Isabela Merced, Jimmy'yi Nicole Kidman ile Olan Başarısız Randevusu İçin Sıkıştırıyor; The Last of Us Hakkında Konuşuyor (Genişletilmiş): İngilizce çalışma notları
The Tonight Show Starring Jimmy Fallon
Video açıklaması: Isabela Merced, Superman ile The Last of Us çekimleri arasında nasıl geçiş yaptığını, memleketi Cleveland’da Hawkgirl’ü canlandırmanın anlamını, Dina rolüne hazırlığını ve zorlu aksiyon sahnelerinde Bella Ramsey’yle geliştirdiği gizli işaretleri anlatıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. switch headspaces. — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: Bu gündelik ifadenin, roller, işler veya görevler arasında geçerken yalnızca mekân ya da etkinlik değiştirmeyi değil, farklı bir zihinsel veya duygusal moda geçmeyi anlattığını kavrayabilirsiniz. 2. thanks for bringing it — Konuşma edimbilimi ve tutum: İçten bir teşekkür biçimindeki sözün, biri utandırıcı bir anıyı yeniden gündeme getirdiğinde şakacı veya hafif alaycı olabileceğini fark edebilir; gerçek niyeti ton ve bağlamdan çıkarabilirsiniz. 3. There's power in numbers. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Bu kısa sözü, müttefiklerin güven, koruma veya etki sağladığını anlatmak için kullanabilirsiniz; örneğin oyuncular riskli bir dublör sahnesiyle ilgili kaygılarını dile getirirken birbirine destek olabilir.
Bu derste
Thank you so much for coming on the show. Kalıp ifadeler
0:02Programa geldiğin için çok teşekkür ederim.
Thank you so much for coming on the show: bir konuğa teşekkür etmek
Thank you so much for coming on the show, bir sunucunun davetli bir konuğu karşılayıp ona teşekkür etmesi için kullanılan eksiksiz ve nazik bir ifadedir. Thank you so much teşekkürü daha sıcak ve güçlü hâle getirirken for coming hangi eylem için teşekkür edildiğini belirtir. Burada come on the show, “konuk olarak programa çıkmak veya katılmak” anlamına gelir. Yeniden kullanılabilen kalıp Thank you (so much) for + fiilin -ing biçimidir; bu kalıp birine hangi eylemi için teşekkür ettiğinizi belirtir.
Alıştırma
Bir sunucu davetli bir konuğu karşılıyor. come on the show ifadesini kullanarak cümleyi tamamlayın: Thank you so much ____.
Cevabı göster
for coming on the show
Before we talk about the last of us, which by the way, you're crushing. Notlar
0:04Harika iş çıkardığın The Last of Us hakkında konuşmadan önce.
Before we talk about: konu sırasını düzenlemek
Before we talk about, daha sonra ele alınacak bir konuyu tanıtır ve önce neyin konuşulacağını düzenler. Dinleyiciye “O konuya geleceğiz, ama önce başka bir şey eklemek veya sormak istiyorum” mesajını verir. Örnekte sunucu, The Last of Us'ı sıradaki ana konu olarak belirtir ve ardından araya bir övgü ekler. Yeniden kullanılabilen yapı Before we talk about + konu biçimindedir; ardından önce ele alınması gereken nokta gelir.
Alıştırma
Değerlendirmeyi önceye almak için Before we talk about ifadesini kullanın: ____ the budget, I'd like to review our goals.
Cevabı göster
Before we talk about
by the way: kısa bir yan bilgi eklemek
By the way, kısa bir yan yorum, hatırlatma veya değerlendirme ekleyen bir söylem belirleyicisidir. Eklenen bilginin ana konu olmadığını gösterir. Burada which ... you're crushing ilgi tümcesinin içinde yer alır ve konuşmacı ana konuya devam etmeden önce kısa bir övgü ekler.
Alıştırma
Hangi by the way kullanımı kısa bir yan yorumu en doğal biçimde ekler?
- Resmî bir raporun ana savını şu sözlerle açıyorsunuz: By the way, this report proves our central claim.
- Bir nedeni şöyle açıklıyorsunuz: By the way because the road was closed, we turned around.
- Yarının programını konuşurken kısaca şunu ekliyorsunuz: By the way, your package arrived.
Cevabı göster
Yarının programını konuşurken kısaca şunu ekliyorsunuz: By the way, your package arrived.
you're crushing: olağanüstü performans için samimi övgü
which ... you're crushing yapısında crush, “bir şeyi son derece iyi yapmak veya yürütmek” anlamına gelen geçişli ve samimi bir fiildir. İlgi zamiri which, The Last of Us'a gönderme yapar ve crushing fiilinin nesnesi olur; dolayısıyla konuşmacı kişinin yapımdaki performansını övmektedir. Buradaki anlam, sözcüğün “baskıyla kırmak” biçimindeki gerçek anlamı değildir. Daha önce bir nesne belirtilmemişse yaygın bağımsız övgü You're crushing it şeklindedir; buradaki it, mevcut etkinliği veya durumu genel olarak ifade eder.
Alıştırma
Bu cümlede you're crushing ne anlama geliyor?
- Kişi romantik duygular beslemeye başlıyor.
- Kişi bir şeyi kırılana kadar fiziksel olarak sıkıştırıyor.
- Kişi son derece başarılı bir performans sergiliyor.
Cevabı göster
Kişi son derece başarılı bir performans sergiliyor.
playing Hawkgirl: play + karakter ile “canlandırmak”
Film, televizyon ve tiyatro bağlamında play fiilinin doğrudan ardından bir karakter adı veya rol gelebilir ve fiil “o rolü canlandırmak” anlamına gelir. Burada playing Hawkgirl, Hawkgirl karakterini canlandırmak demektir. Kalıp play + karakter/rol şeklindedir: play Hamlet, play the villain veya play a doctor. Anlamı, oyun oynamayla ilgili yaygın anlam değil, oyunculuk bağlamı belirler.
Alıştırma
Play fiilini “bir rolü canlandırmak” anlamında kullanarak cümleyi tamamlayın: In the new series, Lena is ____ a detective.
Cevabı göster
playing
And so, yeah, I'm excited about this too cuz everyone's talking about that. Kalıp ifadeler
0:16Ve bu yüzden, evet, bunun için de heyecanlıyım çünkü herkes bunu konuşuyor.
everyone's talking about that: geniş ilgi
Everyone's talking about that, konunun şu anda çok fazla konuşulduğu ve ilgi gördüğü anlamına gelir. That, daha önce sözü edilen bir konuya gönderme yapar. Gündelik konuşmada everyone çoğu zaman vurgu amacıyla kullanılan bir abartıdır. Genellikle kelimenin tam anlamıyla her bireyi değil, “birçok insanı” veya “her yerdeki insanları” ifade eder.
Alıştırma
Gündelik bir konuşmada “Everyone's talking about the new show” genellikle neyi ifade eder?
- İnsanlar bundan bir daha hiç söz etmemeye karar vermiş.
- Halktan büyük ilgi görüyor.
- İstisnasız herkesle resmî olarak anket yapılmış.
Cevabı göster
Halktan büyük ilgi görüyor.
The trailer by the way is like, at 29 billion or something crazy. Ton ve niyet
0:19Bu arada fragman 29 milyar gibi çılgın bir izlenmeye ulaştı.
Yaklaşık ve şaşırtıcı bir sayı için or something crazy
Bir sayıdan sonra kullanılan or something crazy, konuşanın doğrulanmış bir sayı vermek yerine hatırladığı yaklaşık bir değeri söylediğini gösterir. Or something, gerçek sayının buna yakın başka bir değer olabileceğine yer bırakır. Buradaki crazy, miktarı aşırı veya şaşırtıcı bulan gündelik bir değerlendirmedir. Kimsenin ruh sağlığını tanımlamaz; dolayısıyla tüm ifade, kesin sayı hakkındaki belirsizliği sayının büyüklüğüne verilen güçlü tepkiyle birleştirir.
