İnsanlığı sonsuza dek değiştiren hastalıklar - Dan Kwartler: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video özeti: Bu tarihsel inceleme, avcı-toplayıcı yaşamdan tarıma, kentleşmeye, sanayileşmeye ve modern tıbba geçilirken hastalık tehditlerinin nasıl değiştiğini ele alıyor. Kara Ölüm, tüberküloz, sıtma ve aşıları yaşam koşulları ile sağlık hizmetlerine erişimdeki eşitsizliğe bağlıyor; tedavilerin, hükümetler, bilim insanları ve yerel topluluklar onları erişilebilir kılmak için birlikte çalıştığında daha çok hayat kurtardığı sonucuna varıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Since humanity's earliest days, — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Since ifadesinin bir başlangıç noktası ve present perfect ile birleşerek uzak geçmişten bugüne uzanan bir gelişmeyi nasıl çerçevelediğini anlayın; bu kalıbı tarih, bilim veya toplumdaki uzun vadeli eğilimleri tanıtmak için kullanın. 2. plague's fatality rate ranged from 30 to 75%. — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: fatality rate ifadesinin enfekte olanlar arasındaki ölüm oranını belirttiğini öğrenin ve ranged from ... to ... yapısıyla tek bir sabit sayı yerine istatistiksel bir aralığı doğru biçimde aktarın. 3. When governments and scientists collaborate with local populations, When they don't, — Söylem, anlatı ve retorik: İş birliği yapılmasıyla yapılmamasını karşılaştıran paralel When yan cümlelerini fark edin, don't sonrasında eksiltilen eylemi bağlamdan çıkarın ve bu dengeli yapıyı nedensel sonucu ve konuşmacının tutumunu daha güçlü vurgulamak için kullanın.
Bu derste
we've been plagued by countless disease-causing pathogens. Kalıp ifadeler
0:09sayısız hastalığa neden olan patojenin pençesinde kıvrandık.
Since humanity's earliest days: zamanda bir başlangıç noktası
Burada Since, “o zamandan başlayıp bugüne kadar” anlamındadır. humanity's earliest days isim öbeği uzak geçmişteki genel bir başlangıç dönemini belirtir; dolayısıyla giriş uzun bir tarihsel zaman çerçevesi kurar, neden bildirmez. since + geçmişteki bir başlangıç noktası yapısı, ana cümlede çoğunlukla present perfect ile kullanılır. Bu cümledeki we've been plagued, durumun o erken dönemde başladığını ve günümüze kadar sürdüğünü gösterir.
Alıştırma
Since humanity's earliest days cümlede hangi işlevi görür?
- Günümüze kadar devam eden bir durumun başlangıç noktasını belirtir.
- Yerine getirilmesi gereken bir koşul belirler.
- İnsanlığın patojenlerle karşılaşma nedenini belirtir.
Cevabı göster
Günümüze kadar devam eden bir durumun başlangıç noktasını belirtir.
we've been plagued by: ciddi ve kalıcı bir sorunla boğuşmak
Be plagued by, ciddi bir sorun nedeniyle tekrar tekrar veya uzun süre sıkıntı çekmek anlamına gelir. Burada plagued mecazidir: patojenler insanlığa sürekli zarar vermiştir ve ifade yalnızca plague adlı belirli hastalıkla sınırlı değildir. We've been plagued by, present perfect edilgen bir yapıdır: we have + been + geçmiş zaman ortacı + by. İnsanlığı sorundan etkilenen taraf olarak sunar ve sıkıntının günümüze kadar sürdüğünü gösterir. Bu kalıp, yalnızca we have had problems with demekten daha güçlü ve resmîdir.
Alıştırma
Cümleyi be plagued by yapısının present perfect edilgen biçimiyle tamamlayın: The coastal town ____ severe flooding for decades.
Cevabı göster
has been plagued by
these microorganisms and the illnesses they incur
0:15bu mikroorganizmalar ve neden oldukları hastalıklar,
have killed more humans than anything else in history. Dilbilgisi
0:19tarihteki diğer her şeyden daha fazla insanı öldürdü.
more ... than anything else ile çok güçlü bir karşılaştırma
more humans than anything else ifadesinde more ... than, ölen insan sayısını karşılaştırır. anything else, daha önce söz edilen mikroorganizmalar ve hastalıklar dışındaki tüm olası nedenleri veya etkenleri belirtir. Bu nedenle cümle çok güçlü bir iddiada bulunur: Başka hiçbir neden bu kadar çok insanı öldürmemiştir. 「Karşılaştırma biçimi + than anything else」kalıbı, belirtilen kapsam içinde bir unsuru diğer bütün seçeneklerin üstüne yerleştirir. in history, iddianın kapsamını bütün tarih olarak belirler. Dil bilgisi biçimi karşılaştırma olsa da etkisi en üstünlük derecesine yakındır.
Alıştırma
Hangi cümle, belirtilen bir dönem içinde bir etkeni tüm diğer seçeneklerin üstüne yerleştirmek için more ... than anything else yapısını kullanır?
- Regular practice improved my pronunciation as much as one other method last year.
- Regular practice improved my pronunciation more than anything else last year.
- Regular practice was one of several things that improved my pronunciation last year.
Cevabı göster
Regular practice improved my pronunciation more than anything else last year.
which disease is deadliest varies: özne görevindeki which yan cümlesi
which disease is deadliest sözleri, içe yerleşik bir soru, yani soru içeriği taşıyan bir yan cümle oluşturur. Bu yan cümlenin tamamı bilinmeyen seçeneği —en ölümcül hastalığın hangisi olduğunu— belirtir ve varies fiilinin öznesi olur. Ana yapı which disease is deadliest + varies across time and place biçimindedir. which ile başlamasına rağmen burada dinleyiciye bağımsız bir soru sorulmaz. Ardından gelen varies fiili, which yan cümlesinin daha büyük bir bildirimin parçası olduğunu gösterir. which disease, is deadliest yapısının öznesi olduğu için doğrudan soru ile içe yerleşik soru aynı görünebilir. Yan cümlenin işlevini belirlemek için cümlenin tamamına bakmak gerekir.
Alıştırma
Hangi cümlede bir which yan cümlesi daha büyük bir bildirimin öznesi olarak kullanılmıştır?
- Drivers ask which route is fastest.
- Which route is fastest depends on the traffic.
- Which route is fastest?
Cevabı göster
Which route is fastest depends on the traffic.
across time and place: değişimin iki boyutu
Burada across time and place, “farklı dönemler ve farklı yerler karşılaştırıldığında” anlamına gelir. Hangi hastalığın en ölümcül olduğunun değişebileceği iki boyutu, yani zamanı ve yeri gösterir; across soyut anlamdadır ve fiziksel bir geçişi anlatmaz. Bu ifade, bir sonucun her yerde veya tarih boyunca aynı kalmadığını kısa ve öz biçimde belirtir. Her dönemin ve her yerin mutlaka farklı olduğunu söylemez; yalnızca zamanın ve konumun cevabı etkileyebileceğini anlatır.
Alıştırma
Cümleyi “farklı dönemlerde ve bölgelerde” anlamındaki kısa ifadeyle tamamlayın: Cultural attitudes can vary ____.
Cevabı göster
across time and place
Because while the march of progress has made us safer from some infectious threats, Notlar
0:27Çünkü ilerlemenin ayak sesleri bizi bazı bulaşıcı tehditlere karşı daha güvende kılsa da,
the march of progress: devam eden değişimi anlatan bir metafor
Bu cümlede the march of progress, ilerlemeyi düzenli biçimde ileri giden bir güç gibi sunar. İnsanların gerçekten yürümesinden değil, insan bilgisinin, teknolojinin veya toplumun sürekli gelişmesinden söz eder. Bu metafor, değişimin ilerlemeye devam ettiği ve durdurulmasının zor olduğu izlenimini verebilir. Burada ilerlemenin bazı yararlar sağladığı kabul edilir, ancak ilerlemenin her sonucunun olumlu olduğu söylenmez.
Alıştırma
Bu cümlede the march of progress ne anlama gelir?
- Askerlerin askerî bir hareket gerçekleştirmesi
- İnsanlığın gelişiminin düzenli biçimde ilerlemesi
- İnsanların halka açık bir geçit törenine katılması
Cevabı göster
İnsanlığın gelişiminin düzenli biçimde ilerlemesi
human innovation often exposes us to surprising new maladies. Kalıp ifadeler
0:32insanın yenilikçiliği bizi genellikle şaşırtıcı yeni hastalıklara maruz bırakır.
Because while: karşıtlık içeren bir neden
Because bu cümleyi önceki iddiaya bağlar ve ardından gelen kısmın en ölümcül hastalığın neden değiştiğini açıklayacağını gösterir. Bu açıklamanın içinde while bir ödünleme veya karşıtlık kurar: ilerleme insanları bazı tehditlerden korurken inovasyon onları yeni risklere maruz bırakabilir. Bu nedenle Because while tek bir kalıplaşmış bağlaç değildir. Because dıştaki neden ilişkisini, while ise bu nedenin içindeki iki karşıt yönü düzenler.
