İki Bluey Birinden İyidir | Mini Bluey - 3. Sezon | Bluey: İngilizce çalışma notları
Bluey - Official Channel
Video özeti: Bluey, Bingo’ya kelime oyunlarından durmadan ses çıkarmaya ve ev işlerinden kaçınmaya kadar kendisinin küçük bir kopyası gibi davranmayı öğretir; taklit sonunda Bluey’nin normalde yakınarak yavaş çalıştığını ortaya çıkarır. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. cereal instead of serious. — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: cereal sözcüğünün benzer sesli serious yerine kullanıldığı çocuksu ses şakasını fark edin. Böylece sözü kahvaltılık gevrekle ilgili gerçek anlamda yorumlamaz, daha sonra gelen he's cereal ifadesini de babanın gerçekten ciddi olup olmadığını eğlenceli biçimde sınayan aynı kelime oyunu olarak anlarsınız. 2. Where do you think you're going? — Konuşma Edimbilimi ve Tutum: Bu tanıdık sorunun her zaman birinin gideceği yeri öğrenmeyi amaçlamadığını anlayın. Bu sahnede ayrılmak üzere olan kişiyi durdurmak ve davranışını sorgulamak için kullanılır; dolayısıyla bağlamdan tarafsız bir yön sorusu değil, otorite taşıyan, engelleyici ve düzeltici bir ton olduğunu çıkarabilirsiniz. 3. whinge — Sözcük Anlamı ve Kullanım Düzeyi: Britanya ve Avustralya İngilizcesinde yaygın olan bu gündelik fiilin yakınmak, söylenmek veya mızmızlanmak anlamına geldiğini ve çocuksu ya da rahatsız edici bir çağrışım taşıyabildiğini öğrenin. Bölgesel kullanımını tanımak, Bluey’nin ev işlerinde neşeyle yardım eden Mini Bluey’nin aksine genellikle şikâyet edip işi daha yavaş yaptığını esprili biçimde kabul edişini açıklar.
Bu derste
Ooh, I like to say cereal instead of serious. Notlar
0:04Ooh, ciddi yerine mısır gevreği demeyi seviyorum.
cereal instead of serious: benzer sesli sözcüklerle yapılan bir şaka
Konuşan kişi, iki sözcüğün sesi birbirine çok benzediği için serious yerine bilerek cereal diyor. Burada cereal kahvaltılık gevrek anlamına gelmez; şakanın bir parçası olarak geçici biçimde serious sözcüğünün yerini alır. Sese dayalı bu değiştirme, çocukça ve eğlenceli bir sözcük oyunu oluşturur ve cereal daha sonra tekrarlandığında ona özel bir anlam kazandırır. Cereal sözcüğünün hâlâ serious yerine kullanılıp kullanılmadığını bağlamdan anlayın.
Alıştırma
Bu cümlede cereal sözcüğünün işlevi nedir?
- İki sözcük benzer duyulduğu için cereal, serious yerine eğlenceli biçimde kullanılır.
- Cereal ve serious sözcüklerinin normal anlamlarının aynı olduğunu gösterir.
- Konuşan kişinin sevdiği kahvaltılık gevreği belirtir.
Cevabı göster
İki sözcük benzer duyulduğu için cereal, serious yerine eğlenceli biçimde kullanılır.
instead of: A, B'nin yerini alır
A instead of B yapısı, B yerine A'nın seçildiğini, kullanıldığını veya gerçekleştiğini anlatır. Bu cümlede cereal konuşanın söylediği sözcük, serious ise onun yerine kullanılan sözcüktür; iki sözcük birbirine eklenmez. Instead of sonrasında isim, zamir veya -ing biçimi kullanılabilir: instead of coffee, instead of me ya da instead of driving.
Alıştırma
Cümleyi instead of ile tamamlayın: Maya sent an email ____ calling.
Cevabı göster
instead of
show you how: nasıl yapıldığını göstermek
show you how I dance ifadesinde show, uygulayarak göstermek anlamına gelir; you gösteriyi izleyen kişiyi belirtir ve how gösterilen yapılış biçimini tanıtır. how I dance yan cümlesi düz cümle sırasını kullanır: özne I, dance fiilinden önce gelir. Bu doğrudan bir soru değildir. Birinin bir şeyi kendine özgü nasıl yaptığını göstermek için show + person + how + subject + verb; adım veya yöntem göstermek için show + person + how to + verb yapısını kullanabilirsin.
