anlatıyor.
- Tanımın kısmen doğru olduğunu kabul edip ardından eksik olduğunu söylüyor.
Cevabı göster
Tanımın kısmen doğru olduğunu kabul edip ardından eksik olduğunu söylüyor.
more than just an attitude: fazla dar bir tanımı düzeltmek
More than just + isim, isimle yapılan tanımın doğru olsa da eksik olduğunu anlatır. Burada başlangıçtaki felsefeyi yalnızca bir tutum olarak adlandırmak, onun içeriğini ve önemini olduğundan daha dar gösterir. Bu kalıpta just, 'az önce' değil, 'yalnızca' anlamındadır. Fazla dar bir açıklamayı düzeltmek istediğinizde bu kalıbı kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki üç sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: A library is ____ a room full of books.
Cevabı göster
more than just
resulting in a rational structure of the universe, Anlatım akışı
1:34ve bunun sonucunda evrenin rasyonel bir yapısı ortaya çıkıyordu,
operate according to a web of cause and effect: birbirine bağlı bir sisteme göre işlemek
Operate according to, 'bir sisteme ya da kurala göre işlemek' anlamına gelir. A web of cause and effect, birbirine bağlı birçok neden ve sonucu anlatan bir benzetmedir: Bir olay, daha büyük bir sistemin parçası olarak başka olayları etkileyebilir. Buradaki web, internet değil, birbirine bağlı bir yapı anlamındadır. Cümle bu imgeyi, çevremizdeki olayların bağlantılı neden-sonuç ilişkilerini izlediğine dair Stoacı görüşü açıklamak için kullanır.
Alıştırma
Bu cümlede a web of cause and effect neyi anlatıyor?
- Her şey internet aracılığıyla birbirine bağlıdır.
- Her olayın tek ve basit bir nedeni vardır ve daha geniş bir etkisi yoktur.
- Birbirine bağlı birçok neden ve sonuç birbirini etkiler.
Cevabı göster
Birbirine bağlı birçok neden ve sonuç birbirini etkiler.
resulting in a rational structure of the universe: evrenin akılcı bir yapısıyla sonuçlanmak
Resulting in + isim öbeği, az önce anlatılan durumun sonucunu ekler. Burada, daha önce sözü edilen nedenler zincirinin evrenin akılcı bir yapısını ortaya çıkardığını anlatır. Bu -ing yapısı, açıklayıcı metinlerde neden ile sonucu kısa ve sıkı biçimde bağlar. Resulting in ifadesinden sonra gelen bölüm bir hedefi veya amacı değil, sonucu belirtir.
Alıştırma
Cümleyi result in ifadesinin -ing biçimiyle tamamlayın: A water main broke, ____ the closure of two streets.
Cevabı göster
resulting in
which they called logos: logos adını verdikleri
Which, önceki a rational structure of the universe ifadesine gönderme yapar. Yan cümle, Stoacıların bu yapıya logos adını verdiğini söyler. which + özne + called + ad kalıbı, hemen önce sözü edilen bir kavramın adını tanıtabilir. Buradaki logos, evrenin akılcı ilkesi veya düzeni anlamına gelen bir Yunan felsefesi terimidir. Modern İngilizcedeki logo adının çoğulu değildir.
Alıştırma
Örnek cümlede which they called logos ne işe yarar?
- Logos kavramını evrenin yaratılma amacı olarak gösterir.
- Birkaç marka logosunun akılcı bir tasarımı olduğunu söyler.
- Az önce sözü edilen akılcı yapıya logos adını verir.
Cevabı göster
Az önce sözü edilen akılcı yapıya logos adını verir.
we can have control over how we approach things. Kelime
1:45ancak olaylara nasıl yaklaştığımız konusunda kontrol sahibi olabiliriz.
While we may not always..., we can...: bir sınırı kabul edip bir seçeneği göstermek
Bu cümlede while zaman ilişkisi değil, bir sınırlamayı kabul eden karşıtlık anlamı kurar. While ile başlayan yan cümle önce bir sınırı kabul eder: dış olaylar tamamen bizim kontrolümüzde değildir. Ana cümle daha sonra dikkati hâlâ mümkün olan şeye, yani nasıl tepki vereceğimizi seçmeye yöneltir. May not always, “her durumda değil” veya “her zaman olmayabilir” demektir. Cannot ya da never kadar kesin değildir. While we may not always X, we can Y kalıbı, gerçek bir sınırlamayı kabul ettikten sonra uygulanabilir bir seçenek sunmaya yarar.
Alıştırma
Hangi cümle önce bir sınırı kabul edip ardından mümkün olan bir seçeneği göstermek için aynı yapıyı kullanır?
- We may always prevent mistakes, but we cannot learn from them.
- Because we can learn from mistakes, mistakes never happen.
- While we may not always prevent mistakes, we can learn from them.
Cevabı göster
While we may not always prevent mistakes, we can learn from them.
Have control over: bir şey üzerinde kontrol veya yetki sahibi olmak
Have control over + bir isim veya isim gibi görev yapan bir yan cümle, olanları yönlendirecek yeteneğe, yetkiye ya da etkiye sahip olmak demektir. Bu cümlede ilk kullanım dış olaylara, ikincisi ise olaylara nasıl yaklaştığımıza işaret eder. Aynı ifadenin tekrarı karşıtlığı açıkça gösterir. Over sözcüğünden sonra your schedule gibi bir şey ya da how you respond gibi bir yan cümle gelebilir.
Alıştırma
Cümleyi “karar verme yeteneğine sahip olmak” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: Even when the train is late, you still ____ how you use the waiting time.
Cevabı göster
have control over
how we approach things: “ele almak veya düşünmek” anlamındaki approach
how we approach things ifadesinde approach, durumları belirli bir biçimde düşünmek, ele almak veya onlarla ilgilenmeye başlamak demektir. Bir şeye fiziksel olarak yaklaşmayı değil, kullanılan yöntem ya da tutumu anlatır. how ile başlayan yan cümlenin tamamı kontrol edebileceğimiz kısmı, yani nasıl karşılık verdiğimizi belirtir. Bu kullanım approach a problem veya approach a conversation örneklerinde olduğu gibi soyut nesnelerle yaygındır.
Alıştırma
Hangi cümlede approach, “bir şeyi belirli bir biçimde ele almak veya düşünmek” anlamında kullanılmıştır?
- The hikers are approaching the cabin.
- We need to approach this discussion calmly.
- The train is approaching the station.
Cevabı göster
We need to approach this discussion calmly.
the Stoic tries to deal with the world as it is, Kalıp ifadeler
1:52Stoacı, dünyayla olduğu gibi başa çıkmaya çalışır,
deal with the world as it is: dünyayı olduğu gibi ele almak
Deal with, bir durumla yüzleşmek, onu yönetmek veya ona karşılık vermek anlamına gelir. Burada deal with the world, gerçeklikten kaçmak yerine ona göre hareket etmeyi anlatır. As it is, bir şeyi farklı hayal etmeden “gerçekte olduğu haliyle” ele almak demektir. World sözcüğünün durumunu açıklar; “var olduğu için” anlamına gelmez. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp deal with + isim + as it is şeklindedir: önce gerçekleri kabul etmek, sonra onlara göre hareket etmek.