Alıştırma
Bu cümlenin başındaki Because while neyi gösterir?
- Önceki iddiaya bağlı bir neden sunar ve bu nedenin içinde bir karşıtlık kurar.
- Önceki iddiayı tamamen geçersiz kılan bir sonuç sunar.
- İki olayın tam olarak aynı anda gerçekleştiğini söyler ve hiçbir karşıtlık kurmaz.
Cevabı göster
Önceki iddiaya bağlı bir neden sunar ve bu nedenin içinde bir karşıtlık kurar.
exposes us to: expose someone to something yapısı
exposes us to ifadesindeki yapı expose + kişi + to + şey biçimindedir. Birinin bir şeyle karşılaşmasına, onu deneyimlemesine veya ondan etkilenmesine neden olmak anlamına gelir. Burada us, beklenmedik yeni hastalık riskine sokulur; dolayısıyla temas zararlıdır. Expose her zaman zarar anlamına gelmez. Temasın tehlikeli, tarafsız veya yararlı olduğunu to sonrasında gelen ifade belirler. Edilgen yapı be exposed to something biçimindedir.
Alıştırma
Expose fiilini geçmiş zamanda kullanın ve us nesnesini ekleyin: The safety workshop ____ several common workplace hazards.
Cevabı göster
exposed us to
Our tour of history's deadliest diseases begins Anlatım akışı
0:37Tarihin en ölümcül hastalıklarına yaptığımız bu yolculuk,
when humans lived in small hunter-gatherer communities.
0:41insanların küçük avcı-toplayıcı topluluklar halinde yaşadığı dönemde başlıyor.
Our tour ... begins: genel bakışı bir yolculuk olarak çerçevelemek
Our tour of ... begins, açıklamayı düzenleyen bir çerçevedir. Anlatıcı, ardından gelecek tarihsel genel bakışı bir tur gibi sunar ve anlatının belirli bir noktadan başladığını belirtir. begins when ... yapısında when, başlangıç noktası olarak seçilen tarihsel dönemi tanıtır. Tour mecazidir: Dinleyici fiziksel bir yolculuğa çıkmak yerine bir dizi konuyu sırayla takip eder.
Alıştırma
Our tour ... begins cümlede nasıl bir işlev görüyor?
- Dinleyicileri avcı-toplayıcı topluluklara fiziksel olarak seyahat etmeye davet eder.
- Genel bakışı bir yolculuk gibi sunar ve tarihsel anlatının nereden başladığını belirtir.
- Turizmin tarihin en ölümcül hastalıklarına neden olduğunu söyler.
Cevabı göster
Genel bakışı bir yolculuk gibi sunar ve tarihsel anlatının nereden başladığını belirtir.
most likely came from the various animals they ate Kalıp ifadeler
0:48büyük ihtimalle yedikleri çeşitli hayvanlardan
and the soil and water they interacted with.
0:51ve etkileşimde bulundukları toprak ve sudan geliyordu.
pre-agricultural nomads: tarihsel dönem ve yaşam biçimi
Pre-agricultural sıfatı, tarımın gelişmesinden veya yerleşik hâle gelmesinden önceki döneme ait anlamına gelir. pre- ön eki zaman ilişkisini verir; agricultural ise dönemleri ayırmak için kullanılan gelişmenin tarım olduğunu belirtir. pre-agricultural nomads isim grubunda bu birleşik sıfat, tek bir yerde kalıcı olarak yaşamak yerine yer değiştiren insanlar anlamındaki nomads sözcüğünü niteler. Bu kısa ifade, grubu hem tarihsel dönemine hem de yaşam biçimine göre sınıflandırır; tarım arazisinin önündeki bir konumu anlatmaz.
Alıştırma
pre-agricultural nomads ifadesini hangi açıklama doğru biçimde tanımlar?
- günümüzde işi tarımla ilgili olmayan göçebe insanlar
- fiziksel olarak bir tarım alanının önünde yaşayan insanlar
- tarım yerleşik hâle gelmeden önce göçebe yaşayan insanlar
Cevabı göster
tarım yerleşik hâle gelmeden önce göçebe yaşayan insanlar
most likely came from: olası bir kaynağı belirtmek
most likely came from ifadesinde came from kaynağı belirtir; most likely ise bu kaynağın kanıtlanmış bir gerçek değil, mevcut kanıtların en güçlü biçimde desteklediği açıklama olduğunu gösterir. Bu tür bir niteleyici, iddiayı kanıtların sınırları içinde tutar: konuşmacı güçlü bir sonuç sunarken başka bir kaynağın hâlâ keşfedilebileceğini de kabul eder.
Alıştırma
Cümledeki most likely came from, kanıtlara karşı nasıl bir tutum ifade ediyor?
- Olası her türlü şüphenin ötesinde kanıtlanmış bir gerçek.
- Olasılığı yüksek fakat hâlâ kesin olmayan bir çıkarım.
- Hiçbir destekleyici kanıta dayanmayan bir tahmin.
Cevabı göster
Olasılığı yüksek fakat hâlâ kesin olmayan bir çıkarım.
There are no written records to help us identify these diseases.
0:55Bu hastalıkları tanımlamamıza yardımcı olacak hiçbir yazılı kayıt yok.
allowing bioarchaeologists to diagnose ancient remains. Dilbilgisi
1:03biyoarkeologların eski kalıntılara teşhis koymasına olanak tanır.
leave distinct growths or lesions on the skeleton: hastalığın fiziksel izleri
Burada leave ... on the skeleton, iskeletten ayrılmak değil, bir şeyin iskelet üzerinde görünür biçimde kalmasına neden olmak demektir. Distinct, izlerin tanınabilecek kadar belirgin olduğunu gösterir. Bu tıbbi ve arkeolojik bağlamda growths, yeni doku veya kemikten oluşan anormal bölgeleri; lesions ise hastalık nedeniyle değişmiş ya da hasar görmüş bölgeleri anlatır. Bu sözcükler birlikte, iskelet kalıntıları üzerinde korunabilen fiziksel kanıtları adlandırır.
Alıştırma
leave distinct growths or lesions on the skeleton ifadesine en uygun anlam hangisidir?
- Tanınabilir anormal oluşumların veya hasarlı bölgelerin iskelet üzerinde kalmasına neden olur.
- İskeletin hastalıktan uzaklaşmasını sağlar.
- İskelet üzerindeki bütün görünür hastalık belirtilerini kaldırır.
Cevabı göster
Tanınabilir anormal oluşumların veya hasarlı bölgelerin iskelet üzerinde kalmasına neden olur.
allowing + kişi + to + fiil: bir sonucu ifade etmek
Bu -ing yan cümlesi, önceki cümlenin tamamından doğan sonucu ifade eder: iskelette kalan izler teşhis koymayı mümkün kılar. Yeniden kullanılabilir kalıp complete clause, allowing + isim veya zamir + to + fiilin yalın hâli biçimindedir. Buradaki allowing, ana cümleye bağlı bir ortaçtır; leave ile eş görevli ikinci bir çekimli fiil değildir.
Alıştırma
Cümleyi sonucu bildiren allow fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The new map showed every trail, ____ hikers to choose a safer route.
Cevabı göster
allowing
And researchers have found that bones from this era suggest the presence Kalıp ifadeler
1:08Ve araştırmacılar, bu döneme ait kemiklerin
of tuberculosis and treponemal infections.
1:11tüberküloz ve treponemal enfeksiyonların varlığına işaret ettiğini buldular.
suggest the presence of: kanıtlardan temkinli bir çıkarım yapmak
Bu cümlede suggest, “önermek” değil, “işaret etmek” anlamındadır. Kemikler kanıttır ve suggest the presence of, hastalıkların var olmuş olabileceği çıkarımını sunar. Bu ifade temkinlidir: suggest kanıta dayalı bir çıkarım belirtirken the presence of kanıtın neyin varlığına işaret ettiğini söyler. Kanıtın kesin bir ispat sunduğunu iddia etmez.
Alıştırma
Dersin temkinli kanıt ifadesini kullanarak ve suggest fiilini tekil özneyle uyumlu hâle getirerek cümleyi tamamlayın: The unusual mineral pattern ____ water below the surface.
Cevabı göster
suggests the presence of
the deadliest diseases are invariably part of widespread epidemics, Kalıp ifadeler
1:18en ölümcül hastalıklar her zaman yaygın salgınların bir parçasıdır
invariably part of widespread epidemics: güçlü bir parça-bütün ilişkisi iddiası
be part of something yapısı bir kişiyi, nesneyi veya olayı daha büyük bir bütünün içine yerleştirir. Buradaki iddia, en ölümcül hastalıkları yalıtılmış bireysel vakalar olarak değil, geniş nüfusları etkileyen salgınlarla bağlantılı olarak gösterir. Invariably, konuşanın bu ilişkinin her seferinde geçerli olduğunu ve hiçbir istisnası bulunmadığını belirttiği anlamına gelir. Usually veya often sözcüklerinden daha güçlüdür; bu nedenle cümle genellemeyi büyük bir kesinlikle sunar.