Alıştırma
Cümleyi show + person + how yapısıyla tamamla: I'll ____ to reset the timer.
Cevabı göster
show you how
this sort of thing: genel bir türü belirtmek
this sort of thing, bu tür bir etkinlik, davranış veya durum anlamına gelir. Burada this gösterilen hareketleri işaret eder; thing ise tek bir fiziksel nesneyi değil, genel olarak bu hareket türünü anlatır. Dinleyen kişi örneği veya kategoriyi durumdan anlayabiliyorsa bu ifadeyi kullanabilirsin. Bu kalıpta sort, tür anlamına gelir: this/that sort of + tekil isim.
Alıştırma
Bir kişi resim yapmayı ve maket hazırlamayı işaret ederek bu etkinlikleri genel bir tür olarak anlatmak istiyor. En uygun ifade hangisidir?
- this one time
- this exact object
- this sort of thing
Cevabı göster
this sort of thing
Konuşmada ifadeyi yumuşatan sort of
Burada sort of, “biraz”, “kabaca” veya “denebilir ki” anlamına gelen bir konuşma yumuşatıcısıdır. Konuşanın sürekli konuştuğu iddiasını yumuşatır; böylece açıklama daha az kesin ve mutlak duyulur. sort of bir fiil öbeğinin, sıfatın veya ifadenin önüne geldiğinde genellikle yaklaşık anlam ya da belirsizlik bildirir. Bu kullanım, sort sözcüğünün “tür” anlamına geldiği a sort of + isim yapısından farklıdır.
Alıştırma
Hangi cümlede sort of, “bir tür” anlamına gelmek yerine ifadeyi yumuşatır?
- I sort of agree, but I need more evidence.
- This is a sort of puzzle.
- Please sort the cards by colour.
Cevabı göster
I sort of agree, but I need more evidence.
Çok yüksek sıklık bildiren all the time
All the time, “çok sık” veya “sürekli” anlamına gelen kalıplaşmış bir zarf ifadesidir. Burada belirli bir anı değil, konuşma eyleminin yüksek sıklığını anlatır. Günlük konuşmada all the time çoğu zaman abartılıdır: kelimenin tam anlamıyla her saniye değil, “sürekliymiş gibi hissettirecek kadar sık” anlamına gelebilir.
Alıştırma
Cümleyi derste geçen ve “çok sık” anlamına gelen sıklık ifadesiyle tamamlayın: My brother plays that song ____.
Cevabı göster
all the time
doesn't even need to: bir şeyin gerekli bile olmadığını vurgulamak
doesn't even need to, bir eylemin veya koşulun hiç gerekli olmadığını belirtir. even vurguyu artırır: konuşan kişi asgari gerekliliği beklenenden daha da aşağı çeker. Yapı özne + don't/doesn't even need to + fiilin yalın hâlidir. Burada make, to sözcüğünden sonra yalın hâlde kalır.
Alıştırma
Bunun bile gerekli olmadığını belirten, dersteki dört sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: This simple game ____ have a winner; we can just play for fun.
Cevabı göster
doesn't even need to
make sense: anlaşılır veya mantıklı olmak
make sense, anlaşılır, anlamlı veya mantıklı olmak anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Bu cümlede, seslerin açık bir anlam taşımasının gerekmediğini belirtir. Buradaki sense fiziksel bir duyuyu değil, anlamı veya mantığı anlatır. make, özneye ve zamana göre normal biçimde değişir; örneğin makes sense, made sense ve doesn't make sense.
Alıştırma
Anlaşılır veya mantıklı olmak anlamına gelen, dersteki iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: After you explained the last step, the plan began to ____.
Cevabı göster
make sense
Just ... are fine: asgari bir seçeneği kabul etme
just + isim öbeği + be fine kalıbı, adı geçen sınırlı şeyin yeterli veya kabul edilebilir olduğunu anlatır. Burada just, gerekliliği noises düzeyine indirir: anlamlı sözcükler söylemek gerekmez. Bu cümlede fine, “kabul edilebilir” veya “sorun değil” anlamındadır; “narin”, “ayrıntılı” ya da “mükemmel” demek değildir. Genel olarak X is fine, X'i işe yarar bir seçenek olarak kabul ederken just beklentiyi yalnızca X'e indirir.
Alıştırma
Bu cümlede Just noises are fine ne anlama gelir?
- Sesler narin ve güzel olmalıdır.
- Hiçbir sese izin verilmez.
- Basit sesler bile kabul edilebilir.
Cevabı göster
Basit sesler bile kabul edilebilir.