Alıştırma
Hangi cümle doğal biçimde yaklaşık bir sayı verirken bunun şaşırtıcı derecede yüksek göründüğünü de belirtir?
- The repair cost twenty thousand dollars or something crazy.
- The repair cost exactly twenty thousand dollars, according to the invoice.
- The repair cost twenty thousand dollars or something like that.
Cevabı göster
The repair cost twenty thousand dollars or something crazy.
Deneyime odaklanan bir takip sorusu olarak How does that feel?
How does that feel?, karşıdaki kişiyi az önce sözü edilen bir şeyle ilgili duygusal veya kişisel deneyimini anlatmaya davet eder. That, konuşmada geçen olaya, sonuca veya duruma gönderme yapar. Takip sorusu olarak odağı ne olduğundan, bu deneyimin kişi açısından nasıl olduğuna kaydırır. Açık uçludur ve duygunun olumlu ya da olumsuz olduğunu baştan varsaymaz.
Alıştırma
Bir arkadaşınız 'I just finished my first marathon.' diyor. Hangi takip sorusu onu deneyimini anlatmaya davet eder?
- How long is a marathon?
- What happened next?
- How does that feel?
Cevabı göster
How does that feel?
I was actually filming the last of us and Superman at the same time.
0:27Aslında aynı anda The Last of Us ve Superman'i çekiyordum.
So it felt like I was dating two people at once. Deyimler
0:30O yüzden aynı anda iki kişiyle çıkıyormuşum gibi hissettirdi.
felt like I was ... at once: öznel bir benzetme kurmak
Felt like + bir yan cümle, ardından gelen durumu konuşanın öznel deneyimi veya benzetmesi olarak sunar. Bu yapı, söz konusu durumun gerçekten yaşandığını otomatik olarak göstermez. Burada dating two people at once, aynı anda iki yapımı takip etmeye çalışmayı anlatan bir benzetmedir. At once, “aynı anda” demektir ve iki taraf arasında kalma hissini güçlendirir.
Alıştırma
Felt like + bir yan cümle kullanarak öznel benzetmeyi tamamlayın: After switching between two teams all day, it ____ I was working two jobs at once.
Cevabı göster
felt like
Like who am I texting and like which AD am I texting right now Kültür
0:35Kime mesaj atıyorum ve şu an hangi yardımcı yönetmene yazıyorum falan diyordum.
AD: film ve televizyon yapımında assistant director
Film ve televizyon yapımında AD genellikle assistant director anlamına gelir; bu kişi seti koordine etmeye ve çekim programının ilerlemesini sağlamaya yardımcı olan bir ekip görevlisidir. Konuşan kişi iki yapımda çalıştığı için hangi yapımın AD'sine mesaj attığından emin değildir. Bu bağlamda AD, advertisement anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu film yapımı bağlamında AD büyük olasılıkla ne anlama geliyor?
- audio description, sesli betimleme
- assistant director, bir ekip görevi
- advertisement, reklam
Cevabı göster
assistant director, bir ekip görevi
and yeah, it was like it was juggling a lot.
0:39Ve evet, gerçekten çok şeyle aynı anda başa çıkmak gibiydi.
Yeah, I was hitting like eight flights a month at one point. Kelime
0:43Evet, bir noktada ayda yaklaşık sekiz uçuş falan yapıyordum.
hitting like eight flights a month: ayda yaklaşık sekiz uçuşa ulaşmak
Hitting like eight flights a month ifadesinde hit, bir sayı veya sıklık düzeyine “ulaşmak” anlamına gelir; fiziksel olarak bir uçuşa vurmak anlamına gelmez. Hitting, önündeki was ile birlikte o dönemde devam eden sıklığı anlatır. Burada sayıdan önce gelen like, “yaklaşık” demektir; bu yüzden eight kesin bir sayı değildir. İfade, seyahat programının alışılmadık derecede sık veya yoğun olduğunu hissettirir.
Alıştırma
“Yaklaşık olarak ulaşmak” anlamına gelen, dersteki iki sözcüklü ifadeyle gündelik cümleyi tamamlayın: During the sale, the website was ____ forty thousand visits a day.
Cevabı göster
hitting like
But it was it was honestly awesome and really rewarding and cool to switch headspaces. Kelime
0:47Ama dürüst olmak gerekirse harikaydı, çok tatmin ediciydi ve zihniyet değiştirmek güzeldi.
switch headspaces: zihinsel durum veya düşünme biçimini değiştirmek
Switch headspaces, bir zihinsel moddan, ruh hâlinden veya odak biçiminden diğerine geçmek anlamına gelir. Headspace burada mecazidir; fiziksel bir alanı değil, kişinin düşünme ve hissetme biçimini anlatır. Bu cümlede çoğul headspaces, farklı projeler veya roller için gereken ayrı zihinsel durumları belirtir. Konuşan kişi bunlar arasında geçiş yapmanın keyifli ve tatmin edici olduğunu söylüyor.
Alıştırma
Bu cümlede switch headspaces ne anlama geliyor? “After class, Maya took a short walk to switch headspaces before her evening shift.”
- Farklı bir rol için gereken zihinsel moda geçmek
- Başka biriyle yer değiştirmek
- Çalışma masasını başka bir odaya taşımak
Cevabı göster
Farklı bir rol için gereken zihinsel moda geçmek
capable of doing that: be capable of + -ing yapısı
capable of doing that ifadesindeki capable, birinin bir şeyi yapmak için gereken yeteneğe veya niteliklere sahip olduğunu belirten bir sıfattır. Kalıp be capable of + isim veya -ing biçimidir; was capable of doing bunun bir örneğidir. I didn't know, bu yeteneğin sonradan fark edildiğini gösterir: kişi harekete geçmeden önce bunu yapabileceğini bilmiyordu. Bu kalıp, yeteneğin daha önce belli olup olmamasından bağımsız olarak kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi be capable of + -ing kalıbı ve solve fiiliyle tamamlayın: After the training, Amir is ____ this type of puzzle.
Cevabı göster
capable of solving
My girls are going to dress up as you for Halloween. Öbek fiiller
1:03Kızlarım Cadılar Bayramı'nda senin gibi giyinecek.
dress up as you: dress up as + kişi veya karakter
Dress up as you, sana benzemek veya seni temsil etmek için kıyafet ya da kostüm giymek demektir. Kalıp dress up as + kişi, karakter veya roldür. Bu Cadılar Bayramı bağlamında kızlar, kişinin tanınabilir görünümünü taklit etmeyi planlıyor. As edatı, kostümün kimi veya neyi temsil ettiğini belirtir. Bu anlam verilmek istendiğinde atılamaz. Dress up tek başına yalnızca özel veya resmî kıyafetler giymek demektir; belirli bir kişi ya da rolü göstermez.
Alıştırma
Dress up ifadesine bir karaktere benzemek için kostüm giyme anlamını veren sözcükle cümleyi tamamlayın: For the school parade, Nina will dress up ____ an astronaut.
Cevabı göster
as
I cannot wait: güçlü bir beklenti ifadesi
Bu cümlede I cannot wait., konuşanın yaklaşan şey için son derece heyecanlı olduğu anlamına gelir. Bu, kişinin fiziksel olarak bekleme yeteneğini kaybettiğini söyleyen gerçek anlamlı bir ifade değil, güçlü bir beklenti bildiren deyimsel bir kullanımdır. Tek başına kullanıldığında neyin beklendiği önceki konuşmadan anlaşılır. Yaygın kısaltılmış biçim I can't wait de aynı deyimsel anlamı taşır.
Alıştırma
Yaklaşan bir etkinlik hakkında heyecanlı bir konuşmada I cannot wait. ne anlama gelir?
- Konuşan bunun ne zaman olacağını bilmiyordur.
- Konuşan hiç kimseyi beklemeyi kabul etmez.
- Konuşan, olacaklar için çok heyecanlıdır.
Cevabı göster
Konuşan, olacaklar için çok heyecanlıdır.
