Isabela Merced, Jimmy'yi Nicole Kidman ile Olan Başarısız Randevusu İçin Sıkıştırıyor; The Last of Us Hakkında Konuşuyor (Genişletilmiş): İngilizce çalışma notları

The Tonight Show Starring Jimmy Fallon

Öğrenme zorluğu
1.053 kelime 226 kel/dk

Video açıklaması: Isabela Merced, Superman ile The Last of Us çekimleri arasında nasıl geçiş yaptığını, memleketi Cleveland’da Hawkgirl’ü canlandırmanın anlamını, Dina rolüne hazırlığını ve zorlu aksiyon sahnelerinde Bella Ramsey’yle geliştirdiği gizli işaretleri anlatıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. switch headspaces. — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: Bu gündelik ifadenin, roller, işler veya görevler arasında geçerken yalnızca mekân ya da etkinlik değiştirmeyi değil, farklı bir zihinsel veya duygusal moda geçmeyi anlattığını kavrayabilirsiniz. 2. thanks for bringing it — Konuşma edimbilimi ve tutum: İçten bir teşekkür biçimindeki sözün, biri utandırıcı bir anıyı yeniden gündeme getirdiğinde şakacı veya hafif alaycı olabileceğini fark edebilir; gerçek niyeti ton ve bağlamdan çıkarabilirsiniz. 3. There's power in numbers. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Bu kısa sözü, müttefiklerin güven, koruma veya etki sağladığını anlatmak için kullanabilirsiniz; örneğin oyuncular riskli bir dublör sahnesiyle ilgili kaygılarını dile getirirken birbirine destek olabilir.

Bu derste

Welcome, I'm so happy to see you.

0:00

Hoş geldin, seni gördüğüme çok sevindim.

Thank you so much for coming on the show. Kalıp ifadeler

0:02

Programa geldiğin için çok teşekkür ederim.

Kalıp ifadeler

Thank you so much for coming on the show: bir konuğa teşekkür etmek

Thank you so much for coming on the show, bir sunucunun davetli bir konuğu karşılayıp ona teşekkür etmesi için kullanılan eksiksiz ve nazik bir ifadedir. Thank you so much teşekkürü daha sıcak ve güçlü hâle getirirken for coming hangi eylem için teşekkür edildiğini belirtir. Burada come on the show, “konuk olarak programa çıkmak veya katılmak” anlamına gelir. Yeniden kullanılabilen kalıp Thank you (so much) for + fiilin -ing biçimidir; bu kalıp birine hangi eylemi için teşekkür ettiğinizi belirtir.

Alıştırma

Bir sunucu davetli bir konuğu karşılıyor. come on the show ifadesini kullanarak cümleyi tamamlayın: Thank you so much ____.

Cevabı göster

for coming on the show

Before we talk about the last of us, which by the way, you're crushing. Notlar

0:04

Harika iş çıkardığın The Last of Us hakkında konuşmadan önce.

Anlatım akışı

Before we talk about: konu sırasını düzenlemek

Before we talk about, daha sonra ele alınacak bir konuyu tanıtır ve önce neyin konuşulacağını düzenler. Dinleyiciye “O konuya geleceğiz, ama önce başka bir şey eklemek veya sormak istiyorum” mesajını verir. Örnekte sunucu, The Last of Us'ı sıradaki ana konu olarak belirtir ve ardından araya bir övgü ekler. Yeniden kullanılabilen yapı Before we talk about + konu biçimindedir; ardından önce ele alınması gereken nokta gelir.

Alıştırma

Değerlendirmeyi önceye almak için Before we talk about ifadesini kullanın: ____ the budget, I'd like to review our goals.

Cevabı göster

Before we talk about

Kalıp ifadeler

by the way: kısa bir yan bilgi eklemek

By the way, kısa bir yan yorum, hatırlatma veya değerlendirme ekleyen bir söylem belirleyicisidir. Eklenen bilginin ana konu olmadığını gösterir. Burada which ... you're crushing ilgi tümcesinin içinde yer alır ve konuşmacı ana konuya devam etmeden önce kısa bir övgü ekler.

Alıştırma

Hangi by the way kullanımı kısa bir yan yorumu en doğal biçimde ekler?

  1. Resmî bir raporun ana savını şu sözlerle açıyorsunuz: By the way, this report proves our central claim.
  2. Bir nedeni şöyle açıklıyorsunuz: By the way because the road was closed, we turned around.
  3. Yarının programını konuşurken kısaca şunu ekliyorsunuz: By the way, your package arrived.
Cevabı göster

Yarının programını konuşurken kısaca şunu ekliyorsunuz: By the way, your package arrived.

Kelime

you're crushing: olağanüstü performans için samimi övgü

which ... you're crushing yapısında crush, “bir şeyi son derece iyi yapmak veya yürütmek” anlamına gelen geçişli ve samimi bir fiildir. İlgi zamiri which, The Last of Us'a gönderme yapar ve crushing fiilinin nesnesi olur; dolayısıyla konuşmacı kişinin yapımdaki performansını övmektedir. Buradaki anlam, sözcüğün “baskıyla kırmak” biçimindeki gerçek anlamı değildir. Daha önce bir nesne belirtilmemişse yaygın bağımsız övgü You're crushing it şeklindedir; buradaki it, mevcut etkinliği veya durumu genel olarak ifade eder.

Alıştırma

Bu cümlede you're crushing ne anlama geliyor?

  1. Kişi romantik duygular beslemeye başlıyor.
  2. Kişi bir şeyi kırılana kadar fiziksel olarak sıkıştırıyor.
  3. Kişi son derece başarılı bir performans sergiliyor.
Cevabı göster

Kişi son derece başarılı bir performans sergiliyor.

Thank you.

0:08

Teşekkür ederim.

You are so good in this.

0:08

Orada çok iyisin.

Oh my God, it's amazing.

0:09

Aman Tanrım, bu inanılmaz.

You're also you're in the new Superman.

0:11

Yeni Superman filminde de varsın.

you're playing Hawkgirl. Kelime

0:14

Hawkgirl'ü oynuyorsun.

Kelime

playing Hawkgirl: play + karakter ile “canlandırmak”

Film, televizyon ve tiyatro bağlamında play fiilinin doğrudan ardından bir karakter adı veya rol gelebilir ve fiil “o rolü canlandırmak” anlamına gelir. Burada playing Hawkgirl, Hawkgirl karakterini canlandırmak demektir. Kalıp play + karakter/rol şeklindedir: play Hamlet, play the villain veya play a doctor. Anlamı, oyun oynamayla ilgili yaygın anlam değil, oyunculuk bağlamı belirler.

Alıştırma

Play fiilini “bir rolü canlandırmak” anlamında kullanarak cümleyi tamamlayın: In the new series, Lena is ____ a detective.

Cevabı göster

playing

Yes.

0:16

Evet.

And so, yeah, I'm excited about this too cuz everyone's talking about that. Kalıp ifadeler

0:16

Ve bu yüzden, evet, bunun için de heyecanlıyım çünkü herkes bunu konuşuyor.

Kalıp ifadeler

everyone's talking about that: geniş ilgi

Everyone's talking about that, konunun şu anda çok fazla konuşulduğu ve ilgi gördüğü anlamına gelir. That, daha önce sözü edilen bir konuya gönderme yapar. Gündelik konuşmada everyone çoğu zaman vurgu amacıyla kullanılan bir abartıdır. Genellikle kelimenin tam anlamıyla her bireyi değil, “birçok insanı” veya “her yerdeki insanları” ifade eder.

Alıştırma

Gündelik bir konuşmada “Everyone's talking about the new show” genellikle neyi ifade eder?

  1. İnsanlar bundan bir daha hiç söz etmemeye karar vermiş.
  2. Halktan büyük ilgi görüyor.
  3. İstisnasız herkesle resmî olarak anket yapılmış.
Cevabı göster

Halktan büyük ilgi görüyor.

The trailer by the way is like, at 29 billion or something crazy. Ton ve niyet

0:19

Bu arada fragman 29 milyar gibi çılgın bir izlenmeye ulaştı.

Ton ve niyet

Yaklaşık ve şaşırtıcı bir sayı için or something crazy

Bir sayıdan sonra kullanılan or something crazy, konuşanın doğrulanmış bir sayı vermek yerine hatırladığı yaklaşık bir değeri söylediğini gösterir. Or something, gerçek sayının buna yakın başka bir değer olabileceğine yer bırakır. Buradaki crazy, miktarı aşırı veya şaşırtıcı bulan gündelik bir değerlendirmedir. Kimsenin ruh sağlığını tanımlamaz; dolayısıyla tüm ifade, kesin sayı hakkındaki belirsizliği sayının büyüklüğüne verilen güçlü tepkiyle birleştirir.

Alıştırma

Hangi cümle doğal biçimde yaklaşık bir sayı verirken bunun şaşırtıcı derecede yüksek göründüğünü de belirtir?

  1. The repair cost twenty thousand dollars or something crazy.
  2. The repair cost exactly twenty thousand dollars, according to the invoice.
  3. The repair cost twenty thousand dollars or something like that.
Cevabı göster

The repair cost twenty thousand dollars or something crazy.

29 million in one day or something.