I like to just leave my toys on the ground. Kalıp ifadeler
0:41Oyuncaklarımı öylece yerde bırakmayı seviyorum.
leave my toys on the ground: leave + nesne + yer
leave my toys on the ground ifadesinde leave, “bir şeyin bir yerde kalmasına izin vermek” anlamındadır. Yapı leave + nesne + yer şeklindedir: my toys nesnedir, on the ground ise yeri belirtir. İfade sonuca odaklanır: oyuncaklar toplanmak yerine orada kalır. Buradaki leave, kişinin oyuncaklardan uzaklaşması anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümlede leave, bir şeyin bir yerde kalmasına izin vermek anlamında kullanılmıştır?
- Please leave through the side door.
- Please leave your bag by the door.
- Please put your bag by the door.
Cevabı göster
Please leave your bag by the door.
Isn't it better to ...? ile nazikçe öneride bulunmak
Isn't it better to + fiilin yalın hâli...? konuşanın daha iyi olduğunu düşündüğü seçeneği önermek için kullanılan olumsuz bir soru yapısıdır. Burada yalnızca bilgi istenmiyor; oyuncakların kaldırılması öneriliyor. Konuşan karşı tarafın aynı fikirde olmasını beklediği için bu soru doğrudan bir emirden daha yumuşaktır, ancak tamamen tarafsız değildir.
Alıştırma
Hangi cümle erken ayrılmayı önerirken konuşanın bunun daha iyi bir seçim olduğuna zaten inandığını da gösterir?
- Leave early.
- Is it better to leave early?
- Isn't it better to leave early?
Cevabı göster
Isn't it better to leave early?
tidy them away: eşyaları yerlerine kaldırmak
Tidy something away, eşyaları ortada dağınık kalmayacak şekilde uygun yerlerine geri koymak demektir. Away belirli bir yönü değil, eşyaların dağınık alandan kaldırılmasıyla oluşan sonucu gösterir. Bu, ayrılabilen bir öbek fiildir. Nesne bir zamirse tidy ile away arasına gelir: tidy them away denir, tidy away them denmez.
Alıştırma
Hangi cümlede tidy ... away bir zamirle doğru şekilde kullanılmıştır?
- Please tidy away them before dinner.
- Please tidy them away before dinner.
- Please them tidy away before dinner.
Cevabı göster
Please tidy them away before dinner.
doesn't make much difference: pratik etkisi az
Bu cümlede doesn't make much difference, “sonucu pek değiştirmiyor” veya “pratikte çok az etkisi var” anlamına gelir. Buradaki difference, sayısal bir farkı değil, bir eylemin ya da seçimin sonuç üzerindeki etkisini ifade eder. Başka durumlarda kullanılabilecek temel kalıp X makes a difference şeklindedir. Olumsuz ifadelerde X doesn't veya won't make much difference, X'i değiştirmenin sonucu önemli ölçüde etkilemesinin beklenmediğini anlatır.
Alıştırma
Başka bir koltuk seçme eyleminin pratikte çok az etkisi olacağını doğrudan söyleyen cümle hangisidir?
- Choosing another seat won't make much difference.
- This seat isn't much different from the other one.
- Choosing another seat will completely change the plan.
Cevabı göster
Choosing another seat won't make much difference.
Bort! Bort! Bort! I like to ask a lot of questions.
0:51Bort! Bort! Bort! Çok soru sormayı severim.
You know what I'm doing: karşıdakine zaten bildiğini hatırlatmak
Burada You know what I'm doing, Bluey'nin cevabı bilip bilmediğini tarafsızca kontrol eden bir ifade değildir. Konuşan kişi cevabı iki tarafın da bildiği açık bir bilgi olarak sunar: “Ne yaptığımı zaten biliyorsun.” Bu bağlamda bu hatırlatma, dinleyiciye aynı soruyu sormayı bırakmasını da söyler. Ses tonuna göre aynı cümle sabırlı, kararlı veya biraz sinirli duyulabilir.
Alıştırma
Biri açıkça belli olan bir şey hakkında sürekli soru soruyorsa “You know what I'm doing.” büyük olasılıkla ne anlatır?
- Konuşan kişinin ne yaptığından emin olmadığını belirtir.
- Dinleyiciden yapılan işi açıklamasını kibarca ister.
- Dinleyiciye cevabı zaten bildiğini hatırlatır ve soru sormayı bırakmasını önerir.
Cevabı göster
Dinleyiciye cevabı zaten bildiğini hatırlatır ve soru sormayı bırakmasını önerir.