That's what I'm really excited for: what yan cümlesi ve sondaki for
That's what I'm really excited for cümlesinde what, “olan şey” anlamına gelir. what I'm really excited for yan cümlesi, konuşanın heyecanla beklediği şeyi belirtir ve That's ifadesini tamamlar. Cümlenin bütünü “Gerçekten heyecanla beklediğim şey bu” demektir. for edatı excited for kalıbına aittir. Edatın nesnesi olan what yan cümlenin başında yer aldığı için for doğal olarak sonda kalır. Edatın bu şekilde sonda bırakılması günlük İngilizcede standarttır.
Alıştırma
what, I'm, really, excited ve for sözcüklerini doğal sırayla kullanın: The rooftop concert is ____.
Cevabı göster
what I'm really excited for
That and the action figures and Yes, right? Kültür
1:07O ve aksiyon figürleri ve... Evet, değil mi?
the action figures: poz verilebilen karakter oyuncakları
Action figure, özellikle bir film, çizgi roman, televizyon dizisi veya video oyunundaki bir karakteri temel alan oyuncak ya da koleksiyon modelidir. Genellikle farklı pozlara getirilebilecek şekilde tasarlanır; ancak koleksiyoncular onu ambalajını açmadan saklayabilir veya yalnızca sergileyebilir. Bu ifadede the, konuşmadan hangi figürler olduğu anlaşılan belirli nesneleri gösterir; çoğul figures ise birden fazla olduklarını belirtir. Buradaki figure, sayı veya şema değil, bir insanın ya da karakterin küçük modelidir.
Alıştırma
Film ürünleriyle ilgili bir konuşmada action figures ne anlama gelir?
- Film veya çizgi roman karakterlerinin poz verilebilen modelleri
- Dublörlük yapmak için işe alınan kişiler
- Aksiyon sahnelerini gösteren grafikler
Cevabı göster
Film veya çizgi roman karakterlerinin poz verilebilen modelleri
What does it feel like to film something like that? Ton ve niyet
1:10Böyle bir şeyi çekmek nasıl bir his?
What does it feel like to film...?: deneyimin nasıl hissettirdiğini sormak
What does it feel like to + fiilin yalın hâli? birinden bir eylemi yapmanın öznel deneyimini anlatmasını istemek için kullanılır. Burada to film, hangi eylemin deneyiminin sorulduğunu belirtir; soru çekim tekniğiyle ilgili değildir. it zamiri özne konumunu dolduran bir yer tutucudur; to ile kurulan mastar ise asıl faaliyeti belirtir. Bu açık uçlu soru, kısa ve olgusal bir cevap yerine duyguları, duyuları ve kişisel izlenimleri anlatmaya davet eder.
Alıştırma
Hangi soru, bir yönetmene ilk filmini çekmenin kişisel deneyimini doğal biçimde sorar?
- What does it feel to direct your first film?
- What does it feel like to direct your first film?
- What is it feel like to direct your first film?
Cevabı göster
What does it feel like to direct your first film?
a giant deal: a big deal ifadesinden daha güçlü vurgu
Bu cümlede a giant deal, son derece önemli veya etkisi çok büyük bir şey anlamına gelir. Giant, yaygın a big deal ifadesini güçlendirir; fiziksel bir boyutu anlatmaz. Konuşan kişi, meselenin ne kadar önemli hissettirdiğini göstermek için abartılı bir sıfat kullanır. Yaygın bir sıfatı daha güçlü bir sözcükle değiştirmek değerlendirmeyi yoğunlaştırabilir, ancak ortaya çıkan ifade kalıplaşmış olmaktan çok yaratıcı duyulabilir.
Alıştırma
Winning that grant was a giant deal for our small lab cümlesinde a giant deal ne anlama gelir?
- Fiziksel olarak devasa bir nesne içeriyordu.
- Laboratuvar için son derece önemliydi.
- Etkisi az olan sıradan bir olaydı.
Cevabı göster
Laboratuvar için son derece önemliydi.
It it felt really giant and then there was this really grounding moment where I was shooting in my hometown of Cleveland Anlatım akışı
1:13Gerçekten devasa hissettirdi ve sonra memleketim Cleveland'da çekim yaparken beni çok topraklayan o an oldu.
there was this really grounding moment where: hikâyede bir anı tanıtmak
there was this ... moment where kalıbı önce belirli bir anı tanıtıp değerlendirir, ardından where yan cümlesiyle o anda ne olduğunu anlatır. Gündelik hikâye anlatımında bu yapı anı daha canlı kılar ve dinleyiciyi somut bir sahneye hazırlar. Burada really grounding, konuşan kişiye istikrarlı ve tanıdık bir gerçeklik duygusunu geri veren anı anlatır. Böylece yapı, her şeyin giant olduğu yönündeki genel duygudan kişinin memleketinde çekim yapma şeklindeki somut deneyime geçer.
Alıştırma
Orijinal cümlede there was this really grounding moment where ifadesinin temel hikâye anlatma görevi nedir?
- Belirli bir anı tanıtıp değerlendirdikten sonra o anda ne olduğunu açıklamak
- Olayın kesin coğrafi koordinatlarını sıralamak
- Önemli hiçbir olayın meydana gelmediğini göstermek
Cevabı göster
Belirli bir anı tanıtıp değerlendirdikten sonra o anda ne olduğunu açıklamak
Shout out to Cleveland: herkese açık bir selam
Burada Shout out to Cleveland., Cleveland'a ve oradaki insanlara yöneltilen kısa ve herkese açık bir selam ve takdir ifadesidir. Kimseden bağırmasını istemez. Aktarılabilir kalıp Shout out to + kişi, grup veya yer şeklindedir ve birine herkese açık biçimde takdir, destek veya dostça ilgi göstermek için kullanılır. Tek başına bir ünlem olarak kullanıldığında enerjik ve dinleyiciye dönük bir ton yaratır.
Alıştırma
Konuşmacı “Shout out to Cleveland.” diyerek ne yapıyor?
- Cleveland'a resmî bir ödül veriyor
- Cleveland'daki insanları herkese açık biçimde selamlıyor ve takdir ediyor
- Cleveland'daki herkesten daha yüksek sesle konuşmasını istiyor
Cevabı göster
Cleveland'daki insanları herkese açık biçimde selamlıyor ve takdir ediyor
Cleveland kimliğinin bir işareti olarak 216
Burada 216 bir miktar veya madde numarası değildir. Ohio eyaletindeki Cleveland ile ilişkilendirilen bir telefon alan kodudur. Cleveland adının hemen ardından geldiği için yerel kimliği gösteren kısa bir işaret olarak kullanılır. ABD medyasında ve gündelik konuşmada insanlar bazen bir şehri veya topluluğu temsil etmek ve orayla bağlarını ya da gururlarını göstermek için alan kodu kullanır. Bu yorum, yakındaki yer ipuçlarına ve paylaşılan yerel bilgiye bağlıdır.
Alıştırma
“Cleveland. 216.” ifadesinde 216 büyük olasılıkla neyi gösteriyor?
- Cleveland ile bağlantılı yerel bir kimlik
- İzleyici sayısı
- Bir etkinliğin başlama saati
Cevabı göster
Cleveland ile bağlantılı yerel bir kimlik
Um and I got to film in like the Public Square. Kelime
1:23Eee, ve Public Square gibi bir yerde çekim yapma fırsatım oldu.
got to film: zorunluluk değil, fırsat
Bu cümlede got to film, get to + fiilin yalın hâli yapısının geçmiş zaman biçimidir. “Çekim yapma fırsatı buldu” veya “çekim yapabildi” anlamına gelir; “çekim yapmak zorundaydı” anlamına gelmez. Bu yapı, çoğu zaman özel, keyifli veya şanslı hissettiren bir deneyime erişme fırsatını vurgular. Yalnızca I filmed demekle karşılaştırıldığında I got to film, bu fırsatın elde edilmiş olmasına daha fazla odaklanır.
Alıştırma
Özel bir fırsatı göstermek için get to yapısının geçmiş biçimini kullanın: After the concert, we ____ the singer backstage.