0:23

Bir günde 29 milyon mu ne olmuştu.

Yeah, that's How does that feel? Ton ve niyet

0:25

Evet, bu... Bu nasıl bir his?

Ton ve niyet

Deneyime odaklanan bir takip sorusu olarak How does that feel?

How does that feel?, karşıdaki kişiyi az önce sözü edilen bir şeyle ilgili duygusal veya kişisel deneyimini anlatmaya davet eder. That, konuşmada geçen olaya, sonuca veya duruma gönderme yapar. Takip sorusu olarak odağı ne olduğundan, bu deneyimin kişi açısından nasıl olduğuna kaydırır. Açık uçludur ve duygunun olumlu ya da olumsuz olduğunu baştan varsaymaz.

Alıştırma

Bir arkadaşınız 'I just finished my first marathon.' diyor. Hangi takip sorusu onu deneyimini anlatmaya davet eder?

  1. How long is a marathon?
  2. What happened next?
  3. How does that feel?
Cevabı göster

How does that feel?

I was actually filming the last of us and Superman at the same time.

0:27

Aslında aynı anda The Last of Us ve Superman'i çekiyordum.

So it felt like I was dating two people at once. Deyimler

0:30

O yüzden aynı anda iki kişiyle çıkıyormuşum gibi hissettirdi.

Deyimler

felt like I was ... at once: öznel bir benzetme kurmak

Felt like + bir yan cümle, ardından gelen durumu konuşanın öznel deneyimi veya benzetmesi olarak sunar. Bu yapı, söz konusu durumun gerçekten yaşandığını otomatik olarak göstermez. Burada dating two people at once, aynı anda iki yapımı takip etmeye çalışmayı anlatan bir benzetmedir. At once, “aynı anda” demektir ve iki taraf arasında kalma hissini güçlendirir.

Alıştırma

Felt like + bir yan cümle kullanarak öznel benzetmeyi tamamlayın: After switching between two teams all day, it ____ I was working two jobs at once.

Cevabı göster

felt like

Yeah.

0:33

Evet.

It was like juggling.

0:33

Jonglörlük yapmak gibiydi.

Like who am I texting and like which AD am I texting right now Kültür

0:35

Kime mesaj atıyorum ve şu an hangi yardımcı yönetmene yazıyorum falan diyordum.

Kültür

AD: film ve televizyon yapımında assistant director

Film ve televizyon yapımında AD genellikle assistant director anlamına gelir; bu kişi seti koordine etmeye ve çekim programının ilerlemesini sağlamaya yardımcı olan bir ekip görevlisidir. Konuşan kişi iki yapımda çalıştığı için hangi yapımın AD'sine mesaj attığından emin değildir. Bu bağlamda AD, advertisement anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu film yapımı bağlamında AD büyük olasılıkla ne anlama geliyor?

  1. audio description, sesli betimleme
  2. assistant director, bir ekip görevi
  3. advertisement, reklam
Cevabı göster

assistant director, bir ekip görevi

and yeah, it was like it was juggling a lot.

0:39

Ve evet, gerçekten çok şeyle aynı anda başa çıkmak gibiydi.

I was a lot of emotions there.

0:41

Orada çok fazla duygu vardı.

Yeah, I was hitting like eight flights a month at one point. Kelime

0:43

Evet, bir noktada ayda yaklaşık sekiz uçuş falan yapıyordum.

Kelime

hitting like eight flights a month: ayda yaklaşık sekiz uçuşa ulaşmak

Hitting like eight flights a month ifadesinde hit, bir sayı veya sıklık düzeyine “ulaşmak” anlamına gelir; fiziksel olarak bir uçuşa vurmak anlamına gelmez. Hitting, önündeki was ile birlikte o dönemde devam eden sıklığı anlatır. Burada sayıdan önce gelen like, “yaklaşık” demektir; bu yüzden eight kesin bir sayı değildir. İfade, seyahat programının alışılmadık derecede sık veya yoğun olduğunu hissettirir.

Alıştırma

“Yaklaşık olarak ulaşmak” anlamına gelen, dersteki iki sözcüklü ifadeyle gündelik cümleyi tamamlayın: During the sale, the website was ____ forty thousand visits a day.

Cevabı göster

hitting like

Um Holy Moly.

0:46

Aman Tanrım.

But it was it was honestly awesome and really rewarding and cool to switch headspaces. Kelime

0:47

Ama dürüst olmak gerekirse harikaydı, çok tatmin ediciydi ve zihniyet değiştirmek güzeldi.

Kelime

switch headspaces: zihinsel durum veya düşünme biçimini değiştirmek

Switch headspaces, bir zihinsel moddan, ruh hâlinden veya odak biçiminden diğerine geçmek anlamına gelir. Headspace burada mecazidir; fiziksel bir alanı değil, kişinin düşünme ve hissetme biçimini anlatır. Bu cümlede çoğul headspaces, farklı projeler veya roller için gereken ayrı zihinsel durumları belirtir. Konuşan kişi bunlar arasında geçiş yapmanın keyifli ve tatmin edici olduğunu söylüyor.

Alıştırma

Bu cümlede switch headspaces ne anlama geliyor? “After class, Maya took a short walk to switch headspaces before her evening shift.”

  1. Farklı bir rol için gereken zihinsel moda geçmek
  2. Başka biriyle yer değiştirmek
  3. Çalışma masasını başka bir odaya taşımak
Cevabı göster

Farklı bir rol için gereken zihinsel moda geçmek

I didn't know I was capable of doing that. Dilbilgisi

0:52

Bunu yapabileceğimi bilmiyordum.

Dilbilgisi

capable of doing that: be capable of + -ing yapısı

capable of doing that ifadesindeki capable, birinin bir şeyi yapmak için gereken yeteneğe veya niteliklere sahip olduğunu belirten bir sıfattır. Kalıp be capable of + isim veya -ing biçimidir; was capable of doing bunun bir örneğidir. I didn't know, bu yeteneğin sonradan fark edildiğini gösterir: kişi harekete geçmeden önce bunu yapabileceğini bilmiyordu. Bu kalıp, yeteneğin daha önce belli olup olmamasından bağımsız olarak kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi be capable of + -ing kalıbı ve solve fiiliyle tamamlayın: After the training, Amir is ____ this type of puzzle.

Cevabı göster

capable of solving

Oh my God, I mean look at you here.

0:54

Aman Tanrım, yani şuraya bir bak.

This is you as Hawkgirl.

0:55

Bu sensin, Hawkgirl olarak.

So cool.

0:56

Çok havalı.

I mean, that's fantastic.

0:57

Yani, bu muhteşem.

So little.

1:02

Çok ufak.

My girls are going to dress up as you for Halloween. Öbek fiiller

1:03

Kızlarım Cadılar Bayramı'nda senin gibi giyinecek.

Öbek fiiller

dress up as you: dress up as + kişi veya karakter

Dress up as you, sana benzemek veya seni temsil etmek için kıyafet ya da kostüm giymek demektir. Kalıp dress up as + kişi, karakter veya roldür. Bu Cadılar Bayramı bağlamında kızlar, kişinin tanınabilir görünümünü taklit etmeyi planlıyor. As edatı, kostümün kimi veya neyi temsil ettiğini belirtir. Bu anlam verilmek istendiğinde atılamaz. Dress up tek başına yalnızca özel veya resmî kıyafetler giymek demektir; belirli bir kişi ya da rolü göstermez.

Alıştırma

Dress up ifadesine bir karaktere benzemek için kostüm giyme anlamını veren sözcükle cümleyi tamamlayın: For the school parade, Nina will dress up ____ an astronaut.

Cevabı göster

as

I cannot wait. Ton ve niyet

1:05

Sabırsızlanıyorum.

Ton ve niyet

I cannot wait: güçlü bir beklenti ifadesi

Bu cümlede I cannot wait., konuşanın yaklaşan şey için son derece heyecanlı olduğu anlamına gelir. Bu, kişinin fiziksel olarak bekleme yeteneğini kaybettiğini söyleyen gerçek anlamlı bir ifade değil, güçlü bir beklenti bildiren deyimsel bir kullanımdır. Tek başına kullanıldığında neyin beklendiği önceki konuşmadan anlaşılır. Yaygın kısaltılmış biçim I can't wait de aynı deyimsel anlamı taşır.

Alıştırma

Yaklaşan bir etkinlik hakkında heyecanlı bir konuşmada I cannot wait. ne anlama gelir?

  1. Konuşan bunun ne zaman olacağını bilmiyordur.
  2. Konuşan hiç kimseyi beklemeyi kabul etmez.
  3. Konuşan, olacaklar için çok heyecanlıdır.
Cevabı göster

Konuşan, olacaklar için çok heyecanlıdır.

That's what I'm really excited for. Dilbilgisi

1:06

Asıl heyecanlandığım şey bu.

Dilbilgisi

That's what I'm really excited for: what yan cümlesi ve sondaki for

That's what I'm really excited for cümlesinde what, “olan şey” anlamına gelir. what I'm really excited for yan cümlesi, konuşanın heyecanla beklediği şeyi belirtir ve That's ifadesini tamamlar. Cümlenin bütünü “Gerçekten heyecanla beklediğim şey bu” demektir. for edatı excited for kalıbına aittir. Edatın nesnesi olan what yan cümlenin başında yer aldığı için for doğal olarak sonda kalır. Edatın bu şekilde sonda bırakılması günlük İngilizcede standarttır.