But, I don't really listen to the whole answer. Ton ve niyet
0:58Ancak, cevabın tamamını pek dinlemem.
don't really: yumuşatılmış bir olumsuzluk
don't really listen ifadesinde really, don't ile kurulan olumsuzluğun kapsamındadır. Bu ifade genellikle “gerçekten veya tamamen dinlememek” anlamına gelir; burada da doğal olarak “pek dikkatli dinlememek” ya da “sonuna kadar dinlememek” şeklinde anlaşılır. Bu sözcük dizilişi, olumsuzluğu doğrudan ve kesin bir don't kullanımına göre daha yumuşak gösterebilir. Konuşanın gerçekten dinlediği anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle daha yumuşak ve hafif bir anlaşmazlık ifade eder?
- I fully agree with that plan.
- I don't really agree with that plan.
- I really don't agree with that plan.
Cevabı göster
I don't really agree with that plan.
if I see ..., I give ...: alışkanlık hâline gelmiş bir tepki
if yan cümlesi ile ana cümle geniş zaman kullanır: if I see ..., I give .... Burada bu yapı tekrarlanan bir tepkiyi anlatır. Koşul her gerçekleştiğinde konuşan kişi genellikle o eylemi yapar. Bu yapı esas olarak gelecekteki tek bir olayı tahmin etmez. Alışkanlık kurallarında if, whenever ifadesine yakın bir anlam taşıyabilir.
Alıştırma
Hangi cümle tekrarlanan, alışkanlık hâline gelmiş bir tepkiyi en açık biçimde anlatır?
- If the baby woke up, I would sing to her.
- If the baby wakes up tonight, I'll call you.
- If the baby wakes up, I sing to her.
Cevabı göster
If the baby wakes up, I sing to her.
a bum: kalça için kullanılan çocuksu Britanya ve Avustralya İngilizcesi sözcüğü
Bu cümlede a bum, popo veya kalça anlamındadır. Vücudun bir bölümüyle ilgili şaka, bu anlamı açıkça gösterir. Gündelik Britanya ve Avustralya İngilizcesinde, özellikle çocuklar konuşurken veya yetişkinler çocuklarla konuşurken, bum bu vücut bölümü için kullanılan şakacı ve çocuksu bir sözcüktür. Başka bağlamlarda evsiz ya da tembel bir kişiyi anlatabilir, ancak burada bu anlamlar geçerli değildir.
Alıştırma
Bu cümlede a bum ne anlama geliyor?
- bir tür davul ritmi
- çocukların popo için kullandığı gündelik bir sözcük
- evsiz bir kişi
Cevabı göster
çocukların popo için kullandığı gündelik bir sözcük
give it a little ...: bir şeye küçük bir hareket yapmak
Give it a little + eylem adı, bir şeye küçük veya hafif bir hareket yapmak anlamına gelen konuşma diline özgü bir yapıdır. Burada it, daha önce sözü edilen popoyu belirtir; bom-di-di-bom ise harekete veya hareketin ritmine ad veren şakacı bir ses dizisidir. Give burada bir nesneyi birine vermek anlamına gelmez. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp give + nesne + a little + eylem adıdır; give it a little push veya give the bottle a little shake buna örnektir.
Alıştırma
Cümleyi açıklamadaki dört sözcüklü kalıpla tamamlayın: The drawer is stuck, so ____ pull.
Cevabı göster
give it a little
Get out of it. ifadesinin gündelik bir azarlama olarak kullanımı
Avustralya İngilizcesindeki bu gündelik kullanımda Get out of it. “Kes şunu”, “Saçmalama” veya “Hadi oradan” gibi kısa bir tepkidir. Karşıdaki kişiye rahatsız edici ya da yaramazça bir davranışı bırakmasını veya inanılması güç bir iddiayı sürdürmemesini söyler. Burada ifade gerçek anlamlı değildir; bir kaptan ya da yerden çıkmak demek değildir. Tüm cümleyi konuşma içinde bir azarlama veya reddetme tepkisi olarak anlayın; kesin sertliği konuşanın tonuna bağlıdır.
Alıştırma
Samimi bir konuşmada arkadaşınız, bırakmasını istemenize rağmen sizi dürtmeye devam ediyor. Get out of it. büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Etkinliğe katıl.
- Kes şunu; saçmalama.
- Bir kabın içinden çık.
Cevabı göster
Kes şunu; saçmalama.