Cevabı göster
got to meet
and when I was on set, I actually was getting off the wires in between takes Kültür
1:29Setteyken, çekim aralarında tellerden iniyordum,
was on set: çekim yerinde olmak
Burada was on set, bir filmin veya başka bir ekran yapımının çekildiği yerde bulunmak anlamına gelir. Yapım dilinde set, ister stüdyo ister dış mekân olsun, çekim çalışmalarının yürütüldüğü ortamı geniş anlamda ifade edebilir. Bu ifade, wires ve takes sözcüklerinin yapım sürecine ait olduğunu gösterir. Aktarılabilir kalıp be on set şeklindedir: şimdiki durumlar için am, is veya are on set; geçmiş durumlar için was veya were on set kullanılır.
Alıştırma
Bir film yapımı konuşmasında “The costume designer is on set” ne anlama gelir?
- Kostüm tasarımcısı çekim yerinde.
- Kostüm tasarımcısı ekipmanı düzenliyor.
- Kostüm tasarımcısı tamamlanmış filmi izliyor.
Cevabı göster
Kostüm tasarımcısı çekim yerinde.
Film setinde getting off the wires
Bu cümlede getting off the wires, oyuncuyu taşıyan dublör askı teli sisteminden aşağı inip düzenekten ayrılmak anlamına gelir. Film ekipleri uçma, sıçrama veya düşme hareketleri oluşturmak için ince telleri bir emniyet kemeriyle birlikte kullanır. Set bağlamı wires sözcüğüne bu teknik anlamı verir; burada sıradan elektrik kablolarından söz edilmez. Daha genel olarak, yaygın sözcükler bir iş ortamında teknik anlamlar kazanabilir.
Alıştırma
Bir film setinde getting off the wires ifadesi büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Duvardaki elektrik kablolarını sökmek
- Çevrim içi bir konuşmayı bitirmek
- Dublör askı sisteminden aşağı inmek
Cevabı göster
Dublör askı sisteminden aşağı inmek
Film yapımında in between takes
Film yapımında take, bir planın veya performansın kaydedilen tek bir denemesidir. Bir sahne birkaç kez kaydedilebilir; bu nedenle burada çoğul biçim olan takes kullanılır. In between takes, bir denemenin bitmesiyle sonrakinin başlaması arasındaki kısa aralarda demektir. Bu ifade eylemin türünü değil, ne zaman gerçekleştiğini anlatır.
Alıştırma
Cümleyi “kayıt denemeleri arasındaki aralarda” anlamına gelen, sette kullanılan tam üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The makeup artist fixed his collar ____.
Cevabı göster
in between takes
and in the crowd of background actors, I saw like some familiar faces. Kültür
1:34ve figüran kalabalığının içinde tanıdık birkaç yüz gördüm.
background actors: sahnenin arka planını dolduran oyuncular
Background actors, bir film veya televizyon sahnesinin kalabalık ve gerçekçi görünmesini sağlamak için ana oyuncuların arkasında ya da çevresinde görünen oyunculardır. Bu cümlede ifade, bir oyuncunun kişisel geçmişiyle ilgili bilgileri değil, yapımdaki gerçek bir rolü adlandırır. Bu oyuncuların genellikle belirgin ve çok konuşmalı rolleri olmaz.
Alıştırma
Yönetmenin bir havaalanı sahnesinde ana oyuncuların arkasında sıradan yolcular olarak görünecek insanlara ihtiyacı var. En uygun terim hangisidir?
- casting directors
- lead actors
- background actors
Cevabı göster
background actors
on the side: ana işin veya faaliyetin dışında
Bu cümlede on the side, ana işine veya ana faaliyetine ek olarak başka şeyler yapmak anlamına gelir. Diğer işler ikincildir ve onun asıl mesleği değildir. Bu ifade ücretli bir işi, küçük bir işletmeyi, projeleri veya hobileri anlatabilir. Tek başına, faaliyetin gizli olduğunu ya da para kazandırdığını belirtmez.
Alıştırma
İngilizce cümleyi, derste geçen ve “ana işine ek olarak” anlamına gelen üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: Maya works as a nurse and sells handmade jewelry ____.
Cevabı göster
on the side
Yeah, and then um my brother's best friend's mom.
1:50Evet, ve sonra da abimin en yakın arkadaşının annesi.
Wait, was it odd to see them all there and you're like, "Hi, I'm Hawkgirl"? Ton ve niyet
1:58Bekle, hepsini orada görmek tuhaf mıydı, sen onlara "Merhaba, ben Hawkgirl'üm" diyordun?
you're like, "Hi, I'm Hawkgirl"? ile tepki canlandırma
Bu cümlede you're like, kişinin söylemesi ya da vermesi muhtemel tepkiyi kısa bir canlandırmayla aktarır. Konuşmacı tuhaf anı hayal etmektedir; “Hi, I'm Hawkgirl” sözlerinin kelimesi kelimesine söylenmiş olduğunu iddia etmez. Gündelik hikâye anlatımında be like yaklaşık bir sözü, iç düşünceyi, yüz ifadesini veya tavrı aktarabilir. Buradaki like, “hoşlanmak” anlamına gelmez.
Alıştırma
Özgün cümlede you're like ne işlev görüyor?
- Söylenenleri resmî ve kelimesi kelimesine bir kayıt olarak verir.
- Tam olarak aynı sözler olduğunu ileri sürmeden olası bir tepkiyi canlı biçimde canlandırır.
- Kişinin Hawkgirl karakterinden hoşlandığını söyler.
Cevabı göster
Tam olarak aynı sözler olduğunu ileri sürmeden olası bir tepkiyi canlı biçimde canlandırır.
It was actually, yeah, it was actually really awesome, honestly.
2:02Aslında, evet, dürüst olmak gerekirse gerçekten çok harikaydı.
It made me feel really present and grounded and like kind of encapsulated what it was like to come so far. Notlar
2:05Bana gerçekten orada olduğumu ve toprağa bastığımı hissettirdi ve buralara kadar gelmenin nasıl bir şey olduğunu özetledi.
odaklanma ve duygusal istikrar için present and grounded
Present and grounded, içsel bir durumun birbiriyle bağlantılı iki yönünü anlatır. Present, zihnin şu anda olanlara odaklanması; grounded ise duygusal olarak istikrarlı, dengeli ve gerçeklikle bağlantılı olmak demektir. İki sözcük birlikte, bu deneyimin konuşmacıyı bütünüyle o âna taşıdığını ve aynı zamanda istikrarlı hissetmesine yardımcı olduğunu belirtir. Burada iki sözcük de temel olarak fiziksel konumla ilgili değildir.
Alıştırma
Bu duygusal bağlamda present and grounded ne anlama gelir?
- Şimdiki âna odaklanmış ve duygusal olarak dengeli
- Heyecanlı ve büyük bir risk almaya hazır
- Fiziksel olarak odada ve yerde ayakta duran
Cevabı göster
Şimdiki âna odaklanmış ve duygusal olarak dengeli
to come so far: zaman içinde büyük ilerleme kaydetmek
Bu cümlede to come so far mecazi anlamdadır. Kişisel veya mesleki ilerlemeyi bir yolculuk boyunca hareket etmeye benzetir: büyük bir gelişim ve çabanın ardından bugünkü noktaya ulaşmak. İfade, geçmişteki bir başlangıç noktasından bugüne bakar. Ne kadar çok şeyin değiştiğine dair gurur, hayret veya minnettarlık taşıyabilir.
Alıştırma
“Büyük ilerleme kaydetti” anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: Since her first coding class, Maya has ____.
Cevabı göster
come so far
“Look at what you've done, bud.” ifadesindeki övgü
Burada Look at what you've done, dinleyeni başarılarını fark etmeye ve bunlarla gurur duymaya davet eder. Bir kutlama bağlamında yaklaşık olarak “Ne kadar çok şey başardığına bak” anlamına gelir; “Bir soruna yol açtın” demek değildir. Birisi hasara yol açtığında aynı sözler suçlama başlatmak için de kullanılabilir. Bu nedenle niyeti ses tonu ve çevredeki bağlam belirler. Bud, burada sıcaklık katan, çok samimi ve arkadaşça bir hitap biçimidir.