Alıştırma
“Şu anki gerçek haliyle” anlamına gelen üç sözcüklük ifadeyle cümleyi tamamlayın: We need to deal with the problem ____, not as we wish it were.
Cevabı göster
as it is
while pursuing self-improvement through four cardinal virtues. Kelime
1:55aynı zamanda dört temel erdem aracılığıyla kendini geliştirmeyi hedefler.
Rather than imagining..., the Stoic tries to...: iki seçeneği karşılaştırma
Rather than + -ing, seçilmeyen veya vurgulanmayan bir eylemi tanıtır; ana cümle daha sonra tercih edilen ya da gerçekten yapılan eylemi verir. Burada imagining an ideal society bir kenara bırakılır ve dünya ile olduğu gibi ilgilenmek öne çıkarılır. Cümle başındaki bu yapıda imagining eylemini yapan kişinin ana cümlenin öznesi olan the Stoic olduğu anlaşılır. -ing biçimi, iki eylemi aynı kişinin seçebileceği alternatif davranışlar olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için rather than ve complain fiilinin -ing biçimini kullanın: ____ about the delay, let's look for a solution.
Cevabı göster
Rather than complaining
pursuing self-improvement through four cardinal virtues: dört temel erdem yoluyla kendini geliştirmeye çalışmak
To pursue self-improvement, daha iyi biri olmak için sürekli çabalamak demektir. Through, kullanılan yöntemi açıklar: kişi dört erdemi uygulayarak gelişmeye çalışır. Burada cardinal, temel veya en önemli anlamındadır. Stoacı felsefede four cardinal virtues; bilgelik, adalet, cesaret ve ölçülülüktür. Bunlar iyi karaktere yön veren başlıca nitelikler olarak sunulur. Bu ifadede cardinal, haritadaki yönleri veya kilisedeki bir makamı anlatmaz.
Alıştırma
four cardinal virtues ifadesinde cardinal ne anlama gelir?
- kuzey, güney, doğu ve batıyla ilgili
- Katolik Kilisesi'nde üst düzey bir görevde bulunan
- temel veya en önemli
Cevabı göster
temel veya en önemli
the ability to navigate complex situations Kalıp ifadeler
2:01karmaşık durumları yönlendirebilme yeteneği,
Practical wisdom: gerçek durumlarda sağduyulu karar verme
Burada practical wisdom, Stoacı dört temel erdemden birinin adıdır. Yalnızca yararlı bilgilere ya da pratik becerilere sahip olmak değil, gerçek ve zor bir durumda ne yapılacağına sağduyuyla karar vermek anlamına gelir. Virgülden sonraki isim grubu açıklayıcı bir eşlemedir: mantıklı, bilgiye dayalı ve sakin karar vermeyi anlatarak practical wisdom ifadesinin bu cümledeki anlamını açıklar.
Alıştırma
Bu cümlede practical wisdom ifadesini en iyi hangi açıklama karşılar?
- Karmaşık ve gerçek bir durumda sağduyulu davranarak uygun bir eylem seçmek.
- Fiziksel nesneleri onarmaya yönelik pratik ipuçlarını bilmek.
- Nasıl davranacağına karar vermeden yararlı bilgiler toplamak.
Cevabı göster
Karmaşık ve gerçek bir durumda sağduyulu davranarak uygun bir eylem seçmek.
ability to navigate complex situations: zorlukları ustalıkla yönetme becerisi
ability to navigate complex situations ifadesinde navigate mecaz anlamda kullanılır. Engelleri fark edip uygulanabilir bir yol seçerek zor bir durumun üstesinden gelmek demektir; anlamı denizde yol almakla veya bir haritayı takip etmekle sınırlı değildir. ability to + fiil yapısı bir beceriyi veya kapasiteyi adlandırır. Burada navigate, complex situations ifadesini doğrudan nesne olarak alır; böylece bütün ifade tanımlanan beceriyi belirtir. Navigate through complex situations da mümkündür, ancak through gerekli değildir.
Alıştırma
Hangi cümlede navigate, örnektekiyle aynı mecaz anlamda kullanılmıştır?
- The map helped us navigate to the nearest library.
- The captain learned to navigate by the stars.
- Good communication helped us navigate the difficult conversation.
Cevabı göster
Good communication helped us navigate the difficult conversation.
Temperance: özdenetim ve ölçülülük
Temperance, istekleri ve davranışları aşırıya kaçmamak için kontrol etme erdemini anlatan resmî bir sözcüktür. Self-restraint her dürtünün peşinden gitmemeyi, moderation ise miktar ya da dereceyi makul düzeyde tutmayı vurgular. Virgülden sonraki the exercise of self-restraint and moderation isim öbeği, appositive denen açıklayıcı yapıdır: bu erdemler listesinde Temperance sözcüğünün ne anlama geldiğini doğrudan açıklar. Burada exercise, fiziksel egzersiz değil, bir niteliği uygulamak veya kullanmak demektir.
Alıştırma
Bu cümlede Temperance ne anlama geliyor?
- Bir şey ters gittiğinde öfke göstermek.
- Her türlü rahatlığı veya zevki reddetmek.
- Özdenetim uygulamak ve aşırılıktan kaçınmak.
Cevabı göster
Özdenetim uygulamak ve aşırılıktan kaçınmak.
treating others with fairness: treat + person + with + abstract noun kalıbı
treat + person + with + abstract noun kalıbı, bir kişiye karşı kullanılan davranış biçimini veya tutumu anlatır. treating others with fairness ifadesinde with fairness, fairly ile aynı anlamdadır; hangi aracın kullanıldığını değil, başkalarına nasıl davranıldığını belirtir. Aynı kalıp respect, kindness ve patience gibi niteliklerle de kullanılır: treat people with respect. Burada treating, Justice kavramının neleri içerdiğini açıklayan bir -ing öbeğidir.
Alıştırma
Cümleyi bir edatla tamamlayın: The teacher treats every student ____ patience.
Cevabı göster
with
even when they have done wrong: zor bir durumda da geçerli kalan bir ilke
Even when, ana düşünceyi geçersiz kılmadan zor bir koşul ekler. Burada başkaları yanlış bir şey yapmış olduğunda bile onlara adil davranma ilkesi geçerliliğini korur. They, önceki others sözcüğüne gönderme yapar. Have done wrong, present perfect yapısındadır: yanlış davranış şimdiden önce gerçekleşmiştir ve bu gerçek, o kişilere şimdi nasıl davranıldığı açısından önemlidir.
Alıştırma
Bu cümlede even when they have done wrong neyi gösterir?