Alıştırma
Invariably, en ölümcül hastalıkların yaygın salgınların bir parçası olduğu iddiasına hangi anlamı katar?
- Bağlantının yalnızca ara sıra ortaya çıktığını söyler.
- Bağlantıyı tutarlı ve istisnasız olarak sunar.
- Salgınlarla bireysel hastalıkların aynı şey olduğunu söyler.
Cevabı göster
Bağlantıyı tutarlı ve istisnasız olarak sunar.
and there's no evidence of any large-scale outbreaks Kalıp ifadeler
1:22ve tarım öncesi bu uzun dönemde
in this lengthy pre-agricultural period.
1:25herhangi bir büyük ölçekli salgın olduğuna dair hiçbir kanıt yoktur.
no evidence of any large-scale outbreaks: kanıt ile olayın gerçekleşmesi arasındaki fark
No evidence of any large-scale outbreaks, mevcut bilgilerin bu tür büyük ölçekli salgınların gerçekleştiği iddiasını desteklemediği anlamına gelir. Bu olumsuz yapıda any, kapsamı tek bir büyük ölçekli salgını bile içerecek şekilde genişletir. Bu ifade, salgının yaşanmadığına dair kesin bir kanıt değil, mevcut kanıtların sınırını bildirir. Bilimsel veya tarihsel tartışmalarda kanıtlar eksik olabilir ya da sonraki keşiflerle değişebilir; bu yüzden no evidence of X genellikle X did not happen demekten daha temkinlidir.
Alıştırma
No evidence of any large-scale outbreaks ifadesindeki kanıt sınırını en doğru biçimde hangi yorum yansıtır?
- Araştırmacıların çok sayıda büyük ölçekli salgının gerçekleştiğine dair doğrudan kanıtı var.
- Bu dönemde hiçbir ölçekte hastalık bulunmadığı kesin olarak kanıtlanmıştır.
- Mevcut kanıtlar büyük ölçekli bir salgın göstermiyor, ancak bu tek başına hiçbir salgın yaşanmadığını kanıtlamaz.
Cevabı göster
Mevcut kanıtlar büyük ölçekli bir salgın göstermiyor, ancak bu tek başına hiçbir salgın yaşanmadığını kanıtlamaz.
when humans started developing agriculture around 12,000 years ago,
1:29insanlar yaklaşık 12.000 yıl önce tarımı geliştirmeye başladıklarında,
it brought a whole new crop of diseases. Deyimler
1:34beraberinde yepyeni bir hastalık dalgası getirdi.
a whole new crop of diseases: mecazi bir grup
Burada a whole new crop of diseases, ortaya çıkan veya taşınan tamamen yeni bir hastalık grubu anlamına gelir. Crop, mecazi olarak yaklaşık aynı zamanda ortaya çıkan bir insan veya nesne grubunu ifade edebilir. Konu ilk dönem tarımı olduğu için crop sözcüğü gerçek tarımsal anlamını da çağrıştırır. Bu sözcük seçimi temayla bağlantılı bir metafor oluşturur; hastalıkların gerçekten yetiştirildiği veya hasat edildiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu cümlede a whole new crop of diseases ne anlatıyor?
- Tamamen yeni bir hastalık grubunu anlatır ve crop tarım bağlamını çağrıştırır.
- Yalnızca ekinlere zarar veren tek bir hastalığı anlatır.
- Çiftçilerin hastalıkları gerçekten ekip hasat ettiğini anlatır.
Cevabı göster
Tamamen yeni bir hastalık grubunu anlatır ve crop tarım bağlamını çağrıştırır.
setting the stage for diarrheal diseases like dysentery. Notlar
1:41bu da dizanteri gibi ishalli hastalıklara zemin hazırlıyordu.
waste and water management: iki sistemin yönetimi
waste and water management ifadesindeki management, yalnızca bir şirketi veya çalışanları yönetmek değil, sistemlerin ya da kaynakların düzenli biçimde ele alınması ve kontrol edilmesi anlamına gelir. İfade, atıkların nasıl işlendiğini ve suyun nasıl sağlandığını, temiz tutulduğunu veya kirlenmeden korunduğunu kapsar. Dilbilgisi açısından management hem waste hem de water için geçerlidir. İfade waste management and water management şeklinde açılabilir; bu da halk sağlığındaki rolünü açıkça gösterir.
Alıştırma
Bu cümlede waste and water management ne anlama geliyor?
- Atık ve su sistemlerinin güvenli biçimde ele alınıp düzenlenmesi
- Waste and Water adlı bir şirketin çalışanlarının yönetilmesi
- Bir çiftlik yönetilirken suyun dikkatsizce kullanılması
Cevabı göster
Atık ve su sistemlerinin güvenli biçimde ele alınıp düzenlenmesi
setting the stage for: sonraki bir sonucun koşullarını hazırlamak
Setting the stage for, daha sonraki bir olayın veya sonucun gerçekleşme olasılığını artıran koşulları hazırlamak demektir. Bu mecazi bir kullanımdır; gerçekten bir sahne kurulmaz. Bu cümlede atık ve su yönetimi konusundaki sınırlı bilgi, ishalli hastalıkların ortaya çıkmasını ve yayılmasını kolaylaştırmıştır. İfade, önceki durumu sonucu mümkün kılan bir arka plan koşulu olarak sunar; bunun tek ve doğrudan neden olduğunu söylemek zorunda değildir.
Alıştırma
Örnekte "setting the stage for", atık ve su yönetimi konusundaki sınırlı bilgi hakkında ne anlatıyor?
- Bütün hastalık vakalarına hemen ve tek başına neden oldu.
- Bir gösteri için gerçek bir sahne kurulmasını gerektirdi.
- Hastalıkların ortaya çıkmasını daha olası kılan koşullar yarattı.
Cevabı göster
Hastalıkların ortaya çıkmasını daha olası kılan koşullar yarattı.
diarrheal diseases like dysentery: kategori ve örnek
Diarrheal diseases, ishalle belirginleşen hastalıkların oluşturduğu geniş bir kategoridir. Dysentery, bu kategoride yer alan belirli bir hastalık olan dizanteridir. Burada like, “örneğin” veya “gibi” anlamındadır; yapı kategori + like + örnek biçimindedir. “Hoşlanmak” anlamına gelmez ve bütün ishalli hastalıkların dizanteriyle tamamen aynı olduğunu söylemez.
Alıştırma
"diarrheal diseases like dysentery" ifadesi nasıl bir ilişki anlatıyor?
- Bütün ishalli hastalıklar dizanteriyle tamamen aynıdır.
- İshalli hastalıklar dizanteriden hoşlanan hastalıklardır.
- Dizanteri, daha geniş olan ishalli hastalıklar kategorisinin bir örneğidir.
Cevabı göster
Dizanteri, daha geniş olan ishalli hastalıklar kategorisinin bir örneğidir.
the proliferation of open fields and irrigation created standing pools of water, Notlar
1:46açık tarlaların ve sulamanın çoğalması durgun su birikintileri yarattı,
the proliferation of open fields and irrigation: geniş çaplı artış
Proliferation, benzer şeylerin sayısının veya yayılımının hızlı ya da kapsamlı biçimde artmasını anlatan resmî bir isimdir. Buradaki ifade, açık tarlalar ile sulama uygulamalarının veya sistemlerinin çok daha yaygın hâle geldiğini söyler; yalnızca var olduklarını belirtmez. Tekrar kullanılabilen yapı the proliferation of + isim öbeğidir. Artışın kendisini cümlenin öznesi yapar; dolayısıyla su birikintilerini oluşturan, bu gelişmenin bütünüdür.
Alıştırma
Bu cümlede proliferation neyi vurguluyor?
- Tarlalar ve sulama çok daha yaygın hâle geldi.
- Sulama sistemleri açık tarlalarda bulunuyordu.
- Tarlalar ve sulama artık mevcut değildi.
Cevabı göster
Tarlalar ve sulama çok daha yaygın hâle geldi.
which brought mosquitoes and in turn malaria, Anlatım akışı
1:52bunlar da sivrisinekleri ve dolayısıyla tarihin en eski ve en ölümcül hastalıklarından biri olan
standing pools of water: akmayan su birikintileri
standing pools of water ifadesinde standing, suyun hareketsiz kaldığını veya akmadığını belirten bir sıfattır. İfadenin tamamı, ayrı yerlerde birikmiş su alanlarını anlatır; suyun kelimenin gerçek anlamıyla dik durduğunu söylemez. Tekrar kullanılabilen doğal eşleşme standing water ifadesidir. Bu bağlamda durgun su birikintileri sivrisineklere üreme alanı sağlar; sıtmayla bağlantı da buradan gelir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki ifadeyle tamamlayın: After the storm, empty any ____ from the buckets so mosquitoes cannot breed.