Alıştırma

what, I'm, really, excited ve for sözcüklerini doğal sırayla kullanın: The rooftop concert is ____.

Cevabı göster

what I'm really excited for

That and the action figures and Yes, right? Kültür

1:07

O ve aksiyon figürleri ve... Evet, değil mi?

Kültür

the action figures: poz verilebilen karakter oyuncakları

Action figure, özellikle bir film, çizgi roman, televizyon dizisi veya video oyunundaki bir karakteri temel alan oyuncak ya da koleksiyon modelidir. Genellikle farklı pozlara getirilebilecek şekilde tasarlanır; ancak koleksiyoncular onu ambalajını açmadan saklayabilir veya yalnızca sergileyebilir. Bu ifadede the, konuşmadan hangi figürler olduğu anlaşılan belirli nesneleri gösterir; çoğul figures ise birden fazla olduklarını belirtir. Buradaki figure, sayı veya şema değil, bir insanın ya da karakterin küçük modelidir.

Alıştırma

Film ürünleriyle ilgili bir konuşmada action figures ne anlama gelir?

  1. Film veya çizgi roman karakterlerinin poz verilebilen modelleri
  2. Dublörlük yapmak için işe alınan kişiler
  3. Aksiyon sahnelerini gösteren grafikler
Cevabı göster

Film veya çizgi roman karakterlerinin poz verilebilen modelleri

What does it feel like to film something like that? Ton ve niyet

1:10

Böyle bir şeyi çekmek nasıl bir his?

Ton ve niyet

What does it feel like to film...?: deneyimin nasıl hissettirdiğini sormak

What does it feel like to + fiilin yalın hâli? birinden bir eylemi yapmanın öznel deneyimini anlatmasını istemek için kullanılır. Burada to film, hangi eylemin deneyiminin sorulduğunu belirtir; soru çekim tekniğiyle ilgili değildir. it zamiri özne konumunu dolduran bir yer tutucudur; to ile kurulan mastar ise asıl faaliyeti belirtir. Bu açık uçlu soru, kısa ve olgusal bir cevap yerine duyguları, duyuları ve kişisel izlenimleri anlatmaya davet eder.

Alıştırma

Hangi soru, bir yönetmene ilk filmini çekmenin kişisel deneyimini doğal biçimde sorar?

  1. What does it feel to direct your first film?
  2. What does it feel like to direct your first film?
  3. What is it feel like to direct your first film?
Cevabı göster

What does it feel like to direct your first film?

I mean, it's just a giant deal. Kalıp ifadeler

1:11

Yani, bu devasa bir proje.

Kalıp ifadeler

a giant deal: a big deal ifadesinden daha güçlü vurgu

Bu cümlede a giant deal, son derece önemli veya etkisi çok büyük bir şey anlamına gelir. Giant, yaygın a big deal ifadesini güçlendirir; fiziksel bir boyutu anlatmaz. Konuşan kişi, meselenin ne kadar önemli hissettirdiğini göstermek için abartılı bir sıfat kullanır. Yaygın bir sıfatı daha güçlü bir sözcükle değiştirmek değerlendirmeyi yoğunlaştırabilir, ancak ortaya çıkan ifade kalıplaşmış olmaktan çok yaratıcı duyulabilir.

Alıştırma

Winning that grant was a giant deal for our small lab cümlesinde a giant deal ne anlama gelir?

  1. Fiziksel olarak devasa bir nesne içeriyordu.
  2. Laboratuvar için son derece önemliydi.
  3. Etkisi az olan sıradan bir olaydı.
Cevabı göster

Laboratuvar için son derece önemliydi.

It it felt really giant and then there was this really grounding moment where I was shooting in my hometown of Cleveland Anlatım akışı

1:13

Gerçekten devasa hissettirdi ve sonra memleketim Cleveland'da çekim yaparken beni çok topraklayan o an oldu.

Anlatım akışı

there was this really grounding moment where: hikâyede bir anı tanıtmak

there was this ... moment where kalıbı önce belirli bir anı tanıtıp değerlendirir, ardından where yan cümlesiyle o anda ne olduğunu anlatır. Gündelik hikâye anlatımında bu yapı anı daha canlı kılar ve dinleyiciyi somut bir sahneye hazırlar. Burada really grounding, konuşan kişiye istikrarlı ve tanıdık bir gerçeklik duygusunu geri veren anı anlatır. Böylece yapı, her şeyin giant olduğu yönündeki genel duygudan kişinin memleketinde çekim yapma şeklindeki somut deneyime geçer.

Alıştırma

Orijinal cümlede there was this really grounding moment where ifadesinin temel hikâye anlatma görevi nedir?

  1. Belirli bir anı tanıtıp değerlendirdikten sonra o anda ne olduğunu açıklamak
  2. Olayın kesin coğrafi koordinatlarını sıralamak
  3. Önemli hiçbir olayın meydana gelmediğini göstermek
Cevabı göster

Belirli bir anı tanıtıp değerlendirdikten sonra o anda ne olduğunu açıklamak

and Shout out to Cleveland. Ton ve niyet

1:18

Cleveland'a selamlar.

Ton ve niyet

Shout out to Cleveland: herkese açık bir selam

Burada Shout out to Cleveland., Cleveland'a ve oradaki insanlara yöneltilen kısa ve herkese açık bir selam ve takdir ifadesidir. Kimseden bağırmasını istemez. Aktarılabilir kalıp Shout out to + kişi, grup veya yer şeklindedir ve birine herkese açık biçimde takdir, destek veya dostça ilgi göstermek için kullanılır. Tek başına bir ünlem olarak kullanıldığında enerjik ve dinleyiciye dönük bir ton yaratır.

Alıştırma

Konuşmacı “Shout out to Cleveland.” diyerek ne yapıyor?

  1. Cleveland'a resmî bir ödül veriyor
  2. Cleveland'daki insanları herkese açık biçimde selamlıyor ve takdir ediyor
  3. Cleveland'daki herkesten daha yüksek sesle konuşmasını istiyor
Cevabı göster

Cleveland'daki insanları herkese açık biçimde selamlıyor ve takdir ediyor

Shout out to Cleveland.

1:20

Cleveland'a selam olsun.

216. Kültür

1:21

216.

Kültür

Cleveland kimliğinin bir işareti olarak 216

Burada 216 bir miktar veya madde numarası değildir. Ohio eyaletindeki Cleveland ile ilişkilendirilen bir telefon alan kodudur. Cleveland adının hemen ardından geldiği için yerel kimliği gösteren kısa bir işaret olarak kullanılır. ABD medyasında ve gündelik konuşmada insanlar bazen bir şehri veya topluluğu temsil etmek ve orayla bağlarını ya da gururlarını göstermek için alan kodu kullanır. Bu yorum, yakındaki yer ipuçlarına ve paylaşılan yerel bilgiye bağlıdır.

Alıştırma

“Cleveland. 216.” ifadesinde 216 büyük olasılıkla neyi gösteriyor?

  1. Cleveland ile bağlantılı yerel bir kimlik
  2. İzleyici sayısı
  3. Bir etkinliğin başlama saati
Cevabı göster

Cleveland ile bağlantılı yerel bir kimlik

Um and I got to film in like the Public Square. Kelime

1:23

Eee, ve Public Square gibi bir yerde çekim yapma fırsatım oldu.

Kelime

got to film: zorunluluk değil, fırsat

Bu cümlede got to film, get to + fiilin yalın hâli yapısının geçmiş zaman biçimidir. “Çekim yapma fırsatı buldu” veya “çekim yapabildi” anlamına gelir; “çekim yapmak zorundaydı” anlamına gelmez. Bu yapı, çoğu zaman özel, keyifli veya şanslı hissettiren bir deneyime erişme fırsatını vurgular. Yalnızca I filmed demekle karşılaştırıldığında I got to film, bu fırsatın elde edilmiş olmasına daha fazla odaklanır.

Alıştırma

Özel bir fırsatı göstermek için get to yapısının geçmiş biçimini kullanın: After the concert, we ____ the singer backstage.

Cevabı göster

got to meet

Oh yeah.

1:26

Ah, evet.

And that's where, you know,

1:26

Ve orası, bilirsin,

we would go for field trips and stuff

1:28

okul gezileri falan için gittiğimiz yerlerdendi.

and when I was on set, I actually was getting off the wires in between takes Kültür

1:29

Setteyken, çekim aralarında tellerden iniyordum,

Kültür

was on set: çekim yerinde olmak

Burada was on set, bir filmin veya başka bir ekran yapımının çekildiği yerde bulunmak anlamına gelir. Yapım dilinde set, ister stüdyo ister dış mekân olsun, çekim çalışmalarının yürütüldüğü ortamı geniş anlamda ifade edebilir. Bu ifade, wires ve takes sözcüklerinin yapım sürecine ait olduğunu gösterir. Aktarılabilir kalıp be on set şeklindedir: şimdiki durumlar için am, is veya are on set; geçmiş durumlar için was veya were on set kullanılır.