- Yanlış yapan biri artık adil davranılmayı hak etmez.
- Adil davranma ilkesi yalnızca hiç kimse hata yapmadan önce geçerlidir.
- Başkaları yanlış bir şey yaptığında da adil davranma ilkesi geçerliliğini korur.
Cevabı göster
Başkaları yanlış bir şey yaptığında da adil davranma ilkesi geçerliliğini korur.
but facing daily challenges with clarity and integrity. Kalıp ifadeler
2:24günlük zorluklarla açıklık ve dürüstlükle yüzleşirken.
not just ... but ...: cesaretin görüldüğü durumları genişletmek
Not just A, but B sınırlı bir düşünceyi genişletir: A doğru kalır ve B başka önemli bir durum olarak eklenir. Burada cesaret yalnızca olağanüstü koşullarda görülmez; bir kişi günlük zorluklarla açıklık ve dürüstlük içinde yüzleştiğinde de ortaya çıkar. But sözcüğünden sonra also kullanılmamıştır, ancak yapı yine de not only ... but also ... mantığını taşır. İfade, courage çevresinde kurulmuş kısa ve liste biçiminde bir parçadır; bu nedenle iki bölüm de courage ile bağlantılı anlaşılır.
Alıştırma
Hangi cümle cesaretin hem acil durumlarda hem de günlük seçimlerde görülebileceğini söyler?
- Courage appears not just in emergencies but also in everyday choices.
- Courage appears not in emergencies but only in everyday choices.
- Courage appears either in emergencies or in everyday choices, but not both.
Cevabı göster
Courage appears not just in emergencies but also in everyday choices.
face challenges with clarity and integrity: zorluklarla berraklık ve dürüstlükle yüzleşmek
Burada facing daily challenges, her gün ortaya çıkan sıradan güçlüklerle doğrudan başa çıkmak demektir. face fiilinden sonra karşı karşıya kalınan şey gelir: face + challenges. with clarity and integrity, bu zorluklarla nasıl yüzleşildiğini açıklar. Clarity, durumu berrak biçimde düşünüp görmek; integrity ise dürüstçe ve sağlam ahlaki ilkelere göre davranmaktır. Aktarılabilir kalıp face + zorluk + with + nitelik şeklindedir.
Alıştırma
face + challenges + with + nitelikler kalıbını clarity ve integrity ile kullanarak cümleyi tamamlayın: Good leaders ____.
Cevabı göster
face challenges with clarity and integrity
As Seneca ... wrote: bir alıntıyı tanıtmak
Burada As Seneca ... wrote, “Seneca'nın yazdığı gibi” anlamına gelir. Başlangıçtaki yan cümle, ardından gelen alıntı ya da düşünceden önce kaynağı belirtir; As, “Seneca rolünde” demek değildir. one of the most famous Roman Stoics, Seneca'nın kim olduğunu açıklayan ek bir ara ifadedir. Virgüller bunun araya giren ek bilgi olduğunu gösterir; bu yüzden ana kalıp As Seneca wrote, ... olarak kalır. Aktarılabilir yapı As + kişi + aktarma fiili biçimindedir ve ardından o kişinin sözleri ya da görüşü gelir.
Alıştırma
Hangi cümle, kişinin görüşünü tanıtmak için As + kişi + aktarma fiili yapısını kullanıyor?
- As a doctor, Lee studies how habits affect health.
- Dr. Lee observed small habits during the experiment.
- As Dr. Lee observed, small habits can produce large changes.
Cevabı göster
As Dr. Lee observed, small habits can produce large changes.
"Sometimes even to live is an act of courage." Anlatım akışı
2:32"Bazen yaşamak bile bir cesaret eylemidir."
Even to live is an act of courage: özne olarak mastar öbeği
to live is an act of courage cümlesinde to live mastar öbeği öznedir. Değerlendirilen eylemi adlandırır; bu nedenle buradaki to, amacı belirten yapmak için anlamına gelmez. Even, odağı to live üzerine yerleştirir: bazı durumlarda yaşamaya devam etmek gibi en temel eylem bile kendi başına cesaret gerektirebilir. Böylece courage, dramatik veya kahramanca davranışların ötesine taşınır.
Alıştırma
Hangi cümlede bir mastar öbeği özne olarak kullanılmış ve şaşırtıcı bir eylem even ile vurgulanmıştır?
- Even to ask for help can take courage.
- She called a friend to ask for help.
- She even called a friend after asking for help.
Cevabı göster
Even to ask for help can take courage.
But while Stoicism focuses on personal improvement,
2:36Fakat Stoacılık kişisel gelişime odaklansa da,
Not a self-centered philosophy: kişisel gelişim bencillik değildir
Self-centered, kendi ihtiyaçları, çıkarları veya duygularıyla aşırı ilgilenip diğer insanlarla yeterince ilgilenmemeyi anlatan olumsuz bir sıfattır. Buradaki not a self-centered philosophy, Stoacılığın insanlara yalnızca kendilerini önemsemeyi öğrettiği düşüncesini reddeder. Cümle, kişisel gelişimi bencillikten ayırır: kendi karakteriniz üzerinde çalışmak otomatik olarak herkesi görmezden gelmek anlamına gelmez. Olumsuz anlam, self-centered birleşik sıfatının bütününe aittir.
Alıştırma
Örnekteki not a self-centered philosophy ifadesini en iyi hangi yorum açıklar?
- Kendini geliştirmenin her zaman diğer insanları görmezden gelmek anlamına geldiğini söyler.
- Hem kişisel gelişimi hem de başkalarını önemsemeyi reddeder.
- Kişisel gelişimi teşvik edebilir, ancak insanlara yalnızca kendilerini önemsemeyi öğretmez.
Cevabı göster
Kişisel gelişimi teşvik edebilir, ancak insanlara yalnızca kendilerini önemsemeyi öğretmez.
At a time when Roman laws considered slaves as property, Notlar
2:43Roma yasalarının köleleri mülk olarak gördüğü bir dönemde,
considered slaves as property: nesneyi bir kategoriye yerleştirmek
Roman laws considered slaves as property ifadesinde considered, “üzerinde düşündü” değil, “... olarak değerlendirdi ya da sınıflandırdı” demektir. Roman laws özne, slaves nesne, as property ise onlara verilen yasal kategoridir. Aktarılabilir kalıp consider + nesne + as + isim kategorisi şeklindedir. Bir kuralın, kurumun ya da kişinin bir şeyi nasıl tanımladığını anlatır. Günümüz İngilizcesinde, özellikle ardından sıfat ya da isim tümleci geldiğinde as çoğu zaman atılır: They considered the rule unfair; They considered the building public property.
Alıştırma
"The policy considers the path as public land," cümlesinde considers ne anlama gelir?
- Yol boyunca yürümeyi planlıyor.
- Yolu satın alıp almamaya karar veriyor.
- Yolu kamu arazisi olarak sınıflandırıyor.