Cevabı göster
standing water
in turn: neden-sonuç zincirinin sonraki halkası
Burada in turn, bir neden-sonuç zincirindeki bir sonraki sonucu gösterir: Bir şey sivrisineklerin ortaya çıkmasına yol açmış, sivrisinekler de ardından sıtmaya neden olmuştur. Bu cümlede insanların veya nesnelerin sırayla hareket etmesi değil, “bunun ileri bir sonucu olarak” anlamı vardır. Bir sonucun başka bir sonucun nedeni hâline geldiğini göstermek için kullanılır: A causes B, which in turn causes C. Dinleyenin zinciri bir adımdan diğerine takip etmesine yardımcı olur.
Alıştırma
Hangi cümlede in turn bir neden-sonuç zincirinin sonraki halkasını gösterir?
- During the drill, the teams entered the room in turn.
- The two nurses took turns checking the patient.
- Heavy rain caused road closures, which in turn delayed food deliveries.
Cevabı göster
Heavy rain caused road closures, which in turn delayed food deliveries.
We don't know exactly how many early farmers malaria killed Dilbilgisi
1:58Sıtmanın ilk çiftçilerden tam olarak kaçını öldürdüğünü
or how many it left vulnerable to other lethal infections, Kalıp ifadeler
2:03ya da kaçını diğer ölümcül enfeksiyonlara karşı savunmasız bıraktığını bilmiyoruz,
We don't know exactly how many ... or how many ...: paralel dolaylı sorular
We don't know exactly how many ... or how many ... kalıbı iki dolaylı soruyu birbirine bağlar. İki sayının bilinmediğini belirtir: sıtmanın öldürdüğü ilk çiftçilerin sayısı ve diğer enfeksiyonlara karşı savunmasız bıraktığı kişilerin sayısı. We don't know ifadesinden sonra gelen her how many yan cümlesi, doğrudan soru devrikliği yerine bildirme cümlesi söz dizimini kullanır: how many early farmers malaria killed denir; how many early farmers did malaria kill denmez. İkinci yan cümlede how many ifadesinden sonra early farmers sözleri bağlamdan anlaşılır, bu yüzden tekrarlanmaz.
Alıştırma
Hangi cümle We don't know ifadesinden sonra iki dolaylı how many sorusunu doğru biçimde birleştirir?
- We don't know how many people the storm displaced or how many it left without power.
- We don't know how many people did the storm displace or how many did it leave without power.
- We don't know did the storm displace how many people or did it leave how many without power.
Cevabı göster
We don't know how many people the storm displaced or how many it left without power.
leave someone vulnerable to something: birini bir tehlikeye karşı savunmasız bırakmak
leave someone vulnerable to something yapısında leave, “ayrılmak” değil, “birinin veya bir şeyin belirli bir durumda kalmasına neden olmak” anlamına gelir. Vulnerable, nesnenin ortaya çıkan durumunu açıklayan bir nesne tümlecidir; to ise tehlikeyi tanıtır. Bu cümlede it, malaria yani sıtmayı ifade eder: sıtma bazı insanları diğer ölümcül enfeksiyonlara karşı daha açık hâle getirmiş veya bu enfeksiyonlara direnme yeteneklerini azaltmıştır. Bu yapı, bir durumun başka bir tehdide karşı devam eden bir risk yarattığını göstermek için kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi leave ... vulnerable to yapısının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The missing security patch ____ users ____ cyberattacks.
Cevabı göster
left · vulnerable to
to spread through humanity's next major development, urbanization.
2:10insanlığın bir sonraki büyük gelişimi olan kentleşme boyunca yayılmaya devam ettiğini biliyoruz.
can only circulate so long before running out of hosts. Notlar
2:19konakçıları tükenmeden önce sadece belli bir süre dolaşımda kalabilir.
can only ... so long before ...: sonuçtan önceki süre sınırı
can only + fiil + so long before + sonuç yapısı, bir eylemin veya durumun sınırlı bir süre devam edebileceğini ve ardından belirtilen sonucun ortaya çıkacağını anlatır. Burada circulate, hastalıkların konakları tükenene kadar yayılmaya devam edebileceği anlamına gelir. Bu yapıda so long, “sınırlı bir süre boyunca” demektir. so long before ifadesini “çok daha önce” veya “uzun zaman önce” anlamındaki long before ile aynı şekilde yorumlamayın.
Alıştırma
can only ... so long before ... yapısını tamamlayın: A temporary repair can only hold ____ it fails again.
Cevabı göster
so long before
running out of hosts: enfekte edilecek konakların tükenmesi
Run out of something, genellikle mevcut stok tükendiği için bir şeyden artık kalmaması demektir. Burada running out of hosts, hastalığın enfekte edebileceği yeni insan veya başka canlıların sonunda çok azalması ve bu yüzden aynı şekilde yayılmayı sürdürememesi anlamına gelir. Hastalık bağlamında host, bir patojenin enfekte edebildiği ve içinde yaşayabildiği ya da çoğalabildiği “konak” canlıdır. Burada etkinlik sunucusu, program sunucusu veya misafir ağırlayan kişi anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi run out of ile tamamlayın: During the storm, the shelter began to ____ bottled water.
Cevabı göster
run out of
But in densely populated regions with high birth rates,
2:23Ancak yüksek doğum oranlarına sahip yoğun nüfuslu bölgelerde,
fast-evolving viruses like the flu can continually infect new individuals
2:26grip gibi hızla evrimleşen virüsler sürekli olarak yeni bireyleri enfekte edebilir
morph into various strains: çeşitli suşlara dönüşmek
Morph into, belirgin biçimde farklı bir şekle, türe veya niteliğe dönüşmek demektir. Bu evrim bağlamında ifade, virüs popülasyonlarının zamanla değişip farklı suşlar oluşturmasını anlatır. Morph, dönüşümü nötr become fiiline göre daha canlı gösterir. Burada strain, belirli özelliklere sahip, genetik olarak farklı bir virüs varyantı veya alt türüdür. Duygusal baskı ya da kas zorlanması anlamına gelmez.
Alıştırma
"The virus morphed into several new strains," cümlesinde morphed into ... strains ne anlama gelir?
- Virüs zamanla değişti ve birbirinden farklı birkaç varyant geliştirdi.
- Virüs çeşitli kaynaklardan duygusal baskı gördü.
- Virüs birkaç kişinin kaslarını zorlamasına neden oldu.
Cevabı göster
Virüs zamanla değişti ve birbirinden farklı birkaç varyant geliştirdi.
medical science hadn't advanced enough to effectively treat or even distinguish these variants, Dilbilgisi
2:36tıp bilimi bu varyantları etkili bir şekilde tedavi edecek veya hatta birbirinden ayıracak kadar ilerlememişti
hadn't advanced enough to effectively treat: geçmişteki bir gelişim sınırı
Hadn't advanced enough to effectively treat ifadesi, tıp biliminin etkili tedavi için gereken düzeye henüz ulaşmadığını anlatır. Enough to + fiilin yalın hâli, gelişim derecesiyle bu derecenin mümkün kıldığı eylemi birbirine bağlar; effectively ise tedavinin ne kadar etkili olacağını belirtir. Hadn't advanced, past perfect yapısındadır. Büyük yerleşim alanlarının yaygınlaşması gibi başka bir geçmiş noktadan daha önceki gelişime bakar ve gereken ilerlemenin o zamana kadar hâlâ tamamlanmadığını gösterir. Bu çerçeve, tarihin belirli bir aşamasında bir şeyin neden henüz mümkün olmadığını açıklamak için kullanılabilir.
Alıştırma
Advance fiilinin past perfect biçimiyle enough to yapısını kullanarak cümleyi tamamlayın: By 1950, the technology ____ detect such a weak signal.
Cevabı göster
hadn't advanced enough to
nor was it prepared to deal with one of the deadliest pandemics of all time, Dilbilgisi
2:42ve tüm zamanların en ölümcül pandemilerinden biri olan
nor was it prepared to deal with: ikinci bir olumsuz nokta eklemek
Nor was it prepared to deal with, önceki olumsuz ifadeyi sürdürür ve ikinci bir olumsuz bilgi ekler: Tıp bilimi de salgınla başa çıkmaya hazır ya da bunun için yeterli donanıma sahip değildi. It, medical science ifadesine gönderme yapar; prepared to deal with ise zor bir duruma karşılık vermeye veya onu yönetmeye hazır olmak demektir. Nor bu ikinci yan cümlenin başında olduğunda İngilizcede devrik yapı kullanılır: nor + be fiili veya yardımcı fiil + özne. Bu yüzden doğru sıra nor was it prepared şeklindedir; nor it was prepared değildir.
Alıştırma
Resmî cümleyi nor ve doğru devrik sözcük sırasıyla tamamlayın: The hospital was not well funded; ____ prepared to handle the sudden outbreak.