Alıştırma

Bir film yapımı konuşmasında “The costume designer is on set” ne anlama gelir?

  1. Kostüm tasarımcısı çekim yerinde.
  2. Kostüm tasarımcısı ekipmanı düzenliyor.
  3. Kostüm tasarımcısı tamamlanmış filmi izliyor.
Cevabı göster

Kostüm tasarımcısı çekim yerinde.

Kültür

Film setinde getting off the wires

Bu cümlede getting off the wires, oyuncuyu taşıyan dublör askı teli sisteminden aşağı inip düzenekten ayrılmak anlamına gelir. Film ekipleri uçma, sıçrama veya düşme hareketleri oluşturmak için ince telleri bir emniyet kemeriyle birlikte kullanır. Set bağlamı wires sözcüğüne bu teknik anlamı verir; burada sıradan elektrik kablolarından söz edilmez. Daha genel olarak, yaygın sözcükler bir iş ortamında teknik anlamlar kazanabilir.

Alıştırma

Bir film setinde getting off the wires ifadesi büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Duvardaki elektrik kablolarını sökmek
  2. Çevrim içi bir konuşmayı bitirmek
  3. Dublör askı sisteminden aşağı inmek
Cevabı göster

Dublör askı sisteminden aşağı inmek

Kültür

Film yapımında in between takes

Film yapımında take, bir planın veya performansın kaydedilen tek bir denemesidir. Bir sahne birkaç kez kaydedilebilir; bu nedenle burada çoğul biçim olan takes kullanılır. In between takes, bir denemenin bitmesiyle sonrakinin başlaması arasındaki kısa aralarda demektir. Bu ifade eylemin türünü değil, ne zaman gerçekleştiğini anlatır.

Alıştırma

Cümleyi “kayıt denemeleri arasındaki aralarda” anlamına gelen, sette kullanılan tam üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The makeup artist fixed his collar ____.

Cevabı göster

in between takes

and in the crowd of background actors, I saw like some familiar faces. Kültür

1:34

ve figüran kalabalığının içinde tanıdık birkaç yüz gördüm.

Kültür

background actors: sahnenin arka planını dolduran oyuncular

Background actors, bir film veya televizyon sahnesinin kalabalık ve gerçekçi görünmesini sağlamak için ana oyuncuların arkasında ya da çevresinde görünen oyunculardır. Bu cümlede ifade, bir oyuncunun kişisel geçmişiyle ilgili bilgileri değil, yapımdaki gerçek bir rolü adlandırır. Bu oyuncuların genellikle belirgin ve çok konuşmalı rolleri olmaz.

Alıştırma

Yönetmenin bir havaalanı sahnesinde ana oyuncuların arkasında sıradan yolcular olarak görünecek insanlara ihtiyacı var. En uygun terim hangisidir?

  1. casting directors
  2. lead actors
  3. background actors
Cevabı göster

background actors

One of them being my childhood doctor Ernie.

1:39

Biri de çocukluk doktorum Ernie'ydi.

Wait, he's a background actor in the movie?

1:42

Dur, filmde figüran mı?

He does a lot of things on the side. Deyimler

1:44

Ek iş olarak birçok şey yapıyor.

Deyimler

on the side: ana işin veya faaliyetin dışında

Bu cümlede on the side, ana işine veya ana faaliyetine ek olarak başka şeyler yapmak anlamına gelir. Diğer işler ikincildir ve onun asıl mesleği değildir. Bu ifade ücretli bir işi, küçük bir işletmeyi, projeleri veya hobileri anlatabilir. Tek başına, faaliyetin gizli olduğunu ya da para kazandırdığını belirtmez.

Alıştırma

İngilizce cümleyi, derste geçen ve “ana işine ek olarak” anlamına gelen üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: Maya works as a nurse and sells handmade jewelry ____.

Cevabı göster

on the side

Wow.

1:46

Vay canına.

Yeah, being a pediatric doctor.

1:46

Evet, çocuk doktoru olmasının yanında.

Doctor Ernie, I love it.

1:49

Doktor Ernie, buna bayıldım.

Yeah, and then um my brother's best friend's mom.

1:50

Evet, ve sonra da abimin en yakın arkadaşının annesi.

Mrs. Leon, if you're watching this, hi.

1:55

Bayan Leon, eğer bunu izliyorsanız, merhaba.

Hi.

1:58

Merhaba.

Wait, was it odd to see them all there and you're like, "Hi, I'm Hawkgirl"? Ton ve niyet

1:58

Bekle, hepsini orada görmek tuhaf mıydı, sen onlara "Merhaba, ben Hawkgirl'üm" diyordun?

Ton ve niyet

you're like, "Hi, I'm Hawkgirl"? ile tepki canlandırma

Bu cümlede you're like, kişinin söylemesi ya da vermesi muhtemel tepkiyi kısa bir canlandırmayla aktarır. Konuşmacı tuhaf anı hayal etmektedir; “Hi, I'm Hawkgirl” sözlerinin kelimesi kelimesine söylenmiş olduğunu iddia etmez. Gündelik hikâye anlatımında be like yaklaşık bir sözü, iç düşünceyi, yüz ifadesini veya tavrı aktarabilir. Buradaki like, “hoşlanmak” anlamına gelmez.

Alıştırma

Özgün cümlede you're like ne işlev görüyor?

  1. Söylenenleri resmî ve kelimesi kelimesine bir kayıt olarak verir.
  2. Tam olarak aynı sözler olduğunu ileri sürmeden olası bir tepkiyi canlı biçimde canlandırır.
  3. Kişinin Hawkgirl karakterinden hoşlandığını söyler.
Cevabı göster

Tam olarak aynı sözler olduğunu ileri sürmeden olası bir tepkiyi canlı biçimde canlandırır.

It was actually, yeah, it was actually really awesome, honestly.

2:02

Aslında, evet, dürüst olmak gerekirse gerçekten çok harikaydı.

It made me feel really present and grounded and like kind of encapsulated what it was like to come so far. Notlar

2:05

Bana gerçekten orada olduğumu ve toprağa bastığımı hissettirdi ve buralara kadar gelmenin nasıl bir şey olduğunu özetledi.

Kelime

odaklanma ve duygusal istikrar için present and grounded

Present and grounded, içsel bir durumun birbiriyle bağlantılı iki yönünü anlatır. Present, zihnin şu anda olanlara odaklanması; grounded ise duygusal olarak istikrarlı, dengeli ve gerçeklikle bağlantılı olmak demektir. İki sözcük birlikte, bu deneyimin konuşmacıyı bütünüyle o âna taşıdığını ve aynı zamanda istikrarlı hissetmesine yardımcı olduğunu belirtir. Burada iki sözcük de temel olarak fiziksel konumla ilgili değildir.

Alıştırma

Bu duygusal bağlamda present and grounded ne anlama gelir?

  1. Şimdiki âna odaklanmış ve duygusal olarak dengeli
  2. Heyecanlı ve büyük bir risk almaya hazır
  3. Fiziksel olarak odada ve yerde ayakta duran
Cevabı göster

Şimdiki âna odaklanmış ve duygusal olarak dengeli

Deyimler

to come so far: zaman içinde büyük ilerleme kaydetmek

Bu cümlede to come so far mecazi anlamdadır. Kişisel veya mesleki ilerlemeyi bir yolculuk boyunca hareket etmeye benzetir: büyük bir gelişim ve çabanın ardından bugünkü noktaya ulaşmak. İfade, geçmişteki bir başlangıç noktasından bugüne bakar. Ne kadar çok şeyin değiştiğine dair gurur, hayret veya minnettarlık taşıyabilir.

Alıştırma

“Büyük ilerleme kaydetti” anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: Since her first coding class, Maya has ____.

Cevabı göster

come so far

Look at what you've done, bud. Ton ve niyet

2:11

Neler başarmışsın, dostum, bir bak.

Ton ve niyet

“Look at what you've done, bud.” ifadesindeki övgü

Burada Look at what you've done, dinleyeni başarılarını fark etmeye ve bunlarla gurur duymaya davet eder. Bir kutlama bağlamında yaklaşık olarak “Ne kadar çok şey başardığına bak” anlamına gelir; “Bir soruna yol açtın” demek değildir. Birisi hasara yol açtığında aynı sözler suçlama başlatmak için de kullanılabilir. Bu nedenle niyeti ses tonu ve çevredeki bağlam belirler. Bud, burada sıcaklık katan, çok samimi ve arkadaşça bir hitap biçimidir.

Alıştırma

Yargı: Bir arkadaşınız zor bir projeyi yeni bitirdi ve ona sıcak bir şekilde “Look at what you've done, bud.” dediniz. Bu bağlamda cümle övgü ifade eder.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Doğru

This is great.

2:12

Bu harika.

Congratulations.

2:13

Tebrikler.

Well deserved. Kalıp ifadeler

2:14

Sonuna kadar hak etmişsin.

Kalıp ifadeler

Well deserved: olumlu bir sonucun hak edildiğini söylemek

Well deserved. bir başarının, ödülün veya övgünün kişinin emeği sayesinde hak edildiğini anlatan kısa ve kalıplaşmış bir yanıttır. Özne ile fiilin atıldığı It is well deserved ifadesinin eksiltili biçimidir. Yalnızca tebrik etmekle kalmaz; olumlu sonucun kişinin emeğine veya yeteneğine uygun olduğu yönündeki değerlendirmenizi de aktarır.