Cevabı göster
Yolu kamu arazisi olarak sınıflandırıyor.
Seneca called for their humane treatment Kalıp ifadeler
2:47Seneca onlara insanca davranılması çağrısında bulundu
At a time when: bir dönemi arka plan olarak sunmak
At a time when, “... olduğu bir dönemde” anlamına gelir. Belirli bir saati değil, bir çağ veya aşamayla ilgili arka plan yan cümlesini başlatır. At a time when + yan cümle, + ana cümle yapısı önce koşulları verir. Burada bu arka plan, Seneca'nın insanca muamele çağrısını dönemin yasalarına karşı öne çıkarır.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki “... olduğu bir dönemde” anlamına gelen dört sözcüklü başlangıçla tamamlayın: ____ most families had no internet access, the library offered free computer use.
Cevabı göster
At a time when
called for their humane treatment: bir eylemi kamuoyu önünde savunmak
Burada called for, “kamuoyu önünde talep etti veya savundu” anlamına gelir. Seneca, daha önce sözü edilen köleleştirilmiş insanların insanca muamele görmesi gerektiğini savunuyordu; their bu insanları belirtir. Bu ifade telefon etmek anlamına gelmez. Kullanılabilir kalıp call for + isim öbeği şeklindedir. İsim öbeği talep edilen eylemi, politikayı veya değişikliği belirtir; bu cümlede talep edilen sonuç their humane treatment ifadesidir.
Alıştırma
Cümleyi, derste geçen ve “kamuoyu önünde talep etti” anlamına gelen iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: After the factory accident, the union ____ safer working conditions.
Cevabı göster
called for
and stressed that we all share the same fundamental humanity. Anlatım akışı
2:49ve hepimizin aynı temel insanlığı paylaştığımızı vurguladı.
stressed that we all share the same fundamental humanity: temel iddiayı öne çıkarmak
Burada stressed, “vurguladı” anlamındaki bir aktarım fiilidir. that ile başlayan yan cümle, öne çıkarılan düşünceyi tam olarak verir: bütün insanlar aynı temel insani değeri paylaşır. Stress bu kullanımda duygusal baskı anlamına gelmez. Cümle and ile başladığı için stressed, Seneca'nın ikinci bir eylemini ekler ve ortak insanlık ilkesini daha önceki insanca muamele çağrısını destekleyen bir neden hâline getirir. Kullanılabilir kalıp özne + stress fiilinin uygun biçimi + that + tam yan cümle şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi stress that ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The coach ____ every player had to arrive on time.
Cevabı göster
stressed that
Nor does...: devrik yapıyla ikinci bir olumsuzluk eklemek
Nor, daha önce belirtilmiş olumsuz bir düşünceye ikinci bir olumsuz yargı ekler: Stoacılık edilgenliği de teşvik etmez. Böylece konuşan kişi olası yanlış anlamaları art arda ortadan kaldırır. Nor yan tümcenin başına geldiğinde özne ile yardımcı fiilin yeri değişir: Nor + yardımcı fiil + özne + fiilin yalın hâli. Özne üçüncü tekil kişi olduğu için does, Stoicism'den önce gelir; encourage ise yalın hâlde kalır.
Alıştırma
İkinci cümleyi Nor ve doğru yardımcı fiille tamamlayın: The plan does not reduce costs. ____ it solve the safety problem.
Cevabı göster
Nor does
can bring positive change in others. Kalıp ifadeler
3:03başkalarında olumlu bir değişim yaratabileceğidir.
The idea is that only...: ana düşünceyi sunmak
The idea is that... kendisinden sonraki yan tümceyi, açıklamadan çıkarılması gereken ana nokta olarak işaretler. Burada yürütülen düşünceyi özetler ve temel bir ilkeyi sunar; idea gündelik bir öneri değil, ana iddia anlamındadır. that yan tümcesi bu düşüncenin içeriğini verir. Hemen ardından gelen only, dikkati gerekli bir koşula çeker: olumlu değişim yaratabilecek kişiler, önce kendi içlerinde erdem ve özdenetim geliştirmiş olanlarla sınırlıdır.
Alıştırma
Özeti The idea is that ve odaklayıcı only sözcüğüyle tamamlayın: ____ registered members can borrow equipment overnight.
Cevabı göster
The idea is that only
Only people who ... can ...: koşulu karşılayan kişileri sınırlamak
only + people + who yan cümlesi + can ... kalıbı, who yan cümlesiyle tanımlanan kişilerin sonucu gerçekleştirebilecek veya bunu yapmaya yetkili tek kişiler olduğunu belirtir. Burada only, people sözcüğünü sınırlar; who have cultivated virtue and self-control in themselves ise gerekli kişi türünü tanımlar. Who yan cümlesi koşulu belirtir, can bring ise bu koşulu karşılayan kişiler için neyin mümkün olduğunu açıklar. Only sözcüğünü cümlede daha ileri taşımak kapsamını değiştirebilir; bu durumda cümle artık “başka hiç kimse yapamaz” anlamına gelmeyebilir.
Alıştırma
Hangi cümle, kodu bilmenin zorunlu olduğunu ve kodu bilmeyen çalışanların bu dolabı açamayacağını belirtir?
- Only employees who know the code can open this cabinet.
- Employees who only know the code can open this cabinet.
- Employees who know the code can only open this cabinet.
Cevabı göster
Only employees who know the code can open this cabinet.
bring positive change in others: insanların kendi içindeki değişim
bring positive change in others ifadesinde bring, “neden olmak veya meydana getirmek” anlamına gelir; change ise fiil değil, isimdir. Bu ifade, bir kişinin etkisinin başkalarının tutumlarını, alışkanlıklarını, davranışlarını veya karakterlerini geliştirmesine yardımcı olduğunu anlatır. in edatı, değişimin gerçekleştiği yer olarak insanların kendisini gösterir. Buna karşılık to, çoğu zaman bir topluluğu, kuruluşu veya bölgeyi yararlı etkinin alıcısı olarak sunar.
Alıştırma
İngilizce cümleyi bring, positive change ve değişimin genç sporcuların kendisinde gerçekleştiğini gösteren edatla tamamlayın: A patient coach can ____ young athletes.
Cevabı göster
bring positive change in
was also one of Rome's greatest emperors.
3:08aynı zamanda Roma'nın en büyük imparatorlarından biriydi.
One of the most... was also one of...: paralel iki kimlik
Cümle, aynı kişiyi iki özel grubun içine yerleştirmek için one of + üstünlük derecesi + çoğul isim biçimindeki iki paralel öbeği kullanır: ünlü Stoacı yazarlar ve büyük Roma imparatorları. was also iki betimlemeyi bağlar ve kişinin iki kimliğe de sahip olduğunu vurgular. one of sonrasında sayılabilen isim daha büyük grubu adlandırdığı için çoğul olur: writers ve emperors. one of... yapısının kendisi özne olduğunda baş unsur one'dır; bu nedenle fiil One of the writers is here. örneğindeki gibi tekil olur.