Cevabı göster
nor was it
the Black Death: belirli bir tarihsel pandemi
The Black Death, 14. yüzyılda Avrupa, Asya ve Kuzey Afrika'nın büyük bir bölümüne yayılan yıkıcı veba pandemisinin yerleşik tarihsel adıdır. Bu cümlede genel bir ölüm türünü değil, belirli bir tarihsel olayı ifade eder. Bu adı tanımak, konuşmacının onu neden tarihin en ölümcül pandemilerinden biri olarak sunduğunu anlamanızı sağlar.
Alıştırma
Bir tarih yazısında the Black Death neyi ifade eder?
- Siyah renkle bağlantılı herhangi bir ölüm
- 14. yüzyıldaki belirli bir veba pandemisi
- Modern bir mevsimsel grip türü
Cevabı göster
14. yüzyıldaki belirli bir veba pandemisi
reducing the global population from 475 million to roughly 350 million. Dilbilgisi
2:55küresel nüfusu 475 milyondan kabaca 350 milyona düşürdü.
swept Asia, Africa, and Europe: bölgelere hızla yayılma
Burada swept, “geniş bir alana hızla yayıldı ve orayı etkiledi” anlamına gelir. Veba, çok büyük bir alan boyunca ilerleyen güçlü bir kuvvet gibi betimlenir; bu nedenle ifade hızı, kapsamı ve etkiyi vurgular. Gerçek anlamda temizlik yapıldığını anlatmaz. Sweep, sweep Europe örneğinde olduğu gibi doğrudan bir yer adı alabilir ya da sweep through/across + yer yapısında kullanılabilir. Bu mecaz yapısında özne çoğunlukla hastalık, yangın, fırtına, hareket veya eğilim olur.
Alıştırma
Hangi cümlede swept, “geniş bir alana hızla yayılmak” anlamında kullanılmıştır?
- The committee carefully reviewed one local report.
- The caretaker swept the hallway after lunch.
- The wildfire swept through several mountain communities overnight.
Cevabı göster
The wildfire swept through several mountain communities overnight.
reducing ... from ... to ...: sonuç ve sayısal azalma
Burada reducing ..., vebanın üç bölgeye yayılmasının sonucunu veren -ing biçimli bir ortaç yan cümlesidir. Ana cümleye bağlıdır; ayrı ve bağımsız bir cümle oluşturmaz. reduce something from A to B kalıbı, bir azalmadan önceki ve sonraki miktarı belirtir: from 475 million başlangıç değerini, to roughly 350 million ise yaklaşık son değeri gösterir.
Alıştırma
Cümleyi reduce fiilinin -ing biçimi ve from ... to kalıbıyla tamamlayın: The upgrade cut energy use, ____ it ____ 800 units ____ 500 units a month.
Cevabı göster
reducing · from · to
the plague didn't cross the Atlantic until Europeans did in the late 1400s. Dilbilgisi
3:05veba da 1400'lerin sonlarında Avrupalılar geçene kadar Atlantik'i geçemedi.
Afro-Eurasian diseases: Afrika, Avrupa ve Asya'nın bağlantılı bölgesi
Afro-Eurasian, Afro- ile Eurasian sözcüklerini birleştirir. Bu tarihsel bağlamda Afrika, Avrupa ve Asya'nın birbirine bağlı bölgeleriyle ilişkili hastalıkları anlatır; tek bir modern ülkenin, etnik grubun ya da halkın adı değildir. Bu ifade, Amerika kıtalarıyla coğrafi bir karşıtlık kurar. Atlantik Okyanusu, bu hastalık bölgesiyle Amerika kıtaları arasındaki teması uzun süre sınırlamıştı; cümle de 1400'lerin sonlarındaki Avrupa geçişlerini dönüm noktası olarak gösterir.
Alıştırma
Bu cümlede Afro-Eurasian diseases neyi ifade eder?
- Afrika, Avrupa ve Asya'nın birbirine bağlı bölgeleriyle ilişkili hastalıklar
- Afro-Eurasia adlı modern bir ülkeden gelen hastalıklar
- yalnızca Atlantik kıyısında bulunan hastalıklar
Cevabı göster
Afrika, Avrupa ve Asya'nın birbirine bağlı bölgeleriyle ilişkili hastalıklar
didn't ... until Europeans did: olumsuz until yapısı ve yerine kullanılan did
didn't ... until ... kalıbı, bir olayın until'den sonra belirtilen zaman ya da olaydan önce gerçekleşmediğini anlatır. Burada veba, 1400'lerin sonlarında Avrupalılar Atlantik'i geçmeden önce Atlantik'i geçmemiştir. Europeans did ifadesindeki did, tekrarı önlemek için daha önceki crossed the Atlantic fiil grubunun yerine geçer. Belirsiz bir biçimde bir şey yaptılar anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi simple past zamanındaki olumsuz until yapısı ve fiilin yerine geçen did ile tamamlayın: The backup server ____ start until the main server ____.
Cevabı göster
didn't · did
But at the height of the plague in Europe, Asia, and North Africa, Kalıp ifadeler
3:10Ancak vebanın Avrupa, Asya ve Kuzey Afrika'daki en yoğun döneminde
at the height of the plague: vebanın zirve dönemi
At the height of the plague, salgının en şiddetli ve yaygın olduğu dönem anlamına gelir. Bu cümlede ifade, Avrupa, Asya ve Kuzey Afrika'da enfeksiyonun neredeyse kesin olduğu iddiasının zaman çerçevesini belirler. Buradaki height mecazidir: yerden fiziksel yüksekliği değil, bir olayın ya da durumun zirve aşamasını anlatır. at the height of + isim kalıbı; kriz, savaş, eğilim veya kariyerin en yoğun, etkin ya da etkili aşamasını tanımlayabilir.
Alıştırma
Cümleyi at the height of ile tamamlayın: ____ the storm, emergency lines were overwhelmed.
Cevabı göster
At the height of
and the plague's fatality rate ranged from 30 to 75%. Kelime
3:16ve vebanın ölüm oranı %30 ila %75 arasında değişiyordu.
fatality rate ranged from 30 to 75%: vaka ölüm oranı %30 ile %75 arasında değişiyordu
Bu hastalık bağlamında fatality rate, hastalığa yakalanan kişiler ya da ilgili vakalar içinde bu hastalık nedeniyle ölenlerin oranıdır. Toplam ölüm sayısını değil, bir yüzdeyi ifade eder. Ranged from 30 to 75%, tek bir kesin sayı yerine bir alt ve bir üst sınır verir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp a rate ranges from A to B şeklindedir. Burada geçmişteki bir durum anlatıldığı için ranged geçmiş zamandadır.
Alıştırma
Bir aralığı belirten standart yapıyı tamamlayın: The estimated cost ranges ____ 2 million dollars ____ 5 million dollars.
Cevabı göster
from · to
the illness wasn't equally distributed among the population.
3:22hastalık nüfus arasında eşit olarak dağılmamıştı.
Many wealthy lords and landowners were able to stay safe by hiding away in their spacious homes.
3:25Birçok zengin lord ve toprak sahibi, geniş evlerine saklanarak güvende kalmayı başardı.
this kind of class disparity began reflecting who had access to medical care, Notlar
3:34bu tür sınıf eşitsizliği kimin tıbbi bakıma erişimi olduğunu yansıtmaya başladı
class disparity: toplumsal sınıflar arasındaki eşitsizlik
Class disparity, toplumsal veya sosyoekonomik gruplar arasındaki eşitsiz bir farkı ifade eder. Burada class, okul sınıfı değil toplumsal konum anlamındadır; disparity ise küçük bir farktan ziyade önemli bir eşitsizliğe işaret eder. Ardından gelen who had access to medical care bölümü, bu eşitsizliğin hangi alanda ortaya çıktığını belirtir. Bu ifade, toplumsal sınıflar arasındaki erişim, kaynak, fırsat veya sonuç eşitsizliklerini tartışırken kullanılabilir.
Alıştırma
Class disparity bu bağlamda ne anlama geliyor?
- class disparity — iki okul ders programı arasındaki küçük bir fark
- class disparity — iki öğrenci grubu arasındaki anlaşmazlık
- class disparity — toplumsal veya sosyoekonomik gruplar arasındaki eşitsiz bir fark
Cevabı göster
class disparity — toplumsal veya sosyoekonomik gruplar arasındaki eşitsiz bir fark
access to medical care: sağlık hizmetlerine erişim
Bu cümlede access to medical care, tedaviye veya sağlık hizmetlerine gerçekten ulaşma fırsatı ve imkânı anlamına gelir. Bu durum maliyete, mesafeye, hizmetin bulunabilirliğine ve uygunluk koşullarına bağlı olabilir; yalnızca bir hastanenin var olması yeterli değildir. Yapı have access to + isim şeklindedir. who had access to medical care, “kim gerçekten sağlık hizmeti alabiliyordu” demektir. Bu isim grubunda to bir edattır; bu nedenle ardından fiilin -ing biçimi de gelebilir.