Alıştırma

Yıllardır başarılı işler yapan bir iş arkadaşınız terfi aldı. Well deserved. ne anlatır?

  1. Konuşan kişi terfinin buna değip değmediğini soruyor.
  2. İş arkadaşı bu takdiri hak etti.
  3. İş arkadaşı terfi için yeterli değildi.
Cevabı göster

İş arkadaşı bu takdiri hak etti.

Well deserved.

2:17

Kesinlikle hak edilmiş.

You're great.

2:17

Harikasın.

Uh uh let's talk about The Last of Us.

2:19

Eee şey, The Last of Us hakkında konuşalım.

You're getting phenomenal reviews for playing Dina in this season.

2:21

Bu sezon Dina'yı oynadığın için olağanüstü eleştiriler alıyorsun.

In 2012,

2:24

2012 yılında,

we had The Last of Us video game creators on Late Night to preview it a year before it came out. Öbek fiiller

2:26

The Last of Us video oyununun yaratıcılarını, oyun çıkmadan bir yıl önce ön izleme için Late Night'a konuk etmiştik.

Öbek fiiller

it came ... out: bir eserin ne zaman yayımlandığını söylemek

Bu cümlede vurgulanan it came sözlerinin ardından out gelir ve it came out yapısı oluşur. Burada come out, bir eserin yayımlanması, piyasaya çıkması veya halka sunulması anlamındadır. it zamiri video oyununu gösterdiği için a year before it came out, oyunun çıkışından bir yıl önce demektir. Bu geçişsiz öbek fiil filmler, oyunlar, kitaplar, albümler ve benzeri eserler için yaygın olarak kullanılır. Geçmişteki bir çıkış için came out, şu anki veya planlanmış bir çıkış için comes out, gelecekteki bir çıkış için will come out kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi come out ifadesinin geçmiş biçimiyle tamamlayın: The documentary ____ last Friday.

Cevabı göster

came out

That's got to be one of the scariest video games I've ever played in my life, The Last of Us. Dilbilgisi

2:32

Hayatımda oynadığım en korkunç video oyunlarından biri olmalı, The Last of Us.

Dilbilgisi

That's got to be: güçlü ve emin bir sonuç

Burada That's, That has'in kısaltmasıdır; dolayısıyla That's got to be, “Bunun ... olduğundan neredeyse eminim” anlamına gelir. Bu ifade güçlü bir sonuç veya son derece emin bir değerlendirme bildirir; bir şeye dönüşme zorunluluğunu anlatmaz. Kanıt, deneyim veya güçlü bir tepki bir sonucu neredeyse kesin gösterdiğinde bu yapıyı kullanın. Özne, This has got to be... veya It has got to be... örneklerinde olduğu gibi değişebilir.

Alıştırma

Bu cümlede That's got to be ifadesinin temel işlevi nedir?

  1. Değerlendirmeyi güçlü bir eminlik duygusuyla sunar.
  2. Vurgusuz, nötr bir tanım verir.
  3. Birinin bir şeye dönüşmek zorunda olduğunu söyler.
Cevabı göster

Değerlendirmeyi güçlü bir eminlik duygusuyla sunar.

Dilbilgisi

one of the scariest video games I've ever played: oynadığım en korkutucu oyunlardan biri

one of the + en üstünlük derecesi + çoğul isim yapısı, en üst gruptaki tek bir üyeyi belirtir; yalnızca bir tane birinci olduğunu söylemez. one of the scariest video games ifadesinde games çoğuldur çünkü konuşan kişi son derece korkutucu birkaç oyundan birini seçmektedir. I've ever played, karşılaştırma alanını konuşanın bugüne kadar oynadığı tüm video oyunlarıyla sınırlayan present perfect bir ilgi cümleciğidir. Yeniden kullanılabilen kalıp one of the + en üstünlük derecesi + çoğul isim + özne + have/has ever + geçmiş zaman ortacıdır.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için one of + good sözcüğünün en üstünlük derecesi + place kullanın: The museum is ____ I've ever visited.

Cevabı göster

one of the best places

Was that the game you were playing when you bombed your date with Nicole Kidman? Kelime

2:36

Nicole Kidman'la olan randevunu mahvettiğinde oynadığın oyun o muydu?

Kelime

bombed your date: bomb fiilinin 'çok kötü başarısız olmak' anlamı

bombed your date ifadesinde bomb, çok kötü performans göstermek ve randevunun kötü geçmesine neden olmak anlamına gelen gündelik bir fiildir. Burada mecazidir; hiçbir şey patlamaz. Bu kullanım, başarısızlığın açık veya tam olduğunu anlatır ve genellikle arkadaşça takılmak ya da kişinin kendi başarısızlığıyla dalga geçmesi için kullanılır. Aynı anlam sınav, mülakat, performans veya şaka için de kullanılabilir.

Alıştırma

Örnekte bombed your date ne anlama geliyor?

  1. Kişi randevuyu başlamadan önce iptal etti.
  2. Kişi randevu sırasında gerçek bir patlamaya neden oldu.
  3. Kişi çok kötü davrandı ve randevunun çok kötü geçmesine neden oldu.
Cevabı göster

Kişi çok kötü davrandı ve randevunun çok kötü geçmesine neden oldu.

It's a pleasure meeting you. We're out of time.

2:46

Sizinle tanışmak bir zevkti. Süremiz doldu.

We'll be right back.

2:49

Kısa bir aradan sonra döneceğiz.

We have a great "Tonight Show."

2:50

Harika bir "Tonight Show"umuz var.

One of the best ones we've ever done.

2:51

Şimdiye kadar yaptığımız en iyi programlardan biri.

Isabela. Uh, so was it?

2:53

Isabela. Eee, o oyun muydu?

No, we were playing Mario Kart.

2:58

Hayır, Mario Kart oynuyorduk.

Oh, okay.

2:59

Ah, tamam.

But thanks for bringing it up. Ton ve niyet

3:01

Ama konuyu açtığın için teşekkürler.

Ton ve niyet

thanks for bringing it ... up: hafif alay

Tam ifade thanks for bringing it up şeklindedir; bring something up bir konuyu gündeme getirmek demektir. Buradaki konu utandırıcı olduğu için thanks samimi bir teşekkürden çok hafif bir alay içerir. Böyle bir cümleyi yorumlarken konuşanın konunun açılmasını isteyip istemediğine bakın. Konu istenmiyorsa görünüşte nazik olan thanks aslında rahatsızlığı, kızgınlığı veya şakacı bir huzursuzluğu gösterebilir.

Alıştırma

Birisi utandırıcı bir hikâyeden söz ettikten sonra konuşan "But thanks for bringing it up." diyor. Büyük olasılıkla ne demek istiyor?

  1. Bundan söz ettiğin için gerçekten minnettarım.
  2. Bundan söz ettiğin için biraz rahatsız veya utanmış hissediyorum.
  3. Hangi konudan söz ettiğini anlamadım.
Cevabı göster

Bundan söz ettiğin için biraz rahatsız veya utanmış hissediyorum.

My favorite clip on this show.

3:03

Bu programdaki en sevdiğim video.

Oh my gosh,

3:05

Aman Tanrım,

it's the most embarrassing 63 million people watched that.

3:06

en utanç verici şey, 63 milyon insan izledi onu.

Oh no.

3:09

Ah hayır.

Yeah.

3:09

Evet.

No, no, no, no, no.

3:11

Hayır, hayır, hayır, hayır, hayır.

We have to talk about The Last of Us.

3:11

The Last of Us hakkında konuşmalıyız.

Uh do you play the game?

3:14

Eee, oyunu oynuyor musun?

Have you played the game?

3:17

Oyunu hiç oynadın mı?

Yes, I played the game in anticipation of this it was a very mysterious meeting set up with Craig and Neil, the creators of the show. Notlar

3:17

Evet, buna hazırlık olarak oyunu oynadım, dizinin yaratıcıları Craig ve Neil ile çok gizemli bir toplantı ayarlanmıştı.

Kalıp ifadeler

in anticipation of this: bekleyip önceden harekete geçmek

in anticipation of this burada “bunun olmasını beklediğim için önceden harekete geçtim” anlamına gelir. Kişinin oyunu yalnızca ne zaman oynadığını değil, neden önceden oynadığını açıklar. Yapı in anticipation of + isim veya zamir şeklindedir. Beklenen gelecekteki bir olay ya da durumu daha önceki bir eylemin nedeni olarak gösterir; bu eylem çoğu zaman hazırlık amacı taşır.

Alıştırma

“Beklenen bir fırtına önceden hazırlık yapmaya neden olduğu için” anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: We bought extra batteries ____ the storm.

Cevabı göster

in anticipation of

Öbek fiiller

set up a meeting: bir toplantı ayarlamak

Set up burada “ayarlamak” anlamına gelir. A meeting set up with Craig and Neil, birinin onlarla yapılmak üzere ayarladığı bir görüşmedir. Set up with Craig and Neil, meeting sözcüğünü niteleyen indirgenmiş edilgen bir ifadedir; a meeting that was set up with Craig and Neil şeklinde genişletilebilir. meeting, call, interview, appointment veya event ile kullanıldığında set up genellikle zamanı ve katılımcıları ayarlamayı ifade eder.