Alıştırma
Hangi cümle paralel one of... is also one of... yapısını doğru kullanıyor?
- One of the youngest scientist on the team is also one of its clearest speaker.
- One of the youngest scientists on the team are also one of its clearest speakers.
- One of the youngest scientists on the team is also one of its clearest speakers.
Cevabı göster
One of the youngest scientists on the team is also one of its clearest speakers.
Over the course of his 19-year reign: olayları bir zaman aralığı içine yerleştirmek
Over the course of + bir zaman dilimi, o dönem boyunca anlamına gelir. Sonraki bilgiyi zamanın tüm akışı içine yerleştirir ve çoğu zaman tek, yalıtılmış bir an yerine gelişim, devamlılık veya tekrarlanan olaylar düşündürür. reign, bir kralın, kraliçenin veya imparatorun hüküm sürdüğü dönemdir. 19-year reign ifadesinde 19-year, isimden önce gelen birleşik bir sıfattır; bu nedenle year tekil kalır ve iki bölüm kısa çizgiyle birleştirilir.
Alıştırma
Okul yılının tamamı boyunca anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____ the school year, the club gained thirty new members.
Cevabı göster
Over the course of
to lead the empire through two major wars Kalıp ifadeler
3:18imparatorluğu iki büyük savaştan geçirme azmini verirken,
Stoicism gave Marcus Aurelius the resolve: kararlılığın kaynağı
Bu cümlede Stoacılık, Marcus Aurelius'un kararlılığının kaynağı olarak sunulur. give someone the resolve to do something kalıbı, bir deneyimin, inancın veya kişinin başka birine harekete geçmesi için içsel güç vermesi anlamına gelir. Burada resolve bir isimdir; to lead the empire through two major wars ise onun yapmaya kararlı olduğu eylemi belirtir. Geçmiş zamandaki gave fiili, kaynak olan Stoicism ile bu kararlılığı alan kişiyi birbirine bağlar.
Alıştırma
Cümleyi give someone the resolve to do something kalıbıyla tamamlayın: Her coach's encouragement ____ keep training after the loss.
Cevabı göster
gave her the resolve to
lead the empire through two major wars: zorlu bir süreçte liderlik etmek
lead someone or something through a difficult period yapısı, bir kişi, grup veya kurum tüm zorluğu yaşarken onu yönlendirmek, yönetmek ya da desteklemek anlamına gelir. Burada Marcus Aurelius'un iki savaş sırasında imparatorluğu yönettiği ve bu savaşlara dayanmasına yardımcı olduğu anlatılır. Through, bir sürecin başlangıcından sonuna doğru ilerlemeyi belirtir. Buradaki kullanım mecazidir; imparatorluk fiziksel bir yerin içinden geçmemektedir.
Alıştırma
Cümleyi lead someone or something through a difficult period yapısının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The principal ____ the school ____ a year of major changes.
Cevabı göster
led · through
while dealing with the loss of many of his children. Dilbilgisi
3:21birçok çocuğunu kaybetmenin acısıyla başa çıkmasını sağladı.
while dealing with...: eş zamanlı arka planı kısaltılmış yan cümleyle anlatma
while dealing with... ifadesinde while, ana cümledeki olayla aynı anda gerçekleşen bir durumu anlatır. -ing yan cümlesi, while he was dealing with... yapısının kısaltılmış biçimidir ve kayıp acısını süren bir arka plan baskısı olarak sunar. dealing fiilinin anlaşılmayan öznesi, ana cümlenin öznesiyle aynı olmalıdır. Burada deal with the loss of..., yalnızca pratik bir işi halletmek değil, yasla yüzleşmek ve onunla başa çıkmak anlamına gelir.
Alıştırma
Cümleyi while ve deal fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: Lena stayed calm ____ a sudden crisis.
Cevabı göster
while dealing with
Marcus's journals would guide and comfort Nelson Mandela Kalıp ifadeler
3:26Marcus'un günlükleri Nelson Mandela'ya rehberlik edecek ve onu teselli edecekti,
during his struggle for racial equality in South Africa. Kültür
3:33Güney Afrika'daki ırk eşitliği mücadelesi sırasında.
would guide and comfort someone through...: geçmişten bakıldığında sonraki yardım
Guide and comfort someone through a difficult period, zor bir dönem boyunca birine yön vermek ve duygusal destek sağlamak anlamına gelir. through his 27-year imprisonment, 27 yıllık hapis dönemini günlüklerin Mandela'ya yardım ettiği uzun sürenin tamamı olarak gösterir. Burada would, geçmişten bakıldığında gelecekte olanı belirtir. Anlatıcı, Marcus'la ilişkili daha eski tarihî noktadan daha sonra gerçekten gerçekleşen bir olaya doğru bakar; bu cümlede would koşul bildirmez.
Alıştırma
Hangi cümlede would, geçmişteki bir bakış açısından sonradan gerçekten gerçekleşen bir olayı anlatır?
- Every winter, her letters would comfort him by the fire.
- Years later, her letters would comfort him during a difficult winter.
- Her letters would comfort him if he ever received them.
Cevabı göster
Years later, her letters would comfort him during a difficult winter.
struggle for racial equality in South Africa: Güney Afrika’da ırksal eşitlik mücadelesi
Burada his zamiri Nelson Mandela’yı ifade eder. His struggle for racial equality in South Africa, Güney Afrika’da insanları ırklarına göre eşit haklardan mahrum bırakan apartheid sistemine karşı yürüttüğü uzun siyasi ve toplumsal mücadeleyi anlatır. struggle for + hedef yapısında for, ulaşılmaya çalışılan hedefi gösterir. Buradaki struggle sıradan bir kişisel zorluk değil, sistemsel adaletsizliğe karşı uzun süreli direniştir.
Alıştırma
Bu cümlede struggle for racial equality ne anlama geliyor?
- Her ırktan insanın eşit haklara kavuşması için yürütülen uzun süreli siyasi ve toplumsal çaba.
- İki kişi arasında yaşanan kısa süreli fiziksel kavga.
- Mandela’nın yeni bir beceri öğrenirken yaşadığı kişisel zorluk.
Cevabı göster
Her ırktan insanın eşit haklara kavuşması için yürütülen uzun süreli siyasi ve toplumsal çaba.
After his release and eventual victory, Anlatım akışı
3:37Serbest bırakılmasının ve nihai zaferinin ardından,
Mandela stressed peace and reconciliation, Kalıp ifadeler
3:39Mandela barış ve uzlaşmayı vurguladı,
After his release and eventual victory: serbest bırakılması ve nihai zaferinden sonra
After his release and eventual victory, cümlenin başında kullanılan bir zaman ifadesidir. After, his release ve eventual victory adlı eş görevli iki isim öbeğini tanıtır ve bu iki dönüm noktasını ana eylem olan Mandela stressed peace and reconciliation’dan önceye yerleştirir. Eventual, zaferin uzun bir süreç, gecikme ya da zorluktan sonra en sonunda geldiğini gösterir; “hemen” anlamına gelmez. Bu kısa yapı, biyografilerde önceki dönüm noktalarından kişinin daha sonra yaptığı şeye geçmek için kullanışlıdır.