Doğrudan görev vermek için I need you to + fiil
I need you to + fiilin yalın hâli, bir eylemi doğrudan dinleyiciye görev olarak verir. Bu cümlede istenen eylem pick up these grass clippings ifadesidir; need burada duygusal bağımlılık anlatmaz. Yapı need + kişi + to + fiilin yalın hâli şeklindedir. Görevi yalnızca bir öneri değil, gerekli bir iş olarak sunar. Bu nedenle bir ebeveyn, yönetici veya sorumlu tarafından kullanıldığında genellikle yetki taşır.
Alıştırma
Cümleyi I need + kişi + to yapısıyla tamamlayın: ____ send the signed form by Friday.
Cevabı göster
I need you to
pick up: yerdeki bir şeyi toplayıp kaldırmak
Burada pick up, alanı düzenlemek için yerdeki çim kırpıntılarını kaldırmak veya toplamak demektir. Nesne ve durum, bunun fiziksel temizlik anlamı olduğunu; “birini arabayla almak” ya da “bir şeyi kendiliğinden öğrenmek” anlamına gelmediğini gösterir. Nesne aldığında pick up ayrılabilir: pick up the clippings veya pick the clippings up. Nesne bir zamirse ortada olmalıdır: pick them up denir, pick up them denmez.
Alıştırma
Cümleyi pick up ifadesini doğru sırada kullanarak tamamlayın: The blocks are on the floor. Please ____.
Cevabı göster
pick them up
grass clippings: çim biçildikten sonra kalan parçalar
Grass clippings, çim biçildiğinde kesilen küçük çim parçalarıdır. Çok sayıda kesilmiş parçadan söz edildiği için çoğul clippings kullanılması doğaldır. Burada grass sözcüğü clippings’in anlamını belirler. Clippings gazeteden veya başka bir bitkiden kesilen parçalar anlamına da gelebilir, ancak grass clippings özellikle çim bakımı sırasında ortaya çıkan kesilmiş çimleri ifade eder.
Alıştırma
Bu cümlede grass clippings ne anlama geliyor?
- Çimleri kesmek için kullanılan aletler.
- Çim biçildikten sonra kalan küçük çim parçaları.
- Gazeteden kesilmiş yazılar.
Cevabı göster
Çim biçildikten sonra kalan küçük çim parçaları.
Where do you think you're going? ile ayrılan kişiyi sorgulayıp durdurmak
Bu kullanımda Where do you think you're going? gidilecek yeri tarafsızca sormaz. Ayrılmakta olan kişiyi sorgular ve çoğu zaman onu sözlü olarak durdurur: konuşan kişi, karşı tarafın kalmasını ya da neden ayrıldığını açıklamasını bekler. Where do you think... kalıbı, karşı tarafın gitmeye hakkı olup olmadığını veya doğru düşünüp düşünmediğini sorgular. Bu nedenle Where are you going? cümlesinden daha fazla hoşnutsuzluk, kuşku ya da otorite taşır.
Alıştırma
Grup temizliği bitirmeden takım arkadaşınız ayrılmaya başlıyor. “Where do you think you're going?” diyorsunuz. Büyük olasılıkla ne yapıyorsunuz?
- Takım arkadaşınızın hangi yolu kullanacağını kibarca soruyorsunuz.
- Bir sonraki varış yerini seçmesi için onu davet ediyorsunuz.
- Ayrılma girişimini sorguluyor ve kalmasını bekliyorsunuz.
Cevabı göster
Ayrılma girişimini sorguluyor ve kalmasını bekliyorsunuz.
I'll tell you that for free ile esprili ve güçlü bir iddiada bulunmak
Bu konuşma ifadesinde kişi genellikle gerçekten ödemeden söz etmez. I'll tell you that for free yaklaşık olarak “bunu sana kesinlikle söyleyebilirim” anlamına gelir ve bir görüşü veya tahmini vurgular. Espri, kişinin görüşünü ücretsiz verilen değerli bir bilgi gibi sunmasından doğar. Böylece doğrudan bir yargı nükteli, güçlü ya da hafif alaycı duyulabilir.
Alıştırma
Biri “That restaurant isn't worth the wait, I'll tell you that for free.” diyor. Son ifade ne işe yarıyor?
- Restoranın fiyatlarını daha sonra açıklamayı vaat ediyor.
- Restoranın müşterilere ücretsiz bilgi verdiğini söylüyor.
- Konuşanın kendinden emin görüşünü esprili biçimde güçlendiriyor.