Alıştırma
“Sağlık hizmetlerini alabilmek” anlamına gelen tam ifadeyi yazın: People in remote areas may not ____.
Cevabı göster
have access to medical care
and that divide became particularly apparent during the reign of our next deadly disease. Deyimler
3:40ve bu ayrım, bir sonraki ölümcül hastalığımızın hüküm sürdüğü dönemde özellikle belirginleşti.
during the reign of our next deadly disease: hastalığı hükmeden bir güç olarak anlatmak
during the reign of our next deadly disease ifadesi, hastalığı bir hükümdar gibi kişileştirir. Reign sözcüğü gerçek anlamıyla bir hükümdarın yönetimde olduğu dönemi belirtir; burada ise hastalığın yaygın olduğu ve toplumu güçlü biçimde etkilediği dönem anlamına gelir. Buradaki our next, anlatıcının sıralamasındaki bir sonraki hastalığı, yani tüberkülozu belirtir. Dramatik metafor hastalığın hâkimiyetini vurgular ve anlatımı sonraki konuya taşır. Hastalığın gerçek bir siyasi gücü olduğunu iddia etmez.
Alıştırma
during the reign of our next deadly disease bu cümlede nasıl bir etki oluşturuyor?
- Hastalığın yasal olarak hükümdar olduğunu söyler.
- Hastalığın resmî tıbbi adını tarafsız biçimde verir.
- Hastalığı bir döneme hükmeden yönetici gibi kişileştirir.
Cevabı göster
Hastalığı bir döneme hükmeden yönetici gibi kişileştirir.
tuberculosis was already one of the most common causes of death in Europe and the Americas.
3:48tüberküloz Avrupa ve Amerika'da en yaygın ölüm nedenlerinden biriydi.
But the Industrial Revolution led to working and living conditions that were overcrowded and poorly ventilated, Notlar
3:54Ancak Sanayi Devrimi, aşırı kalabalık ve yetersiz havalandırılan çalışma ve yaşam koşullarına yol açarak,
Industrial Revolution: yaşam koşullarının tarihsel bağlamı
The Industrial Revolution, 18. yüzyılın sonlarında başlayan, makine destekli üretim ile fabrika işçiliğinin hızla büyüdüğü ve kentler ile günlük yaşamı değiştirdiği tarihsel dönemi ifade eder. Burada daha sonra anlatılan koşulların tarihsel nedenini verir: fabrikaların ve kentlerin büyümesi, birçok işçiyi kalabalık ve yetersiz havalandırılan iş yerleri ile konutlarda topladı. Revolution, özel bir tarihsel adın parçasıdır; genel anlamda herhangi bir ayaklanmayı ifade etmez.
Alıştırma
Bu cümlede the Industrial Revolution nasıl bir işlev görüyor?
- Havalandırmayı iyileştirmek için icat edilmiş bir teknolojiyi anlatır.
- Aşırı kalabalık ve yetersiz havalandırılan koşulların tarihsel nedenini belirtir.
- Fabrika işçilerinin siyasi bir ayaklanmasının adını verir.
Cevabı göster
Aşırı kalabalık ve yetersiz havalandırılan koşulların tarihsel nedenini belirtir.
led to working and living conditions: neden-sonuç yapısı
Led to, lead to ifadesinin geçmiş zaman biçimidir ve “neden oldu” ya da “sonucunu doğurdu” anlamına gelir. Neden olan the Industrial Revolution ile sonuç olan working and living conditions ifadelerini birbirine bağlar. Ardından that ile başlayan yan cümle, bu koşulları aşırı kalabalık ve yetersiz havalandırılmış olarak tanımlar. Bu yapıda to bir edattır. To'dan sonra başlayıp that yan cümlesinden önce biten working and living conditions bütünü bir isim öbeğidir; working ve living sözcüklerinin ikisi de conditions sözcüğünü niteler. Working sözcüğünü amaç bildiren bir mastarın başlattığı fiil olarak yorumlamayın.
Alıştırma
Cümleyi lead to ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: A wiring fault ____ a power outage.
Cevabı göster
led to
overcrowded and poorly ventilated: aşırı kalabalık ve yetersiz havalandırılmış
Overcrowded, bir yerde rahat veya güvenli biçimde barındırılabilecek sayıdan daha fazla insan bulunduğunu belirtir. Poorly ventilated ise yeterli temiz havanın alana girmediğini ve içeride dolaşmadığını belirtir. Yan yana kullanılan bu iki sıfat, çalışma ve yaşam koşullarındaki iki ayrı sağlık riskini anlatır: aşırı insan yoğunluğu ve zayıf hava akışı. Burada poorly, ventilated sözcüğünü niteler; koşulların genel olarak sadece “kötü” olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi yer en iyi overcrowded and poorly ventilated ifadesiyle tanımlanır?
- Az kişinin bulunduğu, pencereleri açık geniş bir oda.
- Sürekli hafif rüzgâr alan hareketli bir açık hava meydanı.
- İnsanlarla dolu ve çok az temiz hava alan küçük bir oda.
Cevabı göster
İnsanlarla dolu ve çok az temiz hava alan küçük bir oda.
turning TB into an epidemic that killed a quarter of Europe's adult population. Dilbilgisi
4:01Tüberküloz'u Avrupa'nın yetişkin nüfusunun dörtte birini öldüren bir salgına dönüştürdü.
turning TB into an epidemic: ettirgen turn A into B yapısı
Turn A into B, “A'nın B olmasına yol açmak” anlamına gelir. Bu cümlede daha önce anlatılan çalışma ve yaşam koşulları, TB'nin —tuberculosis, yani tüberkülozun— geniş çaplı bir salgına dönüşmesine neden olmuştur; turning fiziksel olarak döndürmeyi anlatmaz. turning TB into an epidemic biçimindeki -ing yapısı, önceki durumun sonucunu sunar. “Böylece TB'nin bir salgına dönüşmesine neden olarak” şeklinde anlaşılabilir.
Alıştırma
Cümleyi turn A into B yapısının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The renovation ____ the old station ____ a public library.
Cevabı göster
turned · into
a quarter of Europe's adult population: bir bütünün dörtte biri
A quarter, dört eşit parçadan biri, yani %25 demektir. a quarter of + isim öbeği yapısı, bu %25'in hangi bütün üzerinden hesaplandığını gösterir. Bu cümlede bütün, Europe's adult population ifadesidir. Salgın bu grubun %25'ini öldürmüştür; dolayısıyla quarter burada bir zaman dilimini veya madeni parayı değil, oranı ifade eder.
Alıştırma
a quarter ifadesinden sonra bütünü tanıtan sözcüğü getirerek cümleyi tamamlayın: Exactly ____ the 200 seats were occupied.
Cevabı göster
a quarter of
The unhealthiest environments were largely populated by impoverished individuals who often went untreated Notlar
4:07En sağlıksız ortamlar büyük ölçüde, çoğunlukla tedavi görmeyen yoksul bireyler tarafından iskan edilirken,
impoverished individuals: yoksulluk içindeki insanlar için resmî bir ifade
Impoverished individuals, yeterli parası ve maddi kaynağı olmayan insanlar demektir. Impoverished genellikle yalnızca geçici bir nakit sıkıntısını değil, ciddi veya devam eden yoksulluğu ifade eder. Burada individuals, insanlardan söz etmenin resmî bir yoludur. İfade bir bütün olarak cümleye nesnel ve kurumsal bir ton verirken sağlıksız koşullardan ve tedavi eksikliğinden etkilenen kişileri belirtir.
Alıştırma
Resmî bir halk sağlığı raporunda impoverished individuals ifadesine en uygun açıklama hangisidir?
- Pahalı bir şeyi almamayı seçen kişiler
- Ciddi veya uzun süreli maddi kaynak eksikliği yaşayan kişiler
- Bugün yanına nakit almayı unutan kişiler
Cevabı göster
Ciddi veya uzun süreli maddi kaynak eksikliği yaşayan kişiler
often went untreated: go + past participle
Burada often went untreated, bu kişilerin sık sık tıbbi tedavi görmediği anlamına gelir. Went hareket etmeyi anlatmaz; go + past participle, birinin ya da bir şeyin belirli bir durumda kaldığını veya sonunda o duruma geldiğini gösterebilir. Bu yapı çoğunlukla bir sorunun çözümsüz bırakıldığını anlatır: bir belirti go unnoticed, bir soru ise go unanswered olabilir. Geçmiş zamandaki went untreated, bu kişilerin tekrar tekrar yaşadığı durumu anlatır.
Alıştırma
Cümleyi “tedavi görmedi” anlamına gelecek şekilde go fiilinin geçmiş biçimi + past participle ile tamamlayın: Because the clinic was closed, her wound ____ for days.