Alıştırma
Yargı: Bir arkadaşınız zor bir projeyi yeni bitirdi ve ona sıcak bir şekilde “Look at what you've done, bud.” dediniz. Bu bağlamda cümle övgü ifade eder.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Doğru
Well deserved: olumlu bir sonucun hak edildiğini söylemek
Well deserved. bir başarının, ödülün veya övgünün kişinin emeği sayesinde hak edildiğini anlatan kısa ve kalıplaşmış bir yanıttır. Özne ile fiilin atıldığı It is well deserved ifadesinin eksiltili biçimidir. Yalnızca tebrik etmekle kalmaz; olumlu sonucun kişinin emeğine veya yeteneğine uygun olduğu yönündeki değerlendirmenizi de aktarır.
Alıştırma
Yıllardır başarılı işler yapan bir iş arkadaşınız terfi aldı. Well deserved. ne anlatır?
- Konuşan kişi terfinin buna değip değmediğini soruyor.
- İş arkadaşı bu takdiri hak etti.
- İş arkadaşı terfi için yeterli değildi.
Cevabı göster
İş arkadaşı bu takdiri hak etti.
You're getting phenomenal reviews for playing Dina in this season.
2:21Bu sezon Dina'yı oynadığın için olağanüstü eleştiriler alıyorsun.
we had The Last of Us video game creators on Late Night to preview it a year before it came out. Öbek fiiller
2:26The Last of Us video oyununun yaratıcılarını, oyun çıkmadan bir yıl önce ön izleme için Late Night'a konuk etmiştik.
it came ... out: bir eserin ne zaman yayımlandığını söylemek
Bu cümlede vurgulanan it came sözlerinin ardından out gelir ve it came out yapısı oluşur. Burada come out, bir eserin yayımlanması, piyasaya çıkması veya halka sunulması anlamındadır. it zamiri video oyununu gösterdiği için a year before it came out, oyunun çıkışından bir yıl önce demektir. Bu geçişsiz öbek fiil filmler, oyunlar, kitaplar, albümler ve benzeri eserler için yaygın olarak kullanılır. Geçmişteki bir çıkış için came out, şu anki veya planlanmış bir çıkış için comes out, gelecekteki bir çıkış için will come out kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi come out ifadesinin geçmiş biçimiyle tamamlayın: The documentary ____ last Friday.
Cevabı göster
came out
That's got to be one of the scariest video games I've ever played in my life, The Last of Us. Dilbilgisi
2:32Hayatımda oynadığım en korkunç video oyunlarından biri olmalı, The Last of Us.
That's got to be: güçlü ve emin bir sonuç
Burada That's, That has'in kısaltmasıdır; dolayısıyla That's got to be, “Bunun ... olduğundan neredeyse eminim” anlamına gelir. Bu ifade güçlü bir sonuç veya son derece emin bir değerlendirme bildirir; bir şeye dönüşme zorunluluğunu anlatmaz. Kanıt, deneyim veya güçlü bir tepki bir sonucu neredeyse kesin gösterdiğinde bu yapıyı kullanın. Özne, This has got to be... veya It has got to be... örneklerinde olduğu gibi değişebilir.
Alıştırma
Bu cümlede That's got to be ifadesinin temel işlevi nedir?
- Değerlendirmeyi güçlü bir eminlik duygusuyla sunar.
- Vurgusuz, nötr bir tanım verir.
- Birinin bir şeye dönüşmek zorunda olduğunu söyler.
Cevabı göster
Değerlendirmeyi güçlü bir eminlik duygusuyla sunar.
one of the scariest video games I've ever played: oynadığım en korkutucu oyunlardan biri
one of the + en üstünlük derecesi + çoğul isim yapısı, en üst gruptaki tek bir üyeyi belirtir; yalnızca bir tane birinci olduğunu söylemez. one of the scariest video games ifadesinde games çoğuldur çünkü konuşan kişi son derece korkutucu birkaç oyundan birini seçmektedir. I've ever played, karşılaştırma alanını konuşanın bugüne kadar oynadığı tüm video oyunlarıyla sınırlayan present perfect bir ilgi cümleciğidir. Yeniden kullanılabilen kalıp one of the + en üstünlük derecesi + çoğul isim + özne + have/has ever + geçmiş zaman ortacıdır.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için one of + good sözcüğünün en üstünlük derecesi + place kullanın: The museum is ____ I've ever visited.
Cevabı göster
one of the best places
Was that the game you were playing when you bombed your date with Nicole Kidman? Kelime
2:36Nicole Kidman'la olan randevunu mahvettiğinde oynadığın oyun o muydu?
bombed your date: bomb fiilinin 'çok kötü başarısız olmak' anlamı
bombed your date ifadesinde bomb, çok kötü performans göstermek ve randevunun kötü geçmesine neden olmak anlamına gelen gündelik bir fiildir. Burada mecazidir; hiçbir şey patlamaz. Bu kullanım, başarısızlığın açık veya tam olduğunu anlatır ve genellikle arkadaşça takılmak ya da kişinin kendi başarısızlığıyla dalga geçmesi için kullanılır. Aynı anlam sınav, mülakat, performans veya şaka için de kullanılabilir.
Alıştırma
Örnekte bombed your date ne anlama geliyor?
- Kişi randevuyu başlamadan önce iptal etti.
- Kişi randevu sırasında gerçek bir patlamaya neden oldu.
- Kişi çok kötü davrandı ve randevunun çok kötü geçmesine neden oldu.
Cevabı göster
Kişi çok kötü davrandı ve randevunun çok kötü geçmesine neden oldu.
thanks for bringing it ... up: hafif alay
Tam ifade thanks for bringing it up şeklindedir; bring something up bir konuyu gündeme getirmek demektir. Buradaki konu utandırıcı olduğu için thanks samimi bir teşekkürden çok hafif bir alay içerir. Böyle bir cümleyi yorumlarken konuşanın konunun açılmasını isteyip istemediğine bakın. Konu istenmiyorsa görünüşte nazik olan thanks aslında rahatsızlığı, kızgınlığı veya şakacı bir huzursuzluğu gösterebilir.
Alıştırma
Birisi utandırıcı bir hikâyeden söz ettikten sonra konuşan "But thanks for bringing it up." diyor. Büyük olasılıkla ne demek istiyor?
- Bundan söz ettiğin için gerçekten minnettarım.
- Bundan söz ettiğin için biraz rahatsız veya utanmış hissediyorum.
- Hangi konudan söz ettiğini anlamadım.
Cevabı göster
Bundan söz ettiğin için biraz rahatsız veya utanmış hissediyorum.
it's the most embarrassing 63 million people watched that.
3:06en utanç verici şey, 63 milyon insan izledi onu.
Yes, I played the game in anticipation of this it was a very mysterious meeting set up with Craig and Neil, the creators of the show. Notlar
3:17Evet, buna hazırlık olarak oyunu oynadım, dizinin yaratıcıları Craig ve Neil ile çok gizemli bir toplantı ayarlanmıştı.
in anticipation of this: bekleyip önceden harekete geçmek
in anticipation of this burada “bunun olmasını beklediğim için önceden harekete geçtim” anlamına gelir. Kişinin oyunu yalnızca ne zaman oynadığını değil, neden önceden oynadığını açıklar. Yapı in anticipation of + isim veya zamir şeklindedir. Beklenen gelecekteki bir olay ya da durumu daha önceki bir eylemin nedeni olarak gösterir; bu eylem çoğu zaman hazırlık amacı taşır.
Alıştırma
“Beklenen bir fırtına önceden hazırlık yapmaya neden olduğu için” anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: We bought extra batteries ____ the storm.