Cevabı göster
Konuşanın kendinden emin görüşünü esprili biçimde güçlendiriyor.
find out if: bir şeyin doğru olup olmadığını öğrenmek
Find out if, “bir şeyin olup olmadığını öğrenmek” anlamına gelir. Cevabı henüz bilinmeyen evet-hayır türünde bir durumu anlatır. Bu şakalı cümlede cereal, serious yerine kullanılmıştır; yani konuşanlar onun gerçekten ciddi olup olmadığını kontrol etmek ister. Kalıp find out if + özne + fiil şeklindedir: find out if the shop is open. İç cümlede doğrudan soru dizilişi değil, düz cümle dizilişi kullanılır: find out if it is open denir; find out if is it open denmez. Buradaki if, koşul bildiren “eğer” değil, “olup olmadığını” anlamındadır.
Alıştırma
Konuşan kişinin cevabı henüz bilmediğini ve öğrenmeyi planladığını doğal biçimde ifade eden cümle hangisidir?
- We already know that the library is open.
- Let's find out if the library is open.
- Let's pretend that the library is open.
Cevabı göster
Let's find out if the library is open.
excuse me: birinin dikkatini kibarca çekmek
Burada excuse me, soru sormadan veya araya girmeden önce birinin dikkatini kibarca çekmek için kullanılan bir giriş ifadesidir. “Bir an dikkatinizi verebilir misiniz?” gibi işlev görür; ciddi bir hata için özür değildir. Giriş ifadesi olarak ana mesajdan önce gelir ve genellikle hemen ardından bir soru ya da rica gelir. Tam olarak nasıl algılandığı tek bir sabit çeviriye değil, duruma ve ses tonuna bağlıdır.
Alıştırma
Hangi cümlede excuse me, bir yabancının dikkatini kibarca çekmek için giriş ifadesi olarak kullanılmıştır?
- I'm sorry I damaged your phone.
- Thank you for showing me the way.
- Excuse me, could you tell me where the station is?
Cevabı göster
Excuse me, could you tell me where the station is?
big fella: samimi ve takılmacı bir hitap
big fella bir erkeğe yönelik gündelik bir hitaptır. Fella, fellow sözcüğünün konuşma dilindeki biçimidir ve bu kullanımda guy'a yakındır; big ise boyutu kesin olarak belirtmekten çok şakacı bir lakabın parçası olabilir. Burada çocuk, babasına bilerek yetişkin gibi ve komik bir tarzda hitap ediyor. İfade samimi ve sevgi dolu, aynı zamanda hafifçe takılan bir tondadır.
Alıştırma
Bir aile üyesi başka bir erkeğe şakayla "big fella" dediğinde, ifade büyük olasılıkla ne yapar?
- Ona resmî bir unvan verir
- Onun tam boyunu belirtir
- Ona samimi ve şakacı biçimde hitap eder
Cevabı göster
Ona samimi ve şakacı biçimde hitap eder
Here we go: beklenen bir durum başlıyor
Here we go, bir eylemin, sürecin veya beklenen bir durumun başladığını gösteren konuşma ifadesidir. Bu cümlede konuşmacı, alışıldık bir soru dizisinin veya tartışmanın geleceğini öngörür; bu yüzden ifade “Evet, başlıyor” anlamını taşır ve bağlam örtük bir “yine” hissi verebilir. Buradaki here bir varış noktası göstermez ve go fiziksel hareket gerektirmez. İfadenin tamamı, sırada gelecek şeyin başlangıcını belirterek konuşmayı düzenler; konuşmacının heyecanlı, odaklanmış veya biraz bezgin olduğu ise ses tonundan anlaşılır.
Alıştırma
Bir ebeveyn alışıldık bir tartışmanın başlayacağını düşünüp "Here we go." diyor. İfade büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Beklenen durum başlıyor.
- Bu yere doğru yolculuk ediyoruz.
- Bu nesne senin için.
Cevabı göster
Beklenen durum başlıyor.
why do we have to put them in the wheelbarrow? Ton ve niyet
1:38neden onları el arabasına koymak zorundayız?
These grass clippings you're talking about, ile konuyu öne alma
These grass clippings you're talking about ifadesi, konuşmacının ne hakkında konuşmak istediğini belirtmek için asıl sorudan önce gelir. Gerçek soru why do we have to... ile başlar. Konuşma dilindeki bu bilgi düzenine konuyu öne alma denir. you're talking about yan cümlesi, konuşmacının hangi çim kırpıntılarını kastettiğini belirtir. Asıl sorudaki them, öne alınan bu konuya gönderme yapar. Dolayısıyla başlangıç bölümü konuyu çerçeveler; bağımsız ve tamamlanmış bir ifade değildir.