Alıştırma
Hangi cümle, iki dönüm noktasını ana eylemden önceye yerleştirmek için After + isim öbekleri yapısını ve uzun bir süreçten sonra ulaşılan sonucu göstermek için eventual sözcüğünü kullanıyor?
- Before her release and eventual victory, she called for reconciliation.
- After her release and eventual victory, she called for reconciliation.
- Because of her release and eventual victory, she called for reconciliation.
Cevabı göster
After her release and eventual victory, she called for reconciliation.
stressed peace and reconciliation: stress + soyut isimler
Burada stressed, “önemli olduğunu vurguladı” anlamına gelir. Geçişli stress fiilinin geçmiş zaman biçimidir; peace and reconciliation ise fiilin doğrudan nesneleridir. Reconciliation, bölünme veya çatışmadan sonra sürdürülebilir ve barışçıl bir ilişkinin yeniden kurulmasıdır. stress + soyut isim kalıbı, bir kişinin veya grubun önemli gördüğü ilke ya da öncelikler aktarılırken sık kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümle müdürün iki ilkeyi kamuya açık biçimde vurguladığını söyler?
- The principal was stressed about fairness and respect.
- The principal stressed fairness and respect.
- The principal stressed about fairness and respect.
Cevabı göster
The principal stressed fairness and respect.
believing that while the injustices of the past couldn't be changed, Dilbilgisi
3:42geçmişteki adaletsizliklerin değiştirilemeyeceğine inanarak,
his people could confront them in the present Kalıp ifadeler
3:46halkının bugün onlarla yüzleşebileceğine
and seek to build a better, more just future. Kalıp ifadeler
3:48ve daha iyi, daha adil bir gelecek inşa etmeye çalışabileceğine inandı.
believing that while ... couldn't ..., ... could ...: sınırlar ve eylemler arasındaki karşıtlık
Believing that, önceki cümlecikteki eylemin arkasında bulunan inancı açıklar. believing ifadesinin anlamca öznesi Mandela'dır; that ile başlayan yan cümle de onun inancının içeriğini verir. Burada while zaman değil, ödünleme ve karşıtlık bildirir. Değiştirilemeyen geçmiş haksızlıkları, insanların bugün hâlâ yapabilecekleriyle karşılaştırır. while + sınırlama, ... could/can + karşılık yapısı, mümkün bir eylem sunmadan önce gerçek bir sınırı kabul etmeye yarar.
Alıştırma
Hangi cümlede while, değiştirilemeyen bir sınır ile olası bir karşılığı karşılaştırır?
- While we cannot undo the mistake, we can learn from it.
- While the team was meeting, the manager wrote a report.
- While we were discussing the mistake, the phone rang.
Cevabı göster
While we cannot undo the mistake, we can learn from it.
could confront them in the present: adaletsizliklerle bugün yüzleşmek
Burada could confront them in the present, halkının geçmişteki adaletsizliklerle dürüstçe yüzleşme ve bunların etkilerini şimdi ele alma imkânına sahip olduğunu anlatır. Them, bu adaletsizliklere gönderme yapar. Confront + bir sorun, adaletsizlik, korku veya zor bir gerçek, ondan kaçmak yerine onunla doğrudan yüzleşmek demektir. Sözcük tek başına şiddetli bir çatışma anlamına gelmez; neyle yüzleşildiğini nesne gösterir.
Alıştırma
Hangi cümlede confront, ciddi bir sorunla doğrudan yüzleşmek anlamında doğru kullanılmıştır?
- The committee must confront the evidence of discrimination.
- The committee must confront to the evidence of discrimination.
- The committee must confront against the evidence of discrimination.
Cevabı göster
The committee must confront the evidence of discrimination.
seek to build a better, more just future: daha iyi ve daha adil bir gelecek kurmaya çalışmak
Seek to build a better, more just future, böyle bir geleceği kurmak için ciddi bir çaba göstermek demektir. Seek to + fiilin yalın hâli resmî bir yapıdır ve bir amaç ya da niyet sunar; amaca daha önce ulaşıldığını söylemez. A better, more just future ifadesinde better ve more just birlikte future sözcüğünü niteler. Just burada yalnızca anlamındaki bir zarf değil, adil anlamındaki bir sıfattır.
Alıştırma
Bu resmî misyon ifadesini seek to build yapısının doğru biçimiyle tamamlayın: Our program ____ stronger, fairer communities.
Cevabı göster
seeks to build
an active school of philosophy: düşünsel gelenek anlamındaki school
Bu tarihsel bağlamda school, ortak fikir ve yöntemleri paylaşan düşünürler grubunu ya da bir düşünce geleneğini anlatır; okul binası veya eğitim kurumu anlamına gelmez. Bu nedenle a school of philosophy, felsefi bir akım ya da gelenektir. Active, bu geleneğin o yüzyıllarda takipçilerinin bulunduğunu ve öğretilmeye, tartışılmaya veya uygulanmaya devam ettiğini belirtir. Fiziksel enerjiyi anlatmaz.
Alıştırma
Hangi cümlede school, eğitim kurumu değil düşünsel bir gelenek anlamındadır?
- Epicureanism was a major school of philosophy in the ancient world.
- The university built a new school for philosophy students.
- The school hired three philosophy teachers.
Cevabı göster
Epicureanism was a major school of philosophy in the ancient world.
but its influence has continued to this day. Kalıp ifadeler
4:01ancak etkisi bugüne kadar devam etti.
As a formal institution, it faded away: yargının kapsamını sınırlamak
Baştaki As a formal institution ifadesi, it faded away yargısının kapsamını sınırlar. Stoacılığın örgütlü biçimiyle ortadan kalktığını söyler; bütün izlerinin yok olduğunu söylemez. But ile başlayan yan cümle, bu ortadan kalkışı etkisinin sürmesiyle karşılaştırır. Burada as, “bir rol ya da biçim olarak” anlamındadır; “-iken” anlamına gelmez. As + isim öbeği yapısı, bir yargıda bulunmadan önce belirli bir yönü veya konumu ortaya koyar.
Alıştırma
Hangi cümle bir yargıyı belirli bir biçim ya da rolle sınırlamak için As + isim öbeğini kullanır?
- Because the community center closed, the staff packed the chairs.
- As the community center was closing, the staff packed the chairs.
- As a community center, the building closed, but it still hosts occasional events.