Cevabı göster
in anticipation of
set up a meeting: bir toplantı ayarlamak
Set up burada “ayarlamak” anlamına gelir. A meeting set up with Craig and Neil, birinin onlarla yapılmak üzere ayarladığı bir görüşmedir. Set up with Craig and Neil, meeting sözcüğünü niteleyen indirgenmiş edilgen bir ifadedir; a meeting that was set up with Craig and Neil şeklinde genişletilebilir. meeting, call, interview, appointment veya event ile kullanıldığında set up genellikle zamanı ve katılımcıları ayarlamayı ifade eder.
Alıştırma
“Ayarlamak” anlamındaki iki sözcüklü fiille cümleyi tamamlayın: Please ____ a meeting with the new client for Tuesday.
Cevabı göster
set up
knowing it was them that it would be for the second season.
3:26onların olduğunu bildiğim için ikinci sezon için olacağını tahmin ettim.
So I was like, "Okay, I'm going to play this game."
3:28O yüzden, "Tamam, bu oyunu oynayacağım" dedim.
So whenever the bloaters would come up, I would just throw the controller to him. Notlar
3:35O yüzden ne zaman Şişkinler ortaya çıksa, kumandayı hemen ona atıyordum.
the bloaters: The Last of Us'taki bir düşman türü
Burada the bloaters, The Last of Us'taki ileri derecede enfekte olmuş tehlikeli bir düşman türü olan Bloaters adının çoğul biçimidir. Bu, o kurgusal dünyaya ait bir addır; şişkin görünen insanları anlatan sıradan bir tanım değildir. Bu kısa arka plan bilgisi tepkiyi açıklar: Bu düşman türü oyun sırasında ortaya çıktığında konuşan kişi, dövüşü kendisi yönetmek yerine kumandayı diğer kişiye atıyordu.
Alıştırma
Bu cümlede the bloaters neyi ifade ediyor?
- Vücutları şişmiş insanlar
- İki oyuncunun kullandığı oyun kumandaları
- The Last of Us'taki tehlikeli bir düşman türü
Cevabı göster
The Last of Us'taki tehlikeli bir düşman türü
would come up: geçmişte tekrar tekrar ortaya çıkma
Come up burada ortaya çıkmak veya meydana gelmek anlamındadır. Bir düşman duruma girebilir; aynı şekilde bir sorun, soru, konu ya da fırsat da ortaya çıkabilir. İfade mutlaka fiziksel olarak yukarı hareket etmek anlamına gelmez. Whenever ile kullanılan would come up, geçmişte tekrarlanan bir düzenin bir parçasını anlatır. Düşmanlar her ortaya çıktığında konuşan kişi aynı şekilde tepki veriyordu. Buradaki would gelecek zamanı veya kibar bir isteği değil, geçmişteki alışkanlığı belirtir.
Alıştırma
Hangi cümle eski bir proje sırasında sorunların tekrar tekrar ortaya çıktığı anlamına gelir?
- During the old project, whenever a problem would come up, Lena would write it down.
- During the old project, whenever Lena would come up with a solution, the team would test it.
- During the old project, whenever Lena would bring up a problem, the team would discuss it.
Cevabı göster
During the old project, whenever a problem would come up, Lena would write it down.
Uh you and Bella Ramsey are involved in a lot of physical combat.
3:44Eee, sen ve Bella Ramsey bir sürü fiziksel dövüşe giriyorsunuz.
the clickers: The Last of Us'taki bir enfekte türü
“The clickers”, The Last of Us'taki bir enfekte yaratık türünün adıdır. Bu cümlede fiziksel çatışmadaki rakipleri belirtir; bir şeye tıklayan kişiler ya da sıradan tıklama aygıtları anlamına gelmez. Bir hikâye gündelik görünen bir sözcüğe kendi evrenine özgü bir anlam verdiğinde, sözcüğü o hikâyenin bağlamına göre yorumlayın.
Alıştırma
Bu cümlede “the clickers” neyi ifade ediyor?
- Sunumlarda kullanılan elde taşınır kumandalar
- The Last of Us'taki bir enfekte yaratık türü
- İşi düğmelere tıklamak olan kişiler
Cevabı göster
The Last of Us'taki bir enfekte yaratık türü
Do you do crazy training for this or is it different than what you do in the Superman movie?
3:50Bunun için çılgınca bir eğitim mi yapıyorsunuz yoksa Superman filminde yaptığından farklı mı?
So we would do a lot of like arms combat training
3:54Silahlı dövüş eğitimi gibi şeyler yapıyorduk,
and then um some horse riding and we did so much of it
3:58ve sonra da biraz ata binme, bundan çok fazla yaptık,
we ended up creating this secret language, I guess. Kalıp ifadeler
4:05sanırım bu gizli dili yaratmış olduk.
ended up creating: nihai ve muhtemelen planlanmamış bir sonuç
Ended up creating, bu gizli dili yaratmanın durum geliştikçe ortaya çıkan nihai sonuç olduğunu ve bunun baştaki plan olmak zorunda olmadığını anlatır. İfade çoğu zaman şaşkınlık ya da amaçlanmamış bir sonuç hissi taşır. Yeniden kullanılabilir kalıp end up + fiil-ing biçimidir. End sözcüğünü zamana göre değiştirin: burada ended up geçmiş zamandadır ve create, creating olur. Sonuç olumlu, olumsuz ya da nötr olabilir.
Alıştırma
End up + create ifadesini doğru geçmiş zaman biçimleriyle kullanın: We only planned to test the camera, but we ____ a short documentary.
Cevabı göster
ended up creating
It was kind of like sign language but it was You and Bella?
4:10Bir nevi işaret dili gibiydi ama... Sen ve Bella mı?
We created some signs for things that we wanted to say but we couldn't out loud. Kalıp ifadeler
4:14Söylemek istediğimiz ama yüksek sesle söyleyemediğimiz şeyler için bazı işaretler yarattık.
“couldn't out loud”: atılan “say” ve “out loud” ifadesinin anlamı
Bu cümlede out loud, “duyulacak şekilde” anlamına gelir: sözler söylenmeden kalmak veya işaretlerle aktarılmak yerine başkalarının duyabileceği biçimde seslendirilir. Bu ifade mutlaka “yüksek sesle” demek değildir. but sonrasında couldn't ifadesinin ardından tekrarlanan say fiili atılmıştır. Tam anlam but we couldn't say those things out loud şeklindedir. İngilizcede anlam açıksa can, could veya will gibi yardımcı fiillerden sonra tekrarlanan bölümler sıkça atılır.
Alıştırma
Cümleyi “sessizce değil, duyulacak şekilde” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Please read the final sentence ____.
Cevabı göster
out loud
“I have a wedgie.”: fiziksel rahatsızlığı anlatan gayriresmî bir ifade
I have a wedgie, bir kişinin iç çamaşırının kalçalarının arasında rahatsız edici biçimde sıkışması veya toplanması anlamına gelir. Burada have mevcut bir fiziksel durumu anlatır; bir nesneye sahip olmak anlamına gelmez. Cümle bu rahatsız edici durumu bildirir. Tek başına bunun kazara mı olduğunu, yoksa birinin şaka amacıyla iç çamaşırını çekmesi yüzünden mi gerçekleştiğini söylemez.
Alıştırma
Bu kullanımı değerlendirin: Alex, resmî bir müşteri sunumu sırasında rahatsızlığını “I have a wedgie.” diyerek açıklıyor.
- Uygun değil
- Uygun
Cevabı göster
Uygun değil
Can you cover me?: anında yardım isteme ifadesi
Bu cümlede Can you cover me?, konuşanı saklamak, başkalarının görüşünü engellemek veya dikkatlerini başka yöne çekmek gibi anlık bir destek ister. Burada cover, birinin üzerine battaniye örtmek anlamına gelmez. Tam olarak hangi yardımın istendiğini durum belirler. Başka bağlamlarda cover me, birini tehlikeden korumak veya onun görevini geçici olarak üstlenmek anlamına gelebilir. Ortak fikir, konuşanın başka bir şey yapabilmesi için ona yardımcı olmaktır.