Alıştırma

“Ayarlamak” anlamındaki iki sözcüklü fiille cümleyi tamamlayın: Please ____ a meeting with the new client for Tuesday.

Cevabı göster

set up

Yes.

3:24

Evet.

And I just assumed, you know,

3:25

Ve sadece şunu düşündüm, bilirsin,

knowing it was them that it would be for the second season.

3:26

onların olduğunu bildiğim için ikinci sezon için olacağını tahmin ettim.

So I was like, "Okay, I'm going to play this game."

3:28

O yüzden, "Tamam, bu oyunu oynayacağım" dedim.

And I played it in one weekend.

3:30

Ve onu tek bir hafta sonunda bitirdim.

And You did?

3:32

Gerçekten mi?

Yep, with my friend who had experience.

3:33

Evet, deneyimli arkadaşımla birlikte.

So whenever the bloaters would come up, I would just throw the controller to him. Notlar

3:35

O yüzden ne zaman Şişkinler ortaya çıksa, kumandayı hemen ona atıyordum.

Kültür

the bloaters: The Last of Us'taki bir düşman türü

Burada the bloaters, The Last of Us'taki ileri derecede enfekte olmuş tehlikeli bir düşman türü olan Bloaters adının çoğul biçimidir. Bu, o kurgusal dünyaya ait bir addır; şişkin görünen insanları anlatan sıradan bir tanım değildir. Bu kısa arka plan bilgisi tepkiyi açıklar: Bu düşman türü oyun sırasında ortaya çıktığında konuşan kişi, dövüşü kendisi yönetmek yerine kumandayı diğer kişiye atıyordu.

Alıştırma

Bu cümlede the bloaters neyi ifade ediyor?

  1. Vücutları şişmiş insanlar
  2. İki oyuncunun kullandığı oyun kumandaları
  3. The Last of Us'taki tehlikeli bir düşman türü
Cevabı göster

The Last of Us'taki tehlikeli bir düşman türü

Öbek fiiller

would come up: geçmişte tekrar tekrar ortaya çıkma

Come up burada ortaya çıkmak veya meydana gelmek anlamındadır. Bir düşman duruma girebilir; aynı şekilde bir sorun, soru, konu ya da fırsat da ortaya çıkabilir. İfade mutlaka fiziksel olarak yukarı hareket etmek anlamına gelmez. Whenever ile kullanılan would come up, geçmişte tekrarlanan bir düzenin bir parçasını anlatır. Düşmanlar her ortaya çıktığında konuşan kişi aynı şekilde tepki veriyordu. Buradaki would gelecek zamanı veya kibar bir isteği değil, geçmişteki alışkanlığı belirtir.

Alıştırma

Hangi cümle eski bir proje sırasında sorunların tekrar tekrar ortaya çıktığı anlamına gelir?

  1. During the old project, whenever a problem would come up, Lena would write it down.
  2. During the old project, whenever Lena would come up with a solution, the team would test it.
  3. During the old project, whenever Lena would bring up a problem, the team would discuss it.
Cevabı göster

During the old project, whenever a problem would come up, Lena would write it down.

It's the most frightening thing in the world.

3:39

Dünyadaki en korkunç şey o.

Yeah, it was definitely my hands were sweaty.

3:40

Evet, kesinlikle ellerim terlemişti.

It was great.

3:42

Harikaydı.

Yeah.

3:43

Evet.

It's good.

3:43

Güzelmiş.

Yeah.

3:44

Evet.

Uh you and Bella Ramsey are involved in a lot of physical combat.

3:44

Eee, sen ve Bella Ramsey bir sürü fiziksel dövüşe giriyorsunuz.

Physical combat with the clickers. Kültür

3:48

Tıkırdayanlarla fiziksel dövüş.

Kültür

the clickers: The Last of Us'taki bir enfekte türü

“The clickers”, The Last of Us'taki bir enfekte yaratık türünün adıdır. Bu cümlede fiziksel çatışmadaki rakipleri belirtir; bir şeye tıklayan kişiler ya da sıradan tıklama aygıtları anlamına gelmez. Bir hikâye gündelik görünen bir sözcüğe kendi evrenine özgü bir anlam verdiğinde, sözcüğü o hikâyenin bağlamına göre yorumlayın.

Alıştırma

Bu cümlede “the clickers” neyi ifade ediyor?

  1. Sunumlarda kullanılan elde taşınır kumandalar
  2. The Last of Us'taki bir enfekte yaratık türü
  3. İşi düğmelere tıklamak olan kişiler
Cevabı göster

The Last of Us'taki bir enfekte yaratık türü

Do you do crazy training for this or is it different than what you do in the Superman movie?

3:50

Bunun için çılgınca bir eğitim mi yapıyorsunuz yoksa Superman filminde yaptığından farklı mı?

So we would do a lot of like arms combat training

3:54

Silahlı dövüş eğitimi gibi şeyler yapıyorduk,

and then um some horse riding and we did so much of it

3:58

ve sonra da biraz ata binme, bundan çok fazla yaptık,

and at about around episode four,

4:02

ve yaklaşık dördüncü bölüm civarında,

we ended up creating this secret language, I guess. Kalıp ifadeler

4:05

sanırım bu gizli dili yaratmış olduk.

Kalıp ifadeler

ended up creating: nihai ve muhtemelen planlanmamış bir sonuç

Ended up creating, bu gizli dili yaratmanın durum geliştikçe ortaya çıkan nihai sonuç olduğunu ve bunun baştaki plan olmak zorunda olmadığını anlatır. İfade çoğu zaman şaşkınlık ya da amaçlanmamış bir sonuç hissi taşır. Yeniden kullanılabilir kalıp end up + fiil-ing biçimidir. End sözcüğünü zamana göre değiştirin: burada ended up geçmiş zamandadır ve create, creating olur. Sonuç olumlu, olumsuz ya da nötr olabilir.

Alıştırma

End up + create ifadesini doğru geçmiş zaman biçimleriyle kullanın: We only planned to test the camera, but we ____ a short documentary.

Cevabı göster

ended up creating

And it was with our hands.

4:08

Ve ellerimizle yapıyorduk.

It was kind of like sign language but it was You and Bella?

4:10

Bir nevi işaret dili gibiydi ama... Sen ve Bella mı?

Yeah, Bella and I.

4:12

Evet, Bella ve ben.

We created some signs for things that we wanted to say but we couldn't out loud. Kalıp ifadeler

4:14

Söylemek istediğimiz ama yüksek sesle söyleyemediğimiz şeyler için bazı işaretler yarattık.

Kalıp ifadeler

“couldn't out loud”: atılan “say” ve “out loud” ifadesinin anlamı

Bu cümlede out loud, “duyulacak şekilde” anlamına gelir: sözler söylenmeden kalmak veya işaretlerle aktarılmak yerine başkalarının duyabileceği biçimde seslendirilir. Bu ifade mutlaka “yüksek sesle” demek değildir. but sonrasında couldn't ifadesinin ardından tekrarlanan say fiili atılmıştır. Tam anlam but we couldn't say those things out loud şeklindedir. İngilizcede anlam açıksa can, could veya will gibi yardımcı fiillerden sonra tekrarlanan bölümler sıkça atılır.

Alıştırma

Cümleyi “sessizce değil, duyulacak şekilde” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Please read the final sentence ____.

Cevabı göster

out loud

So one of them being I have a wedgie. Kelime

4:19

Bunlardan biri "donum araya kaçtı" idi.

Kelime

“I have a wedgie.”: fiziksel rahatsızlığı anlatan gayriresmî bir ifade

I have a wedgie, bir kişinin iç çamaşırının kalçalarının arasında rahatsız edici biçimde sıkışması veya toplanması anlamına gelir. Burada have mevcut bir fiziksel durumu anlatır; bir nesneye sahip olmak anlamına gelmez. Cümle bu rahatsız edici durumu bildirir. Tek başına bunun kazara mı olduğunu, yoksa birinin şaka amacıyla iç çamaşırını çekmesi yüzünden mi gerçekleştiğini söylemez.

Alıştırma

Bu kullanımı değerlendirin: Alex, resmî bir müşteri sunumu sırasında rahatsızlığını “I have a wedgie.” diyerek açıklıyor.

  1. Uygun değil
  2. Uygun
Cevabı göster

Uygun değil

Can you cover me? Ton ve niyet

4:21

"Beni kapatabilir misin?"

Ton ve niyet

Can you cover me?: anında yardım isteme ifadesi

Bu cümlede Can you cover me?, konuşanı saklamak, başkalarının görüşünü engellemek veya dikkatlerini başka yöne çekmek gibi anlık bir destek ister. Burada cover, birinin üzerine battaniye örtmek anlamına gelmez. Tam olarak hangi yardımın istendiğini durum belirler. Başka bağlamlarda cover me, birini tehlikeden korumak veya onun görevini geçici olarak üstlenmek anlamına gelebilir. Ortak fikir, konuşanın başka bir şey yapabilmesi için ona yardımcı olmaktır.