Cevabı göster
As a community center, the building closed, but it still hosts occasional events.
fade away: giderek zayıflayıp yok olmak
Buradaki it, resmî bir kurum olarak Stoacılığı ifade eder. Faded away, onun giderek zayıfladığını ve sonunda bu örgütlü biçimde var olmayı bıraktığını anlatır; renginin solduğu anlamına gelmez. Fade away, kaybolmayı tek bir an değil, bir süreç olarak gösterir. Aynı öbek fiil; bir sesin, anının, duygunun, geleneğin veya kurumun giderek zayıflayıp yok olmasını ya da neredeyse fark edilemez hâle gelmesini anlatabilir.
Alıştırma
Hangi cümlede fade away giderek kaybolma anlamında kullanılmıştır?
- The distant music stopped with a sharp click.
- The distant music gradually faded away.
- The distant music became louder and clearer.
Cevabı göster
The distant music gradually faded away.
has continued to this day: günümüze kadar sürmek
Burada its, Stoacılığı ifade eder ve has continued present perfect yapısındadır. Bu yapı, geçmişte başlayan bir etkiyi günümüze bağlar ve etkinin hâlâ var olduğunu belirtir. To this day, 'geçmişten bugüne kadar ve şu anda da hâlâ' anlamına gelir. Bir zaman aralığının tamamına dönüp baktığı için yalnızca today demekten daha güçlü bir devamlılık vurgusu taşır.
Alıştırma
'Geçmişten şimdiye kadar' anlamındaki kalıplaşmış ifadeyle cümleyi tamamlayın: The custom has survived ____.
Cevabı göster
to this day
have admired and adopted its focus on the virtues, Kalıp ifadeler
4:08onun erdemlere odaklanmasını takdir ettiler ve benimsediler,
admired and adopted its focus on the virtues: erdemlere verilen önemi takdir etmek ve benimsemek
admired and adopted ifadesinde admired olumlu bir değerlendirmeyi, adopted ise bu vurguyu kabul edip kullanmaya başlamayı anlatır. İkinci fiil, fikri yalnızca beğenmenin ötesine geçer: ilahiyatçılar bu vurguyu kendi düşüncelerine katmıştır. Buradaki its Stoacılığa gönderme yapar; its focus on the virtues ise Stoacılığın ahlaki karaktere verdiği önemi anlatır. Adopt, focus, approach veya idea gibi soyut bir nesne alabilir; bu cümlede bir çocuğu evlat edinmek anlamında değildir.
Alıştırma
Hangi cümle öğretmenlerin Maya'nın yöntemini beğendiğini ve sonra kullanmaya başladığını söyler?
- The teachers adopted Maya's method even though they disliked it.
- The teachers admired Maya's method but kept using their old one.
- The teachers admired and adopted Maya's method.
Cevabı göster
The teachers admired and adopted Maya's method.
There are parallels between X and Y: X ile Y arasında benzerlikler vardır
there are parallels between X and Y yapısı, iki konuyu birbirine bağlayan benzerlikleri ortaya koyar. Karşılaştırmayı düzenler: X between sözcüğünden, Y ise and sözcüğünden sonra gelir. Bu cümlede X, or tranquility of mind ifadesiyle açıklanan Stoic ataraxia; Y ise the Buddhist concept of nirvana ifadesidir. Parallels ortak veya karşılık gelen özellikleri anlatır; iki fikrin tamamen aynı olduğunu söylemez.
Alıştırma
Cümleyi parallels sözcüğü etrafında kurulan hedef yapıyla tamamlayın: There are clear ____ Maya's novel ____ Leo's novel.
Cevabı göster
parallels between · and
ataraxia, or tranquility of mind: açıklama yapan or
Bu cümlede ataraxia, sakin bir zihin durumunu anlatan klasik bir felsefe terimidir. Ardından gelen tranquility of mind ifadesi, bu terimi hemen daha tanıdık bir İngilizceyle yeniden açıklar. term, or explanation kalıbında or, başka bir deyişle veya yani anlamına gelir. Aynı fikrin iki farklı anlatımını bağlar; iki seçenek sunmaz. Virgüller, ikinci ifadenin araya eklenmiş kısa bir açıklama olduğunu gösterir.
Alıştırma
ataraxia, or tranquility of mind ifadesindeki or ne işe yarar?
- Okuyucudan iki farklı durum arasında seçim yapmasını ister.
- tranquility ile ataraxia sözcüklerinin zıt olduğunu gösterir.
- ataraxia için daha basit bir açıklama sunar.
Cevabı göster
ataraxia için daha basit bir açıklama sunar.
One particularly influential Stoic was the philosopher Epictetus,
4:21Özellikle etkili bir Stoacı filozof Epiktetos'tu,
who wrote that suffering stems not from the events in our lives, Dilbilgisi
4:25o, acının hayatımızdaki olaylardan değil,
but from our judgments about them.
4:29bizim o olaylar hakkındaki yargılarımızdan kaynaklandığını yazdı.
stems not from X, but from Y: kaynağı düzeltmek
Stem from, bir şeyden kaynaklanmak veya bir şey yüzünden oluşmak anlamına gelir. suffering stems not from X, but from Y yapısında ilk kaynak reddedilir, ikincisi ise gerçek kaynak olarak sunulur. Birbirini tamamlayan not from ve but from ifadeleri bir düzeltme kurar; olumsuz bölümden sonra durmamak gerekir. Anlatılmak istenen, acının bir kaynağı olmadığı değil, açıklamanın yaşam olaylarından bu olaylar hakkındaki yargılarımıza kaydırıldığıdır.
Alıştırma
Kötü havayı neden olarak reddedip gerçek nedenin bir planlama hatası olduğunu belirtecek şekilde cümleyi tamamlayın: The delay stemmed ____ bad weather, ____ a scheduling error.
Cevabı göster
not from · but from
has resonated strongly with: güçlü bir bağ ve karşılık bulmayı ifade etmek
Bu cümlede has resonated strongly with, daha önceki bir düşüncenin bir alan veya kitle için son derece anlamlı olduğunu ya da onların düşünce biçimiyle yakından örtüştüğünü anlatır. Modern psikoloji bu düşüncede güçlü bir yankı bulur. Burada fiziksel titreşimden söz edilmez. has resonated biçimindeki present perfect yapı, geçmişteki etkiyi bugün devam eden geçerlilikle bağlar. strongly dereceyi artırır; with ise düşünceye karşılık veren alanı, grubu veya kişiyi belirtir.
Alıştırma
Cümleyi resonate fiilinin present perfect biçimi, strongly zarfı ve doğru edatla tamamlayın: Over the years, this message ____ young readers.
Cevabı göster
has resonated strongly with
people form about their life circumstances.
4:44kendilerine zarar veren tutumları değiştirmeye odaklanır.
rational emotive behavioral therapy: tek ve bütün bir terapi adı
Rational emotive behavioral therapy, burada bir psikoterapi biçimi için kullanılan dört sözcüklü addır ve yaygın olarak REBT diye kısaltılır. Dizinin tamamını bir liste olarak değil, tek bir terim olarak okuyun. Dil bilgisi açısından therapy temel isimdir. rational, emotive ve behavioral, terapi türünü birlikte belirtir; ifadenin tamamı tek bir yaklaşımı adlandırdığı için focuses fiili tekil biçimdedir.