Alıştırma
Maya kostümünü düzeltirken bir arkadaşının başkalarının görüşünü engellemesine ihtiyaç duyuyor. Ne istemeli?
- Can you cover me?
- Can you cover for me?
- Can you cover it?
Cevabı göster
Can you cover me?
And then I have to go to the bathroom or even I don't want to do this particular stunt or something. Kültür
4:24Ve sonra da "tuvalete gitmem lazım" veya hatta "bu özel dublörlüğü yapmak istemiyorum" gibi bir şey.
this particular stunt: tek bir belirli hareket
this particular stunt, bütün dublör hareketlerini genel olarak değil, “bu belirli tek dublör hareketini” ifade eder. This, durumda zaten yer alan bir harekete işaret eder; particular ise kapsamı tam olarak o harekete daraltır. Filmde, televizyonda veya canlı gösteride stunt; düşme, atlama ya da koreografisi hazırlanmış bir dövüş gibi özel beceri gerektiren veya risk içerebilen planlı bir harekettir. Burada ifade, konuşanın yapmak istemeyebileceği tek bir hareketi belirtir.
Alıştırma
Film veya gösteri bağlamında this particular stunt neyi belirtir?
- Tüm proje için yapılan bir reklam gösterisi
- Yapımdaki bütün dublör hareketleri
- Üzerinde konuşulan, beceri gerektiren veya riskli tek bir belirli hareket
Cevabı göster
Üzerinde konuşulan, beceri gerektiren veya riskli tek bir belirli hareket
So you know, cuz you don't want to be that actor that comes up and the only one that's like, Ton ve niyet
4:30Yani bilirsiniz, çünkü öne çıkıp da bunu söyleyen tek oyuncu olmak istemezsiniz,
you don't want to be that actor: that ile olumsuz bir tipi etiketlemek
Buradaki that actor, yalnızca belirli bir oyuncuyu işaret etmez. Günlük konuşmada that + rol bildiren isim, insanların tanıyabildiği ve çoğu zaman olumsuz değerlendirdiği bir kişi tipini anlatabilir. You don't want to be that actor, başkalarının seni sürekli reddeden oyuncu olarak etiketlemesini istemediğin anlamına gelir. Ardından gelen açıklama genellikle hangi tipin kastedildiğini gösterir.
Alıştırma
Bu cümlede that actor ne anlama geliyor?
- Fiziksel olarak uzakta bulunan belirli bir oyuncu
- Gruptaki en ünlü oyuncu
- Reddettiği için olumsuz biçimde etiketlenebilecek bir oyuncu tipi
Cevabı göster
Reddettiği için olumsuz biçimde etiketlenebilecek bir oyuncu tipi
You know, that's how you can quickly gain a reputation. Kalıp ifadeler
4:35Bilirsiniz, bu şekilde çabucak kötü bir ün kazanabilirsiniz.
gain a reputation: bir özelliğiyle tanınır hâle gelmek
Gain a reputation, belirli bir özellik veya tekrarlanan davranışla tanınır hâle gelmek demektir. Reputation olumlu ya da olumsuz olabilir; nasıl bir ün olduğu çevresindeki sözcüklerden ve bağlamdan anlaşılır. Burada that's how, olumsuz bir mesleki imaj oluşturabilecek önceki davranışa gönderme yapar. Ünün içeriğini açıkça belirtmek için gain a reputation for + isim veya -ing biçimi ya da gain a reputation as + rol/tip kullanılır.
Alıştırma
Dersin eşdizimini kullanarak cümleyi tamamla: After several fair decisions, the referee began to ____ for being impartial.
Cevabı göster
gain a reputation
There's power in numbers: birlikte hareket etmenin gücü
There's power in numbers, insanların tek başlarına hareket etmek yerine birlikte hareket ettiklerinde daha güçlü, daha güvende veya daha etkili olabileceklerini anlatan bir sözdür. Buradaki numbers matematiksel sayıları değil, insan sayısını ifade eder. Bu söz iş birliğini, karşılıklı desteği veya toplu hareketi teşvik edebilir. Power; güven, korunma, pazarlık gücü veya değişim yaratma becerisi anlamına gelebilir.
Alıştırma
There's power in numbers ne anlama gelir?
- İnsanlar birlikte hareket ettiklerinde daha güçlü veya daha güvende olabilirler.
- Matematik becerisi fiziksel güç yaratır.
- Büyük sayıların sihirli güçleri vardır.
Cevabı göster
İnsanlar birlikte hareket ettiklerinde daha güçlü veya daha güvende olabilirler.
That's what I'm talking about: coşkulu onay
That's what I'm talking about çoğu zaman “İşte bu!” veya “Tam da istediğim şey buydu” anlamına gelen coşkulu bir sözlü tepkidir. Konuşan kişi yalnızca sohbetin konusunu belirtmez; bir sonucu, fikri veya performansı onaylar. İfadenin gücü bağlamdan ve söyleniş biçiminden gelir. Tatmin edici bir şeyin ardından kullanıldığında övgü veya tezahürat gibi işlev görür. Ancak gerçekten belirli bir konunun tartışıldığı bir konuşmada aynı sözler, “Bahsettiğim konu buydu” şeklindeki gerçek anlamını da taşıyabilir.
Alıştırma
Birisi mükemmel bir sonuç elde ettikten sonra That's what I'm talking about büyük olasılıkla hangi tutumu ifade eder?
- Sohbetin fazla uzun sürmesine duyulan rahatsızlık.
- Sohbet konusunun açıklanması için bir istek.
- Sonucun coşkuyla onaylanması.
Cevabı göster
Sonucun coşkuyla onaylanması.
play well off each other: karşılıklı uyum ve etkileşim
Vurgulanan sözcüklerden sonra other gelir ve ifade played so well off each other şeklinde tamamlanır. Burada play off each other, diğer kişinin zamanlamasını, sözlerini veya enerjisini fark edip ona karşılık vererek etkileşimi güçlendirmek demektir. Bu övgü, iki ayrı iyi performanstan çok ortak uyum ve koordinasyonla ilgilidir. Yeniden kullanılabilen kalıp play well off each other şeklindedir; play, zamana ve özneye göre değişir.
Alıştırma
İki sunucu birbirlerinin şakalarına hızla karşılık veriyor ve sohbeti daha iyi hâle getiriyor. Hangi cümle bu duruma uygundur?
- The two hosts perform well away from each other.
- The two hosts play well off each other.
- The two hosts play with each other after work.
Cevabı göster
The two hosts play well off each other.
What can we expect from the finale this weekend? Ton ve niyet
4:47Bu hafta sonu olacak sezon finalinden ne bekleyebiliriz?
What can we expect from ...?: ön bilgi istemek
What can we expect from + isim öbeği? adı verilen kaynağın hangi içerikleri, nitelikleri, sonuçları veya performansı sunmasının muhtemel olduğunu sorar. Bir röportajda ön bilgi veya öne çıkan noktaları istemenin kibar bir yoludur. Can soruyu açık uçlu yapar: konuşan kişi bir söz veya kesin ayrıntılar talep etmek yerine, makul olarak neyin beklenebileceğini sorar.
Alıştırma
Bir röportajcı, yakında yayımlanacak bir yazılım sürümü hakkında genel bir ön bilgi istiyor. Hangi soru en uygundur?
- What can we expect from the next update?
- What did we remove from the next update?
- What does the next update expect from us?
Cevabı göster
What can we expect from the next update?
Um you're going to expect a lot of pieces of the puzzle to come into place. Deyimler
4:50Eee, yapbozun birçok parçasının yerine oturmasını bekleyebilirsiniz.
pieces of the puzzle ... come into place: ipuçlarının net bir tablo oluşturması
Burada pieces of the puzzle, birbirinden ayrı ipuçları veya bilgi parçaları için kullanılan bir benzetmedir. Bu parçaların come into place olması, birbirine bağlanmaya ve daha net bir genel tablo ortaya çıkarmaya başlamaları demektir. Cümle, daha önceki pek çok ayrıntının yakında birlikte anlam kazanacağını öngörür. Aynı imge bir hikâyenin, soruşturmanın, planın veya karmaşık bir sorunun giderek netleşmesini anlatabilir.