Alıştırma

Maya kostümünü düzeltirken bir arkadaşının başkalarının görüşünü engellemesine ihtiyaç duyuyor. Ne istemeli?

  1. Can you cover me?
  2. Can you cover for me?
  3. Can you cover it?
Cevabı göster

Can you cover me?

Like can you cover me so I can fix it?

4:23

"Yani düzeltebilmem için önümde durur musun?" gibi.

And then I have to go to the bathroom or even I don't want to do this particular stunt or something. Kültür

4:24

Ve sonra da "tuvalete gitmem lazım" veya hatta "bu özel dublörlüğü yapmak istemiyorum" gibi bir şey.

Kültür

this particular stunt: tek bir belirli hareket

this particular stunt, bütün dublör hareketlerini genel olarak değil, “bu belirli tek dublör hareketini” ifade eder. This, durumda zaten yer alan bir harekete işaret eder; particular ise kapsamı tam olarak o harekete daraltır. Filmde, televizyonda veya canlı gösteride stunt; düşme, atlama ya da koreografisi hazırlanmış bir dövüş gibi özel beceri gerektiren veya risk içerebilen planlı bir harekettir. Burada ifade, konuşanın yapmak istemeyebileceği tek bir hareketi belirtir.

Alıştırma

Film veya gösteri bağlamında this particular stunt neyi belirtir?

  1. Tüm proje için yapılan bir reklam gösterisi
  2. Yapımdaki bütün dublör hareketleri
  3. Üzerinde konuşulan, beceri gerektiren veya riskli tek bir belirli hareket
Cevabı göster

Üzerinde konuşulan, beceri gerektiren veya riskli tek bir belirli hareket

So you know, cuz you don't want to be that actor that comes up and the only one that's like, Ton ve niyet

4:30

Yani bilirsiniz, çünkü öne çıkıp da bunu söyleyen tek oyuncu olmak istemezsiniz,

"I can't do this."

4:34

"Ben bunu yapamam."

Ton ve niyet

you don't want to be that actor: that ile olumsuz bir tipi etiketlemek

Buradaki that actor, yalnızca belirli bir oyuncuyu işaret etmez. Günlük konuşmada that + rol bildiren isim, insanların tanıyabildiği ve çoğu zaman olumsuz değerlendirdiği bir kişi tipini anlatabilir. You don't want to be that actor, başkalarının seni sürekli reddeden oyuncu olarak etiketlemesini istemediğin anlamına gelir. Ardından gelen açıklama genellikle hangi tipin kastedildiğini gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede that actor ne anlama geliyor?

  1. Fiziksel olarak uzakta bulunan belirli bir oyuncu
  2. Gruptaki en ünlü oyuncu
  3. Reddettiği için olumsuz biçimde etiketlenebilecek bir oyuncu tipi
Cevabı göster

Reddettiği için olumsuz biçimde etiketlenebilecek bir oyuncu tipi

You know, that's how you can quickly gain a reputation. Kalıp ifadeler

4:35

Bilirsiniz, bu şekilde çabucak kötü bir ün kazanabilirsiniz.

Kalıp ifadeler

gain a reputation: bir özelliğiyle tanınır hâle gelmek

Gain a reputation, belirli bir özellik veya tekrarlanan davranışla tanınır hâle gelmek demektir. Reputation olumlu ya da olumsuz olabilir; nasıl bir ün olduğu çevresindeki sözcüklerden ve bağlamdan anlaşılır. Burada that's how, olumsuz bir mesleki imaj oluşturabilecek önceki davranışa gönderme yapar. Ünün içeriğini açıkça belirtmek için gain a reputation for + isim veya -ing biçimi ya da gain a reputation as + rol/tip kullanılır.

Alıştırma

Dersin eşdizimini kullanarak cümleyi tamamla: After several fair decisions, the referee began to ____ for being impartial.

Cevabı göster

gain a reputation

There's power in numbers. Deyimler

4:37

Birlikten kuvvet doğar.

Deyimler

There's power in numbers: birlikte hareket etmenin gücü

There's power in numbers, insanların tek başlarına hareket etmek yerine birlikte hareket ettiklerinde daha güçlü, daha güvende veya daha etkili olabileceklerini anlatan bir sözdür. Buradaki numbers matematiksel sayıları değil, insan sayısını ifade eder. Bu söz iş birliğini, karşılıklı desteği veya toplu hareketi teşvik edebilir. Power; güven, korunma, pazarlık gücü veya değişim yaratma becerisi anlamına gelebilir.

Alıştırma

There's power in numbers ne anlama gelir?

  1. İnsanlar birlikte hareket ettiklerinde daha güçlü veya daha güvende olabilirler.
  2. Matematik becerisi fiziksel güç yaratır.
  3. Büyük sayıların sihirli güçleri vardır.
Cevabı göster

İnsanlar birlikte hareket ettiklerinde daha güçlü veya daha güvende olabilirler.

You need a buddy,

4:38

Bir arkadaşa ihtiyacın var,

you need a teammate.

4:39

bir takım arkadaşına ihtiyacın var.

I had a teammate and

4:40

Benim bir takım arkadaşım vardı ve...

That's what I'm talking about. Ton ve niyet

4:41

İşte bundan bahsediyorum.

Ton ve niyet

That's what I'm talking about: coşkulu onay

That's what I'm talking about çoğu zaman “İşte bu!” veya “Tam da istediğim şey buydu” anlamına gelen coşkulu bir sözlü tepkidir. Konuşan kişi yalnızca sohbetin konusunu belirtmez; bir sonucu, fikri veya performansı onaylar. İfadenin gücü bağlamdan ve söyleniş biçiminden gelir. Tatmin edici bir şeyin ardından kullanıldığında övgü veya tezahürat gibi işlev görür. Ancak gerçekten belirli bir konunun tartışıldığı bir konuşmada aynı sözler, “Bahsettiğim konu buydu” şeklindeki gerçek anlamını da taşıyabilir.

Alıştırma

Birisi mükemmel bir sonuç elde ettikten sonra That's what I'm talking about büyük olasılıkla hangi tutumu ifade eder?

  1. Sohbetin fazla uzun sürmesine duyulan rahatsızlık.
  2. Sohbet konusunun açıklanması için bir istek.
  3. Sonucun coşkuyla onaylanması.
Cevabı göster

Sonucun coşkuyla onaylanması.

You guys played so well off each other. Öbek fiiller

4:42

İkiniz birbirinizle çok iyi paslaştınız.

Öbek fiiller

play well off each other: karşılıklı uyum ve etkileşim

Vurgulanan sözcüklerden sonra other gelir ve ifade played so well off each other şeklinde tamamlanır. Burada play off each other, diğer kişinin zamanlamasını, sözlerini veya enerjisini fark edip ona karşılık vererek etkileşimi güçlendirmek demektir. Bu övgü, iki ayrı iyi performanstan çok ortak uyum ve koordinasyonla ilgilidir. Yeniden kullanılabilen kalıp play well off each other şeklindedir; play, zamana ve özneye göre değişir.

Alıştırma

İki sunucu birbirlerinin şakalarına hızla karşılık veriyor ve sohbeti daha iyi hâle getiriyor. Hangi cümle bu duruma uygundur?

  1. The two hosts perform well away from each other.
  2. The two hosts play well off each other.
  3. The two hosts play with each other after work.
Cevabı göster

The two hosts play well off each other.

You guys are great off each other.

4:44

Birlikte harikasınız.

What can we expect from the finale this weekend? Ton ve niyet

4:47

Bu hafta sonu olacak sezon finalinden ne bekleyebiliriz?

Ton ve niyet

What can we expect from ...?: ön bilgi istemek

What can we expect from + isim öbeği? adı verilen kaynağın hangi içerikleri, nitelikleri, sonuçları veya performansı sunmasının muhtemel olduğunu sorar. Bir röportajda ön bilgi veya öne çıkan noktaları istemenin kibar bir yoludur. Can soruyu açık uçlu yapar: konuşan kişi bir söz veya kesin ayrıntılar talep etmek yerine, makul olarak neyin beklenebileceğini sorar.

Alıştırma

Bir röportajcı, yakında yayımlanacak bir yazılım sürümü hakkında genel bir ön bilgi istiyor. Hangi soru en uygundur?

  1. What can we expect from the next update?
  2. What did we remove from the next update?
  3. What does the next update expect from us?
Cevabı göster

What can we expect from the next update?

Um you're going to expect a lot of pieces of the puzzle to come into place. Deyimler

4:50

Eee, yapbozun birçok parçasının yerine oturmasını bekleyebilirsiniz.

Deyimler

pieces of the puzzle ... come into place: ipuçlarının net bir tablo oluşturması

Burada pieces of the puzzle, birbirinden ayrı ipuçları veya bilgi parçaları için kullanılan bir benzetmedir. Bu parçaların come into place olması, birbirine bağlanmaya ve daha net bir genel tablo ortaya çıkarmaya başlamaları demektir. Cümle, daha önceki pek çok ayrıntının yakında birlikte anlam kazanacağını öngörür. Aynı imge bir hikâyenin, soruşturmanın, planın veya karmaşık bir sorunun giderek netleşmesini anlatabilir.