Alıştırma
“That new timetable you're talking about, when does it start?” cümlesinde başlangıçtaki ifade ne işe yarar?
- Asıl sorudan önce konuyu belirtir.
- İlgisiz ikinci bir soru ortaya atar.
- Soruyu sormadan önce yanıtlar.
Cevabı göster
Asıl sorudan önce konuyu belirtir.
why do we have to ... ile bir zorunluluğun nedenini sorma veya sorgulama
Why do we have to ... bir eylemin neden gerekli olduğunu sorar. Have to, eylemi konuşmacının kendi isteği olarak değil, bir kuralın, durumun veya başka bir kişinin talebinin yarattığı zorunluluk olarak gösterir. Soru, ses tonuna ve bağlama göre tarafsız olabilir; ancak çoğu zaman isteksizlik de belirtir veya talebi sorgular. Burada konuşmacı yalnızca bilgi istemiyor, görevin neden zorunlu olduğunu da sorguluyor.
Alıştırma
Bir antrenör “Everyone must wear a helmet.” diyor. Bir oyuncu “Why do we have to wear one?” diye soruyor. Oyuncu neyi soruyor?
- Kaskın nerede bulunacağı
- Zorunluluğun gerçekten var olup olmadığı
- Zorunluluğun neden var olduğu
Cevabı göster
Zorunluluğun neden var olduğu
belong to: sahipliği belirtmek
Belong to, “birinin mülkiyetinde olmak” ya da “belirli bir kişi veya gruba ait olmak” demektir. Burada They, çim kırpıntılarını anlatır. They don't belong to us, “onlar bizim değil” demektir; konuşan kişi de bu sahip olmama durumunu, kırpıntıların kendi tarafının sorumluluğunda olmadığını savunmak için kullanır. belong bir sahibin kim olduğunu belirtirken to gerekir: something belongs to someone. belong özneye göre biçim değiştirir, ancak to aynı kalır: It belongs to me; They belong to us.
Alıştırma
Cümleyi belong to'nun doğru biçimiyle tamamla: The red bicycle ____ my sister.
Cevabı göster
belongs to
Well, you know all that food in the fridge? Anlatım akışı
1:43Peki, buzdolabındaki bütün o yiyecekleri biliyor musun?
You know ...?: ortak bilgiyi yeniden odağa getirmek
Bu soruda You know...? temel olarak dinleyenin hafızasını sınamaz. Dinleyenden tanıdık bir şeyi, yani all that food in the fridge ifadesinin anlattığı şeyi yeniden hatırlamasını ister. Bu ortak bilgi yeniden odağa gelince konuşan kişi onu sonraki açıklama veya karşı savın başlangıç noktası olarak kullanabilir. Bu kalıp konuşmayı iki adımda düzenler: önce dinleyene tanıdık bir şeyi hatırlatır, sonra ana noktayı söyler.
Alıştırma
Bu konuşmada ilk soru ne işe yarar?: “You know that café near the station? It has closed.”
- Konuşan kişi ana noktayı vermeden önce ortak bir bilgiyi hatırlatır.
- Konuşan kişinin hangi kafeden söz edildiğini bilmediğini gösterir.
- Dinleyenin kafenin yerini ezberleyip ezberlemediğini resmî olarak sınar.
Cevabı göster
Konuşan kişi ana noktayı vermeden önce ortak bir bilgiyi hatırlatır.
doesn't belong to you either: olumsuz cümleye “o da değil” anlamını eklemek
Olumsuz bir cümlenin sonunda kullanılan either, “o da değil” anlamına gelir. Aynı olumsuz düşünceye başka bir kişiyi, şeyi veya durumu ekler. Burada doesn't belong to you either, bu şeyin de sana ait olmadığını belirtir. Yaygın kalıp özne + olumsuz fiil + ... + either şeklindedir: I don't like it either. Buradaki either, iki seçenekten birini seçme anlamında değildir.
Alıştırma
Cümleyi, cümle sonunda kullanılan ve “o da değil” anlamına gelen sözcükle tamamlayın: Lena doesn't own this bag, and I don't own it ____.