Alıştırma
Bu cümlede rational emotive behavioral therapy ifadesini anlamanın en doğru yolu hangisidir?
- Dört ayrı tedaviyi listeler.
- Birbiriyle ilgisiz dört kişilik özelliğini anlatır.
- Bir psikoterapi biçiminin birden çok sözcükten oluşan adıdır.
Cevabı göster
Bir psikoterapi biçiminin birden çok sözcükten oluşan adıdır.
focuses on changing: focus on + -ing yapısı
Focus on, “bir şeye özel dikkat veya çaba yöneltmek” anlamına gelir. Burada focuses on changing, bu tutumları değiştirmenin temel amaç olduğunu belirtir. focus on + fiil yapısında on bir edattır; bu nedenle fiil -ing biçimini alır: focus on changing, improving veya reducing. Üçüncü tekil şahıs özneyle focuses kullanılır.
Alıştırma
Parantez içindeki fiilin doğru biçimini kullanın: The workshop focuses on ____ confidence. (build)
Cevabı göster
building
İnsanların yaşam koşulları hakkında geliştirdiği self-defeating attitudes
Self-defeating, kişinin kendi hedeflerine karşı işleyen ve durumunu daha kötü hâle getirebilen bir tutumu ya da kalıbı anlatır. Bir yarışmada kelimenin gerçek anlamıyla “kendini yenmek” demek değildir. people form about their life circumstances sözleri attitudes sözcüğünü niteler: bunlar, insanların kendi durumları hakkında geliştirdikleri tutumlardır. Nesne görevindeki ilgi zamiri that düşürülmüştür; bu İngilizcede yaygındır.
Alıştırma
Hangi cümle self-defeating attitude kavramını en iyi gösterir?
- Nasıl gelişebileceğini antrenörüne soruyor.
- Zor bir beceriyi adım adım çalışıyor.
- Başarısız olacağından emin olduğu için takım seçmelerine katılmayı reddediyor.
Cevabı göster
Başarısız olacağından emin olduğu için takım seçmelerine katılmayı reddediyor.
There's also Viktor Frankl's logotherapy. Anlatım akışı
4:48Ayrıca Viktor Frankl'ın logoterapisi de vardır.
There's also ...: aynı gruba bir öğe daha eklemek
There's also ..., daha önce sözü edilen bir şeyle aynı gruba ait bir öğe daha tanıtır. Burada Viktor Frankl'ın logoterapisini başka bir modern örnek olarak ekler. Bu yapı bilgiyi düzenler: there is yeni öğeyi sunar, also ise yeni bir konu başlatmak yerine mevcut listenin devam ettiğini gösterir.
Alıştırma
İkinci cümleyi bir yer daha ekleyen kısaltmalı ifadeyle tamamlayın: You can visit the museum and the park. ____ a free science center nearby.
Cevabı göster
There's also
Informed by Frankl's own time as a concentration camp prisoner, Dilbilgisi
4:52Frankl'ın kendisinin de bir toplama kampı mahkumu olduğu dönemden ilham alan
Informed by ...: bir fikri neyin şekillendirdiğini belirtmek
Burada informed by, “hakkında bilgilendirilmiş” değil, “tarafından şekillendirilmiş veya etkilenmiş” anlamındadır. İfade, Frankl'ın toplama kampında mahkûm olarak geçirdiği deneyimi logoterapiyi şekillendirmeye yardımcı olan bir kaynak olarak gösterir. Informed by ... ana cümleden önce kullanılan bir geçmiş zaman ortaç öbeğidir. Anlamca öznesi ana cümlenin öznesidir; bu nedenle ardından etkilenen fikir, eser veya karar gelmelidir. Bu bağlamda söz konusu özne logotherapy'dir.
Alıştırma
Cümleyi “tarafından şekillendirilmiş” anlamına gelen iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: ____ customer feedback, the new app is easier to use.
Cevabı göster
Informed by
be based on the Stoic principle: Stoacı ilkeye dayanmak
Be based on, “bir şeyi temel ya da kaynak almak” anlamına gelir. Burada Stoacı ilke, logoterapinin dayandığı düşüncedir; fiziksel bir konumdan söz edilmez. on’dan sonraki isim dayanağı belirtir. Ardından gelen that yan cümlesi, principle gibi bir ismin tam olarak ne içerdiğini açıklayabilir.
Alıştırma
Cümleyi “temelinde bilimsel kanıt bulunmak” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: The theory is ____ years of careful research.
Cevabı göster
based on
that we can harness our willpower to fill our lives with meaning, Kalıp ifadeler
4:59irade gücümüzü kullanarak hayatımızı anlamla doldurabileceğimiz,
can harness our willpower: irade gücümüzü etkin biçimde kullanabiliriz
Harness our willpower, “kararlılığımızı denetim altına alıp işe koşmak” anlamına gelir. Harness yalnızca irade gücümüz olduğunu söylemez; onu bir amaca doğru etkin biçimde yönlendirdiğimizi gösterir. Kalıp harness + yararlı güç veya kaynak biçimindedir ve amacı belirtmek için ardından sık sık to + fiil gelir. Harness; energy, power, creativity ve potential ile de kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi “kararlılığımızı etkin biçimde kullanmak” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: We can ____ to keep going when the task gets hard.
Cevabı göster
harness our willpower
fill our lives with meaning: fill A with B kalıbı
fill our lives with meaning ifadesinde fill, fill A with B kalıbını izler: A etkilenen şeydir, B ise eklenen içeriktir. Burada A our lives, B ise meaning'dir. Bu ifade mecazidir; fiziksel bir maddeyi bir kaba koymaktan söz etmez. Seçimler, hedefler, ilişkiler veya eylemler yoluyla yaşamı anlamlı kılmak demektir ve anlamı etkin biçimde oluşturma duygusu taşır.
Alıştırma
Cümleyi fill A with B kalıbıyla tamamlayın: She volunteers every weekend to ____ her life ____ meaning.
Cevabı göster
fill · with
even in the bleakest situations: uç bir koşulu vurgulamak
Even in, sonucu değiştirecek kadar güçlü görünebilen bir koşulu sunar ve ardından önceki düşüncenin bu koşulda da geçerli olduğunu vurgular. Burada, en zor şartlara rağmen düşüncenin doğru kalması anlamına gelir. En üstünlük derecesindeki bleakest, koşulu en uç noktaya taşır. Burada bleak, çok az umut sunuyor gibi görünen şartları anlatır; bu nedenle ifade en umutsuz veya en ağır durumlar anlamına gelir.
Alıştırma
Cümleyi even in ifadesiyle tamamlayın: People can find hope ____ the bleakest situations.
Cevabı göster
even in