Alıştırma

Özgün cümlede pieces of the puzzle ... come into place neyi öngörüyor?

  1. Ayrı ipuçları birbiriyle uyuşacak ve bütün durumu daha net hâle getirecek.
  2. Birisi gerçek bir yapboz yapacak.
  3. İpuçları daha kafa karıştırıcı ve birbiriyle ilgisiz hâle gelecek.
Cevabı göster

Ayrı ipuçları birbiriyle uyuşacak ve bütün durumu daha net hâle getirecek.

And then you're probably going to want to rewatch it. Dilbilgisi

4:56

Ve sonra muhtemelen tekrar izlemek isteyeceksiniz.

Dilbilgisi

you're probably going to want to ...: gelecekteki muhtemel bir isteği öngörmek

You're probably going to want to rewatch it, dinleyenin daha sonra duyması muhtemel bir isteği öngörür: kişi izledikten sonra büyük olasılıkla yeniden izlemek isteyecektir. be + probably + going to + want to + fiil kalıbı, bir öneri veya beklentiyi doğrudan talimat yerine öngörü olarak sunar. Probably bir miktar belirsizlik bırakırken going to, beklenen gelecekteki tepkiye işaret eder.

Alıştırma

Öngörüyü tam olarak probably going to want to kalıbıyla tamamlayın: You're ____ save this checklist for later.

Cevabı göster

probably going to want to

Oh.

4:58

Ah.

Yeah, you're going to want to rewatch it.

4:59

Evet, tekrar izlemek isteyeceksiniz.

Oh, now I understand.

5:01

Ah, şimdi anlıyorum.

Yes, absolutely.

5:02

Evet, kesinlikle.

I want to show everyone a clip.

5:04

Herkese bir video göstermek istiyorum.

Here's a sneak peek of Isabela Merced in the season finale of The Last of Us. Kelime

5:05

İşte The Last of Us'ın sezon finalinden Isabela Merced'in kısa bir kesiti.

Kelime

sneak peek: erken ön gösterim

Sneak peek, bir şey tamamen veya resmen yayımlanmadan önce ondan kısa bir bölümün gösterilmesidir. Bu cümlede sezon finalinin tamamını değil, finalden kısa bir görüntüyü tanıtır. Sneak tek başına gizlilik çağrıştırabilse de sneak peek burada kalıplaşmış bir tanıtım ifadesidir. Genellikle birinin gizlice bakmasını değil, izinle paylaşılan bir ön gösterimi anlatır.

Alıştırma

Tanıtım cümlesini “erken ön gösterim” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Here's a ____ at our redesigned website.

Cevabı göster

sneak peek

Take a look at this. Ton ve niyet

5:09

Şuna bir bakın.

Ton ve niyet

Take a look at this: dikkati yönlendirmek

Take a look at this, “dikkatini buna yönelt ve kısaca bak” anlamına gelen kalıplaşmış bir emir cümlesidir. Take burada bir şeyi taşımak veya kaldırmak anlamına gelmez; take a look bir bütün olarak “bakmak” işlevi görür. Bu cümlede konuşmacı ifadeyi izleme işareti olarak kullanır. This, birazdan gösterilecek içeriği belirtir; böylece ifade izleyiciyi girişten klibe geçirir.

Alıştırma

Sunum yönlendirmesini take + look ile kurulan kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: ____ this chart before we continue.

Cevabı göster

Take a look at

He killed Abby's father.

5:11

Abby'nin babasını öldürdü.

He was a doctor.

5:15

O bir doktordu.

And Joel shot him in the head.

5:17

Ve Joel onu başından vurdu.

To save me. Dilbilgisi

5:21

Beni kurtarmak için.

Dilbilgisi

To save me.: ana cümlenin atıldığı amaç bildiren mastar parçası

To save me. amaç bildiren bir mastar öbeğidir. Bağlamdan anlaşılan bir eylemin neden yapıldığını belirtir; burada tam düşünce Joel did it to save me. şeklindedir. Eylem konuşmadan zaten anlaşıldığı için konuşan kişi ana cümleyi söylemez. Bu tür bir parça, diyalogda Why? sorusuna doğal biçimde cevap verebilir; ancak tek başına özne ve yüklemi olan tam bir cümle değildir.

Alıştırma

Kısa cevabı amaç bildiren bir mastarla tamamlayın. Leo called because he wanted to tell me about the schedule change. Why did Leo call? ____ about the schedule change.

Cevabı göster

To tell me

So that's why they came. Anlatım akışı

5:30

Bu yüzden geldiler.

Anlatım akışı

that's why: daha önce belirtilen nedeni sonucuna bağlamak

that's why, bilgiyi daha önce belirtilmiş bir nedenin ardından onun sonucunu vererek düzenler. So that's why they came. cümlesinde that önceki açıklamaya gönderme yapar, they came ise sonucu belirtir. Baştaki So, bir sonuca varıldığını veya durumun anlaşıldığını gösterir: yeni bilgi artık onların gelişini açıklar. Yeniden kullanılabilecek kalıp şudur: neden. That's why + sonuç cümlesi.

Alıştırma

Hangi seçenek buzlu yolları neden, okulun kapanmasını ise sonuç olarak doğru biçimde sunuyor?

  1. The school closed. That's why the roads were icy.
  2. The roads were icy. That's why the school closed.
  3. The roads were icy. That's because the school closed.
Cevabı göster

The roads were icy. That's why the school closed.

Did you know who they were? Dilbilgisi

5:38

Kim olduklarını biliyor muydun?

Dilbilgisi

Did you know who they were? — İç içe soruda sözcük dizimi

Did you know who they were? cümlesinde dışta Did you know...? biçiminde bir evet/hayır sorusu, içte ise who they were dolaylı sorusu vardır. İçteki yan cümle bilinebilecek bilgiyi, yani bu kişilerin kimliğini belirtir. Soru sözcüğü iç içe sorunun öznesi değilse yan cümlede genellikle düz cümle sözcük dizimi kullanılır. Buradaki sıra who + they + were şeklindedir; who + were + they değildir. Soru dizimi yalnızca dış cümlede kullanılır.

Alıştırma

İç içe soruyu tamamlamak için who, they ve were sözcüklerini doğru sıraya koyun: Did you know ____?

Cevabı göster

who they were

But I knew what he did. Dilbilgisi

5:48

Ama ne yaptığını biliyordum.

Dilbilgisi

what he did — knew fiilinin nesnesi olan what yan cümlesi

But I knew what he did cümlesinde what he did bir isim yan cümlesidir ve knew fiilinin nesnesi görevindedir. Bilinen bilgiyi, yani onun yaptığı eylemi belirtir. Bu, bağımsız bir soru değildir; bu nedenle yan cümle what + özne + fiil dizimini kullanır: what he did. Doğrudan soru What did he do? şeklindedir, ancak bu soru dizimi I knew ifadesinden sonra kullanılamaz.

Alıştırma

Nesne görevindeki yan cümleyi tamamlamak için what, he ve did sözcüklerini doğru sıraya koyun: After watching Leo on the security video, Maya knew ____.

Cevabı göster

what he did

Isabela Merced!

5:52

Isabela Merced!

The season 2 finale of The Last of Us airs this Sunday at 9:00 p.m. on HBO and Max. Kelime

5:55

The Last of Us'ın 2. Sezon finali bu Pazar saat 21.00'de HBO ve Max'te yayınlanacak.

Kelime

airs + saat + on + kanal/platform: yayın programı bildirmek

Burada airs, air fiilinin üçüncü tekil kişi biçimidir ve “yayınlanır” ya da “programlandığı şekilde gösterilir” anlamına gelir. “Hava” anlamındaki air isim değildir. Tekil özne The season 2 finale ile airs kullanılır. program + airs + saat + on + kanal/platform yapısı bir yayın programını bildirir. Geniş zaman, kesinleşmiş bir gelecek etkinliğini anlatabilir; bu nedenle airs this Sunday, gösterimin bu pazar için önceden planlandığını belirtir. on ise yayını sunan HBO ve Max'i tanıtır.

Alıştırma

Bu planlı yayın duyurusunu air fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The science program ____ tonight at 8:00 p.m. on Channel 5.

Cevabı göster

airs

We'll be right back with a performance from sombr.

6:01

sombr'ın performansıyla kısa bir aradan sonra döneceğiz.

Stick around, everybody. Öbek fiiller

6:03

Bizden ayrılmayın millet.

Öbek fiiller

Stick around: birinden kalmasını istemek

Stick around, “bulunduğun yerde kalmak” veya “henüz ayrılmamak” anlamına gelen gündelik bir phrasal verb'dür. Bu cümlede emir biçimi, devamında başka içerik olduğu için herkesten kalıp izlemeye devam etmesini ister. Bu ifade fiziksel olarak bir şeye yapışmak anlamına gelmez. Medya dışındaki durumlarda da birinden kısa bir süre daha kalmasını istemek için kullanılabilir ve ardından genellikle bir neden veya süre gelir.

Alıştırma

Cümleyi stick ile başlayan ve “biraz daha kalmak” anlamına gelen iki sözcüklü phrasal verb ile tamamlayın: If you have questions, ____ after class.

Cevabı göster

stick around