Cevabı göster
went untreated
while doctors provided wealthier victims with the era's most cutting-edge care. Kelime
4:13doktorlar daha varlıklı kurbanlara dönemin en ileri tedavisini sunuyordu.
the era's most cutting-edge care: kendi dönemi için en ileri bakım
The era's most cutting-edge care ifadesinde era's, karşılaştırmanın zaman ölçütünü belirler: bakım, o tarihsel dönemde mevcut olan en ileri seçenekler arasındaydı, ancak bugünün ölçütlerine göre ileri olmak zorunda değildir. Cutting-edge, gelişimin en yeni veya en ileri aşamasında olmayı anlatan mecazi bir bileşik sıfattır. Burada care sözcüğünü niteler ve dönemin önde gelen bilgi, yöntem veya teknolojilerini kullanan tıbbi bakımı ifade eder.
Alıştırma
Cümleyi, derste geçen ve “gelişimin ön saflarında” anlamına gelen kısa çizgili sıfatla tamamlayın: The lab uses ____ imaging technology.
Cevabı göster
cutting-edge
even eradicating the centuries-old viral threat of smallpox.
4:23ve hatta yüzyıllardır süren çiçek hastalığı virüs tehdidini ortadan kaldırdı.
The advent of vaccination alongside improvements in nutrition and hygiene Kelime
4:27Beslenme ve hijyendeki gelişmelerin yanı sıra aşılamanın ortaya çıkması,
The advent of vaccination: önemli bir ortaya çıkışı anlatan resmî ifade
the advent of vaccination ifadesinde advent, aşılamanın önemli bir halk sağlığı gelişmesi olarak ortaya çıkması veya yaygınlaşması anlamına gelir. Bu ifade, aşılamayı toplumu etkilemeye başlayan yeni bir gelişme olarak sunar. the advent of + isim kalıbı; bir teknoloji, sistem veya dönem ortaya çıkıp büyük bir değişim getirdiğinde kullanılabilir. Yalnızca başlangıç tarihini belirtmez; çoğu zaman tarihsel önemi de vurgular.
Alıştırma
“……ın ortaya çıkışı” anlamındaki hedef ifadeyle resmî tarih cümlesini tamamlayın: ____ commercial aviation transformed long-distance travel.
Cevabı göster
The advent of
have helped people live longer lives on average.
4:32insanların ortalama olarak daha uzun yaşamasına yardımcı oldu.
can help us tackle new outbreaks in record time. Kalıp ifadeler
4:40yeni salgınlarla rekor sürede başa çıkmamıza yardımcı olabilir.
rapid testing and mRNA vaccines: iki halk sağlığı teknolojisi
rapid testing, hızlı sonuç verebilen testleri veya test sistemlerini ifade eder. Rapid, sonucun elde edilme hızını anlatır; testin özensiz ya da bilim dışı olduğu anlamına gelmez. mRNA vaccines, hücrelere bir protein antijeni üretme talimatı vermek ve böylece bağışıklık tepkisinin oluşmasına yardımcı olmak için haberci RNA kullanan aşılardır. Cümlede rapid testing ve mRNA vaccines, and ile bağlanan ve tıbbi ilerleme alanlarını adlandıran iki isim öbeğidir.
Alıştırma
Bu cümlede rapid testing and mRNA vaccines neyi ifade ediyor?
- Yalnızca RNA tespiti için kullanılan testler ve enfeksiyon başladıktan sonra onu tedavi eden ilaçlar
- Hızlı sonuç verebilen testler ve haberci RNA teknolojisine dayanan aşılar
- Yüksek hızda yapılan özensiz testler ve her tür geleneksel aşı
Cevabı göster
Hızlı sonuç verebilen testler ve haberci RNA teknolojisine dayanan aşılar
in record time: olağanüstü kısa sürede
In record time, “son derece kısa bir sürede” anlamına gelir ve çoğu zaman beklenenden çok daha yüksek bir hızı vurgular. Burada yeni salgınlarla ne kadar hızlı mücadele edilebileceğini anlatır; “kaydedilmiş bir zamanın içinde” anlamına gelmez. İfade zarf görevi görür ve genellikle eylemden sonra gelerek eylemin tamamlanma veya sonuç verme hızını belirtir; tackle new outbreaks in record time örneğinde olduğu gibi.
Alıştırma
Cümleyi “beklenenden çok daha hızlı” anlamına gelen tam ifadeyle tamamlayın: The firefighters brought the blaze under control ____.
Cevabı göster
in record time
countless regions around the world remain unable to access vaccines, Dilbilgisi
4:44dünya çapında sayısız bölge aşılara hala erişemiyor
leaving them vulnerable to older threats. Dilbilgisi
4:48ve bu da onları daha eski tehditlere karşı savunmasız bırakıyor.
remain unable to access vaccines: devam eden bir durum
Remain + sıfat, değişmeden devam eden bir durumu anlatır. Remain unable to access vaccines ifadesinde unable to access vaccines sıfat tamamlayıcısıdır; dolayısıyla cümle, bu bölgelerin daha önce aşı elde edemediğini ve hâlâ edemediğini söyler. Burada access, gerekli bir kaynağı elde etmek ve kullanabilmek anlamında bir fiildir. Başka durumlara aktarılabilen yapı remain + sıfat yapısıdır; remain closed veya remain uncertain örneklerinde olduğu gibi.
Alıştırma
Zorluğun devam ettiğini göstermek için remain kullanan üç sözcüklü yapıyla cümleyi tamamlayın: Even after the update, some users ____ access their accounts.
Cevabı göster
remain unable to
Sonuç bildiren leaving them vulnerable to older threats
Burada leaving them vulnerable to older threats, önceki durumun sonucunu anlatır: birçok bölge aşılara erişemediği için uzun zamandır var olan hastalıkların tehlikelerine açık kalır. Them, bu bölgeleri ve daha geniş anlamda oralarda yaşayan insanları ifade eder. Virgülden sonraki -ing yan cümlesi bir sonuç yapısıdır. Leave, leave + object + adjective phrase kalıbını izler; leave them vulnerable, “onları güvensiz veya tehlikeye açık bir durumda bırakmak” demektir. Buradaki leaving, fiziksel olarak bir yerden ayrılmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle sonucu göstermek için virgül + -ing yapısını ve leave + object + vulnerable to kalıbını doğru kullanır?
- The power cut disabled the pumps, and the town left vulnerable from flooding.
- The power cut disabled the pumps, leaving the town vulnerable to flooding.
- The power cut disabled the pumps, leaving flooding vulnerable to the town.
Cevabı göster
The power cut disabled the pumps, leaving the town vulnerable to flooding.
Malaria still takes the lives of over 600,000 people every year, Kalıp ifadeler
4:51Sıtma hala her yıl 600.000'den fazla insanın hayatını alıyor
Ölüme neden olmayı resmî biçimde anlatan takes the lives of ...
Take the life of someone, “o kişinin ölümüne neden olmak” anlamına gelir; birden fazla kişi için take the lives of kullanılır. Bu cümlede ölümlerin nedeni sıtmadır; dolayısıyla takes the lives of over 600,000 people, hastalığın her yıl 600.000'den fazla insanı öldürdüğü anlamına gelir. Bu, take fiilinin bir şeyi taşımak veya almak şeklindeki sıradan anlamından farklı, ciddi bir kalıplaşmış ifadedir. Özne Malaria tekil olduğu için takes, ölen kişi sayısı çok olduğu için lives çoğuldur.
Alıştırma
Hangi cümle ölümlerle ilgili resmî bir haberde take the lives of ifadesini doğal biçimde kullanır?
- The earthquake took the life from hundreds people.
- The earthquake took the lives of hundreds of people.
- The earthquake took hundreds of people to their lives.
Cevabı göster
The earthquake took the lives of hundreds of people.
with 96% of deaths occurring in communities across Africa. Dilbilgisi
4:57ve ölümlerin %96'sı Afrika'daki topluluklarda meydana geliyor.
with 96% of deaths occurring: with + isim öbeği + -ing yapısı
with 96% of deaths occurring... ifadesinde with, “birlikte” anlamına gelmek yerine ana ifadeye eşlik eden ek bir bilgiyi sunar. 96% of deaths isim öbeği occurring fiilinin anlamca öznesidir; in communities across Africa ise bu ölümlerin nerede gerçekleştiği bilgisini tamamlar. with + isim öbeği + şimdiki zaman ortacı yapısı, destekleyici bir durumu bir öbek içinde sıkıştırır. Yeni bir tam yan cümle başlatmadan ana ifadeye istatistiksel dağılım eklemek için özellikle kullanışlıdır.
Alıştırma
İstatistiksel bir dağılım eklemek için with + isim öbeği + -ing yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?
- The survey reached 8,000 households, with most responses came from urban areas.
- The survey reached 8,000 households, with coming most responses from urban areas.
- The survey reached 8,000 households, with most responses coming from urban areas.
Cevabı göster
The survey reached 8,000 households, with most responses coming from urban areas.