Cevabı göster
either
if you want to keep eating it: devam etmek için koşul koymak
If you want to keep eating it, if ile kurulan bir koşul cümleciğidir. keep + fiil-ing yapısında keep, devam etmek anlamına gelir; bu yüzden keep eating, yemeye devam etmek demektir. Yiyeceği saklamak veya depolamak anlamına gelmez. Bu cümlecik, yemeye devam etmeyi ana cümlede belirtilen bir koşula bağlar. Başka durumlarda da kullanılabilen If you want to keep + fiil-ing, ... kalıbı, bir etkinliği veya yararı sürdürmek için kişinin ne yapması gerektiğini belirtir.
Alıştırma
Koşulu, use fiilini keep + fiil-ing yapısında kullanarak tamamlayın: If you want to ____ this computer, you need to follow the lab rules.
Cevabı göster
keep using
I suggest you get to work: öneri biçiminde bir emir
İlk bakışta I suggest you get to work, yapılacak işi bir tavsiye gibi sunar. Ancak bir ebeveyn, öğretmen veya yönetici bu ifadeyi direnmeyi sona erdirmek için kullandığında, kesin bir talimat işlevi görebilir: dinleyenin hemen başlaması beklenir. Yapı I suggest (that) + özne + fiilin yalın hâli şeklindedir. Buradaki get to work, çalışmaya veya göreve başlamak demektir; iş yerine gitmek demek değildir.
Alıştırma
İki hatırlatmayı görmezden geldikten sonra yöneticiniz 'I suggest you get to work' diyor. Bu sözün en olası işlevi nedir?
- Öneri biçiminde ifade edilmiş kesin bir talimattır.
- İsterseniz rahatça görmezden gelebileceğiniz sıradan bir öneridir.
- İş yerine nasıl gidileceğini soran bir sorudur.
Cevabı göster
Öneri biçiminde ifade edilmiş kesin bir talimattır.
he's cereal: he's serious üzerine ses benzerliğine dayalı bir şaka
He's cereal, kahvaltılık yiyecekle ilgili gerçek anlamlı bir ifade değildir. Çocuk, serious ile cereal sözcüklerinin sesleri benzer olduğu için serious yerine bilinçli olarak cereal sözcüğünü kullanır. Dolayısıyla anlatılmak istenen He's serious. ifadesidir. Sözcüklerin gerçek anlamıyla ortaya çıkan tuhaflık, şakanın bir parçasıdır. Bağlam, cereal sözcüğünün önceki kelime oyununa eğlenceli bir gönderme olduğunu ve serious anlamına gelen normal bir sıfat olmadığını gösterir.
Alıştırma
'Okay, he's cereal' şakasında konuşan kişi aslında ne demek istiyor?
- He's eating cereal.
- He's made of cereal.
- He's serious.
Cevabı göster
He's serious.
I usually whinge and do the job a lot slower Notlar
2:00Genelde sızlanırım ve işi senin yaptığından
whinge: rahatsız edici biçimde yakınmayı anlatan gündelik bir söz
Whinge, rahatsız edici veya çocuksu gelen bir biçimde tekrar tekrar yakınmak demektir. Yalnızca ağlamaya ya da üzülmeye değil, yakınmanın nasıl yapıldığına odaklanır. Cümlede whinge ile do paralel olarak kullanılmıştır; iki fiil de konuşanın iş yaparken genellikle ne yaptığını anlatır. Konuşan bu olumsuz sözü kendisi için kullandığından ifade özeleştirel ve esprili gelir.
Alıştırma
Bu cümlede whinge ne anlama gelir? He always whinges when it is his turn to wash the dishes.
- İşi sessizce bitirir.
- Canı acıdığı için aniden ağlar.
- Rahatsız edici biçimde tekrar tekrar yakınır.
Cevabı göster
Rahatsız edici biçimde tekrar tekrar yakınır.
a lot slower than what you are doing: büyük bir karşılaştırma farkı belirtmek
A lot, slower karşılaştırma biçiminin önüne gelerek onu güçlendirir. A lot slower çok daha yavaş demektir ve hız farkının büyük olduğunu gösterir. Burada a lot derece bildirir; çok sayıda şey anlamına gelmez. Than what you are doing karşılaştırmanın diğer tarafını tanıtır. Bu gündelik cümlede what you are doing, diğer kişinin işi yapma biçimini veya hızını belirtir. Daha açık ve kısa bir biçim I do the job a lot more slowly than you do. cümlesidir.
Alıştırma
A lot ile slow sözcüğünün karşılaştırma biçimini kullanarak tamamlayın: Because of the roadworks, this route is ____ than the highway.
Cevabı göster
a lot slower