Alıştırma
Özgün cümlede pieces of the puzzle ... come into place neyi öngörüyor?
- Ayrı ipuçları birbiriyle uyuşacak ve bütün durumu daha net hâle getirecek.
- Birisi gerçek bir yapboz yapacak.
- İpuçları daha kafa karıştırıcı ve birbiriyle ilgisiz hâle gelecek.
Cevabı göster
Ayrı ipuçları birbiriyle uyuşacak ve bütün durumu daha net hâle getirecek.
And then you're probably going to want to rewatch it. Dilbilgisi
4:56Ve sonra muhtemelen tekrar izlemek isteyeceksiniz.
you're probably going to want to ...: gelecekteki muhtemel bir isteği öngörmek
You're probably going to want to rewatch it, dinleyenin daha sonra duyması muhtemel bir isteği öngörür: kişi izledikten sonra büyük olasılıkla yeniden izlemek isteyecektir. be + probably + going to + want to + fiil kalıbı, bir öneri veya beklentiyi doğrudan talimat yerine öngörü olarak sunar. Probably bir miktar belirsizlik bırakırken going to, beklenen gelecekteki tepkiye işaret eder.
Alıştırma
Öngörüyü tam olarak probably going to want to kalıbıyla tamamlayın: You're ____ save this checklist for later.
Cevabı göster
probably going to want to
Here's a sneak peek of Isabela Merced in the season finale of The Last of Us. Kelime
5:05İşte The Last of Us'ın sezon finalinden Isabela Merced'in kısa bir kesiti.
sneak peek: erken ön gösterim
Sneak peek, bir şey tamamen veya resmen yayımlanmadan önce ondan kısa bir bölümün gösterilmesidir. Bu cümlede sezon finalinin tamamını değil, finalden kısa bir görüntüyü tanıtır. Sneak tek başına gizlilik çağrıştırabilse de sneak peek burada kalıplaşmış bir tanıtım ifadesidir. Genellikle birinin gizlice bakmasını değil, izinle paylaşılan bir ön gösterimi anlatır.
Alıştırma
Tanıtım cümlesini “erken ön gösterim” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Here's a ____ at our redesigned website.
Cevabı göster
sneak peek
Take a look at this: dikkati yönlendirmek
Take a look at this, “dikkatini buna yönelt ve kısaca bak” anlamına gelen kalıplaşmış bir emir cümlesidir. Take burada bir şeyi taşımak veya kaldırmak anlamına gelmez; take a look bir bütün olarak “bakmak” işlevi görür. Bu cümlede konuşmacı ifadeyi izleme işareti olarak kullanır. This, birazdan gösterilecek içeriği belirtir; böylece ifade izleyiciyi girişten klibe geçirir.
Alıştırma
Sunum yönlendirmesini take + look ile kurulan kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: ____ this chart before we continue.
Cevabı göster
Take a look at
To save me.: ana cümlenin atıldığı amaç bildiren mastar parçası
To save me. amaç bildiren bir mastar öbeğidir. Bağlamdan anlaşılan bir eylemin neden yapıldığını belirtir; burada tam düşünce Joel did it to save me. şeklindedir. Eylem konuşmadan zaten anlaşıldığı için konuşan kişi ana cümleyi söylemez. Bu tür bir parça, diyalogda Why? sorusuna doğal biçimde cevap verebilir; ancak tek başına özne ve yüklemi olan tam bir cümle değildir.
Alıştırma
Kısa cevabı amaç bildiren bir mastarla tamamlayın. Leo called because he wanted to tell me about the schedule change. Why did Leo call? ____ about the schedule change.
Cevabı göster
To tell me
that's why: daha önce belirtilen nedeni sonucuna bağlamak
that's why, bilgiyi daha önce belirtilmiş bir nedenin ardından onun sonucunu vererek düzenler. So that's why they came. cümlesinde that önceki açıklamaya gönderme yapar, they came ise sonucu belirtir. Baştaki So, bir sonuca varıldığını veya durumun anlaşıldığını gösterir: yeni bilgi artık onların gelişini açıklar. Yeniden kullanılabilecek kalıp şudur: neden. That's why + sonuç cümlesi.
Alıştırma
Hangi seçenek buzlu yolları neden, okulun kapanmasını ise sonuç olarak doğru biçimde sunuyor?
- The school closed. That's why the roads were icy.
- The roads were icy. That's why the school closed.
- The roads were icy. That's because the school closed.
Cevabı göster
The roads were icy. That's why the school closed.
Did you know who they were? — İç içe soruda sözcük dizimi
Did you know who they were? cümlesinde dışta Did you know...? biçiminde bir evet/hayır sorusu, içte ise who they were dolaylı sorusu vardır. İçteki yan cümle bilinebilecek bilgiyi, yani bu kişilerin kimliğini belirtir. Soru sözcüğü iç içe sorunun öznesi değilse yan cümlede genellikle düz cümle sözcük dizimi kullanılır. Buradaki sıra who + they + were şeklindedir; who + were + they değildir. Soru dizimi yalnızca dış cümlede kullanılır.
Alıştırma
İç içe soruyu tamamlamak için who, they ve were sözcüklerini doğru sıraya koyun: Did you know ____?
Cevabı göster
who they were
what he did — knew fiilinin nesnesi olan what yan cümlesi
But I knew what he did cümlesinde what he did bir isim yan cümlesidir ve knew fiilinin nesnesi görevindedir. Bilinen bilgiyi, yani onun yaptığı eylemi belirtir. Bu, bağımsız bir soru değildir; bu nedenle yan cümle what + özne + fiil dizimini kullanır: what he did. Doğrudan soru What did he do? şeklindedir, ancak bu soru dizimi I knew ifadesinden sonra kullanılamaz.
Alıştırma
Nesne görevindeki yan cümleyi tamamlamak için what, he ve did sözcüklerini doğru sıraya koyun: After watching Leo on the security video, Maya knew ____.
Cevabı göster
what he did
The season 2 finale of The Last of Us airs this Sunday at 9:00 p.m. on HBO and Max. Kelime
5:55The Last of Us'ın 2. Sezon finali bu Pazar saat 21.00'de HBO ve Max'te yayınlanacak.
airs + saat + on + kanal/platform: yayın programı bildirmek
Burada airs, air fiilinin üçüncü tekil kişi biçimidir ve “yayınlanır” ya da “programlandığı şekilde gösterilir” anlamına gelir. “Hava” anlamındaki air isim değildir. Tekil özne The season 2 finale ile airs kullanılır. program + airs + saat + on + kanal/platform yapısı bir yayın programını bildirir. Geniş zaman, kesinleşmiş bir gelecek etkinliğini anlatabilir; bu nedenle airs this Sunday, gösterimin bu pazar için önceden planlandığını belirtir. on ise yayını sunan HBO ve Max'i tanıtır.
Alıştırma
Bu planlı yayın duyurusunu air fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The science program ____ tonight at 8:00 p.m. on Channel 5.
Cevabı göster
airs
We'll be right back with a performance from sombr.
6:01sombr'ın performansıyla kısa bir aradan sonra döneceğiz.
Stick around: birinden kalmasını istemek
Stick around, “bulunduğun yerde kalmak” veya “henüz ayrılmamak” anlamına gelen gündelik bir phrasal verb'dür. Bu cümlede emir biçimi, devamında başka içerik olduğu için herkesten kalıp izlemeye devam etmesini ister. Bu ifade fiziksel olarak bir şeye yapışmak anlamına gelmez. Medya dışındaki durumlarda da birinden kısa bir süre daha kalmasını istemek için kullanılabilir ve ardından genellikle bir neden veya süre gelir.
Alıştırma
Cümleyi stick ile başlayan ve “biraz daha kalmak” anlamına gelen iki sözcüklü phrasal verb ile tamamlayın: If you have questions, ____ after class.
Cevabı göster
stick around