Tuberculosis continues to infect millions,
5:01Tüberküloz milyonlarca insanı enfekte etmeye devam ediyor
almost half of whom live in Southeast Asia. Dilbilgisi
5:04ve bunların neredeyse yarısı Güneydoğu Asya'da yaşıyor.
almost half of whom: oran + of whom
Almost half of whom, enfekte olan milyonlarca kişi hakkında ek bilgi veren sınırlayıcı olmayan bir ilgi cümleciği başlatır. Whom bu kişilere gönderme yapar; burada soru sözcüğü değildir. Live çoğuldur çünkü anlam “bu kişilerin neredeyse yarısı yaşıyor...” şeklindedir. Yeniden kullanılabilen kalıp, many of whom veya one third of whom örneklerinde olduğu gibi miktar ya da oran + of whom + cümlecik biçimindedir. Özellikle resmî bilgilendirici yazılarda, daha önce sözü edilen bir insan grubunun bir bölümünün nasıl dağıldığını veya tanımlandığını belirtmek için kullanılır.
Alıştırma
Katılımcıların %50'sinden biraz daha azının başlangıç düzeyinde olduğunu anlatan resmî cümleyi tamamlayın: The course had 40 participants, almost ____ were beginners.
Cevabı göster
half of whom
Addressing these ailments and those yet to emerge Dilbilgisi
5:07Bu rahatsızlıkları ve henüz ortaya çıkmamış olanları ele almak,
will require scientists to develop new and more effective medicines.
5:10bilim insanlarının yeni ve daha etkili ilaçlar geliştirmesini gerektirecektir.
those yet to emerge: henüz ortaya çıkmamış olanlar
Bu cümlede those, tekrarı önlemek için çoğul ailments adının yerini tutar. Bu nedenle those yet to emerge, henüz ortaya çıkmamış hastalıklar anlamına gelir. Buradaki yet, bir şeyin şimdiye kadar gerçekleşmediğini belirtir; but anlamındaki bağlaç değildir. İsim veya zamir + yet to + fiilin yalın hâli yapısı, beklenen ya da mümkün olan bir olayın söz konusu kişi veya şey için şimdiye kadar gerçekleşmediğini anlatır. those that have not emerged yet gibi bir ilgi cümleciğinin daha kısa bir alternatifidir.
Alıştırma
Hangi cümlede those yet to emerge, şimdiye kadar ortaya çıkmamış tehditleri belirtmek için kullanılmıştır?
- The plan addresses current threats and those unlikely to matter.
- The plan addresses current threats and those yet to emerge.
- The plan addresses current threats and those already eliminated.
Cevabı göster
The plan addresses current threats and those yet to emerge.
But something governments and healthcare systems can do today
5:14Ancak hükümetlerin ve sağlık sistemlerinin bugün yapabileceği bir şey,
is working to make the treatments we have already accessible to all. Kalıp ifadeler
5:18zaten sahip olduğumuz tedavileri herkes için erişilebilir hale getirmeye çalışmaktır.
working to make ... accessible to all: bir şeyi herkes için erişilebilir kılmaya çalışmak
Working to make the treatments we have already accessible to all, hâlihazırda var olan tedavileri herkesin gerçekten edinebilmesi ve kullanabilmesi için harekete geçmek anlamına gelir. Buradaki working, hükümetlerin ve sağlık sistemlerinin sürdürebileceği çabayı adlandırır. Yapı work to + fiilin yalın hâli şeklindedir ve burada ardından make + nesne + sıfat gelir: make the treatments accessible. we have already sözleri the treatments ifadesini niteler ve hâlihazırda sahip olduğumuz tedaviler anlamına gelir; to all ise kimin erişebilmesi gerektiğini belirtir.
Alıştırma
Hangi cümle, kütüphanenin her sakinin çevrim içi derslerini gerçekten edinebilmesi veya kullanabilmesi için adım attığını ifade eder?
- The library is working to make its online classes accessible to all residents.
- The library is working to make its online classes popular with all residents.
- The library is working to make all residents aware of its online classes.
Cevabı göster
The library is working to make its online classes accessible to all residents.
collaborate with local populations: yerel topluluklarla iş birliği yapmak
Collaborate with someone or a group, bir kişi ya da grupla ortak bir hedef doğrultusunda birlikte çalışmak anlamına gelir. with edatı iş birliği yapılan tarafı belirtir. Burada local populations, bir nüfus sayısını değil, etkilenen bölgede yaşayan insanları ve toplulukları ifade eder. Bu ifade, yerel halkı halk sağlığı çalışmalarının etkin ortakları olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi collaborate fiilinin doğru yapısıyla tamamlayın: The research team will ____ neighborhood leaders on the new health plan.
Cevabı göster
collaborate with
When ... / When they don't ...: paralel koşullar ve yardımcı fiille yerine koyma
When ile başlayan iki yan cümle, paralel bir koşul-sonuç yapısı oluşturur. İlk cümle iş birliğinin sonucunu verir; ikinci cümle When yapısını tekrar eder ancak koşulu tersine çevirerek olumlu ve olumsuz sonuçlar arasında belirgin bir karşıtlık kurar. Bu yapı, neden-sonuç mesajını akılda kalıcı hâle getirir ve konuşanın görüşünü vurgular. When they don't ifadesinde they, governments and scientists öbeğine gönderme yapar; don't ise collaborate with local populations ifadesinin yerine geçer. İngilizcede bir fiil öbeğini tekrar etmemek için yardımcı fiil sıklıkla bu şekilde kullanılır. Bu nedenle yan cümle eksik veya hatalı değildir.
Alıştırma
Paralel karşıtlığı, yardımcı fiilin kısaltılmış yerine geçme biçimiyle tamamlayın: When managers consult the team, decisions improve. When they ____, errors multiply.
Cevabı göster
don't
turn into a catastrophe: felaketle sonuçlanacak şekilde dönüşmek
Turn into + isim, bir değişimin sonucunu belirtir: A gelişerek B olur. Burada sorun giderek kötüleşip bir felakete dönüşebilir. Bu kalıpta turn fiziksel olarak dönme hareketini anlatmaz. A turns/can turn into B yapısı; durumların, planların, risklerin veya duyguların zaman içinde değişmesini anlatmak için kullanılabilir.
Alıştırma
Turn into ifadesini “gelişerek başka bir şeye dönüşmek” anlamında kullanan cümleyi seçin.
- Without action, the leak could turn into a major flood.
- Without action, the leak could turn at a major flood.
- Without action, the leak could turn around a major flood.
Cevabı göster
Without action, the leak could turn into a major flood.
close to a million people died of hunger even though food was still available. Dilbilgisi
5:34yiyecek hala mevcut olmasına rağmen yaklaşık bir milyon insan açlıktan öldü.
the Irish potato famine: 19. yüzyıldaki Büyük İrlanda Kıtlığı
The Irish potato famine, 19. yüzyılın ortalarında İrlanda'da yaşanan Büyük Kıtlığı ifade eder. Patates mildiyösü mahsulün büyük bölümünü yok etti ve birçok yoksul insan patatese büyük ölçüde bağımlı olduğu için kriz kitlesel açlığa, ölümlere ve göçe yol açtı. Bu cümlede olay, bir toplumda yiyecek bulunsa bile insanlar onu satın alamıyor veya ona erişemiyorsa açlıktan ölebileceklerini gösterir. Buradaki famine, her tür yiyeceğin tamamen yok olması demek değildir.
Alıştırma
Bu cümledeki the Irish potato famine ifadesini en iyi hangi açıklama tanımlar?
- Patates hasadını kutlayan yıllık bir İrlanda festivali
- Patates mahsulünün yok olması ve yiyeceğe ulaşmanın önündeki ciddi engellerle bağlantılı, 19. yüzyılda İrlanda'da yaşanan bir kıtlık
- Yaygın açlığa yol açmayan kısa süreli bir patates fiyatı değişikliği
Cevabı göster
Patates mahsulünün yok olması ve yiyeceğe ulaşmanın önündeki ciddi engellerle bağlantılı, 19. yüzyılda İrlanda'da yaşanan bir kıtlık
even though food was still available: olgusal bir karşıtlık belirtmek
Even though + yan cümlecik bir durumu gerçek olarak sunar ve ana cümledeki sonucun şaşırtıcı ya da bu gerçeğin normalde oluşturacağı beklentiye aykırı olduğunu gösterir. Burada yiyecek hâlâ vardı veya sağlanabiliyordu, ancak yaklaşık bir milyon insan açlıktan öldü. Bu cümlede available, herkesin yiyeceğe gerçekten ulaşabildiği veya onu satın alabildiği anlamına gelmez. Even though neden değil, ödünleme ilişkisi belirtir.
Alıştırma
Hangi cümle yolun buzlu olduğunu bilinen bir gerçek olarak sunup otobüsün buna rağmen vardığını söylüyor?
- Even though the road was icy, the bus arrived on time.
- Because the road was icy, the bus arrived on time.
- Even if the road were icy, the bus would arrive on time.
Cevabı göster
Even though the road was icy, the bus arrived on time.
Find out how this tragedy unfolded with this video.
5:38Bu videoyla bu trajedinin nasıl geliştiğini öğrenin.